Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Risk Analizi

Kapsül Haber Ajansı - Risk Analizi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Risk Analizi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Sel ve Su Baskınlarında Sigorta Uyarısı Haber

Sel ve Su Baskınlarında Sigorta Uyarısı

Özellikle işletmelerde meydana gelen su baskınlarının yalnızca binalarda ve ekipmanlarda fiziksel hasara değil, üretim ve faaliyetlerin durmasına bağlı ciddi mali kayıplara da yol açabildiğine dikkat çeken IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO'su Murat Çiftçi, sigortalıları hasar süreçlerinde dikkat edilmesi gereken hususlar konusunda uyardı. Çiftçi, "Sel ve su baskınlarında doğru sigorta teminatına sahip olmak kadar, hasarın ardından atılan adımlar da büyük önem taşıyor. Zamanında yapılmayan hasar bildirimleri, eksik tutulan kayıtlar ve yeterince belgelenmeyen zararlar tazminat süreçlerini zorlaştırabiliyor. Bu nedenle sigortalıların hasar öncesinde ve sonrasında nasıl hareket edeceklerini bilmeleri gerekiyor" dedi. İklim değişikliğinin etkisiyle giderek daha fazla gündeme gelen aşırı yağışlar, ani sel ve su baskınları, bireylerin ve işletmelerin karşı karşıya olduğu önemli riskler arasında yer alıyor. Son günlerde İstanbul başta olmak üzere Türkiye'nin farklı bölgelerinde yaşanan şiddetli yağışlar, özellikle yerleşim alanları, sanayi tesisleri, depolar ve ticari işletmeler açısından sel ve su baskınına karşı hazırlıklı olmanın önemini bir kez daha ortaya koydu. Sel ve su baskınları binalarda, makine ve ekipmanlarda, elektronik sistemlerde ve stoklarda ciddi maddi hasarlara neden olabiliyor. Bununla birlikte hasarın etkisi yalnızca fiziksel kayıplarla sınırlı kalmıyor. Üretimin durması, ticari faaliyetlerin aksaması, siparişlerin karşılanamaması ve ilave operasyonel giderler, işletmeler açısından hasarın mali boyutunu daha da büyütebiliyor. IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO'su Murat Çiftçi, sel ve su baskını hasarlarında sigorta poliçelerinin kapsamının doğru değerlendirilmesi, hasarın zamanında bildirilmesi ve gerekli belgelerin eksiksiz hazırlanmasının tazminat süreçlerinin sağlıklı ilerlemesi açısından kritik önem taşıdığını belirtti. "Sel hasarlarında ilk adım can güvenliği, ardından doğru hasar yönetimi" Sel ve su baskını yaşanan işletmelerde önceliğin çalışanların can güvenliğinin sağlanması olduğunu vurgulayan Çiftçi, elektrik sistemleri ve diğer tehlikeli altyapıların yetkili personel tarafından güvenli hale getirilmesi gerektiğini söyledi. Hasarın ardından gerçekleştirilen ilk müdahalelerin sigorta sürecini de doğrudan etkilediğini belirten Çiftçi, şu değerlendirmede bulundu: "Sel veya su baskını sonrasında işletmelerin bir an önce normal faaliyetlerine dönmek istemesi son derece doğal. Ancak bu süreçte hasarın doğru şekilde tespit edilmesini sağlayacak kayıtların korunması gerekiyor. Hasarlı alanların temizlenmesine, ekipmanların sökülmesine veya onarım çalışmalarına başlanmadan önce mümkün olduğunca ayrıntılı fotoğraf ve video kayıtları alınmalı. Suyun ulaştığı seviye, binaya giriş noktaları, etkilenen alanlar ve zarar gören ekipmanlar belgelenmeli. Hasarın doğru belgelenmesi, tazminat sürecinin sağlıklı ilerlemesindeki en önemli unsurlardan biri." Sigortalıların hasar bildirimlerini poliçelerinde belirtilen ihbar sürelerini dikkate alarak mümkün olan en kısa sürede gerçekleştirmeleri gerektiğini belirten Çiftçi, hasarın büyümesini önlemek amacıyla gerekli koruma ve kurtarma çalışmalarının da ihmal edilmemesi gerektiğini ifade etti. "Hasarın büyümesini önlemek için su tahliyesi, koruma ve kurtarma gibi gerekli müdahaleler yapılmalı. Ancak acil müdahaleler dışında, zarar gören ekipmanların imha edilmesi veya hurdaya ayrılması gibi işlemlerde eksper ve sigorta şirketiyle koordinasyon sağlanması önem taşıyor. Burada amaç hem işletmenin daha fazla zarar görmesini engellemek hem de hasarın nedenini ve boyutunu doğru şekilde ortaya koyabilmek." "Eksik belge ve kayıtlar tazminat süreçlerini zorlaştırabilir" Sel ve su baskını hasarlarında karşılaşılan önemli sorunlardan birinin, meydana gelen zararın kapsamının ve mali sonuçlarının yeterli belgelerle ortaya konulamaması olduğunu belirten Çiftçi, sigortalıların hasar dosyalarını sistematik şekilde hazırlamaları gerektiğine dikkat çekti. "Bir işletmede su baskını nedeniyle onlarca makine, elektronik ekipman veya stok zarar görebilir. Ancak bu zararların tazminat sürecinde sağlıklı değerlendirilebilmesi için yalnızca hasarın meydana geldiğini göstermek yeterli değil. Hangi ekipmanın zarar gördüğü, stokların miktarı ve maliyeti, hasarın niteliği, onarım veya yenileme bedelleri gibi bilgilerin de belgelenmesi gerekiyor. Bu nedenle işletmelerin güncel envanter kayıtlarını, sabit kıymet listelerini, alış faturalarını ve bakım belgelerini düzenli şekilde muhafaza etmelerini öneriyoruz." Hasar dosyasında olayın gelişimini açıklayan raporların, tarih bilgisi içeren fotoğraf ve videoların, varsa güvenlik kamerası görüntülerinin, teknik servis raporlarının ve onarım tekliflerinin bulunmasının önem taşıdığını belirten Çiftçi, su tahliyesi, temizlik ve kurtarma çalışmalarına ilişkin masrafların da kayıt altına alınması gerektiğini söyledi. Özellikle emtia ve stok hasarlarında ürün cinsi, miktarı, birim maliyeti ve kurtarılabilir değer gibi bilgilerin ayrı ayrı belgelenmesinin değerlendirme sürecine katkı sağlayacağını ifade etti. Sel nedeniyle duran işletmelerde kâr kaybı da gündeme gelebilir Sel ve su baskınlarının işletmeler açısından en önemli sonuçlarından birinin faaliyet kesintileri olduğunu belirten Çiftçi, fiziksel hasarın giderilmesinin her zaman ekonomik kaybın tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmediğini vurguladı. "Bir üretim tesisinde su baskını nedeniyle makinelerin devre dışı kalması, üretimin günlerce durmasına neden olabilir. Bu süreçte işletme yalnızca zarar gören ekipmanın onarım maliyetiyle karşılaşmaz. Üretilemeyen ürünler, gerçekleştirilemeyen satışlar, iptal edilen siparişler ve faaliyetlerin yeniden başlatılması için yapılan ilave harcamalar da önemli mali sonuçlar yaratabilir. Dolayısıyla sel ve su baskını riskini değerlendirirken yalnızca fiziksel varlıkların değil, işletmenin faaliyet sürekliliğinin de dikkate alınması gerekiyor." İş durması ve kâr kaybına ilişkin zararların her poliçede otomatik olarak karşılanmadığına dikkat çeken Çiftçi, Bu tür kayıpların sigorta kapsamında değerlendirilebilmesi için poliçede ilgili iş durması veya kâr kaybı teminatının bulunması ve zarara neden olan maddi hasarın poliçe kapsamında karşılanabilir nitelikte olması gerektiğini belirtti. Çiftçi, sözlerini şöyle sürdürdü: "İş durması veya kâr kaybı teminatı bulunan işletmelerin üretimin ne kadar süre durduğunu, hangi hatların etkilendiğini, kapasite kayıplarını, iptal edilen siparişleri ve ilave masrafları ayrıntılı şekilde kayıt altına alması gerekiyor. Geçmiş dönem üretim, satış ve maliyet verileri de bu süreçte önem taşıyor. Doğru yapılandırılmış bir sigorta programı, yalnızca fiziksel hasarın değil, faaliyet kesintisinin finansal etkilerinin yönetilmesine de katkı sağlayabilir." "Her su hasarı aynı sigorta kapsamında değerlendirilmiyor" Sel ve su baskınlarında sigorta poliçelerinin kapsamının doğru anlaşılması gerektiğine dikkat çeken Çiftçi, suyun kaynağı ve hasarın oluşum biçimine göre farklı teminat koşullarının gündeme gelebileceğini belirtti. "Sigortalılar açısından dikkat edilmesi gereken önemli konulardan biri, her su hasarının aynı şekilde değerlendirilmediği gerçeği. Sel, su baskını, yüzey suyu birikmesi, kanalizasyon geri tepmesi veya bina içindeki tesisattan kaynaklanan hasarlar, poliçelerde farklı hükümlere, limitlere ve muafiyetlere tabi olabilir. Bu nedenle hasarın hangi nedenle meydana geldiğinin teknik bulgularla ortaya konulması büyük önem taşıyor." Hasar değerlendirmelerinde sigorta bedellerinin, eksik sigorta hükümlerinin, özel limitlerin, muafiyetlerin ve ilgili poliçe klozlarının birlikte ele alınması gerektiğini belirten Çiftçi, işletmelerin poliçelerini yalnızca hasar meydana geldikten sonra değil, düzenli aralıklarla gözden geçirmelerini önerdi. "Bir işletmenin sel ve su baskını teminatına sahip olması önemli; ancak teminatın hangi riskleri kapsadığı, hangi limitlerle sunulduğu ve işletmenin güncel varlık değerleriyle uyumlu olup olmadığı da en az bunun kadar önemli. Özellikle yatırımların, makine parkının ve stok değerlerinin değiştiği işletmelerde sigorta bedellerinin güncelliğini koruması gerekiyor. Aksi halde hasar anında beklenmeyen mali sonuçlarla karşılaşılabilir." "Sel riskine karşı hazırlık hasar meydana gelmeden başlamalı" Sel ve su baskını risklerine karşı etkili bir korumanın yalnızca sigorta poliçesi satın almakla sağlanamayacağını vurgulayan Çiftçi, işletmelerin fiziksel önlemlerle sigorta korumasını birlikte değerlendirmeleri gerektiğini ifade etti. "Özellikle bodrum katlar, elektrik odaları, teknik alanlar ve depolar su baskınları açısından hassas noktalar arasında yer alıyor. Drenaj sistemlerinin, tahliye pompalarının ve geri tepme önleyici sistemlerin düzenli kontrol edilmesi; çatı, yağmur olukları ve rögarların bakımının yapılması gerekiyor. Kritik makinelerin, elektronik ekipmanların ve stokların mümkün olduğunca su baskını riskinden uzak ve yüksek alanlarda muhafaza edilmesi de hasarın boyutunu azaltabilir." Meteorolojik uyarıların yakından takip edilmesi, alınan koruyucu önlemlerin kayıt altına alınması ve kritik işletme belgelerinin güvenli dijital ortamlarda saklanmasının önemine işaret eden Çiftçi, sigorta ve risk yönetiminin birbirini tamamlayan iki unsur olduğunu söyledi. IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği olarak işletmelerin risklerinin analiz edilmesi, mevcut sigorta programlarının değerlendirilmesi, ihtiyaçlarına uygun teminat alternatiflerinin geliştirilmesi ve hasar süreçlerinin koordinasyonunda sigortalılara danışmanlık ve brokerlik hizmetleri sunduklarını belirten Çiftçi, sözlerini şöyle tamamladı: "Sel ve su baskınlarının ne zaman ve hangi boyutta meydana geleceğini her zaman öngöremeyebiliriz. Ancak işletmelerin bu risklere karşı ne kadar hazırlıklı olacağını belirlemek mümkün. Doğru risk analizi, yeterli sigorta teminatı, zamanında hasar bildirimi ve eksiksiz dokümantasyon birlikte ele alınmalı. Sigortanın asıl değeri yalnızca meydana gelen zararı karşılamasında değil, işletmelerin beklenmedik bir afetin ardından faaliyetlerine devam edebilmesine ve finansal dayanıklılığını koruyabilmesine katkı sağlamasında ortaya çıkıyor." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

SGRT Online Sigorta’dan Bütçe ve Hak Koruma Rehberi Haber

SGRT Online Sigorta’dan Bütçe ve Hak Koruma Rehberi

Tamamlayıcı (TSS) ve Özel Sağlık Sigortası (ÖSS) süreçlerinde mevcut kronik rahatsızlıklar sigortalanmaya engel bir durum oluşturmak yerine, risk analizi (underwriting) kapsamında doğru beyan yükümlülüğü ilkesiyle değerlendiriliyor. Türk Ticaret Kanunu (TTK) gereği E-Nabız kayıtlarının eksiksiz beyan edilmesi gerekirken; sigorta şirketleri mevcut tıbbi durumları standart kabul, ek primli (sürprim) kabul, bekleme süreli kabul veya istisnalı kabul olmak üzere 4 farklı modelle poliçe kapsamına alabiliyor. Poliçe onaylandıktan sonra ayakta tedavi teminatları hemen aktifleşirken, yatarak tedavi ve cerrahi operasyonlar için genellikle 3 ila 12 aylık bekleme süreleri uygulanıyor. Poliçe sürekliliği ve kazanılmış hakların korunmasının önemine dikkat çeken Yazıcı Sigorta Merkez Satış Müdürü ve İcra Kurulu üyesi Selin Akgül, "Müşterilerimizin sağlık sigortalarında poliçe devamlılığını sağlaması, özellikle Ömür Boyu Yenileme Garantisi (ÖBYG) gibi uzun vadeli hakların korunması açısından kritik bir eşiktir. Sigorta şirketlerinin özel şartlarına bağlı olarak 3 yıl aralıksız yenileme sonrasında kazanılabilen ÖBYG süreçlerinde zaman zaman özel muafiyetler uygulanabildiği için, SGRT Online Sigorta olarak müşterilerimizin yenileme dönemlerini ve hak durumlarını yakından takip ediyor, olası muafiyet risklerine karşı onları bilgilendiriyoruz. 'Kontrol sende' vizyonumuz doğrultusunda, tüketicilerin hak kaybına uğramadan ve tıbbi geçmişlerine en uygun koşullarla sigortalarının kesintisiz devam etmesine rehberlik ediyoruz." ifadelerini kullandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Insha GSYF’den Hukuk Teknolojilerine Stratejik Yatırım Haber

Insha GSYF’den Hukuk Teknolojilerine Stratejik Yatırım

Yatırımla birlikte Safahat.ai’nin ürün geliştirme kapasitesinin güçlendirilmesi, kurumsal entegrasyonlarının yaygınlaştırılması ve küresel pazarlara açılma sürecinin hızlandırılması hedefleniyor. Türkiye’nin ilk ve öncü katılım bankası Albaraka Türk, finansal teknolojilerin yanı sıra geleceğe yön veren yenilikçi girişimleri destekleme vizyonu doğrultusunda yatırımlarını sürdürüyor. Albaraka Türk, iştiraki Albaraka Portföy Yönetimi ve Insha Ventures iş birliğiyle kurulan Insha Girişim Sermayesi Yatırım Fonu (Insha GSYF) aracılığıyla, yapay zekâ tabanlı hukuk teknolojileri geliştiren Safahat.ai’nin toplam 590 bin ABD doları tutarındaki pre-seed yatırım turunda yer aldı. Ayrıca yatırım kapsamında Safahat.ai; Insha Ventures’ın stratejik büyüme, teknoloji, iş geliştirme ve fintek ekosistemindeki deneyiminden de yararlanarak ürün ve iş modelini ölçeklendirmeyi hedefliyor. Hukuki iş süreçlerini uçtan uca otomatikleştiriyor Safahat.ai; icra takibi, dava süreçleri ve sözleşme yönetimini tek bir yapay zekâ platformunda bir araya getiriyor. Platform; takip açılışından haciz aşamasına kadar toplu dosya yönetimi ve dilekçe üretiminin yanı sıra dava dosyalarının analizi, süreç takibi, sözleşme üretimi, inceleme ve risk analizi gibi yüksek hacimli hukuki operasyonların otomatikleştirilmesine imkân sağlıyor. Türk hukukuna ve Türkçe hukuki dile özel uyarlanmış yapay zekâ altyapısıyla çalışan Safahat.ai, kurumların veri güvenliği ihtiyaçlarını gözeten on-premises çalışma modeli sayesinde şirketlerin kendi altyapılarında konumlandırılabiliyor. Bu yapı özellikle bankalar, finans kuruluşları ve regülasyon yoğun sektörlerde hukuki verilerin kurum dışına çıkmadan işlenmesine olanak tanırken hukuk profesyonellerinin tekrarlayan operasyonel işlerden ziyade hukuki muhakeme, kontrol ve karar gerektiren alanlara odaklanmasını destekliyor. Yapay zekâ, içerik üretiminin yanı sıra iş süreçlerini de destekliyor Safahat.ai’nin ayrıştığı alanlardan biri, yapay zekâyı yalnızca içerik üretiminde değil; dosya sınıflandırma, önceliklendirme ve iş dağıtımı gibi süreçlerde de kullanması. Platformun öne çıkan yetkinlikleri arasında; İcra takibi süreçlerinde toplu dosya yönetimi ve otomasyon,Dava dosyası analizi, dilekçe hazırlama ve süreç takibi,Sözleşme üretimi, inceleme ve risk analizi,Yapay zekâ destekli dosya sınıflandırma ve önceliklendirme,İş dağıtımı ve operasyonel karar süreçlerinin desteklenmesi,Kurum içi sistemlerle çift yönlü entegrasyon,Verinin kurum dışına çıkmadığı on-premises çalışma modeli yer alıyor. Hasan Sami Bayansar: “Safahat.ai’nin önemli bir büyüme potansiyeli taşıdığına inanıyoruz” Insha Ventures Genel Müdürü Hasan Sami Bayansar, yatırımla ilgili değerlendirmesinde şunları söyledi: “Bugün hukuk ekiplerinin en önemli ihtiyaçlarından biri, artan iş yükünü daha verimli yönetebilmek. Özellikle yüksek hacimli dosyalarda hız kadar veri güvenliği ve süreçlerin doğru yönetilmesi de büyük önem taşıyor. Safahat.ai’nin bu ihtiyaca Türk hukukuna ve Türk hukuk diline özel geliştirdiği teknolojiyle cevap vermesini değerli buluyoruz. Insha Ventures olarak, Insha GSYF üzerinden yatırım yaptığımız Safahat.ai’nin fintekleşme sürecinde stratejik bir rol üstlenerek, fintek alanındaki deneyim ve yetkinliklerimizle yeni nesil finansal hizmetlerin geliştirilmesine öncülük etmeyi hedefliyoruz.” Ahmet Necip Arslan: "Bu yatırımla, hukuk dünyasının dijital dönüşümünü Türkiye'den başlatarak global bir standarda taşımayı hedefliyoruz" Safahat.ai Kurucusu Ahmet Necip Arslan ise şunları söyledi: “Safahat olarak, hukuki süreçlerin uçtan uca otomasyonunu sağlayan yapay zekâ tabanlı bir platform geliştiriyoruz. İcra takibi, dava süreçleri ve sözleşme yönetimini tek bir ekosistemde birleştirerek bankaların, hukuk bürolarının, kamu kurumlarının ve kurumsal müşterilerimizin operasyonel yükünü önemli ölçüde azaltmayı hedefliyoruz. Bizi farklı kılan, Türk mevzuatı ve içtihatları üzerine inşa ettiğimiz, halüsinasyonsuz ve doğrulanabilir çıktılar üreten yapay zekâ altyapımız ile müşterilerimizin veri güvenliği ihtiyaçlarına cevap veren kurum içi (on-premises) kurulum modelimiz. Aynı teknolojiyi İngiltere pazarı için de geliştiriyor, Körfez ülkelerine yönelik çalışmalarımızı sürdürüyoruz. CoFunds Girişim Sermayesi Yatırım Fonu ve Insha GSYF’nin stratejik yatırımı ve teknoloji desteğiyle, Türkiye’de geliştirdiğimiz bu teknolojiyi hızla küresel pazarlara taşıyarak ülkemizi dünya yapay zekâ ve hukuk teknolojileri sahnesinde en iyi şekilde temsil etmeyi hedefliyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Okul Güvenliğinde 5188 Kapsamındaki Profesyonel Güvenlik Modelinden Daha Etkin Yararlanılmalı Haber

Okul Güvenliğinde 5188 Kapsamındaki Profesyonel Güvenlik Modelinden Daha Etkin Yararlanılmalı

Açıklamada, okul güvenliğinde farklı ihtiyaçlara cevap verebilecek alternatif modellerin geliştirilmesi ve kamu ile özel sektörün mevcut kapasitesinin birlikte değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı. Çocukların güvenli ve huzurlu bir ortamda eğitim görmesi toplumun ortak öncelikleri arasında yer alıyor. Bu doğrultuda okullarda güvenliğin artırılmasına yönelik yürütülen çalışmaların, Türkiye’nin özel güvenlik alanında sahip olduğu mevzuat, yetişmiş insan kaynağı ve operasyonel tecrübeyle desteklenmesi önemli bir fırsat sunuyor. Türkiye’de özel güvenlik hizmetleri, 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun ile kapsamlı bir hukuki ve operasyonel çerçeveye sahip. Kanun; özel güvenlik görevlilerinin taşıması gereken şartlardan temel ve yenileme eğitimlerine, güvenlik soruşturmalarından çalışma izinlerine, kimliklendirmeden görev alanları ve yetkilere kadar geniş bir sistemi düzenliyor. Bu yapı, özel güvenlik hizmetinin belirli bir noktada personel bulundurmanın ötesinde profesyonel standartlarla yürütülmesini mümkün kılıyor. Özel güvenlik hizmeti; risk analizi, eğitim, organizasyon, saha yönetimi, denetim, raporlama, olaylara müdahale prosedürleri, güvenlik teknolojilerinin kullanımı ve genel kolluk kuvvetleriyle koordinasyonu kapsayan bütüncül bir güvenlik yönetimi anlayışını ifade ediyor. Okullar; öğrenci ve çalışan yoğunluğu, ziyaretçi trafiği, giriş-çıkış kontrolü, çevre güvenliği ve acil durumlara müdahale gibi farklı güvenlik ihtiyaçlarının bir arada bulunduğu alanlar. Bu nedenle güvenliğin yalnızca fiziki olarak personel görevlendirilmesi üzerinden değil; risklerin önceden belirlenmesi, görev ve sorumlulukların tanımlanması, personelin uygun eğitimlerden geçirilmesi ve hizmetin düzenli olarak denetlenmesi üzerinden ele alınması gerekiyor. 5188 sayılı Kanun’un uygulama alanı genişletilebilir Türkiye’de yıllar içinde oluşturulan özel güvenlik altyapısı, yalnızca mevcut kullanım alanları açısından değil, toplumun yoğun olarak bulunduğu ve güvenlik ihtiyacının yüksek olduğu alanlar bakımından da önemli bir kapasite taşıyor. Bu nedenle 5188 sayılı Kanun kapsamında faaliyet gösteren profesyonel özel güvenlik sisteminin; okullar başta olmak üzere eğitim kurumları, sağlık kuruluşları ve yoğun kamusal kullanım alanlarında daha geniş ölçekte değerlendirilmesi gerektiği düşünülüyor. Böyle bir yaklaşım, mevcut güvenlik altyapısının daha etkin kullanılmasını sağlarken, görev ve yetkileri belirlenmiş, eğitimli ve denetlenebilir personelin kritik alanlarda daha yaygın biçimde görev yapmasına da olanak tanıyabilir. Tek tip model yerine alternatif uygulamalar değerlendirilmeli Güvenlik uygulamalarında ihtiyaca ve risk düzeyine göre farklı modellerin geliştirilmesi daha etkin sonuçlar yaratabilir. Bu kapsamda; 5188 sayılı Kanun kapsamında gerekli eğitim ve yeterlilikleri tamamlamış özel güvenlik görevlilerinin varlığı,Yetkilendirilmiş özel güvenlik şirketlerinin hizmet kapasitesi,Kamu destekli istihdam programlarının 5188 kapsamındaki eğitim ve yeterlilik süreçleriyle ilişkilendirilmesi,Kamu ve özel sektör kapasitesinin birlikte kullanıldığı hibrit modeller oluşturulması,Farklı risk seviyelerine sahip okullarda pilot uygulamalar gerçekleştirilerek sonuçların ölçülmesi gibi seçenekler faydalı sonuçlar doğuracaktır. Bu modellerin belirli bölgelerde pilot olarak uygulanması ve sonuçlarının ölçülmesi, ülke genelinde yaygınlaştırılabilecek sürdürülebilir bir okul güvenliği sisteminin oluşturulmasına da zemin hazırlayabilir. Yeni istihdam aynı zamanda mesleki kapasiteye dönüşebilir Okul güvenliğine yönelik yeni istihdam olanaklarının oluşturulması, hem sosyal hem de ekonomik açıdan değerli bir adım. Bu süreçte istihdam edilecek kişilerin 5188 sayılı Kanun kapsamındaki eğitim ve yeterlilik süreçlerinden geçirilmesi ise yeni istihdamın aynı zamanda nitelikli ve sürdürülebilir bir meslek alanına dönüşmesini sağlayabilir. Böylece oluşturulan insan kaynağı yalnızca belirli bir dönem veya proje için değil, Türkiye’nin uzun vadeli özel güvenlik kapasitesinin bir parçası haline gelebilir. “Özel güvenlik, genel kolluğun alternatifi değil tamamlayıcısıdır” Türkiye’de özel güvenlik sektörü; yüz binlerce çalışanı, yöneticileri, eğitim kurumları ve yetkilendirilmiş özel güvenlik şirketleriyle önemli bir bilgi birikimine ve saha tecrübesine sahip. Özel güvenlik sisteminin temel işlevlerinden biri de genel kolluk kuvvetlerinin görevlerini destekleyen tamamlayıcı bir yapı oluşturmaktır. Görev ve yetkileri açık biçimde tanımlanmış, eğitimli ve denetlenebilir özel güvenlik personelinin daha geniş alanlarda kullanılması, genel kolluğun asli görevlerine daha fazla odaklanmasına da imkân verebilir. GÜSOD Başkanı Turgay Şahan, konuya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “Çocuklarımızın güvenliği hepimizin ortak önceliğidir. Türkiye, 5188 sayılı Kanun ile özel güvenlik alanında uzun yıllar içerisinde güçlü bir mevzuat, insan kaynağı ve operasyonel tecrübe oluşturmuştur. Bu kapasitenin okul güvenliğine yönelik geliştirilecek modellerin doğal bir parçası olarak değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İnşaat Sektörünün Gündeminde Yeşil Dönüşüm ve COP31 Var Haber

İnşaat Sektörünün Gündeminde Yeşil Dönüşüm ve COP31 Var

Türkiye ve dünyanın farklı bölgelerinden inşaat sektörünün temsilcilerini Ankara’da buluşturan İnşaat Zirvesi Türkiye (CST) 2026 ikinci gün programıyla devam ediyor. Kamu kurumlarından özel sektöre, yatırımcılardan teknoloji sağlayıcılarına, finans kuruluşlarından akademi dünyasına kadar geniş bir katılımcı profiline ev sahipliği yapan Zirve’de, sektörün geleceğine yön verecek başlıklar kapsamlı şekilde ele alınıyor. “Dirençli ve sürdürülebilir şehirler artık bir zorunluluk” Zirve’nin ikinci gününde katılımcılara hitap eden T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı Hasan Suver, Türkiye Müteahhitler Birliği’nin 1952 yılından bu yana ülkenin kalkınmasına önemli katkılar sunduğunu belirterek, Türk müteahhitlik sektörünün sahip olduğu bilgi birikimi ve tecrübenin uluslararası alanda önemli başarılara dönüştüğünü söyledi. Yeni dönemde şehirlerin yalnızca büyümesinin yeterli olmadığını ifade eden Suver, şehirlerin daha dirençli, daha güvenli ve daha sürdürülebilir hale getirilmesinin öncelikli hedef olması gerektiğini vurguladı. Deprem güvenliği ve yaşam kalitesini birlikte ele alan bütüncül yaklaşımın artık bir tercih değil zorunluluk olduğunu belirten Suver, 6 Şubat depremlerinin bu gerçeği bir kez daha ortaya koyduğunu ifade etti. Dirençli şehirlerin ekonomik açıdan güçlü, sosyal açıdan kapsayıcı, çevresel açıdan sürdürülebilir ve afetlere karşı hazırlıklı olması gerektiğini söyleyen Suver, yatırım kararlarının da giderek daha fazla sürdürülebilirlik kriterleri doğrultusunda şekillendiğini kaydetti. Yeşil dönüşümün yalnızca çevre politikalarının bir başlığı olarak değerlendirilemeyeceğini belirten Suver, bunun kapsamlı bir ekonomik dönüşüm süreci olduğunu ifade etti. Antalya’da gerçekleştirilecek COP31’in bu açıdan kritik önem taşıdığını vurgulayan Suver, organizasyonu yalnızca bir iklim zirvesi değil, şehirlerin geleceğinin ve yeni finansman fırsatlarının konuşulacağı küresel bir buluşma olarak değerlendirdiklerini söyledi. “Ankara, sektörün geleceğinin şekillendiği bir platforma dönüştü” Türkiye Müteahhitler Birliği Başkanı M. Erdal Eren ise ikinci gün açılışında yaptığı konuşmada, Zirve’nin sektörün karşı karşıya olduğu fırsatların değerlendirilmesi ve zorlukların aşılması açısından uluslararası iş birliğinin önemini ortaya koyduğunu söyledi. Başkent Ankara’nın yalnızca bir zirveye ev sahipliği yapmadığını belirten Eren, aynı zamanda fikirlerin, teknolojilerin ve ortaklıkların buluştuğu, inşaat sektörünün geleceğinin şekillendiği önemli bir platforma dönüştüğünü ifade etti. Eren ayrıca, 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı’nın (COP31), Türkiye açısından sürdürülebilir kalkınma ve yeşil dönüşüm alanlarında önemli fırsatlar sunduğunu belirtti. Enerji verimli binalar, düşük karbonlu yapı malzemeleri, döngüsel ekonomi uygulamaları ve iklim dirençli altyapıların, inşaat sektörünün önümüzdeki dönemdeki en önemli gündem maddeleri arasında yer alacağını vurgulayan Eren, bu yılki Zirve temasının da bu doğrultuda “İnşaat Teknolojileri ve Yenilikçi Yapı Malzemeleri” olarak belirlendiğini hatırlattı. Yapay zekâ ve dijital teknolojilerin sektöre etkileri değerlendirildi Zirve kapsamında gerçekleştirilen oturumlarda Emlak Konut Asansör Sistemleri Genel Müdürü Kurtuluş Erdem Bayraktar, yapıların inşa sürecinde teknolojik gelişmelerle birlikte binalardaki asansör sistemlerinin de giderek daha fazla önem kazandığını belirterek, burada fiyatın değil zamanında teslimin öne çıktığını vurguladı. Zirvede "İş Sağlığı Güvenliğinde Yapay Zeka Tabanlı Kontrol ve Dijitalleşme" başlıklı özel bir sunum gerçekleştiren ERN Holding İSG ve Çevre Müdürü Özlem Gözütok ise yapay zekânın iş süreçlerini sanal simülasyon eğitimleri, giyilebilir teknolojiler, ekipman ve makine güvenliği ile tahmine dayalı risk analizi olmak üzere dört temel eksende dönüştürdüğünü ifade etti. Şehirleşmenin geleceği masaya yatırıldı “Şehirleşmenin Geleceği: Sürdürülebilir, Dirençli ve Akıllı Kentler” başlıklı panelin moderatörlüğünü ise Doğuş İnşaat Yönetim Kurulu Üyesi Erdem Tavas yaptı. Panelde GYODER Başkanı Neşecan Çekici, Zaha Hadid Architects Grup Lideri Takehiko Iseki, Connected Places Catapult İnşaat ve Altyapı Birimi Başkanı Gavin Summerson ve Polat Gayrimenkul İcra Kurulu Üyesi Kaan Yücel ve Bilgili Holding Yönetim Kurulu Üyesi Levent Abay konuşmacı olarak yer aldı. Panelde konuşmacılar, şehirleşmenin yalnızca yapı üretmekten ibaret olmadığına dikkat çekerek, geleceğin şehirlerinde çevresel entegrasyonun ve insan odaklı yaklaşımın belirleyici olacağını vurguladı. Dirençli şehirlerin yalnızca afetler karşısında ayakta kalan değil, kriz anlarında da işleyişini sürdürebilen kentler olması gerektiği ifade edildi. Oturumda ayrıca sürdürülebilirliğin yalnızca çevresel boyutuyla değil, kültürel hafızanın, tarihî değerlerin ve yaşanmışlıkların gelecek nesillere aktarılması perspektifiyle ele alınması gerektiği görüşü öne çıktı. Finansman mekanizmaları, kamusal politikalar ile performans ve şeffaflık kriterlerinin de şehirlerin geleceğini şekillendiren temel unsurlar arasında yer aldığı değerlendirildi. İki gün boyunca paneller, özel oturumlar, sergi alanları ve ikili iş görüşmelerine ev sahipliği yapan İnşaat Zirvesi Türkiye 2026’da, inşaat sektörünün geleceğine ilişkin kritik başlıklar değerlendirilmeye devam ediyor. Kamu, özel sektör, finans ve teknoloji dünyasından temsilcileri bir araya getiren Zirve, sektörün dönüşümüne yön verecek fikirlerin ve iş birliği fırsatlarının paylaşılmasına olanak sağlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Savaşların Yeni Cephesi Elektrik ve Su Altyapıları Haber

Savaşların Yeni Cephesi Elektrik ve Su Altyapıları

Günümüzde savaşlar yalnızca sahada değil, dijital sistemler üzerinden de yürütülüyor. Elektrik şebekeleri, su dağıtım sistemleri, enerji santralleri, ulaşım ağları ve telekomünikasyon altyapıları artık siber saldırıların öncelikli hedefleri arasında yer alıyor. YEO Teknoloji iştiraki olan ve kritik altyapı güvenliği alanında çözümler sunan CBERNET’in Genel Müdürü Gökay Türksönmez, kritik altyapıların korunmasının artık yalnızca bir BT güvenliği meselesi olmadığını vurguluyor. Türksönmez, elektrik üretimi, su dağıtımı ve endüstriyel üretim süreçleri bugün büyük ölçüde endüstriyel kontrol sistemleri (ICS), SCADA ve OT ağları üzerinden yönetildiğini belirterek, “Bu sistemler operasyonel süreçleri doğrudan kontrol ettiği için gerçekleştirilecek bir siber saldırı yalnızca veri kaybına değil, fiziksel süreçlerin kesintiye uğramasına da yol açabiliyor” diyor. Türksönmez’e göre kritik altyapılara yönelik saldırılar artık teorik bir risk olmaktan çıktı. Dünya genelinde enerji şebekelerini, petrol ve gaz tesislerini veya su arıtma sistemlerini hedef alan çok sayıda saldırı yaşanıyor. Bu saldırılar elektrik kesintileri, üretim duruşları veya fiziksel ekipman hasarı gibi sonuçlar doğurabiliyor. Enerji ve endüstriyel sistemler en kritik hedefler Kritik altyapıların büyük bölümü operasyonel teknoloji (OT) ortamlarında çalışıyor. Bu sistemler genellikle uzun yıllar boyunca kesintisiz çalışacak şekilde tasarlandığı için klasik BT güvenliği yaklaşımları çoğu zaman yeterli olmuyor. Türksönmez bu noktaya dikkat çekerek şunları söylüyor: “Bir elektrik santraline, su arıtma tesisine veya enerji iletim altyapısına yönelik siber saldırı yalnızca veri ihlali anlamına gelmez. Bu tür saldırılar operasyonların durmasına, üretimin kesilmesine ve hatta fiziksel hasara yol açabilir. Bu nedenle kritik altyapı güvenliği artık ulusal güvenliğin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir.” Siber güvenlikten siber dayanıklılığa Artan tehdit ortamı, kritik altyapılarda yalnızca saldırıları önlemeye odaklanan klasik güvenlik yaklaşımının yeterli olmadığını gösteriyor. Uzmanlara göre kurumların artık siber dayanıklılık (cyber resilience) yaklaşımını benimsemesi gerekiyor. Bu yaklaşım; saldırıları önlemeyierken tespit etmeyioperasyonların kesintiye uğramasını engellemeyisaldırı sonrasında hızlı toparlanmayı birlikte ele alıyor. Kritik altyapıların güvenliğinde IEC 62443, NIST SP 800-82 ve ISO 27001 gibi uluslararası standartlar da giderek daha fazla önem kazanıyor. CBERNET kritik altyapıların güvenliğini güçlendiriyor CBERNET, kritik altyapıların siber güvenliği alanında enerji, üretim, petrol ve gaz ile su ve atık su yönetimi gibi sektörlerde faaliyet gösteriyor. Şirket; endüstriyel kontrol sistemlerinin güvenliği, risk analizi, güvenlik mimarisi tasarımı, test hizmetleri ve eğitim çalışmalarıyla kurumların siber dayanıklılığını artırmayı hedefliyor. Türksönmez, “YEO Teknoloji ekosistemi içinde CBERNET olarak kritik altyapı güvenliğini yalnızca bir teknoloji meselesi olarak değil, iş sürekliliği ve ulusal güvenlik perspektifiyle ele alıyoruz. Enerji santrallerinden endüstriyel üretim tesislerine kadar birçok kritik sistemin siber güvenliğini sağlamak için Türkiye’de ve farklı ülkelerde projeler yürütüyoruz. Dijitalleşen altyapıların güvenliğini en baştan tasarlamak artık projelerin ayrılmaz bir parçası haline geldi” diyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kadınlara Hem Sahada Hem de Yönetimde Daha Çok Sorumluluk Verilmeli Haber

Kadınlara Hem Sahada Hem de Yönetimde Daha Çok Sorumluluk Verilmeli

Özel güvenlik görevlisi olarak başladığı kariyer yolculuğunda Yönetim Sistemleri Müdürlüğü pozisyonuna uzanan bir başarı hikayesine sahip olan Kati, “İşinizi disiplinle ve kararlılıkla yaptığınızda, cinsiyetiniz değil profesyonelliğiniz ön plana çıkıyor. Kararlı ve azimli olursanız fırsatları değerlendirebilirsiniz.” diyor. TAV Güvenlik Hizmetleri bünyesinde, 1999’da Atatürk Havalimanı’nda özel güvenlik görevlisi olarak göreve başlayan Tülay Kati’nin kariyer yolculuğu başarılarla dolu bir hikâyeye sahip. “Sahadaki tecrübem özgüven kazandırdı” Kariyer yolculuğunun bir gazete ilanıyla başladığını söyleyen Tülay Kati, “O dönem uzun vadeli bir kariyer planı yaparak yola çıkmamıştım. Ancak havalimanının hiç durmayan temposu, farklı kültürlerden insanlarla kurduğum iletişim ve ekip arkadaşlarımla yakaladığım uyum zamanla beni bu işe daha çok bağladı. Yaptığım işi benimsedikçe, bu alanda ilerlemem gerektiğine inandım. Sahada uzun süre güvenlik görevlisi olarak çalıştım. Bu süreçte hem yaptığım işle ilgili mevzuat bilgim gelişti hem de sahada edindiğim tecrübeler bana özgüven kazandırdı. Daha sonra şirket içinde düzenlenen kariyer sınavına katıldım ve istenilen kriterleri karşılayarak idari kadroya geçme fırsatı buldum. Kariyer sınavı benim için iş hayatımda bir dönüm noktası oldu.” diyor. “Kendinize güvenin ve sorumluluk alın” Erkek ağırlıklı bir sektörde kadın olarak çalışmanın kendisine özgüvenli ve dayanıklı olmayı öğrettiğini belirten çizen Kati, “İşinizi disiplinle ve kararlılıkla yaptığınızda cinsiyetiniz değil profesyonelliğiniz öne çıkıyor. Bu süreç bana kendime güvenmeyi ve sorumluluk almayı öğretti. Sahada çalışmış olmam bugün bir yönetici olarak karar alma tarzımı doğrudan etkiliyor. Sahadaki deneyimim sayesinde güvenlik görevlilerinin karşılaşabileceği zorlukları biliyorum. Karar süreçlerinde sahadaki gerçekliği göz önünde bulundurabiliyor daha dengeli ve etkili çözümler üretebiliyorum.” dedi. Kararlı ve azimli olunduğunda fırsatların değerlendirilebileceğine inandığını belirten Tülay Kati, “İşinizi disiplinle ve sorumlulukla yaptığınız sürece cinsiyetin hiçbir engel olmadığını göreceksiniz. Hata yapmaktan çekinmemenin gerekli olduğuna inanıyorum. Duruşunuzdan ödün vermeden kendinize güvenmelisiniz.” diyor. “Kadın yöneticiler görünür olmalı” Kurumların fırsat eşitliğini sağlaması gerektiğini belirten Kati, “Kadınlara hem sahada hem de yönetimde sorumluluk verilmeli, onlara kendilerini gösterebilecekleri alanlar açılmalı. Fikrini rahatça söyleyebilen, hata yaptığında yargılanmayan ve başarısı takdir edilen bir kadın zaten zamanla daha da güçleniyor. Bunun yanında rol model kadın yöneticilerin görünür olması da çok önemli. Çünkü bir kadın, başka bir kadının başardığını görünce ben de yapabilirim demeye başlıyor ve cesareti artıyor.” şeklinde sözlerini sürdürdü. Uzman kadrosuyla 1997’den bu yana hizmet sunan TAV Güvenlik Hizmetleri, fiziki güvenlikten elektronik güvenlik sistemlerine, risk analizi ve danışmanlıktan VIP, yakın koruma ve K9 hizmetine kadar geniş bir hizmet ağı sunarak kapsamlı çözümler geliştiriyor, elektronik güvenlik sistemleri, biyometrik tanıma, akıllı kameralar gibi yenilikçi teknolojilerle desteklenen hizmetleriyle dikkat çekiyor. Havacılık sektörünün yanı sıra, şu an birçok tesisin güvenliğinden sorumlu olan şirket, profesyonelliğini sahaya yaymaya devam ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kırıkkale Üniversitesi ile Tüpraş’tan Ortak Staj Programı ve Akademik İş Birliği Haber

Kırıkkale Üniversitesi ile Tüpraş’tan Ortak Staj Programı ve Akademik İş Birliği

Rafineri sahasında uygulamalı öğrenme imkânı sunan programın yanı sıra bahar döneminde ilk kez açılacak Proses Emniyeti dersiyle iş birliği akademik alana da taşınıyor. İş birliğiyle öğrencilerin, sektörün ihtiyaçlarına uygun yetkinliklerle donatılması hedefleniyor. Kırıkkale Üniversitesi ile Türkiye’nin lider enerji şirketi Tüpraş arasında geçen yıl başlatılan Temel Rafinericilik Staj Programı, bu yıl ikinci kez 20 Temmuz – 14 Ağustos 2026 tarihlerinde gerçekleşecek. Kırıkkale Meslek Yüksekokulu ile Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi öğrencilerine yönelik tasarlanan program, gençlere rafinericilik alanında uygulamalı saha deneyimi ve teknik gelişim fırsatı sunmayı amaçlıyor. Bu yıl programa ilk kez dahil edilen Proses Emniyeti dersi, öğrencilerin iş sağlığı ve güvenliği, endüstriyel farkındalık ve risk analizi alanlarında yetkinlik kazanmalarına odaklanıyor. İş birliği protokolünü sürdürmek üzere Kırıkkale Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Sedat Aktan, Tüpraş Kırıkkale Rafineri Müdürü Tolga Temur, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Murat Lüy, Kırıkkale Meslek Yüksekokulu Müdürü Prof. Dr. Özgür Selvi ve Tüpraş Kırıkkale İnsan Kaynakları Müdürü Seval Erdoğan’ın katılımıyla imza töreni düzenlendi. Törende, üniversite–sanayi iş birliğinin gençlerin mesleki gelişimine ve sektöre nitelikli insan kaynağı kazandırılmasına katkı sağlayacağı vurgulandı. Staj Programını tamamlayan öğrenciler, Tüpraş Temel Rafinericilik Sertifikası almaya hak kazanacak. İlk kez 2025–2026 eğitim-öğretim yılının bahar döneminde açılacak Proses Emniyeti dersi kapsamında ise öğrencilere, Tüpraş tarafından endüstriyel tesislerde emniyet kültürü, risk değerlendirme yöntemleri, temel proses ekipman ve kontrol sistemlerine ilişkin eğitimler verilerek bu alanda yetkinliklerini geliştirmeleri sağlanacak. Staj başvuruları 9 Mart 2026 tarihine kadar devam edecek. Başvuru sürecinde Tüpraş tarafından Kırıkkale Üniversitesi’nde öğrencilere staj programının içeriği ve süreçlerine ilişin bilgi aktarmak üzere bir tanıtım semineri de düzenlenecek. “Tüpraş olarak bulunduğumuz bölgelerde nitelikli insan kaynağının gelişimine katkı sağlamayı sürdüreceğiz” Tüpraş Kırıkkale Rafinerisi Müdürü Tolga Temur, programla ilgili yaptığı değerlendirmede şunları söyledi: “Kırıkkale Üniversitesi ile geçen yıl ilk kez hayata geçirdiğimiz Temel Rafinericilik Staj Programı’nı sürdürmekten büyük memnuniyet duyuyoruz. Bu yıl iş birliğimizi genişleterek müfredata dahil ettiğimiz Proses Emniyeti dersiyle, öğrencilerin, rafineri ve petrokimya gibi yüksek güvenlik hassasiyetine sahip tesislerde kullanılan ekipmanları, kontrol mekanizmalarını ve emniyet sistemlerini tanımasını hedefliyoruz. Gençlerimizin kariyer yolculuklarına güçlü bir başlangıç yapmalarını ve teorik bilgilerini sahada uygulamalı deneyimle pekiştirmelerini son derece önemsiyoruz. İş birliğimizin büyümesine katkı sağlayan Kırıkkale Üniversitesi yönetimine ve sürece değerli destekleriyle eşlik eden akademisyenlerimize teşekkür ederiz. Tüpraş olarak bulunduğumuz bölgelerde nitelikli insan kaynağının gelişimine katkı sunmaya kararlılıkla devam edeceğiz.” Kırıkkale Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Sedat Aktan, işletmede yaz stajı programının öğrencilerin mesleki gelişimi açısından önemli bir fırsat sunduğunu vurgulayarak şu ifadeleri kullandı: “Geçtiğimiz yıl ilki düzenlenen Temel Rafinericilik Staj Programının bitimindeki sertifika töreninde hem Ülkemizin güzide kuruluşlarından birinin faaliyetlerini yerinde görme hem de öğrencilerimizin kısa sürede bu ekosistemde yer almalarının neden olduğu özgüveni ve gururu hissetme fırsatı buldum. Öğrencilerimizin ve iş birliği yaptığımız Tüpraş Kırıkkale Rafinerisi yetkililerinin yüzünde gördüğüm memnuniyet, hedeflenen çıktıların elde edildiğinin ve iş birliğimizin verimliliğinin bir göstergesi olmuştur. İçinde bulunduğumuz eğitim öğretim yılında da aynı programa devam edilmesi kararı alınmıştır. Ayrıca, tarafların ortak niyet beyanıyla başlatılan süreç sonunda, Üniversitemiz Senatosunun kararına istinaden bu yıl ilk defa açtığımız Proses Emniyeti dersiyle iş birliğimizin kapsamı daha da genişletilmiştir.” Tüpraş, Kırıkkale Üniversitesi ile yürüttüğü bu başarılı staj modelini Batman Rafinerisi’nde de uygulamaya devam ediyor. Şirket, programı ilerleyen yıllarda sürdürmeyi ve Üniversite iş birlikleriyle daha fazla gencin enerji sektörüne adım atmasına katkı sağlamayı hedefliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.