Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Risk Faktörleri

Kapsül Haber Ajansı - Risk Faktörleri haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Risk Faktörleri haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Yapay Zekâ Gücüyle Detaylı Göz Muayenesi Haber

Yapay Zekâ Gücüyle Detaylı Göz Muayenesi

Bu vizyonla Prof. Dr. Bozkurt Şener, Türkiye’de kullanılmaya başlanan yapay zekâ destekli göz muayene cihazları ile göz sağlığındaki bir yeniliği sağlık hizmetine kazandırıldığını anlattı. Göz sağlığında erken tanının hayati önem taşıdığını vurgulayan Dünyagöz Hastaneler Grubu Medikal Direktörü Prof. Dr. Bozkurt Şener, Türkiye’de kullanılmaya başlanan yapay zekâ destekli göz muayene cihazları ile göz muayenesinin daha da detaylı bir şekilde yapılabildiğini söyledi. Prof. Dr. Bozkurt Şener, “Günümüzde göz hastalıklarının büyük bir kısmı, hasta farkına varmadan ilerleyebiliyor. Bu nedenle düzenli ve detaylı göz kontrolleri, görme kayıplarının önlenmesinde en etkili yaklaşım haline geliyor. Yapay zekâ destekli bu yeni nesil muayene cihazları sayesinde artık hastalarımıza çok hızlı ölçümler yaparak çok daha fazla veri sunarak detaylı göz muayenesi yapabiliyoruz. Yapay zeka destekli göz muayene cihazının bu verileri ölçüp sunabilmesi için yaklaşık 6-7 dakikada yeterli olabiliyor. Bu veriler ışığında göz doktorunun kişiye özel tedavi uygulayabilmesi için kapsamlı bir değerlendirme yapmasına imkan doğuyor” dedi. Yapay Zekâ ile Hızlı, Kapsamlı ve Objektif Değerlendirme Yapay zekâ destekli göz muayene cihazının çalışma prensibini anlatan Prof. Dr. Şener, sistemin tek bir platformda çok sayıda ölçümü bir araya getirdiğini belirterek şunları söyledi: “Bu teknoloji, gözün optik ve anatomik yapısına ait 100’ün üzerinde parametreyi birkaç dakika içinde ölçüyor. 120’nin üzerinde göz rahatsızlığını; semptomlar, risk faktörleri, görsel testler ile tespit ediyor. 30 yapay zeka algoritması tarafından elde edilen veriler yapay zekâ algoritmalarıyla analiz edilerek detaylı ve görsel bir rapora dönüştürülüyor. Bu sayede hekimin değerlendirmesi çok daha objektif, hızlı ve güvenilir hale geliyor.” Kişiye Özel Göz Sağlığı Verileri Sunuluyor Yapay zekâ destekli göz muayene cihazının sunduğu kapsamlı veri setine dikkat çeken Prof. Dr. Bozkurt Şener, şu bilgileri paylaştı: Yapay zekâ destekli göz muayenesi ile yaklaşık 6-7 dakika içerisinde; kornea, retina ve göz tansiyonu alanlarında: Kornea topografisi ve kornea kalınlığı,Retinada görme siniri ve sarı nokta değerlendirmesi,Göz tansiyonunun gerçek değeri,Gözün ön ve arka yapısına ilişkin detaylı ölçümler,Gözün refraksiyon kusurlarına dair bilgiler vermektedir. Bu kapsamlı ölçümlerin, göz sağlığının mevcut durumunu net biçimde ortaya koyduğunu belirten Prof. Dr. Şener, erken tanının ötesine geçen bir avantaj sağladığını ifade etti: “Aynı zamanda bu veriler, hastanın lazer göz cerrahisine ve premium lens (akıllı lens) cerrahisine uygun olup olmadığı konusunda da bize çok değerli bilgiler sunuyor. Hastanın göz yapısı, kornea kalınlığı ve diğer biyometrik parametreler yapay zekâ ile analiz edilerek, cerrahiye uygunluk objektif şekilde değerlendirilebiliyor. Bu da hem hasta güvenliğini artırıyor hem de doğru hasta doğru tedavi yaklaşımını güçlendiriyor.” Göz hastalıklarının ciddi bir bölümünün belirti vermeden ilerlediğine dikkat çeken Prof. Dr. Bozkurt Şener, erken tanının önemini şu sözlerle vurguladı: “Göz sağlığında erken tanı, tedavi başarısını artırmanın yanı sıra geri dönüşü olmayan görme kayıplarının önüne geçilmesini sağlar. Yapay zekâ destekli muayene ile tespit edilen risklere göre hastalar, tüm göz branşlarındaki uzman hekimlere yönlendirilerek değerlendirilir. Bu bütünleşik yaklaşım sayesinde her hasta, ihtiyacına özel bir tedavi sürecine dahil edilir. Risklerin doğru branşlarda ele alınması hem hasta güvenliği hem de sonuç başarısı açısından son derece büyük önem taşır.” Donanımlı Merkezlerde Muayene Büyük Avantaj Sağlıyor Gelişmiş teknolojinin, uzman hekim kadrosuyla birlikte anlam kazandığını belirten Prof. Dr. Şener sözlerini şöyle tamamladı: “Bu tür ileri teknolojiye sahip muayene sistemlerinin, tam donanımlı merkezlerde kullanılması son derece önemlidir. Yapay zekâ destekli bu teknoloji, hastalara hızlı, güvenilir ve kapsamlı bir göz sağlığı hizmeti sunarken, aynı zamanda dünyadaki ileri teknolojilerin deneyimlenmesine de imkân tanıyor. Yapay zekâ geliştikçe hekimlerin daha fazla bilgiye ulaşması, öğrenmesi ve kendini geliştirmesi mümkün oluyor. Bu bilgiler, doğru değerlendirildiğinde cerrahide ve medikal tedavi planlamalarda başarıyı ve güveni artırıyor.”

Martı, 2026’da Gelirde İki Katın Üzerinde Büyüme ve Pozitif FAVÖK Hedefliyor Haber

Martı, 2026’da Gelirde İki Katın Üzerinde Büyüme ve Pozitif FAVÖK Hedefliyor

Türkiye’nin lider mobilite süper uygulaması Martı, 2026 yılı için 70 milyon ABD doları gelir elde etmeyi ve pozitif düzeltilmiş FAVÖK (Faiz, Amortisman ve Vergi Öncesi Kar) seviyesine ulaşmayı planlıyor. Bu öngörü, şirketin yıllık bazda iki katın üzerinde gelir büyümesi yakalayacağına işaret ediyor. Martı, 2026 yılına yönelik öngörülen güçlü performansın ise aşağıdaki temel faktörler tarafından destekleneceğini belirtiyor: Yolculuk paylaşımı (ride-hailing) hizmetlerinde sefer sayısının hızlı artışı, 2. Gelir elde edilen şehirlerde üyelik paketlerinin yaygınlaşması ve satış hacminin artması 3. 2025 yılında faaliyete geçen yeni şehirlerde üyelik paketlerinin kademeli olarak kullanıma sunulması Martı’nın teslimat (delivery) hizmetlerinin hacim ve gelir katkısının artması. Artan yolculuk hacmiyle birlikte oluşan operasyonel kaldıraç, gelir elde edilen pazarlarda iyileşen birim ekonomileri ve teslimat hizmetlerinin ölçeklenmesiyle Martı, kârlılığa ulaşırken büyüme yatırımlarını da sürdürülebilir bir şekilde devam ettirmeyi amaçlıyor. Martı Kurucusu Oğuz Alper Öktem, konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “2025 performansımız, güçlü operasyonel kabiliyetimizin ve Martı’nın önünde duran büyük potansiyelin somut bir göstergesi. Yolculuk paylaşımı hizmetlerimizde yakaladığımız ivme sayesinde 2025 yılı beklentilerimizi aşacağız. Türkiye’de yeterince hizmet almamış ulaşım ve son kilometre pazarında hızla büyürken, 2026 yılında gelirlerimizi iki katın üzerine çıkaracağımızı ve pozitif FAVÖK seviyesine ulaşacağımızı net bir şekilde öngörebiliyoruz. Monetizasyonun ölçeklenmesi ve teslimat gibi yeni servislerin devreye alınmasıyla da platformumuzdan daha yüksek değer yaratmayı hedefliyoruz.” 2026 Yılına Yönelik Finansal Beklentiler 2025 Beklentisi 2026 Beklentisi Değişim Gelir 34,0 milyon $ 70.0 milyon $ + 36.0 $ Düzeltilmiş FAVÖK (17.0) milyon $ 1.0 milyon $ + 18.0 milyon $ Editöre Not Açıklanan 2026 yılı gelir ve düzeltilmiş FAVÖK beklentileri, Martı’nın mevcut varsayımlarına dayanmaktadır ve gelecekteki performansın garantisi niteliğinde değildir. Bu beklentiler; ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu’na (SEC) sunulan raporlarda yer alan risk faktörleri de dahil olmak üzere çeşitli belirsizlik ve risklere tabidir. Gerçek sonuçlar, bu öngörülerden önemli ölçüde farklılık gösterebilir. Basın bülteninde, 2025 veya 2026 dönemlerine ilişkin ileriye dönük düzeltilmiş FAVÖK için bir mutabakat tablosuna da yer verilmemektedir. Bunun nedeni, Şirket’in, makul olmayan bir çaba göstermeksizin, sonuçlar üzerinde önemli etkisi olabilecek bazı mutabakat kalemlerine ilişkin anlamlı veya makul derecede doğru bir hesaplama ya da tahmin sunmasının mümkün olmamasıdır. Ayrıca bültende yer alan bazı finansal bilgiler, ABD Genel Kabul Görmüş Muhasebe İlkeleri’ne (GAAP) göre hazırlanmamış olup, düzeltilmiş FAVÖK gibi GAAP dışı ölçütleri içermektedir. Düzeltilmiş FAVÖK; net dönem kârı/zararına amortisman, itfa payları, vergiler, finansal giderler (finansal gelirler netlenmiş olarak), tek seferlik giderler ve nakit çıkışı gerektirmeyen düzeltmelerin eklenmesiyle hesaplanmaktadır. Bu tek seferlik kalemler ağırlıklı olarak, gümrük vergilerinde yapılan tek seferlik düzenleme sonucunda oluşan karşılık giderleri ile şirketin olağan nakit operasyonlarını yansıtmadığı değerlendirilen dava karşılıklarını içermektedir. İleriye Dönük Beyanlara İlişkin Uyarı Bu basın bülteninde yer alan bazı açıklamalar, 1995 tarihli Özel Menkul Kıymetler Davaları Reform Yasası kapsamındaki “güvenli liman” (safe harbor) hükümleri çerçevesinde ileriye dönük beyanlar niteliği taşımaktadır. Bu basın bülteninde yer alan ve tarihsel olgulara ilişkin olmayan tüm ifadeler; Martı’nın platformu ve hizmet ekosistemine ilişkin öngörülen büyüme, beklenen gelecekteki performans ve pazar fırsatları ile Şirket’in 2025 ve 2026 yıllarına ilişkin gelir ve düzeltilmiş FAVÖK beklentileri dâhil ancak bunlarla sınırlı olmamak üzere, ileriye dönük beyan olarak değerlendirilmelidir. Bu tür ileriye dönük beyanlar, Martı yönetiminin mevcut beklentilerine dayanmaktadır. Söz konusu beyanlar herhangi bir taahhüt veya garanti niteliği taşımamakta olup; bilinen veya bilinmeyen riskler, belirsizlikler ve diğer önemli unsurlar içermektedir. Bu unsurlar, Şirket’in fiili sonuçlarının, performansının veya elde edeceği başarıların, bu basın bülteninde ifade edilen ya da ima edilen geleceğe yönelik sonuçlardan, performanslardan veya başarılardan önemli ölçüde farklılaşmasına neden olabilir. Bu risk ve belirsizlikler; Martı’nın ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu’na (SEC) sunduğu raporlarda, özellikle Form 20-F Yıllık Faaliyet Raporu’nda detaylı şekilde açıklanan risk faktörlerini de kapsamaktadır. Martı, yürürlükteki mevzuatın gerektirdiği durumlar dışında; gelecekte gerçekleşebilecek olaylar, yeni bilgiler veya diğer nedenlerle, ileriye dönük beyanlarını kamuoyuna açık şekilde güncelleme yükümlülüğü üstlenmemektedir.

Horoz Lojistik’ten “Pembe Ekip” ile Erken Teşhise Vurgu Haber

Horoz Lojistik’ten “Pembe Ekip” ile Erken Teşhise Vurgu

Horoz Lojistik, Ekim ayı boyunca tüm dünyada “Meme Kanseri Farkındalık Ayı” kapsamında farkındalık yaratmaya yönelik anlamlı bir etkinliğe imza attı. “Pembe Ekip” temasıyla gerçekleştirilen etkinlikte, Medipol Bahçelievler Hastanesi’nden Doç. Dr. Sina Ferahman’ın katılımıyla “Meme Kanseri Farkındalığı ve Erken Tanının Önemi” konulu bir seminer düzenlendi. Seminerde, erken teşhisin hayat kurtarıcı önemi ve meme kanserine karşı düzenli kontrollerin gerekliliği üzerinde duruldu. Katılımcılara, hastalıkla ilgili risk faktörleri, belirtiler ve tarama yöntemleri hakkında güncel bilgiler aktarıldı. Horoz Lojistik çalışanları, bu özel gün kapsamında kadın-erkek fark etmeksizin pembe kıyafetler giyerek farkındalığa ortak oldu. “Pembe Ekip” temasıyla bir araya gelen çalışanlar, çektikleri fotoğraflarla da sosyal farkındalık mesajını güçlendirdi. Horoz Lojistik Kurumsal İletişim ve Pazarlama Direktörü Hece Özyaman, etkinliğe ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Horoz Lojistik olarak toplumsal farkındalığı artıran her adımı çok önemsiyoruz. Meme kanserinde erken teşhisin hayat kurtardığı gerçeğini bir kez daha hatırlatmak ve çalışanlarımızla bu bilinci paylaşmak bizim için çok değerliydi. Pembe Ekim kapsamında düzenlediğimiz bu etkinlik hem çalışanlarımız arasında birlik duygusunu güçlendirdi hem de sağlıklı yaşam bilincine katkı sundu.” Toplumsal konularda farkındalık yaratmayı kurumsal kültürünün bir parçası haline getiren Horoz Lojistik, bu etkinlikle hem çalışanları arasında bilinç oluşturmayı hem de toplumda erken teşhisin önemine dikkat çekmeyi hedefledi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kemik Erimesi Fark Edilmeden İlerleyebilir! Haber

Kemik Erimesi Fark Edilmeden İlerleyebilir!

“Sessiz seyreden bir hastalık” Op. Dr. Cüneyt Bozhan, osteoporozun kemik yoğunluğundaki aşırı düşüş sebebiyle kemiklerin kırılgan yapıya dönüşmesi olduğunu söyledi. Bozhan, “Süngerimsi kemik içerisindeki boşluklar artarak yoğunluğu azalmaktadır. Kemik yoğunluğunun azalmasına bağlı erken dönemde bir belirti olmaz. Osteoporoz arttıkça omurga içerisinde kırık oluşumuna bağlı çökme, boy kısalığı, kamburlaşma (kifoz) ve dengesiz duruş, kemiklerin küçük bir travmada ya da kendiliğinden kırılması oluşabilir. Osteoporozda kemik yapımı, kemik yıkımına yetişemediğinden kemik erime süreci başlar” dedi. “Risk faktörleri göz ardı edilmemeli” Osteoporoz risk faktörlerine dikkat çeken Bozhan, “Yetersiz kalsiyum, fosfor ve D vitamini alımı, ileri yaş, menopozda olmak, cinsiyet hormonlarındaki düşüklük, steroid ilaç kullanımı, sigara ve alkol kullanımı, hareketsiz yaşam tarzı sayılabilir” ifadelerini kullandı. Teşhisin konulmasında kemik yoğunluğunun ölçülmesi gerektiğini vurgulayan Bozhan, “En güvenilir yöntem DEXA’dır. Bu nedenle menopoz sonrası ve 50 yaş üstü erkekler hekime başvurarak kemik ölçümü yaptırmalıdır” diye konuştu. “Tedaviyle kemik kaybı kontrol altına alınabilir” Tedavi sürecine de değinen Bozhan, “Hastanın hekim tarafından etraflıca değerlendirilmesi, DEXA ölçümünde düşüklük tespit edildiğinde tedavi olarak vitamin ve mineral destekleri, sağlıklı beslenme planı oluşturulması gerekmektedir. En yaygın osteoporoz ilaçları bifosfonatlardır. Tedavi için diğer seçenek monoklonal antikor ilaçlardır. Hormon ilişkili terapiler de tedavide kullanılır. Özellikle menopoz sonrası östrojen destekleri kadın doğum uzmanına danışılarak kullanılabilir” dedi. “Erken tanı hayat kalitesini koruyor” Yaş ortalamasının erkeklerde 75, kadınlarda 80 olduğunu hatırlatan Bozhan, “Ülkemizde osteoporoz karşımıza daha çok çıkmaktadır. Bu nedenle hekime özellikle 40 yaş sonrası kadınlar ve 50 yaş üstü erkekler DEXA ölçümü için başvurmalıdır” diyerek sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Böbrek Üstü Bezi Kitlesi Tehlikeli Olabilir!  Haber

Böbrek Üstü Bezi Kitlesi Tehlikeli Olabilir! 

Öyle ki vücudumuzun enerji üretiminden kan basıncının düzenlenmesine, kalp-damar sağlığından stres yönetimine kadar pek çok kritik göreve sahip hormonları salgılıyorlar. Dolayısıyla, bu bezlerde oluşan kitlelerin bazı türleri, zamanında teşhis ve tedavi edilmediğinde vücutta ciddi sağlık sorunlarına neden olabiliyor. Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Melih Kara, böbreküstü bezinde gelişen kitlelerin çoğunun belirti vermediğine ve genellikle başka bir sebeple başvurulan görüntüleme yöntemlerinde tesadüfen bulunduğuna dikkat çekerek, “Böbrek üstü bezlerinde oluşan kitleler genellikle tehlikeli değildir. Ancak, özellikle pheochromocytoma ve kortizol ile aldosteron hormonu salgılayan kitleler ciddi kardiyovasküler, metabolik ve elektrolit sorunlara yol açabilmektedir. Ayrıca, büyük olan veya sürekli büyüyen kitlelerde de kanser riski artmaktadır. Bunların yanı sıra bu kitleler özellikle akciğer, meme veya böbrek kanserlerinin yayılmaları sonucu da gelişebilmektedir. Dolayısıyla, bazı kitleler ciddi ve acil müdahale gerektirebilmektedir” diyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Melih Kara, bu nedenle böbrek üstü bezinde oluşan her kitlenin mutlaka uygun tanı yöntemleriyle değerlendirilmesinin ve ihtiyaç halinde tedavi edilmesinin yaşamsal önem taşıdığı uyarısında bulunuyor. Bazı risk faktörleri tetikleyebiliyor! Böbrek üstü bezinde oluşan kitleler büyük oranda sebepsiz olarak ortaya çıkıyor. Ancak, bazı risk faktörleri kitle gelişimini tetikleyebiliyor. Prof. Dr. Melih Kara, ileri yaşın risk faktörlerinden biri olduğunu belirtirken, “Ayrıca, önceden kötü huylu tümör varlığının, genetik sendromların (MEN2, von Hippel-Lindau, SDH mutasyonları gibi) ve sürekli kullanılan bazı ilaçların riski artırdığı bilinmektedir. Bu bulgular, böbrek üstü bezi kitlelerinde çok çeşitli faktörlerin rol oynadığını ve tanı ile tedavi süreçlerinde kişiye özel değerlendirmelerin önemini bir kez daha ortaya koymaktadır” diye konuşuyor. Çoğunlukla iyi huylu oluyor, ancak… Vücudumuzun sağlıklı çalışmasında kritik bir rol üstlenen kortizol, aldosteron, androjen, adrenalin ile noradrenalin gibi hormonların üretimini ve salgılanmasını sağlayan böbrek üstü bezlerinde kitleler oluşabiliyor. Adrenal tümörler olarak adlandırılan bu kitleler, temelde hormon üreten ve üretmeyen olarak iki gruba ayrılıyor. En sık görülen tipi olan adrenokortikal adenom genellikle iyi huylu oluyor ve hormon üretmiyor. Ancak, çoğu sorun oluşturmasa da böbrek üstü bezinde oluşan kitlelerin bazı türleri ise vücutta önemli sağlık problemlerine neden olabiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Melih Kara, böbrek üstü bezinde oluşan ve hormon salgılayan kitlelerin yol açabildikleri problemleri şöyle sıralıyor: “Aşırı kortizol üreten kitleler Cushing sendromuna neden olabilmektedir. Bunun sonucunda; obezite, hipertansiyon, diyabet, osteoporoz ve ciltte kolay morarma gibi sorunlar gelişebilir. Aşırı aldosteron üreten kitlelerde ise dirençli hipertansiyon veya hipokalemi nedeniyle kas krampları ile halsizlik gibi şikayetler oluşabilir. Pheochromocytoma hormonu üretiyorsa; dirençli hipertansiyon, taşikardi, tekrarlayan baş ağrısı, geçici yüksek tansiyon atakları görülebilir.” Sıklıkla belirti vermiyor, tesadüfen yakalanıyor Böbrek üstü bezlerinde oluşan kitleler genellikle herhangi bir belirti vermedikleri için hastalar tarafından fark edilmiyor. Günümüzde BT ve MR gibi ileri görüntüleme tekniklerinin yaygınlaşması sayesinde, farklı nedenlerle yapılan taramalarda böbrek üstü bezi kitleleri daha sık tespit ediliyor. Ancak, eğer hormon etkisi varsa hipertansiyon ve metabolik bozukluklar sık görülen ilk belirtilerini oluşturuyor. İlerleyen aşamalarda hormon fazlalığına bağlı olarak sistemik komplikasyonlar da gelişebiliyor. Ameliyat genellikle tedavinin temelini oluşturuyor Tedavi planı, böbrek üstü bezi kitlesinin türüne, büyüklüğüne, hormon salgılayıp salgılamadığına ve hastanın genel sağlık durumuna göre düzenleniyor. Küçük, iyi huylu ve hormon salgılamayan kitlelerde BT veya MR gibi görüntüleme yöntemleriyle yapılan düzenli takip yeterli gelebiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Melih Kara, cerrahi müdahalenin genellikle tedavinin temelini oluşturduğunu belirterek, “Özellikle belirgin olarak fazla hormon salgılayan tümörlerde, kanser şüphesi taşıyan veya büyük boyutlu (>4 cm) tümörlerde cerrahi yönteme başvurmak gerekmektedir” bilgisini veriyor. Minimal yaklaşımlar tercih ediliyor Son yıllarda, cerrahi yöntemlerde, sağladıkları pek çok avantaj nedeniyle minimal invaziv (laparoskopi / retroperitoneal / robotik) yaklaşımlar tercih ediliyor. Daha küçük portlar, tek port uygulamaları, gelişmiş görüntüleme teknikleri ve yapay zeka destekli alet tanıma gibi teknolojik yeniliklerin uygulandığı minimal invaziv yöntemler hem cerrahların hem hastaların yüzünü güldürüyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Melih Kara, “Bu teknolojilerle gerçekleştirilen ameliyatlar hastaların daha kısa sürede taburcu olmalarını sağlamakta, iyileşme sürecini hızlandırmakta ve estetik açıdan daha iyi sonuçlar sunmaktadır. Bu etkileri sayesinde de hastaların yaşam kaliteleri artmaktadır” diye konuşuyor. Laparoskopik yöntem altın standart olarak görülüyor Laparoskopik adrenalektomi (Transperitoneal lateral yaklaşım) uzun süredir böbreküstü bezi tümörü ameliyatlarının altın standardı olarak kabul ediliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Melih Kara, “Tercih ettiğimiz ilk seçenek olan ve cerraha iyi görünür bir alan sağlayan bu yöntem geleneksel açık cerrahiye göre daha iyi sonuçlar, hastalarda daha az ağrı, hastanede daha kısa kalış süresi ve daha hızlı iyileşme sunmaktadır” diyor. Özellikle küçük tümörlerde ve obezite hastalarında başvurulan posterior retroperitoneal (PR) laparoskopik yöntemin de doğrudan sırt bölgesinden böbreküstü bezine ulaşılmasını sağladığını vurgulayan Prof. Dr. Melih Kara, “Bu sayede karın boşluğu açılmadığı için ameliyat süresi kısalmakta ve ağrı şikayeti azalırken, günlük yaşama dönüş daha hızlı olmaktadır. Robotik adrenalektomi yöntemi ise 3 boyutlu görüntüleme ve daha esnek aletler sayesinde zorlu anatomilerde ve büyük veya derin yerde yer alan tümörlerde kolaylık sunmaktadır. Bazı çalışmalarda, bu etkisiyle daha az kan kaybı ve kısa yatış süresiyle sonuçlandığı bildirilmektedir” diyerek sözlerini tamamlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

 Jinekolojik kanserlerde erken teşhis hayat kurtarıyor! Haber

 Jinekolojik kanserlerde erken teşhis hayat kurtarıyor!

Kadın sağlığını tehdit eden en büyük risklerden biri jinekolojik kanserlerdir. Rahim (endometrium), rahim ağzı (serviks) ve yumurtalık (over) kanserleri, her yıl binlerce kadının hayatını etkileyen ciddi hastalıklardır. Ancak, erken teşhis ile bu kanserler büyük oranda tedavi edilebilir. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Mehmet Bekir Şen, bu konuda kadınların farkındalık kazanmasının önemini vurguluyor: “Kadın hastalıklarında en büyük tehlike, belirti vermeyen sessiz hastalıklardır. Pek çok kadın, herhangi bir şikayeti olmadığında jinekolojik kontrolleri ihmal ediyor. Oysa birçok jinekolojik kanser, erken evrede tespit edildiğinde tamamen tedavi edilebilir. Bu yüzden rutin kontroller hayat kurtarır.” TÜRKİYE’DE VE DÜNYADA JİNEKOLOJİK KANSERLERİN GÖRÜLME SIKLIĞI Türkiye’de rahim kanseri, en sık görülen jinekolojik kanser türüdür. 2020 GLOBOCAN verilerine göre, Türkiye’de en sık görülen 10 kadın kanseri arasında rahim kanseri 6., rahim ağzı (serviks) kanseri ise 10. sıradadır. Dünya genelinde en sık görülen jinekolojik kanserlerden biri olan rahim ağzı kanserinin, Türkiye’de tarama programları sayesinde daha düşük sıklıkta görüldüğünü belirten Op. Dr. Mehmet Bekir Şen, konuyla ilgili şunları söylüyor: “Rahim ağzı kanseri, HPV tarama programları sayesinde Türkiye’de birçok ülkeye kıyasla daha düşük oranlarda görülüyor. Ancak bu, taramaların aksatılabileceği anlamına gelmez. HPV taşıyıcılığı olan kadınlar düzenli takip edilmezse, hastalık ilerleyebilir ve ölümcül hale gelebilir.” Buna karşın, yumurtalık kanseri hâlâ geç teşhis edilmesi nedeniyle en riskli jinekolojik kanserlerden biri olmaya devam etmektedir. JİNEKOLOJİK KANSERLERDE RİSK FAKTÖRLERİ Her jinekolojik kanserin farklı risk faktörleri vardır. Op. Dr. Mehmet Bekir Şen, en sık görülen jinekolojik kanserlerin nedenlerini şöyle açıklıyor: •  Endometrium (rahim) kanseri: “Bu kanser türü, genellikle menopoz sonrası kadınlarda görülür. Obezite, diyabet, yüksek östrojen seviyesi, erken adet görme veya geç menopoza girme gibi faktörler riski artırır.” •  Serviks (rahim ağzı) kanseri: “HPV enfeksiyonu en büyük risk faktörüdür. Bunun yanı sıra, sigara kullanımı, erken yaşta cinsel ilişki ve bağışıklık sisteminin zayıf olması riski artıran faktörler arasında yer alır.” • Over (yumurtalık) kanseri: “Bu kanserin en büyük risk faktörlerinden biri genetik yatkınlıktır. BRCA1 ve BRCA2 gen mutasyonlarına sahip kadınlarda, yumurtalık kanseri riski %40-60 oranında artar. Ayrıca ileri yaş, uzun süre doğurganlık artırıcı tedaviler görmek ve ailesinde kanser öyküsü olması da riski artırır.” JİNEKOLOJİK KANSERLERDEN KORUNMA YOLLARI Jinekolojik kanserlerden korunmanın en etkili yolu, düzenli taramalar ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarıdır. Op. Dr. Mehmet Bekir Şen, kadınların bu konuda alabileceği önlemleri şöyle sıralıyor: •  Rutin Jinekolojik Muayeneler: “Cinsel hayata başladıktan sonra her kadının yılda en az bir kez jinekolojik muayene olması gerekiyor. 21 yaşından itibaren PAP smear, 30 yaşından sonra ise HPV testleri ile düzenli tarama yapılmalıdır.” •  HPV Aşısı: “HPV enfeksiyonu rahim ağzı kanserinin %99’undan sorumludur. HPV aşısı 9-26 yaş arasında yapılması önerilse de, 45 yaşına kadar koruyuculuğu devam etmektedir. Hatta 45 yaş üstünde bile pozitif etkileri olduğu görülmüştür.” •  Sağlıklı Beslenme ve Egzersiz: “Düzenli egzersiz yapmak, ideal kiloda kalmak ve sağlıklı beslenmek, özellikle östrojen bağımlı tümörleri önlemek için büyük önem taşır.” • Sigara ve Alkol Tüketimini Azaltmak: “Sigara, özellikle rahim ağzı kanseri için büyük bir risk faktörüdür. Kadınların sigarayı bırakması, kansere yakalanma riskini ciddi şekilde azaltacaktır.” TARAMA PROGRAMLARININ ÖNEMİ VE TÜRKİYE’DEKİ UYGULAMALAR Türkiye’de, 30-65 yaş arasındaki kadınlara her 5 yılda bir HPV + smear testi ücretsiz olarak yapılmaktadır. Ancak katılım oranları halen istenen seviyelerde değildir. Op. Dr. Mehmet Bekir Şen, bu konuda kadınların bilinçlendirilmesi gerektiğini vurguluyor: “Kadınların büyük bir kısmı, tarama programlarından haberdar değil ya da gerekli görmediği için test yaptırmıyor. Oysa, serviks kanseri erken evrede yakalandığında %90’ın üzerinde başarıyla tedavi edilebiliyor. Bilinçlendirme kampanyaları, mobil sağlık hizmetleri ve HPV aşısının yaygınlaştırılması ile daha fazla kadına ulaşabiliriz.” GERÇEK BİR HAYAT HİKAYESİ: “HİÇBİR BELİRTİ YOKTU, AMA RUTİN KONTROL HAYATINI KURTARDI” Jinekolojik kanserlerin en büyük tehlikesi, bazı türlerin uzun süre hiçbir belirti vermeden ilerleyebilmesidir. Op. Dr. Mehmet Bekir Şen, bir hastasının yaşadığı süreci şu sözlerle anlatıyor: “34 yaşında, tamamen sağlıklı görünen bir hastam, yalnızca adet düzensizliği şikayetiyle muayeneye geldi. Fiziksel muayenesinde hiçbir olağan dışı bulgu yoktu. Ancak içimdeki mesleki içgüdüyle, ‘Yine de bir smear testi yapalım’ dedim. Sonuçlar geldiğinde hepimiz büyük bir şok yaşadık: Rahim ağzı kanseri teşhisi konulmuştu. Şanslıydı. Çok erken evrede yakaladık ve hızlıca tedavi sürecine başladık. Eğer bu tarama yapılmasaydı, büyük olasılıkla yıllar sonra çok daha ileri bir evrede teşhis edilecekti. Bugün sağlıklı ve hayatına kaldığı yerden devam ediyor. Bu olay, erken teşhisin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi.” KADINLAR İÇİN EN BÜYÜK GÜÇ ERKEN TEŞHİSTİR! Kadınların düzenli jinekolojik kontrolleri ihmal etmemesi, HPV aşısı yaptırması ve sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemesi, jinekolojik kanserlerin önlenmesinde en önemli adımdır. Op. Dr. Mehmet Bekir Şen, tüm kadınlara şu çağrıyı yapıyor: “Şikâyetiniz olmasa da yılda bir kez jinekolojik muayene yaptırın. Unutmayın, erken teşhis hayat kurtarır!”

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.