Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Risk Yönetimi

Kapsül Haber Ajansı - Risk Yönetimi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Risk Yönetimi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Engelli Vatandaş Önerdi, Nilüfer Belediyesi Hayata Geçirdi Haber

Engelli Vatandaş Önerdi, Nilüfer Belediyesi Hayata Geçirdi

Nilüfer Belediyesi, afet bilincini güçlendirmek ve dezavantajlı bireylerin yaşam alanlarını daha güvenli hale getirmek amacıyla örnek bir uygulama başlattı. Nilüfer Belediye Stratejik Planı’na dahil edilen “Engelsiz Nilüfer” çalışması kapsamında, engelli vatandaşların evlerinde “ev içi tehlike avı” yapılarak, hareketli mobilyalar ve eşyalar sabitleniyor. DAYANIKLI VE DİRENÇLİ NİLÜFER Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Emre Karagöz, çalışmaları yerinde inceleyerek projenin önemine dikkat çekti. Afet öncesi alınacak önlemlerin hayati olduğunu vurgulayan Karagöz, “Amacımız evlerde hem eşyaları sabitlemek hem de tahliye yollarını açık tutarak yaşam üçgenleri oluşturmak. Çalışma arkadaşlarımız, başvuruda bulunan vatandaşların evlerini ziyaret ederek riskli noktaları tespit ediyor ve sabitleme işlemlerini profesyonelce gerçekleştiriyor. Başvuruda bulunmaları için buradan engelli vatandaşlarımıza açık çağrı yapıyoruz. Dayanıklı ve dirençli Nilüfer’i ancak bu tarz ortak çalışmalarla var edebiliriz” diye konuştu. AFETE HAZIRLIK ENGELLİ BİREYLER İÇİN DE ÇOK ÖNEMLİ Öneri sahibi engelli birey Merve Erbek, projeden ilk faydalanan kişi oldu. 6 Şubat depremlerindeki deneyimlerinden yola çıkarak bu fikri geliştirdiğini ifade eden Erbek, “Engelli bireyler bu proje sayesinde daha tedbirli olacak. ‘Dolap düşmeseydi ölmezdi’ denilen acı durumların önüne geçmek istiyoruz. Tüm engelli bireylerin bu projeye başvurmasını ve diğer kurumların da bu tip çalışmalar için harekete geçmesini dilerim. Afete hazırlık engelli bireyler için de çok önemli” dedi. KAÇIŞ YOLLARI AÇIK TUTULUYOR Nilüfer Belediyesi Afet İşleri ve Risk Yönetimi Müdürü Erdinç Çamkerten ise 1999 depremindeki yaralanmaların yaklaşık yüzde 50’sinin devrilen eşyalardan kaynaklandığını hatırlatarak, “Çalışmalarla evlerde güvenli yaşam üçgenleri oluşturuyor, kaçış yollarının açık tutulmasını sağlıyoruz” diye konuştu. ENGELSİZ NİLÜFER’E BAŞVURU Evlerinde afetlere karşı önlem alınmasını isteyen engelli vatandaşlar, 444 16 03 numaralı telefonu arayarak veya “Nilüfer Her Yerde” uygulamasının “Engelsiz Nilüfer” sekmesi üzerinden başvurularını yapabiliyorlar. Belediye ekipleri, haftanın en az bir gününü bu çalışmalara ayırarak gelen talepler doğrultusunda ev ziyaretlerini sürdürecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İklim Değişikliği ve Çevresel Risklerin Yönetiminde Parametrik Sigortalar Öne Çıkacak Haber

İklim Değişikliği ve Çevresel Risklerin Yönetiminde Parametrik Sigortalar Öne Çıkacak

Parametrik sigortalar bu noktada öne çıkıyor. Bu modelde ödeme, klasik hasar tespit sürecinden bağımsız olarak, önceden belirlenen bir tetikleyici gerçekleştiğinde devreye giriyor. Örneğin belirli bir yağış seviyesi, sıcaklık eşiği, kuraklık endeksi veya rüzgâr hızı aşıldığında ödeme yapılabiliyor. Bu yapı, özellikle tarım, enerji, turizm, lojistik ve altyapı yatırımları için hızlı nakit akışı sağlayabilir” dedi. Türkiye 9-26 Kasım tarihlerinde gerçekleşecek BM İklim Zirvesi COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlanırken, sürdürülebilirlik, iklim değişikliği ve çevresel sorumluluk alanında dünyada önemli gelişmelere de imza atılıyor. İklim değişikliği ve sürdürülebilirlik, kurumsal ve sosyal alanda artık kritik bir noktaya ulaşmış durumda. Araştırmalar da söz konusu risklerin çok ciddi bir boyuta ulaştığını gösteriyor. Swiss Re verilerine göre doğal afet kaynaklı sigortalı kayıplar 2024’te 137 milyar dolar oldu; 2025 için ise bu kayıpların 145 milyar dolara yaklaşabileceği öngörülüyor. Bu tablo, iklim riskinin artık istisnai değil, düzenli yönetilmesi gereken bir finansal risk olduğunu gösteriyor. Türkiye’de de Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları (TSRS) ile sürdürülebilirlik raporlamasının yasal zemine oturması, şirketleri iklim risklerini ölçmeye ve daha şeffaf yönetmeye yönlendiriyor. IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO’su Murat Çiftçi’nin verdiği bilgiye göre; bu süreç sigorta talebini de dönüştürecek. Artık şirketler yalnızca varlıklarını değil; karbon hedeflerini, enerji verimliliği yatırımlarını, tedarik zincirlerini ve itibar risklerini de güvence altına almak isteyecek. Tarım, enerji, turizm ve altyapı yatırımlarında önemli Murat Çiftçi, “Türkiye’de sürdürülebilirlik odaklı sigortaların yaygınlaşmasını hızlandıracak en kritik başlık, risklerin daha görünür ve ölçülebilir hale gelmesi olacak. İklim kaynaklı afetler, enerji dönüşümü, karbon düzenlemeleri ve tedarik zinciri baskıları şirketlerin risk algısını değiştiriyor. İklim risklerinin artmasıyla birlikte üç ürün kategorisinin öne çıkacağını düşünüyoruz: parametrik sigortalar, iklim kaynaklı iş durması teminatları ve çevresel sorumluluk çözümleri. Parametrik sigortalar bu noktada öne çıkıyor. Bu modelde ödeme, klasik hasar tespit sürecinden bağımsız olarak, önceden belirlenen bir tetikleyici gerçekleştiğinde devreye giriyor. Örneğin belirli bir yağış seviyesi, sıcaklık eşiği, kuraklık endeksi veya rüzgâr hızı aşıldığında ödeme yapılabiliyor. Bu yapı, özellikle tarım, enerji, turizm, lojistik ve altyapı yatırımları için hızlı nakit akışı sağlayabilir” dedi. Şirketler de bütüncül çözümlere odaklanıyor Munich Re, 2024’te doğal afetlerin sigorta piyasası için ağır bir yıl olduğunu ve sigortalı kayıpların 140 milyar dolar seviyesine ulaştığını belirtiyor. Rapora göre hava olayları, özellikle fırtına, sel ve yangınlar hasarlarda belirleyici hale geldi. Kurumsal şirketlerin de artık sürdürülebilirliği yalnızca sosyal sorumluluk başlığı olarak görmediğini belirten Murat Çiftçi, “Bu konu finansmana erişim, yatırımcı ilişkileri, tedarik zinciri yönetimi ve marka itibarıyla doğrudan bağlantılı hale geldi. Bu nedenle sigorta talepleri de değişiyor. Şirketler artık yalnızca fabrika, makine, bina veya araçlarını sigortalamak istemiyor; enerji verimliliği yatırımlarını, yenilenebilir enerji projelerini, karbon azaltım hedeflerini, iklim kaynaklı iş kesintilerini ve çevresel sorumluluklarını da kapsayan daha bütüncül çözümler arıyor. IBS olarak bu dönüşüme klasik poliçe mantığıyla değil, risk danışmanlığı yaklaşımıyla yanıt veriyoruz. Önce şirketin faaliyet alanını, iklim hassasiyetini, tedarik zincirini, enerji kullanımını ve regülasyon yükümlülüklerini analiz ediyoruz. Ardından buna uygun sigorta ve reasürans kapasitesini yapılandırıyoruz” diye konuştu. Enerji verimliliğine yönelik ürünler öne çıkacak Murat Çiftçi, yeşil enerji, döngüsel ekonomi ve karbon nötr hedeflerine yönelik çözümler için de şunları söyledi: “Yeşil enerji yatırımları büyüdükçe güneş, rüzgâr, batarya depolama, hidrojen, biyokütle ve enerji verimliliği projelerine özel sigorta çözümleri daha fazla gündeme gelecek. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın güncel verilerine göre Türkiye’nin toplam elektrik kurulu gücü 2026 itibarıyla 125.000 MW seviyesini aşarken, bunun yaklaşık %62’si yenilenebilir kaynaklardan oluşuyor. Güneş ve rüzgâr enerjisinin toplam kurulu güç içindeki payı ise %33 seviyesinin üzerine çıkarak 40.000 MW’ı aşmış durumda. Yalnızca 2025 yılında devreye alınan yaklaşık 8.200 MW’lık yeni kapasite, bu dönüşümün hızını net biçimde ortaya koyuyor. Bu büyüme sigorta tarafında yeni bir uzmanlık alanı ve daha gelişmiş risk yönetimi yaklaşımını zorunlu hale getiriyor. Bu alanda öne çıkacak ürünler arasında yenilenebilir enerji santrali performans teminatları, üretim kaybı sigortaları, batarya yangın riskine özel çözümler, karbon kredisi risklerine yönelik teminatlar ve çevresel sorumluluk poliçeleri bulunuyor. Döngüsel ekonomi tarafında ise geri dönüşüm tesisleri, atık yönetimi, yeniden kullanım ve kaynak verimliliği projeleri için hem yangın hem çevresel sorumluluk hem de iş durması teminatlarının daha özel kurgulanması gerekecek.” İstisnai olaylar yaygın riskler olarak değerlendiriliyor İklim kaynaklı afetlerin maliyeti arttıkça reasürans piyasasının da daha seçici, daha veri odaklı ve daha disiplinli bir fiyatlama yaklaşımına geçtiğinin altını çizen Murat Çiftçi, “Eskiden bazı iklim olayları istisnai kabul edilebiliyordu. Bugün ise sel, dolu, fırtına, kuraklık ve yangın gibi riskler birçok bölgede düzenli hasar üreten başlıklar haline geldi. Swiss Re, doğal afet kaynaklı sigortalı kayıpların son yıllarda reel olarak yıllık %5–7 bandında büyüdüğünü belirtiyor. Bu, reasürörlerin risk seçimi, kapasite kullanımı ve fiyatlama disiplinini doğrudan etkiliyor. Bu değişim yeni ürünleri de şekillendiriyor. Reasürans kapasitesine erişmek isteyen şirketlerin artık daha iyi veri sunması, tesis bazlı risk analizlerini güçlendirmesi, önleyici tedbirlerini belgeleyebilmesi ve iklim senaryolarını daha net ortaya koyması gerekiyor. Sigorta piyasasında iyi risk ile zayıf risk arasındaki fiyat farkı daha belirgin hale gelecek” dedi. Elektrikli araç sigortalarında basitlik ve anlaşılırlık önemli Murat Çiftçi, bireysel tarafta sürdürülebilirlik temelli sigortalar yaygınlaşması için üç unsurun önemli olduğuna dikkat çekerek, şunları söyledi: “Bunlar ürünün anlaşılır olması, fiyat avantajı sunması ve günlük hayatla doğrudan bağlantı kurması. Elektrikli araç sigortaları bu açıdan iyi bir örnek. Türkiye’de elektrikli otomobil satışları hızla büyüyor. ODMD’nin 2025 verilerine göre elektrikli otomobil satışları 166.665 adede ulaşarak otomobil pazarından %17,8 pay aldı. Bu büyüme yalnızca kasko ürünlerini değil; batarya teminatı, şarj ekipmanı, ev tipi şarj ünitesi, yolda enerji desteği ve ikinci el batarya değerleme gibi yeni ihtiyaçları da gündeme getiriyor. Benzer şekilde yeşil konut sigortaları, enerji verimli bina teminatları, güneş paneli sigortaları ve düşük karbonlu yaşamı teşvik eden ürünler de önümüzdeki dönemde daha fazla konuşulacak. Burada kritik nokta, sürdürülebilirlik kavramını karmaşık bir çerçeveden çıkarıp tüketicinin hayatına dokunan somut faydalara dönüştürmek.” Yapay zeka ile doğru ve önceden tahmin edilebilirliğe katkı “Sürdürülebilirlik sigortalarının geleceği veriyle şekillenecek” diyen Murat Çiftçi, şöyle devam etti: “Çünkü iklim riski artık geçmiş hasar verisine bakılarak tek başına fiyatlanabilecek bir risk değil. Geleceğe dönük iklim senaryoları, coğrafi konum, tesis yapısı, enerji kullanımı, tedarik zinciri ve operasyonel dayanıklılık birlikte analiz edilmeli. Yapay zekâ ve iklim modellemeleri burada sigorta sektörüne üç alanda katkı sağlayacak: Birincisi, riskin daha doğru ölçülmesi. İkincisi, kişiye veya kuruma özel fiyatlama yapılabilmesi. Üçüncüsü, hasar oluşmadan önce önleyici uyarı mekanizmalarının kurulması. Örneğin sel riski yüksek bir bölgede bulunan tesis için yalnızca poliçe fiyatı değil; drenaj altyapısı, erken uyarı sistemi, stok konumlandırması ve acil durum planı da değerlendirilmelidir. Bu yaklaşım, sigortayı pasif bir güvence olmaktan çıkarıp aktif bir dayanıklılık ve risk yönetimi aracına dönüştürür.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TÜROFED ve İş Bankası’ndan kOnaklama Sektörünü Güçlendiren İş Birliği Haber

TÜROFED ve İş Bankası’ndan kOnaklama Sektörünü Güçlendiren İş Birliği

Ülkemiz; iklim çeşitliliği, doğal güzellikleri, zengin tarihi ve kültürel mirası ile turizm sektöründe yüksek bir potansiyele sahip. Türkiye Otelciler Federasyonu (TÜROFED) ve Türkiye İş Bankası da önemli gelir ve istihdam kaynakları arasında yer alan turizmin finansal yapısını güçlendirmek, ekosistemin uzun vadeli gelişimini desteklemek hedefiyle bir iş birliğine gitti. Özel kredi paketleri, esnek vadeler ve geri ödeme planları… Marmaris’te Türkiye İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Sezgin Yılmaz ve TÜROFED Başkanı Erkan Yağcı’nın katıldığı imza töreniyle hayata geçirilen iş birliği çerçevesinde İş Bankası, turizm yatırımcılarının finansmana erişimini kolaylaştıran özel kredi paketleri, esnek vadeler, sezon nakit akışı döngüsüne duyarlı geri ödeme planları ve nakit akışına uyumlu yapılandırmalar sağlayacak. Kendi içinde turizme özel oluşturduğu yapılanmaya ve uzman ekiplere sahip Banka; sektörde otel yatırımcılarından işletmecilere uzanan geniş bir kitleye yönelik ürün ve hizmetler geliştirmeye devam edecek. Bütüncül bir finansal iş ortaklığı modeli Sektörel ihtiyaçlara göre şekillenen bütüncül bir finansal iş ortaklığı modeli örneği olan iş birliği ile geliştirilen finansman çözümleri, özellikle otel yatırımlarının uzun geri dönüş süreleri ve operasyonel dalgalanmalar dikkate alınarak tasarlandı. Bu sayede risk yönetimi maksimum seviyeye çıkarılırken işletmelerin finansal planlamaları daha öngörülebilir hale gelecek. Sezgin Yılmaz: “Sektörün rekabet gücü artacak” İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Sezgin Yılmaz, ülkemizin gelişimi için kritik alanlardan ve ekonomik lokomotiflerden olan turizme stratejik önem verdiklerini belirterek, sektöre finansal çözümlerin yanı sıra ihtisaslaşmaya yönelik faaliyetleri; tarihi mirasımızı ve doğamızı korumak için gerçekleştirdikleri projelerle de destek verdiklerini söyledi. Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ayrı bir uzmanlık alanı olarak konumlandırdığımız turizme yatırım danışmanlığı, fizibilite desteği ve veri analitiği gibi alanlarda da hizmet sunarak katkı sağlamayı hedefliyoruz. Bu yaklaşımımız ile turizm profesyonelleri, standart bankacılık ürünlerinin ötesinde, doğrudan kendi ihtiyaçlarına hitap eden çözümlerle buluşuyor. TÜROFED ile kurduğumuz bu güçlü iş birliği ise sektörün kurumsallaşması, küresel rekabet gücünün artması ve uluslararası ölçekte daha sürdürülebilir bir büyüme modeline geçmesine katkı sağlayacak. ” Erkan Yağcı: “Geleceğin turizm anlayışını şekillendirecek” TÜROFED Başkanı Erkan Yağcı ise İş Bankası ile hayata geçirilen iş birliğinin Türkiye’nin dört bir yanındaki otel yatırımcıları ve işletmecilerin finansmana erişimini kolaylaştıracağını belirtti. Yerel ekonomiler için daha fazla değer yaratan bu modelin istihdamın güçlenmesine ve turizm gelirlerinin niteliğinin artırılmasına da katkı sunacağını belirten Yağcı, şöyle dedi: “Sektörün sürdürülebilir büyümesi için atılan bu adım, yalnızca bugünün ihtiyaçlarına yanıt vermekle kalmıyor; geleceğin turizm anlayışını şekillendirecek finansal altyapının da temelini oluşturuyor. Bu yeni dönem, Türkiye turizminin değer odaklı büyüme hedeflerine ulaşmasında ve küresel rekabet gücünü artırmasında önemli bir kaldıraç etkisi yaratacak.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sigorta İzmir İçin Geri Sayım Haber

Sigorta İzmir İçin Geri Sayım

11-13 Haziran tarihlerinde Fuar İzmir’de düzenlenecek Sigorta İzmir - Sigorta Paydaşları İş Birliği Fuar ve Zirvesi, sigorta şirketlerinden eksperlere, acentelerden brokerlere, asistans firmalarından kamu kurumlarına kadar sektörün önde gelen temsilcilerini buluşturacak. Fuar, aynı zamanda İzmir’in sigortacılık tarihindeki öncü rolünü yeniden gündeme taşıyacak. Güçlü destek ve kurumsal iş birliği T.C. Ticaret Bakanlığı ile Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK) himayesinde düzenlenen fuar; sektörün köklü kurumları tarafından destekleniyor. Organizasyona, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), Türkiye Sigorta Birliği (TSB), Sigorta Acenteleri İcra Komitesi (SAİK), Sigorta Eksperleri İcra Komitesi (SEİK), İzmir Ticaret Odası (İZTO) ve Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) tam destek veriyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde, İZFAŞ organizasyonuyla gerçekleştirilecek fuarın, etkinlik partnerliğini ise IUC Events üstleniyor. Sektörün öncü kurum ve firmaları da organizasyonda katılımcı olarak yer alıyor. İzmir Sigorta Paydaşları İş Birliği Fuar ve Zirvesi, sigorta sektöründe faaliyet gösteren şirketlere görünürlüklerini artırma, yeni iş ortaklıkları geliştirme ve sektörün geleceğine yön veren trendleri yakından takip etme imkanı sunacak. Organizasyonda; sigorta şirketleri, acenteler, reasürans firmaları, insurtech girişimleri ve kamu temsilcileriyle doğrudan temas kurulabilecek, yeni ticari bağlantılar geliştirilebilecek. Sigortacılığın gelişiminde öncü kentlerden 11–13 Haziran tarihleri arasında düzenlenecek Sigorta İzmir - Sigorta Paydaşları İş Birliği Fuar ve Zirvesi’ne ev sahipliği yapacak İzmir, sigortacılık tarihindeki köklü geçmişiyle öne çıkıyor. Liman kenti kimliği ve güçlü uluslararası ticaret ağı sayesinde İzmir, Anadolu’da modern sigortacılığın geliştiği ilk merkezlerden biri olarak kabul ediliyor. Deniz ticareti ve taşımacılığın gelişimiyle birlikte sigortacılık alanında da önemli bir merkez haline gelen İzmir, tarih boyunca sektörün büyümesinde önemli rol üstlendi. Kent, Sigorta İzmir - Sigorta Paydaşları İş Birliği Fuar ve Zirvesi ile de sektörün geleceğine yön verecek önemli bir buluşmaya hazırlanıyor. Zirve sektörün geleceğine ışık tutacak Fuar kapsamında düzenlenecek zirve programlarında da sigortacılıkta dijital dönüşüm, afet ve risk yönetimi, sağlık sigortaları, mobilite çözümleri ve sektördeki yeni uygulamalar gibi başlıklar ele alınacak. Organizasyonun, yeni iş birliklerinin geliştirilmesine ve sektörel diyaloğun güçlenmesine katkı sağlaması hedefleniyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

 Gençlere Sürdürülebilir Finans Eğitimi ve Staj İmkanı Haber

 Gençlere Sürdürülebilir Finans Eğitimi ve Staj İmkanı

İklim riskleri, dönüşen regülasyonlar ve sürdürülebilir finans alanında artan yetkinlik ihtiyacı doğrultusunda tasarlanan program, gençlerin sürdürülebilirlik perspektifini bankacılık uygulamalarıyla birlikte değerlendirmesine katkı sağlamayı amaçlıyor. Program aynı zamanda finans sektörünün düşük karbonlu ekonomiye geçiş sürecinde ihtiyaç duyduğu yeni nesil yetkinliklerin gelişimini destekliyor. “SEGM & QNB Sürdürülebilir Finans Staj Programı” genç yetenekleri sürdürülebilir finansın geleceğine hazırlıyor. Program, altı haftalık hibrit bir gelişim sürecinden oluşuyor: İlk iki haftada katılımcılar, SEGM Akademi tarafından gerçekleştirilen çevrimiçi eğitimlere dahil olarak sürdürülebilir finansın temel dinamikleriyle tanışıyor. Eğitim içerikleri kapsamında ESG yaklaşımları, yeşil finansman araçları, etki yatırımları, karbon piyasaları, sürdürülebilir bankacılık uygulamaları ve raporlama standartları gibi başlıklar ele alınıyor. Programın uygulamalı aşamasını oluşturan sonraki dört haftada ise öğrenciler: QNB Türkiye bünyesinde bankanın çeşitli bölümlerinde sürdürülebilir finans alanında çalışma fırsatı elde ediyor. Katılımcılar bu süreçte etki ölçümü, müşteri sürdürülebilirlik değerlendirmeleri ve proje destek çalışmaları gibi alanlarda deneyim kazanarak teorik bilgilerini saha pratiğiyle pekiştiriyor. Eğitim ve staj süreci, İktisadi ve İdari Bilimler, Finans ve Bankacılık, Mühendislik, Çevre Bilimleri, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümlerinde öğrenim gören 3. ve 4. sınıf üniversite öğrencilerine açık olarak yürütülüyor. Katılımcılar, program sonunda “Sürdürülebilir Finans- SEGM Sertifikası” almaya hak kazanırken, en başarılı 3 öğrenci için mezuniyet sonrası kariyer fırsatları da sunuluyor. QNB Türkiye, sürdürülebilir finans yaklaşımını yalnızca finansal performans odağında değil; uzun vadeli değer yaratımı, risk yönetimi, çevresel ve sosyal etki perspektifinde ele alıyor. Banka, gençlerin bu dönüşümün aktif bir parçası olmasını stratejik öncelikleri arasında konumlandırıyor. Program kapsamında verilen eğitimler ile katılımcıların; sürdürülebilir finans araçlarını tanımlayabilmesi, ESG faktörlerinin yatırım ve kredi süreçlerine etkisini analiz edebilmesi, sürdürülebilirlik raporlaması ve uluslararası çerçeveler konusunda bilgi sahibi olması amaçlanıyor. Eğitim içerikleri arasında uluslararası sürdürülebilirlik raporlama standartları, iklim hedefleri, iklim risklerinin finansal etkileri, iş hayatında kadınların güçlendirilmesi gibi pek çok farklı konu başlıkları yer alıyor. Program, gençlerin sürdürülebilir finans alanındaki bakış açılarını sektörle buluşturarak bilgi paylaşımını ve çok paydaşlı iş birliğini güçlendirmeyi amaçlıyor. Sürdürülebilir finans alanında yaşanan dönüşüm, finans sektöründe yeni nesil yetkinliklere olan ihtiyacı her geçen gün artırıyor. Gençlerin bu dönüşümün bir parçası olması ve sürdürülebilir bankacılığın geleceğine yön verecek bilgi ve deneyimi kazanması QNB Türkiye için büyük önem taşıyor. SEGM iş birliğiyle hayata geçirilen bu programın, genç yeteneklerin gelişimine katkı sağlaması hedefleniyor. Program sonunda katılımcılar, uygulamalı öğrenme deneyimlerini SEGM “Ortak Miras – Ortak Gelecek” Buluşması’nda sektör profesyonelleriyle paylaşma imkânı da bulacaklar. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Efor Çay’a FSSC 22000 Kalite Belgesi Haber

Efor Çay’a FSSC 22000 Kalite Belgesi

Toplam 30 bin metrekare alan üzerine kurulu ve 25 bin metrekare kapalı üretim alanına sahip Tokat Erbaa Tesisi; dökme çay, bitki ve meyve çayları ile poşet çay üretimlerinin yanı sıra Türk kahvesi, filtre kahve, çekirdek kahve ve kapsül kahve üretimleriyle geniş bir üretim altyapısına sahip bulunuyor. Güçlü operasyonel kapasitesiyle günlük 160 ton, yıllık ise 55 bin ton üretim kapasitesine ulaşan tesis hem yurt içi hem de uluslararası pazarlara yönelik üretim gerçekleştiriyor. Uluslararası standartlarda üretim altyapısı 225 kişilik ekibiyle faaliyetlerini sürdüren tesiste modern üretim teknolojileri ve yüksek kapasiteli paketleme hatları kullanılırken, alınan FSSC 22000 Belgesi ile birlikte üretim süreçlerinin uluslararası kalite ve gıda güvenliği standartlarına uygunluğu da belgelendi. FSSC 22000 Belgesi, Efor Çay’ın üretim kalitesini uluslararası gıda güvenliği standartlarıyla belgelendirirken, ihracat pazarlarında da önemli bir güven unsuru oluşturuyor. Yurt dışı alıcılar, zincir perakende yapıları ve global iş ortakları açısından güçlü bir referans niteliği taşıyan belge, Efor Çay’ın yeni pazarlara erişim ve ihracat satışlarını artırma hedeflerini destekliyor. “Üretim gücümüzü uluslararası standartlarla destekleyen her adımı stratejik bir yatırım olarak görüyoruz” Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Efor Çay Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Akkuş, üretim altyapısı ve kalite standartlarının Efor Çay’ın büyüme yaklaşımının temel unsurları arasında yer aldığını belirterek şu ifadeleri kullandı: “Üretim gücümüzü uluslararası standartlarla destekleyen her adımı stratejik bir yatırım olarak görüyoruz. Tokat Erbaa Çay ve Kahve Paketleme Tesisimiz ile FSSC 22000 Belgesi almamız; kalite, gıda güvenliği ve sürdürülebilir üretim anlayışımızın önemli bir göstergesi niteliği taşıyor. Çay ve kahve kategorilerindeki üretim kabiliyetimizi sürekli geliştirirken, modern teknoloji altyapımız ve güçlü operasyon yapımızla hem iç pazarda hem de uluslararası pazarlarda rekabet gücümüzü artırmayı sürdürüyoruz. FSSC 22000 Belgesi, yurt dışı pazarlarda güven veren üretici kimliğimizi daha da güçlendirirken, ihracat satışlarımızı destekleyen ve yeni pazarlara erişim kabiliyetimizi artıran önemli bir referans olacak. Türkiye’nin üretim gücünü temsil eden bir yapı olarak, tüketicilerimize güven odaklı ve yüksek standartlı ürünler sunmaya devam edeceğiz.” Uluslararası geçerliliğe sahip FSSC 22000 Belgesi; üretim süreçlerinde hijyen, izlenebilirlik, risk yönetimi ve gıda güvenliği kriterlerinin standartlara uygun şekilde yürütüldüğünü ortaya koyarken, Efor Çay’ın kalite odaklı üretim yaklaşımını destekleyen önemli adımlar arasında yer alıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sürdürülebilirlikte Yeni Güç Bankalar ve  Sigortacılar Haber

Sürdürülebilirlikte Yeni Güç Bankalar ve  Sigortacılar

Araştırmaya göre sürdürülebilir inşaat artık yalnızca çevresel bir tercih değil; ekonomik değer, dayanıklılık ve risk yönetiminin merkezinde yer alıyor. Türkiye’de paydaşların yüzde 70’i sürdürülebilir inşaatı öncelik olarak görürken, sektör dönüşümünde en kritik rolün finans kuruluşları tarafından üstlenileceği vurgulanıyor Giderek daha sık yaşanan aşırı hava olayları karşısında sürdürülebilir inşaat, yalnızca çevresel performansın ötesine geçerek; risk yönetimi, bölgesel dayanıklılık ile ekonomik ve varlık değerinin korunması açısından merkezi bir konu haline geliyor. Türkiye sonuçları da bu dönüşümün giderek daha görünür hale geldiğini ortaya koyuyor. Araştırmaya göre Türkiye’de sürdürülebilir inşaat kavramını tam olarak bildiğini söyleyen paydaşların oranı yüzde 45’e ulaşırken, vatandaşlarda bu oran yüzde 26 seviyesinde bulunuyor. Ayrıca sürdürülebilir inşaatın öncelikli bir konu olduğunu düşünenlerin oranı paydaşlarda yüzde 70, vatandaşlarda ise yüzde 75 olarak ölçülüyor. Bununla birlikte, Saint-Gobain Sürdürülebilir İnşaat Gözlemevi tarafından yayımlanan 2026 Sürdürülebilir İnşaat Barometresi, sektörde önemli bir eksiğe işaret ediyor: Finansal aktörler, yapılı çevrede uyum ve dayanıklılığın önemini kabul etse de; bu alanların yatırım, finansman ve sigorta kararlarına entegrasyonu hâlâ sınırlı kalıyor. Bunun temel nedeni ise faydalarının yeterince somut ve ölçülebilir şekilde ortaya konulamaması. Türkiye’de de sürdürülebilir inşaatın yarattığı ekonomik değer konusunda önemli ancak gelişime açık bir algı bulunuyor. Araştırmaya göre paydaşların yüzde 44’ü sürdürülebilir inşaatın geleneksel inşaata kıyasla daha fazla değer yarattığını düşünüyor. Küresel ortalamaya oldukça yakın seyreden bu oran, sektörün dönüşüm potansiyeline yönelik güçlü bir beklentiye işaret ediyor. Dayanıklılık bankalar ve sigortacılar için görünmeyen kriter Sürdürülebilir İnşaat Barometresi, 2023 yılında başlatılmasından bu yana ilk kez; ticari bankalar, kalkınma bankaları ve sigorta şirketlerini kapsayan, uyum ve dayanıklılık konularına odaklanan niteliksel bir uluslararası araştırmayı da içeriyor. Bu yeni araştırma bileşeni, her yıl gerçekleştirilen uluslararası niceliksel araştırmayı tamamlıyor. Araştırma, 30 ülkede 4.800 sektör paydaşı ve 30.000 vatandaşla gerçekleştirildi. Sonuçlar; iklim uyumu ve dayanıklılık konularının hem finansal kuruluşlar hem de sektör paydaşları nezdinde giderek daha fazla önem kazandığını gösteriyor. Paydaşlar arasında bu alanlara yapılan vurgu oranı yüzde 26’ya yükselirken, bu oran 2025’e kıyasla 5 puanlık bir artış anlamına geliyor. Türkiye’de ise sürdürülebilir inşaatın en önemli tanımları arasında “ekolojik malzemeler kullanılarak yapılan inşaat” öne çıkıyor. Bu tanımı tercih edenlerin oranı paydaşlarda yüzde 47, vatandaşlarda ise yüzde 41 seviyesinde bulunuyor. Vatandaşlar ayrıca doğal afetlere ve iklim risklerine dayanıklı yapıların önemine dikkat çekiyor. Bu yaklaşım; binaların ve altyapıların iklim kaynaklı risklere karşı dayanıklılığını artırmayı, olası kriz ve afetlerin etkilerini karşılayabilmesini ve zaman içinde değerini koruyabilmesini ifade ediyor. Ancak tüm bu kazanımlara rağmen, dayanıklılık kavramı hâlâ ekonomik modellerde temel bir kriter haline gelmekte zorlanıyor ve kredi ya da sermaye tahsisi kararlarına operasyonel olarak yeterince entegre edilemiyor. En büyük engel: Yatırım getirisinin yeterince gösterilememesi Barometre kapsamında görüşülen tüm paydaşlar aynı noktaya dikkat çekiyor: Uyum ve dayanıklılık yatırımlarının geri dönüşünün net biçimde ortaya konulması gerekiyor.CO₂ emisyonlarının azaltılması, yaygın şekilde standardize edilmiş göstergelerle ölçülebilirken; dayanıklılık yatırımları daha uzun vadeli, olasılıksal ve dolaylı faydalara dayanıyor. Bunlar arasında gelecekte oluşabilecek kayıpların azaltılması, iş sürekliliğinin korunması ve varlık değerinin sürdürülebilmesi yer alıyor.Bu nedenle kısa vadede yüksek ve görünür maliyetler oluşurken, uzun vadeli faydalar finans ve sigorta modellerine hâlâ yeterince entegre edilemiyor.Türkiye’de sürdürülebilir inşaatın yaygınlaşması için öne çıkan öncelikler de bu tabloyu destekliyor. Paydaşların yüzde 35’i tüm paydaşlar arasında farkındalığın artırılması ve iş birliğinin güçlendirilmesini öncelikli adım olarak görürken, yüzde 33’ü enerji renovasyonlarını artıracak düzenlemelerin önemine dikkat çekiyor. Vatandaşlar ise sürdürülebilir malzeme ve çözümlerin daha rekabetçi hale getirilmesini öncelikli görüyor. Dayanıklılığı ekonomik bir değere dönüştürmek Sürdürülebilir inşaatın yaygınlaşması ve sektörde dönüşümün hızlanması için dayanıklılığın artık yalnızca çevresel bir unsur değil; ekonomik performansı güçlendiren, rekabetçiliği artıran ve riskleri azaltan stratejik bir değer olarak konumlandırılması gerekiyor. Barometre sonuçları da bu dönüşümün giderek daha fazla kabul gördüğünü ortaya koyuyor. Araştırmaya katılan paydaşların yüzde 47’si sürdürülebilir inşaatın geleneksel inşaata kıyasla daha fazla değer yarattığını düşünüyor. Ancak özellikle Avrupa ve Asya-Pasifik bölgelerinde bu algının hâlâ yeterince güçlü olmadığı görülüyor.Türkiye sonuçları ise sektör dönüşümünde güven duyulan aktörleri net biçimde ortaya koyuyor. Araştırmaya göre paydaşların yüzde 48’i sürdürülebilir inşaatın gelişiminde en önemli rolü mimar ve mühendislerin üstlendiğini belirtirken, yerel yönetim temsilcileri yüzde 38 ile ikinci sırada yer alıyor. Bu sonuçlar, teknik uzmanlık ile kamu otoritelerinin dönüşüm sürecindeki belirleyici etkisini ortaya koyuyor.Araştırma ayrıca sürdürülebilir inşaat konusunda daha çekimser yaklaşan kesimlerin desteğini artırmak için üç temel unsurun öne çıktığını gösteriyor. Buna göre sürdürülebilir çözümlerin somut faydalarının daha görünür hale getirilmesi, kullanıcılar açısından gerçek performansın güvence altına alınması ve uygulamaların ekonomik açıdan rekabetçi olduğunun objektif verilerle ortaya konulması kritik önem taşıyor. Finans kuruluşları ölçeklenmede kritik rol üstleniyor Barometreye göre bankalar ve sigorta şirketleri, sürdürülebilir inşaatın yaygınlaşmasında stratejik bir rol üstleniyor. Finans kuruluşlarının uyum ve dayanıklılık kriterlerini karar alma süreçlerine daha sistematik biçimde dahil etmesi, sektörde ortak hedeflerden büyük ölçekli dönüşüme geçiş açısından belirleyici görülüyor. Özellikle finansman mekanizmalarının dönüşümü destekleyecek şekilde yapılandırılması, sektörün hız kazanması açısından kritik önem taşıyor.Bu dönüşümün gerçekleşebilmesi için daha uygulanabilir standart ve referans çerçevelerinin geliştirilmesi, fiziksel risklerin finansal etkilerinin daha doğru modellenmesi ve sürdürülebilirlik odaklı finansman araçlarının yaygınlaştırılması gerekiyor. Aynı zamanda dayanıklılık kriterlerinin proje ve portföy değerlendirme süreçlerine daha sistematik biçimde entegre edilmesi, sürdürülebilir inşaatın finansal sistem içinde daha güçlü bir karşılık bulmasına katkı sağlayacak önemli adımlar arasında yer alıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İklim ve Doğa Liderleri Sahneye Çıktı Haber

İklim ve Doğa Liderleri Sahneye Çıktı

Türkiye operasyonlarını Sabancı Üniversitesi Kurumsal Yönetim Forumu çatısı altında yürüten, dünyanın en büyük çevre raporlama platformu CDP, Türkiye’deki şirketlerin 2025 yılı iklim değişikliği ve doğa raporlaması kapsamındaki performansını CDP Türkiye 16. İklim Değişikliği ve Doğa Konferansı’nda paylaştı. Garanti BBVA’nın ana sponsorluğunda Türkiye faaliyetlerini gerçekleştiren CDP Türkiye, 2025 yılına ait analiz ve bulguları içeren “CDP Türkiye 2025 İklim Değişikliği ve Doğa Raporu”nun sonuçlarını ve CDP’nin Global Derecelendirme Metodolojisine göre belirlenen CDP Liderleri’ni, 15 Mayıs’ta gerçekleştirilen 16. Türkiye konferansında açıkladı. Bu yıl, Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı (COP31) öncesi çevresel verinin kalitesi, karşılaştırılabilirliği ve karar alma süreçlerine entegrasyonu iş dünyasının dönüşümünde belirleyici bir rol oynuyor. Bu noktada CDP, yalnızca bir raporlama platformu olmanın ötesinde, şirketlerin uygulama kapasitesini görünür kılabilecek ve hesap verebilirliği güçlendirebilecek önemli bir araç olarak öne çıkıyor. “CDP Türkiye 2025 İklim Değişikliği ve Doğa Raporu”, Türkiye’deki şirketlerin çevresel raporlamayı rekabet gücüne dönüştürebilme kapasitesini ortaya koyuyor. Rapor, COP31 öncesinde şirketlerin raporlamadan uygulamaya geçişteki hazırlık seviyesini ortaya koyan güçlü bir çerçeve sunuyor. Türkiye çevresel raporlamada güçlü bir konuma ulaştı CDP aracılığıyla 2025 yılında 22.100’den fazla şirket, çevresel verilerini raporlarken bu sürece 1.000’den fazla şehir ve bölge de eklendi. 2025 yılında, neredeyse 900 şirket CDP’nin en yüksek derecelendirme seviyesi olan Küresel A Listesi’ne girdi. Türkiye’den ise toplam 45 şirket en az bir Küresel A Listesi’nde yer aldı. İklim, su ve ormansızlaşma kategorilerinin üçünde birden en yüksek liderlik seviyesi olan “Triple A” listesine giren dünyadaki 27 şirketten 5’i ise Türkiye’den. Diğer 17 şirket şirket ise iki ayrı kategoride liderlik sergileyerek “Double A” statüsü elde etti. Türkiye bu başarısıyla, CDP ekosisteminde çevresel raporlama ve performans alanında küresel ölçekteki en güçlü pazarlardan biri haline geldi. Türkiye’nin liderlik performansı ortalamaların üzerinde CDP Türkiye 2025 İklim Değişikliği ve Doğa Raporu’na göre, Türkiye’den raporlama yapan şirketler Avrupa ve küresel ortalamaların üzerinde performans göstererek “Yönetim” ve “Liderlik” seviyelerinde iklim değişikliğinde %82, su güvenliğinde %87 ve ormansızlaşma temasında %70’e ulaştı. Bu tablo, çevresel yönetimin artık yalnızca öncü şirketlere özgü bir alan olmadığını, giderek daha geniş bir şirket grubunun kurumsal sistemlerine entegre edildiğini gösteriyor. Çevresel liderlik ile finansal performans arasındaki ilişki giderek güçleniyor Bu yılki raporun bir kısmı, A ve A– notu alan lider şirketlerin çevresel risk ve fırsatları finansal açıdan nasıl yönettiğini, daha düşük derecelendirme notlarına sahip şirketlerle karşılaştırmalı olarak analiz ediyor. Bu fark özellikle fırsatlar tarafında daha net görülüyor. Lider şirketler, çevresel girişimler kapsamında yaptıkları her 1 dolarlık yatırımın yaklaşık 4 dolar finansal değer yaratma potansiyeli olduğunu raporlarken, daha düşük performans gösteren şirketlerde bu değer yaklaşık 0,07 dolar seviyesinde. Bu durum, fırsatların belirlenmesi ve finansal değere dönüştürülmesi konusunda ciddi bir verimlilik farkına işaret ediyor. Benzer bir ayrışma risk yönetiminde de görülüyor. Lider şirketlerde maliyet-risk oranına bakıldığında, maliyeti 1 dolar olan bir riski yönetmek için yaklaşık 0,43 dolar harcamanın yeterli olacağı görülüyor. Buna karşılık, daha düşük performans gösteren şirketlerde aynı riski yönetmek için yaklaşık 5,9 dolar harcamak gerektiği görülmekte. Bu durum, lider şirketlerin finansal açıdan önemli riskleri görece daha düşük maliyetle yönetebildiğini ve potansiyel olarak daha hedefli bir risk yönetimi yaklaşımına sahip olduğunu gösteriyor. Raporlamaların derinlik ve uygulama düzeyi artırılmalı Temel iklim raporlama göstergeleri açısından bakıldığında, Türkiye’deki şirketler yüksek ve tutarlı bir olgunluk düzeyi sergiliyor. Ancak taahhütlerin derinliği ve düşük karbonlu ekonomiye geçiş araçlarının uygulanma düzeyi incelendiğinde daha farklı bir tablo ortaya çıkıyor. Şirketlerin %70’i 1,5°C ile uyumlu bir iklim geçiş planı raporlarken, yalnızca %33’ü fosil yakıtlardan çıkışa yönelik açık bir taahhütte bulunuyor. Net-sıfır hedefleri yaygın olmakla birlikte (%62), bunların yalnızca %12’si Bilim Temelli Hedefler Girişimi (SBTi) tarafından doğrulanmış vaziyette. Bu durum, hedef koyma ile bilim temelli uyum arasında önemli bir fark olduğunu gösteriyor. Benzer şekilde, dahili karbon fiyatlandırması giderek yaygınlaşsa da uygulama kapsamı halen sınırlı; çoğu zaman tüm karar süreçlerini kapsayan zorunlu bir mekanizma olarak kullanılmıyor. Yenilenebilir enerji kullanımı önemli ölçüde artmış olsa da toplam enerji tüketimi içinde yenilenemeyen kaynaklar hala baskın durumda. Genel olarak bu tablo, iklim yönetimi için gerekli temel yapıların kurulduğunu; ancak bu yapıların karar alma süreçlerine tutarlı, kapsamlı ve bağlayıcı şekilde yansıtılması için daha fazla ilerlemeye ihtiyaç duyulduğunu gösteriyor. İklim teması şirket yönetim sistemlerine entegre edilirken doğa ile ilgili konularda ilerleme sınırlı kaldı Rapor genelinde ortaya çıkan en önemli yapısal bulgulardan biri, iklim değişikliği konusundaki olgunluk ile diğer doğa temelli konular arasındaki belirgin fark. İklim değişikliği için riskleri belirleme ve yönetmeye yönelik yaklaşımlar tüm şirketlerde (%100) yerleşmiş durumdayken, bu oran su yönetimi alanında %78’e, biyoçeşitlilikte %36’ya, plastiklerde %24’e ve ormansızlaşmada %11’e kadar düştü. Benzer bir ayrışma değer zinciri etkileşiminde de görüldü. Bu oran iklimde %98 iken, plastiklerde %18 ve ormansızlaşmada %10 seviyesinde kaldı. Bu tablo, iklim konularının şirket sistemlerine derinlemesine entegre edildiğini, buna karşılık doğa ile ilgili konuların halen sınırlı bir kapsamda ele alındığını gösterdi. Genel olarak doğa temelli raporlamalar farkındalık aşamasından daha yapılandırılmış bir yönetime doğru ilerliyor. İklim ve su alanlarında görülen olgunluk seviyesine ulaşabilmek için özellikle veri altyapısının güçlendirilmesi, hedef belirleme yaklaşımlarının geliştirilmesi ve doğa ile ilgili konuların stratejik karar alma süreçlerine daha fazla entegre edilmesi gerekiyor. Türkiye’deki şirketlerin zorunlu raporlama çerçeveleriyle uyumu giderek artıyor Türkiye’de CDP kapsamında yapılan raporlamalar, zorunlu sürdürülebilirlik çerçeveleriyle yüksek ve artan bir uyuma işaret ediyor. 2025 itibarıyla Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlaması Standartları (TSRS) ile uyum %83’e, Avrupa Sürdürülebilirlik Raporlaması Standartları (ESRS) ile uyum ise %71’e ulaştı. Zorunlu raporlama çerçevelerine hazırlık açısından Türkiye iyi bir konumda, ancak şirketlerin önünde üç temel gelişim alanı bulunuyor: üretilen bilgiyi finansal sistemlerle ilişkilendirmek, karar alma süreçlerine dahil etmek ve geçiş planlarıyla bağlantılı hale getirmek. Bu aşamalar raporlamadan uygulamaya geçiş için kritik önem taşıyor. CDP verileri COP31 öncesinde güçlü bir referans Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı COP31’e yaklaşırken, kurumsal çevresel raporlamaların önemi daha da artıyor. CDP verileri, şirketlerin uygulama kapasitesini değerlendirmek için güçlü ve güvenilir bir referans sunuyor. Enerji dönüşümü, su, doğa, döngüsel ekonomi, geçiş planlaması ve iklim finansmanı gibi CDP raporlamasında öne çıkan başlıklar, COP31 eylem gündeminin temel öncelikleriyle doğrudan örtüşüyor. Bulgular, Türkiye’den raporlama yapan şirketlerin yalnızca raporlama ölçeğini büyütmekle kalmayıp, bunu istikrarlı biçimde güçlü bir performansa dönüştürdüğünü ortaya koyuyor. Bu çerçevede CDP verileri, şirketlerin uygulamaya ne ölçüde hazır olduğunu değerlendirmek, ulusal ve küresel iklim hedefleriyle uyum düzeyini analiz etmek açısından somut ve pratik bir referans niteliği taşıyor. Ana konuşmacılar ve Rapor Sunumu “COP31’e Doğru: Raporlama İvmesini Küresel Rekabet Avantajına Dönüştürmek” temasıyla düzenlenen konferansın açılışında konuşan Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı Cemal Onaran “Garanti BBVA’da sürdürülebilirlik, iş modelimizin ayrılmaz bir parçası. 2025 CDP değerlendirmesinde iklim değişikliği, su güvenliği ve ormansızlaşma alanlarının tamamında A notu alarak Triple A seviyesine ulaşmamız bu yaklaşımın bir sonucu. İklim, su ve doğa artık ekonomik dayanıklılığın belirleyicisi. Bu doğrultuda finansman gücümüzle dönüşümü desteklemeyi sürdürüyoruz.” dedi. COP30 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu Dan Ioschpe konferansa video mesajla katıldı. Ioschpe mesajında “25 yıl önce niş olan çevresel raporlama, bugün iş dünyası için küresel bir standart ve temel gereklilik haline gelmiş; veri, şeffaflık ve raporlama sürdürülebilir kalkınmayı ve etkili karar almayı mümkün kılmıştır. Bu yapı sayesinde, bugün CDP tarafından ödüllendirilen kuruluşlar yalnızca bir standardı karşılamıyor, aynı zamanda uygulamanın nasıl hayata geçtiğini gösteren öncüler olarak öne çıkıyor.” ifadelerini kullandı. Deloitte Global Sürdürülebilir Finans Lideri Hans-Juergen Walter konuya küresel bir perspektiften bakarak “Şirketler yalnızca mevzuata uyumla sınırlı kalmamalı. Raporlamayı bir zorunluluk olarak değil, rekabet avantajı yaratmanın bir aracı olarak görmeliler. Nitelikli çevresel raporlama; sermayeyi cezbeden, pazardaki konumu güçlendiren ve hızla dönüşen küresel ortamda gerçekten dayanıklı, geleceğe hazır iş modelleri inşa etmeyi mümkün kılan stratejik bir kaldıraçtır.” dedi. CDP Politika ve Büyüme Direktörü Pietro Bertazzi ise, “Yaklaşan COP31’in uygulama odağıyla birlikte, Türkiye’deki şirketlerin CDP aracılığıyla yaptığı raporlamalar, lider şirketlerin çevresel performans konusunda yüksek bir standart belirlerken aynı zamanda ticari kazanımlar da elde ettiğini gösteriyor. Hızla değişen küresel ekonomide geleceğe en güçlü şekilde hazırlanan şirketler; şeffaflığı somut aksiyona dönüştürebilen, çevresel verileri stratejik karar alma süreçlerine entegre eden ve dünyamız için olumlu büyümeyi yönlendiren şirketler olacak.” dedi. CDP Türkiye 2025 İklim ve Doğa Raporu’nun sonuçlarını paylaşan CDP Türkiye Ülke Yöneticisi Mirhan Köroğlu Göğüş şu değerlendirmede bulundu: “Raporun sonuçlarına baktığımızda, Türkiye’de çevresel yönetim yapılarının güçlü bir kurumsal temele oturduğu açıkça görülmekte, fakat bu yapının tüm çevresel temalar ve şirketler genelinde henüz dengeli ve bütüncül bir şekilde yaygınlaşmadığı görülüyor. Önümüzdeki dönemde şirketlerin önceliği, mevcut raporlama altyapısını daha derin entegrasyon, daha geniş çevresel kapsama ve daha tutarlı uygulama çıktılarıyla güçlendirmek olmalı.” 2026 Triple A Liderler Paneli Konferans kapsamında Sabancı Üniversitesi Kurumsal Yönetim Forumu Türkiye Direktörü Ozan Duygulu moderatörlüğünde “2026 Triple A Liderler Paneli” düzenlendi. Panele, Garanti BBVA Yönetim Kurulu Üyesi Mevhibe Canan Özsoy, Akbank CFO’su Türker Tunalı ve CarrefourSA CEO’su Kutay Kartallıoğlu katıldı. Sürdürülebilir finansman ve sürdürülebilirliğin stratejik yönetimi konularının ele alındığı panelde Mevhibe Canan Özsoy, iklim krizinin yalnızca çevresel bir sorun değil; fiziksel, finansal ve itibara yönelik riskler barındıran küresel bir dönüşüm meselesi olduğunu belirtti. Türker Tunalı, düşük karbonlu ekonomiye geçişte finans sektörü, reel sektör ve teknoloji ekosisteminin birlikte hareket etmesinin kritik önem taşıdığını söyledi. Kutay Kartallıoğlu ise konuşmasında gıda perakendesinin iklim değişikliğinden kaynaklanan risklerden doğrudan etkilendiğine dikkat çekerek Türkiye’nin Akdeniz havzasındaki konumu nedeniyle gıda güvenliği ve tedarik zincirleri açısından önemli çevresel risklerle karşı karşıya olduğunu vurguladı. CDP Türkiye 2026 Ödül Töreni Programın sonunda gerçekleştirilen CDP Türkiye 2026 Ödül Töreni’nde CDP Global A listelerine girmeyi başaran 45 şirket ödüllerini aldı. Ödül töreninde TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Dr. Fatih Kemal Ebiçlioğlu, ve Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu’ndan Başkan Yardımcısı Murat Yünlü birer konuşma gerçekleştirdi ve şirketlere ödüllerini takdim etti. TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Dr. Fatih Kemal Ebiçlioğlu konuşmasında “Jeopolitik gelişmelerin yoğunlaştığı bu dönemde iklim krizinin bilimsel bir gerçek olduğunu göz ardı etmemek gerekiyor. Önümüzdeki COP31 sürecini Paris Anlaşması kapsamında gündeme getirilen başlıkların yeniden canlandırılması açısından kıymetli görüyoruz. Bu süreçte, iş dünyasının sürdürülebilirlik raporlamalarına güçlü biçimde eğilmesini ve odağına almasını kritik önemde görüyoruz. Bugün bu önemli gelişmelere tanıklık etmemizi sağlayan CDP Türkiye’ye ülkemizde sürdürülebilirlik raporlaması konusunda bilinçlendirme ve iş dünyasının dönüşümü alanında sağladığı katkılar için teşekkür ediyorum” dedi. Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu’ndan Başkan Yardımcısı Murat Yünlü ise "Sürdürülebilirlik raporlaması, finansal raporlama ile sürdürülebilirlik yönetimi disiplinlerinin entegrasyonu sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu entegrasyonun temelinde, çevresel ve sosyal faktörlerin operasyonel riskler ve finansal fırsatlar üzerindeki belirleyici rolü yatmaktadır. Bu perspektifle hazırlanan raporlar, yatırımcıların sermaye tahsisi kararlarında kullandığı 'önemlilik' arz eden bilgilere odaklanmaktadır." dedi. Triple A ödülleri (5 şirket) Double A ödülleri (17 şirket) Global A ödülleri (23 şirket) CDP Şehirler A Liderleri ödülleri Konferans kapsamında ayrıca “CDP Cities A List”e girmeyi başaran iki belediyeye de ödülleri takdim edildi. Ödüllerini almak üzere törene, Ankara Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Serhat Taşkınsu ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Daire Başkanı Prof. Dr. Ayşen Erdinçler katıldı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Depreme Dayanıklı Geleceğin Genç Mühendisleri Ödüllendirildi Haber

Depreme Dayanıklı Geleceğin Genç Mühendisleri Ödüllendirildi

Doğal Afet Sigortaları Kurumu’nun (DASK) dokuz yıldır üniversite öğrencileri arasında deprem güvenliği bilincini güçlendirmek amacıyla düzenlediği Depreme Dayanıklı Bina Tasarımı Yarışması’nın üç gün süren final programı tamamlandı. İstanbul’da T.C. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivi Külliyesi’nde gerçekleşen ödül törenine İstanbul Vali Yardımcısı Cengiz Karabulut, Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK) Başkan Yardımcısı Ali Burak Kurtulan, Doğal Afet Sigortaları Kurumu Yönetim Kurulu Başkanı Hande Akın ve Üyeleri, Türk Reasürans Yönetim Kurulu ve İcra Kurulu Üyeleri, Türkiye Sigorta Birliği Başkanı Ahmet Yaşar ve Genel Sekreteri Özgür Obalı ile TOBB Sigorta Eksperleri İcra Komitesi üyeleri katıldı. Yarışmada birinciliği İstanbul Teknik Üniversitesi kazandı. İkincilik ödülü MEF Üniversitesi’ne, üçüncülük ödülü ise Ondokuz Mayıs Üniversitesi’ne verildi. “Güveni mühendislikte, gücü dayanışmada buluyoruz” temasıyla düzenlenen yarışmanın finalinde, Türkiye’den ve yurt dışından finale kalan üniversite takımları, depreme dayanıklı yapı tasarımı alanındaki projeleriyle jüri karşısına çıktı. Bu yıl yarışmaya 30 üniversiteden 38 takım başvurdu. Yapılan değerlendirmelerin ardından Türkiye’den 21, yurt dışından 4 üniversite olmak üzere toplam 25 takım final etabına kaldı. Üç gün süren final programında öğrenciler, aylar boyunca üzerinde çalıştıkları projelerini, mühendislik yaklaşımlarını ve depreme dayanıklı yapı tasarımına ilişkin çözüm önerilerini jüri üyelerine sundu. Ardından takımların büyük emekle hazırladığı maketler, sarsma masalarında farklı deprem senaryoları altında test edildi. Böylece projelerin yalnızca tasarım yaklaşımı değil, deprem etkisi altındaki gerçek performansı da değerlendirilmiş oldu. Yarışma uluslararası katılımla güçlendi Geçtiğimiz yıl başlatılan uluslararası vizyon, bu yıl daha da güçlenerek devam etti. Final etabında Türkiye’den üniversitelerin yanı sıra Azerbaycan’dan Azerbaijan University of Architecture and Construction, Yunanistan’dan Democritus University of Thrace, Romanya’dan Technical University of Civil Engineering Bucharest ve Kosova’dan University of Prishtina yarıştı. Farklı ülkelerden üniversitelerin aynı platformda buluşması, yarışmanın uluslararası ölçekte teknik ve akademik bir iş birliği zeminine dönüştüğünü ortaya koydu. Bu yılın teması olan “Güveni mühendislikte, gücü dayanışmada buluyoruz” yaklaşımı, yarışmanın üç günlük programına da yansıdı. Öğrenciler, akademisyenler, jüri üyeleri, Teknik Danışma Kurulu üyeleri ve sektör temsilcileri; deprem güvenliği, mühendislik kalitesi ve afetlere karşı ortak sorumluluk başlıklarında bir araya geldi. “Deprem güvenliği, ortak bilgi üretimiyle güçlenir” Yarışma Başkanı Prof. Dr. Mustafa Erdik, farklı ülkelerden öğrencilerin aynı platformda buluşmasının yarışmanın en kıymetli yönlerinden biri olduğunu belirterek şunları söyledi: “Deprem yalnızca belirli bir coğrafyanın değil, geniş bir bölgenin ortak gerçeği. Bu nedenle mühendislik bilgisi de deneyim de çözüm arayışı da ortak bir zeminde gelişmek durumunda. Bu yarışmada öğrenciler yalnızca proje üretmiyor; tasarladıkları yapıların deprem etkisi altındaki davranışını sorgulamayı ve mühendislik kararlarının sonuçlarını değerlendirmeyi öğreniyor.” “Yarışma artık ortak aklı güçlendiren bir platform” DASK Genel Sekreteri Balkır Demirkan ise yarışmanın artık yalnızca teknik bir öğrenci organizasyonu olmadığını belirterek şu değerlendirmede bulundu: “Deprem risk yönetimi artık yalnızca mühendislik perspektifiyle ele alınabilecek bir alan değil. Kamu kurumlarının, akademinin, sigorta sektörünün ve teknik insan kaynağının birlikte hareket etmesi gerekiyor. Bu yıl yarışmamıza dahil ettiğimiz panel ve onur konuşmalarıyla birlikte organizasyonumuz; bilgi paylaşımını, disiplinler arası iş birliğini ve uluslararası akademik dayanışmayı güçlendiren bir etkileşim platformuna dönüştü.” “Dayanıklı şehirler bilgi ve nitelikli insan kaynağıyla inşa edilir” DASK’ın 6 yıldır teknik işleticiliğini yürüten Türk Reasürans Genel Müdür Vekili Özgür Bülent Koç, yarışmanın Türkiye’nin afet dayanıklılığı açısından uzun vadeli bir insan kaynağı yatırımı olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı: “Genç mühendis adaylarımız burada yalnızca proje üretmiyor; problem çözmeyi, risk okumayı, doğru karar vermeyi ve mühendislik sorumluluğunu deneyimliyor. Türkiye’nin depreme karşı daha dirençli hale gelmesinde yetişmiş teknik insan kaynağı kritik öneme sahip. Çünkü geleceğin dayanıklı şehirleri yalnızca betonla değil; bilgiyle, bilimle ve nitelikli insan kaynağıyla inşa edilir.” “Deprem dayanıklılığı çok boyutlu bir hazırlık gerektiriyor” DASK Yönetim Kurulu Başkanı Hande Akın ise deprem risk yönetiminin yalnızca afet sonrası süreçlerle sınırlı değerlendirilemeyeceğini vurgulayarak şunları söyledi: “Bugün asıl önemli olan; riskleri önceden analiz edebilen, olası senaryolara hazırlık yapabilen ve kriz anında birlikte hareket edebilen istikrarlı sistemler oluşturabilmektir. Güçlü bir sigorta sistemi, gelişmiş teknik kapasite ve kurumlar arası koordinasyon birlikte güçlendikçe Türkiye’nin deprem dayanıklılığı da daha ileri seviyeye taşınacaktır.” Yarışma kapsamında ilk kez onur konuşması ve panel düzenlendi Bu yıl yarışma programında ilk kez bir onur konuşmacısı da yer aldı. Deprem mühendisliği, yapı güvenliği ve risk azaltma alanındaki çalışmalarıyla tanınan İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Alper İlki, final programında onur konuşmasını gerçekleştirdi. Yarışma kapsamında ayrıca ilk kez bir panel düzenlendi. “Deprem Risk Yönetiminde Entegre Yaklaşım: Kurumlar Arası İş Birliği ve Gelecek Perspektifi” başlıklı panelde; afet dayanıklılığı, risk yönetimi, güvenli şehirler, dayanıklı yapılar, sigortacılık sistemi, finansal dayanıklılık ve kurumlar arası koordinasyon konuları ele alındı. DASK Genel Sekreteri Balkır Demirkan’ın moderatörlüğünde gerçekleştirilen panelde; AFAD Deprem ve Risk Azaltma Genel Müdürü Prof. Dr. Orhan Tatar, SEDDK Grup Başkanı Müge Güleç, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Mekânsal Planlama Genel Müdürü Yavuz Erdal Kayapınar ve Türkiye Sigorta Birliği Genel Sekreteri Özgür Obalı değerlendirmelerini paylaştı. Ödüller sahiplerini buldu Jüri üyeleri ve Teknik Danışma Kurulu’nun değerlendirmeleri sonucunda DASK 9. Depreme Dayanıklı Bina Tasarımı Yarışması’nda dereceye giren ilk üç takım belirlendi. Yarışmada birincilik ödülünü İstanbul Teknik Üniversitesi, ikincilik ödülünü MEF Üniversitesi, üçüncülük ödülünü ise Ondokuz Mayıs Üniversitesi kazandı. Yarışmada ayrıca özel ödüller de sahiplerini buldu. En İyi Mimari Özel Ödülü Sakarya Üniversitesi’ne, En İyi Deprem Performansı Özel Ödülü ile yarışmaya katılan okulların oylarıyla belirlenen En İyi Yarışma Ruhu Özel Ödülü Kosova University of Prishtina’ya, En İyi İletişim Becerisi ve Sunum Özel Ödülü Ankara Üniversitesi’ne verildi. Türk Reasürans Özel Ödülü’nün sahibi ise Azerbaijan University of Architecture and Construction oldu. Finale kalan tüm takımların, öğrencilerin ve akademisyenlerin katkılarıyla tamamlanan yarışma, genç mühendis adaylarının deprem güvenliği alanındaki bilgi ve deneyimlerini geliştirmelerine önemli katkı sağladı. DASK Depreme Dayanıklı Bina Tasarımı Yarışması’nın, önümüzdeki yıllarda daha geniş bir uluslararası teknik ve akademik iş birliği ağına dönüşmesi hedefleniyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.