Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Risk Yönetimi

Kapsül Haber Ajansı - Risk Yönetimi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Risk Yönetimi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Şirketlerin Satış Verisi Var, Müşteri Hikayesi Yok Haber

Şirketlerin Satış Verisi Var, Müşteri Hikayesi Yok

Şirketler yapay zeka yatırımlarını hızla artırırken, AI projelerinin beklenen değeri üretmesinin önündeki en önemli sorunlardan biri giderek daha görünür hale geliyor: Teknolojiye erişim kolaylaşıyor ancak şirketlerin kendi verilerini AI’ın kullanabileceği bir kurumsal hafızaya dönüştürmesi aynı hızda ilerlemiyor. Gartner’ın dünya genelindeki üretken yapay zeka harcamalarının 2025 yılında 644 milyar dolara ulaşacağını öngörmesine karşın, Ocak 2026 tarihli değerlendirmesine göre GenAI projelerinin en az yarısı PoC aşamasından sonra terk ediliyor. Veri kalitesi, maliyet, risk yönetimi ve belirsiz iş değeri bu projelerin sürdürülememesindeki başlıca nedenler arasında gösteriliyor. Bu tablo, şirketlerin yalnızca “Hangi AI modelini kullanacağız?” sorusuna değil, “AI’ın öğrenebileceği hangi veriye sahibiz?” sorusuna da yanıt vermesi gerektiğini ortaya koyuyor. Binovist & Robosme Kurucu Ortağı Engin Alan, özellikle satış ve pazarlama tarafında şirketlerin önemli miktarda veriye sahip olmasına rağmen bu verinin çoğunlukla müşterinin satın alma sonrasındaki davranışlarını kapsadığını belirtiyor: “Şirketler geçmişte ne sattığını oldukça iyi biliyor. Hangi müşterinin hangi ürünü ne zaman aldığı, ne kadar satın aldığı, hangi bölgede ne kadar satış yaptığı ERP sistemlerinde kayıtlı. Ancak satış açısından daha kritik olan soruların önemli bir bölümü burada yok. O müşteri bizi nasıl buldu? İlk temas nasıl gerçekleşti? Hangi ihtiyacı vardı? Hangi içerikle ilgilendi? Hangi teklifleri değerlendirdi? Satış döngüsü ne kadar sürdü ve neden bizi tercih etti? AI’ın öğrenmesi gereken ticari hikaye tam olarak burada başlıyor.” Alan’a göre bu fark, özellikle yeni müşteri kazanımı söz konusu olduğunda kritik hale geliyor. Geçmiş satış verileri AI ile mevcut müşterilerin segmentasyonu, çapraz satış fırsatlarının belirlenmesi, müşteri kaybı ihtimalinin analiz edilmesi veya sonraki satın alma davranışlarının tahmin edilmesi için kullanılabilirken, yeni müşterileri öngörebilmek için farklı bir veri katmanına ihtiyaç duyuluyor. Potansiyel müşterilerin özellikleri, ilk temas noktaları, gösterdikleri ilgi, dijital davranışları, kampanyalara verdikleri tepkiler, satış aktiviteleri, teklif geçmişleri ve fırsatların neden kazanıldığı veya kaybedildiği gibi verilerin sistematik biçimde biriktirilmesi, AI’ın yalnızca “Geçmişte kim satın aldı?” sorusunu değil, “Henüz müşterimiz olmayanlardan kim satın alma ihtimali en yüksek?” sorusunu da yanıtlayabilmesinin önünü açıyor. Doğru Kurgulanmış CRM, Şirketin Ticari Hafızasını Oluşturur. Gartner’ın 2025 araştırmasına göre kuruluşların yüzde 63’ü AI için doğru veri yönetimi uygulamalarına sahip olmadığını ya da sahip olup olmadığından emin olmadığını belirtiyor. Gartner, AI-ready veriyle desteklenmeyen projelerin önemli bölümünün terk edilme riski taşıdığına dikkat çekiyor. IBM’in 2.000 CEO ile gerçekleştirdiği 2025 araştırması da veri ile AI yatırımlarının sonucu arasındaki ilişkiyi ortaya koyuyor. CEO’ların yüzde 72’si kuruma özgü veriyi üretken yapay zekadan değer yaratmanın anahtarı olarak görürken, AI girişimlerinin yalnızca yüzde 25’i beklenen yatırım getirisini sağlayabilmiş ve yalnızca yüzde 16’sı kurum genelinde ölçeklenebilmiş durumda. Engin Alan’a göre bu noktada CRM’in rolü de yeniden tanımlanıyor: “CRM’i yalnızca satış ekibinin müşteri bilgilerini girdiği bir yazılım olarak görürsek gerçek değerini küçültürüz. Doğru kurgulanmış CRM, şirketin ticari hafızasını oluşturur. Hangi fırsatların neden kazanıldığını veya kaybedildiğini, müşterilerin hangi ihtiyaçlarla geldiğini ve satın alma kararına giden yolun nasıl ilerlediğini kayıt altına alır. Bu veriler yıllar içinde biriktiğinde, şirketin AI’a öğretebileceği en değerli kurumsal varlıklardan birine dönüşebilir.” Şirketler ticari ilişki geçmişine sahip değil! AI çağında rekabet avantajının yalnızca kullanılan modelde değil, şirketlerin kendi geçmişlerini ne kadar iyi veri haline getirebildiklerinde oluşması bekleniyor. Her şirket benzer büyük dil modellerine ve benzer AI araçlarına erişebilirken, hiçbir rakip başka bir şirketin yıllar içinde oluşturduğu müşteri görüşmelerine, kazanılan ve kaybedilen fırsatlara, teklif geçmişine, kampanya sonuçlarına ve ticari ilişki geçmişine sahip değil. Binovist’in CRM danışmanlığı çalışmalarında ve Robosme CRM’in ürün yaklaşımında bu dönüşümü merkeze aldıklarını belirten Alan, şirketlerin AI yatırımlarına yaklaşımında da bir değişime ihtiyaç olduğunu ifade ediyor: “Bir dönem şirketler ‘CRM almalıyız’ diyordu, bugün ‘AI yapmalıyız’ diyorlar. İki yaklaşımın ortak riski, işe amaçtan değil araçtan başlamak. Yönetimin önce ‘AI ile hangi iş sonucunu değiştirmek istiyoruz?’ diye sorması gerekiyor. Daha fazla potansiyel müşteri mi bulacağız, satış ekibinin doğru şirketlere odaklanmasını mı sağlayacağız, teklif dönüşümünü mü artıracağız, müşteri kaybını mı azaltacağız? Bu cevaplandıktan sonra asıl soru geliyor: Bunu öğrenebilmesi için AI’a hangi veriyi vereceğiz? Önümüzdeki dönemde AI yatırımlarının başarısını belirleyecek temel sorulardan biri, kullanılan modelden çok şirketlerin kendi kurumsal hafızasının niteliği olacak. AI çok güçlü bir motor olabilir. Ancak AI’ın şirketiniz hakkında bilmediği şeyi yalnızca daha güçlü bir model kullanarak çözemezsiniz. Önümüzdeki dönemde asıl rekabet avantajlarından biri, şirketin kendi geçmişini doğru, anlamlı ve AI tarafından kullanılabilir bir kurumsal hafızaya dönüştürebilmesi olacak” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

AXA Sigorta’dan Liman Sektöründe  Risk Yönetimine Katkı Haber

AXA Sigorta’dan Liman Sektöründe Risk Yönetimine Katkı

Küresel ve ulusal ticaretin önemli merkezleri olan limanlar, tedarik zincirlerinin sürekliliğinde kritik bir rol üstleniyor. Bu yapı içinde birbirini etkileyen risklerin birlikte değerlendirilmesi, operasyonların sürekliliği ve kurumsal dayanıklılığın güçlendirilmesi açısından önem taşıyor. AXA Sigorta’nın hayata geçirilmesine destek verdiği “Limanlarda Kurumsal Risk Yönetimi” kitabı, bu ihtiyaca yönelik bir kaynak sunuyor. Kitap; kurumsal risk yönetimi, iş sürekliliği, kriz yönetimi, kurumsal dayanıklılık, risk transferi, sigorta ve alternatif risk finansmanını birbirini tamamlayan unsurlar olarak ele alıyor. Bu yaklaşım, risklerin yalnızca tek tek değerlendirilmesinin ötesine geçerek aralarındaki ilişkilerin ve olası etkilerinin birlikte anlaşılmasına odaklanıyor. Çalışmanın, liman sektöründe risklere karşı hazırlık seviyesinin artırılmasına, karar süreçlerinin desteklenmesine ve daha dayanıklı operasyonel yapıların geliştirilmesine katkı sunması hedefleniyor. Aynı zamanda farklı sektörlerde risk yönetimi ve dayanıklılık üzerine yürütülen çalışmalara da referans oluşturması amaçlanıyor. Bilgi Birikimini Sektörle Buluşturan İş Birliği TÜRKLİM’in sektörel bilgi birikimi, KRYD’nin risk yönetimi, iş sürekliliği, kriz yönetimi, kurumsal dayanıklılık ve risk finansmanını buluşturan bütüncül yaklaşımı ve SBD’nin sigorta ve risk transferi alanındaki uzmanlığı çalışma içerisinde bir araya geliyor. AXA Sigorta ise risklerin doğru anlaşılmasını ve gerçekleşmeden önce değerlendirilmesini önemseyen önleyici sigortacılık yaklaşımı doğrultusunda bu çalışmaya destek veriyor. Farklı uzmanlıkları ortak bir kaynakta buluşturan kitap, sigortayı daha geniş bir risk yönetimi çerçevesinin parçası olarak ele alırken sektörler arası bilgi ve deneyim paylaşımına da katkı sağlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

AXA Türkiye ve T-Rupt'tan Deprem Risklerinin Modellenmesine Yönelik İş Birliği Haber

AXA Türkiye ve T-Rupt'tan Deprem Risklerinin Modellenmesine Yönelik İş Birliği

Türkiye'nin en önemli katastrofik risklerinden biri olan depreme yönelik analiz ve değerlendirme süreçlerini güçlendirmeyi hedefleyen AXA Türkiye, T-Rupt ile başlattığı iş birliğiyle yerel bilimsel uzmanlığını AXA Grubu’nun global ölçekteki risk yönetimi ve deprem modelleme deneyimiyle bir araya getiriyor. İş birliği sayesinde deprem riskinin daha ayrıntılı ve teknik bir yaklaşımla değerlendirilmesi, afet hazırlık kapasitesinin geliştirilmesi sürdürülebilir koruma sunulması amaçlanıyor. Çalışmanın merkezinde, T-Rupt tarafından Türkiye’nin sismik özellikleri dikkate alınarak geliştirilen CatMod deprem modeli yer alıyor. CatMod, AXA Grup Risk Yönetimi tarafından global standartlar doğrultusunda yürütülen kapsamlı model değerlendirme ve skorlama çalışmalarında yüksek puanlar elde etti. Yerli bir teknolojinin ilgili uzmanlık alanında global ölçekte kuvvetli sonuçlar ortaya koyması, iş birliğinin uluslararası boyutunu da güçlendiriyor. AXA Türkiye Teknik Başkanı Barış Altın konuya ilişkin şu değerlendirmede bulundu: “Deprem riskinin doğru anlaşılması ve ölçülmesi, afetlere karşı finansal dayanıklılığın güçlendirilmesinin ilk adımı. AXA Türkiye olarak benimsediğimiz Önleyici Sigortacılık yaklaşımıyla, sigortanın yalnızca hasar sonrasında devreye giren bir güvence olmanın ötesine geçmesi; riskleri önceden görmeye, olası etkilerini azaltmaya ve toplumu gelecekteki risklere karşı daha hazırlıklı hâle getirmeye katkı sunması gerektiğine inanıyoruz. T-Rupt ile gerçekleştirdiğimiz bu iş birliği, Türkiye’ye özgü bilimsel birikimi AXA Grubu’nun global risk yönetimi deneyimiyle buluşturuyor. CatMod’un yerel tecrübe ve değerli profesyonel kadrosu ile sağladığı daha ayrıntılı analiz ve modelleme kabiliyetleri sayesinde deprem riskini daha doğru değerlendirmeyi, karar süreçlerimizi güçlendirmeyi ve sigortalılarımıza sürdürülebilir koruma sunmayı hedefliyoruz. Yerli bir teknolojinin global değerlendirmelerde dünyada kabul görmüş en önemli modellerden daha da güçlü sonuçlar elde etmesinin gururunu taşıyor ve bu çözümün gelişimine katkı sunmayı ayrıca değerli buluyoruz.” T- Rupt Deprem Modelleme Lideri Prof. Dr. Sinan Akkar ise şu ifadeleri kullandı: "AXA Grup Risk Yönetimi ve AXA Türkiye ile yürüttüğümüz bu iş birliğinden büyük memnuniyet duyuyoruz. CatMod'un uluslararası standartlarda gerçekleştirilen kapsamlı değerlendirmeleri başarıyla tamamlaması, bilimsel yaklaşımımızın ve geliştirdiğimiz teknolojinin geldiği noktayı gösteriyor. Bu başarı, AXA Türkiye ve T-Rupt arasındaki güçlü iş birliğinin yanı sıra, yerel uzmanlığın küresel ölçekte değer yaratma potansiyelini de ortaya koyuyor." AXA ve T-Rupt, bu iş birliğinin yalnızca risk değerlendirme süreçlerine katkı sağlamakla kalmayıp, aynı zamanda Türkiye'nin afetlere hazırlık ve dayanıklılık çalışmalarına da destek vereceğine inanıyor. İki şirket, deprem risklerinin daha iyi anlaşılması ve yönetilmesi yönünde attıkları bu adımın, sektörde bilim temelli iş birliklerine örnek teşkil etmesini hedefliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İş Dünyası Liderleri New York’ta Küresel Sürdürülebilirlik Gündemine Katkı Sundu Haber

İş Dünyası Liderleri New York’ta Küresel Sürdürülebilirlik Gündemine Katkı Sundu

Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu Haftası, dünya liderlerinin yanı sıra iş dünyası, kamu, Birleşmiş Milletler ve sivil toplum temsilcilerini New York’ta bir araya getirdi. Hafta boyunca sürdürülebilir büyüme, iklim eylemi, insan hakları, finansman ve teknolojik dönüşüm gibi küresel gündemin öncelikli başlıkları farklı platformlarda ele alındı. Bu gündemin iş dünyası boyutunun öne çıktığı buluşmalardan biri de UN Global Compact Liderler Zirvesi 2026 oldu. İki gün süren Zirve, 750’yi aşkın iş dünyası lideri, yatırımcı, politika yapıcı, Birleşmiş Milletler temsilcisi ve sürdürülebilirlik uzmanını bir araya getirdi. Liderler Zirvesi’nde sürdürülebilir büyüme ve dayanıklılık gündemdeydi “Sürdürülebilir Büyümeyi ve Dayanıklılığı Sağlamak” odağında gerçekleştirilen Liderler Zirvesi’nde, jeopolitik belirsizlikler, ekonomik dalgalanmalar ve hızlanan teknolojik dönüşüm karşısında şirketlerin dayanıklılığını nasıl güçlendirebileceği ve sürdürülebilirlik taahhütlerini nasıl ölçülebilir sonuçlara dönüştürebileceği tartışıldı. 20’yi aşkın oturum ve 175 konuşmacının yer aldığı Zirve; liderlik ve iş etiği, iklim ve doğa, insan hakları ve insana yakışır iş, sürdürülebilir finans ve sermaye, kolektif eylem ve sistem değişikliği ile politika, satın alma ve tedarik zincirleri olmak üzere altı ana başlık etrafında şekillendi. Zirve’nin ilk gününde şirketlerin sürdürülebilirliği risk yönetimi, iş stratejisi, yatırım kararları ve operasyonlarına nasıl entegre edebileceğine odaklanılırken; insan hakları durum tespiti, temiz enerji dönüşümü ve yapay zekânın sorumlu kullanımı da gündeme taşındı. İkinci gün ise şirketlerin kendi operasyonlarının ötesine geçilerek sürdürülebilir dönüşümü hızlandıran veya sınırlayan politika, finansman, piyasa yapıları ve tedarik zincirleri ele alındı. İklim ve doğa dönüşüm planlarından toplumsal cinsiyet eşitliği ve insana yakışır ücrete, sürdürülebilir finanstan satın alma ve tedarik zincirlerine kadar farklı alanlarda şirketlerin tek başına çözemeyeceği sorunlar karşısında kolektif eylem ve iş birliğinin önemi öne çıktı. Türkiye’den iş dünyası liderleri küresel gündeme katkı sundu Türkiye’den iş dünyası temsilcileri, UN Global Compact Liderler Zirvesi ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Haftası boyunca farklı üst düzey toplantı ve oturumlarda yer aldı. Zurich Türkiye CEO’su Yılmaz Yıldız, Liderler Zirvesi’nde risk yönetimi ve uzun vadeli değer yaratmaya odaklanan oturumda; Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı Sinem Edige ise temiz enerji dönüşümünün hızlandırılmasının ele alındığı oturumda konuşmacı olarak yer aldı. Smart Güneş Teknolojileri CEO’su Halil Demirdağ, belirsizlik dönemlerinde iş dünyası liderliğinin ele alındığı oturuma; DeFacto Küresel Tedarik, Sürdürülebilirlik ve KSS Başkanı Elif Çam ise tedarik zincirlerindeki zorlukların büyüme ve fırsata dönüştürülmesine odaklanan oturuma konuşmacı olarak katıldı. BM Genel Merkezi’nde davete özel olarak düzenlenen Private Sector Forum’a ise Türkiye’den Aydem Enerji CEO’su Serdar Marangoz, Borusan Holding CEO’su Özgür Günaydın ve Smart Güneş Teknolojileri CEO’su Halil Demirdağ katıldı. İş dünyası, kamu ve Birleşmiş Milletler’den üst düzey liderlerin yer aldığı forumda küresel gelişmeler karşısında özel sektörün rolü ele alındı. BM İş Dünyası ve İnsan Hakları Rehber İlkeleri’nin 15. yılı kapsamında ILO Ofisi’nde gerçekleştirilen CEO to Executive Roundtable on Human Rights toplantısına Borusan Holding CEO’su Özgür Günaydın ve Zurich Türkiye CEO’su Yılmaz Yıldız katıldı. Toplantıda insan haklarının şirketlerin dayanıklılığı ve uzun vadeli değer yaratımındaki rolü ile insan hakları taahhütlerinin iş stratejilerine ve operasyonlara yansıtılması değerlendirildi. UN Global Compact Türkiye Genel Sekreteri Melda Çele ve DeFacto Küresel Tedarik, Sürdürülebilirlik ve KSS Başkanı Elif Çam da BM Genel Merkezi’nde kamu ve özel sektörden üst düzey temsilcilerle sürdürülebilir satın almanın daha dirençli, kapsayıcı ve rekabetçi tedarik zincirleri oluşturmadaki rolünün ele alındığı, açılış konuşmalarını T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’ın gerçekleştirdiği High-Level Forum on Sustainable Procurement’a katılım gösterdi. COP31 öncesinde iş dünyasının öncelikleri New York’ta ele alındı New York’taki haftanın UN Global Compact Türkiye açısından öne çıkan gündemlerinden biri de Kasım ayında Antalya’da gerçekleştirilecek COP31 oldu. UN Global Compact Türkiye, 21 Eylül’de UN Global Compact Merkez Ofisi’nde “Taahhütten Eyleme: COP31 için İş Dünyasının Öncelikleri ve İş Birlikleri” başlıklı davete özel yuvarlak masa toplantısını gerçekleştirdi. UN Global Compact ile 10’dan fazla ülke ağının iş birliğinde düzenlenen toplantı, farklı ülke ve sektörlerden iş dünyası liderleri ile kamu, Birleşmiş Milletler ve COP31 paydaşlarını bir araya getirdi. Toplantının açılışında UN Global Compact Türkiye Genel Sekreteri Melda Çele, UN Global Compact Genel Sekreter Yardımcısı Melissa Powell ve Avustralya İklim Değişikliği, Enerji, Çevre ve Su Bakanlığı Net Sıfır Yol Haritaları Birimi Başkanı Amanda Wormald katılımcılara hitap etti. Yuvarlak masa tartışmaları ise UN Global Compact Enerji ve Denizcilik Bölümü Başkanı Erik Giercksky moderasyonunda gerçekleştirildi. COP31’in taahhütlerin somut uygulamalara dönüştüğü bir “Uygulama COP’u” olmasına katkı sunmayı amaçlayan toplantıda; COP31 yolunda iş dünyasının öncelikleri, taahhütlerden uygulamaya geçiş ile COP31’e yönelik öncelik ve perspektifler olmak üzere üç ana başlık ele alındı. Toplantı, farklı pazarlardaki iş dünyası deneyimlerinin küresel iklim gündemiyle buluşturulması ve COP31’e giden süreçte uygulamayı hızlandıracak iş birliklerinin güçlendirilmesi açısından önemli bir diyalog zemini oluşturdu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İklim Riskine Karşı Şirketlerin İş Sürekliliği Ne Kadar Güvende? Haber

İklim Riskine Karşı Şirketlerin İş Sürekliliği Ne Kadar Güvende?

IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO'su Murat Çiftçi, "İklim riskini artık yalnızca 'hangi varlığımız zarar görebilir?' sorusuyla değil, 'işimizi ne durdurabilir?' sorusuyla değerlendirmek gerekiyor" dedi. İklim değişikliğinin şirketler açısından yarattığı risk tablosu giderek daha karmaşık hale geliyor. Geçmişte doğal afet riskleri ağırlıklı olarak tesis, makine, ekipman ve stok gibi fiziksel varlıkların uğrayabileceği hasarlar üzerinden değerlendirilirken bugün aynı olayın üretim, lojistik, enerji, tedarik zinciri ve gelir akışı üzerindeki etkilerinin birlikte ele alınması gerekiyor. Bu değişimin şirketlerin risk yönetimi yaklaşımını da dönüştürdüğünü belirten IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO'su Murat Çiftçi, iklim kaynaklı risklerin artık iş sürekliliği planlarının temel unsurlarından biri olması gerektiğine dikkat çekti. "Asıl risk bazen fiziksel hasardan sonra başlıyor" Bir fabrikanın sel veya fırtına nedeniyle zarar görmesinin görünür ve ölçülebilir bir risk olduğunu belirten Çiftçi, şirketler açısından asıl finansal etkinin bazı durumlarda üretimin durmasıyla ortaya çıktığını söyledi: "Hasar gören binayı veya makineyi yeniden yapmak mümkün. Ancak üretimin haftalarca durmasının, müşteriye teslimat yapılamamasının, pazar kaybının veya devam eden sabit giderlerin şirket üzerinde yaratacağı finansal etki çok daha büyük olabilir. Bu nedenle iklim risklerini değerlendirirken yalnızca varlık değerini değil, iş durması ve kar kaybı riskini de doğru hesaplamak gerekiyor." Çiftçi, bu noktada şirketlerin sigorta programlarında mal varlığı teminatları ile iş durması ve kar kaybı teminatlarının birbiriyle uyumlu şekilde yapılandırılmasının önem taşıdığını belirtti: "Bir şirketin fiziksel varlıkları doğru bedellerle sigortalanmış olabilir. Ancak üretimin ne kadar süreyle durabileceği, bu sürede oluşacak brüt kâr kaybı ve devam edecek sabit giderler doğru hesaplanmamışsa, büyük bir hasar sonrasında ciddi bir koruma açığı ortaya çıkabilir." Tesisiniz zarar görmese bile üretiminiz durabilir İklim risklerinin en önemli özelliklerinden birinin şirketlerin kendi tesislerinin sınırlarını aşması olduğunu belirten Çiftçi, tedarik zincirindeki bağımlılıkların özellikle büyük ölçekli şirketler açısından ayrı bir risk alanı oluşturduğunu söyledi: "Kendi fabrikanız hiçbir fiziksel hasar görmeyebilir. Ancak üretiminiz için kritik olan tek bir tedarikçinin tesisi sel nedeniyle devre dışı kalırsa, kullandığınız liman kapanırsa, ulaşım güzergâhları kullanılamaz hale gelirse veya enerji tedariki kesilirse sizin operasyonunuz da durabilir. Bu nedenle şirketlerin risk haritasını yalnızca kendi tesislerinin adresleri üzerinden çıkarması artık yeterli değil." Çiftçi'ye göre şirketlerin kritik tedarikçilerini, alternatif tedarik kaynaklarını, lojistik güzergâhlarını ve üretimin devamı için vazgeçilmez olan enerji ve hammadde bağımlılıklarını belirlemesi gerekiyor. Her iş durması sigorta kapsamında olmayabilir Sigorta sektörü dolaylı iklim risklerini, şirketin kendi tesisindeki fiziksel hasarın yanı sıra operasyonun bağlı olduğu kritik tedarikçi, müşteri, enerji, altyapı ve lojistik noktalarında meydana gelebilecek kesintilerin şirketin faaliyetleri ve geliri üzerindeki etkisini analiz ederek değerlendiriyor. Bu nedenle iş durması sigortası ve tedarik zinciri risklerine yönelik teminatlarda poliçenin hangi olayla devreye girdiği büyük önem taşıyor. Çiftçi bu konuda şirketlerin poliçe kapsamlarını dikkatle incelemesi gerektiğini belirterek şunları söyledi: "Her iş durması aynı şekilde teminat altında olmayabilir. Poliçenin iş durması teminatının hangi fiziksel hasarlara bağlı olarak çalıştığı, kritik tedarikçi veya müşteri tesislerindeki hasarların kapsama dahil olup olmadığı, enerji ve kamu hizmetlerindeki kesintilerin nasıl ele alındığı ve teminatın hangi süre ve limitlerle verildiği mutlaka incelenmeli." Çiftçi, özellikle tedarikçi kaynaklı iş durması, erişimin engellenmesi, enerji veya diğer hizmet sağlayıcılarındaki kesintiler ve alternatif üretim veya tedarik maliyetleri gibi risklerin şirketin faaliyet yapısına göre değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti: "Buradaki kritik nokta poliçede bir teminat başlığının bulunması değil, o teminatın şirketin gerçek bağımlılıklarını karşılayacak şekilde tasarlanmış olmasıdır. İki şirket aynı sektörde faaliyet gösterse bile tedarik zincirleri ve kritik bağımlılıkları tamamen farklı olabilir. Dolayısıyla doğru sigorta programı standart bir ürün seçmekten çok, şirketin operasyonel yapısını doğru okumayı gerektiriyor." Kar kaybı sigortasında doğru süre ve limit kritik İş durması ve kar kaybı sigortası açısından şirketlerin en fazla dikkat etmesi gereken konulardan birinin tazminat süresi olduğunu belirten Çiftçi, büyük ölçekli bir hasarın ardından faaliyetlerin eski seviyesine dönmesinin fiziksel onarımın tamamlanmasından daha uzun sürebileceğine dikkat çekti: "Bir tesisin yeniden faaliyete geçmesi, işin tamamen normale döndüğü anlamına gelmeyebilir. Makine ve ekipmanın yeniden temini, tedarik zincirinin kurulması, müşterilerin geri kazanılması ve üretimin hasar öncesi kapasiteye ulaşması zaman alabilir. Bu nedenle kar kaybı sigortasında seçilen tazminat süresinin gerçekçi olması son derece önemli." Aynı şekilde sigorta bedellerinin ve beklenen brüt kârın güncel finansal veriler üzerinden hesaplanması gerektiğini ifade eden Çiftçi, eksik veya geçmiş verilere dayanan hesaplamaların hasar anında şirketin beklediğinden daha düşük bir korumayla karşılaşmasına neden olabileceğini söyledi. "İş sürekliliği poliçe satın almakla başlamıyor" Şirketlerin iklim kaynaklı risklere karşı dayanıklılığını artırmak için sigortanın daha geniş bir risk yönetimi yaklaşımının parçası olması gerektiğini vurgulayan Çiftçi, şirketlere öncelikle kritik operasyonlarını ve bağımlılıklarını belirlemelerini önerdi: "Şirketler kendilerine birkaç temel soru sormalı: Hangi tesisimiz veya üretim hattımız durursa faaliyetimiz ciddi şekilde etkilenir? Hangi tedarikçimizin alternatifi yok? Hangi hammadde, enerji kaynağı veya lojistik güzergâhına bağımlıyız? Bir kesinti yaşanırsa ne kadar süre faaliyetimizi sürdürebiliriz? Alternatif üretim veya tedarik imkânımız var mı? Bu soruların cevapları olmadan yalnızca poliçe limitlerine bakarak iş sürekliliğinin güvende olduğunu söylemek mümkün değil." Çiftçi'ye göre bu analiz sonucunda şirketler önleyici tedbirler, alternatif tedarikçiler, acil durum planları, iş sürekliliği senaryoları ve sigorta programlarını birbirini tamamlayan bir yapı içinde ele almalı. İklim riski sigorta fiyatlamasını ve reasürans kapasitesini de etkiliyor İklim kaynaklı hasarların sıklığı ve şiddetindeki değişimin yalnızca sigortalıları değil, sigorta ve reasürans piyasalarını da etkilediğini belirten Çiftçi, riskin bulunduğu coğrafya ve niteliğine bağlı olarak fiyatlama, muafiyet, limit ve teminat koşullarının giderek daha fazla önem kazanacağını söyledi. İklim risklerinin sıklığı, şiddeti ve aynı anda birden fazla sigortalıyı etkileyebilme potansiyeli arttıkça reasürörler riskleri daha ayrıntılı modelleyebilir; yüksek riskli bölgelerde kapasite, fiyat, muafiyet ve teminat koşullarında daha seçici davranabilir. Çiftçi, uluslararası reasürans piyasalarının şirketlerin iklim risklerini nasıl yönettiğine giderek daha fazla önem verdiğini belirterek şöyle devam etti: "Sigorta ve reasürans kapasitesi sınırsız değil. Riskin arttığı alanlarda yalnızca geçmiş hasar verileri değil, şirketin aldığı önlemler, tesisin dayanıklılığı, iş sürekliliği planları ve riskin ne ölçüde yönetildiği de daha fazla önem kazanıyor. Dolayısıyla güçlü risk yönetimi gelecekte yalnızca hasarı azaltmak açısından değil, uygun sigorta kapasitesine erişebilmek açısından da şirketler için önemli bir avantaj haline gelebilir." "İklim riskini şirketin bilançosuna ulaşmadan yönetmek gerekiyor" IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği olarak şirketlerin risklerini yalnızca mevcut poliçeleri üzerinden değil, operasyonel bağımlılıkları ve uluslararası sigorta ve reasürans piyasalarındaki gelişmelerle birlikte değerlendirdiklerini belirten Çiftçi, sözlerini şöyle tamamladı: "İklim değişikliği şirketler açısından artık yalnızca bir doğal afet veya sürdürülebilirlik konusu değil; doğrudan iş sürekliliği ve finansal dayanıklılık konusu. Bir şirketin fabrikasını korumak önemli ama bugün bunun ötesine geçmemiz gerekiyor. Tedarik zincirini, enerji bağımlılığını, lojistik ağını ve gelir akışını da koruyabilmeliyiz. Bizim broker olarak görevimiz de şirketin nerede sigorta açığı olduğunu hasar gerçekleştikten sonra değil, öncesinde görebilmek ve doğru sigorta ile reasürans yapısını buna göre oluşturmak. Çünkü gerçek dayanıklılık, yalnızca hasarı karşılayabilmek değil, hasara rağmen işin devam edebilmesini sağlamak demek." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İstanbul’da Kuvvetli Yağışlar Devam Edecek Haber

İstanbul’da Kuvvetli Yağışlar Devam Edecek

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Afet İşleri ve Risk Yönetimi Dairesi Başkanlığı AKOM, güncel meteorolojik değerlendirmelerini paylaştı. İstanbul genelinde sabah saatlerine kadar sağanak ve yer yer kuvvetli sağanak şeklinde etkili olan yağışlar, İstanbul’un farklı yerlerinde 20 ila 107 kg/m² aralığında ölçüldü. Yapılan değerlendirmelere göre, Yağışlar en çok Çekmeköy, Pendik, Sarıyer, Kartal ve Beykoz ilçelerimizde gözlendi. Gün içinde aralıklarla hafif seyreden yağışların, akşam 20.00 itibarıyla etkisini artıracağı ve gece yarısından (00.00) sonra il genelinde yer yer kuvvetli olacağı tahmin ediliyor. YAĞIŞLAR ARALIKLARLA DEVAM EDECEK AKOM verilerine göre, Soğuk ve yağışlı havanın Çarşamba günü akşam saatlerine (20.00) kadar aralıklarla yerel kuvvetli devam etmesi, il geneli 40-100 kg/m², Çatalca, Arnavutköy, Eyüpsultan, Sarıyer, Beykoz, Çekmeköy ve Şile başta olmak üzere kuzey ilçelerde ise 60-120 kg/m² aralığında, yer yer 150 kg/m²’nin üzerinde yağış görülebileceği öngörülüyor. YILDIRIM VE FIRTINA UYARISI Karadeniz üzerinden bölgemize nemli hava taşıyan poyrazın etkisiyle nem oranlarının özellikle yüksek seviyelere ulaştığı bu günlerde, atmosferin üst seviyelerinin soğuk, deniz ve kara yüzeylerinin ise görece sıcak olması nedeniyle; yıldırım ve şimşeklerin eşlik ettiği, fırtına ve gök gürültülü kuvvetli sağanak yağış geçişleri yaşanabileceği tahmin ediliyor. İBB TÜM EKİPLERİYLE SAHADA Kuvvetli sağanak yağış ve fırtına nedeniyle yaşanabilecek olumsuzluklara karşı hazırda bekleyen İstanbul Büyükşehir Belediyesi ekipleri; 6.722 personel, 2.199 araç ve iş makinesiyle il genelinde teyakkuz halinde. AKOM kayıtlarına göre; yağışların başladığı andan itibaren İstanbul’da şu ana kadar 1.506'i İSKİ, 360’ı İtfaiye, 109’u Yol Bakım ve 142’si Çözüm Merkezine olmak üzere su baskını, göllenme, rögar taşması, yol çökmesi, ağaç devrilmesi ve tehlike arz eden parça düşmesi gibi konularda toplam 2.117 ihbar alındı. Ekiplerin ivedi müdahale ve temizlik çalışmaları özenli bir şekilde devam ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İstanbul İçin Kuvvetli Yağış ve Fırtına Uyarısı Haber

İstanbul İçin Kuvvetli Yağış ve Fırtına Uyarısı

Pazar akşamı saat 19.00’dan itibaren şiddetlenmesi beklenen gök gürültülü sağanak yağışların, çarşamba akşamına kadar aralıklarla kuvvetli şekilde süreceği öngörülüyor. Kuzeyli yönlerden esen fırtına (saatte 30-60 km) ile birlikte hava sıcaklıklarının hafta ortasına kadar 15 derece civarına gerilemesi beklenirken, ekipler muhtemel olumsuzluklara karşı teyakkuza geçirildi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Afet İşleri ve Risk Yönetimi Dairesi Başkanlığı AKOM, kent genelinde etkisini artıran serin ve yağışlı hava dalgasına ilişkin güncel meteorolojik değerlendirmesini paylaştı. Yapılan değerlendirmelere göre, Balkanlar kökenli sistem hafta boyunca bölgede etkisini sürdürecek. Karadeniz’in nemli havasını taşıyan poyraz ile birlikte atmosferin üst seviyesinin soğuk, yer seviyesinin sıcak olması nedeniyle fırtınalı, yıldırımlı ve yer yer kuvvetli gök gürültülü sağanak yağış geçişleri yaşanacak. YAĞIŞLAR PAZAR AKŞAMI ŞİDDETLENİYOR, ÇARŞAMBAYA KADAR SÜRECEK AKOM verilerine göre, pazar (bugün) gün boyu aralıklarla süren yağışların saat 19.00 itibarıyla etkisini artırması bekleniyor. Avrupa Yakası, Boğaz çevresi, kuzey bölgeleri ile Anadolu Yakası ağırlıklı olmak üzere kuvvetli sağanakların yaşanacağı tahmin ediliyor. Çarşamba günü saat 20.00’ye kadar aralıklarla devam etmesi öngörülen yağışlar sonucunda, il genelinde metrekareye 30 ila 60 kilogram yağış düşmesi bekleniyor. Çatalca, Arnavutköy, Eyüpsultan, Sarıyer, Beykoz, Çekmeköy ve Şile gibi kuzey ilçelerde ise yağış miktarının metrekarede 60-100 kilogram, yer yer 100 kilogramın da üzerine çıkabileceği uyarısı yapıldı. POYRAZ VE KARAYEL FIRTINA DÜZEYİNE ÇIKIYOR, SICAKLIKLAR DÜŞÜYOR Rüzgarın, hafta boyunca kuzeyli yönlerden (Poyraz ve Karayel) aralıklarla fırtına şeklinde, saatte 30 ila 60 kilometre hıza ulaşarak esmesi bekleniyor. Kuvvetli rüzgarla birlikte mevcutta 20 derece civarında seyreden hava sıcaklıklarının, hafta ortasına kadar 15 derece seviyelerine gerileyeceği tahmin ediliyor. İBB EKİPLERİ KRİTİK NOKTALARDA TEYAKKUZDA Kuvvetli yağış ve fırtınanın getirebileceği olumsuzluklara karşı İBB birimleri önlemlerini artırdı. Yağış öncesinde mazgal, ızgara ve dere temizlikleri tamamlanırken; mesai saatleri dışında nöbetçi personel görevlendirmeleri yapıldı. Kot seviyesinin altında kalan alt geçitler, kıyı meydanları ve risk taşıyan kritik noktalarda yağmur suyu pompalarının kontrolleri gerçekleştirilerek müdahale ekipleri teyakkuz durumuna geçirildi. Vatandaşların da fırtına ve su baskını risklerine karşı dikkatli ve tedbirli olmaları istendi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

UN Global Compact Türkiye, Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Programı ile Şirketleri ve Tedarikçilerini Sürdürülebilirlik Dönüşümünde Buluşturuyor! Haber

UN Global Compact Türkiye, Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Programı ile Şirketleri ve Tedarikçilerini Sürdürülebilirlik Dönüşümünde Buluşturuyor!

Tedarik zincirleri; iklim değişikliği ve kaynak kullanımından çalışma koşulları ve insan haklarına, iş etiğinden sorumlu iş uygulamalarına kadar pek çok sürdürülebilirlik başlığının yönetilmesinde kritik bir rol oynuyor. UN Global Compact verilerine göre şirketlerin çevresel, sosyal ve yönetişim (ÇSY) etkilerinin yaklaşık üçte ikisi (%67) tedarikçileriyle bağlantılı. Bu durum, sürdürülebilirlik performansının şirketlerin kendi operasyonlarıyla sınırlı ele alınamayacağını ortaya koyuyor. Öte yandan iklim değişikliği kaynaklı tedarik zinciri riskleri, değişen ulusal ve uluslararası düzenlemeler, yatırımcı ve müşteri beklentileri ile küresel değer zincirlerindeki dönüşüm; tedarik zinciri yönetimini şirketler açısından stratejik bir risk, uyum ve rekabetçilik alanına dönüştürüyor. UN Global Compact Türkiye 2025 İlerleme Bildirimi Analizi, Türkiye iş dünyasında sürdürülebilirlik alanında önemli bir ilerleme kaydedilirken, değer zinciri uygulamalarının önümüzdeki dönemin temel gelişim alanlarından biri olduğuna işaret ediyor. Bulgular, şirketlerin kendi operasyonların kaydettiği ilerlemenin değer zincirlerine taşınması, tedarikçiler ve iş ortakları düzeyinde izleme, eğitim, denetim ve düzeltici eylem mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Şirketler ve Tedarikçilerle Birlikte Sürdürülebilir Dönüşüm Bu ihtiyaçtan hareketle UN Global Compact Türkiye tarafından MEXT iş birliğinde ve Türkiye İş Bankası’nın desteğiyle geliştirilen Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Programı şirketlerin sürdürülebilirlik yaklaşımını değer zincirleri boyunca yaygınlaştırmasını, tedarikçilerin ise ÇSY alanlarındaki performanslarını ölçmesini ve geliştirmesini hedefliyor. UN Global Compact Türkiye’nin sürdürülebilirlik alanındaki küresel uzmanlığı ve çok paydaşlı yapısının sunduğu iş birliği olanakları, şirketlerin tedarik zincirlerindeki dönüşümünü hızlandırmalarına katkı sağlayacak. Program sayesinde katılımcı şirketler, tedarik zincirlerinin sürdürülebilirlik performansını ölçme ve karşılaştırmalı olarak analiz etme, tedarikçilerinin gelişim alanlarını belirleyerek kapasite gelişimlerini destekleme ve sürdürülebilirlik düzenlemelerine uyum ile risk yönetimi süreçlerini güçlendirme imkânı bulacak. Şirketler ayrıca iyi uygulama örneklerine erişerek deneyimlerini paylaşabilecek ve sürdürülebilirlik hedeflerini tedarik zincirleri boyunca yaygınlaştırabilecek. Programa dahil edilen tedarikçiler ise sürdürülebilirlik olgunluk düzeylerini ölçerek gelişim alanlarını belirleyebilecek; çevresel, sosyal ve yönetişim konularındaki bilgi ve uygulama kapasitelerini artırabilecek. Program, tedarikçilerin ulusal ve uluslararası sürdürülebilirlik standartlarına uyumunu güçlendirmenin yanı sıra birebir ihtiyaç analizi ve aksiyon planı geliştirme desteği de sunacak. Öz Değerlendirmeden Aksiyon Planına Uzanan Gelişim Süreci Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Programı; öz değerlendirme, eğitim, uzman oturumları, deneyim paylaşımı, ihtiyaç analizi ve aksiyon planı hazırlama desteği gibi farklı bileşenlerden oluşuyor. Programın başlangıcında tedarikçiler, Sürdürülebilirlik Öz Değerlendirme Aracı’nı kullanarak mevcut durumlarını ve öncelikli gelişim alanlarını belirleyecek. Ardından çevresel, sosyal ve yönetişim konularındaki çevrim içi eğitimlere ve uzman oturumlarına katılacak. Katılımcı şirketler ise tedarik zincirlerindeki mevcut durumu analiz ederek risk ve fırsatlarını daha iyi yönetebilecek. Deneyim paylaşımı atölyelerinde iyi uygulamaları, ortak zorlukları ve çözüm yaklaşımlarını ele alacak. Programın ikinci fazında, tedarikçilere yönelik birebir ihtiyaç analizleriyle öncelikli gelişim alanları belirlenecek ve bu alanlara yönelik aksiyon planı geliştirme desteği sunulacak. Böylece öz değerlendirme ile başlayan gelişim sürecinin, tedarikçilerin ihtiyaçlarına göre şekillenen somut ve uygulanabilir adımlara dönüştürülmesi hedefleniyor. “Dönüşümü birlikte gerçekleştirmemiz gerekiyor” UN Global Compact Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Güliz Öztürk, tedarik zincirlerinde sürdürülebilirlik dönüşümünün şirketler ve tedarikçiler arasında ortak bir gelişim yaklaşımı gerektirdiğini vurguladı: “Küresel ekonomide sürdürülebilirlik gündeminin odağı şirketlerin kendi operasyonlarıyla sınırlı bir alan olmaktan çıktı. Bugün küresel ticaretin yaklaşık %80’i tedarik zincirleri üzerinden gerçekleşiyor. Dünya genelindeki işletmelerin %90’ını oluşturan KOBİ’ler ise toplam istihdamın yaklaşık yarısını sağlıyor ve gelişmekte olan ekonomilerde GSYH’nin yaklaşık %40’ını oluşturuyor. Değer zincirindeki dolaylı emisyonları kapsayan Kapsam 3 emisyonları, şirketlerin karbon ayak izinin %70 ila %90’ını oluşturabiliyor. Dolayısıyla sürdürülebilir dönüşüm KOBİ’lerin ve değer zincirlerinin dönüşümü olmadan mümkün görünmüyor. UN Global Compact Türkiye 2025 İlerleme Bildirimi Analizi’nde de KOBİ’lerin veri olgunluğu, bütçe kısıtları ve uzman insan kaynağı eksikliği nedeniyle sürdürülebilirlik dönüşümünde yapısal zorluklarla karşılaştığını görüyoruz. Sürdürülebilir dönüşümün hız kazanması için şirketlerin tedarikçilerini yalnızca beklentiler ve yükümlülükler çerçevesinde yönlendirmesi değil, ihtiyaç duydukları bilgi, araç ve kapasite gelişimiyle desteklemesi kritik önem taşıyor. Öte yandan tedarik zincirlerinin çok katmanlı yapısı, tedarikçiler arasında farklılaşan sürdürülebilirlik kapasitesi ve veri eksiklikleri, şirketlerin değer zincirlerindeki riskleri görünür kılmasını ve dönüşümü tedarikçilerine yaymasını zorlaştırıyor. UN Global Compact Türkiye olarak sürdürülebilirlik alanındaki uzmanlığımız, deneyimimiz ve farklı paydaşları ortak hedefler etrafında bir araya getiren yapımızla şirketlerin ve tedarikçilerinin bu dönüşüm yolculuğunda birlikte ilerlemelerine destek oluyoruz.” Başvurular 3 Kasım’a Kadar Devam Edecek Farklı sektör ve büyüklükteki şirketlerin katılımına açık olan Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Programı kapsamında şirketler, sürdürülebilirlik gelişimini desteklemek istedikleri tedarikçilerini programa dahil edebilecek. Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Programı’na son başvuru tarihi 3 Kasım 2026. Program hakkında detaylı bilgi ve başvuru için: https://www.globalcompactturkiye.org/surdurulebilir-tedarik-zinciri-programi Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türk Telekom’dan Dijital Geleceğe  Yeşil Finansman Gücü Haber

Türk Telekom’dan Dijital Geleceğe Yeşil Finansman Gücü

Türkiye’nin ev sahipliğinde düzenlenecek küresel iklim zirvesi COP31’in “Küresel Dijital Dönüşüm ve Teknoloji” destekçisi olan Türk Telekom, ABD’de gerçekleştirilen New York İklim Haftası kapsamında sürdürülebilir finans stratejisini paylaştı. Türkiye’yi uçtan uca bağlayan fiber altyapıdan, 5G ve ötesi mobil altyapıya, veri merkezlerinin güçlendirilmesinden yenilenebilir enerji kaynaklarına kadar geniş bir alanda sürdürdüğü faaliyetler için yatırım kapasitesini sürekli artıran Türk Telekom, sermaye piyasalarındaki güçlü konumu sayesinde finansman kaynaklarını çeşitlendirerek dijital gelecek yatırımlarını güvence altına alıyor. Türk Telekom Finans Genel Müdür Yardımcısı Ömer Karademir, “Türkiye’yi geleceğe taşıyan dijital dönüşüm yatırımlarımıza hızla devam ederken, sürdürülebilirlik ilkelerini stratejilerimizin merkezine yerleştiriyoruz. Geleceğe daha yeşil bir dünya bırakmak amacıyla altyapımızı en yeni çevreci teknolojilerle geliştiriyor, enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji yatırımlarımıza hız kesmeden devam ediyoruz. COP31’in Küresel Dijital Dönüşüm ve Teknoloji destekçisi olarak bu vizyonumuzu küresel sahneye taşırken, Yarına Sözümüz Var yaklaşımımız kapsamında uzun vadeli yatırımlarımıza ve finansman kaynaklarımızı çeşitlendirmeye devam ediyoruz” dedi. Türkiye’nin dijital dönüşümüne öncülük eden Türk Telekom, gelecek nesillere daha yaşanabilir dünya bırakmak amacıyla çevreci teknoloji ve yenilenebilir enerji yatırımlarını hız kesmeden sürdürüyor. Türkiye’nin ev sahipliğinde düzenlenecek küresel iklim zirvesi COP31’in “Küresel Dijital Dönüşüm ve Teknoloji” destekçisi olan Türk Telekom, ABD’de gerçekleştirilen New York İklim Haftası kapsamında sürdürülebilir finans stratejisini paylaştı. Türkiye’yi uçtan uca bağlayan fiber altyapıdan, 5G ve ötesi mobil altyapıya, veri merkezlerinin güçlendirilmesinden yenilenebilir enerji kaynaklarına kadar geniş bir alanda sürdürdüğü faaliyetler için yatırım kapasitesini sürekli artıran Türk Telekom, sermaye piyasalarındaki güçlü konumu sayesinde finansman kaynaklarını çeşitlendirerek dijital gelecek yatırımlarını güvence altına alıyor. Finans sektörü dışında Türkiye'deki ilk sürdürülebilir eurobond ihracını gerçekleştirerek 500 milyon ABD doları kaynak sağlayan Türk Telekom, 2025 yılının Ekim ayında ise 7 yıl vadeli 600 milyon ABD doları tutarındaki yeşil eurobond ihracıyla toplam yeşil finansman hacmini 1,1 milyar ABD dolarına yükseltti ve sektöründeki en büyük yeşil finansman hacmine ulaştı. “Yarına Sözümüz Var” yaklaşımımızı sürdürülebilir finansmanla destekliyoruz “Sürdürülebilir Finans 2.0: Sermaye Piyasalarında Sürdürülebilirlik Gündeminin Gelişimi” başlıklı panelde değerlendirmelerde bulunan Türk Telekom Finans Genel Müdür Yardımcısı Ömer Karademir, “Türkiye’yi geleceğe taşıyan dijital dönüşüm yatırımlarımıza hızla devam ederken, sürdürülebilirlik ilkelerini stratejilerimizin merkezine yerleştiriyoruz. Geleceğe daha yeşil bir dünya bırakmak amacıyla altyapımızı en yeni çevreci teknolojilerle geliştiriyor, enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji yatırımlarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. COP31’in Küresel Dijital Dönüşüm ve Teknoloji destekçisi olarak bu vizyonumuzu küresel ölçekte ortaya koyarken, COP31 kapsamında ortaya koyduğumuz Yarına Sözümüz Var yaklaşımımızı sürdürülebilir finansman anlayışımızla destekliyoruz. Uzun vadeli yatırımlarımıza ve finansman kaynaklarımızı çeşitlendirmeye devam ediyoruz. Finans sektörü dışındaki şirketler arasında Türkiye’nin ilk sürdürülebilir eurobond ihracını gerçekleştiren şirket olmamızın yanı sıra ulaştığımız 1,1 milyar ABD doları seviyesindeki yeşil finansman hacmi ile sektörümüzde bu alanda lider konumdayız. Sürdürülebilirlik ilkeleriyle entegre, şeffaf ve sorumlu bir finansman anlayışını benimserken, uluslararası sermaye piyasalarında elde ettiğimiz güven ve farklı finansman kaynaklarına erişim kapasitemiz stratejik yatırımlarımızı destekleyen önemli bir güç oluşturuyor. Elde ettiğimiz kaynaklar ile yenilenebilir enerji yatırımları ve enerji verimliliği sağlayan yatırımlar başta olmak üzere birçok yeşil projenin yanında, dijital kapsayıcılığımızı artıracak yatırımlarımızın finansmanını sağlayacağız. Finansal performansımızı, yatırım kapasitemizi ve risk yönetimi yaklaşımımızı şeffaf biçimde paylaşmaya devam ederken, Türkiye’nin dijital geleceğine uzun vadeli değer yaratacak yatırımlarımızı da aynı kararlılıkla sürdüreceğiz” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.