Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Ruh Sağlığı

Kapsül Haber Ajansı - Ruh Sağlığı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ruh Sağlığı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Yapay Zekâ Çocuklarımızın Ruh Sağlığını Zehirliyor mu? Haber

Yapay Zekâ Çocuklarımızın Ruh Sağlığını Zehirliyor mu?

Araştırmacılar, yapay zekânın psikolog veya yakın arkadaş yerine kullanılmasının tehlikelerine dikkat çekerek aileleri uyardı. Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan da daha önce yaptığı açıklamada, “Yapay zekayı terapist gibi görürseniz o zaman risk başlar. Çünkü yapay zekadan terapist olmaz.” sözleriyle bu teknolojilerin profesyonel ruh sağlığı desteğinin yerine kullanılmasının sakıncalarına dikkat çekmişti. ChatGPT ve benzeri yapay zekâ uygulamalarının günlük yaşamda giderek daha fazla kullanılması, özellikle çocukların ve ergenlerin ruh sağlığı üzerindeki olası etkilerine ilişkin endişeleri artırıyor. Gençlerin yalnızlıklarını, korkularını, ailevi sorunlarını ve psikolojik sıkıntılarını yapay zekâ sohbet robotlarıyla paylaşması, yeni bir tehlikeyi gündeme getiriyor: Yapay zekâ, bir gencin ciddi psikolojik kriz yaşadığını her zaman anlayamayabiliyor. 1 Ağustos 2026’da npj Digital Medicine Dergisinde yayımlanan bilimsel inceleme ile 7 Ekim 2026’da ABD merkezli Common Sense Media tarafından açıklanan araştırma, yapay zekânın gençler için oluşturabileceği risklere farklı açılardan dikkat çekti. İki ayrı çalışma da özellikle intihar düşüncelerinin fark edilmesi, psikolojik krizlere verilen yanıtlar ve gençlerin gerçek insanlardan yardım alması konusunda önemli güvenlik sorunları bulunduğunu ortaya koydu. Bir saat boyunca intihardan söz edildi, ebeveynlere uyarı gitmedi! Common Sense Media bünyesindeki Gençlik Yapay Zekâ Güvenliği Enstitüsü tarafından gerçekleştirilen araştırmada, ChatGPT’nin 13-17 yaş grubuna yönelik güvenlik özellikleri 4 binden fazla test komutuyla incelendi. Araştırmacılar, çocuk ve ergen psikiyatristlerinin de katkısıyla oluşturdukları senaryolarda, genç kullanıcıları temsil eden hesaplar üzerinden intihar düşünceleri, kendine zarar verme ve yeme bozuklukları gibi ciddi sorunları gündeme getirdi. En dikkat çekici sonuç ise ebeveyn bildirim sisteminde ortaya çıktı. Yeni açılan ve ebeveyn hesaplarına bağlanan test profillerinde bazıları bir saate ulaşan riskli konuşmalara rağmen ebeveynlere herhangi bir güvenlik bildirimi gönderilmedi. Üstelik araştırmaya göre ChatGPT, psikolojik krizlerde profesyonel yardım veya kriz destek kaynaklarına yönlendirme yapılması gereken durumların dörtte birinden fazlasında beklenen yönlendirmeyi sağlayamadı. Araştırmacılar bu sonuçlar üzerine ChatGPT’nin gençlere yönelik güvenlik düzeyini kendi değerlendirmelerinde “Kabul Edilemez Risk” kategorisine yerleştirdi. Nature’daki bilimsel inceleme: İntihar riski gözden kaçabiliyor! Common Sense Media’nın bulgularıyla benzer endişeleri gündeme getiren bir başka bilimsel yayın ise npj Digital Medicine Dergisinde yayımlandı. Crisis Text Line kuruluşundan Kelly L. Zuromski ve çalışma arkadaşlarının hazırladığı incelemede, yapay zekâ sohbet robotlarının gençlerde intihar riskini belirleme ve bu risklere yanıt verme becerileriyle ilgili mevcut araştırmalar değerlendirildi. Bilim insanlarına göre yapay zekâ sistemleri, açıkça ifade edilen intihar düşüncelerini tanımada daha başarılı olabiliyor. Ancak gençlerin psikolojik sıkıntılarını dolaylı, belirsiz veya zaman içinde giderek belirginleşen mesajlarla anlatması durumunda sistemlerin performansı önemli ölçüde düşebiliyor. Ergenlerin ruhsal sorunlarını her zaman açıkça ifade etmemesi, bu eksiklikleri daha da önemli hale getiriyor. Araştırmacılar, yapay zekânın farklı konuşmalara yayılan umutsuzluk, yalnızlık ve çaresizlik belirtilerini doğru ilişkilendirememesinin profesyonel yardıma ulaşmayı geciktirebileceği konusunda uyardı. Yapay zekâyı psikolog yerine koymak neden tehlikeli? Bilim insanlarının dikkat çektiği en önemli tehlikelerden biri, gençlerin yapay zekâ sohbet robotlarını psikolojik destek veya terapi yerine kullanması. Yapay zekânın anlayışlı, sabırlı ve destekleyici yanıtlar vermesi, özellikle yalnızlık yaşayan veya duygusal sorunlarla mücadele eden gençlerde gerçek bir insanla konuşuyormuş hissi oluşturabiliyor. Ancak yapay zekânın empatik görünmesi, psikolojik sorunları doğru değerlendirebildiği ya da profesyonel destek sağlayabildiği anlamına gelmiyor. Common Sense Media’nın testlerinde de ChatGPT’nin bazı durumlarda kendisine gerçek bir arkadaş gibi yaklaşan gençlere, kişisel duyguları ve tercihleri varmış izlenimi veren yanıtlar üretebildiği görüldü. Bu durum, gençlerin yapay zekâ ile aşırı duygusal bağ kurması ve gerçek sosyal ilişkilerden uzaklaşması ihtimaline ilişkin endişeleri artırıyor. Özellikle psikolojik açıdan hassas bir dönemde bulunan gençlerin yapay zekâyı tek destek kaynağı olarak görmesi, ihtiyaç duydukları yardımı ailelerinden veya ruh sağlığı uzmanlarından almakta gecikmelerine yol açabilecek bir risk olarak değerlendiriliyor. Güvenlik filtreleri her zaman yeterli koruma sağlamıyor! Common Sense Media’nın araştırmasında, yapay zekânın gençlere yönelik bazı koruma mekanizmalarının beklenen şekilde çalışmadığı da belirlendi. Testlerde yaş tahmini sisteminin bazı yetişkin hesaplarını, kullanıcı kendisini 13 yaşında tanıtsa bile gençlere yönelik koruma deneyimine geçirmediği görüldü. Eğitim amacıyla geliştirilen çalışma modu kolaylıkla aşılabiliyor! Bununla birlikte, açık cinsel içerikli rol yapma taleplerinin reddedilmesi gibi bazı koruma özelliklerinin başarılı çalıştığı belirtildi. OpenAI ise araştırmanın yöntemine itiraz ederek ebeveyn kontrolleri tam olarak etkinleşmeden yapılan bazı testlerin gerçeği yansıtmayabileceğini savundu. Şirket, gençlerin güvenliğine yönelik koruma sistemlerini geliştirmeyi sürdürdüğünü açıkladı. Uzmanlardan 18 yaş uyarısı! Common Sense Media, araştırma sonuçları doğrultusunda güvenlik eksiklikleri giderilene ve bağımsız testlerle doğrulanana kadar ChatGPT kullanımının 18 yaş ve üzeri kişilerle sınırlandırılması çağrısında bulundu. npj Digital Medicine Dergisindeki bilimsel inceleme ise gençlerin gerçek yaşamda yapay zekâ ile kurdukları etkileşimlerin intihar riski üzerindeki etkilerinin henüz yeterince bilinmediğini vurguladı. Araştırmacılar, gençlere özgü güvenlik testlerinin geliştirilmesi ve risk altındaki kullanıcıların güvenilir yetişkinlerle, kriz destek hizmetleriyle ve ruh sağlığı uzmanlarıyla bağlantı kurmasının güçlendirilmesi gerektiğini belirtti. İki çalışmanın birlikte gündeme getirdiği en önemli tehlike, yapay zekânın bir gencin ruhsal krizini fark edememesi veya yeterli profesyonel yardıma yönlendirememesi. Uzmanların dikkat çektiği bu riskler, ebeveynlerin çocuklarının yapay zekâ kullanımını takip etmesinin ve psikolojik sorunlarda insan desteğinin öncelikli olmasının önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Yapay zekânın intihara doğrudan neden olduğunu gösteren kesin bir sonuca ulaşılmış değil. Ancak mevcut araştırmalar, gençlerin ruhsal krizlerinin yönetiminde yapay zekâya tek başına güvenmenin ciddi sakıncalar taşıyabileceğine işaret ediyor. Prof. Dr. Nevzat Tarhan uyarmıştı! “Yapay zekâyı terapist gibi görürseniz risk başlar!” Yapay zekânın çocuklar ve gençlerin ruh sağlığı üzerindeki risklerine dikkat çeken araştırmalar, Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın daha önce yaptığı önemli uyarıları da yeniden gündeme getirdi. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Ağustos 2025’te katıldığı canlı yayında, özellikle yalnızlık yaşayan, duygusal açıdan hassas ve psikolojik sorunlarla mücadele eden bireylerin yapay zekâya aşırı bağlanmasının tehlikelerine dikkat çekmişti. Tarhan, “Ancak yapay zekayı terapist gibi görürseniz o zaman risk başlar. Çünkü yapay zekadan terapist olmaz.” sözleriyle teknolojinin psikolojik destek yerine kullanılmasının sakıncalarını vurgulamıştı. Arkadaş ve sırdaş olarak görmek duygusal bağımlılık riskini artırıyor Yapay zekânın gerçek bir insan gibi empati kuramadığını ve kişinin ruhsal durumunu bir uzman gibi değerlendiremediğini belirten Tarhan, özellikle gençlerin yapay zekâyı arkadaş veya sırdaş olarak görmelerinin ise duygusal bağımlılık riskini artırabileceğine dikkat çekmişti. “Yapay zekâ intihar riskini doğru değerlendiremeyebilir!” Prof. Dr. Nevzat Tarhan, aynı açıklamasında yapay zekânın karşısındaki kişinin gerçek niyetini anlayamamasının ciddi sonuçlar doğurabileceğini de ifade etmişti. Özellikle yaşamak istemediğini dile getiren bir kullanıcının sözlerinin yapay zekâ tarafından doğru yorumlanamaması halinde sakıncalı yanıtlar üretilebileceği uyarısında bulunan Tarhan, kontrolün tamamen teknolojiye bırakılmaması gerektiğini vurgulamıştı. Tarhan’ın bu değerlendirmeleri, npj Digital Medicine dergisinde yayımlanan bilimsel incelemenin gençlerin dolaylı intihar riski belirtilerinin gözden kaçabilmesine ilişkin bulgularıyla benzer kaygılara işaret ediyor. “Yapay zekâ terapist olamaz ama terapistin işini kolaylaştırabilir!” Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Kasım 2025’te Bursa Teknik Üniversitesi’nde gerçekleştirdiği konuşmada da yapay zekânın bilinçli bir varlık olmadığını ve profesyonel ruh sağlığı hizmetlerinin yerini alamayacağını ifade etmişti. Yapay zekânın bir uzman tarafından yardımcı araç olarak kullanılabileceğini, ancak bağımsız bir terapist gibi değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Tarhan, özellikle ergenlik öncesi dönemdeki çocukların aşırı yapay zekâ kullanımına karşı korunması gerektiğini belirtmişti. Anne babalara kritik uyarı: Çocukları yapay zekâ ile yalnız bırakmayın! Prof. Dr. Nevzat Tarhan, 28 Eylül 2026’da yayımlanan bir başka açıklamasında çocukların ve gençlerin karar verme becerileriyle ilişkili beyin bölgelerinin gelişimini henüz tamamlamadığına dikkat çekerek dijital dünyada ebeveyn rehberliğinin önemini vurguladı. Tarhan’a göre çocukların dijital teknolojileri bilinçli kullanmayı öğrenmesi, ailelerin bu süreçte yol gösterici olması ve özellikle riskli içeriklere maruz kalmanın önlenmesi büyük önem taşıyor. Prof. Dr. Tarhan’ın bu değerlendirmeleri, npj Digital Medicine dergisinde yayımlanan bilimsel incelemenin gençlerin dolaylı intihar riski belirtilerinin gözden kaçabilmesine ilişkin bulgularıyla benzer kaygılara işaret ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Tükenmişlik Sendromu Bulaşıyor! Haber

Tükenmişlik Sendromu Bulaşıyor!

Sabahları uyanmak istemiyor, kendinizi bitkin, yetersiz ve sürekli duvara çarpıyormuş gibi hissediyorsanız tükenmişlik sendromu ile karşı karşıya olabilirsiniz. Acıbadem Fulya Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Talat Sarıkavak, özellikle son yıllarda iş ile yaşam sınırlarının silikleşmesi, artan iş yükü, işyerinde kendini güvende hissetmemek ve sürekli ulaşılabilir olma baskısının tükenmişlik sendromuna zemin hazırlayabildiğini belirterek, “Şüphesiz kurumların da bazı düzenlemeleri mutlaka yapmaları gerekir. Ancak bireysel olarak günlük yaşantınızda yapabileceğiniz bazı değişiklikler de, tükenmişliğin fiziksel ve ruhsal açıdan daha ciddi boyutlara ulaşmasını önlemeye katkı sağlayabilir. Gerekli önlemler alınmadığında ise tükenmişlik; hafıza ve uyku sorunlarından mide-bağırsak şikayetlerine, kalp ve damar sağlığından bağışıklık sisteminin zayıflamasına dek çeşitli fiziksel ve ruhsal sorunlarla ilişkili olabilmektedir” diyor. Günümüzde tükenmişliğin sıklıkla depresyonla karıştırıldığını, bu durumun da gereksiz ve artan antidepresan kullanımına yol açabildiğini belirten Dr. Sarıkavak, 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü kapsamında yaptığı açıklamada, tükenmişlik sendromuna karşı kişisel olarak alınabilecek 4 etkili önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. Size iyi gelen uğraşlar edinin Bireylerin iş saatleri dışında tamamen farklı bir kimliğe bürünebilmeleri hayati önem taşır. Düzenli yürüyüş, bütçe gerektirmeyen el sanatları veya okuma grupları gibi hobiler zihni yeniler. Özellikle sivil toplum kuruluşlarında gönüllü sosyal sorumluluk faaliyetlerinde bulunmak, tükenmişlikte sıklıkla kaybolan ‘kişisel başarı ve işe yarama’ hissini güçlü bir şekilde onararak kişiye doğal bir psikolojik kalkan sağlar. Ekran maruziyetini sınırlayın Modern çağın en sinsi tehlikelerinden biri olan ‘dijital yorgunluk’, yoğun ekran maruziyetiyle birlikte beynin sürekli alarm halinde kalmasına neden olabilir. Bu durum uyku hijyenini bozarak strese karşı bedeni koruyan melatonin hormonunun salgılanmasını baskılayabilir. Sağlıklı kalmak için ekran maruziyetini özellikle akşam saatlerinde sınırlamak ve biyolojik uyku ritmini tavizsiz bir şekilde korumak, bedenin stres yükünü azaltmak açısından kritik rol oynar. Stresi yönetmeyi öğrenin Tükenmişliğe karşı, farkındalık (mindfulness) temelli stres azaltma uygulamaları, beynin korku ve stres tepkilerini azaltarak duygusal tükenmeyi kısa vadede hafifletmeye ve kişinin ‘anda kalmasına’ yardımcı olabilir. Ancak kalıcı bir iyileşme sağlamak için psikoterapi yöntemlerinden yararlanılmalıdır. Psikoterapi, kişinin olayları felaketleştirme eğilimini, mükemmeliyetçiliğini ve sınır koymakta yaşadığı güçlükleri ele alarak uzun vadede daha sağlıklı başa çıkma becerileri ve psikolojik dayanıklılık geliştirmesine yardımcı olabilir. İş stresini eve taşımayın Psikiyatri Uzmanı Dr. Talat Sarıkavak “Tükenmişlik, tıpkı bulaşıcı bir hastalık gibi iş yerinden aile yaşamına sıçrama ve eşlerin veya çocukların psikolojisini bozma potansiyeline sahiptir. Araştırmalar, stresini eve taşıyan kişilerin eşlerinde de benzer tükenmişlik ve performans düşüşleri görüldüğünü kanıtlamaktadır. Eve girmeden önce zihinsel bir bariyer oluşturmak, evde iş konuşmamak ve aile içi iletişimde ‘işten psikolojik olarak kopabilmeyi’ başarmak, hem bireyi hem de ailenin bütünlüğünü korur” diyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Şanlıurfa Büyükşehir, Otizm ve Ruh Sağlığı Merkezlerini Hizmete Sundu  Haber

Şanlıurfa Büyükşehir, Otizm ve Ruh Sağlığı Merkezlerini Hizmete Sundu 

Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi, sosyal belediyecilik anlayışı doğrultusunda özel gereksinimli bireyler ve ruh sağlığı desteğine ihtiyaç duyan vatandaşlara yönelik önemli bir hizmeti daha kente kazandırdı. Eyyübiye ilçesi 15 Temmuz Mahallesi Kondu Caddesi’nde hizmet verecek Otizm Merkezi ile Toplum ve Ruh Sağlığı Merkezi, düzenlenen törenle açıldı. Açılış törenine Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Kasım Gülpınar, İl Sağlık Müdürü Erhan Berk, Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü Fatih Yılmaz, Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcıları Emrah Karaca, Osman Bilden ve Vedat Akıllı, Şanlıurfa Eğitim ve Araştırma Hastanesi (Eyyübiye) Başhekimi Dr. Ahmet Çicek, Şanlıurfa Muhtarlar Dernek Başkanı Nevzat Aksoy, Eyyübiye Muhtarlar Derneği Başkanı Mehmet Kestop, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ve çok sayıda davetli katıldı. Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlayan törende konuşan Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Kasım Gülpınar, Otizm Merkezi ile Toplum ve Ruh Sağlığı Merkezi’nin kente kazandırılmasının önemine dikkat çekti. Daha önce Liman Ayık Projesi’ni belediyenin en önemli çalışması olarak nitelendirdiğini belirten Gülpınar, yeni merkezlerin de aynı ölçüde büyük önem taşıdığını söyledi. BAŞKAN GÜLPINAR: “BU İKİ PROJE, YAPTIĞIMIZ VE YAPACAĞIMIZ TÜM PROJELERDEN DAHA ÖNEMLİ” Gülpınar, Liman Ayık Projesi’nin bugüne kadar en önem verdikleri proje olduğunu vurgulayarak, “Orada yapılan hizmet, ulaştığımız kesimler ve ailelerin mutluluğu bizim için hiçbir projenin yerini almayacak diye sürekli ifade ettim. Şimdi bugün onunla beraber eşdeğer bir projeye hep birlikte imza atıyoruz. Bana göre bu iki proje, belediye başkanlığımız sürecince yaptığımız ve yapacağımız bütün projelerin toplamından çok daha fazla önem arz ediyor” dedi. Liman Ayık Projesi ile bugüne kadar birçok kişiye ulaşmanın ve ailelere destek olmanın mutluluğunu yaşadıklarını belirten Gülpınar, “İnşallah bundan sonra da burada gençlerimize ve ailelerimize vesile olacağız. Eminim ki Urfa’mız ve toplumumuz için çok önemli bir hizmeti sizlerle birlikte hep beraber yürüteceğiz. Bugün burada Otizm Merkezimizi ve Toplum ve Ruh Sağlığı Merkezimizi şehrimize kazandırmanın mutluluğunu yaşıyoruz” ifadelerini kullandı. BAŞKAN GÜLPINAR: “AİLELERİMİZİN YANINDA OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ” Otizmin yalnızca çocukları değil, aileleri de yakından ilgilendiren bir süreç olduğunu belirten Başkan Gülpınar, Otizm Merkezi ile çocukların ihtiyaç duyduğu farklı destekleri tek çatı altında buluşturduklarını ifade etti. Gülpınar, “Sizler bu yolculukta yalnız değilsiniz. Çocuğunuz için verdiğiniz her mücadeleyi, gösterdiğiniz her sabrı, taşıdığınız her kaygıyı çok iyi biliyoruz. Büyükşehir Belediyesi olarak bizim görevimiz, bu yükü sizin omuzlarınızda tek başına bırakmamak; imkânlarımız ölçüsünde her zaman yanınızda olmaktır.” dedi. Otizm Merkezi’nde 0-12 yaş arasındaki otizm tanısı bulunan çocuklara özel eğitim, müzik eğitimi, dil ve konuşma terapisi, fizik tedavi, hareket eğitimi ve psikolojik danışmanlık hizmetleri verildiğini aktaran Gülpınar, merkezin hizmet kapasitesinin de önümüzdeki dönemde artırılacağını kaydetti. Merkeze yeni eğitimci ve hareket-spor eğitmenlerinin dahil edileceğini belirten Gülpınar, otizmli bireyler ve ailelerine yönelik hizmetlerin yaygınlaştırılmasının önemli bir ihtiyaç olduğunu vurguladı. TOPLUM VE RUH SAĞLIĞI MERKEZİNE BÜYÜKŞEHİR’DEN MEKÂN DESTEĞİ Açılışı yapılan diğer merkezin ise Şanlıurfa Eğitim ve Araştırma Hastanesi Toplum ve Ruh Sağlığı Merkezi olduğunu belirten Gülpınar, İl Sağlık Müdürlüğü ile yapılan iş birliği kapsamında merkeze mekân imkânı sağladıklarını söyledi. Merkezde bireylerin gelişimlerini desteklemek ve sosyal hayata daha güçlü şekilde katılımlarını sağlamak amacıyla ergoterapi, resim, el sanatları ve çeşitli kişisel gelişim eğitimlerinin verileceğini belirten Gülpınar, farklı ihtiyaçlara sahip vatandaşlara yönelik iki önemli hizmeti aynı çatı altında buluşturduklarını ifade etti. Başkan Gülpınar, “İnsana dokunmak, ailelerin yanında olmak, çocuklarımızın geleceğine katkı sunmak da belediyeciliğin en önemli vazifelerindendir. Bu merkezin çocuklarımız için güzel gelişmelere, ailelerimiz için kolaylıklara vesile olmasını diliyorum.” diye konuştu. İL SAĞLIK MÜDÜRÜ BERK: “ATIL DURUMDAKİ BİNA ÇOK GÜZEL BİR MERKEZE DÖNÜŞTÜ” İl Sağlık Müdürü Erhan Berk ise daha önce atıl durumda bulunan binanın engelli bireylerin eğitim alacağı önemli bir merkeze dönüştürüldüğünü belirterek, merkezin hayata geçirilmesine verdiği desteklerden dolayı Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Kasım Gülpınar’a teşekkür etti. Şanlıurfa Muhtarlar Dernek Başkanı Nevzat Aksoy ve Eyyübiye Muhtarlar Derneği Başkanı Mehmet Kestop da ilçeye önemli bir merkez kazandırıldığını belirterek, Başkan Gülpınar’a desteklerinden dolayı teşekkürlerini iletti. ÖZEL ÖĞRENCİLERDEN PİYANO VE ŞİİR GÖSTERİSİ Açılışta Otizm Merkezi’nde eğitim gören özel öğrenciler tarafından piyano gösterisi ve şiir dinletisi gerçekleştirildi. Engelsiz Sıra Gecesi ekibinin sahne aldığı program, katılımcılardan ilgi gördü. Programın ardından Başkan Gülpınar ve protokol üyeleri tarafından Otizm Merkezi ile Toplum ve Ruh Sağlığı Merkezi’nin açılış kurdelesi kesildi. Gülpınar ve beraberindeki heyet, daha sonra merkezleri gezerek yürütülen çalışmalar hakkında bilgi aldı. OTİZM MERKEZİNDE FARKLI ALANLARDA DESTEK Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı bünyesinde faaliyet gösterecek Otizm Merkezi, 0-12 yaş aralığındaki otizm tanısı bulunan çocuklara yönelik eğitim ve destek hizmetleri sunacak. Merkezde özel eğitim, otizm ve müzik eğitimi, dil ve konuşma terapisi, fizik tedavi, hareket eğitimi ve psikolojik danışmanlık hizmetleri verilecek. Merkezde 1 psikolog, 1 özel eğitim öğretmeni, 1 müzik öğretmeni, 1 dil ve konuşma terapisti, 2 fizyoterapist ve 1 birim sorumlusu görev yapıyor. Hizmet kapasitesinin artırılması amacıyla 4 özel eğitim öğretmeni ile 2 hareket ve spor eğitmeninin daha görevlendirilmesi planlanıyor. TRSM’DE 18 YAŞ ÜZERİ BİREYLERE DESTEK Şanlıurfa Eğitim ve Araştırma Hastanesi Toplum ve Ruh Sağlığı Merkezi ise Büyükşehir Belediyesi Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığına ait binada, yapılan iş birliği protokolü kapsamında tahsis edilen alanda hizmet verecek. Merkezde 1 psikiyatri doktoru, 1 sosyal çalışmacı, 2 hemşire, 1 ergoterapist ve 2 halk eğitim usta öğreticisi görev yapıyor. 18 yaş üzerindeki psikoz hastalarına yönelik sağlık, rehabilitasyon ve sosyal destek hizmetlerinin sunulacağı merkezde, bireylerin sosyal hayata daha güçlü şekilde katılım sağlamaları hedefleniyor. Otizm Merkezi ile Toplum ve Ruh Sağlığı Merkezi sayesinde Şanlıurfa’da farklı yaş gruplarındaki bireylere yönelik eğitim, sağlık, rehabilitasyon ve psikososyal destek hizmetlerinin daha koordineli şekilde yürütülmesi amaçlanıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

"Sosyal Medya Linççilerinde Beyin ‘Karanlık Tutkal’ Salgılıyor!” Haber

"Sosyal Medya Linççilerinde Beyin ‘Karanlık Tutkal’ Salgılıyor!”

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sosyal medya lincine karşı ruh sağlığı konusunu değerlendirdi. Eleştiri ve linçi birbirine karıştırmamak gerek Sosyal medya lincinin eleştiriden tamamen farklı bir psikolojik zemine oturduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Eleştiri, bir cerrahın neşteri gibidir; amacı düzeltmektir. Linç ise balyozla vurmak gibidir, yok etmeyi hedefler. Bu ikisini birbirine karıştırmamak gerekir.” dedi. Linç psikolojisinin temelinde bireyin kendini ahlaki olarak üstün hissetme ihtiyacının yattığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Bir kişi lince katıldığında ‘Ben ondan daha iyiyim’ duygusuyla geçici bir psikolojik tatmin yaşar. Bu sırada karşı tarafın haklı olup olmadığını sorgulamaz.” diye konuştu. Dijitalleşme vicdanın önüne duvar ördü Dijital ortamların, bireyin davranışlarını sorgulamasını zorlaştırdığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, dijitalleşmenin ahlaki duyarlılığı zayıflattığını söyledi ve “İnsanın içinde bir ‘iç bekçi’, yani vicdan vardır. Dijitalleşme bu iç bekçinin önüne adeta bir duvar ördü. Eskiden insanlar bir eyleme geçmeden önce durup düşünürdü, şimdi tek tuşla saldırabiliyorlar.” ifadelerini kullandı. Bu durumun hiç beklenmedik kişilerin bile linç kültürüne dahil olmasına yol açtığını belirten Prof. Dr. Tarhan, sosyal medyada ortaya çıkan bu yapıyı “dijital cellatlık” ve “dijital engizisyon” kavramlarıyla tanımladı. Prof. Dr. Tarhan, “Bir kişiyi itibarsızlaştırmak, linç edenin egosunu besliyor. Güçlü ya da kıskanılan birinin küçük bir hatası üzerinden itibarsızlaştırılması, linççiye büyük bir haz veriyor.” dedi. Beyinde ‘karanlık tutkal’ etkisi oluşuyor Linç davranışının nöropsikolojik boyutuna da değinen Prof. Dr. Tarhan, bu süreçte beyinde hazla ilişkili kimyasalların salgılandığını belirtti. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Beyin bu durumlarda, karanlık tutkal salgılıyor. Böyle durumlarda bir kötülük, öfke duygusu oluyor. Öfke o kişiye haz veriyor ve beyin dopamin salgılıyor. Linç bir grup halinde yapıldığı için bağlanma hormonu olan oksitosin de devreye giriyor. Dopamin ve oksitosin birlikte salgılandığında ortaya ‘karanlık tutkal’ dediğimiz etki çıkıyor. Kişi bu kötücül davranıştan yoğun bir haz alır.” diye konuştu. Linç edenlerin egosu zayıf Linç davranışının arkasında genellikle duygusal boşluk ve düşük özgüven olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Özgüveni sağlam, duygusal olarak doyumlu kişiler linç etmeden önce analiz eder. Linç edenler ise analiz yapmaz; çünkü egoları zayıftır.” değerlendirmesinde bulundu. Bu noktada “bando etkisi” ya da “sürü psikolojisi” ne dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Bir grup linçe başladığında, insanlar ne olduğunu anlamadan bu kalabalığa katılabiliyor. Özellikle organize trol grupları bu etkiyi çok iyi kullanıyor. İlk başta 50–100 kişiyle başlıyor, ardından kalabalık hızla büyüyor.” dedi. Dijital okuryazarlık ruh sağlığının anahtarı Bireylerin kendilerini koruyabilmesi için dijital okuryazarlığın şart olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Dijital okuryazar olan kişi dijitali doğru okur, doğru analiz eder ve doğru karar verir. Dijital okuryazar olmayan ise yanlış okur ve yanlış karar verir.” ifadelerini kullandı. Dijital dünyanın bir araç olarak kullanılması gerektiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “Dijital dünyaya teslim olmamak gerekiyor. Direksiyon sizdeyse sorun yok. Dijitalleşme nükleer enerji gibidir; doğru kullanılırsa güç verir, yanlış kullanılırsa patlatır.” diye konuştu. Dijital dünya mayın tarlası gibi Özellikle çocuklar ve gençler için dijital dünyanın ciddi riskler barındırdığını söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Dijital dünya şu an mayın tarlasında yürümek gibidir. Karşı çıkmak yerine bunu yönetmek gerekir. Anne babalar özellikle 10 yaş öncesinde çocukların zamanını planlamayı öğretmeli.” şeklinde konuştu. Hukuki yaptırımlar ve şeffaf algoritmalar şart Hukuki düzenlemelerin caydırıcı olması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, sosyal medya algoritmalarının şeffaflaştırılmasının önemine dikkat çekti ve “Şeffaf algoritmalar olmazsa linç ve dijital olumsuz kültür kaçınılmaz olur. Devletler ve küresel hukuk bu konuda sorumluluk almalı.” dedi. Avrupa’da uygulanan “unutulma hakkı” na da değinen Prof. Dr. Tarhan, “Bir insan geçmişte hata yapmış olabilir. Ancak bu hatanın yıllar sonra hâlâ karşısına çıkması, işine, evliliğine, hayatına engel olabiliyor. Dijital dünyada hiçbir şey silinmiyor ve bu özellikle gençler için büyük bir risk.” ifadelerini kullandı. Lincin etkisi özellikle “dijital kırılgan kişiliğe” sahip bireylerde daha yıkıcı Sosyal medya lincinin psikiyatrik sonuçlarının son derece ciddi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Literatüre girmiş vakalar var. Bu kişilerde post-travmatik stres bozukluğu çok sık görülüyor. Yedi–sekiz yıl süren depresyon vakaları mevcut. Travma sonrası stres bozukluğu kişinin yaşam kalitesini bozuyor, bağımlılıklara zemin hazırlıyor, kişiyi hasta ediyor, yaşam yeti yitimine yol açabiliyor ve çalışamaz hâle getirebiliyor.” dedi. Linç etkisinin özellikle “dijital kırılgan kişiliğe” sahip bireylerde daha yıkıcı olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, böyle bir durumla karşılaşan kişilerin profesyonel destek almasının hayati olduğunu belirtti ve “Bir kişi lince maruz kaldığında doğru bir iletişim danışmanlığı alması gerekir. Eğer kamuoyunda tanınan bir kişiyse medya danışmanlığıyla sürecin yönetilmesi çok önemlidir.” Diye konuştu. Hızlı tepki yerine sağduyulu analiz şart Linç sürecinde aceleci tepkilerin durumu daha da ağırlaştırabileceğini söyleyen Prof. Dr. Tarhan, şu değerlendirmede bulundu: “Bu tür durumlarda kişi önce şuna bakmalı: Bu olayda ben yüzde kaç hatalıyım, karşı taraf yüzde kaç hatalı? Benim niyetim neydi, karşı taraf bunu nasıl anladı? Eğer hatası varsa özür dilemekten kaçınmamalı. İnsan hata yapabilir. Özür dilemek bir erdemdir. Çoğu zaman toplum, özür dileyen bir kişiye yönelik linci onaylamaz.” Hatalı olunmayan durumlarda ise kişinin yaptığı davranışı gerekçeleriyle açıklaması gerektiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “Doğru olanı sakin bir dille anlatmak gerekir. Bu, lincin etkisini azaltır.” dedi. Linç bir engeldir, öğrenme fırsatına dönüştürülebilir Linç deneyiminin bireyin hayat yolculuğunda ciddi bir engel olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, bu engelin doğru yaklaşımla öğrenme sürecine dönüştürülebileceğini söyledi ve “İnsan bir hedefe giderken engelle karşılaşabilir. A planı yoksa B planı olur. Böyle anlarda ‘Bu olay bana ne öğretti?’ diye sormak gerekir. Aynı hatayı tekrar etmemek için ders çıkarmak önemlidir.” diye konuştu. Prof. Dr. Tarhan, dijital dünyadaki kırılganlığa dikkat çekerek, şu ifadeleri kullandı: “Bir insana parmakla gösterilen olmak musibet olarak yeterlidir. Ancak doğrular uğruna ‘linç edileceğim’ korkusuyla susmamak gerekir. Dürüstlük çok değerlidir ama dürüstlüğü zamanında ve akıllıca kullanmak da gerekir. ‘Dürüstüm’ diyerek her şeyi her zaman, zamansız söylemek kişiyi lince açık hâle getirir. İyi niyet yetmez, dürüst olmak yetmez, akıllıca hareket etmek gerekir.” Dijital linç ahlaki çözülmeyi hızlandırıyor Toplumda artan linç refleksinin bir “ahlaklı olma yarışı” na dönüşüp dönüşmediği sorusunu da değerlendiren Prof. Dr. Tarhan, dijitalleşmenin küresel ölçekte bir sosyal ve ahlaki çözülmeyi hızlandırdığını söyledi. Prof. Dr. Tarhan, “Bu süreç küresel bir sosyal çürümeyi beraberinde getiriyor. Ancak sosyolojik olarak bu durum sinüzoidaldir. Kötülük artar, kötü sonuçları görünür hâle gelir ve bunun ardından iyiler harekete geçer. Bir süre sonra iyilik artar, kötülük azalır. Toplumlar böyle dengelenir.” dedi. Çocuklar ve gençler mutlaka korunmalı Dijitalleşmenin henüz kuralları ve kültürü tam oluşmamış bir alan olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, özellikle çocuklar ve gençler için ciddi riskler barındırdığına dikkat çekti ve “Çocukların ve gençlerin beyninde karar verme merkezi olan ön bölge henüz tam olgunlaşmamıştır. Bu nedenle anne-baba rehberliği şarttır. Ekran maruziyeti mutlaka ebeveyn gözetiminde olmalıdır.” diye konuştu. Ruh sağlığı bozuk bireyler, madde kullananlar ve psikiyatrik hastaların da risk grubu olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, hukuki düzenlemelerin kaçınılmaz olduğunu söyledi. Bu özgürlük değil, zarar verme Dijital linç ve saldırgan davranışların özgürlükle açıklanamayacağını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Bir insanın başkasına zarar verme özgürlüğü yoktur. Kendine zarar verme özgürlüğü de yoktur. Dijitalleşmenin mutlaka regülasyonlara ihtiyacı var. Şeffaf algoritmalar bunların başında geliyor.” dedi. Dijitalleşmeyi bir tehdit olarak görmediğini de vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Eğer doğru yönde kullanılırsa dijitalleşme bir tehdit değil, büyük bir fırsat olabilir. Zamanla bu alanın hukuki ve etik çerçevesinin olgunlaşacağını düşünüyorum.” diye sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Mersin Büyükşehir’den ‘Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek’ Konulu Farkındalık Eğitimi Haber

Mersin Büyükşehir’den ‘Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek’ Konulu Farkındalık Eğitimi

Sağlık Bakanlığı’nın çalışmaları doğrultusunda gerçekleştirilen etkinlikte çocuklar ve velilere; sağlıklı beslenme, hareketli yaşam, hijyen, ağız ve diş sağlığı, ruh sağlığı, afet bilinci ve ilk yardım konularında eğitim verildi. Psikologdan diyetisyene, diş hekiminden fizyoterapiste farklı sağlık profesyonellerinin yer aldığı etkinlikle, çocukların erken yaşta sağlık bilinci kazanmaları ve öğrendiklerini çevreleriyle paylaşarak birer ‘Sağlık Elçisi’ olmaları amaçlandı. MERSİN / ( FOTOĞRAFLI - GÖRÜNTÜLÜ) Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin paydaşlığında, Halk Sağlığı haftası kapsamında Toroslar Çocuk Kampüsü ve Halkkent Çocuk Atölyesi’nde ‘Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek’ temalı farkındalık ve eğitim etkinliği düzenlendi. Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen ‘Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek’ çalışmaları doğrultusunda gerçekleştirilen etkinlikte, çocukların erken yaşta sağlık bilinci kazanmaları ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları edinmeleri amaçlandı. Çocuklar ve velilerin katıldığı programda; psikolog, çocuk gelişimi uzmanı, fizyoterapist, diyetisyen, diş hekimi ve ebe gibi sağlık profesyonellerinin yanı sıra, Kızılay ve UMKE ekipleri de yer aldı. Oyun ve uygulamalarla desteklenen eğitimlerde; sağlıklı beslenme, hareketli yaşam, kişisel hijyen, ağız ve diş sağlığı, ruh sağlığı, afet bilinci ve ilk yardım gibi konularda bilgilendirmeler yapıldı. Etkinlikle çocukların yalnızca sağlık hizmetlerinden yararlanan bireyler değil; aynı zamanda kendi sağlığını koruyabilen, sağlık konusunda doğru kararlar verebilen ve öğrendiklerini hem ailesi hem de çevresiyle paylaşabilen birer ‘Sağlık Elçisi’ olmaları amaçlandı. Öztürk: “Bugünün sağlıklı çocuğu, yarının sağlıklı bireyidir” Mersin Büyükşehir Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlığı’na bağlı Aile ve Çocuk Şube Müdürü Özay Öztürk, Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen Halk Sağlığı haftası kapsamında, ‘Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek’ temasıyla çeşitli eğitim ve farkındalık çalışmaları yürütüldüğünü anlatarak, “Çeşitli stantların bulunduğu etkinlik kapsamındaki oyun ve uygulamalarla desteklenen çalışmalarda psikolog, çocuk gelişimi uzmanı, fizyoterapist, diyetisyen, ebe, Kızılay ve UMKE ekipleri yer aldı. Böylece bedensel sağlık, ruh sağlığı, gelişim, beslenme, ağız ve diş sağlığı, hareketli yaşam, afet bilinci ve ilk yardım gibi konular farklı boyutlarıyla ele alındı” ifadelerini kullandı. Hem çocuklar hem de aileleri için önemli ve faydalı bir etkinlik gerçekleştiğini dile getiren Öztürk, “Katılım sağlayan tüm uzman ekibe teşekkür ediyoruz. Çünkü biliyoruz ki; bugünün sağlıklı çocuğu, yarının sağlıklı bireyi ve geleceğin sağlıklı toplumudur” dedi. Veliler, Büyükşehir’in tüm çocuk kampüslerinden memnun 2 çocuğunun da Toroslar Çocuk Kampüsü’nden yararlandığını belirten İnci Cin, çocuklarının sosyal hayata daha aktif katılabilmeleri için Büyükşehir’in Çocuk Kampüsleri’ni tercih ettiğini söyledi. Hem kendisinin hem de çocuklarının Toroslar Çocuk Kampüsü’nün etkinliklerinden çok memnun olduğunu kaydeden Cin, ‘Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek’ aktivitesini de çok faydalı bulduğunu ifade ederek, “Sağlık çalışanları değişik konularda bilgi verdiler. Çocuklar hem nasıl sağlıklı olabileceklerini öğrendiler hem de öğrendikleri bilgi sayesinde çevrelerine faydalı olabilecek konuma geldiler” diye konuştu. Program içeriğinin de oldukça verimli olduğuna dikkat çeken Cin, “Etkinlik sayesinde ne zaman uyuyup ne zaman kalkacaklarını ve nasıl beslenmeleri gerektiğini öğrendiler. Onlar için çok olumlu bir etkinlik” dedi. Toroslar Çocuk Kampüsü velilerinden Kübra Tezcan da düzenlenen etkinliği çocuklar ve veliler açısından değerli bulduğunu belirterek, “Çocuklarımıza çok katkı sağladığını düşünüyorum, gayet mutlu oldular. Diş eğitimi, psikoloji ve beslenme gibi konularda farkındalık kazandılar” dedi. Halkkent Kadın ve Çocuk Atölyesi’nde düzenlenen ‘Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek’ etkinliğine çocuklarıyla birlikte katılan Sevda Sulhan, özellikle sağlık konusundaki bilgilendirme çalışmalarının her mahallede yapılması gerektiğine dikkat çekti. Sulhan, “Bizler ne kadar bilgilenirsek, çocuklarımızı da o kadar bilgilendirebiliriz. Mahallemizde böyle etkinlikler oldukça, bizler de katılıp çocuklarımıza örnek oluruz. Hepimiz için faydalı oldu. Çok yönlü bir sağlık eğitimi verildi. Çocuklarımız ve biz anneler için de gerekli olduğunu düşünüyorum” ifadelerini kullandı. Halkkent Kadın ve Çocuk Atölyesi’ne 3,5 yaşındaki kızı ile katılan Merve Ertuğrul ise etkinliğin özellikle veliler için çok yararlı olduğunu söyleyerek, “Bilmediğimiz çok şey vardı. Mesela 0-3 yaşındaki çocuklarda bazen otizm görülebiliyormuş. Kızımda olan bazı şeyleri de fark ettim. Farklı branşlardan uzmanlar vardı. Çocuğumuzda fark ettiğimiz bazı durumlarla ilgili yönlendirmelerde bulundular. Çocuklarımıza da eğitim verdiler” diye konuştu. Büyükşehir'in düzenlediği etkinliklerden çok memnun olduğunu sözlerine ekleyen Ertuğrul, “Bu tür etkinlikler olduğunda her zaman katılacağız. Çünkü biz de bilgileniyoruz çocuklarımız da bilgileniyor” dedi. Velilerden Özlem Akbaş, Büyükşehir’in tüm çocuk kampüslerinden memnun olduğunu belirterek, “Bizim için de iyi oldu. Bu tür iş birliklerini hem seviyor hem de kaçırmıyoruz. Belediyemize de bizleri düşündüğü için çok teşekkürler” diye konuştu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kopya İntiharlara Dikkat! Haber

Kopya İntiharlara Dikkat!

Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, intiharı önlemede risk gruplarının ve kök nedenlerin bilimsel olarak analiz edilmesi gerektiğini vurgularken, “İnsanlarda umutsuzluk duygusu, ‘Çıkış yolu yok’ düşüncesi ve anlam karmaşası intihar riskini artırabiliyor. Siber zorbalık da özellikle ergenlerde önemli.” dedi. Tarhan, kopya intiharlara da dikkat çekti. İnsanın duygu ve çatışmalarını yönetebilmesinin yaşamın anlamını güçlendirebileceğini belirten Rektör Prof. Dr. Nazife Güngör, “İnsanın kendi ruh durumunu, kendi krizlerini, kendi iç ve dış çatışmalarını daha kolay yönetebilmesi; var olmayı ve varlığını sürdürmeyi daha anlamlı bulabilmesi anlamına geliyor.” dedi. Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi tarafından, intihar konusunda toplumsal farkındalığın artırılması amacıyla “İntihar Olgusuna Çok Disiplinli Bakış ve Farkındalık” başlıklı çevrim içi seminer düzenlendi. Programın açılış konuşmalarını Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör ve İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak gerçekleştirdi. Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Gerçeklerle yüzleşmezsek kendimizi düzeltemeyiz” Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, intiharı önlemede yalnızca farkındalık çalışmalarının yeterli olmadığını, risk gruplarının ve vakaların bilimsel olarak analiz edilmesi gerektiğini vurguladı. Türkiye’de intiharın önlenmesine ilişkin sistematik çalışmalar yürütülmesi gerektiğini ifade eden Tarhan, “Gerçeklerle yüzleşmezsek kendimizi düzeltemeyiz. Güzel sözler söyleyerek intiharı önleyemeyiz. İntihar, yalnızca halkı bilinçlendirme çalışmalarıyla önlenmiyor; vakaların analizleriyle öğreniliyor.” diye konuştu. İntiharın nedenlerinin sosyolojik çalışmalarla da araştırılması gerektiğini dile getiren Tarhan, “Toplum içerisinde intihar risk gruplarının belirlenmesi ve istatistiklerin risk gruplarına göre değerlendirilerek müdahale planlarının yapılması gerekiyor. Problemin teşhisini yaparsak ancak bunu çözebiliriz.” dedi. Kopya intiharlara dikkat! Türkiye’deki vakaların yalnızca ekonomik nedenlerle açıklanamayacağını kaydeden Prof. Dr. Tarhan; ruhsal hastalıklar, alkol ve madde kullanımı, kumar ve bahis, yalnızlık, ilişki kayıpları, şiddet, zorbalık ve umutsuzluk gibi farklı faktörlerin de değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Tarhan, “Türkiye’de bunun kök nedenlerinin analizinin yapılması gerekiyor. Neden kaynaklanıyor bu? Bazıları sadece ekonomik nedene bağlıyor ama çok daha farklı nedenler var. Sosyalleşmenin, medyanın ve kopya intiharların etkisini de göz ardı etmemek gerekiyor.” ifadelerini kullandı. “Umutsuzluk ve çıkış yolu görememe önemli” Yalnızlık, ilişki kaybı, şiddet ve zorbalığın da risk faktörleri arasında bulunduğunu dile getiren Tarhan, “İnsanlarda umutsuzluk duygusu, ‘Çıkış yolu yok’ düşüncesi ve anlam karmaşası intihar riskini artırabiliyor. Siber zorbalık da özellikle ergenlerde önemli.” dedi. Dijitalleşmenin gençler üzerindeki etkilerine de değinen Tarhan, sosyal medyada başkalarının yaşamlarını sürekli takip etmenin yetersizlik duygusunu besleyebildiğini ve “gelişmeleri kaçırma korkusu” olarak tanımlanan FOMO’nun da bu açıdan dikkate alınması gereken olgulardan biri olduğunu ifade etti. “Gerçeklerle yüzleşmezsek kendimizi düzeltemeyiz” İntiharı önlemenin yalnızca bilgilendirme toplantılarıyla mümkün olmayacağını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Gerçeklerle yüzleşmezsek kendimizi düzeltemeyiz. Güzel sözler söyleyerek intiharı önleyemeyiz. İntihar yalnızca halkı bilinçlendirme çalışmalarıyla önlenmiyor, vakaların analizleriyle öğreniliyor.” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Tarhan, “Bir insanın ‘ölmek istiyorum’ demesi tek başına yetmiyor. İntihar isteği, intihar niyeti, intihar planı ve girişim ayrı ayrı değerlendiriliyor. Kişinin ölüm düşüncesi ayrı, intihar düşüncesi ayrı.” ifadelerini kullandı. “Antidepresan tek başına yetmez, terapiyle birlikte yürütülmeli” Depresyon ve intihar riski arasındaki ilişkiye de değinen Prof. Dr. Tarhan, “Antidepresan ilaçlar ciddi şekilde farmakolojik iyileşme yapıyor ama tek başına yetmez. Muhakkak terapi ile yapılması gerekiyor.” diye konuştu. Prof. Dr. Nazife Güngör: “Büyük dönüşümler toplumlarda kaotik ortam oluşturabiliyor” Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör de intihar olgusunun insanlık tarihi boyunca var olduğuna dikkat çekerek, özellikle büyük toplumsal dönüşüm dönemlerinde bireyin varlığını ve yaşamın anlamını daha fazla sorgulayabildiğini söyledi. Prof. Dr. Güngör, “Ne zaman makro düzeyde büyük dönüşümler yaşansa toplumlarda bir şekilde kaos oluşuyor, krizler oluyor. Kaotik ortamların en önemli göstergelerinden biri de toplum içerisinde yaşayan bireylerin dünyadaki, yaşamdaki varlıklarını tekrar sorgulamaları.” dedi. “İnsan varlık ve anlam sorgulamasını tekrar tekrar yapıyor” Bireyin krizlerle karşı karşıya kaldığında yaşamın anlamını sorgulayabildiğini dile getiren Prof. Dr. Güngör, “Sıkıntı çektikçe, acıları yaşadıkça ya da yeni gelişmelere ve dönüşümlere uyum sağlamakta zorlandıkça varlık sorgulamasını tekrar tekrar yapıyor. Kendi kendine sorduğu sorulara yanıt bulamadığı ya da sorunlara çözüm bulmakta zorlandığı zaman karşısına birtakım alternatifler geliyor.” ifadesinde bulundu. İnsanın duygu ve çatışmalarını yönetebilmesinin yaşamın anlamını güçlendirebileceğini belirten Prof. Dr. Güngör, “İnsanın kendi ruh durumunu, kendi krizlerini, kendi iç ve dış çatışmalarını daha kolay yönetebilmesi; var olmayı ve varlığını sürdürmeyi daha anlamlı bulabilmesi anlamına geliyor.” dedi. Prof. Dr. Kaynak: “Bağlantı bolluğu ve bağsızlık bir arada” İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak ise intihar olgusuna farklı disiplinlerden bakmanın önemine işaret etti. Üniversitelerin sahip oldukları akademik bilgiyi toplumla paylaşmalarının önemini vurgulayan Prof. Dr. Kaynak, dijitalleşmeyle birlikte ortaya çıkan yalnızlaşmaya dikkat çekti. Prof. Dr. Kaynak, “Dünya üzerinde sonsuz sayıda bağlantı kurabilme imkânımızın olduğu ama neredeyse hiç bağımızın kalmadığı bir yeni ortama girmiş durumdayız. Bağlantı bolluğu ve bağsızlık bir arada, insanları çok zor durumda bırakıyor.” ifadelerini kullandı. İntihar olgusuna ilişkin rakamların tek başına değerlendirilmemesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Kaynak, toplumsal ve psikolojik değişimlerin de dikkate alınması gerektiğini söyledi. Barış Erdoğan: “İntihar son derece bireysel görünse de toplumsal bir sorun” “Toplumsal Bir Olgu Olarak İntihar” başlıklı sunumunu gerçekleştiren Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Barış Erdoğan, intiharın yalnızca psikoloji ve psikiyatrinin konusu olmadığını söyledi. İntihar olgusunun tarih, felsefe ve sosyoloji gibi farklı disiplinler tarafından da tartışılmasının önemine işaret eden Erdoğan, “İntihar dediğimiz olgu bir yanıyla baktığımızda son derece bireysel. Peki bu kadar bireysel bir konu nasıl bir toplumsal sorun haline geldi? İşte tam da bu noktada sosyoloji intihar olgusunu ele alıyor.” dedi. “İntiharı sadece psikolojik ya da ekonomik bir olgu olarak görürsek yanılırız” Prof. Dr. Erdoğan, “İntiharı sadece psikolojik bir olgu olarak görmeye çalışırsak ya da sadece ekonomik sorunlardan kaynaklanan bir vaka olduğunu düşünürsek yanılırız.” ifadelerini kullandı. İntihar oranlarının toplumdan topluma ve dönemden döneme değişmesinin, olgunun toplumsal boyutunu ortaya koyduğunu ifade eden Erdoğan, “İnsan biyolojisi dünyanın her tarafında aşağı yukarı aynı. Neden bir ülkede insanların intihar eğilimi artarken başka bir ülkede düşüyor diye sorarsak, o zaman resmin başka bir tarafına bakmamız gerekiyor.” dedi. “Bağlarımız koptukça bizi yaşama bağlayan unsurlar da azalıyor” Toplumsal bütünleşmenin koruyucu rolüne dikkat çeken Prof. Dr. Erdoğan, aile, sosyal çevre ve toplumsal gruplarla kurulan bağların insanın hayata tutunmasında önemli olduğuna işaret etti. İntiharın ilk bakışta bireysel bir eylem olarak algılandığını kaydeden Erdoğan, “İntihar dediğimiz olgu, bir yanıyla baktığımızda son derece bireysel. Peki bu kadar bireysel bir konu nasıl bir toplumsal sorun haline geldi? İşte tam da bu noktada sosyoloji intihar olgusunu ele alıyor.” ifadelerini kullandı. “Toplumsal değişimlere karşı dirençli bireyler yetiştirilmeli” Hızlı toplumsal değişimlerin bireylerde yarattığı etkilerin de göz önünde bulundurulması gerektiğini belirten Erdoğan, yalnızca bireysel psikolojik müdahalelerle yetinilmemesi gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Erdoğan, “Toplumsal değişimlere karşı sosyal olarak dirençli bireyler yetiştirecek ve oluşturacak politikalar üretirsek bu intihar konusunda önemli bir mesafe alabileceğimizi düşünüyorum.” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Hadiye Yılmaz intihar olgusunu tarihsel vakalarla ele aldı Üsküdar Üniversitesi Tarih Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hadiye Yılmaz, “Tarih Boyunca İntihar Olgusu: Tarihsel Örnek Vakalar ve Türkiye Gerçeği” başlıklı sunumunu gerçekleştirdi. Yılmaz, Osmanlı’nın son döneminde kamuoyunda geniş yankı uyandıran Sultan Abdülaziz’in ölümü ile Beşir Fuad’ın intiharı üzerinden konunun tarihsel görünümünü değerlendirdi. “Sultan Abdülaziz için bugün bile net konuşamıyoruz” Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesinden beş gün sonra Feriye Sarayı’nda bilekleri kesilmiş halde bulunduğunu hatırlatan Prof. Dr. Yılmaz, olayın intihar mı yoksa cinayet mi olduğuna ilişkin tartışmaların günümüzde de sürdüğünü söyledi. Beşir Fuad vakasına dikkat çekti Prof. Dr. Yılmaz, Osmanlı düşünce tarihinde materyalist düşüncenin erken temsilcilerinden Beşir Fuad’ın intiharının ise tarihsel belgeler açısından daha açık bir vaka olduğunu söyledi. Beşir Fuad’ın yaşamına son verirken yaşadıklarını kaydetmeye çalışmasının olayın zaman içerisinde bazı çevrelerde idealize edilmesine yol açtığını dile getiren Yılmaz, bunun yanıltıcı bir yaklaşım olabileceğine dikkat çekti. “Osmanlı’da intihar daha azdı demek kolay değil” Tarihsel verilerin değerlendirilmesinde kayıt sistemlerinin dikkate alınması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Yılmaz, Osmanlı döneminde intiharın daha az görüldüğü şeklinde kesin bir yargıya varmanın bilimsel açıdan mümkün olmadığını ifade etti. Modernleşme, kentleşme ve bireyselleşme etkisi… İntihar olgusunun tarihsel değişiminde modernleşme sürecine de dikkat çeken Yılmaz; yoğun sanayileşme, kentleşme, bireyselleşme, sekülerleşme ile ekonomik ve toplumsal istikrarsızlıkların araştırmacıların üzerinde durduğu faktörler arasında bulunduğunu söyledi. Avrupa’da kayıt sistemine daha erken geçilmesinin istatistiklerdeki görünürlüğü de artırmış olabileceğini ifade eden Prof. Dr. Yılmaz, Osmanlı toplumunda dini ve cemaat temelli normların daha güçlü olmasının da farklı bir toplumsal yapı oluşturduğunu kaydetti. Tarihsel sürecin önemli bir noktayı ortaya koyduğunu ifade eden Prof. Dr. Yılmaz, “İntiharın sadece bireysel bir eylem olmadığını görüyoruz. İkincisi, modernleşme ve intihar olgusu arasında bir tarihsel ilişki olduğunu görüyoruz. Ama imtina ediyorum; modernleşme intiharı artırmıştır demiyorum, arasında bir ilişki olduğunu söylüyoruz.” dedi. “Yalnızlaşıyoruz ve toplumsal desteği kaybediyoruz” Geleneksel toplumdan modern topluma geçişin bireyin sosyal çevresiyle ilişkisini de değiştirdiğini belirten Prof. Dr. Yılmaz, “Geleneksel toplum yapısından moderne geçerken evvelden aile, mahalle, cemaat vesaire her şeyde yanımızda olan insanlar daha az. Dolayısıyla yalnızlaşıyoruz ve toplumsal desteği kaybediyoruz.” ifadelerini kullandı. Tayfun Doğan: “Elimizdeki en güçlü şey sosyal destek” “Hayata Tutunmak İçin Nedenler: Umut Psikolojisi” başlıklı sunumunu gerçekleştiren Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tayfun Doğan, intihar olgusunun psikolojik boyutunu ve umudun koruyucu rolünü değerlendirdi. İnsanların bazen yaşamla yeniden bağ kurabilmeleri için küçük bir destek noktasına ihtiyaç duyabildiğini söyleyen Doğan, “Bazen küçücük bağlanabileceği bir yer olursa, tutunabileceği bir yer olursa insanlar intihardan vazgeçebiliyor. O yüzden elimizdeki en güçlü şey aslında intihar vakalarında sosyal destek.” dedi. “Depresyonda umutsuzluk çok önemli” Ruh sağlığı sorunlarının göz ardı edilmemesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Doğan, özellikle depresyon ile umutsuzluk arasındaki ilişkiye dikkat çekerek, “Ruh sağlığı sorunlarını göz ardı etmememiz gerekiyor. Çünkü burada özellikle umudun azalması, yaşamak için bir neden bulamama çok önemli bir etken.” ifadelerini kullandı. “Umutsuzluk, sizi yaşama bağlayan her şeye inancınızı yitirmektir” Umutsuzluğun yalnızca kötü hissetmekten ibaret olmadığını ifade eden Doğan, “Gerçek anlamda umutsuzluk, sizi yaşama bağlayan her şeye inancınızı yitirmiş olmanız demektir. Bu aileniz olabilir, inancınız olabilir, kariyeriniz, idealleriniz olabilir. Sizi yaşama bağlayan her şeye karşı inancınızı yitirmiş olmak demektir.” dedi. Umutsuz kişinin içinde bulunduğu olumsuz koşulların hiç değişmeyeceğini düşünme eğiliminde olduğunu belirten Doğan, “Umutsuzluk anı mutlaklaştırmak anlamına geliyor. Takvimi durdurmak, saati durdurmak; içinde bulunduğumuz koşullar hiç değişmeyecekmiş gibi düşünmek, geleceğe ipotek koymak aslında umutsuzluk dediğimiz şey.” dedi. “Umut öğrenilebilir ve geliştirilebilir” Umut kavramının yalnızca bir duygu olmadığını, aynı zamanda zihinsel bir beceri olarak değerlendirilebileceğini söyleyen Prof. Dr. Doğan, bunun geliştirilebilir olmasının önemli olduğunu dile getirerek, “Ben büyük oranda umudu mental bir beceri olarak görüyorum. Umut, içinde bulunduğumuz koşullardan çok zihinsel tutumla, olaylara yaklaşım biçimimizle alakalıdır. Umudun öğrenilebilir, geliştirilebilir bir şey olması bizim için en umut verici tarafı. Bir şeyi beceri olarak nitelendiriyorsak bu, öğrenilebilir, öğretilebilir, geliştirilebilir ve artırılabilir anlamına geliyor.” dedi. “Umutlu insan tek bir seçeneğe odaklanmıyor” Umutlu insanların geleceğin daha iyi olabileceğine inandığını, bunun için kendi çabalarının önemli olduğunu düşündüğünü ve hedeflerine ulaşmak için alternatif yollar geliştirebildiğini belirten Doğan, “Umutlu insanlar ‘Amaçlarıma ulaşabilmem için birçok yol vardır’ diye düşünüyorlar. Bu inanılmaz güçlü bir cümle. Hayatta seçeneklerin olduğunu bilmek, tek bir kapıya odaklanmamak çok önemli.” şeklinde konuştu. Felsefe Bölümü Araştırma Görevlisi Arş. Gör. Dr. Merve Arlı Özekes de “Felsefi Bir Soruşturma Olarak İntihar” başlıklı sunumuyla konuyu felsefi açıdan ele aldı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Gençlik Ve Spor Bakanlığı'ndan Spor Psikolojisinde Tarihi İlk Haber

Gençlik Ve Spor Bakanlığı'ndan Spor Psikolojisinde Tarihi İlk

Psikososyal Destek Hizmetleri Ekibi olarak alanında uzmanlardan oluşan heyetin uluslararası prestije sahip bir bilimsel kongreye katılımı, Türkiye'nin sporda psikososyaldestek ve elit sporda ruh sağlığı alanındaki uluslararası konumlanması açısından önemli bir ilki oluşturdu. Bakanlık heyetine, Bakan Müşaviri ve Psikososyal Destek Hizmetleri Daire Başkanı Elif Güneş başkanlık etti; heyette Bakanlık bünyesinde görev yapan iki psikolog da yer aldı. Heyet, kongre boyunca yürütülen bilimsel oturumları, çalıştayları ve panelleri takip ederek Avrupa'daki güncel bilimsel gelişmeleri ve uygulama modellerini yakından inceledi; alanın önde gelen araştırmacıları ve ulusal federasyon temsilcileriyle iş birliği görüşmeleri gerçekleştirdi. FEPSAC 2026 Kongresi’nin bilimsel programı kapsamında Gençlik ve Spor Bakanlığı adına ‘‘Are Sport-SpecificPsychological strengths Culturally Relational? Evidence fromthe Turkish adaptation of the SSPSQ’’ ve Psychologicalstrengths in Sport as Relational Constructs: an AppliedPerspective’’ ( ‘‘Türkçe'ye uyarlanan bir ölçme aracı ile psikolojik güçlerin ilişkisel bir yapı olarak ele alınması) konu başlıklı iki ayrı sözlü bildiri Spor Psikoloğu Dr. Yekta Şahin tarafından sunuldu. Ayrıca ülkemizde Gençlik ve Spor Bakanlığı, Psikososyal Destek Hizmetleri Dairesi tarafından gerçekleştirilen spor psikolojisi alanındaki akademik ve saha çalışmaları, FEPSAC gibi prestijli bir kongrede uluslararası akademik camiaya ikili temaslarla da tanıtıldı. Adını Fransızca “Fédération Européenne de Psychologie desSports et des Activités Corporelles” ifadesinden alan FEPSAC (Avrupa Sporve Egzersiz Psikolojisi Federasyonu), spor ve egzersiz psikolojisi alanındaki ulusal derneklerin Avrupa çapındaki çatı kuruluşudur. Federasyonun fikri, 1968 yılında Bulgaristan'ın Varna şehrinde düzenlenen ilk Avrupa Spor Psikolojisi Kongresi'nde doğmuş; FEPSAC ise 4 Haziran 1969'da Fransa'nın Vittel şehrinde, ikinci Avrupa Spor Psikolojisi Kongresi sırasında toplanan ilk Genel Kurul ile resmen kurulmuştur. Federasyonun ilk başkanlığını EmaGeron üstlenmiştir. Bilimsel, eğitsel ve mesleki çalışmaları teşvik etmeyi, bilgi paylaşımını ve iş birliğini güçlendirmeyi amaçlayan FEPSAC, kongrelerini uzun yıllar dört yılda bir düzenlemiş; 2022'den itibaren bu periyodu iki yıla indirmiştir. Bu yıl 18.'si düzenlenen kongre, Romanya'da ilk kez Batı Timi?oaraÜniversitesi (UVT) ev sahipliğinde gerçekleştirildi. Düzenlenen kongreye, Avrupa ve dünyanın dört bir yanından yaklaşık bin araştırmacı, uygulayıcı ve öğrenci katıldı. Kongre kapsamında toplanan FEPSAC Genel Kurulu'nda başkanlık seçimi için oy kullanıldı. Federasyonun görev süresini tamamlayan Başkanı Prof. Maurizio Bertollo(Università “G. d'Annunzio” di Chieti-Pescara, İtalya), görevi yeni seçilen başkana devretti. Yapılan seçim sonucunda FEPSAC'ın yeni başkanlığına Prof. Yago Ramis (UniversitatAutònoma de Barcelona, İspanya) seçildi. Genel Kurul'da hazır bulunan Bakanlık heyeti, başkanlık seçiminde oy kullanarak federasyonun karar alma sürecinde yer aldı ve federasyonun yeni yönetimiyle temas kurdu. Bakanlık heyeti başkanı Elif Güneş, katılıma ilişkin şu değerlendirmede bulundu: “Sporcularımızın performansı kadar ruh sağlığı da önceliğimizdir. Bakanlığımızın bu köklü Avrupa kongresinde ilk kez resmi bir heyetle yer alması, Türkiye'nin sporda psikososyal destek alanındaki birikimini uluslararası düzeyde paylaşma ve güncel bilimsel gelişmeleri sahaya taşıma kararlılığının bir göstergesidir. Elde ettiğimiz iş birliği temasları ve bilimsel kazanımları, sporcularımızın hizmetine sunacağımız programlara yansıtacağız.” Gençlik ve Spor Bakanlığı, elit sporda ruh sağlığı ve psikososyal destek hizmetlerini güçlendirme hedefi doğrultusunda, uluslararası bilimsel ağlarla iş birliğini önümüzdeki dönemde de sürdürmeyi planlamaktadır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Dünya Pozitif Psikoloji Kongresi 2027 İstanbul'da Düzenlenecek! Haber

Dünya Pozitif Psikoloji Kongresi 2027 İstanbul'da Düzenlenecek!

Dünyanın dört bir yanından araştırmacıları, akademisyenleri, ruh sağlığı profesyonellerini, eğitimcileri, politika yapıcıları ve uygulayıcıları İstanbul'da buluşturacak kongre, "Where Cultures Meet, Humanity Flourishes" (Kültürlerin Buluştuğu Yerde İnsanlık Gelişir) temasıyla gerçekleştirilecek. Davranış bilimleri ve sağlık alanında ülkemizin ilk tematik üniversitesi olan ve kurulduğu günden beri pozitif psikoloji alanında önemli çalışmalar yürüten, bu yıl düzenlediği 8. Uluslararası Pozitif Psikoloji Kongresiyle de uluslararası arenadan önemli isimleri Türkiye’de buluşturan Üsküdar Üniversitesi, şimdi 10. Dünya Pozitif Psikoloji Kongresine ev sahipliği için hazırlanıyor. Pozitif psikoloji alanının dünyanın en saygın bilimsel organizasyonlarından biri olan 10. Dünya Pozitif Psikoloji Kongresi (10th World Congress on Positive Psychology), 7-10 Temmuz 2027 tarihleri arasında İstanbul'da gerçekleştirilecek. Uluslararası Pozitif Psikoloji Birliği (IPPA) tarafından düzenlenen kongreye Üsküdar Üniversitesi öncelikli sponsor ve ev sahibi kurum olarak destek verecek. Dünyanın dört bir yanından araştırmacıları, akademisyenleri, ruh sağlığı profesyonellerini, eğitimcileri, politika yapıcıları ve uygulayıcıları İstanbul'da buluşturacak kongre, Hilton İstanbul Bomonti Hotel & Conference Center'da gerçekleştirilecek. Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Yönetim Üst Kurulu Başkanı, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan ise kongrede yalnızca ev sahibi üniversitenin temsilcisi olarak değil, aynı zamanda IPPA tarafından oluşturulan Organizasyon Komitesi Eş Başkanı (Co-Chair of the Organizing Committee) olarak da görev alacak. Böylece Türkiye, pozitif psikoloji alanının en önemli uluslararası organizasyonlarından birine akademik ve bilimsel düzeyde liderlik eden ülkelerden biri olacak. Dünya pozitif psikolojisinin kalbi İstanbul'da atacak Uluslararası Pozitif Psikoloji Birliği (IPPA) tarafından iki yılda bir düzenlenen Dünya Pozitif Psikoloji Kongresi'nin 10'uncusu, "Where Cultures Meet, Humanity Flourishes" (Kültürlerin Buluştuğu Yerde İnsanlık Gelişir) temasıyla gerçekleştirilecek. Kongre boyunca; pozitif psikolojideki en güncel bilimsel araştırmalar, ruh sağlığı ve psikolojik iyi oluş, eğitim, sağlık, iş yaşamı, teknoloji, kamu politikaları, anlam ve amaç, bilgelik, kültürlerarası psikoloji, insan ilişkileri ve güçlü yönler temelli yaklaşımlar gibi birçok başlık, dünyanın önde gelen uzmanları tarafından ele alınacak. Üsküdar Üniversitesi uluslararası vizyonunu bir kez daha ortaya koyuyor Türkiye'de pozitif psikolojinin akademik gelişimine öncülük eden Üsküdar Üniversitesi, kuruluşundan bu yana bu alanda çok sayıda uluslararası kongre, bilimsel yayın ve eğitim programına imza attı. Üniversite, 2016 yılından itibaren düzenlediği Uluslararası Pozitif Psikoloji Kongreleriyle alanın gelişimine önemli katkılar sağlarken, pozitif psikolojiyi lisans ve lisansüstü eğitim süreçlerine taşıyan öncü yükseköğretim kurumlarından biri olarak öne çıktı. Prof. Dr. Nevzat Tarhan organizasyon komitesinin eş başkanı olacak Kongrenin hazırlık sürecinde Üsküdar Üniversitesi aktif rol üstlenirken, Prof. Dr. Nevzat Tarhan da Organizasyon Komitesi Eş Başkanı olarak bilimsel ve organizasyonel çalışmalara katkı sağlayacak. Prof. Dr. Tarhan daha önce Üsküdar Üniversitesi tarafından düzenlenen Uluslararası Pozitif Psikoloji Kongrelerinin de başkanlığını yürüttü. IPPA'nın 20'nci yılı İstanbul'da kutlanacak Kongre; Uluslararası Pozitif Psikoloji Birliği'nin (IPPA) kuruluşunun 20'nci yılına denk geliyor. Bu yönüyle İstanbul, pozitif psikolojinin küresel gelişiminde tarihi bir buluşmaya ev sahipliği yapacak. IPPA Kongre Başkanı ve Başkan Adayı Dr. Tayyab Rashid, kongrenin temasının İstanbul'un tarihsel kimliğiyle güçlü bir bağ kurduğunu belirterek, yüzyıllardır kıtaları, kültürleri ve medeniyetleri birbirine bağlayan İstanbul'un, insanın gelişimini ve refahını merkeze alan böyle bir organizasyon için en anlamlı şehirlerden biri olduğunu ifade ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

L’Oréal'den İklim Krizi Fonu’na 20 milyon Euro’luk Ek Kaynak Haber

L’Oréal'den İklim Krizi Fonu’na 20 milyon Euro’luk Ek Kaynak

Tekno-güzellik devi, 2023 yılından bu yana 32 ülkede yürüttüğü 30’dan fazla projeyle sağlık, temiz su, gıda güvenliği ve afetlere dayanıklılık alanlarında somut destekler sunuyor. İklim değişikliğinin etkilerinin dünya genelinde giderek daha görünür hale geldiği bir dönemde L’Oréal, İklim Krizi Fonu’na yönelik desteğini büyüterek yeni bir kaynak ayırdığını açıkladı. Şirket, 2030 yılına kadar sağlayacağı ilave 20 milyon Euro’luk kaynakla, iklim krizinden en fazla etkilenen kırılgan toplulukların afetlere karşı dayanıklılığını artırmayı hedefliyor. Sahada üç yıl boyunca yürütülen uygulamalar ve iş ortaklarıyla gerçekleştirilen kapsamlı çözüm doğrulama süreçlerinin ardından fon, ikinci aşamasına geçerek başarısı kanıtlanmış modelleri ölçeklendirerek hem risklerin önlenmesini hem de acil durum müdahale kapasitesini güçlendirmeyi amaçlıyor. 2025 yılında dünya genelinde kaydedilen 358 doğal afetin 110 milyondan fazla insanı etkilediği ve bu olayların yüzde 85’inin iklim kaynaklı olduğu belirtilirken, L’Oréal’in fonu bu zorluklara karşı fark yaratmak ve kırılgan toplulukları desteklemek için çalışıyor. Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan L’Oréal CEO’su Nicolas Hieronimus, “Güzellik, en iyi haliyle insan onurunun ve özgüveninin bir ifadesidir. Ancak sağlık, güvenlik ve daha iyi bir yaşam için gerekli temel koşullar olmadan bunun bir anlamı yoktur. İklim Krizi Fonu’na yönelik bu yenilenen taahhüdümüz, dünyayı harekete geçiren güzelliği yaratma misyonumuzun bir parçasıdır” dedi. L’Oréal Kurumsal Sorumluluk Direktörü Ezgi Barcenas ise, “İklim değişikliği çevre, insan sağlığı, geçim kaynakları ve güvenlik üzerinde geniş kapsamlı etkiler yaratıyor. Dayanıklılık inşa etmek artık bir zorunluluk. Sağlık hizmetlerine, temiz suya ve gıda güvenliğine erişimi artırarak toplulukların iklim krizlerine hazırlanmasına ve toparlanmasına yardımcı olma kapasitemizi derinleştiriyoruz” ifadelerini kullandı. İklim krizine karşı yerel çözümler küresel etkiye dönüşüyor L’Oréal İklim Krizi Fonu, 2023 yılından bu yana 32 ülkede 30’dan fazla projeyi destekledi. Hindistan'da, HERA (eski adıyla Climate Resilience for All) ve Self-Employed Women's Association (SEWA) iş birliğiyle, kayıt dışı sektörde çalışan 50 bin kadın için türünün ilk örneği olan bir aşırı sıcaklık sigortası programı hayata geçirildi. Peru ve Ekvador'da, World Vision France iş birliğiyle fon, yerli halkın geleneksel bilgisini bilimsel verilerle bir araya getiren bir yapay zekâ sistemi geliştirilmesine katkı sağlıyor. Bu sistem sayesinde Amazon bölgesindeki topluluklar sel ve diğer iklim tehditlerini daha iyi öngörebiliyor ve bu risklere karşı daha etkin şekilde hazırlık yapabiliyor. Kenya'da ise iklim değişikliğinin küresel ruh sağlığı krizini derinleştirdiği gerçeğinden hareketle, Slum Dwellers International iş birliğiyle Nairobi'nin kayıt dışı yerleşim bölgelerinde yaşayan 1.300 genç eğitiliyor. Bu gençler, topluluk temelli psikososyal destek programlarını yürütmek üzere hazırlanarak, toplumun kendi içinden güç alan sürdürülebilir bir ruh sağlığı dayanıklılığı modeli oluşturuyor. L'Oréal İklim Krizi Fonu, şirketin küresel sorunlara farklı açılardan çözüm üretmek amacıyla oluşturduğu geniş ekosistemin önemli bir parçasını oluşturuyor. Bu ekosistem kapsamında hayırseverlik fonları (L'Oréal Kadınların Güçlendirilmesi Fonu ve L'Oréal İklim Krizi Fonu), etki yatırımları (L'Oréal Doğanın Yenilenmesi Fonu ve Döngüsel İnovasyon Fonu), borç finansmanı (Solstice Fund) ile sürdürülebilir inovasyon hızlandırıcısı (L'AcceleratOR) yer alıyor. Bu girişimler kapsamında bugüne kadar toplam 415 milyon Euro’luk taahhütte bulunulurken, söz konusu çalışmalar “Gelecek için L'Oréal” sürdürülebilirlik programının temel yapı taşlarından birini oluşturuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.