Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Ruhsatlandırma

Kapsül Haber Ajansı - Ruhsatlandırma haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ruhsatlandırma haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Martı TAG Nedir, Yasal mı? 2026 Mahkeme Kararı, Ücretler ve Sürücü Şartları Haber

Martı TAG Nedir, Yasal mı? 2026 Mahkeme Kararı, Ücretler ve Sürücü Şartları

Ekim 2026'da açıklanan istinaf mahkemesi kararı, hizmetin hukuki statüsüne ilişkin tartışmalara yeni bir boyut kazandırdı. Peki Martı TAG nedir, nasıl çalışır, yasal mı, hangi şehirlerde kullanılabilir ve sürücüler nasıl başvuru yapabilir? Türkiye'de dijital ulaşım platformlarının yaygınlaşması, geleneksel taksi hizmetleri ile yeni nesil yolculuk paylaşım modelleri arasındaki rekabeti artırıyor. Bu dönüşümün merkezindeki Martı TAG, özel araç sahipleriyle yolculuk yapmak isteyen kullanıcıları mobil uygulama üzerinden buluşturuyor. Özellikle ulaşım maliyetlerinin yükselmesi, büyükşehirlerdeki trafik yoğunluğu ve alternatif ulaşım seçeneklerine yönelik talep, Martı TAG sistemine ilgiyi artıran başlıca unsurlar arasında bulunuyor. Martı TAG nedir? Martı TAG, açılımı "Tek Araçla Gidelim" olan, mobil uygulama üzerinden yolculuk paylaşımını mümkün kılan bir platformdur. Sistem, kendi aracıyla seyahat eden sürücüler ile ulaşım ihtiyacı bulunan kullanıcıları eşleştiriyor. Martı'nın açıklamasına göre platform, aynı yönde yolculuk yapan kişilerin ulaşım masraflarını paylaşmasına dayanıyor. Şirket bu modeli "hatır taşımacılığı" kapsamında tanımlıyor ve TAG yolculuklarından komisyon almadığını belirtiyor. Bununla birlikte uygulamanın işleyişi, geleneksel taksi taşımacılığından farklı bir ekonomik model ortaya koyduğu için hukuki ve ticari tartışmaların konusu olmayı sürdürüyor. Martı TAG yasal mı? 2026 yılında son durum Martı TAG'ın yasal statüsü, kullanıcıların ve sürücü adaylarının en çok araştırdığı konuların başında geliyor. 24 Haziran 2026'da İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi, taksi esnafı tarafından açılan davada TAG hizmetinin haksız rekabet oluşturduğuna ve hizmetin men edilmesine karar vermişti. Ancak kararın kesinleşmediği ve istinaf yolunun açık olduğu bildirilmişti. 23 Ekim 2026'da kamuoyuna yansıyan yeni gelişmeye göre İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, paylaşımlı yolculuk faaliyetinin yalnızca mahkeme kararıyla genel olarak yasaklanamayacağı yönünde değerlendirmede bulundu. Kararda, bir ticari faaliyetin yasaklanması veya izin ve ruhsata bağlanmasının kanun koyucu ve yetkili idari makamların görev alanında olduğu vurgulandı. Ancak bu gelişme, Martı TAG üzerinden yapılan bütün yolculukların her koşulda hukuka uygun olduğu veya sürücülere hiçbir idari yaptırım uygulanamayacağı anlamına gelmiyor. Haksız rekabet davasındaki değerlendirme ile trafik mevzuatı, ticari taşımacılık kuralları ve idari yaptırımlar birbirinden ayrı hukuki konular olarak ele alınmalı. Dolayısıyla sürücülerin güncel mevzuatı, izin gerekliliklerini ve olası yaptırımları ayrıca değerlendirmesi önem taşıyor. Martı TAG nasıl kullanılır? Martı TAG kullanmak isteyen yolcular, mobil uygulama üzerinden birkaç adımda yolculuk talebi oluşturabiliyor. Martı mobil uygulaması telefona indirilir. Uygulama içerisinden TAG hizmeti seçilir. Başlangıç noktası ve gidilecek adres belirlenir. Uygun araç seçeneği tercih edilir. Yolculuk için önerilen katkı payı görüntülenir. Talebi kabul eden sürücüyle eşleşme sağlanır. Sürücü belirlenen noktaya gelerek yolculuğu gerçekleştirir. Sistemin temel farkı, yolculuk talebinin dijital ortamda oluşturulması ve sürücüyle yolcunun uygulama üzerinden eşleştirilmesidir. Martı TAG ücretleri nasıl hesaplanıyor? Martı TAG için bütün şehirlerde ve mesafelerde geçerli tek bir sabit ücret bulunmuyor. Şirketin açıklamasına göre önerilen yolculuk katkı payı, aracın türü, yolculuk mesafesi ve aynı bölgede daha önce gerçekleştirilen yolculuklarda kabul edilen tutarlar dikkate alınarak belirleniyor. Yolcu, uygulamanın önerdiği katkı payını artırabiliyor veya azaltabiliyor. Sürücünün teklifi kabul etmesi durumunda eşleşme gerçekleşiyor. Bazı köprü, otoyol ve tünel geçiş bedelleri de yolculuk tutarına eklenebiliyor. Bu nedenle Martı TAG'ın taksiden her koşulda daha ucuz olduğunu söylemek mümkün değil. Gerçek maliyet karşılaştırması, aynı güzergâh ve yolculuk koşulları üzerinden yapılmalı. Martı TAG sürücüsü nasıl olunur? Martı TAG sürücüsü olmak isteyen kişilerin, şirketin sürücülere yönelik uygulaması üzerinden kayıt sürecini tamamlaması gerekiyor. Başvuru süreci genel olarak şu aşamalardan oluşuyor: TAG Sürücü uygulamasını indirmek. Telefon numarasıyla kayıt oluşturmak. İstenen kişisel bilgileri sisteme girmek. Araç bilgilerini ve talep edilen belgeleri yüklemek. Başvurunun değerlendirilmesini beklemek. Onay sonrasında uygulama üzerinden yolculuk taleplerini görüntülemek. Başvurunun kabul edilmesi, ilgili kişinin bütün taşımacılık mevzuatı bakımından gerekli izinlere sahip olduğu anlamına gelmeyebilir. Güncel araç, ehliyet ve diğer kabul koşulları başvuru sırasında şirketin resmî kanallarından kontrol edilmeli. Martı TAG sürücüleri ne kadar kazanıyor? Martı TAG sürücü kazançları, platforma ilişkin en çok merak edilen ekonomik başlıklardan biri. Ancak sürücülerin aylık kazancını gösteren, bütün kullanıcılar için geçerli ve doğrulanmış sabit bir tutar bulunmuyor. Bir sürücünün yolculuklardan elde ettiği toplam katkı payı; yolculuk sayısı, mesafe, talep yoğunluğu ve kabul edilen tekliflere göre değişebilir. Ayrıca yakıt, bakım, lastik, amortisman, sigorta ve diğer araç giderlerinin hesaba katılması gerekir. Yolculuklardan elde edilen toplam para ile sürücünün net kazancı aynı değildir. Sürücülerin vergi ve hukuki yükümlülükleri de ayrıca değerlendirilmelidir. Bu nedenle TAG sistemini düzenli gelir elde etme amacıyla kullanmayı düşünenlerin yalnızca uygulamadaki yolculuk tutarlarına bakarak kazanç hesabı yapması yanıltıcı olabilir. Martı TAG hangi şehirlerde var? Martı'nın resmî bilgilendirme sayfasına göre TAG hizmeti, Ekim 2026 itibarıyla 30 şehirde sunuluyor. Bu şehirler arasında İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Antalya, Adana, Kocaeli, Konya, Eskişehir, Gaziantep, Kayseri, Balıkesir, Çanakkale, Denizli, Edirne, Erzurum, Hatay, Kahramanmaraş, Manisa, Mersin, Muğla, Sakarya, Samsun, Tekirdağ, Trabzon, Van, Yalova, Aydın, Sivas ve Şanlıurfa bulunuyor. Bununla birlikte hizmetin bir şehirde sunulması, o şehrin bütün ilçelerinde ve günün her saatinde araç bulunabileceği anlamına gelmiyor. Araç erişilebilirliği, bölgedeki aktif sürücü sayısına ve anlık talebe göre değişebiliyor. Martı TAG ile taksi arasındaki fark nedir? Martı TAG ile geleneksel taksi taşımacılığı arasındaki temel farklılık, hizmetin sunuluş biçimi ve hukuki çerçevesidir. Taksiler, ilgili mevzuat kapsamında ticari yolcu taşımacılığı yapan ve ruhsatlandırma ile tarifelendirme kurallarına tabi araçlardır. Martı TAG ise şirket tarafından yolculuk paylaşımı ve masraf paylaşımı esasına dayanan dijital bir platform olarak tanımlanıyor. Taksi hizmetlerinde ücretler ilgili yerel düzenlemelere göre belirlenirken TAG sisteminde yolcu tarafından değiştirilebilen bir katkı payı önerisi bulunuyor. Bu farklılıklar, iki ulaşım modelinin rekabet koşulları ve düzenleme ihtiyaçları hakkında tartışmaları beraberinde getiriyor. Martı TAG cezası var mı? Martı TAG sürücülerinin ceza alıp almayacağı sorusu, hizmetin hukuki durumuyla yakından bağlantılı. Bu konuda bütün durumlar için geçerli tek bir cevap vermek doğru değil. İdari yaptırımlar; taşımacılığın niteliğine, somut olayın koşullarına, uygulanan mevzuata ve yetkili makamların değerlendirmelerine bağlı olarak gündeme gelebilir. Ayrıca idari para cezalarının tutarları zaman içerisinde değişebilir. Bu nedenle internette yer alan eski ceza tutarları yerine yürürlükteki mevzuatın ve resmî açıklamaların dikkate alınması gerekiyor. Martı TAG Türkiye'nin ulaşım ekonomisini nasıl etkiliyor? Martı TAG tartışması yalnızca taksilerle dijital platformlar arasındaki rekabetten ibaret değil. Dijital ulaşım platformlarının büyümesi, Türkiye'deki platform ekonomisinin geleceği açısından da önem taşıyor. Bu dönüşümün dört temel ekonomik boyutu bulunuyor: Ulaşım maliyetleri: Yolcuların farklı ulaşım seçeneklerini karşılaştırabilmesi, fiyat rekabetini etkileyebilir. Araçların kullanım verimliliği: Aynı yönde seyahat eden kişilerin araç paylaşması, mevcut araç kapasitesinin daha etkin kullanılmasına katkı sağlayabilir. Yeni ekonomik modeller: Mobil uygulamalar üzerinden kurulan yolcu-sürücü eşleşmeleri, geleneksel ulaşım işletmeciliğinden farklı gelir ve maliyet yapıları oluşturuyor. Düzenleme ihtiyacı: Dijital platformların büyümesi; yolcu güvenliği, sigorta, vergilendirme, sürücü sorumluluğu ve rekabet koşullarına ilişkin kuralların önemini artırıyor. Ancak bu potansiyel etkilerin ne ölçüde gerçekleştiğini belirlemek için bağımsız ekonomik ve ulaşım verilerine ihtiyaç bulunuyor. Martı TAG hakkında sık sorulan sorularMartı TAG nedir? Martı TAG, özel araç sahipleriyle yolculuk yapmak isteyen kullanıcıları mobil uygulama üzerinden eşleştiren bir yolculuk paylaşım platformudur. Martı TAG yasal mı? Ekim 2026'da açıklanan istinaf kararı, hizmetin mahkeme kararıyla genel olarak yasaklanamayacağı yönünde bir değerlendirme içeriyor. Ancak bu karar, her yolculuğun otomatik olarak mevzuata uygun olduğu anlamına gelmiyor. Martı TAG ücretli mi? Yolculuklar için uygulamada bir katkı payı belirleniyor. Martı, TAG yolculuklarından komisyon almadığını açıklıyor. Martı TAG sürücüsü olmak için ne gerekiyor? TAG Sürücü uygulaması üzerinden kayıt oluşturmak, kişisel ve araç bilgilerini sunmak ve şirketin değerlendirme sürecini tamamlamak gerekiyor. Martı TAG taksiden ucuz mu? Her yolculukta daha ucuz olduğu söylenemez. Ücretler mesafe, araç türü, teklif ve güzergâh gibi koşullara göre değişebiliyor. Martı TAG hangi uygulamadan çağrılır? Yolcular, Martı mobil uygulamasının TAG bölümünden yolculuk talebi oluşturabiliyor. Martı TAG sürücülerine ceza kesilebilir mi? Somut olayın niteliğine ve ilgili mevzuata bağlı olarak idari yaptırım riski bulunabilir. Haksız rekabet davasındaki karar, bütün trafik ve taşımacılık yaptırımlarını kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Martı TAG'ın geleceğinde ne var? Martı TAG hakkındaki hukuki tartışmalar, Türkiye'de paylaşımlı yolculuk hizmetlerinin geleceğini belirleyebilecek daha geniş bir düzenleme ihtiyacına işaret ediyor. Önümüzdeki dönemde dijital ulaşım platformlarının hangi kurallarla faaliyet göstereceği, yolcu güvenliğinin nasıl sağlanacağı ve geleneksel ulaşım işletmeleriyle rekabetin nasıl düzenleneceği önemini koruyacak. Martı TAG örneği, Türkiye'de teknoloji şirketlerinin yalnızca yeni hizmetler geliştirmekle kalmadığını, mevcut sektörlerin iş modellerini ve düzenleyici çerçevelerini de tartışmaya açtığını gösteriyor.

Sanofi, Bioexpo 2026’da Sağlıkta İnovasyonun Geleceğini Anlattı Haber

Sanofi, Bioexpo 2026’da Sağlıkta İnovasyonun Geleceğini Anlattı

Sanofi, 14–16 Ekim 2026 tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen Bioexpo 2026’da sağlıkta inovasyonun birbirini tamamlayan iki boyutunu gündeme taşıdı. Aşı geliştirme ve üretim aşamalarında inovasyonun önemini ve ruhsatlandırmada dijital dönüşümün sağladığı katma değeri ele alan oturumlarda, yeni nesil koruyucu sağlık çözümlerinin geliştirilmesindeki süreç değerlendirildi. İnovasyonu, bilimsel keşiflerden yeni sağlık çözümlerinin insanlara ulaşmasına kadar uzanan bütüncül bir yaklaşımla ele alan Sanofi, küresel ölçekte edindiği bilimsel birikimive üretken yapay zekâ deneyimini kamu ve sektör temsilcileriyle paylaştı. Aşı inovasyonunda küresel deneyim ve yeni nesil çözümler “Aşı Geliştirmede ve Üretimde İnovasyon: Avantajlar ve Zorluklar” başlıklı oturumda konuşan Sanofi Aşı İş Birimi Avrasya Medikal Direktörü Dr. Özde Tırna, aşıların halk sağlığına katkısını, üretim süreçlerinin kendine özgü gerekliliklerini ve yeni nesil teknolojileri anlattı. Aşılamanın değerinin bireysel korunmanın ötesine geçtiğine dikkat çeken Tırna, hastalıkların önlenmesinin toplum sağlığına ve sağlık sistemlerine sunduğu kazanımları değerlendirdi. Sanofi’nin yüzyılı aşkın aşı deneyimini, geniş üretim ağını ve Ar-Ge yetkinliğini farklı teknolojik platformlarla geliştirdiğini belirten Tırna, şirketin “her hedef için en uygun platformu seçme” yaklaşımını somut örneklerle aktardı. Kullanıma hazır pediatrik karma aşılar, mRNA teknolojisi ve RSV’ye karşı koruma amacıyla geliştirilen uzun etkili monoklonal antikorların önemine dikkat çekti. Aşı ve bağışıklama alanındaki inovasyonun, yeni çözümler geliştirmenin yanı sıra uygulama kolaylığı ve farklı yaş gruplarının korunması açısından sunduğu olanakları paylaştı. Aşılama sayesinde çiçek hastalığının ortadan kaldırıldığını, çocuk felcinin önemli ölçüde azaltıldığını kızamık, kızamıkçık, tetanos, difteri, kabakulak ve boğmaca gibi hastalıkların kontrol altına alındığını belirten Dr. Özde Tırna, şunları söyledi: “Son 50 yılda aşılama sayesinde 154 milyon insanın hayatı kurtarıldı. Bu, dakikada 6 hayat anlamına geliyor. Aşılama, hastalığı önleyen, hayat kurtaran, tasarruf sağlayan ve güçlü ekonomik büyümeye katkı sunan en güçlü araçlardan biridir. Aşıların değeri bireysel korumayla sınırlı değildir, toplumların bütününe yayılan bir kazanımdır. Dolayısıyla aşı ve bağışıklama alanındaki inovasyon, yeni ürünler geliştirmenin yanı sıra daha güvenli, daha erişilebilir ve daha kolay uygulanabilir çözümler sunmakla ilgilidir. Amacımız, bebeklerden yetişkinlere her yaştan insanı önlenebilir hastalıklardan korumak.” Ruhsatlandırmanın geleceğinde insan, veri ve yapay zekâ İnovasyonun hastalara ulaşmasında kritik bir aşama olan ruhsatlandırma ise Sanofi Türkiye Ruhsatlandırma Direktörü Ecz. Derya Dönmez’in moderatörlüğündeki “Ruhsatlandırmada Dijital Dönüşüm: Başvurudan Karara İnsan, Veri ve Yapay Zekâ ile Regülasyonun Geleceğini Tasarlamak” başlıklı uydu oturumunda ele alındı. Oturuma TC Health Genel Müdürü Salih Güreş, Sağlık Bakanlığı Dijital Proje Yöneticisi Umut Ağyüz ve Sanofi Üretken Yapay Zekâ (GenAI) Ruhsatlandırma Lideri Karen Philippe katıldı. Elektronik başvurulardan veri odaklı değerlendirme süreçlerine geçişin tartışıldığı oturumda, veri kalitesi, sistemler arası entegrasyon, yapay zekânın kullanım alanları ve dijitalleşmenin sürdürülebilirlik boyutu ele alındı. Sektör ile düzenleyici otoriteler arasındaki iş birliğinin önemine dikkat çekilirken, dönüşümün güvenilir verinin etkin kullanımı, şeffaflık ve insanın karar süreçlerindeki sorumluluğuyla birlikte değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı. Sanofi’nin ruhsatlandırma alanındaki üretken yapay zekâ çalışmalarının uygulama boyutu ve deneyimlerinin de paylaşıldığı oturumda, her zaman çalışmaların odağında hastaların bulunduğuna dikkat çeken Ecz. Derya Dönmez, sözlerine şöyle devam etti: “Ruhsatlandırmada kâğıttan veriye, veriden akıllı karar destek sistemlerine uzanan bir dönüşüm yaşıyoruz. Bugün yapay zekânın değerlendirme ve karar süreçlerine nasıl entegre edilebileceğini konuşuyoruz. Bu yolculukta değişmeyen hedefimiz, güvenli, etkili ve kaliteli ilaçların hastalara en hızlı şekilde ulaşması. Teknoloji bu amaca hizmet ettiği ölçüde değerlidir. Dönüşümün başarısı ise, kaliteli ve standartlaştırılmış veriyi, insan uzmanlığını ve güvene dayalı iş birliğini bir araya getirmemize bağlı. Bioexpo’da da bu dönüşümün sahadaki karşılığını ve geleceğini farklı paydaşların deneyimleriyle birlikte ele alarak, tedavilere erişimi destekleyecek ortak yaklaşımları değerlendirdik”. Bilimin gücünü teknoloji ve iş birliğiyle somut faydaya dönüştürmek Bilimsel ilerlemeyi insan sağlığı için somut faydaya dönüştürmeyi hedefleyen Sanofi, küresel birikimini yapay zekâ, veri ve iş birlikleriyle buluşturan yaklaşımını Bioexpo’da paylaştı. Aşı ve ruhsatlandırma alanlarından örneklerle, bu yaklaşımın araştırma ve üretimden yeniliklerin insanlara ulaşmasına uzanan süreçteki karşılığını ortaya koydu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Seğmen Su Ürün Yelpazesini Genişletiyor Haber

Seğmen Su Ürün Yelpazesini Genişletiyor

Ankara Büyükşehir Belediyesi iştiraki olan ve ambalajlı su sektöründe faaliyet gösteren Seğmen Su AŞ, üretim altyapısında gerçekleştirdiği kapsamlı yenileme ve modernizasyon çalışmalarının ardından ürün portföyünü genişletti. 0,33 ve 0,75 litrelik cam şişe ile 0,20 litrelik bardak su ürünleri raflarda yerini aldı. SEĞMEN SU’DA YENİ ÜRÜNLER TÜKETİCİYLE BULUŞTU Seğmen Su, fabrika yenileme çalışmaları kapsamında üretim altyapısını güncel teknolojilerle güçlendirerek, üretim kapasitesini de artırdı. Yeni ürün çalışmaları kapsamında ise 0,33 litre ve 0,75 litre cam şişe ile 0,20 litre bardak su ürünleri tüketicilerin beğenisine sunuldu. Yeni ürünlerde kalite, estetik ve kullanım kolaylığının bir arada değerlendirilmesiyle günlük tüketimin yanı sıra farklı hizmet ve ikram alanlarında kullanılabilecek alternatifler oluşturuldu. ÜRETİM SÜRECİ BAŞTAN SONA KONTROLLÜ Büyükyağcı ve Güzelcekale olmak üzere iki üretim tesisi bulunan Seğmen Su’yun tesisleri; İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik kapsamında İl Sağlık Müdürlüğü tarafından denetlenirken, yıl boyunca alınan su numuneleri ilgili laboratuvarlarda analiz edilerek düzenli kalite kontrolleri gerçekleştiriliyor. Seğmen Su AŞ Genel Müdürü Merih Demirdelen, Sağlık Bakanlığı’nın haftalık, aylık ve yıllık periyotlarla denetlendiklerinin altını çizerek, “Ürünlerimiz piyasaya sunulmadan önce mikrobiyolojik ve kimyasal testlerden günlük olarak geçirilmektedir. Mevcut makine parkurumuzda Seğmen Su kaynaktan çıkıp şişelenene kadarki süreçte hiçbir şekilde el değmeden hijyenik ortamda ambalajlanmaktadır. Ayrıca ambalajlanan ürünler her gün düzenli olarak mikrobiyolojik ve kimyasal testlere tabi tutulmaktadır"diye konuştu. ÜRETİM KAPASİTESİ SAATTE 40 BİN ŞİŞEYE ULAŞIYOR Demirdelen, Haymana Büyükyağcı’da bulunan üretim tesisinin 22 bin metrekarelik alanda faaliyet gösterdiğini ve tesisin 10 bin metrekaresinin kapalı, 12 bin metrekaresinin ise açık alandan oluştuğunu söyledi. Demirdelen, üretim kapasitesine ilişkin şu bilgileri verdi: “Üretim teknolojisi açısından saatte 40 bin şişe 0,5 litre ürün üretebilmektedir. Yine saatte 20 bin şişe 1,5 litre ürün üretilebilmektedir. Aynı fabrikada 5 litre ürünlerimiz saatte 6 bin şişe olarak şişelenmektedir. Bu yönüyle de baktığımızda Seğmenler Pınarı yüksek teknoloji ve yüksek kapasitesi ile İç Anadolu’daki en büyük tesislerden bir tanesidir.” SEĞMEN SU ARTIK DOĞAL MİNERALLİ SU RUHSATIYLA ÜRETİM YAPIYOR Seğmen Su’yun üretim altyapısında yapılan yatırımlarla birlikte ürünlerin ruhsatlandırma yapısında da değişikliğe gidildiğini söyleyen Demirdelen, şöyle konuştu: "2024 yılına kadar ürünlerimiz içme suyu ruhsatıyla piyasaya sunulmaktaydı. Yapmış olduğumuz altyapı yatırımlarıyla artık Seğmen Su doğal mineralli ruhsatı ile tüketicilerimize hizmet vermektedir. İçme suyuyla doğal mineralli ürünlerin farkı; doğal mineralli ürünlerde ürünün yapısı bozulmadan doğadan çıktığı saflıkta ve yüksek mineral kapasitesiyle doğrudan hijyenik olarak tüketicilerimize sunulmaktadır. Bu yönüyle Seğmen Su’yun piyasadaki diğer markalardan farkı, çok yüksek bir mineral kapasitesine sahip olmasıdır. Özellikle kalsiyum, bikarbonat noktasında Seğmen Su'yun yüksek mineral içeriği tüketicilerin sağlığına pozitif olarak etki etmektedir." ANKARA’DAN DÜNYA PAZARINA İhracat çalışmalarının da sürdüğünü belirten Demirdelen,"Seğmen Su AŞ Ankara'nın her bölgesinde tüketicilerimizin rahatça ulaşabileceği noktalarda tüketicilerimizin beğenisine sunulmaktadır. Ulusal marketlerde, yerel marketlerde, bakkallarda, büfelerde ve geniş damacana dağıtım ağıyla tüketicilerimize Ankara ve çevresi illerde hizmet vermektedir. Buna ilave olarak Seğmen Su 2023-2024 yılından itibaren ihracat pazarında da rol almaktadır. Ürünlerimiz İngiltere'de, Almanya'da, Belçika'da. 2027 yılından itibaren de Arap ülkelerinde de ürünlerimiz satışa sunulacaktır." dedi. ÜRETİM MALİYETLERİNDEKİ DÜŞÜŞ FİYATLARA YANSITILIYOR Gerçekleştirilen altyapı yatırımlarıyla üretim kapasitesinin artırılması, üretim maliyetlerinin düşürülmesine de katkı sağladı. Seğmen Su’yun rekabetçi fiyat politikasını sürdürmeyi hedeflediğini belirten Demirdelen, 2024 ve 2025 yıllarında gerçekleştirilen altyapı yatırımlarıyla kapasitenin yükselmesi sonucu azalan üretim maliyetlerinin fiyatlara yansıtıldığını söyledi. DOĞAL AFETLERDE GÜNLÜK 30 TIR’A KADAR SEVKİYAT KAPASİTESİ Deprem ve sel gibi afetlerde altyapı sistemlerinin zarar görmesi durumunda su ihtiyacının karşılanmasına katkı sağlayabileceklerini belirten Demirdelen, “Seğmen Su, deprem, sel gibi doğal afetler sırasında bir sigorta misyonunu da üstlenmektedir. Altyapı tesislerinin, altyapı sistemlerinin zarar görmesi durumunda, günlük 30 TIR’a kadar ürün üretip sevk edebilme kapasitesine sahibiz." dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Tekirdağ’da Çevresel Gürültüye Karşı Ortak Mücadele Haber

Tekirdağ’da Çevresel Gürültüye Karşı Ortak Mücadele

Çevresel sorunları en aza indirerek Tekirdağ’ın daha sağlıklı bir geleceğe taşınmasını amaçlayan Büyükşehir Belediyesi, çevreye yönelik çalışmaları ilçe belediyeleri ile koordineli bir şekilde yürütüyor. Büyükşehir Belediyesi koordinasyonunda başlatılan işbirliği toplantısının gündemi ‘gürültü’ oldu. Büyükşehir Belediyesi Encümen Toplantı Salonu’nda gerçekleştirilen toplantıya, çevresel gürültü konusunda yetki devri bulunan Çorlu ve Çerkezköy dışındaki dokuz ilçe belediyesinden zabıta ve ruhsat birimlerinin yanı sıra sahada görev yapan personel katıldı. SAHADAKİ DENEYİMLER DEĞERLENDİRİLDİ Toplantıda Büyükşehir Belediyesi tarafından çevresel gürültü yönetimi kapsamında yürütülen çalışmalar, uygulamalar ve süreçlere ilişkin bilgilendirme sunumu gerçekleştirildi. Ardından ilçe belediyelerinde görev yapan personel, sahada karşılaştıkları durumları, farklı nitelikteki gürültü şikâyetlerine ilişkin deneyimlerini ve çözüm bekleyen konuları paylaşarak görüş alışverişinde bulundu. GÜRÜLTÜ DENETİMLERİ VE İZİN SÜREÇLERİ ELE ALINDI Gerçekleştirilen değerlendirmelerde, gürültü şikâyetlerinin incelenmesi ve denetlenmesi sırasında karşılaşılan konular, müzik yayın izin belgeleri ve ruhsatlandırma süreçleri, gürültü ölçümleri ve teknik değerlendirmeler ile farklı işletme türlerine yönelik uygulamalar kapsamlı şekilde ele alındı. Sahada karşılaşılan farklı durumlara yönelik ortak yaklaşım geliştirilmesi ve uygulamada koordinasyonun artırılması konusunda değerlendirmelerde bulunuldu. DAHA ETKİN VE HIZLI ÇÖZÜM İÇİN ORTAK HAREKET Toplantıyla birlikte Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyeleri arasındaki iletişim ve koordinasyonun güçlendirilerek çevresel gürültü kaynaklı şikâyetlere daha etkin ve hızlı müdahale edilmesi amaçlandı. Vatandaşların yaşam kalitesinin korunmasına yönelik çalışmaların ortak bir anlayışla yürütülmesinin önemine dikkat çekilen toplantıda, Büyükşehir Belediyesi ile ilçe belediyeleri arasındaki koordinasyonun önümüzdeki süreçte de sürdürüleceği vurgulandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Orta ve Doğu Avrupa Hayvan Sağlığı Bir Türk'e Emanet Haber

Orta ve Doğu Avrupa Hayvan Sağlığı Bir Türk'e Emanet

20 yılı aşkın süredir hayvan sağlığı ve ilaç sektöründe liderlik deneyimine sahip olan Dr. Burhan Hacı, yeni görevinde bölgenin büyüme stratejilerine liderlik edecek, pazar gelişimini hızlandıracak ve distribütörler ile stratejik paydaşlarla iş birliklerini daha da güçlendirecektir. Ayrıca ticari mükemmellik, yetenek gelişimi ve bölgesel iş birlikleri yoluyla 2030 hedeflerine katkı sağlamaya odaklanacak. Dr. Burhan Hacı, Temmuz 2020’den bu yana Türkiye Genel Müdürü olarak görev yapmış ve bu süreçte hem evcil hayvan hem de çiftlik hayvanı segmentlerinde sürdürülebilir büyüme ve kârlılık odaklı başarılı sonuçlara imza atmıştır. Ticari operasyonların optimize edilmesi, dağıtım ağlarının güçlendirilmesi ve organizasyonel kapasitenin geliştirilmesi yönündeki çalışmaları sayesinde şirketin Türkiye’de pazar liderliği konumuna ulaşmasında önemli rol oynamıştır. Kariyeri boyunca farklı liderlik görevleri üstlenen Hacı, Körfez ve Levant Bölgesi Genel Müdürlüğü görevini de yürütmüş; stratejik planlama, pazar geliştirme, ruhsatlandırma ve pazar erişimi, dijital dönüşüm ve satın alma sonrası entegrasyon alanlarında önemli deneyimler kazanmıştır. Başarıları arasında bölgesel büyümenin yeniden sağlanması, yerel üretim altyapılarının uluslararası kalite standartlarına uyumlu hale getirilmesi, satın alma süreçlerinin başarıyla yönetilmesi ve gelişmekte olan pazarlarda ölçeklenebilir operasyonların kurulması yer almaktadır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Santa Farma İlaç, Peru Sağlık Otoritesi (DIGEMID) GMP Denetiminden Başarıyla Geçti Haber

Santa Farma İlaç, Peru Sağlık Otoritesi (DIGEMID) GMP Denetiminden Başarıyla Geçti

Şirketin Kocaeli-GEBKİM’deki Üretim Tesisi, Peru Sağlık Otoritesi (Dirección General de Medicamentos, Insumos y Drogas – DIGEMID) tarafından gerçekleştirilen kapsamlı GMP (İyi Üretim Uygulamaları) denetimini ‘Başarılı’ değerlendirmesiyle tamamladı. İlaç sektöründeki 80 yılı aşan tecrübesi ve uzmanlığıyla faaliyetlerini sürdüren Santa Farma İlaç, ‘sağlık alanında, dünya pazarlarındaki yerel ihtiyaçları global standartlarla buluşturan referans bir şirket olma’ vizyonu doğrultusunda hizmet ve kalite standartlarını güçlendirmeye devam ederken bu başarısını uluslararası otoritelerce de tescillemeye devam ediyor. Santa Farma’nın GEBKİM Dilovası’nda faaliyet gösteren üretim tesisi, Peru Sağlık Otoritesi (Dirección General de Medicamentos, Insumos y Drogas – DIGEMID) tarafından gerçekleştirilen GMP denetimi başarıyla tamamladı. 17-21 Kasım 2025 tarihleri arasında, Peru Sağlık Otoritesi tarafından GEBKİM Üretim Tesisi’nde yürütülen denetim sonucu “başarılı” olarak raporlandı. Bu sonuç ardından tüm resmi süreçler hızla tamamlandı ve Kasım 2030’a kadar geçerli olan GMP sertifikasını almaya hak kazandı. Bu uluslararası denetimin sonucunda da başarılı olarak değerlendirilen Santa Farma, üretim yetkinliğini ve kalite sistemlerinin global standartlarla uyumunu bir kez daha kanıtladı. Santa Farma denetimlerde özellikle; üretim tesisi- alt yapısı, temizlik validasyonu, sapma ve dokümantasyon yönetimi gibi kalite yönetim sistemleri ve uygulamaları ile, eğitim, bilgisayarlı sistemler validasyonu ve risk yönetimi alanlarında güçlü performans sergilendi. Santa Farma CEO’su Sami Kiresepi, Peru Sağlık Otoritesi (DIGEMID) denetimine ilişkin değerlendirmesinde şu ifadelere yer verdi: “Santa Farma olarak, kaliteyi yalnızca bir gereklilik değil, kurum kültürümüzün temel unsuru olarak ele alıyor; bu yaklaşımı tüm operasyonlarımıza kararlılıkla yansıtıyoruz. Peru Sağlık Otoritesi tarafından gerçekleştirilen DIGEMID GMP denetimini ‘Başarılı’ değerlendirmesiyle tamamlamamız, üretim altyapımızın ve kalite sistemlerimizin uluslararası standartlarla uyumunu açık biçimde ortaya koydu. Bu denetim sonucu, bölgedeki ruhsatlandırma ve pazara erişim süreçlerimizi daha güçlü ve sürdürülebilir bir zemine taşıyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Santa Farma GEBKİM Üretim Tesisi, ANVISA GMP Denetimini Başarıyla Gerçekleştirdi ve Sertifikasyon Sürecini Tamamladı  Haber

Santa Farma GEBKİM Üretim Tesisi, ANVISA GMP Denetimini Başarıyla Gerçekleştirdi ve Sertifikasyon Sürecini Tamamladı 

İlaç sektöründe 80 yılı aşkın deneyimiyle faaliyet gösteren Santa Farma İlaç, “Sağlık alanında dünya pazarlarında yerel ihtiyaçları global kalite standartlarıyla buluşturan referans bir şirket olma” vizyonu doğrultusunda kalite ve hizmet anlayışını güçlendirmeyi sürdürüyor. Santa Farma’nın yurt dışında güçlenme stratejisi doğrultusunda attığı bu adım, GEBKİM Dilovası’nda faaliyet gösteren üretim tesisinde Brezilya Sağlık Otoritesi ANVISA tarafından gerçekleştirilen GMP denetimi ile uluslararası düzeyde bir kez daha tescillendi. 29 Eylül – 2 Ekim 2025 tarihleri arasında gerçekleştirilen ve dört gün süren ANVISA GMP denetimi, “Başarılı” değerlendirmesi ile tamamlandı. Latin Amerika’nın en büyük, dünyanın ise dokuzuncu büyük ilaç pazarı olan Brezilya adına yapılan denetim “Başarılı” olarak tamamlandı ve tüm resmi süreçler de hızla tamamlanarak ve Ocak 2028’e kadar geçerli olan GMP sertifikasını almaya hak kazandı. ANVISA denetimi, Santa Farma’nın üretim altyapısının ve kalite sistemlerinin global standartlarla olan uyumunu bir kez daha ortaya koydu. Denetim sürecinde özellikle; modern tesisi- üretim ve kalite yönetim sisteminin tüm unsurları ve uygulamaları, temizlik validasyonu, bilgisayarlı sistem validasyonu ve risk yönetimi alanlarındaki uygulamalar güçlü yönler arasında öne çıktı. Santa Farma CEO’su Sami Kiresepi, Brezilya Sağlık Otoritesi ANVISA denetimine ilişkin yaptığı açıklamada şunları söyledi: “ANVISA gibi dünyanın en yetkin sağlık otoritelerinden biri tarafından gerçekleştirilen GMP denetiminin başarıyla tamamlanması, Santa Farma’nın global kalite yaklaşımının önemli bir göstergesidir. Latin Amerika’nın en büyük ilaç pazarı olan Brezilya’da elde edilen bu sonuç, üretim süreçlerimizin şeffaflığına, teknik yetkinliğimize ve kalite odaklı çalışma kültürümüze duyulan güveni pekiştiriyor. Amacımız, faaliyet gösterdiğimiz tüm pazarlarda sürdürülebilir kalite anlayışımızla hastaların güvenle erişebileceği ürünler sunmaya devam etmek.” Geliştirme aşamasından üretime kadar tüm süreçleri kendi bünyesinde yöneten Santa Farma, bu başarıyla birlikte Latin Amerika pazarındaki ruhsatlandırma süreçlerini daha hızlı ve güvenli biçimde ilerletme imkanını da güçlendirmiş oldu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Uzmanlara Göre Kocaeli’nde Facia Göz Göre Göre Geldi! Haber

Uzmanlara Göre Kocaeli’nde Facia Göz Göre Göre Geldi!

İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanları Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, Dr. Öğr. Üyesi Nuri Bingöl ve Dr. Öğr. Üyesi Hacer Kayhan olayın temel nedeninin yanıcı maddelerin bulunduğu tesisin yeri, ruhsatlandırma sürecindeki eksiklikler ve denetim zafiyeti olduğunu belirterek, facianın ‘göz göre göre geldiği’ uyarısında bulundu. Acil çıkış eksikliğinin can kayıplarını doğrudan etkilediğini söyleyen İş Sağlığı ve Güvenliği Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, “Yangın tek çıkışın olduğu yere yakın bir yerde başlarsa, yangın büyüdükten sonra dışarıdan gelenler müdahale edemedikleri için orada kaç kişi kalırsa vefatla karşılaşıyoruz.” dedi. Dr. Öğr. Üyesi Nuri Bingöl: “Önceden alınacak basit önlemlerle, zarar sıfıra indirilebilir. İşverenlerin, ruhsatlama ve denetim süreçlerinde itfaiyeyi ve iş güvenliği uzmanlarını sürece aktif olarak dahil etmesi gerekir. Patlamadan korunma kültürünü işin başında oluşturmak, sonradan alınacak önlemlerden çok daha etkili ve hayat kurtarıcıdır.” Dr. Öğr. Üyesi Hacer Kayhan: “Yangını ya da alevi bir kişi başlatmaz; yangını ihmal başlatır.” Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde bir kozmetik fabrikasında meydana gelen ve 6 kişinin yaşamını yitirdiği feci yangın, iş sağlığı ve güvenliği uzmanları tarafından mercek altına alındı. Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan: “Fabrika temel güvenlik standartlarına uymuyor” Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, 50 kişinin çalıştığı tesisin "depo" olarak ruhsatlandırılmış olabileceği şüphesini dile getirerek, bu durumun hem ruhsat verenleri hem de işvereni sorumluluk altına soktuğunu belirtti. Dr. Öğr. Uçan, fabrikanın temel güvenlik standartlarına uymadığını ifade ederek, “Burası kesinlikle bir fabrika. Depoda öyle 50 kişi falan çalışmaz... Fabrikaysa da fabrikanın 50 kişinin çalıştığı fabrikada tek giriş çıkış olan bir yer olmaz. Mutlaka fabrikanın en aşağı iki veya üç tane acil çıkışı olması lazım. Burada da öyle bir olay yok.” dedi. Acil çıkış eksikliği can kayıplarını doğrudan etkiledi Acil çıkış eksikliğinin can kayıplarını doğrudan etkilediğini söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, “Yangın tek çıkışın olduğu yere yakın bir yerde başlarsa, yangın büyüdükten sonra dışarıdan gelenler müdahale edemedikleri için orada kaç kişi kalırsa vefatla karşılaşıyoruz.” ifadesinde bulundu. Depo ruhsatı alan işletmelerde iş güvenliği uzmanı bulundurma zorunluluğunun olmamasının riskine de dikkat çeken Uçan, “Depo olursa iş güvenliği uzmanı çalıştırma gibi bir zorunluluk yok. Tamamen kendi istedikleri gibi hareket ediyorlar.” şeklinde konuştu. Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı ve İSG Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nuri Bingöl, olayın sadece bir yangın değil, bir patlama dizisi ile başladığına vurgu yaparak teknik riskleri açıkladı. Dr. Öğr. Üyesi Nuri Bingöl, yangın anında yangın söndürücülerin bile işe yaramadığını belirtti. Dr. Bingöl, kullanılan hammaddenin tehlike seviyesine ilişkin, “Öncelikle bir patlamanın olduğu değerlendiriliyor ki birkaç üst üste patlama var. Yani bir patlayıcı ortam patlaması, ATEX dediğimiz patlama kısmında. Şimdi bu tip patlamalarda yangın söndürücüler çok fazla işe yaramıyor.” ifadesinde bulundu. Kozmetik sektöründe kullanılan alkol tehlike yaratıyor Yanıcı sıvıların depolanma şartlarına değinen Dr. Öğr. Üyesi Bingöl, kozmetik sektöründe kullanılan alkolün neden olabileceği tehlikeye dikkat çekti. Bingöl, “Bir parfümeri deposundan bahsediyoruz, muhtemelen tabii ki alkol kullanılıyor. Bu tip yanıcı sıvılar parlama noktası düşük sıvılardır. Alkolün yanlış bilmiyorsam 12.6 derecedir parlama noktası. Bu şu demektir: Bu 12.6 derecenin üstündeki her sıcaklıkta buhar üretir bu malzeme... Yanma gaz fazında olduğu için, bu ortamdaki alkolün de durumu budur.” dedi. Kimyasal ve yanıcı maddelerin kullanıldığı bir tesis OSB dışında olmamalı Kimyasal ve yanıcı maddelerin kullanıldığı bir tesisin Organize Sanayi Bölgesi (OSB) dışında, yerleşim yerlerinin ortasında bulunmasını eleştiren Dr. Öğr. Üyesi Bingöl, “Bir kere tesisin yeri yanlış. Bu tip yerleri biz genelde organize sanayi bölgelerinde bekleriz... Yani zaten binanın yeri mahalle arasında olması bir garabet... Altta bir kesme, bükme yeri var, yani bir metal atölyesi var ki altta sıcak çalışma yapılıyordur. Metalin kestiği kıvılcım çıkacak, kıvılcım yine tutuşturucu kaynak olarak rol oynayabilir. Neresinden tutsanız bir yanlışlık var.” şeklinde konuştu. OSB’ler “ihtisas alanı” olduğu için itfaiye ekipleri daha bilinçli ve deneyimli Dr. Bingöl, organize sanayi bölgelerinin (OSB) “ihtisas alanı” olması nedeniyle bu bölgelerdeki itfaiye ekiplerinin daha bilinçli ve deneyimli olduğunu söyleyerek, “Organize sanayi bölgelerinde itfaiye, ruhsatlama aşamasından itibaren sürecin içinde yer alıyor. Hangi tesiste ne üretildiğini, neyin depolandığını, hangi kimyasalların kullanıldığını önceden biliyor. Dolayısıyla bir yangın çıktığında müdahale planı önceden hazır oluyor. Ancak mahalle arasındaki küçük fabrikalarda bu bilgiye sahip olunmadığı için müdahale gecikebiliyor veya yanlış yöntem uygulanabiliyor.” diye konuştu. Yangın güvenliğinde asıl mesele patlayıcı ortamın riski Yangın güvenliğinde asıl meselenin patlayıcı ortam riski olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Nuri Bingöl, “Patlamadan korunma üç aşamalı bir sistem. Birincisi patlayıcı ortamı hiç oluşturmamak. İkincisi, oluşuyorsa tutuşmasını engellemek. Üçüncü aşama ise patlama meydana geldiğinde etkilerini azaltmak. Biz genellikle üçüncü aşamayı konuşuyoruz; sprinkler sistemleri, tatbikatlar, köpükle müdahale gibi önlemler hep bu aşamaya girer. Oysa asıl başlamamız gereken yer birinci aşamadır: patlayıcı ortamın hiç oluşmamasıdır.” dedi. Mevzuata göre patlayıcı ortam riski bulunan işyerlerinde çalışanların patlayıcı ortamların tehlikelerinden korunması hakkındaki yönetmelik kapsamında doküman hazırlanmasının zorunlu olduğunu hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Bingöl, “Risk değerlendirmesinin içinde bu dokümanın mutlaka yer alması gerekir. Depolama koşulları, yanıcı sıvıların açıkta bulundurulmaması, düşük parlama noktası olan kimyasalların güvenli ortamlarda saklanması sağlanmalı. Bu önlemler, patlayıcı buharların kapalı ortamlarda birikmesini önler.” ifadesinde bulundu. Basit önlemler hayat kurtarır! Dr. Öğr. Üyesi Nuri Bingöl, sanayi tipi kazalarda can kayıplarını azaltmanın mümkün olduğunu dile getirerek, “Önceden alınacak basit önlemlerle, zarar sıfıra indirilebilir. İşverenlerin, ruhsatlama ve denetim süreçlerinde itfaiyeyi ve iş güvenliği uzmanlarını sürece aktif olarak dahil etmesi gerekiyor. Patlamadan korunma kültürünü işin başında oluşturmak, sonradan alınacak önlemlerden çok daha etkili ve hayat kurtarıcıdır.” şeklinde konuştu. Dr. Öğr. Üyesi Nuri Bingöl, parfüm gibi yanıcı ve patlayıcı kimyasalların üretildiği tesislerin mahalle aralarında kurulmasının ciddi risk oluşturduğunu belirterek, “Eğer belediye, burada ‘parfüm üretimi’ yapıldığına dair bir ruhsat verdiyse, itfaiyenin de bundan haberdar olması gerekir. Çünkü ruhsatlama aşamasında itfaiyenin, tesisin mevzuata uygun olup olmadığını denetlemesi gerekir. Ancak görünen o ki, bu bina mahalle arasında yer alıyor ve büyük olasılıkla üretim süreciyle ilgili itfaiye detaylı bilgiye sahip değildi. Oysa böyle bir tesis organize sanayi bölgesinde olsaydı, itfaiye kuruluş aşamasından itibaren süreci denetler, olası riskleri önceden belirlerdi.” dedi. Ruhsatlama aşamasında çok disiplinli denetim şart Dr. Bingöl, ruhsatlama sürecinin sadece belediyelerle sınırlı kalmaması, itfaiye, çevre ve iş sağlığı uzmanlarının da sürece aktif olarak dahil edilmesi gerektiğini ifade ederek, “Eğer parfüm üretimi gibi yanıcı kimyasalların yer aldığı bir faaliyet söz konusuysa, o tesisin uygunluğu birçok açıdan değerlendirilmeli. Depolama koşulları, havalandırma sistemi, elektrikli ekipmanların patlamaya dayanıklılığı gibi teknik kriterler dikkate alınmalı. Bu nedenle ihtisas bölgeleri, sadece üretim için değil, güvenlik kültürü açısından da büyük önem taşıyor.” diye konuştu. Dr. Hacer Kayhan: “Yangını ya da alevi bir kişi başlatmaz; yangını ihmal başlatır” Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölümünden Dr. Öğr. Üyesi Hacer Kayhan da binanın fiziksel yapısına dair önemli bir tespitte bulunarak, ruhsatlandırma sürecindeki çoklu kurum sorumluluğunu hatırlattı. Dr. Öğr. Üyesi Hacer Kayhan, parfüm üretimi gibi yanıcı, uçucu ve patlayıcı kimyasallarla çalışılan tesislerin mahalle aralarında yer alamayacağını ifade ederek, yaşanan olayın ihmaller zincirine işaret ettiğini belirtti. Yangını ihmal başlatıyor! Olayı değerlendiren Dr. Kayhan, “Yangını ya da alevi bir kişi başlatmaz; yangını ihmal başlatır. Dolayısıyla öncelikle ‘ihmal nerede yapılmış?’ sorusunu sormamız gerekiyor.” dedi. Dr. Öğr. Üyesi Kayhan, parfüm üretiminin niteliğine dikkat çekerek, “Parfüm üretiyorsa, orada alkol, çözücüler ve uçucu organikler var — yani parlayıcı, patlayıcı ve yanıcı kimyasallarla çalışılan bir tesis bu. Böyle bir tesisin olması gereken yer burası değil.” ifadesinde bulundu. Ruhsatlama zincirinde birçok kurum var… Ruhsatlama sürecindeki çoklu sorumluluğa işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Hacer Kayhan, şunları kaydetti: “Bir tesisin bu tür faaliyetlere uygun olup olmadığına dair onay birden fazla kurum tarafından verilir. Belediye, eğer belediye sınırları içindeyse ruhsat verir; itfaiye uygunluk raporu düzenler; Sanayi Bakanlığı tehlikeli kimya nedeniyle sürece dahil olur; Çalışma Bakanlığı ise iş güvenliği perspektifinden denetler. Biz önce yukarıdan başlamalıyız: Kim onay verdi, hangi koşullarda verdi? Orada görünen ek bina, kaçak kat izlenimi veriyor. Depolama alanı olarak kullanılan bölümler, ruhsatlı çıkmayabilir. Alt kısım için ‘ruhsatı var’ deniyor ama neyin ruhsatı olduğu sorgulanmalı metal atölyesi ruhsatı mı, depo ruhsatı mı? Depo ruhsatıyla üretime başlanmışsa bu suçtur.” Cezai ve idari sorumluluklar netleşmeli Dr. Öğr. Üyesi Kayhan, bu tür olayların önlenebilir olduğunu vurgulayarak şu çağrıda bulundu: “Biz meslekten olarak bu tür kazaların önlenebilir olduğunu biliyoruz. Alınacak her önlem bir can kurtarabilir. Ruhsatlandırma, denetim ve uygunluk süreçlerinde sorumluluklar netleştirilmeli; gerektiğinde idari ve cezai süreç işletilmeli.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.