Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Sabır

Kapsül Haber Ajansı - Sabır haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sabır haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

 Araştırmalara Göre Gençlerin Başarısında IQ’dan Daha Güçlü Etken Disiplin  Haber

 Araştırmalara Göre Gençlerin Başarısında IQ’dan Daha Güçlü Etken Disiplin 

2005 yılında yayımlanan bir araştırmada, 8. sınıf öğrencileri üzerinde yapılan çalışmada öz-disiplinin; notlar, devam durumu, standart başarı testleri ve seçici lise programlarına yerleşme gibi sonuçları öngörmede IQ'dan iki kattan fazla varyans açıkladığı belirlendi. Bu veriler, gençlerin potansiyelini ortaya çıkarmasında zekâ kadar disiplinli ve sürdürülebilir bir çalışma alışkanlığının da önem taşıdığını gösteriyor. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Medar İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı ve Nefa Gençlik ve Ticaret Platformu Kurucusu Mehmet Konuralp Yılmaz, gençlerin başarısının yalnızca sahip oldukları yetenekle değil, bu yeteneği nasıl geliştirdikleriyle ölçülmesi gerektiğini belirtti… “Zekâ bir avantaj olabilir ancak başarıyı tek başına açıklamaz” Gençlerin eğitim ve kariyer yolculuğunda zekânın önemli bir başlangıç avantajı sağlayabileceğini ifade eden Mehmet Konuralp Yılmaz, başarıyı kalıcı hale getiren unsurun ise disiplin ve süreklilik olduğunu söyledi. Yılmaz, “Zekâ, kişinin bir konuyu hızlı kavramasını veya problem karşısında farklı çözümler üretebilmesini sağlayabilir. Ancak sahip olunan potansiyelin başarıya dönüşmesi için o potansiyelin düzenli biçimde işlenmesi gerekiyor. Bunun için de disiplin, sabır ve istikrar gerekiyor. Bir başka ifadeyle zekâ başlangıç noktası olabilir ama asıl farkı, o yeteneğin üzerine ne kadar istikrarlı çalışıldığı yaratıyor” dedi. Araştırmalar da disiplinin önemine işaret ediyor Mehmet Konuralp Yılmaz’ın değerlendirmeleri, eğitim psikolojisi alanındaki araştırmalarla da örtüşüyor. Duckworth ve Seligman tarafından gerçekleştirilen ve 2005 yılında yayımlanan çalışmada, iki ayrı örneklemde toplam 304 8. sınıf öğrencisinin öz-disiplin düzeyleri incelendi. Araştırmacılar, öz-disiplinin öğrencilerin final notları, okul devamlılığı, standart başarı testleri ve seçici lise programlarına yerleşme gibi sonuçlarını öngörmede IQ'dan iki kattan fazla varyans açıkladığını ortaya koydu. Üstelik öz-disiplinin final notları üzerindeki etkisi, önceki dönem notları, başarı testleri ve ölçülen IQ kontrol edildiğinde de devam etti. Bir başka araştırmada ise “grit” olarak tanımlanan, uzun vadeli hedeflere yönelik azim ve kararlılığın, farklı başarı sonuçlarındaki varyansın ortalama yüzde 4'ünü açıkladığı; bunun eğitim düzeyi, üniversite not ortalaması ve bazı seçme süreçleri gibi farklı alanlarda gözlemlendiği belirtildi. “Gençlere sadece sonuç değil, süreç de öğretilmeli” Bu verilerin gençlerin eğitim anlayışı açısından önemli mesajlar taşıdığını belirten Yılmaz, gençlerin yalnızca sınav sonuçları veya kısa vadeli başarılarla değerlendirilmemesi gerektiğini ifade etti. “Gençlerimize sadece ‘başarılı ol’ demek yeterli değil. Onlara hedef koymayı, plan yapmayı, zamanlarını yönetmeyi ve başarısız olduklarında yeniden denemeyi de öğretmeliyiz. Çünkü eğitim yalnızca bilgi aktarmak değildir; aynı zamanda karakter, sorumluluk ve çalışma disiplini kazandırma sürecidir. Bir gencin sahip olduğu zekâ ne kadar yüksek olursa olsun, bunu geliştirecek bir çalışma alışkanlığı yoksa potansiyelinin tamamını kullanması zorlaşabilir” diye konuştu. “Asıl mesele zekâ ile disiplini birlikte geliştirebilmek” Başarılı gençlerin ortak özelliğini yalnızca zekâ ya da yalnızca disiplin üzerinden tanımlamanın doğru olmayacağını vurgulayan Yılmaz, iki unsurun birbirini tamamladığını söyledi. Yılmaz, “Bence doğru soru ‘zekâ mı, disiplin mi?’ değil; ‘zekâyı disiplinle nasıl birleştirebiliriz?’ olmalı. Zekâ yeni fikirlerin ve çözümlerin kapısını açabilir. Disiplin ise o fikrin peşinden gitmeyi, tekrar tekrar denemeyi ve sonuç alıncaya kadar çalışmayı sağlar. Buna merak, özgüven, sabır ve doğru eğitim ortamı da eklendiğinde gençlerin potansiyellerini gerçek bir başarıya dönüştürmeleri mümkün olur” ifadelerini kullandı. Gençlerin geleceğe hazırlanmasında ailelere, eğitim kurumlarına ve iş dünyasına da önemli sorumluluklar düştüğünü belirten Mehmet Konuralp Yılmaz, gençlerin sadece başarılarının değil, gelişim süreçlerinin de desteklenmesi gerektiğini sözlerine ekledi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Araştırmalara Göre Gençlerin Başarısında IQ’dan Daha Güçlü Etken Disiplin Haber

Araştırmalara Göre Gençlerin Başarısında IQ’dan Daha Güçlü Etken Disiplin

2005 yılında yayımlanan bir araştırmada, 8. sınıf öğrencileri üzerinde yapılan çalışmada öz-disiplinin; notlar, devam durumu, standart başarı testleri ve seçici lise programlarına yerleşme gibi sonuçları öngörmede IQ'dan iki kattan fazla varyans açıkladığı belirlendi. Bu veriler, gençlerin potansiyelini ortaya çıkarmasında zekâ kadar disiplinli ve sürdürülebilir bir çalışma alışkanlığının da önem taşıdığını gösteriyor. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Medar İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı ve Nefa Gençlik ve Ticaret Platformu Kurucusu Mehmet Konuralp Yılmaz, gençlerin başarısının yalnızca sahip oldukları yetenekle değil, bu yeteneği nasıl geliştirdikleriyle ölçülmesi gerektiğini belirtti… “Zekâ bir avantaj olabilir ancak başarıyı tek başına açıklamaz” Gençlerin eğitim ve kariyer yolculuğunda zekânın önemli bir başlangıç avantajı sağlayabileceğini ifade eden Mehmet Konuralp Yılmaz, başarıyı kalıcı hale getiren unsurun ise disiplin ve süreklilik olduğunu söyledi. Yılmaz, “Zekâ, kişinin bir konuyu hızlı kavramasını veya problem karşısında farklı çözümler üretebilmesini sağlayabilir. Ancak sahip olunan potansiyelin başarıya dönüşmesi için o potansiyelin düzenli biçimde işlenmesi gerekiyor. Bunun için de disiplin, sabır ve istikrar gerekiyor. Bir başka ifadeyle zekâ başlangıç noktası olabilir ama asıl farkı, o yeteneğin üzerine ne kadar istikrarlı çalışıldığı yaratıyor” dedi. Araştırmalar da disiplinin önemine işaret ediyor Mehmet Konuralp Yılmaz’ın değerlendirmeleri, eğitim psikolojisi alanındaki araştırmalarla da örtüşüyor. Duckworth ve Seligman tarafından gerçekleştirilen ve 2005 yılında yayımlanan çalışmada, iki ayrı örneklemde toplam 304 8. sınıf öğrencisinin öz-disiplin düzeyleri incelendi. Araştırmacılar, öz-disiplinin öğrencilerin final notları, okul devamlılığı, standart başarı testleri ve seçici lise programlarına yerleşme gibi sonuçlarını öngörmede IQ'dan iki kattan fazla varyans açıkladığını ortaya koydu. Üstelik öz-disiplinin final notları üzerindeki etkisi, önceki dönem notları, başarı testleri ve ölçülen IQ kontrol edildiğinde de devam etti. Bir başka araştırmada ise “grit” olarak tanımlanan, uzun vadeli hedeflere yönelik azim ve kararlılığın, farklı başarı sonuçlarındaki varyansın ortalama yüzde 4'ünü açıkladığı; bunun eğitim düzeyi, üniversite not ortalaması ve bazı seçme süreçleri gibi farklı alanlarda gözlemlendiği belirtildi. “Gençlere sadece sonuç değil, süreç de öğretilmeli” Bu verilerin gençlerin eğitim anlayışı açısından önemli mesajlar taşıdığını belirten Yılmaz, gençlerin yalnızca sınav sonuçları veya kısa vadeli başarılarla değerlendirilmemesi gerektiğini ifade etti. “Gençlerimize sadece ‘başarılı ol’ demek yeterli değil. Onlara hedef koymayı, plan yapmayı, zamanlarını yönetmeyi ve başarısız olduklarında yeniden denemeyi de öğretmeliyiz. Çünkü eğitim yalnızca bilgi aktarmak değildir; aynı zamanda karakter, sorumluluk ve çalışma disiplini kazandırma sürecidir. Bir gencin sahip olduğu zekâ ne kadar yüksek olursa olsun, bunu geliştirecek bir çalışma alışkanlığı yoksa potansiyelinin tamamını kullanması zorlaşabilir” diye konuştu. “Asıl mesele zekâ ile disiplini birlikte geliştirebilmek” Başarılı gençlerin ortak özelliğini yalnızca zekâ ya da yalnızca disiplin üzerinden tanımlamanın doğru olmayacağını vurgulayan Yılmaz, iki unsurun birbirini tamamladığını söyledi. Yılmaz, “Bence doğru soru ‘zekâ mı, disiplin mi?’ değil; ‘zekâyı disiplinle nasıl birleştirebiliriz?’ olmalı. Zekâ yeni fikirlerin ve çözümlerin kapısını açabilir. Disiplin ise o fikrin peşinden gitmeyi, tekrar tekrar denemeyi ve sonuç alıncaya kadar çalışmayı sağlar. Buna merak, özgüven, sabır ve doğru eğitim ortamı da eklendiğinde gençlerin potansiyellerini gerçek bir başarıya dönüştürmeleri mümkün olur” ifadelerini kullandı. Gençlerin geleceğe hazırlanmasında ailelere, eğitim kurumlarına ve iş dünyasına da önemli sorumluluklar düştüğünü belirten Mehmet Konuralp Yılmaz, gençlerin sadece başarılarının değil, gelişim süreçlerinin de desteklenmesi gerektiğini sözlerine ekledi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sabancı Üniversitesi Girişimcilik Ekosisteminden İki Kadın Girişimci Haber

Sabancı Üniversitesi Girişimcilik Ekosisteminden İki Kadın Girişimci

Malzeme teknolojileri alanındaki çalışmalarını Euronova girişimiyle sanayi uygulamalarına taşıyan Prof. Dr. Burcu Saner Okan ve beyin sinyalleri ile öğrenme teknolojileri üzerine yürüttüğü akademik araştırmaları Auto Train Brain girişimiyle hayata geçiren Dr. Günet Eroğlu, akademide üretilen bilginin gerçek dünya ile buluşabileceğini gösteren örnek çalışmalar yürütüyor. Akademik araştırmalar girişimlere dönüşüyor Prof. Dr. Burcu Saner Okan, akademik çalışmalarını bir girişime dönüştürme fikrinin arkasında, laboratuvar ortamında geliştirilen teknolojilerin gerçek hayatta uygulanabilir çözümlere dönüşmesi isteğinin bulunduğunu belirtiyor. Saner Okan’a göre bilimsel bilginin yalnızca akademik yayınlarla sınırlı kalmaması, sanayi ile buluşarak toplumsal ve ekonomik değer üretmesi büyük önem taşıyor. Bu motivasyonla yürüttüğü çalışmalar zamanla geliştirilen teknolojilerin ölçeklendirilmesine ve endüstriyel uygulamalara taşınmasına olanak sağlayan girişimlere dönüştü. Girişimcilik sürecinde teknolojinin endüstriyel ölçekte uygulanabilir hale gelmesi ve yatırımcıların projeye güven duyması önemli dönüm noktalarından biri oldu. Saner Okan, girişimcilikte yalnızca teknoloji geliştirmenin değil, doğru iş modeli ve güçlü bir iş planı oluşturmanın da kritik rol oynadığını vurguluyor. Bilimsel bilgi toplumsal faydaya dönüşüyor Dr. Günet Eroğlu’nun girişimcilik yolculuğu ise beyin sinyalleri, EEG analizi ve öğrenme güçlükleri üzerine yürüttüğü akademik çalışmalar sırasında şekillendi. Eroğlu, akademide üretilen bilginin çoğu zaman laboratuvarlarla sınırlı kaldığını fark ettikten sonra bu bilgiyi öğrenme güçlüğü yaşayan bireylerin hayatına dokunabilecek teknolojilere dönüştürme fikriyle girişimcilik yoluna adım attı. Bu süreçte geliştirdiği Auto Train Brain ve NeuroSphere projeleri, yapay zekâ destekli nörofeedback teknolojileriyle kişiselleştirilmiş öğrenme çözümleri sunan bir platforma dönüştü. Eroğlu’na göre akademi ve girişimcilik birbirinden ayrı iki alan değil; aksine birbirini besleyen iki güçlü ekosistem. Akademik araştırmalar yeni teknolojilerin geliştirilmesini sağlarken, girişimcilik bu teknolojilerin gerçek dünyada karşılık bulmasına olanak tanıyor. Genç kadın girişimcilere: “Hayallerinizden vazgeçmeyin” Her iki akademisyen de girişimcilik yolculuğunun sabır, kararlılık ve öğrenmeye açıklık gerektiren uzun bir süreç olduğuna dikkat çekiyor. Prof. Dr. Burcu Saner Okan, bir girişimi büyütmenin emek ve süreklilik gerektirdiğini belirterek genç kadınlara hayallerinden vazgeçmemeleri ve karşılaştıkları zorluklara rağmen hedeflerine odaklanmaları tavsiyesinde bulunuyor. Dr. Günet Eroğlu ise girişimcilikte en zor adımın çoğu zaman başlamak olduğunu vurguluyor. Ona göre mükemmel bir planı beklemek yerine harekete geçmek ve süreç içinde öğrenmek girişimciliğin en önemli dinamiklerinden biri. Sabancı Üniversitesi’nde SUCool ekosistemi kapsamında yürütülen çalışmalar, akademisyenlerin geliştirdiği bilimsel bilgiyi yenilikçi girişimlere dönüştürerek girişimcilik kültürünün güçlenmesine katkı sunmayı sürdürüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Arzu Sabancı MAG Mart Sayısında Başarı Yolculuğunu Anlattı Haber

Arzu Sabancı MAG Mart Sayısında Başarı Yolculuğunu Anlattı

Başarı Zamanla İnşa Edilir Tekstilden sanata, farklı sektörlerde imzası bulunan Arzu Sabancı, başarı yolculuğunda en çok hangi deneyimlerden ders aldığını şöyle özetliyor: "İlgi duyduğum, kalbime dokunan alanlarda çalışmaya ve üretmeye özen gösterdim. Hangi alanda olursam olayım, önce öğrenmeyi, gözlemlemeyi ve çalışmayı merkeze aldım. Gerçek başarı, zaman içinde inşa edilen ve içi doldurulmuş bir yolculuk. Öğretici olan tarafı da şu oldu: Her şey zaman istiyor. Emek vermeden, öğrenmeden, sabretmeden hiçbir şey kalıcı olmuyor." Sabancı, isimlerin kapıları açabileceğini, ancak kalıcı olmanın ve işin arkasında durabilmenin emek ve sabır gerektirdiğine dikkat çekiyor. Samimiyet ve Acele Etmemek Hayatında ödün vermediği prensipleri sorulduğunda Arzu Sabancı, samimiyetin ve acele etmemeyi öğrenmenin öncelikli olduğunu vurguluyor: "Göründüğüm gibi olmayı çok önemsiyorum. Söylediğimle yaptığımın aynı yerde durması benim için çok kıymetli. Hayatta bazı şeylerin olgunlaşması gerekiyor; zorlamadan, zamanı gelince…" Çağdaş Kadın Profiline Bakış Sabancı’ya göre çağdaş kadın, kendini tanıyan ve ne istediğini bilen bir kadın olmalı, aynı zamanda nereden geldiğini de unutmamalı. Eğitim, merak ve cesaretin eşit derecede önemli olduğunu belirtiyor: "Kadın kendi ayakları üzerinde durabildiğinde, hem hayatla hem çevresiyle hem de ailesiyle daha sağlıklı bir ilişki kuruyor." İş Dünyasında Kadın Olmak Bir kadının iş dünyasında karşılaştığı en büyük bariyerin, kadınların kendilerine karşı fazla acımasız olmaları olduğunu belirten Sabancı, şunları ekliyor: "Hep daha fazlasını yapmaya çalışıyoruz. Zamanla öğrendim ki her şeyi aynı anda mükemmel yapmak zorunda değiliz. Elimden gelenin en iyisini yapıp, gerisini zamana bırakmayı öğrendim." Sosyal Sorumluluk ve Hayat Dengesi Sosyal sorumluluk projeleri, iş ve aile hayatı arasındaki dengeyi açıklarken Sabancı, günlük olarak önceliklerini kalbine göre belirlediğini ifade ediyor: "Denge dediğimiz şey her gün yeniden kurulan bir şey. O gün kalbim nereye daha çok ihtiyaç duyuyorsa, oraya yöneliyorum." 8 Mart Mesajı 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü vesilesiyle tüm kadınlara iletmek istediği mesajını ise şöyle özetliyor: "Hayatınızın başrolü sizsiniz. Kendinize karşı şefkatli olun. Hayallerinizden vazgeçmeyin ve ertelemeyin. Birbirimizi desteklediğimizde her şey çok daha kolay ve güzel oluyor. Gücünüzü başkalarının beklentilerinden değil, kendi potansiyelinizden alın." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

“Masal Yolcuları” 5 Bin Öğrencinin Hayal Dünyasına Misafir Olacak Haber

“Masal Yolcuları” 5 Bin Öğrencinin Hayal Dünyasına Misafir Olacak

Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yer alan altı ilde sürdürülebilirlik odaklı elektrik dağıtım hizmeti veren Dicle Elektrik, toplumsal fayda anlayışı doğrultusunda çocuklara yönelik sosyal etki projelerini hayata geçirmeye devam ediyor. “Yeteri Kadar En Doğru Karar” kampanyası kapsamında Diyarbakır İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile imzalanan protokol çerçevesinde başlatılan ‘Masal Yolcuları’ projesiyle ilk olarak 400’ü aşkın çocuğa masallarla eğitim verildi. Dünya Masal Anlatma Günü öncesi gerçekleştirilen etkinlikte, Çınar ilçesindeki Sırımkesen İlkokulu’nda 175, Yenişehir ilçesindeki Kesikağaç İlkokulu’nda ise 230 öğrenciyle bir araya gelindi. Etkinlik sonunda çocuklara, “Yeteri Kadar” yaklaşımı kapsamında hazırlanan Dicle ve Arkadaşları Doğa Dostu Etkinlik Kiti, boya kalemi ve sırt çantası hediye edildi. Sürdürülebilir gelecek fikri somut deneyime dönüşüyor Müzik ve interaktif masal anlatımını bir araya getiren proje, çocukları pasif bir dinleyici olmaktan çıkararak sürecin aktif bir parçası haline getiriyor. Projenin ana anlatılarından biri olan “Koca Çınar ve Minik Karınca” masalında, sabır, azim ve kararlılıkla atılan küçük adımların büyük dönüşümlere kapı aralayabileceği mesajı veriliyor. Masalın sonunda çocuklarla birlikte fidan dikimi vurgusu yapılırken, doğa sevgisi ve sürdürülebilir gelecek fikri somut bir deneyime dönüştürülüyor. Masal anlatımı sırasında fidan üzerinden ağaçların yaşam döngüsü, canlılar için taşıdığı önem ve enerji kaynaklarının bilinçli kullanımı çocukların anlayabileceği bir dilde aktarılıyor. Böylece sahnede başlayan hikaye, çocukların günlük yaşam pratiklerine uzanan kalıcı bir farkındalığa dönüşüyor. Çocukların erken yaşta doğa bilinciyle, kaynakların sorumlu kullanımıyla ve sürdürülebilir yaşam anlayışıyla tanışmasının hedeflendiği projeyle, 2027 yılı sonuna kadar 5 bin öğrenciye ulaşılması hedefleniyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Prima Pramac Yamaha MotoGP, 2026 Sezonu Projesini Siena’da Tanıttı Haber

Prima Pramac Yamaha MotoGP, 2026 Sezonu Projesini Siena’da Tanıttı

Prima Pramac Yamaha MotoGP takımı, 2026 MotoGP Dünya Şampiyonası sezonu için hazırladığı yeni projesini İtalya’nın Siena kentinde, tarihi şehir merkezinde düzenlenen özel bir lansmanla duyurdu. Tanıtım, Siena’nın simgelerinden Accademia Musicale Chigiana’da gerçekleştirilirken, organizasyon Piazza del Campo’ya yürüme mesafesinde gerçekleşti. 1923 yılında kurulan ve dünyanın en prestijli müzik kurumları arasında yer alan Accademia Musicale Chigiana, gelenek, mükemmeliyet ve yeniliği bir araya getiren yapısıyla lansmana güçlü bir anlam kattı. Bu özel mekân, takımın yeni sezona dair vizyonunu yansıtan sembolik bir arka plan sundu. Siena’nın Seçilmesi Tesadüf Değil Siena’nın tercih edilmesi, Pramac markasının köklerine yapılan bilinçli bir gönderme niteliği taşıyor. İnşaat ekipmanları alanında faaliyet gösteren Pramac, uzun vadeli vizyonu ve istikrarlı yatırımlarıyla yarış projesinin gelişiminde kilit rol oynuyor. 2026 yılı, takım açısından iki önemli dönüm noktasını barındırıyor: MotoGP Dünya Şampiyonası’nda 25. yıl, Pramac’ın 60. kuruluş yılı. Bu nedenle Siena, bu özel yıldönümlerini kutlamak için anlamlı bir sahne oldu. Yamaha ile Ortaklıkta İkinci Yıl Yamaha ile kurulan teknik iş birliğinin ilk yılı, uzun soluklu bir projenin temelini oluşturdu. Yamaha’nın ikinci fabrika takımı konumundaki Prima Pramac Yamaha MotoGP, 2026 sezonunda bu öğrenme sürecini daha ileriye taşımayı hedefliyor. Takımın ana hedefi net: Bu iddialı projeyi yeniden zirve mücadelesinin merkezine taşımak. Toprak Razgatlıoğlu MotoGP’de Sahne Alıyor 2026 sezonu, MotoGP tarihinde önemli bir ana sahne olacak. Üç kez Dünya Superbike Şampiyonu olan Toprak Razgatlıoğlu, MotoGP’ye adım atarak premier sınıfta yarışan ilk Türk pilot unvanını elde edecek. Agresif, sezgisel ve izleyenleri heyecanlandıran sürüş stiliyle tanınan Toprak’ın MotoGP’ye geçişi, sezonun en çok konuşulan başlıklarından biri olmaya aday. Toprak’ın yanında ise deneyimli Avustralyalı pilot Jack Miller yer alıyor. Miller, şampiyonaya dair tecrübesiyle hem motosiklet geliştirme sürecinde hem de yarış performansında takımın önemli dayanaklarından biri olacak. İstikrar ve Güçlü Yapı Korunuyor Takım yönetim kadrosu 2026 sezonunda da korunuyor. Uzun yıllardır birlikte çalışan yapı, uyumlu ve verimli organizasyon anlayışıyla yoluna devam ediyor. Takımın isim sponsoru Prima Assicurazioni, 2026 sezonunda da desteğini sürdürüyor. Bu ortaklık, Yamaha ile yürütülen uzun vadeli projenin istikrarını güçlendiren önemli unsurlar arasında yer alıyor. Yeni V4 Yamaha ve Büyük Beklentiler 2026 sezonu, Yamaha için de teknik anlamda yeni bir dönemi işaret ediyor. Takım, sezon boyunca YZR-M1 V4 motorlu yeni motosikletle yarışacak. Bu değişim, hem sürücüler hem de ekip için yeni bir adaptasyon sürecini beraberinde getiriyor. Jack Miller’ın farklı motor konseptlerindeki deneyimi, geliştirme sürecinde kritik rol oynarken; Toprak Razgatlıoğlu için MotoGP, lastikler ve yarış dinamikleri tamamen yeni bir dünya olacak. Hedef: Sabır, Gelişim ve Zirve Prima Pramac Yamaha MotoGP, 2026 sezonuna sabır, gelişim ve uzun vadeli başarı anlayışıyla giriyor. Toprak Razgatlıoğlu’nun MotoGP’ye adaptasyonu, Jack Miller’ın istikrarı ve Yamaha’nın teknik dönüşümü, sezonun en dikkat çeken başlıkları arasında yer alacak. Takım, tüm bu unsurların birleşimiyle MotoGP’de yeniden ön sıralara dönmeyi amaçlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Alzheimer Hastalarına Yaklaşımda Empati ve Sabır Önemli! Haber

Alzheimer Hastalarına Yaklaşımda Empati ve Sabır Önemli!

Prof. Dr. Tanrıdağ, “Eğer o eskilerden bugünmüş gibi söz ediyorsa onunla o konuşmanın içine girerek sürdürün. Konuştuğu konunun bütünlüğünü bozmayın. Zaman zaman espriler yapın.” dedi. NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, Alzheimer hastalığının sadece bilişsel işlevleri değil, aynı zamanda kişinin algılarını ve davranışlarını da derinden etkilediğini belirterek, hasta yakınları ve bakıcıları için önemli iletişim stratejileri paylaştı. Hastalığın çok yönlü etkileri Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, Alzheimer hastalığının bellek, dikkat ve dil gibi işlevlerde bozulmaya yol açarken, kişinin kendisiyle ve çevresiyle ilgili algısını da değiştirdiğini vurguladı. Bu durumun, hastada davranış bozukluklarına zemin hazırladığını ifade eden Prof. Dr. Tanrıdağ, “Hasta yaşananları aklında tutamaz, kendisine söylenilenlere dikkat edemez ve derdini tam anlatamaz. Diğer yandan da sosyal norm ve kurallardan uzaklaşabilir ve kendi davranışlarını değerlendiremez ve denetleyemez. Çoğu zaman da onları normal kabul eder. Bu bakımlardan Alzheimer hastası yakınının ya da hasta bakıcısının hastalarıyla iletişim kurarken bilmesi gereken hususlar vardır.” dedi. Empati, sabır ve anlayış esas Prof. Dr. Tanrıdağ, hastalarla iletişimde temel alınması gereken ilkeleri şöyle sıralıyor: “Empati kurun. Her şeyden önce kendinize şu soruyu sormalısınız; ‘Eğer Alzheimer hastası o değil de ben olsaydım nasıl bir ilgi beklerdim? Sevgiyle, anlayışla ve sabırla mı karşılanmak isterdim yoksa ilgisizlik ve kabalık mı görmek isterdim?’. Sabırlı olun. Hastanız anlattıklarınız ya da ondan istedikleriniz konusunda kolaylıkla karmaşaya girebilir. Eğer bu tür bir sıkıntı hissediyorsanız isteklerinizi farklı yöntemlerle anlatmaya çalışmalısınız. Bunları yaparken asla fiziksel bir zorlama içine girmeyin. Bunu yaparken iyi niyetli olsanız bile onun tarafından kendisini zorlama olarak algılanabilir.” Tartışmayın! Hastalarla iletişimde anlayışlı olmak ve tartışmamak gerektiğini de dile getiren Prof. Dr. Tanrıdağ, şöyle devam etti: “Hastanız 1958 yılında olduğunu ya da sizin onun annesi olduğunu ileri sürebilir. Siz ona 2025 yılında olduğumuzu ve annesinin de uzun bir süre önce öldüğünü söylemeye kalktığınızda, o önce şaşıracak, ilerlemiş bir hasta değilse yanlış söylediğini anlayarak üzülecek ya da ilerlemiş bir hastaysa söylediklerinde ısrarcı olacak ve sizin neden ona böyle söylediğinizi anlamayarak belki de kızacaktır. Her iki durumda da hastayla iletişiminiz başarısız olacaktır. Alzheimer hastalığında kayıt zorluğu olduğundan siz ona doğruları söylemiş olsanız da o bunları aklında tutamayacaktır. Bu bakımdan hastanın yanlışlarının düzeltilmesinin ve bunlar üzerinden hastayla tartışmanın bir yararı yoktur. Hastanızla zaman ve mekan kavramlarını gündeme getirmeden rahatlıkla konuşmaya çalışın. Eğer o eskilerden bugünmüş gibi söz ediyorsa onunla o konuşmanın içine girerek sürdürün. Konuştuğu konunun bütünlüğünü bozmayın. Zaman zaman espriler yapın.” Yapılmaması gerekenler… Prof. Dr. Tanrıdağ, Alzheimer hastalarıyla iletişimde kaçınılması gereken bazı durumları da şöyle sıraladı: “Zorlamaktan kaçının. Hastanızı onun yapmaktan hoşlanmadığı şeyler konusunda zorlamayın. Çoğu hasta yakını bulmaca çözmenin yararlı olacağını düşünerek hastalarını saatler boyu bulmaca çözmeleri için zorlamaktadır. Bulmaca çözmenin ispatlanmış bir yararı ve mantıksal bir dayanağı yoktur. Bu bakımdan bu zamanın dışarıda ya da evin içinde müzik dinlemek ya da ilgi çekici şeyler seyretmek amacıyla geçirilmesi hasta için daha uyarıcı olacaktır. İlaçlarını kendileri almasın Hastanızın ilaçlarını kendi başına almasına izin vermeyin. Hafif-orta evrede bulunan çoğu hasta ilaçlarını düzenli alabileceği iddiasında bulunabilir. Hatta bu iddia bir kısmı için doğru da olabilir. Ancak genel bir prensip olarak unutkanlık ve dikkat azlığı yakınmaları olan hastaların kendi ilaçlarını kendilerinin alması sakıncalıdır. Bunun dışında bazı hastalar ilaçlarını aldıklarını söyleyerek onları halıların altına saklar ya da çöpe atarlar. Huzurevinden söz etmeyin Hastalarınızın yanında huzurevi ihtimalinden söz etmeyin. Alzheimer hastalığı sırasında yaşanan kayıplar hastaları önceden olduğundan daha fazla duygusal ve alıngan yapar. Bu nedenle onların geleceğiyle ilgili tahminleri ve bir seçenek olarak huzurevi ihtimalini onların yanında dile getirmeyin. Bu sözleri duyan hastalardan en azından bir bölümü sizin onların ölümünü istediğinizi ya da kendilerinden kurtulma planları yaptığınızı sanabilir.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.