Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Sağlık

Kapsül Haber Ajansı - Sağlık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sağlık haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

TSKB Co-Venture Programına Katılacak Girişimler Belli Oldu Haber

TSKB Co-Venture Programına Katılacak Girişimler Belli Oldu

TSKB’nin (Türkiye Sınai Kalkınma Bankası) çok yönlü kalkınma vizyonunu girişimcilik ekosistemiyle buluşturan TSKB Co-Venture programının girişimcilerle olan ilk büyük buluşması 28 Ocak tarihinde gerçekleşti. Girişimciliğin önündeki engelleri kaldırmak ve ortak zemin yaratmak vizyonuyla çalışan Türkiye Girişimcilik Vakfı (GİRVAK) iş birliğiyle yürütülen TSKB Co-Venture programına 300’e yakın başvuru yapıldı. Fırsat eşitliği ilkesiyle 6 Şubat depremlerinden etkilenen bölgelerden çıkan ekiplerle kadın girişimcileri önceliklendiren programda iklim, sürdürülebilir tarım, sağlık, eğitim ve afet teknolojileri odaklı yenilikçi fikirler yer alıyor. Başvurular arasından seçilen 15 girişimci ekip, TSKB’nin geniş paydaş ağından ve derin sektörel uzmanlığından faydalanacakları uzun soluklu bir yolculuğa başladı. İlk modülü fikir aşamasındaki girişimci ekiplerle başlayacak programın, Nisan 2026’da ileri aşama girişimlerin de katılmasıyla daha da zenginleşmesi planlanıyor. TSKB Genel Müdürü Ozan Uyar programın stratejik önemine değinerek şunları söyledi: “TSKB’nin 75 yılı aşkın derin bilgi birikimi ve sektörel deneyimini, ülkemizin sürdürülebilir geleceğini şekillendirecek girişimcilerle buluşturmaktan büyük bir heyecan ve mutluluk duyuyoruz. TSKB Co-Venture aracılığıyla girişimciler için sadece bir finansman kaynağı olmanın ötesinde, yenilikçi fikirleri kalıcı ve güçlü yapılara dönüştürecek stratejik rehberlik sunmayı amaçlıyoruz. Genç girişimcilerimizin her birini yürekten kutluyor, Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınma yolculuğunda önemli bir rol üstleneceklerine inanıyorum.” GİRVAK Genel Müdürü Mehru Öztürk ise iş birliğine dair değerlendirmede bulunarak, “Geleceğin etkili girişimlerini inşa etmenin yolu, uzun vadeli ve stratejik ortaklıklardan geçiyor. TSKB ile hayata geçirdiğimiz bu venture builder modeliyle gençlerimizin etki yaratma potansiyelini nitelikli rehberlik ve güçlü bir ekosistem desteğiyle harmanlıyoruz. Bugün yola çıkan 15 ekibin Türkiye’nin girişimcilik hafızasında iz bırakacak değer katan projelere imza atmalarını diliyorum” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yabancı Dil Bilenlerin İş Bulma Olasılığı Daha Yüksek Haber

Yabancı Dil Bilenlerin İş Bulma Olasılığı Daha Yüksek

İstinye Üniversitesi Yabancı Diller Bölüm Başkanı Dr. Özlem Salı, yabancı dilin yalnızca bir iletişim aracı değil, aynı zamanda kariyer ve istihdam için kritik bir yetkinlik olduğunu vurguluyor. Sektöre göre değişen dil ihtiyaçlarına dikkat çeken Salı, çok dilli bireylerin uluslararası iş dünyasında daha fazla tercih edildiğini belirtiyor. Yapay zekâ çağında dahi dil bilmenin önemini koruduğunun altını çiziyor. Teknolojinin gelişmesiyle yabancı dilde çeviri yapmak daha kolay hale geliyor. Ancak bu yabancı dil bilmenin önemini azaltmıyor. Aksine istihdamda yabancı dil bilmek hala bir avantaj. Araştırmalar, en az bir yabancı dil bilen bireylerin iş bulma olasılığının bilmeyenlere göre yüzde 25’e kadar daha yüksek olduğunu ortaya koyuyor. Yabancı dilin istihdama katkısıyla ilgili bilgi veren İstinye Üniversitesi Yabancı Diller Bölüm Başkanı Dr. Özlem Salı, sektörlere göre çalışanlarda aranan yabancı dilin farklılık gösterdiğine dikkat çekiyor. Yabancı dil yeterliliği özel sektörde işe alım süreçlerinde belirleyici bir kriter Yabancı dil yeterliliğinin Türkiye’de özel sektörde işe alım süreçlerinde belirleyici bir kriter olduğunu vurgulayan İstinye Üniversitesi Yabancı Diller Bölüm Başkanı Dr. Özlem Salı, şunları söyledi: “Uluslararası ve ulusal araştırmalar, en az bir yabancı dil bilen bireylerin istihdam edilme olasılığının anlamlı biçimde daha yüksek olduğunu göstermektedir. Avrupa Komisyonu ve OECD verilerine göre yabancı dil bilen bireylerin iş bulma olasılığı, bilmeyenlere kıyasla yaklaşık yüzde 15–25 oranında daha yüksektir. Türkiye özelinde yapılan çalışmalar da özellikle yabancı dil yeterliliğinin özel sektörde işe alım süreçlerinde belirleyici bir kriter olduğunu ortaya koymaktadır.” Hangi sektöre hangi dil aranıyor İngilizce’nin tüm sektörlerde temel yabancı dil konumunda olduğuna dikkat çeken Salı, sektöre göre aranan yabancı dilin farklılık gösterdiğini belirterek şunları söyledi: “Mühendislik, otomotiv, sağlık ve sanayi sektörlerinde Almanca; Diplomasi, uluslararası kuruluşlar ve akademide Fransızca; Dış ticaret, enerji ve Orta Doğu odaklı iş alanlarında Arapça; Turizm, lojistik ve dış ticarette ise Rusça ve Çince önemli bir avantaj sağlamaktadır. Çok dilli bireylerin özellikle uluslararası şirketlerde tercih edilme oranı daha yüksektir. Bu çerçevede Yabancı Diller Bölümü altında kurduğumuz Modern Diller Birimimizde öğrencilerimize İspanyolca, İtalyanca, Fransızca, Almanca, Çince, Rusça ve Arapça dillerinde eğitimler sunuyoruz. Bu diller, bazı bölümlerde zorunlu, bazı bölümlerde ise seçmeli olarak programlara entegre edilmekte; böylece öğrencilerin çok dilli ve uluslararası iş ortamlarına daha donanımlı şekilde hazırlanması hedeflenmektedir.” “Türkiye uluslararası karşılaştırmalarda istenilen seviyede değil” Türkiye’de yabancı dil öğrenimine yönelik ilginin son yıllarda arttığını belirten Dr. Salı, şöyle devam etti: “Ancak uluslararası karşılaştırmalarda istenilen seviyede değildir. Veriler, genç nüfusta yabancı dil öğrenme oranlarının önceki yıllara kıyasla yükseldiğini, ancak ileri düzey dil yeterliliği konusunda hâlen gelişim alanı bulunduğunu göstermektedir.” “Yapay zekanın yabancı dil bilmenin önemini ortadan kaldırmaz”” Yapay zekanın ve diğer teknolojilerin gelişmesi dil bilmenin önemini nasıl etkileyeceğine dair de açıklamalarda bulunan Salı, “Yapay zekâ destekli çeviri ve iletişim araçları hızla gelişmektedir. Ancak bu durum yabancı dil bilmenin önemini ortadan kaldırmamaktadır. Aksine, bu teknolojileri etkin kullanabilen ve kültürel bağlamı anlayabilen bireylerin değeri artmaktadır. Dil bilmek yalnızca kelime çevirisi değil; müzakere, ikna, kültürel okuryazarlık ve ilişki yönetimi gibi insani becerileri de kapsadığı için gelecekte de önemini koruyacaktır” dedi. Dil öğreniminde süreklilik önemli Dil öğrenimi en kolay nasıl gerçekleştirildiğine dair bilgilere paylaşan Salı, “Araştırmalar, dil öğreniminde en etkili yöntemin sürekli maruz kalma ve aktif kullanım olduğunu göstermektedir. Günlük hayatta dili kullanmak, dijital platformlardan yararlanmak, konuşma odaklı öğrenme ve hedef dile ait kültürel içeriklerle etkileşim süreci hızlandırmaktadır” diyerek dil öğreniminin uzun soluklu bir süreç olduğunu ve sürekliliğin temel belirleyici olduğunu vurguladı. Gençlere öneriler: Dili iletişim ve kariyer aracı olarak görün “Gençlere, yabancı dili yalnızca bir ders veya sınav konusu olarak değil, bir iletişim ve kariyer aracı olarak görmelerini öneririm” diyen Dr. Özlem Salı, gençlere şu önerilerde bulundu: “Erken yaşta dil öğrenimine başlamak, mümkün olduğunca pratik yapmak, değişim programları ve uluslararası projelere katılmak büyük avantaj sağlar. Ayrıca mesleki alanlarına özgü terminolojiye hâkim olmaları da istihdam edilebilirliklerini artıracaktır. Bu noktada İstinye Üniversitesi Yabancı Diller Bölümü altında faaliyet gösteren Materyal Geliştirme ve Yayın Birimi olarak öğrencilerin alanlarıyla doğrudan ilişkili bir dil yeterliliği kazanmasını hedefleyen aktif çalışmalar yürütüyoruz. CLIL (Content and Language Integrated Learning – İçerik ve Dil Bütünleşik Öğretimi) ve CBI (Content-Based Instruction – İçerik Temelli Öğretim) yöntemleriyle eğitim veriyor, öğrencilerin kendi disiplinlerine yönelik İngilizce becerilerini geliştirmelerini sağlıyoruz. Ayrıca alan bazlı İngilizce ders kitapları serimizi de kendi akademik kadromuzla üreterek bu süreci destekliyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İDAŞ, Uluslararası İstanbul Mobilya Fuarı’nda Yeni Nesil Yatak Teknolojisi Cool Balance’ı Tanıtıyor Haber

İDAŞ, Uluslararası İstanbul Mobilya Fuarı’nda Yeni Nesil Yatak Teknolojisi Cool Balance’ı Tanıtıyor

İdaş Cool Balance, patentli Mira-Coil yay sistemi sayesinde standart yataklara kıyasla iki kat daha fazla yay içeriyor. Düğümsüz ve kesintisiz yay yapısı, vücut ağırlığına dengeli şekilde tepki vererek omurganın doğal duruşunu destekliyor. Uluslararası testlerde 240.000 darbeye karşı formunu koruduğu kanıtlanan bu yapı, uzun ömürlü konfor vadediyor. Tüketici Yataktan Artık Sadece Konfor Değil, Akıllı Çözümler Bekliyor Fuara ve sektöre ilişkin değerlendirmelerde bulunan İDAŞ CEO’su ve Yönetim Kurulu Üyesi Salih Şişman, değişen tüketici beklentilerine dikkat çekerek şunları söyledi: “Pandemi sonrası dönemde doğal katmanlı ve fonksiyonel ürünlere olan talep belirgin şekilde arttı. Akıllı yataklar ön plana çıktı; yataktan beklentiler değişti. Bilinçli tüketiciler öncelikle fonksiyonelliğe, ardından estetiğe odaklanıyor. İnsanlar günde ortalama 8 saatini yatakta geçiriyor; bu nedenle doğru zemin üzerinde uyumak hem konfor hem de sağlık açısından büyük önem taşıyor.” Sektörde akıllı yataklar üzerine yoğun bir Ar-Ge süreci yürütüldüğünü belirten Şişman, teknolojinin gelecekteki rolüne de vurgu yaptı: “Bugün mobil uygulamalarla uykuyu izleyen, vücut ısısını ölçen akıllı yataklar konuşuluyor. Önümüzdeki dönemde ise yapay zekâ destekli çözümlerin yatak sektöründe çok daha güçlü bir yer edineceğini öngörüyoruz.” 2025 yılının mobilya ve yatak sektörü açısından zorlu geçtiğini ifade eden Şişman, 2026 beklentilerini ise şöyle değerlendirdi:“2026’nın ikinci yarısından itibaren sektörde bir hareketlilik bekliyoruz. Yılın ilk aylarında özellikle otellerin toplu alımlarıyla bir canlılık yaşanıyor. Bireysel tüketici tarafında ise yatak ve mobilya daha çok ertelenebilir bir ihtiyaç olarak görülüyor; gelir seviyesi ve ekonomik koşullar belirleyici oluyor. Satışların ağırlıklı olarak yaz döneminde arttığını gözlemliyoruz.” Cool Balance ile İDAŞ’tan Akıllı Isı Dengesi ve Uzun Ömürlü Konfor Cool Balance’ı farklı kılan bir diğer özellik ise vücut ısısını dengelemeye yönelik geliştirilmiş çift etkili teknoloji. Baş ve ayak bölgelerinde serinletici etki sağlanırken, sırt bölgesinde kullanılan kızılötesi teknoloji, vücut ısısını aktif enerjiye dönüştürerek kan dolaşımını destekliyor. Bu dengeleyici yapı; terlemeyi azaltıyor, REM uykusuna geçişi hızlandırıyor ve gece boyunca kesintisiz bir uyku deneyimi sunuyor. İDAŞ, Cool Balance Yatak başta olmak üzere yenilikçi ürünlerini fuar süresince ziyaretçilerin deneyimine sunacak.

Sessiz ve Sinsi Tehlike: Diyabetik Ayak Haber

Sessiz ve Sinsi Tehlike: Diyabetik Ayak

"Diyabet Sadece Şeker Yüksekliği Değildir” Diyabetin yalnızca kan şekeri yüksekliğiyle sınırlı bir hastalık olmadığını belirten Op. Dr. Bangin Bekir Candan, uzun süre kontrol altına alınamayan diyabetin damarları ve sinirleri etkilediğini söyledi. Bu durumun özellikle ayaklarda ciddi problemlere yol açtığını ifade eden Candan, diyabetik ayağın bu sürecin en ağır sonuçlarından biri olduğunu dile getirdi. Dünya genelinde her yıl yaklaşık 1 milyon kişinin diyabetik ayak nedeniyle uzuv kaybı yaşadığını hatırlatan Candan, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre her 30 saniyede bir kişinin diyabete bağlı komplikasyonlar nedeniyle ayağını kaybettiğini belirtti. Candan, Türkiye’de ise her yıl yaklaşık 10 bin kişinin diyabete bağlı nedenlerle uzuv kaybı yaşadığını söyledi. “Diyabetik Ayak Nasıl Oluşuyor?” Diyabetik ayak yaralarının oluşumunda iki temel mekanizmanın rol oynadığını söyleyen Op. Dr. Candan, bunlardan birinin sinir hasarı yani nöropati olduğunu ifade etti. Ayakta his kaybı geliştiğinde hastanın ağrıyı, sıcaklığı ya da basıncı algılayamadığını belirten Candan, ayakkabı içindeki yabancı cisimlerin fark edilmediğini ve uzun süre aynı noktaya basılmasıyla yaraların oluştuğunu söyledi. İkinci önemli nedenin damar tıkanıklığı olduğunu vurgulayan Candan, damar daralması nedeniyle dokulara yeterli oksijen gitmediğini, bu nedenle yaraların geç iyileştiğini ve enfeksiyon riskinin arttığını dile getirdi. “Basit Kontroller Hayat Kurtarıyor” Diyabetik ayağın önlenmesinde farkındalığın çok önemli olduğunu vurgulayan Op. Dr. Bangin Bekir Candan, hastaların her gün ayaklarını kontrol etmeleri gerektiğini söyledi. Ayak tabanı ve parmak aralarının mutlaka incelenmesi gerektiğini belirten Candan, iki ayak arasında sıcaklık farkı hissedilmesinin ya da dokunma hissinde azalma fark edilmesinin erken uyarı işareti olabileceğini ifade etti. “Günlük Ayak Bakımı İhmal Edilmemeli” Ayak bakımının diyabet hastaları için hayati önem taşıdığını belirten Candan, ayakların ılık suyla yıkanması ve iyice kurulanması gerektiğini söyledi. Cilt kuruluğunu önlemek için uygun ayak kremlerinin kullanılmasının önemine dikkat çeken Candan, tırnakların düz kesilmesi, nasırların bilinçsizce kazınmaması gerektiğini vurguladı. Pamuksu çorapların tercih edilmesi, ayakların kuru tutulması ve ortopedik özellikte ayakkabıların kullanılması gerektiğini söyleyen Candan, ayakkabının giymeden önce mutlaka içinin kontrol edilmesi gerektiğini de hatırlattı. Candan ayrıca en ufak bir kızarıklık ya da yara fark edildiğinde ise vakit kaybetmeden doktora başvurulması gerektiğini ifade etti. “Teknoloji Diyabetik Ayakta Umut Oluyor” Teknolojik gelişmelerin diyabetik ayakla mücadelede önemli bir rol oynadığını söyleyen Op. Dr. Bangin Bekir Candan, akıllı tabanlıkların basınç ve sıcaklık değişimlerini takip ederek ülser riskini erken dönemde haber verebildiğini belirtti. Dr. Candan, ısı sensörlü çoraplar ve 3D yazıcılarla kişiye özel üretilen tabanlıkların da ayak sağlığının korunmasına katkı sunduğunu ifade etti. “Diyabetik Ayak Kader Değil” Diyabetik ayağın önlenebilir bir sağlık sorunu olduğunu vurgulayan Op. Dr. Bangin Bekir Candan, “Bu tablo kader değil. Doğru bilgilendirme, düzenli takip ve küçük önlemlerle diyabete bağlı uzuv kayıplarının büyük bir kısmını engellemek mümkün. Küçük bir ihmal, büyük kayıplara yol açabilir” açıklamalarında bulundu.

Microsoft 2026’nın En Önemli 7 Yapay Zekâ Trendini Açıkladı Haber

Microsoft 2026’nın En Önemli 7 Yapay Zekâ Trendini Açıkladı

Yapay zekâ, farklı sektörlerde yalnızca soruları yanıtlayan bir araçtan, insanlarla birlikte çalışan ve uzmanlıklarını güçlendirmelerine destek sunan bir iş ortağı olmaya doğru evrilecek. Yapay zekâ ajanları dijital meslektaşlar hâline gelirken ve insan yönlendirmesiyle belirli görevleri üstlenirken, kurumlar da yeni risklere ayak uydurmak için güvenliği güçlendiriyor. Öte yandan bu gelişmeleri destekleyen altyapı da olgunlaşıyor; daha akıllı ve daha verimli hâle geliyor. Microsoft, 2026’da izlenmesi gereken 7 trendi şöyle sıralıyor; 1 — Yapay zekâ, insanların birlikte başarabileceklerini artıracak Microsoft Yapay Zekâ Deneyimleri Ürün Şefi Aparna Chennapragada’ya göre 2026, teknoloji ve insanlar arasındaki ittifakların yeni çağı olacak. Son yıllarda odak yapay zekânın soruları yanıtlaması ve problemleri mantık yürüterek çözmesi üzerineyken, sıradaki dalga gerçek iş birliği üzerine olacak. “Gelecek insanları değiştirmekle ilgili değil; onları güçlendirmekle ilgili” diyen Cheenapragada’ya göre yapay zekâ ajanları dijital çalışma arkadaşlarımız olacak. Üç kişilik bir ekibin, yapay zekânın veri işleme, içerik oluşturma ve kişiselleştirme gibi işleri üstlendiği bir dünyada, küresel bir kampanyayı birkaç günde başlatabilecek noktaya geleceğiz. İnsanlar ise strateji ve yaratıcılığı yönetecek. Chennapragada’nın meslek profesyonellerine tavsiyesi ise yapay zekâ ile rekabet etmek yerine onunla birlikte çalışmayı öğrenmeleri. Ona göre önümüzdeki yıl “insan rolünü elimine edenlerin değil onu ileri taşıyanların yılı” olacak. 2 - Yapay zeka ajanları, iş gücüne katılırken yeni güvenlik önlemleriyle donatılacak Microsoft Güvenlik Kurumsal Başkan Yardımcısı Vasu Jakkal'a göre, yapay zeka ajanları 2026'da çoğalacak ve günlük işlerde daha büyük bir rol oynayarak, araçlardan ziyade takım arkadaşları gibi davranacaklar. “Kuruluşlar bu ajanlara görevlerde ve karar alma süreçlerinde yardımcı olmaları için güvendikçe, güvenlik alanından başlayarak onlara duyulan güvenin oluşturulması çok önemli olacak. Ajanların, kontrolsüz risk taşıyan 'çift ajan' haline gelmelerini önlemek için insanlarla benzer güvenlik korumalarına sahip olması gerekiyor" diyor Jakkal. Bu, her ajana net bir kimlik vermek, erişebileceği bilgi ve sistemleri sınırlamak, oluşturduğu verileri yönetmek ve onu saldırganlardan ve tehditlerden korumak anlamına geliyor. Güvenlik ise sonradan eklenen bir şey olmaktan çıkıp ortamsal, otonom ve yerleşik bir unsura dönüşüyor. Ayrıca, saldırganlar yapay zekayı yeni yollarla kullandıkça, savunucuların da bu tehditleri tespit etmek ve daha hızlı yanıt vermek için güvenlik ajanlarını kullanacağını görüyoruz. 3- Yapay zeka, dünya sağlık çalışanı açığını kapatmaya hazır Microsoft Yapay Zeka'nın Sağlıktan Sorumlu Başkan Yardımcısı Dr. Dominic King, sağlık alanında kullanılan yapay zekanın bir dönüm noktası olduğunu söylüyor. “Yapay zekanın teşhis uzmanlığının ötesine geçip semptom triyajı ve tedavi planlaması gibi alanlara da yayıldığını göreceğiz” diyen King, sözlerine şöyle devam ediyor: “Sağlık hizmetlerine erişim küresel bir sorun. Dünya Sağlık Örgütü, 2030 yılına kadar 11 milyon sağlık çalışanı açığı öngörüyor; bu da 4,5 milyar insanın temel sağlık hizmetlerinden mahrum kalmasına yol açacak bir açık”. Bu noktada Microsoft Yapay Zeka'nın Teşhis Orkestratörü (MAI-DxO) sistemi başarısıyla dikkat çekiyor. Bu sistem 2025 yılında karmaşık tıbbi vakaları %85,5 doğrulukla çözdü; bu oran, deneyimli hekimlerin ortalama %20'lik doğruluk oranının çok üzerinde. Copilot ve Bing uygulamaları da halihazırda günde 50 milyondan fazla sağlık sorusunu yanıtlıyor. 4 - Yapay zeka araştırma sürecinin merkezinde yer alacak Microsoft Araştırma Başkanı Peter Lee, yapay zekanın iklim modellemesi, moleküler dinamik ve malzeme tasarımı gibi alanlarda çığır açan gelişmeleri hızlandırdığını söylüyor. Ancak bir sonraki sıçrama geliyor. 2026'da yapay zeka sadece makaleleri özetlemek, soruları yanıtlamak ve rapor yazmakla kalmayacak; fizik, kimya ve biyolojideki keşif sürecine aktif olarak katılacak. Lee, "Yapay zeka hipotezler üretecek, bilimsel deneyleri kontrol eden araçlar ve uygulamalar kullanacak ve hem insan hem de yapay zeka araştırma meslektaşlarıyla iş birliği yapacak" diyor. Bu değişim, yakında her bilim insanının yeni deneyler önerebilen ve hatta bunların bazı kısımlarını yürütebilen bir yapay zeka laboratuvar asistanına sahip olabileceği bir dünya yaratıyor. 5- Yapay zeka altyapısı daha akıllı ve verimli hale gelecek Microsoft Azure'un Baş Teknoloji Sorumlusu, Bilgi Güvenliği Sorumlusu Yardımcısı ve Teknik Uzmanı Mark Russinovich'e göre, yapay zekanın büyümesi artık sadece daha fazla ve daha büyük veri merkezleri inşa etmekle ilgili değil. Bir sonraki dalga, her bir bilgi işlem gücünün en iyi şekilde kullanılmasını sağlamakla ilgili. Russinovich, "En etkili yapay zeka altyapısı, bilgi işlem gücünü dağıtılmış ağlar üzerinde daha yoğun bir şekilde paketleyecektir. Gelecek yıl, maliyetleri düşürecek ve verimliliği artıracak esnek, küresel yapay zeka sistemlerinin, yani yeni nesil bağlantılı yapay zeka süper fabrikalarının yükselişine tanık olacağız. Yapay zeka artık sadece büyüklüğüyle değil, ürettiği zekanın kalitesiyle ölçülecek" diyor. 6 - Yapay Zeka, kod dilini ve arkasındaki bağlamı öğreniyor Yazılım geliştirmede patlama yaşanıyor ve GitHub'daki aktivitelerin 2025'te yeni seviyelere ulaştığı görülüyor. Geliştiricilerin her ay 43 milyon isteği yanıtlamış olması, ekiplerin kodlarında değişiklik önerme ve inceleme yöntemlerinden birinde bir önceki yıla göre %23'lük bir artış anlamına geliyor. Bu değişiklikleri izleyen yıllık commit (kod gönderimi) sayısı ise bir önceki yıla göre %25 artarak 1 milyara ulaştı. Bu benzeri görülmemiş hız, yapay zekanın yazılımın nasıl oluşturulduğu ve geliştirildiği konusunda giderek daha merkezi bir rol oynamasıyla birlikte sektörde büyük bir değişime işaret ediyor. GitHub'ın Baş Ürün Sorumlusu Mario Rodriguez, bu muazzam hacimden "depo zekası" olarak bahsediyor ve 2026'nın yeni bir avantaj getireceğinin habercisi olduğunu söylüyor. Basitçe ifade etmek gerekirse, "depo zekası", yalnızca kod satırlarını değil, bunların arkasındaki ilişkileri ve geçmişi de anlayan yapay zeka anlamına geliyor. Bir dönüm noktasında olduğumuza işaret eden Rodrigez, “Yapay zeka ekiplerin oluşturdukları her şeyi depoladıkları ve organize ettikleri ana merkezler olan kod depolarındaki kalıpları analiz ederek neyin değiştiğini, nedenini ve parçaların nasıl bir araya geldiğini anlayabilir. Bu bağlam, daha akıllı önerilerde bulunmasına, hataları daha erken yakalamasına ve hatta rutin düzeltmeleri otomatikleştirmesine yardımcı olur. Sonuç, geliştiricilerin daha hızlı hareket etmesine yardımcı olan daha yüksek kaliteli yazılım olacaktır. Depo zekası, daha akıllı, daha güvenilir yapay zeka için yapı ve bağlam sağlayarak rekabet avantajı haline gelecektir” diyor. 7 - Bilgisayar bilimindeki bir sonraki sıçrama, çoğu insanın düşündüğünden daha yakın Microsoft Discovery ve Quantum'dan Sorumlu Başkan Yardımcısı Jason Zander, ‘’Kuantum hesaplama uzun zamandır bilim kurgu gibi geliyordu. Ancak araştırmacılar, kuantum makinelerinin klasik bilgisayarların çözemediği sorunları ele almaya başlayacağı çağa giriyorlar. Kuantum avantajı olarak adlandırılan bu atılım, toplumun en zorlu sorunlarını çözmeye yardımcı olabilir. Şimdi farklı olan şey, kuantumun yapay zeka ve süper bilgisayarlarla birlikte çalıştığı hibrit bir sisteme geçiş. Yapay zeka verilerdeki kalıpları bulur. Süper bilgisayarlar devasa simülasyonlar çalıştırır. Ve kuantum, molekülleri ve malzemeleri modellemek için çok daha yüksek doğruluk sağlayacak yeni bir katman ekliyor. Bu ilerleme, hataları tespit edip düzeltebilen ve hesaplama yapabilen fiziksel kuantum bitleri olan mantıksal kuantum bitlerindeki gelişmelerle örtüşüyor; bu da güvenilirliğe doğru kritik bir adım. Microsoft'un Majorana 1'i, daha sağlam kuantum sistemlerine doğru önemli bir gelişmeyi işaret ediyor. Majorana 1, kırılgan kuantum bitlerini doğal olarak daha kararlı ve güvenilir hale getiren bir tasarım olan topolojik kuantum bitleri kullanılarak inşa edilen ilk kuantum çipi olduğu gibi, aynı zamanda hataları yakalamak ve düzeltmek için tasarlanmış tek kuantum çözümü. Bu mimari, tek bir çip üzerinde milyonlarca kuantum biti bulunan makinelerin yolunu açarak, karmaşık bilimsel ve endüstriyel sorunlar için gereken işlem gücünü sağlıyor. Kuantum avantajı, malzemelerde, tıpta ve daha birçok alanda çığır açacak gelişmelere yol açacak. Yapay zeka ve bilimin geleceği sadece daha hızlı olmayacak, temelden yeniden tanımlanacak" diyor.

TP Türkiye, İnsan Kaynakları ve İş Gücü Yönetiminde Dış Kaynak Hizmetlerini Daha Kapsamlı ve Kurumsal Bir Yapıya Taşıyor Haber

TP Türkiye, İnsan Kaynakları ve İş Gücü Yönetiminde Dış Kaynak Hizmetlerini Daha Kapsamlı ve Kurumsal Bir Yapıya Taşıyor

Dijital iş hizmetlerinin küresel lideri TP, insan kaynakları süreçlerindeki operasyonel uzmanlığını bugüne kadar birçok sektörde başarıyla uyguladı. Şimdi bu tecrübeyi, Dış Kaynak İnsan Kaynakları Hizmetleri (HRO) başlığı altında daha sistematik ve bütünsel bir yaklaşımla şirketlerin hizmetine sunuyor. Yeni yapılanma, farklı sektörlerden işletmelere esnek kapasite yönetimi, mevzuat uyumu ve operasyonel verimlilik gibi kritik avantajlar sağlarken; TP Türkiye, bu süreçlerde sadece hizmet sağlayıcı değil, aynı zamanda stratejik bir iş ortağı olarak konumlanıyor. İşe alım çözümleri kapsamında TP Türkiye; aday bulma, ön değerlendirme, mülakat süreçlerinin yönetimi, profil doğrulama ve referans kontrolleri gibi uçtan uca seçme ve yerleştirme hizmetlerini sürdürüyor. Dış kaynak kullanımında ise müşteri şirketlerin ihtiyaç duyduğu iş gücü, TP bordrosunda istihdam edilerek tüm yasal ve idari süreçler TP’nin uzman ekipleri tarafından yönetiliyor. Operasyonel sevk ve idare ise müşteri kontrolünde ilerliyor. Bu model, hem esneklik hem de mevzuat uyumluluğu açısından şirketlere ciddi avantaj sağlıyor. Çalışan ve iş ortağı şirket arasında sürekli iletişim sağlanarak sürecin kesintisiz, sağlıklı ve yüksek memnuniyetle ilerlemesi güvence altına alınıyor. HRO yapılanması kapsamında TP Türkiye, ofis rolleriyle sınırlı kalmayan; sahada yaygın organizasyon gerektiren iş gücü ihtiyaçlarına da uçtan uca çözümler sunuyor. 81 ilde yönetilebilen saha operasyonları ile perakende satış ve uygulama yönetimi, deneyimsel aktivasyonlar ve saha ekiplerinin işe alımı, eğitimi ve yönetimi tek çatı altında yürütülüyor. Bu kapsamda; FMCG, zincir mağazalar, teknoloji, kozmetik, sağlık, telekom, e-ticaret, otomotiv, finans, sigorta, enerji, eğitim, dijital platformlar, turizm ve hizmet sektörlerinde faaaliyet gösteren iş ortaklarımıza destek veriliyor. Sahadan gelen veriler online/offline raporlama sistemleriyle takip edilerek denetimler, KPI ölçümleri, heatmap ve davranışsal analizler ile yönetime periyodik raporlar sağlanıyor. Konuya ilişkin açıklamada bulunan TP Türkiye ve Azerbaycan CEO’su Tülay Doğrular, “TP olarak yıllardır büyük ölçekli iş gücü yönetimi konusunda güçlü bir uzmanlık geliştirdik. Bu deneyimi artık daha kurumsal bir hizmet çerçevesinde yapılandırarak, şirketlere uçtan uca HR çözümleri sunuyoruz. Hedefimiz; operasyonel yükü azaltan, maliyet avantajı sağlayan ve şirketleri daha çevik hâle getiren güçlü bir iş ortağı olmak” dedi. Doğrular açıklamasında ayrıca şu ifadeleri kullandı: “HRO yapılanmamız sadece operasyonel süreçleri üstlenen bir yapı değil; aynı zamanda iş gücünün geleceğini, öne çıkacak becerileri ve rekabet avantajlarını birlikte tasarladığımız bir yol arkadaşlığı modeli. Önümüzdeki dönemde Türkiye’nin farklı bölgelerinde yeni müşteri kümelerini kapsayan ölçeklenebilir bir HRO ekosistemi kurmayı, dijital işe alım, saha ve bordro yönetimi teknolojilerini sürekli geliştirmeyi ve şirketlerin tüm HR operasyonlarını tek elden, bütüncül bir yaklaşımla yönetecek 360° dış kaynak modelimizi daha da güçlendirmeyi hedefliyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yoğun Tatlı İsteği Diyabetin Habercisi Olabilir Haber

Yoğun Tatlı İsteği Diyabetin Habercisi Olabilir

Pek çok kişinin tatlı krizi şikâyetiyle doktora başvurarak tanı aldığı biliniyor. Diyabetin giderek büyüyen bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Uluslararası Diyabet Federasyonu’nun 2025 Diyabet Atlası’na göre Türkiye, Avrupa kıtasındaki en yüksek diyabet oranına sahip ülke. Avrupa’da her 10 yetişkinden biri diyabetliyken, Türkiye’de bu sayı neredeyse 6 yetişkinden birine kadar yükselmiş durumda. Son yıllarda yaşanan %170’lik artış ise bu durumu daha da çarpıcı hâle getiriyor” dedi. Beynin yakıtı şeker Diyabete giden yolda önemli bir basamak olan insülin direnci veya pre-diyabet gibi hücrelerin glikozu yeterince kullanamadığı durumlarda beynin ‘enerji açığı var’ şeklinde algı yaparak tatlı isteğini artırdığını dile getiren Eren, “Beyin glikozu birincil enerji kaynağı olarak kullanır. İnsülin direnci olan bireylerde glikoz hücre içine girmediği için kanda yüksek görünmesine rağmen beyin bunu enerji eksikliği gibi yorumlar. Bilimsel veriler, bu durumun ödül mekanizmasını artırarak kişide karbonhidrat ve tatlı tüketme davranışını güçlendirdiğini ortaya koyuyor” şeklinde konuştu. Paketleri ürünlerin etiketi dikkatle incelenmeli Etiket okuryazarlığının özellikle kan şekeri kontrolü ve sağlıklı beslenme açısından kritik öneme sahip olduğunu vurgulayan Eren, “Paketli ürünlerin ön yüzünde yer alan ‘şeker ilavesiz’ ya da ‘diyabetik’ gibi ifadeler her zaman sağlıklı bir içeriğe işaret etmeyebilir. İçerik listesi ve besin değerleri tablosu dikkatle incelenmediğinde gizli şekerler ve yüksek karbonhidratlar fark edilmez. Bu nedenle market alışverişlerinde doğru ürün seçimi günlük beslenme alışkanlıkları üzerinde belirleyici rol oynar” dedi. Diyabet hastalarına özel tatlandırıcılar da sınırsız tüketilemez Diyabetik ürünlerin kontrollü tüketildiğinde güvenli kabul edildiğini ancak bu tüketimin “sınırsız” olamayacağını dile getiren Eren, “Poliol grubu tatlandırıcılar (sorbitol, maltitol vb.) bazı bireylerde gaz, şişkinlik ve ishal yapabilir. Yapay tatlandırıcıların ise bağırsak mikrobiyotasını etkileyebileceğine dair güncel çalışmalar mevcut. Bu sebeple Dünya Sağlık Örgütü ve FDA, bu tatlandırıcıların günlük tavsiye edilen dozlarda alınması gerektiğinin önemini vurguluyor. En güvenli yaklaşım, doğal ve dengeli bir beslenme planı içinde sınırlı miktarda tatlı tüketimidir” dedi.

 2026’nın Üç Kritik Dönüşümü Yapay Zekâ Tabanlı Sigortacılık,  Siber Risk Ekosistemi ve Sürdürülebilirlik Olacak Haber

 2026’nın Üç Kritik Dönüşümü Yapay Zekâ Tabanlı Sigortacılık,  Siber Risk Ekosistemi ve Sürdürülebilirlik Olacak

IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO’su Murat Çiftçi, sigorta sektörünün 2025 yılına ilişkin değerlendirmesinde, “2025 yılı hem Türkiye’de hem de dünyada sigorta sektörü açısından yüksek belirsizlik ile yüksek fark yaratma fırsatının aynı anda hissedildiği bir dönem oldu. Küresel ölçekte büyüme hızlarının yavaşladığı, jeopolitik gerilimlerin, ticaret savaşlarının ve yüksek faiz–enflasyon sarmalının yatırım kararlarını zorlaştırdığı bir yılı geride bıraktık. Bu doğrultuda sigorta sektörünün küresel büyümesinin yaklaşık %2 - %2,5 seviyelerine, yani pandemi sonrası dönemin en düşük seviyelerine gerilemesi bekleniyor. Böyle bir tabloda sigorta sektörü, finansal sistemin istikrarı açısından kritik bir rol üstleniyor” dedi. Türkiye özelinde ise yüksek enflasyona rağmen sektörün reel büyüme performansına dikkat çeken Çiftçi, “Son yıllarda prim üretiminde enflasyonun üzerinde güçlü bir reel büyüme görüyoruz. 2024’te toplam prim üretimi yaklaşık 838,7 milyar TL’ye ulaştı; bireysel emeklilik fon büyüklüğü ise 1,2 trilyon TL seviyelerine geldi. 2025’te bu taban üzerine inşa edilen, daha seçici ve teknik odaklı bir büyüme dinamiği görüyoruz. Yıl sonunda toplam prim üretiminin 1,15–1,20 trilyon TL bandını zorlamasını bekliyoruz” ifadelerini kullandı. Reasürans kapasitesi daha seçici hale geliyor 2025 yılında risk yoğunluğunda belirgin bir artış gözlendiğini vurgulayan Murat Çiftçi, şunları söyledi: “Siber riskler, jeopolitik gerilimler ve kritik altyapılara yönelik tehditler kurumların risk haritalarını yeniden şekillendiriyor. İklim kaynaklı afetlerin sıklığı ve şiddeti arttıkça hem reasürans maliyetleri hem de hasar frekansı üzerinde baskı oluşuyor. Özellikle siber, yangın/mühendislik ve doğal afet teminatlarında reasürans kapasitesinin daha seçici hale geldiği, fiyat ve şartların sertleştiği bir dönemden geçiyoruz. Bu durum, brokerlerin sadece fiyat odaklı değil, yapısal çözüm ve risk iyileştirme önerileriyle masaya oturmasını zorunlu kılıyor.” Murat Çiftçi, yapay zekâ, gelişmiş analitik ve otomasyonun underwriting, hasar yönetimi ve müşteri deneyimi süreçlerini hem globalde hem Türkiye’de kökten dönüştürdüğünü belirterek, “IBS açısından 2025 yılı, daha sofistike risk yönetimi çözümlerinin öne çıktığı bir ‘kalite yılı’ oldu” dedi. ‘Türkiye bölgesel cazibe merkezi olabilir’ Türkiye sigorta sektörünün ölçek ve penetrasyon açısından gelişme alanı olsa da, regülasyon kalitesi, teknik bilgi birikimi ve teknolojiyi benimseme hızı bakımından küresel trendlerle uyumlu ilerlediğini belirten Murat Çiftçi şöyle devam etti: “SEDDK ve ilgili kurumların yayımladığı düzenlemelerde; sermaye yeterliliği, tüketicinin korunması, şeffaflık ve sürdürülebilirlik başlıklarının giderek daha fazla önceliklendirildiğini görüyoruz. Dijital kanalların ve uzaktan satışın yaygınlaşması, ürün ve süreçlerin ‘dijital ilkeli’ tasarlanmasını beraberinde getiriyor. Globalde konuşulan iklim riski, siber risk ve altyapı yatırımlarının sigortalanması gibi alanlar Türkiye’de de kurumsal müşterilerin gündeminde üst sıralarda yer alıyor. Henüz penetrasyon ve kişi başı prim üretimi olarak OECD ortalamalarının altında olsak da, dönüşüm hızı ve regülasyon uyumu Türkiye sigorta sektörünü önümüzdeki dönemde bölgesel bir cazibe merkezi haline getirme potansiyeli taşıyor.” Enflasyon ve faiz, hem prim üretimi hem de yatırımı etkiliyor Türkiye’de son yıllarda yaşanan yüksek enflasyon ve faiz ortamının sektörü iki yönlü etkilediğini belirten Çiftçi: “Enflasyon, prim üretimini nominal olarak büyütürken hasar maliyetlerini de yukarı çekiyor. Özellikle oto sigortaları, yangın ve mühendislik branşlarında yedek parça, işçilik ve inşaat maliyetlerindeki artışlar teknik kârlılık üzerinde baskı oluşturuyor. Yatırım tarafında ise yüksek faiz dönemlerinde yatırım gelirleri sigorta şirketleri için önemli bir kâr kalemi haline geliyor; ancak bu durum uzun vadeli tasarruf ürünlerine olan talebi de şekillendiriyor. 2025 ve 2026 için baz senaryolarda enflasyon ve faizlerde kademeli bir normalleşme beklentisi öne çıkıyor. Bu da sektör için yatırım gelirlerinden çok teknik kârlılığın ve müşteri bağlılığının ön plana çıkacağı bir döneme geçiş anlamına geliyor” dedi. 2026’de üç kritik dönüşüm alanı olacak 2026 yılında Türkiye’de siber ve operasyonel dayanıklılık kapsamında yeni regülasyonların beklendiğini ifade eden Çiftçi, yapay zekâ ve model riskine ilişkin çerçevelerin de büyük önem taşıdığını belirtti: “AI kullanımını teşvik ederken model şeffaflığı, veri etiği ve sorumluluk paylaşımını netleştiren düzenlemelerin 2026 yılında hayatımıza girmesini bekliyoruz. Ayrıca sigorta şirketleri ile büyük aracılık kuruluşlarının iklim risklerini, yatırım portföylerini ve ESG performanslarını daha şeffaf raporlamasını gerektiren standartların da hayata geçmesi gerekiyor.” ‘Yüksek uzmanlık alanlarında daha da derinleşeceğiz’ IBS’in 2026 stratejik yol haritasında enerji, altyapı, havacılık, sağlık, siber ve finansal kurumlar gibi yüksek uzmanlık gerektiren alanlarda bilgi birikimini daha da derinleştirmek olduğunu belirten Murat Çiftçi, “Risk analizleri, senaryo çalışmaları ve portföy optimizasyonu için gelişmiş veri analitiği ve dijital platformlara yatırım yapmaya devam edeceğiz. Hem kendi operasyonlarımızda hem de müşteriye sunduğumuz çözümlere yenilikçi ürünleri adapte etmek, ESG kriterlerini somut hedeflerle birleştirmek, genç yetenekleri sektöre kazandırmak, mevcut kadromuzu yeni nesil teknolojilerle desteklemek, sürdürülebilirlik ve uluslararası standartlara uyum konusunda sürekli geliştireceğiz” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.