Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Sağlık

Kapsül Haber Ajansı - Sağlık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sağlık haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Önümüzdeki 5 Yılda Rekabeti Dijital Güven Belirleyecek Haber

Önümüzdeki 5 Yılda Rekabeti Dijital Güven Belirleyecek

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu'nun (BTK) 2026 yılı birinci çeyrek verilerine göre mart ayı sonu itibarıyla güvenli elektronik imza için kullanılan nitelikli elektronik sertifika sayısı 9,93 milyona, mobil güvenli elektronik imza sertifikası sayısı ise 1,29 milyona ulaştı. Böylece toplam nitelikli elektronik sertifika sayısı 11,22 milyon olarak kaydedildi. Bu tablo, kamu hizmetlerinden finans, sağlık ve sigortacılığa kadar birçok sektörde elektronik imzanın yaygınlaştığını ve kurumların dijital süreçlerini güvenli şekilde yönetmeye yönelik yatırımlarının hız kazandığını bir kez daha ortaya koymuş oldu. Yapay zekâ karar alıyor, dijital güven geçerlilik sağlıyor Yapay zekâ artık yalnızca içerik üreten veya analiz yapan bir teknoloji olmaktan çıktı. Sözleşme hazırlama, satın alma, insan kaynakları, müşteri hizmetleri ve finans gibi kritik iş süreçlerinde aktif rol almaya başladı. Ancak yapay zekânın oluşturduğu içeriklerin ve desteklediği kararların güvenilir, izlenebilir ve hukuken geçerli olabilmesi için elektronik imza, dijital kimlik doğrulama ve zaman damgası gibi dijital güven teknolojileri kritik önem taşıyor. Bir örnek olarak yapay zekânın, kurumlar adına sözleşme taslakları hazırlayabildiği ve maddeler konusunda öneriler sunabildiği yapıda, ancak hangi versiyonun onaylandığı, kim tarafından imzalandığı ve belgenin hangi tarihte yürürlüğe girdiğinin elektronik imza ve zaman damgasıyla kayıt altına alınması, sürecin hukuki geçerliliğini ve kurumsal güvenilirliğini sağlıyor. Benzer şekilde satın alma süreçlerinde yapay zekâ, tedarikçilerden gelen teklifleri maliyet, teslim süresi ve teknik kriterler açısından karşılaştırarak en uygun seçeneği belirleyebiliyor. Buna karşın nihai kararın yetkili kişiler tarafından elektronik imzayla onaylanması hem kurumsal yetki zincirini koruyor hem de işlemin güvenilir ve denetlenebilir olmasını sağlıyor. Önümüzdeki 3 ile 5 yılda rekabeti dijital güven belirleyecek E-Güven'e göre önümüzdeki dönemde dijital güven, kurumların yalnızca siber risklerini azaltan bir unsur olmanın ötesine geçerek operasyonel verimliliği, müşteri güvenini ve rekabet gücünü doğrudan etkileyen stratejik bir yatırım alanına dönüşecek. Kurumlar için yeni değerlendirme kriteri, yapay zekâ kullanıp kullanmadıkları değil; bu teknolojileri ne kadar güvenli, izlenebilir ve mevzuata uygun şekilde yönetebildikleri olacak. Elektronik imza, dijital kimlik ve zaman damgası gibi güven teknolojileri de yapay zekâ çağında dijital dönüşümün temel altyapısını oluşturacak. E-Güven tarafından yapılan değerlendirmede ayrıca, önümüzdeki dönemde fiziksel imzanın tamamen ortadan kalkmayacağı, ancak kullanım alanının giderek daralacağı ifade edilirken, asıl dönüşümün imzada değil, iş süreçlerinde yaşandığına dikkat çekildi. Açıklamada, "Dijital dönüşümün başarısı kullanılan teknolojilerden çok, o teknolojilere duyulan güvenle ölçülüyor. Bu nedenle elektronik imza ve dijital güven teknolojileri, yapay zekâ çağında sürdürülebilir dijital ekonominin en önemli yapı taşları arasında yer alıyor" denildi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Şiddetli Karın Ağrısına Dikkat! Haber

Şiddetli Karın Ağrısına Dikkat!

Tıp dilinde akut kolesistit olarak adlandırılan bu tabloda erken tanı ve zamanında uygulanan cerrahi tedavi sayesinde hastalar genellikle kısa sürede sağlıklarına kavuşuyor. Ancak gecikmiş başvurular safra kesesinde delinme, yaygın karın zarı enfeksiyonu ve sepsis gibi yaşamı tehdit eden ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Bu nedenle saatlerce süren ve özellikle ateş, bulantı ile kusmanın eşlik ettiği şiddetli karın ağrısı hiçbir zaman ihmal edilmemeli ve en kısa sürede genel cerrahi uzmanına başvurulmalıdır” diyor. En sık görülen nedeni safra taşları Safra kesesi, karaciğer tarafından üretilen safrayı depolayan ve özellikle yağlı yemeklerden sonra bağırsağa boşaltarak yağların sindirimine yardımcı olan küçük ancak önemli bir organ. Safranın içeriğindeki kolesterol, safra tuzları ve safra pigmentleri arasındaki denge bozulduğunda önce safra çamuru, ardından safra taşları oluşabiliyor. Bu taşlardan birinin safra kesesinin çıkış kanalını tıkamasıyla safra akışı engelleniyor. İçeride biriken safra, safra kesesi duvarında ödem ve iltihap gelişmesine neden olabiliyor. Akut kolesistit tablosunun yaklaşık yüzde 90-95'inden safra taşlarının sorumlu olduğunu belirten Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Safra taşı toplumda oldukça yaygın görülmektedir. Erişkinlerin yaklaşık yüzde 10-20'sinde safra taşı bulunduğu tahmin edilmektedir. Bu kişilerin önemli bir kısmında hiçbir belirti gelişmezken, bir bölümünde safra kesesi iltihabı, safra yolu tıkanıklığı veya pankreatit gibi ciddi komplikasyonlar ortaya çıkabilir” bilgisini veriyor. Dr. İsmail Çalıkoğlu, safra kesesi iltihabında taşsız kolesistit gibi durumların özellikle yoğun bakım hastalarında görülebildiğini; enfeksiyonların veya nadiren bazı hastalıkların da bu tabloda rol oynayabildiğini aktarıyor. Kadınlarda yaklaşık 3 kat fazla rastlanıyor Safra kesesi iltihabı kadınlarda erkeklere göre yaklaşık 2-3 kat daha sık görülüyor. Östrojen hormonunun safra içerisindeki kolesterol miktarını artırması ve hamilelik döneminde safra kesesi hareketlerinin yavaşlaması, kadınlarda daha sık rastlanmasının en önemli nedenleri arasında yer alıyor. İleri yaş, aile öyküsü, obezite, diyabet, yüksek kolesterol, uzun süreli açlık, hızlı kilo kaybı ve bazı kan hastalıkları da hastalık riskini artıran diğer faktörleri oluşturuyor. Doğru önlemlerle risk önemli ölçüde azaltılabiliyor Safra kesesi iltihabını tamamen önlemek her zaman mümkün olmasa da risk önemli ölçüde azaltılabiliyor. Sağlıklı kilonun korunması, düzenli fiziksel aktivite, liften zengin beslenme, uzun süre aç kalmama ve çok hızlı kilo vermekten kaçınma koruyucu önlemler olarak belirtiliyor. Dr. İsmail Çalıkoğlu, obezite tedavisi gören veya kısa sürede yüksek miktarda kilo veren hastaların bu süreçte hekim kontrolünde takip edilmelerinin büyük önem taşıdığını vurguluyor. Yemeklerden sonra başlayan ağrıya dikkat! Safra kesesi iltihabının en önemli belirtisi, özellikle yağlı yemeklerden sonra başlayan, karnın sağ üst bölgesinde hissedilen ve giderek şiddetlenen ağrı oluyor. Bu ağrı çoğu zaman sağ omuza, sağ kürek kemiğinin altına veya sırta yayılabiliyor ve birkaç saatten uzun sürüyor. Ağrıya bulantı, kusma, iştahsızlık ve ateş eşlik edebiliyor. Hastalık ilerledikçe titreme, yüksek ateş ve genel durum bozukluğu gelişebiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, basit bir gaz sancısı ya da hazımsızlık olduğunu düşünerek ağrıyı evde geçirmeye çalışmanın tanı ve tedavide gecikmeye neden olabileceğini anlatırken, “Özellikle saatlerce devam eden şiddetli karın ağrısı, ateş veya kusmanın eşlik ettiği durumlarda vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır” uyarıyor. Ultrasonla büyük oranda saptanabiliyor Tanıda öncelikle hastanın şikâyetleri ve fizik muayene değerlendiriliyor, kan testlerinde enfeksiyon bulguları araştırılıyor. Görüntülemede ilk tercih karın ultrasonografisi oluyor. Ultrason ile safra taşları, safra kesesi duvarında kalınlaşma, çevresinde sıvı birikimi ve iltihabı düşündüren bulgular büyük oranda saptanabiliyor. Gerektiğinde bilgisayarlı tomografi veya manyetik rezonans görüntüleme gibi ileri yöntemlerden de yararlanılabiliyor. Kalıcı tedavi ameliyatla sağlanıyor Safra kesesi iltihabının tedavisinde amaç hem mevcut iltihabı kontrol altına almak hem de hastalığın tekrar etmesini önlemek. İlk aşamada hastaya damar yoluyla sıvı tedavisi, ağrı kontrolü ve gerekli durumlarda antibiyotik tedavisi uygulanıyor. Ancak ilaç tedavisinin çoğu zaman sorunun kaynağını ortadan kaldırmadığına dikkat çeken Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Safra kesesi içerisinde taşlar bulunduğu sürece tekrarlayan iltihap atakları riski devam eder. Dolayısıyla uygun hastalarda kalıcı tedavi, safra kesesinin cerrahi olarak çıkarılmasıdır” ifadelerini kullanıyor. İlk 72 saat çok önemli, çünkü... Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, günümüzde uluslararası cerrahi kılavuzların, akut safra kesesi iltihabı tanısı alan ve ameliyata engel ciddi bir sağlık sorunu olmayan hastalarda erken laparoskopik safra kesesi ameliyatını önerdiğini aktarıyor. Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Özellikle belirtilerin başlamasından sonraki ilk 72 saat içinde gerçekleştirilen ameliyat, hem teknik olarak ameliyatın daha güvenli yapılmasını sağlamakta hem de hastanede kalış süresini ve komplikasyon riskini azaltmaktadır. Gereksiz gecikmeler ise iltihabın ilerlemesine, safra kesesinde kangren veya delinme gelişmesine ve daha zor cerrahilere neden olabilmektedir” diyor. Safra kesesi ameliyatlarının büyük çoğunluğunun kapalı (laparoskopik) yöntemle gerçekleştirildiğini belirten Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Karın duvarına açılan birkaç küçük kesi aracılığıyla yapılan bu yöntemde hastalar daha az ağrı hissetmekte, enfeksiyon riski azalmakta, günlük yaşama daha kısa sürede dönülmekte ve kozmetik sonuçlar daha başarılı olmaktadır” diye konuşuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Forbes Türkiye 30 Altı 30 Başvuruları İçin Son Dönemece Girildi Haber

Forbes Türkiye 30 Altı 30 Başvuruları İçin Son Dönemece Girildi

Geçtiğimiz yıl ilki gerçekleşen Forbes Türkiye 30 Altı 30 ödül töreninin hemen ardından açılan 2026 listesi için aday başvuruları hızla devam ediyor. 31 Eylül 2026 tarihinde kapanacak olan başvurular için artık son dönemece girildi. forbes.com.tr adresinden doldurulan formla ön elemeden geçirilecek yapay zeka, sağlık, bilim, bilişim, girişim, sosyal sorumluluk, sanat, eğlence, gastronomi ve spor dünyasının genç liderlerinden oluşan adaylar, sonrasında iş dünyası ve akademik camiadan seçkin bir jürinin değerlendirmesine sunulacak. Yapay zeka, sağlık, bilişim, bilim, girişim, sosyal sorumluluk, sanat, eğlence, gastronomi ve spor dünyasının genç liderleri geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu yıl da Forbes Türkiye’nin 30 Altı 30 listesine girebilmek için tatlı bir rekabet içinde. Aday olunup, aday gösterilebilecek liste için henüz 30 yaşını bitirmemiş, başardıkları, ürettikleri, fikirleri, yaratıcılıkları, Türkiye ve dünya için hayalleriyle fark yaratan 30 genç, seçildiklerinde Forbes’un bu global mirasının ve platformunun bir parçası olacak. Forbes Türkiye 30 Altı 30 listesi üç ayrı aşamanın sonunda belirleniyor. forbes.com.tr adresinden alınan başvurular, önce Forbes Türkiye editörleri, ardından jüri tarafından değerlendirilerek son liste oluşturuluyor. Bu sürece ek olarak Forbes Türkiye editörleri haber ve kaynak taraması yaparak kendi adaylarını belirliyor. Akabinde, sektörlerinde lider konumunda bulunan, gençliğe ve eğitime önem veren sektör liderleri, iş insanları, akademisyenler ve girişimcilerden oluşan jüri gelen başvuruları değerlendirerek nihai listeyi oluşturuyor. Forbes Türkiye tarafından yayımlanacak 30 Altı 30 listesi gelecek vadeden, bulunduğu sektörde öne çıkmış, lider konumuna gelmiş, fark yaratmış gençleri bir araya getirerek onları küresel ölçekte yeni fırsatlar bulacakları 30 Altı 30 evrenine dahil edecek. Aralık 2026’da gerçekleşecek ödül töreninde ödüllerini Türkiye’ye yön veren isimlerden alacak gençlerin isimleri kamuoyuyla da paylaşılacak. Geçtiğimiz yıl CVK Bosphorus Hotel’de düzenlenen ödül töreniyle şu isimler Forbes Türkiye 30 Altı 30 listesine dahil olmuştu: Zehra Güneş, Oğulcan Lider Kara, Berk Keklik, Toprak Razgatlıoğlu, Alperen Şengün, Seren Anaçoğlu, Kadir Danışman, Berkay Koçak, Umutcan Sürücü, Zülal Tannur, Cemil Türk, Selin Geçit, Zeynep Sönmez, Tunga Bayrak, Çağan Koyun, Motive (Tolga Can Serbes), Aleyna Yıldız, Asiye Bahar Tabanlı, Büşra Köksal, Vorga Can, Nehir Özzengin, Dilara Kaplan, Hazal Evliyaoğlu, Hasan Burak Emir, Baran Kala, Sarp Kala, Defne Özcan, Furkan Öztürk, Arif Bayır, Dilara Bostancıoğlu, Yağmur Aydemir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yatırımcıların Takip Ettiği Sektörler Neden Önemli? Haber

Yatırımcıların Takip Ettiği Sektörler Neden Önemli?

Bir şirketin bilançosu güçlü olsa da faaliyet gösterdiği sektördeki maliyet baskısı, düzenleme değişikliği veya talep daralması yatırım kararının yönünü değiştirebilir. Bu nedenle yatırımcıların takip ettiği sektörler, yalnızca kısa vadeli fiyat hareketlerinin değil; şirket değerlemelerinin, sermaye akışının ve yeni iş modellerinin de merkezinde yer alıyor. Profesyonel yatırımcı için mesele, popüler başlıkları sıralamak değil, hangi sektörün hangi koşulda değer üretebileceğini okumaktır. Sektör takibi yatırım kararını nasıl değiştiriyor? Sektör analizi, tekil şirket haberlerini daha doğru bağlama oturtmayı sağlar. Aynı dönemde iki şirketin cirosu artabilir; ancak birinin büyümesi fiyat artışından, diğerinin büyümesi kapasite ve pazar payı kazanımından kaynaklanabilir. Bu ayrım, sürdürülebilirlik açısından belirleyicidir. Yatırımcılar bu nedenle faiz oranları, kur, emtia fiyatları, kamu harcamaları, ihracat pazarları ve regülasyonlar gibi geniş çerçeveyi sektör bazında izler. Örneğin yüksek finansman maliyetleri borçluluğu yüksek gayrimenkul şirketlerini daha fazla etkilerken, nakit üretimi güçlü savunma veya yazılım şirketleri aynı ortamda daha dayanıklı bir görünüm sergileyebilir. Ancak hiçbir sektör tek başına güvenli liman değildir. Değerleme seviyesi, yönetim kalitesi ve bilanço disiplini her zaman ayrı değerlendirilmelidir. Yatırımcıların takip ettiği sektörler arasında öne çıkan alanlar Türkiye ekonomisinin üretim, ihracat ve teknolojik dönüşüm gündemi; enerji, savunma, yapay zeka, lojistik, tarım ve sağlık gibi alanları stratejik olarak öne çıkarıyor. Bu sektörlerdeki hikâyeler birbirinden farklıdır. Kimi kamu politikalarıyla, kimi küresel talep ve maliyet döngüleriyle, kimi ise teknolojik değişimin hızıyla şekillenir. Enerji: Arz güvenliği ve dönüşüm aynı tabloda Enerji sektörü, yatırımcıların hem geleneksel hem de yenilenebilir kaynakları birlikte değerlendirdiği başlıklardan biri. Elektrik talebindeki artış, şebeke yatırımları, depolama çözümleri ve yenilenebilir kapasite, uzun vadeli büyüme beklentisini besliyor. Buna karşılık enerji fiyatlarındaki oynaklık, lisans süreçleri, döviz bazlı borçluluk ve düzenlenmiş tarifeler şirket sonuçları üzerinde güçlü etkiye sahip. Yenilenebilir enerji tarafında yalnızca kurulu güce bakmak yeterli değildir. Santralin üretim verimliliği, bağlantı kapasitesi, elektrik satış sözleşmelerinin yapısı ve yatırımın finansmanı dikkatle incelenmelidir. Depolama, dağıtım altyapısı ve enerji verimliliği yatırımları da değer zincirinin farklı halkalarında fırsat oluşturabilir. Savunma sanayii: Sipariş görünürlüğü belirleyici Savunma sanayii, uzun proje döngüleri ve yüksek teknoloji gereksinimi nedeniyle diğer sektörlerden ayrışır. İhracat sözleşmeleri, teslimat takvimi, yerlilik oranı, Ar-Ge kabiliyeti ve bakım-idame gelirleri yatırımcıların yakından izlediği göstergelerdir. Büyük sipariş hacmi tek başına yeterli bir veri değildir; siparişin kârlılığa hangi dönemde yansıyacağı ve üretim kapasitesinin teslimat takvimine uyumu da önem taşır. Kamu alımları ve jeopolitik gelişmeler bu alanda talebi destekleyebilir. Öte yandan proje ertelemeleri, tedarik zinciri kısıtları ve ihracat izinleri operasyonel risk yaratabilir. Savunma teknolojilerinde sivil kullanıma açılan yazılım, haberleşme, drone ve sensör çözümleri ise daha geniş bir ticari potansiyel sunabilir. Yapay zeka ve yazılım: Büyüme ile gelir kalitesi arasındaki fark Yapay zeka başlığı, sermaye piyasalarında en yüksek beklentiyi yaratan temalardan biri haline geldi. Fakat yapay zeka etiketi taşıyan her girişimin ölçeklenebilir bir gelir modeli olduğu söylenemez. Yatırımcı açısından kritik soru, teknolojinin müşterinin maliyetini düşürüp düşürmediği, verimliliği artırıp artırmadığı ve tekrar eden gelir üretip üretmediğidir. Kurumsal yazılım, siber güvenlik, veri merkezi, bulut altyapısı ve otomasyon çözümleri bu ekosistemin farklı katmanlarını oluşturur. Yazılım şirketlerinde müşteri tutma oranı, abonelik gelirleri, yurtdışı satışların payı ve nitelikli insan kaynağı görünümü dikkat çeker. Yüksek büyüme çoğu zaman yüksek değerlemeyle birlikte gelir. Bu nedenle gelir artışının kâra, nakit akışına ve kalıcı müşteri ilişkilerine dönüşüp dönüşmediği izlenmelidir. Lojistik: Ticaretin hızı, verimliliğin sınırı E-ticaret hacmi, ihracat koridorları ve üretimin coğrafi olarak yeniden konumlanması lojistik sektörünü canlı tutuyor. Liman, depo, kara taşımacılığı, hava kargo ve soğuk zincir yatırımları; farklı müşteri gruplarına ve maliyet yapısına sahip. Bu çeşitlilik, sektörün tek bir göstergeyle okunmasını zorlaştırıyor. Lojistikte doluluk oranları, navlun fiyatları, yakıt maliyetleri, filo yaşı, depo kapasitesi ve teslimat performansı temel izleme alanlarıdır. Türkiye'nin bölgesel üretim ve dağıtım merkezi olma potansiyeli fırsat yaratırken, küresel ticaretteki yavaşlama ve sınır geçişlerindeki aksaklıklar risk oluşturur. Dijital takip sistemleri ile rota optimizasyonu sağlayan teknoloji yatırımları, operasyonel marjları destekleyebilecek unsurlar arasında yer alıyor. Tarım ve gıda: İklim riski artık finansal veri Tarım ve gıda, nüfus artışı ve gıda güvenliği nedeniyle yapısal önem taşıyor. Ancak sektörün yatırım görünümü iklim koşulları, su yönetimi, gübre ve yem fiyatları, ürün rekoltesi ile ihracat düzenlemelerinden doğrudan etkileniyor. Bir sezonun verimi, şirketlerin hammadde maliyetlerini ve fiyatlama gücünü önemli ölçüde değiştirebilir. Katma değerli gıda üretimi, akıllı sulama, tarım teknolojileri, tohumculuk, soğuk zincir ve izlenebilirlik çözümleri yatırımcılar için daha geniş bir perspektif sunuyor. Burada şirketlerin sadece satış hacmine değil, tedarik güvenliğine, sözleşmeli üretim modeline ve marka gücüne de bakmak gerekir. İklim kaynaklı dalgalanmaların kalıcılaştığı bir dönemde, verimlilik yatırımı yapan işletmeler daha dirençli olabilir. Sağlık: Demografi ve inovasyonun kesişimi Yaşlanan nüfus, sağlık hizmetlerine erişim ihtiyacı ve biyoteknolojik gelişmeler sağlık sektörünün uzun vadeli gündemini canlı tutuyor. İlaç, medikal cihaz, hastane işletmeciliği ve dijital sağlık çözümleri farklı ekonomik dinamiklerle çalışır. İlaç üretiminde ruhsat süreçleri ve kur etkisi öne çıkarken, hastane işletmeciliğinde hasta sayısı, hizmet karması ve geri ödeme politikaları daha belirleyici olabilir. Yatırımcılar için bu alandaki en hassas konu düzenleme riskidir. Fiyat politikaları, kamu geri ödemeleri ve ürün onay süreçleri gelir görünümünü kısa sürede değiştirebilir. Buna rağmen yerli üretim, ihracat ve yüksek katma değerli medikal teknoloji yatırımları sağlık sektörünün stratejik niteliğini artırıyor. Haber akışını yatırım teziyle ayırmak gerekiyor Sektörel haber yoğunluğu her zaman yatırım fırsatına işaret etmez. Yeni tesis açılışı, iş birliği duyurusu veya yüksek hedef açıklaması, ancak finansal ve operasyonel verilerle destekleniyorsa anlamlıdır. Yatırımcıların önce haberin şirket gelirine, maliyetine, kapasitesine ya da rekabet gücüne somut etkisini sorması gerekir. Bu noktada üç veri grubunu birlikte okumak faydalıdır: Makro göstergeler sektörün genel yönünü gösterir; şirket finansalları uygulama gücünü ortaya koyar; yönetim açıklamaları ise stratejinin zamanlamasına dair fikir verir. Kapsül Haber Ajansı'nın sektör odaklı haber akışı da bu bağlamı kurmak isteyen profesyoneller için şirket gelişmelerini, kamu politikalarını ve dönüşen pazarları aynı çerçevede takip etme imkânı sunar. Takip listesi oluştururken denge aranmalı Sadece yükseliş potansiyeli görülen alanlara odaklanmak, portföyü aynı ekonomik riske bağımlı hale getirebilir. Enerji ve sanayi yatırımları emtia ile faiz hareketlerine daha duyarlı olabilirken, yazılım ve sağlık farklı büyüme dinamikleri sunabilir. Bununla birlikte çeşitlendirme, rastgele sayıda sektöre dağılmak anlamına gelmez; yatırımcının risk iştahı, vadesi ve likidite ihtiyacıyla uyumlu bir izleme çerçevesi kurması gerekir. Her sektör için birkaç temel gösterge belirlemek, gündemi filtrelemeyi kolaylaştırır. Enerjide üretim kapasitesi ve fiyatlar; lojistikte hacim ve navlunlar; yazılımda müşteri kazanımı ve tekrar eden gelir; tarımda rekolte ve girdi maliyetleri düzenli olarak izlenebilir. Böylece günlük haber akışı, karar sürecini dağıtan bir gürültü olmaktan çıkar ve daha isabetli sorular üretir. Piyasalarda kalıcı avantaj, her yeni temaya en önce yönelmekten çok, sektörün değer yaratma mekanizmasını doğru zamanda ve doğru verilerle anlayabilmekten doğar. Bu nedenle takip edilen her başlık için büyümenin kaynağını, riskin sınırını ve şirketin bu denklemin neresinde durduğunu yeniden sormak, daha sağlıklı kararların başlangıcıdır.

Açıkta Bekleyen Limonata Sağlık Riski Taşıyor!  Haber

Açıkta Bekleyen Limonata Sağlık Riski Taşıyor! 

Limonatanın oda sıcaklığında en fazla 1–2 saat güvenle kalabileceğine dikkat çeken Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, “Süre uzadıkça özellikle yaz sıcaklarında mikroorganizma üreme riski artar. Dışarıda satılan limonatalarda en sık hijyen riski kullanılan su ve buzdan kaynaklanır.” dedi. Yüksek şeker içeriğinin de kan şekeri dalgalanmalarına ve uzun vadede kilo artışına zemin hazırlayabileceğini aktaran İspiroğlu, diyabetli bireylerin limonata tüketiminde daha dikkatli olması gerektiğini vurguladı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, yaz aylarında sık tüketilen limonatanın hangi durumlarda riskli hangi durumlarda güvenli olduğu hakkında açıklamalarda bulundu. Açıkta bekleyen limon suyu sağlık açısından risk oluşturabilir! Limonun C vitamini açısından zengin, potasyum ve antioksidan bileşenler içeren bir meyve olduğunu hatırlatan Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, “Yaz aylarında serinletici etkisiyle limonata sık tercih edilir. Doğru hazırlandığında ve kontrollü tüketildiğinde sağlıklı bir seçenek olabilir; ancak hijyen ve şeker içeriği uygun değilse risk oluşturur.” dedi. Limonatanın oda sıcaklığında en fazla 1–2 saat güvenle kalabileceğine dikkat çeken İspiroğlu, “Sıcak yaz koşullarında bu süre 1 saate kadar düşebilir. Bu süre uzadıkça özellikle yaz sıcaklarında mikroorganizma üreme riski artar. Açıkta bekleyen limon suyu veya hazır karışımlar bu nedenle sağlık açısından risk oluşturabilir.” uyarısını yaptı. Limonatadaki en büyük hijyen riski: Buz ve kullanılan su! Dışarıda satılan limonatalarda en sık hijyen riskinin kullanılan su ve buzdan kaynaklandığını vurgulayan Hülya Yiğit İspiroğlu, “İçme suyu kalitesinde olmayan buzlar tüm içeceği riskli hale getirebilir.” dedi. Ayrıca yıkanmadan kullanılan veya kesildikten sonra bekletilen limonların mikroorganizma yükünün arttığını kaydeden İspiroğlu, şunları söyledi: “Kesilmiş limonların uzun süre bekletilmesi güvenli değildir. Taze sıkılmış limonata besin değeri açısından daha avantajlıdır. Hazır karışımlar ise genellikle daha fazla şeker içerir ve besin değeri daha düşüktür ayrıca gıda katkı maddeleri içerebilir.” Diyabetik bireyler limonata tüketiminde dikkatli olmalı! İyi bir limonatanın üç temel şartı olduğuna değinen İspiroğlu, “Hijyenik hazırlanmış olması, uzun süre bekletilmemiş olması ve şeker içeriğinin kontrollü olması gerekir. Bu üç koşul sağlanmadığında limonata masum bir içecek olmaktan çıkar ve sağlık açısından risk oluşturabilir.” dedi. Limonatanın çoğu zaman zararsız görülse de yüksek şeker içeriğinin kan şekeri dalgalanmalarına yol açabileceğine işaret eden İspiroğlu, “Daha çabuk acıktırabilir ve uzun vadede karın çevresi yağlanmasını artırabilir. Bu nedenle az şekerli hazırlanması önemlidir. Bal veya meyve dilimleri ile de tatlandırılabilir. Diyabetik bireylerde limonata şekersiz hazırlanmış olsa bile kontrollü tüketilmesi gerekir; çünkü içeriğine eklenen doğal veya ilave şeker kaynakları fark edilmeden karbonhidrat alımını artırabilir ve porsiyon kontrolü kolayca aşılabilir.” açıklamasını yaptı. Ev yapımı limonata hijyenik hazırlanır ve fazla şeker içermezse güvenli bir seçenek! Ev yapımı limonatanın genelde daha güvenli olduğunu dile getiren Hülya Yiğit İspiroğlu, “Ancak fazla şeker kullanılırsa veya hijyen kurallarına dikkat edilmezse bu avantaj ortadan kalkar.” dedi. Dışarıda limonata tercih edilecekse taze hazırlanmış olması, açıkta uzun süre beklememiş olması ve kullanılan buzun güvenilir olmasının önemli kriterler olduğunu yineleyen İspiroğlu, sözlerini şöyle tamamladı: “Yaz aylarında serinlemek için en güvenli ve sağlıklı seçenekler su, ayran, sade maden suyu ve evde hazırlanmış şekersiz bitki çaylarıdır. Taze nane, limon dilimi veya meyve ile aromalandırılmış sular ise şeker eklemeden lezzet artırmak için iyi bir alternatiftir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

QNB Sigorta, Ayrıcalıklar Kulübü ile Müşterilerinin Günlük Yaşamına Değer Katıyor Haber

QNB Sigorta, Ayrıcalıklar Kulübü ile Müşterilerinin Günlük Yaşamına Değer Katıyor

QNB Sigorta Ayrıcalıklar Kulübü kapsamında sunulan avantajlar sayesinde aktif poliçesi bulunan müşteriler; alışverişten sağlık ve iyi yaşama, özel günlerden eğitime kadar hayatın farklı alanlarında kendilerine özel fırsatlardan yararlanabiliyor. “Bugün, bugünü yaşa” yaklaşımıyla müşterilerinin ihtiyaçlarını hayatın her anında desteklemeyi hedefleyen QNB Sigorta, Ayrıcalıklar Kulübü ile sigorta deneyimini poliçe kapsamının ötesine, daha bütünsel bir yapıya taşıyor. QNB Sigorta Ayrıcalıklar Kulübü, aktif poliçesi bulunan müşterilerine yalnızca geleceğe yönelik güvence değil, bugünün ihtiyaçlarına da katkı sağlayan özel indirim fırsatları sunuyor. Aktif poliçesi bulunan QNB Sigorta müşterileri; güncel olarak Çiçeksepeti, Eczacıbaşı Dynavit ve Tahta App iş birlikleri kapsamında sunulan ayrıcalıklardan faydalanabiliyor. Böylece müşteriler, sevdiklerini mutlu edecek seçimlerden günlük iyi yaşam rutinlerine ve çocuklarının eğitim süreçlerine kadar farklı ihtiyaç alanlarında avantajlı deneyimlere erişebiliyor. Yarının endişelerini bugünden hafifleten sigorta çözümlerinin yanı sıra Ayrıcalıklar Kulübü ile sigorta deneyiminin ötesine geçen bir değer alanı sunan şirket; sağlık, eğitim, hediyeleşme ve özel günler gibi hayatın farklı anlarında müşterilerinin yanında olmayı hedefliyor ve müşteri deneyimini zenginleştiren uygulamalar geliştirmeye devam ediyor. Hayatın her alanına uygun ayrıcalıklar sunuluyor Ayrıcalıklar Kulübü kapsamında QNB Sigorta müşterileri, ilgili kampanya kodlarını alarak online alışverişlerinde sepet aşamasında kullanabiliyor. Son dönemde büyük ilgi gören iş birlikleri kapsamında sigortalılar, Çiçeksepeti’nde online alışverişlerde tüm ürünlerde yüzde 15 indirimden yararlanabiliyor. Sağlık ve iyi yaşam alanındaki ayrıcalıklar kapsamında ise Eczacıbaşı Dynavit iş birliğiyle müşterilere online alışverişlerde tüm indirimlere ek yüzde 15 indirim imkanı, eğitim alanında da Tahta App online eğitim paketlerinde yüzde 20 indirim fırsatı sunuluyor. QNB Sigorta Genel Müdür Yardımcısı Tolga Ceylantepe, “Sigortacılığı yalnızca geleceğe yönelik güvence sunan bir alan olarak görmüyoruz. QNB Sigorta olarak müşterilerimizin bugününe de değer katmayı, hayatlarının farklı anlarında yanlarında olmayı önemsiyoruz. Ayrıcalıklar Kulübü tam da bu anlayışın bir yansıması: Aktif poliçesi olan her müşterimiz, günlük hayatlarında ihtiyaç duydukları alanlarda somut avantajlara erişebiliyor. Sağlıktan eğitime, hediyeleşmeden özel günlere kadar hayatın farklı anlarında yanlarında olmak, müşteri deneyimini sigorta poliçesinin çok ötesine taşıyor. Bu kulübü, iş birliklerimizi ve sunduğumuz fırsatları büyütmeye devam edeceğiz.” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Dünya Pozitif Psikoloji Kongresi 2027 İstanbul'da Düzenlenecek! Haber

Dünya Pozitif Psikoloji Kongresi 2027 İstanbul'da Düzenlenecek!

Dünyanın dört bir yanından araştırmacıları, akademisyenleri, ruh sağlığı profesyonellerini, eğitimcileri, politika yapıcıları ve uygulayıcıları İstanbul'da buluşturacak kongre, "Where Cultures Meet, Humanity Flourishes" (Kültürlerin Buluştuğu Yerde İnsanlık Gelişir) temasıyla gerçekleştirilecek. Davranış bilimleri ve sağlık alanında ülkemizin ilk tematik üniversitesi olan ve kurulduğu günden beri pozitif psikoloji alanında önemli çalışmalar yürüten, bu yıl düzenlediği 8. Uluslararası Pozitif Psikoloji Kongresiyle de uluslararası arenadan önemli isimleri Türkiye’de buluşturan Üsküdar Üniversitesi, şimdi 10. Dünya Pozitif Psikoloji Kongresine ev sahipliği için hazırlanıyor. Pozitif psikoloji alanının dünyanın en saygın bilimsel organizasyonlarından biri olan 10. Dünya Pozitif Psikoloji Kongresi (10th World Congress on Positive Psychology), 7-10 Temmuz 2027 tarihleri arasında İstanbul'da gerçekleştirilecek. Uluslararası Pozitif Psikoloji Birliği (IPPA) tarafından düzenlenen kongreye Üsküdar Üniversitesi öncelikli sponsor ve ev sahibi kurum olarak destek verecek. Dünyanın dört bir yanından araştırmacıları, akademisyenleri, ruh sağlığı profesyonellerini, eğitimcileri, politika yapıcıları ve uygulayıcıları İstanbul'da buluşturacak kongre, Hilton İstanbul Bomonti Hotel & Conference Center'da gerçekleştirilecek. Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Yönetim Üst Kurulu Başkanı, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan ise kongrede yalnızca ev sahibi üniversitenin temsilcisi olarak değil, aynı zamanda IPPA tarafından oluşturulan Organizasyon Komitesi Eş Başkanı (Co-Chair of the Organizing Committee) olarak da görev alacak. Böylece Türkiye, pozitif psikoloji alanının en önemli uluslararası organizasyonlarından birine akademik ve bilimsel düzeyde liderlik eden ülkelerden biri olacak. Dünya pozitif psikolojisinin kalbi İstanbul'da atacak Uluslararası Pozitif Psikoloji Birliği (IPPA) tarafından iki yılda bir düzenlenen Dünya Pozitif Psikoloji Kongresi'nin 10'uncusu, "Where Cultures Meet, Humanity Flourishes" (Kültürlerin Buluştuğu Yerde İnsanlık Gelişir) temasıyla gerçekleştirilecek. Kongre boyunca; pozitif psikolojideki en güncel bilimsel araştırmalar, ruh sağlığı ve psikolojik iyi oluş, eğitim, sağlık, iş yaşamı, teknoloji, kamu politikaları, anlam ve amaç, bilgelik, kültürlerarası psikoloji, insan ilişkileri ve güçlü yönler temelli yaklaşımlar gibi birçok başlık, dünyanın önde gelen uzmanları tarafından ele alınacak. Üsküdar Üniversitesi uluslararası vizyonunu bir kez daha ortaya koyuyor Türkiye'de pozitif psikolojinin akademik gelişimine öncülük eden Üsküdar Üniversitesi, kuruluşundan bu yana bu alanda çok sayıda uluslararası kongre, bilimsel yayın ve eğitim programına imza attı. Üniversite, 2016 yılından itibaren düzenlediği Uluslararası Pozitif Psikoloji Kongreleriyle alanın gelişimine önemli katkılar sağlarken, pozitif psikolojiyi lisans ve lisansüstü eğitim süreçlerine taşıyan öncü yükseköğretim kurumlarından biri olarak öne çıktı. Prof. Dr. Nevzat Tarhan organizasyon komitesinin eş başkanı olacak Kongrenin hazırlık sürecinde Üsküdar Üniversitesi aktif rol üstlenirken, Prof. Dr. Nevzat Tarhan da Organizasyon Komitesi Eş Başkanı olarak bilimsel ve organizasyonel çalışmalara katkı sağlayacak. Prof. Dr. Tarhan daha önce Üsküdar Üniversitesi tarafından düzenlenen Uluslararası Pozitif Psikoloji Kongrelerinin de başkanlığını yürüttü. IPPA'nın 20'nci yılı İstanbul'da kutlanacak Kongre; Uluslararası Pozitif Psikoloji Birliği'nin (IPPA) kuruluşunun 20'nci yılına denk geliyor. Bu yönüyle İstanbul, pozitif psikolojinin küresel gelişiminde tarihi bir buluşmaya ev sahipliği yapacak. IPPA Kongre Başkanı ve Başkan Adayı Dr. Tayyab Rashid, kongrenin temasının İstanbul'un tarihsel kimliğiyle güçlü bir bağ kurduğunu belirterek, yüzyıllardır kıtaları, kültürleri ve medeniyetleri birbirine bağlayan İstanbul'un, insanın gelişimini ve refahını merkeze alan böyle bir organizasyon için en anlamlı şehirlerden biri olduğunu ifade ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

L’Oréal'den İklim Krizi Fonu’na 20 milyon Euro’luk Ek Kaynak Haber

L’Oréal'den İklim Krizi Fonu’na 20 milyon Euro’luk Ek Kaynak

Tekno-güzellik devi, 2023 yılından bu yana 32 ülkede yürüttüğü 30’dan fazla projeyle sağlık, temiz su, gıda güvenliği ve afetlere dayanıklılık alanlarında somut destekler sunuyor. İklim değişikliğinin etkilerinin dünya genelinde giderek daha görünür hale geldiği bir dönemde L’Oréal, İklim Krizi Fonu’na yönelik desteğini büyüterek yeni bir kaynak ayırdığını açıkladı. Şirket, 2030 yılına kadar sağlayacağı ilave 20 milyon Euro’luk kaynakla, iklim krizinden en fazla etkilenen kırılgan toplulukların afetlere karşı dayanıklılığını artırmayı hedefliyor. Sahada üç yıl boyunca yürütülen uygulamalar ve iş ortaklarıyla gerçekleştirilen kapsamlı çözüm doğrulama süreçlerinin ardından fon, ikinci aşamasına geçerek başarısı kanıtlanmış modelleri ölçeklendirerek hem risklerin önlenmesini hem de acil durum müdahale kapasitesini güçlendirmeyi amaçlıyor. 2025 yılında dünya genelinde kaydedilen 358 doğal afetin 110 milyondan fazla insanı etkilediği ve bu olayların yüzde 85’inin iklim kaynaklı olduğu belirtilirken, L’Oréal’in fonu bu zorluklara karşı fark yaratmak ve kırılgan toplulukları desteklemek için çalışıyor. Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan L’Oréal CEO’su Nicolas Hieronimus, “Güzellik, en iyi haliyle insan onurunun ve özgüveninin bir ifadesidir. Ancak sağlık, güvenlik ve daha iyi bir yaşam için gerekli temel koşullar olmadan bunun bir anlamı yoktur. İklim Krizi Fonu’na yönelik bu yenilenen taahhüdümüz, dünyayı harekete geçiren güzelliği yaratma misyonumuzun bir parçasıdır” dedi. L’Oréal Kurumsal Sorumluluk Direktörü Ezgi Barcenas ise, “İklim değişikliği çevre, insan sağlığı, geçim kaynakları ve güvenlik üzerinde geniş kapsamlı etkiler yaratıyor. Dayanıklılık inşa etmek artık bir zorunluluk. Sağlık hizmetlerine, temiz suya ve gıda güvenliğine erişimi artırarak toplulukların iklim krizlerine hazırlanmasına ve toparlanmasına yardımcı olma kapasitemizi derinleştiriyoruz” ifadelerini kullandı. İklim krizine karşı yerel çözümler küresel etkiye dönüşüyor L’Oréal İklim Krizi Fonu, 2023 yılından bu yana 32 ülkede 30’dan fazla projeyi destekledi. Hindistan'da, HERA (eski adıyla Climate Resilience for All) ve Self-Employed Women's Association (SEWA) iş birliğiyle, kayıt dışı sektörde çalışan 50 bin kadın için türünün ilk örneği olan bir aşırı sıcaklık sigortası programı hayata geçirildi. Peru ve Ekvador'da, World Vision France iş birliğiyle fon, yerli halkın geleneksel bilgisini bilimsel verilerle bir araya getiren bir yapay zekâ sistemi geliştirilmesine katkı sağlıyor. Bu sistem sayesinde Amazon bölgesindeki topluluklar sel ve diğer iklim tehditlerini daha iyi öngörebiliyor ve bu risklere karşı daha etkin şekilde hazırlık yapabiliyor. Kenya'da ise iklim değişikliğinin küresel ruh sağlığı krizini derinleştirdiği gerçeğinden hareketle, Slum Dwellers International iş birliğiyle Nairobi'nin kayıt dışı yerleşim bölgelerinde yaşayan 1.300 genç eğitiliyor. Bu gençler, topluluk temelli psikososyal destek programlarını yürütmek üzere hazırlanarak, toplumun kendi içinden güç alan sürdürülebilir bir ruh sağlığı dayanıklılığı modeli oluşturuyor. L'Oréal İklim Krizi Fonu, şirketin küresel sorunlara farklı açılardan çözüm üretmek amacıyla oluşturduğu geniş ekosistemin önemli bir parçasını oluşturuyor. Bu ekosistem kapsamında hayırseverlik fonları (L'Oréal Kadınların Güçlendirilmesi Fonu ve L'Oréal İklim Krizi Fonu), etki yatırımları (L'Oréal Doğanın Yenilenmesi Fonu ve Döngüsel İnovasyon Fonu), borç finansmanı (Solstice Fund) ile sürdürülebilir inovasyon hızlandırıcısı (L'AcceleratOR) yer alıyor. Bu girişimler kapsamında bugüne kadar toplam 415 milyon Euro’luk taahhütte bulunulurken, söz konusu çalışmalar “Gelecek için L'Oréal” sürdürülebilirlik programının temel yapı taşlarından birini oluşturuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Tiens, New York'ta Merkez Ofis Açtı Haber

Tiens, New York'ta Merkez Ofis Açtı

. Sağlık, wellness ve girişimcilik alanlarında faaliyet gösteren şirket, 224 ülke ve bölgede 57 milyondan fazla üyesiyle faaliyetlerini sürdürürken, ABD pazarını uzun vadeli büyüme stratejisinin önemli bir parçası olarak konumlandırıyor. 1991 yılında Çin'in Tianjin kentinde kurulan TIENS, takviye edici gıdalardan kişisel bakım ürünlerine, sağlıklı yaşam çözümlerinden eğitim ve girişimcilik programlarına uzanan geniş bir ekosistemle faaliyet gösteriyor. Sağlık ve wellness alanında bütünsel bir yaklaşım benimseyen şirket, doğrudan satış modeliyle iyi yaşam anlayışını daha fazla kişiyle buluşturmayı hedefliyor. 2001 yılından bu yana Türkiye’de faaliyet gösteren TIENS, 2017 yılında büyüme stratejisini Türkiye’nin tüm şehirlerine yayarak ülke genelindeki yapılanmasını güçlendiriyor. Küresel deneyimini yerel pazarlara taşıyan şirket, bireylerin yaşam kalitesini artırmayı ve sürdürülebilir başarı fırsatları sunmayı hedefliyor. Yeni rotası Kuzey Amerika TIENS'in 2026 yılında attığı en önemli adımlardan biri, New York'ta merkez ofisini hayata geçirmek oldu. Şirket, sağlık ve wellness sektöründe dünyanın en gelişmiş pazarlarından biri olan Amerika Birleşik Devletleri'ni uzun vadeli büyüme stratejisinin önemli bir parçası olarak görüyor. 2026 itibarıyla faaliyete geçen merkez ofis ile Kuzey Amerika pazarındaki varlığını güçlendiren TIENS, ilk etapta takviye edici gıda, kişisel bakım ve wellness kategorilerinde faaliyet göstermeyi planlıyor. TIENS Kurucusu Li Jinyuan, New York açılımına ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: "TIENS'i kurarken hedefimiz, sağlıklı yaşam anlayışını daha fazla insanla buluştururken bireylerin gelişimine katkı sağlayan küresel bir ekosistem oluşturmaktı. New York'ta attığımız bu adım, yalnızca yeni bir pazara giriş değil; sağlık, wellness ve girişimcilik alanlarındaki uzun vadeli vizyonumuzun önemli bir yansımasıdır. Farklı kültürler arasında köprüler kurarak daha fazla insana ulaşmaya ve yaşam kalitesini desteklemeye devam edeceğiz." TIENS, Türkiye'deki distribütörlerini küresel deneyimlerle buluşturuyor Türkiye, TIENS'in küresel yapılanması içerisinde stratejik öneme sahip pazarlardan biri olarak öne çıkıyor. Şirket, Eylül ayında Türkiye'den yaklaşık 300 kişinin katılımıyla Çin'e geniş kapsamlı bir ziyaret programı düzenlemeyi planlıyor. Program kapsamında katılımcılar, TIENS Uluslararası Sağlık Endüstri Parkı'nı ziyaret ederek şirketin küresel operasyonlarını yakından tanıma fırsatı bulacak. Aynı zamanda ziyaretin, Türkiye ile Çin arasında iş dünyası ve kültürel etkileşimin güçlenmesine katkı sağlaması hedefleniyor. Küresel büyümesini yeni pazarlara açılarak sürdüren TIENS, 2026 yılında hayata geçirdiği stratejik adımlarla sağlık ve wellness alanındaki uluslararası konumunu daha da güçlendirmeyi amaçlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.