Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Sağlık Bakanlığı

Kapsül Haber Ajansı - Sağlık Bakanlığı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sağlık Bakanlığı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Ebelik Mesleği Dönüşüyor Haber

Ebelik Mesleği Dönüşüyor

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, yeni yönetmeliklerle güçlenen ebelik mesleğinin dönüşümünü değerlendirdi. "Ebelik, bilimsel temellere dayanan profesyonel bir sağlık alanına dönüştü" Ebeliğin insanlık tarihi kadar eski ve köklü bir meslek olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, "Ebelik, insanlık tarihi kadar eski ve köklü bir meslektir. Yüzyıllardır ebeler, doğum yapan kadınların yanında yer almış, onlara destek olmuş ve en zor anlarında güven veren kişiler olmuştur. Günümüzde ise ebelik, sadece doğum yaptıran bir meslek olmaktan çıkmış; bilimsel verilere dayanan, profesyonel bir sağlık alanına dönüşmüştür." dedi. Eskiden usta-çırak ilişkisiyle öğrenilen ebeliğin bugün üniversitelerde lisans düzeyinde eğitim verilen akademik bir meslek haline geldiğini vurgulayan Doç. Dr. Yıldırım, şöyle devam etti: "Artık ebeler; gebelik öncesinden başlayarak doğum ve doğum sonrası döneme kadar annenin hem fiziksel hem de psikolojik sağlığını takip eden, normal doğumu yönetebilen ve yenidoğan bakımında aktif rol alan sağlık profesyonelleridir. Aynı zamanda aile planlaması, üreme sağlığı ve toplum sağlığı gibi alanlarda da hizmet vermektedirler." Yeni yönetmelikle ebelerin yetki ve sorumlulukları güçlendi Modern sağlık sisteminde ebelerin yalnızca doğum sürecinde değil, koruyucu sağlık hizmetlerinde de önemli görevler üstlendiğini ifade eden Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, "Günümüzde ebeler hem koruyucu hem de tedavi edici sağlık hizmetlerinde görev almaktadır. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte uzaktan takip, mobil uygulamalar ve tele-sağlık gibi yöntemlerle daha fazla kişiye ulaşabilmektedirler. Ayrıca bazı alanlarda bağımsız olarak hizmet sunabilmeleri de mümkün hale gelmiştir." diye konuştu. Türkiye’de ebelik eğitiminin 1996 yılından itibaren lisans düzeyine çıkarıldığını ardından yüksek lisans ve doktora programlarıyla akademik olarak güçlendirildiğini kaydeden Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, “Sağlık Bakanlığı’nın 3 Aralık 2024 tarihinde yayımlanan yeni Ebelik Yönetmeliği, ebelerin yetki ve sorumluluklarını netleştirerek serbest meslek icrası gibi bağımsız çalışma haklarını güçlendirmiştir. Normal Doğum Eylem Planı'nın bir parçası olarak, her gebenin kendi özel ebesine sahip olması ve doğum sürecinde birebir ebe desteği alması sağlanmıştır.” şeklinde konuştu. Yönetmeliğin yalnızca doğum sürecini değil, kadın sağlığının birçok alanını kapsadığını vurgulayan Doç. Dr. Yıldırım, şunları söyledi: "Yönetmelik, ebelerin sadece doğum anıyla sınırlı kalmayıp; üreme sağlığı, cinsel sağlık, aile planlaması danışmanlığı ve toplum sağlığı liderliği gibi alanlarda daha etkin ve yetkili olmalarını sağlamıştır. Ebelerin doğum ve sezaryen yönetimini güncel klinik rehberlere göre sağlaması teşvik edilerek, tıbbi müdahale gerektirmeyen fizyolojik süreçlerdeki karar verici otoriteleri pekiştirilmiştir." "Ebelerin güçlenmesi sezaryen oranlarının düşmesine katkı sağlar" Ebelik hizmetlerinin güçlü olduğu sağlık sistemlerinde anne ve bebek sağlığı göstergelerinin daha olumlu olduğunu belirten Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, "Ebelik hizmetlerinin yeterince güçlü olmadığı sağlık sistemlerinde koruyucu sağlık hizmetlerinin zayıflaması, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının azalması ve doğum sürecinin doğal akışının bozulması gibi sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Türkiye'de sezaryen oranlarının yüzde 61,2 gibi yüksek bir seviyede olması da bu durumun önemli bir göstergesi olarak değerlendirilmektedir." dedi. Dünya Sağlık Örgütü verilerinin de ebelerin önemini ortaya koyduğunu ifade eden Doç. Dr. Yıldırım, şöyle konuştu: "Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, ebelerin aktif olduğu sistemlerde hem sezaryen oranları hem de anne ve bebek ölümleri daha düşüktür. Ebeler, özellikle düşük riskli gebeliklerde normal doğumu destekleyerek gereksiz cerrahi müdahalelerin önüne geçebilmektedir.” Anne adayına doğum boyunca sunulan birebir desteğin önemine değinen Doç. Dr. Yıldırım, "Anne adayını sürece hazırlayan, doğum boyunca birebir destek sunan ebeler, doğumun doğal akışına uygun ilerlemesini sağlayarak komplikasyon risklerini azaltmaktadırlar. Sağlık Bakanlığınca yayımlanan 'Ebelere Yönelik Doğum Eylem Yönetimi Klinik Rehberi' de doğumun fizyolojik bir süreç olarak yönetilmesinde ebelerin kilit rolünü vurgulamaktadır." diye konuştu. Doğum sonrası ruh sağlığının korunmasında kritik görev üstleniyorlar Doğum sonrasının yalnızca fiziksel değil, psikolojik açıdan da hassas bir dönem olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, "Doğum sonrası dönem, anneler için hem fiziksel hem de duygusal açıdan hassas bir süreçtir. Bu dönemde ebeler, düzenli takip ve destek sağlayarak annenin kendini yalnız hissetmesini önleyip yapılan izlem ziyaretleri sayesinde ruhsal değişimleri erken fark edebilmektedir. Ebeler, takipler sırasında çeşitli değerlendirme yöntemleri kullanarak doğum sonrası depresyon riski taşıyan anneleri erken dönemde belirleyebilmekte, gerekli durumlarda uzman desteğine yönlendirme yapıp erken müdahale ile annenin ruh sağlığının korunmasında önemli bir rol oynamaktadırlar." ifadelerini kullandı. Dijitalleşme ebelik hizmetlerini de dönüştürüyor Sağlıkta dijital dönüşümün ebelik hizmetlerini daha erişilebilir hale getirdiğini ifade eden Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, "Sağlık alanındaki dijital gelişmeler, ebelik hizmetlerini de dönüştürmüştür. Artık bakım hizmetleri sadece hastanelerle sınırlı kalmamakta, dijital platformlar üzerinden de sürdürülebilmektedir." şeklinde konuştu. "Annelik Yolculuğu" uygulaması ve dijital ebe danışmanlık sistemlerinin annelere önemli kolaylık sağladığını belirten Doç. Dr. Yıldırım, "T.C. Sağlık Bakanlığı tarafından geliştirilen 'Annelik Yolculuğu' mobil uygulaması, e-Nabız entegrasyonu sayesinde annelerin aşı takvimini ve bebek gelişimini kolayca takip etmesine imkân tanımaktadır. Bunun yanı sıra 'Ebebul' gibi platformlar üzerinden aileler uzman ebelere görüntülü görüşmelerle ulaşabilmekte ve ihtiyaç duydukları desteği hızlı bir şekilde alabilmektedir. Uzaktan takip sistemleri sayesinde ebeler, annelerin tansiyon ve nabız gibi temel sağlık verilerini dijital ortamda izleyebilmektedir. Bu sayede olası riskler erken fark edilerek zamanında müdahale edilebilmektedir." dedi. "Güçlü ebelik, sağlıklı toplum demektir" Ebelik hizmetlerinin güçlendirilmesinin yalnızca doğum süreçlerini değil, toplum sağlığını da doğrudan etkilediğini vurgulayan Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, sözlerini şöyle tamamladı: "Ebelerin sağlık sisteminde daha aktif ve güçlü bir şekilde yer alması hem sezaryen oranlarının azaltılmasına hem de anne ve bebek sağlığının korunmasına önemli katkı sağlar. Ebelik hizmetlerinin güçlendirilmesi, daha sağlıklı bir toplum için atılacak en önemli adımlardan biridir." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yaz Aylarında Ambalajlı Su Tüketirken Bu Saklama Kurallarına Dikkat! Haber

Yaz Aylarında Ambalajlı Su Tüketirken Bu Saklama Kurallarına Dikkat!

Yaz mevsimiyle birlikte artan su tüketimi, “güvenli su” kavramını günlük yaşamın en kritik başlıklarından biri haline getiriyor. Ambalajlı sularda güvenin temelini ise izlenebilirlik oluşturuyor. Kaynaktan suyun alınması, üretim tesisine girişi ve raflara çıkana kadar her adımı titizlikle Sağlık Bakanlığı tarafından denetlenerek tüketiciye sunuluyor. Ambalajlı Su Üreticileri Derneği (SUDER) Yönetim Kurulu Başkanı Yaşabey Kalebaşı bu noktada tüketicinin bilinçli tercihinin önemine dikkat çekerek şu değerlendirmede bulundu; “Ambalajlı sular hijyen ve gıda güvenliği şartları sağlanan ve Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılan üretim tesislerinde şişelenmektedir. Tam otomatik dolum makinelerinde, el değmeden şişelenmekte olup, kaynaktan tüketiciye ulaşana kadarki her adımda çok sıkı denetim altındadır. Ambalajlı sular market raflarındaki en fazla denetlenen ürünlerin başında gelir. Tüketicilerimizin etikette yer alan üretim izin tarihi, üretim yeri ve parti seri numarası gibi detaylara dikkat etmesi, güvenli suya erişimin temel adımıdır.” “Ambalajlı suların doğru saklanması, üretim kalitesi kadar önem taşıyor” Ambalajlı suların satın alındıktan sonraki saklanma koşulları ürünün kalitesini koruması açısından büyük önem taşıyor. Su doğal bir maddedir ve duyu organlarımızla çevrede algılayamadığımız kokuları dahi yavaşça kendisine çekme özelliğini taşır. İçme sularının serin, kuru, kokusuz ve doğrudan güneş ışığı almayan ortamlarda muhafaza edilmesi gerekir. Balkon, araç içi veya direk güneş ışığına ve yüksek sıcaklığa maruz kalan alanlarda bırakılan şişelerde tat ve koku değişimleri yaşanabilir. Hijyen ve tazelik açısından da açılmış ambalajlı suların kısa sürede tüketilmesi öneriliyor. Yaşabey Kalebaşı konuyla ilgili açıklamasında; “Ambalajlı suların doğru saklanması, üretim kalitesi kadar kritik bir nokta. Tüketicinin ürünü aldıktan sonra bu şartlara dikkat etmesi, bu konuda bilinçlenmesi son derece önem taşıyor” dedi. Özellikle sıcak yaz aylarında ambalajlı suların direk güneş ışığına ve yüksek ısıya maruz bırakılmasının, ürünlerin evlerde veya işletmelerde keskin kokulu maddeler ile aynı ortamda saklanmasının da ürünün kalitesini etkileyebildiğine dikkat çeken Kalebaşı, ambalajlı suların diğer tüm gıda ürünleri gibi serin, kuru ve direkt güneş ışığına maruz kalmayan temiz bir ortamda muhafaza edilmesinin kritik önem taşıdığını hatırlattı. Uygun koşullarda muhafaza edilen ambalajlı sular, son kullanma tarihine kadar güvenle tüketilebilir. Ayrıca açılmış ürünlerde hijyenin korunması ve kısa sürede tüketilmesinin, güvenli içme suyu deneyiminin önemli bir parçası olduğunu belirtti. Doğal kaynaklardan elde edilen sular, vücudun yaz aylarında bozulan mineral dengesini doğal yollarla kazanmasına katkıda bulunuyor Sıcak havalarda yoğun terleme sebebiyle vücutta sodyum, magnezyum ve kalsiyum gibi temel mineraller hızla azalıyor. Doğal mineralli ve doğal kaynak suları, bu kayıpların doğal yolla dengelenmesine katkı sağlıyor ve vücudun mineral dengesini destekliyor. Doğal kaynaklardan elde edilen ambalajlı sular, mineral içeriğini korunduğundan yaz aylarında hidrasyonun önemli bir destekçisi olarak öne çıkıyor. Sağlık profesyonellerinin belirttiği üzere, bilmemiz gereken en önemli şey kendimizi susuz hissedene kadar geçen zamanda vücudumuzun çoktan susuz kalmış olacağıdır. Özellikle bebekler, çocuklar ve yaşlılar, vücut ısı düzenleme mekanizmaları daha hassas olduğu için sıcak havalarda dehidrasyon riskine karşı daha savunmasız kalıyor. Bu nedenle bu risk gruplarında yeterli miktarda ve doğru su tüketimi büyük önem taşıyor; sıcak hava dalgalarında sıvı kaybının erken fark edilmesi ve yeterli sıvı alımının sağlanması genel sağlık durumunun korunmasında belirleyici rol oynuyor. Bu aşırı sıcak günlerde unutmamamız gereken en önemli şey vücudu susuz bırakmamak, yeterli miktarda su içmek, sıcaktan dolayı ortaya çıkan ve kendimizi yorgun hatta sağlıksız hissetmemize yol açacak durumları ortadan kaldırmak olmalıdır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sabancı Vakfı’nın 17. Sezon Fark Yaratanı Özlem Şivecan   Çölyaklı Bireylerin Mücadelesine Öncülük Ediyor Haber

Sabancı Vakfı’nın 17. Sezon Fark Yaratanı Özlem Şivecan Çölyaklı Bireylerin Mücadelesine Öncülük Ediyor

Sabancı Vakfı’nın 17. Sezon Fark Yaratanlarından Özlem Şivecan, çölyaklı birey ve yakınlarının yaşam kalitesini artırmak ve toplumda çölyak konusunda farkındalığı güçlendirmek amacıyla eşi Halim Şivecan ile birlikte Manisa Çölyak ve Organik Beslenme Derneği’ni kurdu. İlk olarak Türkiye genelindeki çölyak derneklerini ortak bir çalışma etrafında buluşturan Şivecan, çölyaklı bireylerin ihtiyaçlarına yönelik hazırlanan yasa önerileriyle Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde araştırma komisyonunun kurulmasına katkı sağladı. Sağlık Bakanlığı desteğiyle bilgilendirici dokümanların yaygınlaştırılması, glütensiz ürün yelpazesinin genişletilmesi, okul kantinlerinde glütensiz ürün bulundurulması ve ürün ambalajlarında glütensiz ibaresinin yer alması gibi düzenlemelerin hayata geçirilmesine öncülük etti. Sabancı Vakfı Fark Yaratanlar Programı'nın 17. Sezonunda Fark Yaratan seçilen Özlem Şivecan, çölyaklı bireyler için Manisa’da başlattığı dayanışma hareketini ulusal ölçekte bir savunuculuk hareketine dönüştürdü. Özlem Şivecan’ın hayatı, kızı Duru’ya 3 yaşındayken konulan çölyak teşhisiyle değişti. Çölyakla ilgili bilgi eksikliğinin yarattığı belirsizlikle uzun süre tek başına mücadele eden Şivecan, benzer süreçlerden geçen ailelerle bir araya gelerek deneyim paylaşımına dayalı bir dayanışma ortamı oluşturdu. Edindiği bilgi ve deneyimle 2016 yılında eşi Halim Şivecan ile birlikte Manisa Çölyak ve Organik Beslenme Derneği’ni kurdu. Türkiye genelindeki çölyak derneklerini bir araya getiren Şivecan, farklı illerde yürütülen çalışmaları ortak bir zeminde buluşturarak çölyaklı bireylerin ihtiyaçlarına yönelik ortak çözüm önerileri geliştirilmesini sağladı. Bu çalışmalar sonucunda hazırlanan yasa önerileri Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sunuldu ve çölyak konusunda bir araştırma komisyonu kurulmasına katkıda bulundu. Komisyon çalışmalarına da katılan Şivecan, Sağlık Bakanlığı desteğiyle bilgilendirici dokümanların yaygınlaştırılması, glütensiz ürün ambalajlarında bunu belirten ibarelerin yer alması, okul kantinlerinde ve 200 metrekareden büyük marketlerde glütensiz ürün bulundurulmasının zorunlu hale getirilmesi gibi önemli düzenlemelerin hayata geçirilmesine öncülük etti. Özlem Şivecan, Manisa Çölyak ve Organik Beslenme Derneği çatısı altında düzenlenen eğitimler ve yerel restoran işletmecilerine yönelik bilgilendirme çalışmalarıyla farkındalığı artırırken, çölyaklı bireylerin sosyal hayata katılımını destekliyor. Eğitim programlarına çölyakların yakınlarını da dahil ederek çölyakla yaşam konusunda bütüncül bir farkındalık oluşturuyor. Paketli gıda üreticileriyle geliştirilen iş birlikleriyle glütensiz ürün çeşitliliğinin artmasına katkı sağlıyor. Özlem Şivecan ayrıca glütensiz gıdaya erişimdeki ekonomik kısıtları aşmak amacıyla kurduğu Mutlu Beslen Kooperatifi ile de uygun fiyatlı glütensiz ürün üretimini destekliyor. Sabancı Vakfı Genel Müdürü Nevgül Bilsel Safkan, “Özlem Şivecan, kendi yaşamında karşılaştığı zorluğu, çölyaklı bireylerin ve yakınlarının hayatına dokunan güçlü bir dayanışma modeline dönüştürdü. Bilgi paylaşımı, hak savunuculuğu ve toplumsal farkındalığı bir araya getiren yaklaşımıyla çölyaklı bireylerin yaşamını kolaylaştıran kalıcı çözümler üretti. Çölyaklı bireyler ve yakınlarının haklarının korunmasına yönelik yasal düzenlemelerin geliştirilmesine, uygun fiyatlı glütensiz gıdaya erişimin kolaylaşmasına ve toplumda çölyak konusunda farkındalığın güçlenmesine katkı sunan bu çalışmaları, Sabancı Vakfı olarak desteklemekten büyük mutluluk duyuyoruz.” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kızılay, Yılın İlk 5 Ayında 1,2 Milyon Ünite Kan Bağışı Aldı Haber

Kızılay, Yılın İlk 5 Ayında 1,2 Milyon Ünite Kan Bağışı Aldı

Türk Kızılay, gönüllü ve düzenli kan bağışçılarının desteğiyle bu yılın ilk beş ayında 1 milyon 197 bin 512 düzenli bağışçının katkısıyla 1 milyon 246 bin 400 ünite kan bağışı aldı. Türk Kızılay'a kan bağışında bulunanların yüzde 21'ini 18-24 yaş aralığındaki gençler oluştururken, bağışçı profilinde erkeklerin oranı yüzde 85, kadınların oranı ise yüzde 15 olarak kaydedildi. A-B-0 kan grubu sistemini keşfederek tıp dünyasında çığır açan Nobel Ödüllü bilim insanı Karl Landsteiner'in doğum gününe atfen her yıl 14 Haziran'da kutlanan ve bu yıl 22'ncisi gerçekleştirilen Dünya Gönüllü Kan Bağışçıları Günü dolayısıyla verilerini paylaşan Türk Kızılay, gönüllü kan bağışının güçlenmesi için yürüttüğü çalışmaların sonuçlarını da açıkladı. Eğitim faaliyetleriyle milyonlara ulaşıldı Türk Kızılay, gönüllü kan bağışı kültürünü yaygınlaştırmak amacıyla saha çalışmaları ve farkındalık faaliyetlerine aralıksız devam ediyor. Geçtiğimiz yıl 3 milyon 41 bin 278 ünite kan bağışı alarak kuruluş tarihinin en yüksek yıllık bağış rakamına ulaşan Kızılay, bu yılın ilk beş ayında gerçekleştirdiği 2 bin 197 eğitim faaliyeti kapsamında 1 milyon 225 bin 50 kişiye kan bağışı konusunda farkındalık eğitimi verdi. Kan bağışını güçlendiren projeler Türk Kızılay, farklı kurum ve kuruluşlarla geliştirdiği iş birlikleriyle ulusal kan temin sistemini desteklemeyi sürdürüyor. Talasemi Federasyonu ve Kan Hastalıkları Federasyonu iş birliğiyle yürütülen “Biz İyilik Severiz” Projesi kapsamında 40 bin 783 kişilik bağışçı havuzu oluşturulurken, 4 bin 63 düzenli bağışçı sisteme kazandırıldı ve 247 hasta-bağışçı eşleşmesi gerçekleştirildi. Gönüllü kan bağışının yaygınlaştırılması amacıyla 82 kurum ve kuruluşla iş birliği yürüten Türk Kızılay, yaz dönemlerinde bağış sürekliliğini desteklemek için “Mahallenin Gücü İyilikle Büyür” projesini hayata geçirdi. “Hastaya Kan, Ormana Can” projesi kapsamında ise 1 milyon 579 bin 400 bağışçının desteğiyle 4 milyon 738 bin 200 fidan toprakla buluşturuldu. TÜRKÖK'ün umut havuzu 1,2 milyon bağışçı adayını aştı Türk Kızılay ve Sağlık Bakanlığı iş birliğiyle yürütülen Türkiye Kök Hücre Koordinasyon Merkezi (TÜRKÖK), kök hücre nakli bekleyen hastalar için umut olmaya devam ediyor. 2014 yılında başlayan çalışmalar sonucunda aktif kök hücre adayı sayısı 1 milyon 231 bin 392'ye yükseldi. TÜRKÖK kapsamında bugüne kadar 36 bin 905 hasta-bağışçı eşleşmesi gerçekleştirilirken, 8 bin 500 kişiden kök hücre toplama süreci başarıyla tamamlandı. Protürk Plazma İlaç Tesisi’nin temeli atıldı Türk Kızılay, gönüllü bağışçılarının desteğiyle temin ettiği kanın plazma bileşenini yüksek katma değerli ilaçlara dönüştürmek amacıyla yürüttüğü Protürk Projesi kapsamında önemli bir adım attı. Ankara’nın Çubuk ilçesinde, Türk Kızılay ile Güney Koreli SK Plasma iş birliğinde hayata geçirilecek Türk Kızılay Protürk Plazma İlaç Tesisi’nin temeli, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın canlı yayın bağlantısıyla katıldığı törenle atıldı. Faaliyete geçtiğinde Albümin, İmmünoglobulin ve pıhtılaşma faktörleri gibi kritik plazma ürünlerinin yurt içinde üretilmesi hedeflenen tesis, Türkiye’nin bu alandaki dışa bağımlılığının azaltılmasına ve sağlık ekosistemine stratejik katkı sağlayacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Göz Hekimleri Canlı Yayında  4 Günde 70 Ameliyat Yapacak Haber

Göz Hekimleri Canlı Yayında  4 Günde 70 Ameliyat Yapacak

Sempozyum kapsamında göz hekimlerinin T.C. Sağlık Bakanlığı Ankara Bilkent Şehir Hastanesi’nde 4 gün boyunca yapacağı ameliyatlar canlı yayınla diğer göz doktorlarının bulunduğu konferans salonuna ve çevrimiçi olarak yurtdışından katılan hekimlere aktarılıyor. Türkiye’deki göz doktorlarını temsil eden tek dernek olan Türk Oftalmoloji Derneği, Türkiye’deki göz hekimlerinin mesleki gelişimlerini sağlamak amacıyla dünya standartları kalitesinde etkinlik ve eğitim organizasyonları düzenlemeyi sürdürüyor. Göz doktorlarının bilgi birikimi ve tecrübelerini paylaşmalarına imkan sağlayan sempozyum kapsamında 70 farklı göz ameliyatı yapılacak. Ameliyatlar yüksek çözünürlükte canlı yayınla konferans salonundaki dev ekrana yansıtılıyor ve salondaki hekimlerin izlemesi sağlanıyor. Türk Oftalmoloji Derneği’nden dünya çapında canlı cerrahi organizasyonu Türk Oftalmoloji Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Kıvanç Güngör, “Bu yıl 10’uncusunu düzenlediğimiz ve taşıdığı özellikler nedeniyle dünya çapında tek olan TOD Canlı Cerrahi Sempozyumu 11-14 Haziran tarihleri arasında gerçekleştiriyoruz. Farklı dallarda 4 gün süren bir Canlı Cerrahi Sempozyumu göz hastalıkları alanında başka bir ülkede yok. Glokom, Katarakt ve Refraksiyon, Kornea ve Oküler Yüzey, Okülofasiyal Plastik Cerrahi, Pediyatrik Oftalmoloji ve Şaşılık, Vitreoretinal cerrahi birimlerinin katkılarıyla T.C. Sağlık Bakanlığı Ankara Bilkent Şehir Hastanesi ameliyathanelerinde gerçekleştirilen canlı cerrahi uygulamaları internet üzerinden JW Marriott Otel ve Kongre Merkezi toplantı salonuna aktarılıyor. Aynı zamanda çevrimiçi olarak yurtdışından katılan göz hekimleri tarafından izleniyor. Bu yıl canlı cerrahi sempozyumu kapsamında ilk kez uygulanacak olan programın 1. gününde, tek bir gün içerisinde üç ayrı birimin eş zamanlı olarak ameliyat gerçekleştireceği akışın katılımcılara farklı cerrahi yaklaşımları karşılaştırmalı olarak izleme ve değerlendirme fırsatı sunuyoruz” dedi. Sempozyumu dünyanın dört bir yanından göz hekimleri takip ediyor Prof. Dr. Kıvanç Güngör, sempozyuma 4 gün boyunca ülkemizden ve dünyanın dört bir yanından fiziksel ve çevrimiçi olarak 2000’den fazla göz hekiminin takip edeceğini belirterek şöyle devam etti. “Deneyimli ve alanında uzman cerrahlar tarafından gerçekleştirilecek canlı cerrahi uygulamaları, katılımcılara farklı tekniklerin ve güncel yaklaşımların doğrudan izlenebileceği nitelikli bir eğitim ortamı sağlayacak. Bu süreçte eş zamanlı olarak oteldeki sempozyum salonunda düzenlenecek tartışma oturumlarında, deneyimli meslektaşlarımızın katkılarıyla olgular kapsamlı şekilde değerlendirilecek; katılımcılar da aktif katılım göstererek soru, yorum ve deneyimlerini paylaşma fırsatı elde edecekler. Bilimsel programın bir diğer önemli bileşeni olarak, endüstri destekli cerrahiler ve uydu sempozyumlarda güncel teknolojiler, yenilikçi uygulamalar ve klinik pratiğe yansıyan gelişmeler ele alınacak; böylece katılımcılara hem teorik hem de uygulamaya dönük bütüncül bir bakış açısı sunulacak. Geçtiğimiz yılda yine Ankara’da düzenlediğimiz sempozyum büyük ilgi gördü. Sempozyumda 4 gün boyunca 70 göz cerrahı canlı ameliyat gerçekleştirdi. Yurt içinden bin, yurtdışında 42 ülkeden binin üzerinde yabancı göz hekimi tarafından takip edilen ameliyatlarda 250 sağlık personeli görev aldı. Bu ameliyatların içinde oldukça zor ve nadir yapılan ameliyatlar vardı ve hastalarımız sağlıklarına kavuştular.” diye konuştu. Dünyaya örnek oluyoruz Prof. Dr. Kıvanç Güngör hem teknik özellikleri, hem canlı yayın kalitesi, hem de yapılan ameliyatların zorluk ve çeşitlilik derecesi gibi pek çok öne çıkan özellikleriyle dünya standartlarında bir Canlı Cerrahi Sempozyumu düzenlediklerini sözlerine ekleyerek şöyle konuştu: “TOD Canlı Cerrahi Sempozyumu yoğun emek harcayarak düzenlediğimiz bir etkinlik. Canlı cerrahi uygulamaları için hastanelerini tahsis eden başta T.C. Sağlık Bakanlığı Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Koordinatör Başhekimi Prof.Dr. Levent Öztürk olmak üzere Genel Hastane Başhekimi Doç. Dr. Osman İnan, Eğitim Sorumlusu Prof. Dr. Özlem Evren Kemer ve İdari Sorumlu Prof. Dr. Yasin Toklu’ya; yöneticilerimiz ve çalışanlarına, hemşire, teknisyen ve personeline, TOD birimleri aktif üyesi olarak cerrahi yapan ve katılan tüm göz hekimi meslektaşlarımın her birine teşekkür ediyorum. Baştan sona dünya standartlarında bir sempozyum olması için çalışıyoruz. Etkinliğimiz hem yurtiçinden hem de yurtdışından her yıl büyük ilgi görüyor. Her geçen yıl yurtdışı katılımı artıyor. ” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Teksüt 70 Yıllık Deneyimiyle Sağlıklı Nesillere Katkı Sunuyor Haber

Teksüt 70 Yıllık Deneyimiyle Sağlıklı Nesillere Katkı Sunuyor

Teksüt Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Arda Aksaray, sütün yaşamın her döneminde düzenli olarak tüketilmesi gereken en değerli besin kaynaklarından biri olduğunu belirterek 1 Haziran Dünya Süt Günü’nü kutladı. Sağlıklı bir toplumun temelinde dengeli ve yeterli beslenmenin yer aldığını ifade eden Aksaray, “Süt; protein, kalsiyum, vitamin ve mineraller açısından çok zengin bir besin kaynağı. Çocukların büyüme ve gelişiminden yetişkinlerin sağlıklı yaşamına kadar her yaşta önemli bir role sahip. Fiziksel ve zihinsel gelişimin desteklenmesi için düzenli süt tüketimi büyük önem taşıyor” dedi. Bu yıl 70’inci kuruluş yılını kutlayan Teksüt’ün, nesillerdir sofralarda yer aldığını vurgulayan Aksaray, “70 yıldır süt ve süt ürünleri alanındaki deneyimimizle tüketicilerimize güvenilir ve kaliteli ürünler sunuyoruz. Sütün bereketini ve doğallığını sofralara taşırken, sağlıklı nesillerin yetişmesine katkı sağlamaktan büyük mutluluk duyuyoruz” diye konuştu. Süt kültürü nesilden nesile aktarılıyor Sütün yoğurt, ayran, peynir, kaymak ve tereyağı gibi birçok ürüne dönüşen büyük bir yolculuğa sahip olduğunu belirten Aksaray, “Anadolu mutfağında süt ve süt ürünleri çok önemli bir yere sahip. Kahvaltıdan ana öğünlere, tatlılardan geleneksel lezzetlere kadar hayatımızın her alanında süt ürünlerini görüyoruz. Bu güçlü kültür, yüzyıllardır nesilden nesile aktarılıyor” ifadelerini kullandı. Günde 2 bardak süt öneriliyor Karbonhidrat, protein ve yağ içeriğiyle enerji sağlayan süt, özellikle içerdiği kalsiyum sayesinde kemik sağlığının korunmasına katkı sağlıyor. Çocukların fiziksel ve zihinsel gelişimi için gerekli olan protein, kalsiyum, fosfor ile B2, B6, B1 ve A vitaminleri de süt aracılığıyla alınabiliyor. Uzmanlar, çocukluk döneminden itibaren düzenli süt tüketiminin sağlıklı yaşamın temel taşlarından biri olduğuna dikkat çekerken, Sağlık Bakanlığı’nın Türkiye Beslenme Rehberi’nde, çocukların ve gençlerin her gün düzenli olarak 2 ila 4 porsiyon süt ve süt ürünü tüketmesinin sağlıklı büyüme ve gelişim açısından önemli olduğu vurgulanıyor. Teksüt’ün sade ve meyve aromalı süt çeşitleri ise çocukların süt tüketimini desteklerken, içerdiği yüksek protein ve kalsiyum oranlarıyla öne çıkıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Eskişehir Şehir Hastanesi Çalışanlarından Bahar Konseri Haber

Eskişehir Şehir Hastanesi Çalışanlarından Bahar Konseri

Eskişehir Şehir Hastanesi bünyesinde bu yıl kurulan ve tamamı hastane çalışanlarından oluşan 60 kişilik Türk Halk Müziği Topluluğu, hastanenin hizmete girişinin 8. yılı kapsamında ikinci konseriyle yeniden sahneye çıkıyor. Şef Muharrem Atabay yönetimindeki topluluk, 4 Haziran’da Eskişehirlilerle buluşacak. Eskişehir Şehir Hastanesi bünyesinde bu yıl kurulan ve hastane çalışanlarından oluşan 60 kişilik Türk Halk Müziği Topluluğu, ikinci konserini 4 Haziran Perşembe günü Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Sanat ve Kültür Sarayı Opera binasında verecek. Hastanenin hizmete girişinin 8. yılı kapsamında gerçekleştirilecek konser, halka açık ve ücretsiz olarak düzenlenecek. Akfen İnşaat tarafından Kamu-Özel İşbirliği (PPP) modeliyle yapımının tamamlanmasının ardından Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı tarafından hizmete alınan Eskişehir Şehir Hastanesi, geride bıraktığı 7 yılda yalnızca sağlık hizmetleriyle değil; sosyal, kültürel ve insana dokunan çalışmalarıyla da Eskişehir’in önemli merkezlerinden biri haline geldi. Bu yaklaşımın bir yansıması olarak bu yıl kurulan ve tamamı hastane çalışanlarından oluşan Eskişehir Şehir Hastanesi Türk Halk Müziği Topluluğu da kısa süre içerisinde gerçekleştirdiği çalışmaların ardından ikinci konseriyle yeniden sahneye çıkmaya hazırlanıyor. Şef Muharrem Atabay yönetimindeki 60 kişilik topluluk, bahar konserinde dinleyicilerle buluşacak. Yoğun çalışma temposu içerisinde sanatı ortak bir buluşma noktası haline getiren hastanenin tüm çalışanları, konser aracılığıyla hem kurum içi dayanışmayı güçlendirmeyi hem de Eskişehirlilerle kültürel bir paylaşım ortamı oluşturmayı hedefliyor. Eskişehir Şehir Hastanesi’nin sağlık hizmetlerinin yanı sıra sosyal yaşamı destekleyen yaklaşımının bir parçası olarak hayata geçirilen konser, 4 Haziran Perşembe günü saat 20.00’de Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Sanat ve Kültür Sarayı (Opera Binası)’nda gerçekleştirilecek. Halka açık ve ücretsiz olacak konser programına tüm Eskişehirliler davet edildi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sağlığın Kahramanları Bu Kez Sanat Sahnesinde Buluştu Haber

Sağlığın Kahramanları Bu Kez Sanat Sahnesinde Buluştu

Eskişehir Şehir Hastanesi bünyesinde bu yıl kurulan ve tamamı hastane çalışanlarından oluşan 60 kişilik Türk Halk Müziği Topluluğu, hastanenin hizmete girişinin 8. yılı kapsamında ikinci konseriyle yeniden sahneye çıkıyor. Şef Muharrem Atabay yönetimindeki topluluk, 4 Haziran’da Eskişehirlilerle buluşacak. Eskişehir Şehir Hastanesi bünyesinde bu yıl kurulan ve hastane çalışanlarından oluşan 60 kişilik Türk Halk Müziği Topluluğu, ikinci konserini 4 Haziran Perşembe günü Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Sanat ve Kültür Sarayı Opera binasında verecek. Hastanenin hizmete girişinin 8. yılı kapsamında gerçekleştirilecek konser, halka açık ve ücretsiz olarak düzenlenecek. Akfen İnşaat tarafından Kamu-Özel İşbirliği (PPP) modeliyle yapımının tamamlanmasının ardından Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı tarafından hizmete alınan Eskişehir Şehir Hastanesi, geride bıraktığı 7 yılda yalnızca sağlık hizmetleriyle değil; sosyal, kültürel ve insana dokunan çalışmalarıyla da Eskişehir’in önemli merkezlerinden biri haline geldi. Bu yaklaşımın bir yansıması olarak bu yıl kurulan ve tamamı hastane çalışanlarından oluşan Eskişehir Şehir Hastanesi Türk Halk Müziği Topluluğu da kısa süre içerisinde gerçekleştirdiği çalışmaların ardından ikinci konseriyle yeniden sahneye çıkmaya hazırlanıyor. Şef Muharrem Atabay yönetimindeki 60 kişilik topluluk, bahar konserinde dinleyicilerle buluşacak. Yoğun çalışma temposu içerisinde sanatı ortak bir buluşma noktası haline getiren hastanenin tüm çalışanları, konser aracılığıyla hem kurum içi dayanışmayı güçlendirmeyi hem de Eskişehirlilerle kültürel bir paylaşım ortamı oluşturmayı hedefliyor. Eskişehir Şehir Hastanesi’nin sağlık hizmetlerinin yanı sıra sosyal yaşamı destekleyen yaklaşımının bir parçası olarak hayata geçirilen konser, 4 Haziran Perşembe günü saat 20.00’de Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Sanat ve Kültür Sarayı (Opera Binası)’nda gerçekleştirilecek. Halka açık ve ücretsiz olacak konser programına tüm Eskişehirliler davet edildi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.