Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Sağlık Bakanlığı

Kapsül Haber Ajansı - Sağlık Bakanlığı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sağlık Bakanlığı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Seğmen Su Ürün Yelpazesini Genişletiyor Haber

Seğmen Su Ürün Yelpazesini Genişletiyor

Ankara Büyükşehir Belediyesi iştiraki olan ve ambalajlı su sektöründe faaliyet gösteren Seğmen Su AŞ, üretim altyapısında gerçekleştirdiği kapsamlı yenileme ve modernizasyon çalışmalarının ardından ürün portföyünü genişletti. 0,33 ve 0,75 litrelik cam şişe ile 0,20 litrelik bardak su ürünleri raflarda yerini aldı. SEĞMEN SU’DA YENİ ÜRÜNLER TÜKETİCİYLE BULUŞTU Seğmen Su, fabrika yenileme çalışmaları kapsamında üretim altyapısını güncel teknolojilerle güçlendirerek, üretim kapasitesini de artırdı. Yeni ürün çalışmaları kapsamında ise 0,33 litre ve 0,75 litre cam şişe ile 0,20 litre bardak su ürünleri tüketicilerin beğenisine sunuldu. Yeni ürünlerde kalite, estetik ve kullanım kolaylığının bir arada değerlendirilmesiyle günlük tüketimin yanı sıra farklı hizmet ve ikram alanlarında kullanılabilecek alternatifler oluşturuldu. ÜRETİM SÜRECİ BAŞTAN SONA KONTROLLÜ Büyükyağcı ve Güzelcekale olmak üzere iki üretim tesisi bulunan Seğmen Su’yun tesisleri; İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik kapsamında İl Sağlık Müdürlüğü tarafından denetlenirken, yıl boyunca alınan su numuneleri ilgili laboratuvarlarda analiz edilerek düzenli kalite kontrolleri gerçekleştiriliyor. Seğmen Su AŞ Genel Müdürü Merih Demirdelen, Sağlık Bakanlığı’nın haftalık, aylık ve yıllık periyotlarla denetlendiklerinin altını çizerek, “Ürünlerimiz piyasaya sunulmadan önce mikrobiyolojik ve kimyasal testlerden günlük olarak geçirilmektedir. Mevcut makine parkurumuzda Seğmen Su kaynaktan çıkıp şişelenene kadarki süreçte hiçbir şekilde el değmeden hijyenik ortamda ambalajlanmaktadır. Ayrıca ambalajlanan ürünler her gün düzenli olarak mikrobiyolojik ve kimyasal testlere tabi tutulmaktadır"diye konuştu. ÜRETİM KAPASİTESİ SAATTE 40 BİN ŞİŞEYE ULAŞIYOR Demirdelen, Haymana Büyükyağcı’da bulunan üretim tesisinin 22 bin metrekarelik alanda faaliyet gösterdiğini ve tesisin 10 bin metrekaresinin kapalı, 12 bin metrekaresinin ise açık alandan oluştuğunu söyledi. Demirdelen, üretim kapasitesine ilişkin şu bilgileri verdi: “Üretim teknolojisi açısından saatte 40 bin şişe 0,5 litre ürün üretebilmektedir. Yine saatte 20 bin şişe 1,5 litre ürün üretilebilmektedir. Aynı fabrikada 5 litre ürünlerimiz saatte 6 bin şişe olarak şişelenmektedir. Bu yönüyle de baktığımızda Seğmenler Pınarı yüksek teknoloji ve yüksek kapasitesi ile İç Anadolu’daki en büyük tesislerden bir tanesidir.” SEĞMEN SU ARTIK DOĞAL MİNERALLİ SU RUHSATIYLA ÜRETİM YAPIYOR Seğmen Su’yun üretim altyapısında yapılan yatırımlarla birlikte ürünlerin ruhsatlandırma yapısında da değişikliğe gidildiğini söyleyen Demirdelen, şöyle konuştu: "2024 yılına kadar ürünlerimiz içme suyu ruhsatıyla piyasaya sunulmaktaydı. Yapmış olduğumuz altyapı yatırımlarıyla artık Seğmen Su doğal mineralli ruhsatı ile tüketicilerimize hizmet vermektedir. İçme suyuyla doğal mineralli ürünlerin farkı; doğal mineralli ürünlerde ürünün yapısı bozulmadan doğadan çıktığı saflıkta ve yüksek mineral kapasitesiyle doğrudan hijyenik olarak tüketicilerimize sunulmaktadır. Bu yönüyle Seğmen Su’yun piyasadaki diğer markalardan farkı, çok yüksek bir mineral kapasitesine sahip olmasıdır. Özellikle kalsiyum, bikarbonat noktasında Seğmen Su'yun yüksek mineral içeriği tüketicilerin sağlığına pozitif olarak etki etmektedir." ANKARA’DAN DÜNYA PAZARINA İhracat çalışmalarının da sürdüğünü belirten Demirdelen,"Seğmen Su AŞ Ankara'nın her bölgesinde tüketicilerimizin rahatça ulaşabileceği noktalarda tüketicilerimizin beğenisine sunulmaktadır. Ulusal marketlerde, yerel marketlerde, bakkallarda, büfelerde ve geniş damacana dağıtım ağıyla tüketicilerimize Ankara ve çevresi illerde hizmet vermektedir. Buna ilave olarak Seğmen Su 2023-2024 yılından itibaren ihracat pazarında da rol almaktadır. Ürünlerimiz İngiltere'de, Almanya'da, Belçika'da. 2027 yılından itibaren de Arap ülkelerinde de ürünlerimiz satışa sunulacaktır." dedi. ÜRETİM MALİYETLERİNDEKİ DÜŞÜŞ FİYATLARA YANSITILIYOR Gerçekleştirilen altyapı yatırımlarıyla üretim kapasitesinin artırılması, üretim maliyetlerinin düşürülmesine de katkı sağladı. Seğmen Su’yun rekabetçi fiyat politikasını sürdürmeyi hedeflediğini belirten Demirdelen, 2024 ve 2025 yıllarında gerçekleştirilen altyapı yatırımlarıyla kapasitenin yükselmesi sonucu azalan üretim maliyetlerinin fiyatlara yansıtıldığını söyledi. DOĞAL AFETLERDE GÜNLÜK 30 TIR’A KADAR SEVKİYAT KAPASİTESİ Deprem ve sel gibi afetlerde altyapı sistemlerinin zarar görmesi durumunda su ihtiyacının karşılanmasına katkı sağlayabileceklerini belirten Demirdelen, “Seğmen Su, deprem, sel gibi doğal afetler sırasında bir sigorta misyonunu da üstlenmektedir. Altyapı tesislerinin, altyapı sistemlerinin zarar görmesi durumunda, günlük 30 TIR’a kadar ürün üretip sevk edebilme kapasitesine sahibiz." dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Aft Nedir, Neden Olur? Ağız İçindeki Aft Nasıl Geçer? Haber

Aft Nedir, Neden Olur? Ağız İçindeki Aft Nasıl Geçer?

Ağız içinde görülen küçük ancak ağrılı yaralar, toplumda yaygın olarak “aft” olarak biliniyor. Genellikle dudakların ve yanakların iç kısmında, dilde veya ağız tabanında ortaya çıkan aftlar; beyaz, sarı ya da gri renkli bir merkezin çevresindeki kızarıklıkla fark edilebiliyor. Sağlık Bakanlığı kaynaklarında aft, ağız içindeki mukozal yüzeyde meydana gelen küçük ve ağrılı lezyonlar olarak tanımlanıyor. Aft oluşumunda ağız içindeki dokuların travmaya uğraması, vitamin ve mineral eksiklikleri, genetik yatkınlık ve bağışıklık sistemiyle ilişkili faktörlerin etkili olabileceği belirtiliyor. Aft Nedir? Aft, ağız içindeki yumuşak dokularda meydana gelen, çoğunlukla yuvarlak veya oval şekilli ağrılı yaralardır. Aftöz ülser olarak da adlandırılan bu yaralar genellikle beyazımsı, sarı veya gri bir merkeze ve kırmızı bir çevreye sahiptir. Aftlar özellikle yemek yeme ve konuşma sırasında ağrıya yol açabilir. Sıcak, baharatlı, tuzlu veya asitli yiyecekler yaranın tahriş olmasına ve rahatsızlığın artmasına neden olabilir. Aftların uçukla karıştırılmaması da önem taşıyor. Tekrarlayan aftöz ülserler bulaşıcı değildir ve temas yoluyla başka kişilere geçmez. Aft Neden Olur? “Aft neden çıkar?” ve “ağızda aft neden olur?” soruları, ağız yarası yaşayan kişilerin en fazla merak ettiği konular arasında yer alıyor. Tekrarlayan aftların kesin nedeni her zaman belirlenemese de aft oluşumunu tetikleyebilen veya şiddetlendirebilen birçok faktör bulunuyor. Ağız veya yanağın yanlışlıkla ısırılması, sert diş fırçalama, keskin dişler, diş telleri ve protezlerin oluşturduğu tahriş aft oluşumunu tetikleyebiliyor. Stres ve yorgunluk da bazı kişilerde aftların ortaya çıkmasıyla ilişkilendiriliyor. Bunun yanında demir, folat ve B grubu vitaminlerinin düşük düzeyleri bazı kişilerde aftlarla ilişkili olabiliyor. Hormonal değişiklikler ile çok sıcak, baharatlı, tuzlu veya asitli yiyecekler de aftları tetikleyebiliyor ya da mevcut yaranın daha fazla rahatsızlık vermesine yol açabiliyor. Afta Ne İyi Gelir? Aft Nasıl Geçer? Aftların önemli bir bölümü herhangi bir ciddi müdahaleye ihtiyaç duymadan kendiliğinden iyileşiyor. Küçük aftların çoğu yaklaşık 1-2 hafta içerisinde düzelebiliyor. İyileşme döneminde ağız hijyeninin korunması, yaranın tekrar tekrar tahriş edilmemesi ve ağız içini rahatsız eden gıdalardan uzak durulması önem taşıyor. Özellikle acı, çok baharatlı, tuzlu, asitli ve sert yiyecekler aft ağrısını artırabileceğinden bunların tüketiminin sınırlandırılması faydalı olabiliyor. Yumuşak bir diş fırçası kullanmak ve ağız içindeki yarayı tahriş etmemek de iyileşme döneminin daha rahat geçirilmesine yardımcı olabilir. Gerektiğinde hekim veya diş hekiminin değerlendirmesiyle ağrıyı azaltmaya ve iyileşmeyi desteklemeye yönelik ağız gargaraları veya lokal tedaviler kullanılabilir. Aft İçin Tuzlu Su Kullanılır mı? Aft konusunda en çok araştırılan yöntemlerden biri de tuzlu suyla ağız çalkalamaktır. Tuzlu su ile yapılan ağız çalkalama, ağız hijyeninin desteklenmesine yardımcı olabilecek yöntemler arasında gösteriliyor. Ancak bu uygulama aftın altında yatan nedeni tedavi eden kesin bir yöntem olarak değerlendirilmemeli. Tekrarlayan Aftlar Neden Önemli? Arada sırada ortaya çıkan ve kısa sürede iyileşen aftlar çoğunlukla ciddi bir sağlık sorununa işaret etmiyor. Ancak sürekli tekrarlayan, normalden büyük olan veya uzun süre geçmeyen ağız yaralarının değerlendirilmesi gerekiyor. Tekrarlayan aftlarda hekim tarafından demir, B12 ve folat gibi değerlerin araştırılması gerekebilir. Daha nadir durumlarda tekrarlayan ağız ülserleri Crohn hastalığı, çölyak veya Behçet hastalığı gibi başka sağlık sorunlarıyla ilişkili olabileceğinden, eşlik eden başka belirtilerin bulunması durumunda tıbbi değerlendirme önem taşıyor. Aft Ne Zaman Tehlikeli Olabilir? Özellikle üç haftadan uzun süren ağız yaralarının hekim veya diş hekimi tarafından değerlendirilmesi öneriliyor. Bunun yanı sıra aftların çok büyük olması, giderek yayılması, sık sık tekrarlaması veya kişinin yemek yemesini ve sıvı tüketmesini ciddi şekilde engellemesi durumunda da sağlık kuruluşuna başvurmak gerekiyor. Sağlık Bakanlığı kaynaklarında da sürekli tekrarlayan ve geçmeyen ağız yaralarının kronik hastalıklar ve diğer olası nedenler açısından araştırılması gerektiğine dikkat çekiliyor. Aft Oluşumunu Azaltmak İçin Nelere Dikkat Edilmeli? Aft oluşumunu tamamen engellemenin kesin bir yolu bulunmasa da ağız içindeki travmaları azaltmak, yumuşak diş fırçası kullanmak, dengeli beslenmek, ağız hijyenine dikkat etmek ve kişide aftı tetiklediği fark edilen yiyeceklerden uzak durmak yararlı olabilir. Sık tekrarlayan aftlarda ise yalnızca yarayı geçirmeye çalışmak yerine altında yatan olası nedenlerin araştırılması önem taşıyor. Özellikle uzun süre iyileşmeyen ağız yaralarında “nasıl olsa afttır” yaklaşımı yerine hekim veya diş hekimi değerlendirmesi öneriliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı ⋮⋮⋮⋮

Türkiye LÖSEV İçin Tek Yürek Oldu, 100 Bin Kişi Ata’nın Huzuruna Koştu  Haber

Türkiye LÖSEV İçin Tek Yürek Oldu, 100 Bin Kişi Ata’nın Huzuruna Koştu 

LÖSEV Lösemili Çocuklar Sağlık ve Eğitim Vakfı, geleneksel Anıtkabir buluşmasını 3 Ekim’de gerçekleştirdi. Büyük LÖSEV Ailesi Aslanlı Yol'dan ilerleyerek, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün huzuruna çıktı. Lösemili çocuklar, Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ezer ve beraberindeki heyet, Atatürk'ün mozolesine LÖSEV motifli çelenk bıraktı. Saygı duruşunda bulunuldu. Daha sonra Misak-ı Milli Kulesi'ne geçildi. Dr. Ezer, burada Anıtkabir Özel Defteri'ni imzaladı. Türkiye’nin dört bir yanından 632 otobüs ile yaklaşık 32 bin kişininkatıldığı buluşmada, Ankara’dan gelen aile ve gönüllülerle birlikte toplam sayı 100 bine ulaştı. Lösemi ve kanser tedavisi gören çocuklar, hastalığı yenerek hayata yeniden tutunan gençler, aileler, gönüllüler ve LÖSEV destekçileri, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e minnetlerini sunmak ve Cumhuriyet değerlerine sahip çıkmak için söz verdi. Dr. Üstün Ezer: “100 Yıl Da Geçse Halen Ülkemizin Umudu Ve Birleştirici Gücüsün.” Tedavi gören Lösemili Çocuklar ile Anıtkabir’de mozoleye çelenk koyan ve saygı duruşunda bulunan LÖSEV ’in Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Üstün EZER Anıtkabir defterine şunları yazdı: “Bu günlerde çok daha iyi anlıyoruz ki, sen sadece Vatanımızın kurtarıcısı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu değil, aradan 100 yıl da geçse halen ülkemizin umudu ve birleştirici gücüsün. Bizler LÖSEV Ailesi olarak; bölünmez vatanımızın kıymetini çok iyi biliyoruz, senin bütün ilke-devrim ve eserlerine sahip çıkıyor, çok çalışıyor, hayatlar kurtarıyor her alanda üretiyor, ufkun ötesini görüyoruz. İnanıyoruz ki her gecenin bir sabahı vardır ve bu karanlık günlerin ardından güneş LÖSEV ’den doğacaktır. Sen rahat uyu Atam, emanetlerin LÖSEV Ailesinde ve asil Türk halkındadır.” LÖSEV’in LÖSANTE Hastanesi’nde tedavi gören Lösemili Çocuklar da Atatürk’lerine şöyle seslendi: “Siz ülkemizi işgal eden düşmanlarımızla büyük bir Kurtuluş Savaşı yaptınız ve sonunda onları yenerek ve denize dökerek galip geldiniz. Biz de lösemi canavarına karşı büyük bir mücadele veriyoruz. Vücudumuzun her yerine kötü hücreler yayılmış ve bizi ele geçirmeye çalışsalar da LÖSEV sayesinde iyileşeceğiz ve BİZ KAZANACAĞIZ. Size söz veriyoruz ve umudumuzu hiçbir zaman kaybetmiyoruz.” Anıtkabir ziyaretinin ardından Anıttepe Spor Kompleksi’nde devam eden etkinliklerde Lösemili Çocukların anneleri, LÖSEV’in çalışmalarının önündeki engellerin kaldırılması çağrısında bulundu. Anneler, Sağlık Bakanlığı’ndan LÖSANTE Hastanesi’ne tam ruhsat verilmesini, YÖK Başkanlığı’ndan ise LÖSEV Üniversitesi’nin kuruluşu için beklenen son imzanın atılmasını talep etti. LÖSEV Gençliği’nin öncülüğünde on binlerce gencin Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ni hep bir ağızdan okuduğu program, müzik ve dans festivaliyle sona erdi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Mersin Büyükşehir’den ‘Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek’ Konulu Farkındalık Eğitimi Haber

Mersin Büyükşehir’den ‘Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek’ Konulu Farkındalık Eğitimi

Sağlık Bakanlığı’nın çalışmaları doğrultusunda gerçekleştirilen etkinlikte çocuklar ve velilere; sağlıklı beslenme, hareketli yaşam, hijyen, ağız ve diş sağlığı, ruh sağlığı, afet bilinci ve ilk yardım konularında eğitim verildi. Psikologdan diyetisyene, diş hekiminden fizyoterapiste farklı sağlık profesyonellerinin yer aldığı etkinlikle, çocukların erken yaşta sağlık bilinci kazanmaları ve öğrendiklerini çevreleriyle paylaşarak birer ‘Sağlık Elçisi’ olmaları amaçlandı. MERSİN / ( FOTOĞRAFLI - GÖRÜNTÜLÜ) Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin paydaşlığında, Halk Sağlığı haftası kapsamında Toroslar Çocuk Kampüsü ve Halkkent Çocuk Atölyesi’nde ‘Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek’ temalı farkındalık ve eğitim etkinliği düzenlendi. Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen ‘Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek’ çalışmaları doğrultusunda gerçekleştirilen etkinlikte, çocukların erken yaşta sağlık bilinci kazanmaları ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları edinmeleri amaçlandı. Çocuklar ve velilerin katıldığı programda; psikolog, çocuk gelişimi uzmanı, fizyoterapist, diyetisyen, diş hekimi ve ebe gibi sağlık profesyonellerinin yanı sıra, Kızılay ve UMKE ekipleri de yer aldı. Oyun ve uygulamalarla desteklenen eğitimlerde; sağlıklı beslenme, hareketli yaşam, kişisel hijyen, ağız ve diş sağlığı, ruh sağlığı, afet bilinci ve ilk yardım gibi konularda bilgilendirmeler yapıldı. Etkinlikle çocukların yalnızca sağlık hizmetlerinden yararlanan bireyler değil; aynı zamanda kendi sağlığını koruyabilen, sağlık konusunda doğru kararlar verebilen ve öğrendiklerini hem ailesi hem de çevresiyle paylaşabilen birer ‘Sağlık Elçisi’ olmaları amaçlandı. Öztürk: “Bugünün sağlıklı çocuğu, yarının sağlıklı bireyidir” Mersin Büyükşehir Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlığı’na bağlı Aile ve Çocuk Şube Müdürü Özay Öztürk, Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen Halk Sağlığı haftası kapsamında, ‘Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek’ temasıyla çeşitli eğitim ve farkındalık çalışmaları yürütüldüğünü anlatarak, “Çeşitli stantların bulunduğu etkinlik kapsamındaki oyun ve uygulamalarla desteklenen çalışmalarda psikolog, çocuk gelişimi uzmanı, fizyoterapist, diyetisyen, ebe, Kızılay ve UMKE ekipleri yer aldı. Böylece bedensel sağlık, ruh sağlığı, gelişim, beslenme, ağız ve diş sağlığı, hareketli yaşam, afet bilinci ve ilk yardım gibi konular farklı boyutlarıyla ele alındı” ifadelerini kullandı. Hem çocuklar hem de aileleri için önemli ve faydalı bir etkinlik gerçekleştiğini dile getiren Öztürk, “Katılım sağlayan tüm uzman ekibe teşekkür ediyoruz. Çünkü biliyoruz ki; bugünün sağlıklı çocuğu, yarının sağlıklı bireyi ve geleceğin sağlıklı toplumudur” dedi. Veliler, Büyükşehir’in tüm çocuk kampüslerinden memnun 2 çocuğunun da Toroslar Çocuk Kampüsü’nden yararlandığını belirten İnci Cin, çocuklarının sosyal hayata daha aktif katılabilmeleri için Büyükşehir’in Çocuk Kampüsleri’ni tercih ettiğini söyledi. Hem kendisinin hem de çocuklarının Toroslar Çocuk Kampüsü’nün etkinliklerinden çok memnun olduğunu kaydeden Cin, ‘Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek’ aktivitesini de çok faydalı bulduğunu ifade ederek, “Sağlık çalışanları değişik konularda bilgi verdiler. Çocuklar hem nasıl sağlıklı olabileceklerini öğrendiler hem de öğrendikleri bilgi sayesinde çevrelerine faydalı olabilecek konuma geldiler” diye konuştu. Program içeriğinin de oldukça verimli olduğuna dikkat çeken Cin, “Etkinlik sayesinde ne zaman uyuyup ne zaman kalkacaklarını ve nasıl beslenmeleri gerektiğini öğrendiler. Onlar için çok olumlu bir etkinlik” dedi. Toroslar Çocuk Kampüsü velilerinden Kübra Tezcan da düzenlenen etkinliği çocuklar ve veliler açısından değerli bulduğunu belirterek, “Çocuklarımıza çok katkı sağladığını düşünüyorum, gayet mutlu oldular. Diş eğitimi, psikoloji ve beslenme gibi konularda farkındalık kazandılar” dedi. Halkkent Kadın ve Çocuk Atölyesi’nde düzenlenen ‘Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek’ etkinliğine çocuklarıyla birlikte katılan Sevda Sulhan, özellikle sağlık konusundaki bilgilendirme çalışmalarının her mahallede yapılması gerektiğine dikkat çekti. Sulhan, “Bizler ne kadar bilgilenirsek, çocuklarımızı da o kadar bilgilendirebiliriz. Mahallemizde böyle etkinlikler oldukça, bizler de katılıp çocuklarımıza örnek oluruz. Hepimiz için faydalı oldu. Çok yönlü bir sağlık eğitimi verildi. Çocuklarımız ve biz anneler için de gerekli olduğunu düşünüyorum” ifadelerini kullandı. Halkkent Kadın ve Çocuk Atölyesi’ne 3,5 yaşındaki kızı ile katılan Merve Ertuğrul ise etkinliğin özellikle veliler için çok yararlı olduğunu söyleyerek, “Bilmediğimiz çok şey vardı. Mesela 0-3 yaşındaki çocuklarda bazen otizm görülebiliyormuş. Kızımda olan bazı şeyleri de fark ettim. Farklı branşlardan uzmanlar vardı. Çocuğumuzda fark ettiğimiz bazı durumlarla ilgili yönlendirmelerde bulundular. Çocuklarımıza da eğitim verdiler” diye konuştu. Büyükşehir'in düzenlediği etkinliklerden çok memnun olduğunu sözlerine ekleyen Ertuğrul, “Bu tür etkinlikler olduğunda her zaman katılacağız. Çünkü biz de bilgileniyoruz çocuklarımız da bilgileniyor” dedi. Velilerden Özlem Akbaş, Büyükşehir’in tüm çocuk kampüslerinden memnun olduğunu belirterek, “Bizim için de iyi oldu. Bu tür iş birliklerini hem seviyor hem de kaçırmıyoruz. Belediyemize de bizleri düşündüğü için çok teşekkürler” diye konuştu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

BMS Türkiye’den Sağlık Okuryazarlığını Destekleyen Dijital Proje Haber

BMS Türkiye’den Sağlık Okuryazarlığını Destekleyen Dijital Proje

Sosyal medya üzerinden yayınlanan seri, kalp hastalıklarından kan hastalıklarına, kanserden psikososyal desteğe uzanan farklı başlıklarda bilimsel bilgiyi anlaşılır içeriklerle toplumla buluşturuyor. Ciddi hastalıklarla mücadele eden hastalar için yenilikçi tedaviler geliştirmeye odaklanan Bristol Myers Squibb (BMS), bilimsel araştırmalarının yanı sıra sağlık bilgisinin doğru ve anlaşılır biçimde toplumla buluşmasını destekliyor. Türkiye’de onkoloji, hematoloji ve immünoloji alanlarında faaliyet gösteren BMS Türkiye, sağlık okuryazarlığının güçlendirilmesine yönelik çalışmalar da yürütüyor. Sağlık okuryazarlığının güçlendirilmesine duyulan ihtiyacın boyutunu, T.C. Sağlık Bakanlığı Sağlığın Geliştirilmesi Genel Müdürlüğü’nün 81 ili kapsayan Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Düzeyi ve İlişkili Faktörleri Araştırması ortaya koyuyor. Araştırmaya göre Türkiye’de her 10 kişiden yaklaşık 2’sinin sağlık okuryazarlığı yetersiz, 3’ünün ise sorunlu-sınırlı düzeyde. Her 10 kişiden yaklaşık 6’sı sağlıkla ilgili bilgi edinmek için internet arama motorlarına, 3’ü ise sosyal medyaya başvuruyor. Bu tablo, Türkiye’de sağlık okuryazarlığının güçlendirilmesini önemli bir toplumsal ihtiyaç haline getiriyor. BMS Türkiye de kendi bilimsel birikimi ve hasta odaklı yaklaşımıyla bu ihtiyaca katkı sunmak üzere “BMS ile Sağlık 101”i geliştirdi. Bu projede; kalp krizi risk sinyallerinden MDS ve Beta Talasemi gibi kan hastalıklarına, kanser sürecinde psikolojik desteğe kadar farklı konuları anlaşılır içeriklerle ele alıyor. İçerikler, koruyucu sağlık ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları konusunda bilinç oluşturmayı destekliyor. Olası belirtilerin erken fark edilmesinin ardından doğru zamanda uzman hekime başvurulması, erken tanı süreçlerinin desteklenmesi ve kişisel sağlık kararlarının hekim görüşü doğrultusunda alınması sürdürülebilir toplumsal sağlık açısından önem taşıyor. “BMS ile Sağlık 101, bilimsel uzmanlığımızı toplumsal faydaya dönüştüren önemli bir adım” BMS Türkiye Genel Müdürü Ece Kaşıkcı, “BMS ile Sağlık 101 ile bilimsel uzmanlığımızı sağlık okuryazarlığını artırmak için kullanıyoruz. Amacımız koruyucu sağlığı desteklemek, erken tanı süreçlerine katkı sunmak ve bireylerin kendi sağlıklarına sahip çıkmalarını sağlamak. Bu yolculukta tedaviyle ilgili kararların mutlaka bir uzman hekime danışarak alınmasını da önemli buluyoruz.” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Rosatom Yeni Radyofarmasötik Üretim Tesisinin İlk Üretim Hatlarını Devreye Alıyor Haber

Rosatom Yeni Radyofarmasötik Üretim Tesisinin İlk Üretim Hatlarını Devreye Alıyor

Rusya Devlet Nükleer Enerji Kuruluşu Rosatom’un Kaluga Bölgesi’nde Avrasya Ekonomik Birliği’nin (AEB) uluslararası İyi Üretim Uygulamaları (İÜU) standartlarına uygun olarak inşa etmekte olduğu modern radyofarmasötik üretim tesisinde, iki üretim hattı devreye alındı. Devreye alma dolayısıyla düzenlenen etkinlikte konuşan Rusya Devlet Nükleer Enerji Kuruluşu Rosatom’un Bilim Bölümü’nün yönetim şirketi Rosatom Nauka A.Ş. Genel Müdürü Pavel Zaytsev, konuyla ilgili olarak şunları söyledi: “Şu anda Rosatom’a bağlı şirketler, iyot-123, iyot-131, teknesyum-99m ve samaryum-153 izotopları temelinde tanı ve tedavi amaçlı 10’dan fazla ruhsatlı ilaç üretiyor. Yeni tesisin üretim programı, Rusya Sağlık Bakanlığı ile yakın iş birliği içinde, sağlık kuruluşlarının 2030 yılına kadar radyoizotop ürünlerine yönelik ihtiyaçları dikkate alınarak hazırlandı. On yılın sonunda yaklaşık 1,5 milyon işleme ulaşması beklenen ülke genelindeki sağlık hizmetleri ihtiyacını neredeyse tamamen karşılayabileceğiz. Rosatom, üretici olarak sağlık kuruluşlarının radyonüklid tedavi ve tanı hizmetlerini yılda yüz binlerce hastaya ulaştırmasına imkân sağlayacak güvenilir bir hammadde ve teknoloji altyapısı oluşturuyor.” Etkinliğin açılışını yapan Rusya Devlet Nükleer Enerji Kuruluşu Rosatom’un Bilim Bölümü’nün yönetim şirketi Rosatom Nauka A.Ş. Teknik Direktörü Yuri Lemekhov da tesiste ağustos ayının başından bu yana devreye alma ve işletmeye alma çalışmalarının sürdüğünü belirtti. Lemekhov, bu çalışmaların test amaçlı ürün partilerinin üretilmesi ve ürünlerin tüm gerekliliklere ve kalite standartlarına uygunluğunun doğrulanmasına yönelik testlerin gerçekleştirilmesiyle tamamlanacağını ifade etti. Tesisin 2028 yılında tam kapasiteye ulaşması planlanıyor. Lemekhov, “En çok talep gören radyonüklidler açısından Rosatom şirketlerinin, hammadde üretiminden İyi Üretim Uygulamaları gerekliliklerine tam uyumlu yüksek teknolojili ilaç üretimine geçmesi gerekiyor. İzotop üretiminden nihai ilacın elde edilmesine kadar tüm üretim döngüsünün gerçekleştirilmesi, yalnızca ithalatın ikame edilmesini sağlamakla kalmayacak, aynı zamanda kalite üzerinde tam kontrol kurulmasına ve yeni yerli ürünlerin pazara sunulma süresinin kısaltılmasına da imkân sağlayacak. Bu da sağlık sisteminin istikrarlı şekilde işlemesi için güvence oluştururken radyofarmasötik ürünler alanındaki teknolojik gelişimin devamı için de sağlam bir temel sağlayacak,” dedi. İÜU Üretim Kompleksi Müdürü Vladislav Golovin, medya temsilcilerine radyum-223 bazlı radyofarmasötik ürünlerin üretileceği hattın çalışma prensiplerini anlattı. Başta kemik metastazları olmak üzere kanser tedavisinde kullanılan radyonüklid, metastazları yok ediyor, antitümör etki sağlıyor ve ağrıyı azaltıyor. Böylece hastaların ağrı kesici tedavisini bırakabilmelerine olanak tanıyor ve yaşam kalitelerini önemli ölçüde artırıyor. Yeni Ürünler ve Teknolojiler Bölümü Müdürü Gleb Loktev ise tesiste aktinyum-225 bazlı radyofarmasötik ürünlerin nasıl üretileceğini anlattı. Nükleer fizik özellikleri ve hedefe yönelik taşıma amacıyla moleküllere bağlanabilmesi sayesinde alfa yayıcılar arasında özel bir yere sahip olan bu radyonüklid, izotopu kanser hücrelerine taşıyan özel bir moleküle bağlanıyor. Alfa parçacıkları tümör hücrelerinin DNA’sına zarar vererek bu hücrelerin ölümüne yol açıyor. Böylece doktorlar, mikrometastazlar dahil tüm patolojik odakları yok edebiliyor. Gleb Loktev, “Üretim hatlarımızda Rusya’da üretilen otomatik sentez modülleri kullanılıyor. Bu modüllerin en önemli özelliği ve piyasadaki mevcut benzerlerinden temel farkı, aynı anda çok sayıda radyofarmasötik ürünün sentezlenmesine imkân sağlaması. Üretim hattımız, tek vardiyada en az 100 flakon radyofarmasötik ürün üretecek şekilde tasarlandı. Otomasyon sayesinde her üretim serisinin tekrarlanabilirliği sağlanıyor, insan faktörünün etkisi en aza indiriliyor ve nihai ürünün sterilitesi güvence altına alınıyor. Ayrıca sentez algoritmalarının değiştirilmesiyle, İyi Üretim Uygulamaları gerekliliklerine uygun koşullarda gelecek vadeden radyofarmasötik ürünlerin geliştirilmesi de mümkün hale geliyor,” dedi. Heyete ayrıca radyoaktif atıkların depolanması ve yönetimine yönelik yüksek teknolojili sistem de tanıtıldı. Rosatom Nauka A.Ş. Teknik Direktör Yardımcısı İvan Sotnikov, katı radyoaktif atıkların depolandığı alanlarda atıkların özel konteynerlere yüklenmesinin, kontrol odasındaki bir operatör tarafından yönetilen özel bir robotik manipülatör aracılığıyla gerçekleştirildiğini anlattı. Bu sistem, atık malzemelerin tamamen güvenli şekilde depolanmasını ve işlenmesini sağlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

  Çocukluk Çağı Aşıları Kalıcı Hastalıklardan Koruyor!  Haber

  Çocukluk Çağı Aşıları Kalıcı Hastalıklardan Koruyor! 

Aşılar, belirli bir mikrobun zayıflatılmış ya da etkisizleştirilmiş kısımlarını içererek, bağışıklık sisteminin bu mikrobu önceden tanımasını ve ona karşı savunma geliştirmesini sağlıyor. Böylece kişi gelecekte aynı mikroba maruz kaldığında, bağışıklık sistemi daha hızlı ve etkili şekilde harekete geçerek hastalığın ortaya çıkmasını engelleyebiliyor ya da hastalığın daha hafif geçirilmesini sağlıyor. Memorial Ankara Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Meltem Güneş Aslan, “1-31 Ağustos Ulusal Aşı Farkındalık Ayı” kapsamında çocukluk çağı aşılarının önemi, aşılama takvimi ve ailelerin merak ettikleri konular hakkında bilgi verdi. Aşılar, bağışıklık sistemini uyararak belirli bir enfeksiyon etkenine karşı koruma sağlayan biyolojik ürünlerdir. Virüs, bakteri, parazit veya mantar gibi mikropların vücuda girerek çoğalması hastalığa neden olur. Bağışıklık sistemi ise bu mikropları yok ederek hastalıkla mücadele etmeye çalışır. Bebekler enfeksiyonlara karşı daha savunmasız Bebeklik ve çocukluk döneminde aşılama büyük önem taşır. Yenidoğan bebekler, dış dünyadaki mikroplara karşı henüz tamamen gelişmemiş bir bağışıklık sistemine sahiptir. Anneden plasenta aracılığıyla bebeğe geçen koruyucu antikorlar da yaşamın ilk aylarında giderek azalır. Bu nedenle doğumdan sonraki ilk günler ve aylarda başlayan aşılama, bağışıklık sistemi henüz gelişmekte olan bebek ve çocukların ölümcül olabilen veya kalıcı hasara yol açabilen bulaşıcı hastalıklardan korunmasına yardımcı olur. Aşılama yalnızca aşılanan çocuğun sağlığı açısından değil, toplum sağlığı açısından da önem taşır. Bir enfeksiyon etkenine karşı toplumun büyük bölümünün aşılanması, hastalığın yayılma zincirinin kırılmasına katkı sağlar. Sürü bağışıklığı olarak ifade edilen bu durum sayesinde, henüz aşılaması tamamlanmamış küçük bebekler ile kanser hastaları gibi bağışıklık sistemi düşük bireylerin de enfeksiyonlardan dolaylı olarak korunması mümkün olur. Ulusal aşı takviminde hangi aşılar bulunuyor? Çocukluk dönemi ulusal aşı takvimi; DifteriBoğmaca Tetanoz Çocuk felci Tüberküloz Kızamık Kızamıkçık Kabakulak SuçiçeğiHepatit AHepatit BHemofilus influenza tip b Streptococcus pneumonia Bunların yanı sıra influenza (grip) aşısı, rotavirüs aşısı, meningokok aşısı, RSV aşısı ve HPV aşısı da doktorun tavsiyesi doğrultusunda farklı yaş gruplarında uygulanabilecek aşılar arasında yer alır. Aşılama doğumdan hemen sonra başlıyor Bebek ve çocuklarda aşılama, doğumdan hemen sonra uygulanan Hepatit B aşısı ile başlamaktadır. Hayatın ilk 1-2 yılı içerisinde birincil koruma serisi tamamlanırken, ilerleyen yaşlarda farklı dönemlerde uygulanan pekiştirme dozlarıyla bağışıklığın devamlılığı sağlanmaktadır. Prematüre bebeklerde de aşılama süreci özel bir önem taşımaktadır. Prematüre bebeklere aşılar, gebelik haftasından bağımsız olarak takvim yaşına göre uygulanmaktadır. Aşılar tam doz olarak ve uygun aralıklarla yapılmaktadır. Hepatit B aşısının ilk dozunda ise bebeğin vücut ağırlığı dikkate alınarak ilk doz bebeğin vücut ağırlığı 2000 grama ulaştıktan sonra uygulanmaktadır. Aşı takibinde ailelerin rolü büyük Ailelerin çocuklarının aşılarını zamanında yaptırmaları ve aşı takvimini düzenli şekilde takip etmeleri da büyük önem taşır. Düzenli hekim kontrolleri sırasında çocukların aşı durumları değerlendirilerek takip edilmektedir. Herhangi bir nedenle aşı takviminde gecikme yaşanması veya bazı aşıların zamanında yapılamaması durumunda ise aşılama için süreç tamamen kaybedilmez. Kaçırılan aşıların, doktor tarafından belirlenen yeni bir takvim doğrultusunda tamamlanabilmektedir. Aşıların yan etkileri çoğunlukla hafif ve geçici Aşı uygulamalarından sonra genellikle herhangi bir yan etki görülmezken, bazı kişilerde geçici ve hafif yan etkiler ortaya çıkabilir. Aşıya bağlı en sık görülen yan etkiler arasında aşının uygulandığı bölgede kızarıklık ve şişlik, hafif ateş, baş ağrısı, kas ağrısı ve döküntü olabilir. Nadiren alerjik reaksiyonlar gibi daha ciddi yan etkiler de görülebilir. Aşıların güvenilirliğine ilişkin değerlendirmeler ise uzun ve titiz bilimsel süreçlerden geçer. Aşılar, etkinlikleri ve yan etki gelişimi açısından klinik çalışmaları tamamlandıktan sonra ruhsatlandırılır. Üretim ve dağıtım aşamalarında da çok sıkı kontrollerden geçirilir. Türkiye’de kullanılan aşılar; Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Avrupa İlaç Ajansı (EMA), ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) veya T.C. Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK) tarafından ruhsatlandırılmış aşılardan oluşur. Bilimsel araştırmalar aşılar ile otizm arasında ilişki olmadığını gösteriyor Aşılarla ilgili toplumda zaman zaman çeşitli yanlış inanışlar da gündeme gelebilir. Bunlardan biri, aşıların otizm spektrum bozukluğuna neden olduğu yönündeki iddialardır. Bu iddialar üzerine çok sayıda bilimsel araştırma yapılmış ve aşılar ile otizm arasında bir ilişki olmadığı ortaya konulmuştur. Aşılama sonrasında ortaya çıkabilen hafif ateş ve kırgınlık gibi belirtiler, hastalık geliştiği anlamına gelmez. Bu belirtiler, bağışıklık sisteminin aşıya verdiği yanıtın bir sonucu olarak görülür. Aşılar çocuk ve toplum sağlığı açısından hayati önem taşıyor Çocukların aşılarının düzenli olarak yaptırılması ve aşı takviminin sağlık çalışanlarıyla iş birliği içerisinde takip edilmesi gerekmektedir. Bağışıklama programları, bulaşıcı hastalıkların azaltılması ya da tamamen ortadan kaldırılmasında en etkin ve en ekonomik müdahale yöntemlerinden biridir. Bağışıklama sayesinde her yıl milyonlarca çocuğun hayatının korunmasına katkı sağlanmaktadır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ebelik Mesleği Dönüşüyor Haber

Ebelik Mesleği Dönüşüyor

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, yeni yönetmeliklerle güçlenen ebelik mesleğinin dönüşümünü değerlendirdi. "Ebelik, bilimsel temellere dayanan profesyonel bir sağlık alanına dönüştü" Ebeliğin insanlık tarihi kadar eski ve köklü bir meslek olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, "Ebelik, insanlık tarihi kadar eski ve köklü bir meslektir. Yüzyıllardır ebeler, doğum yapan kadınların yanında yer almış, onlara destek olmuş ve en zor anlarında güven veren kişiler olmuştur. Günümüzde ise ebelik, sadece doğum yaptıran bir meslek olmaktan çıkmış; bilimsel verilere dayanan, profesyonel bir sağlık alanına dönüşmüştür." dedi. Eskiden usta-çırak ilişkisiyle öğrenilen ebeliğin bugün üniversitelerde lisans düzeyinde eğitim verilen akademik bir meslek haline geldiğini vurgulayan Doç. Dr. Yıldırım, şöyle devam etti: "Artık ebeler; gebelik öncesinden başlayarak doğum ve doğum sonrası döneme kadar annenin hem fiziksel hem de psikolojik sağlığını takip eden, normal doğumu yönetebilen ve yenidoğan bakımında aktif rol alan sağlık profesyonelleridir. Aynı zamanda aile planlaması, üreme sağlığı ve toplum sağlığı gibi alanlarda da hizmet vermektedirler." Yeni yönetmelikle ebelerin yetki ve sorumlulukları güçlendi Modern sağlık sisteminde ebelerin yalnızca doğum sürecinde değil, koruyucu sağlık hizmetlerinde de önemli görevler üstlendiğini ifade eden Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, "Günümüzde ebeler hem koruyucu hem de tedavi edici sağlık hizmetlerinde görev almaktadır. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte uzaktan takip, mobil uygulamalar ve tele-sağlık gibi yöntemlerle daha fazla kişiye ulaşabilmektedirler. Ayrıca bazı alanlarda bağımsız olarak hizmet sunabilmeleri de mümkün hale gelmiştir." diye konuştu. Türkiye’de ebelik eğitiminin 1996 yılından itibaren lisans düzeyine çıkarıldığını ardından yüksek lisans ve doktora programlarıyla akademik olarak güçlendirildiğini kaydeden Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, “Sağlık Bakanlığı’nın 3 Aralık 2024 tarihinde yayımlanan yeni Ebelik Yönetmeliği, ebelerin yetki ve sorumluluklarını netleştirerek serbest meslek icrası gibi bağımsız çalışma haklarını güçlendirmiştir. Normal Doğum Eylem Planı'nın bir parçası olarak, her gebenin kendi özel ebesine sahip olması ve doğum sürecinde birebir ebe desteği alması sağlanmıştır.” şeklinde konuştu. Yönetmeliğin yalnızca doğum sürecini değil, kadın sağlığının birçok alanını kapsadığını vurgulayan Doç. Dr. Yıldırım, şunları söyledi: "Yönetmelik, ebelerin sadece doğum anıyla sınırlı kalmayıp; üreme sağlığı, cinsel sağlık, aile planlaması danışmanlığı ve toplum sağlığı liderliği gibi alanlarda daha etkin ve yetkili olmalarını sağlamıştır. Ebelerin doğum ve sezaryen yönetimini güncel klinik rehberlere göre sağlaması teşvik edilerek, tıbbi müdahale gerektirmeyen fizyolojik süreçlerdeki karar verici otoriteleri pekiştirilmiştir." "Ebelerin güçlenmesi sezaryen oranlarının düşmesine katkı sağlar" Ebelik hizmetlerinin güçlü olduğu sağlık sistemlerinde anne ve bebek sağlığı göstergelerinin daha olumlu olduğunu belirten Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, "Ebelik hizmetlerinin yeterince güçlü olmadığı sağlık sistemlerinde koruyucu sağlık hizmetlerinin zayıflaması, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının azalması ve doğum sürecinin doğal akışının bozulması gibi sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Türkiye'de sezaryen oranlarının yüzde 61,2 gibi yüksek bir seviyede olması da bu durumun önemli bir göstergesi olarak değerlendirilmektedir." dedi. Dünya Sağlık Örgütü verilerinin de ebelerin önemini ortaya koyduğunu ifade eden Doç. Dr. Yıldırım, şöyle konuştu: "Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, ebelerin aktif olduğu sistemlerde hem sezaryen oranları hem de anne ve bebek ölümleri daha düşüktür. Ebeler, özellikle düşük riskli gebeliklerde normal doğumu destekleyerek gereksiz cerrahi müdahalelerin önüne geçebilmektedir.” Anne adayına doğum boyunca sunulan birebir desteğin önemine değinen Doç. Dr. Yıldırım, "Anne adayını sürece hazırlayan, doğum boyunca birebir destek sunan ebeler, doğumun doğal akışına uygun ilerlemesini sağlayarak komplikasyon risklerini azaltmaktadırlar. Sağlık Bakanlığınca yayımlanan 'Ebelere Yönelik Doğum Eylem Yönetimi Klinik Rehberi' de doğumun fizyolojik bir süreç olarak yönetilmesinde ebelerin kilit rolünü vurgulamaktadır." diye konuştu. Doğum sonrası ruh sağlığının korunmasında kritik görev üstleniyorlar Doğum sonrasının yalnızca fiziksel değil, psikolojik açıdan da hassas bir dönem olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, "Doğum sonrası dönem, anneler için hem fiziksel hem de duygusal açıdan hassas bir süreçtir. Bu dönemde ebeler, düzenli takip ve destek sağlayarak annenin kendini yalnız hissetmesini önleyip yapılan izlem ziyaretleri sayesinde ruhsal değişimleri erken fark edebilmektedir. Ebeler, takipler sırasında çeşitli değerlendirme yöntemleri kullanarak doğum sonrası depresyon riski taşıyan anneleri erken dönemde belirleyebilmekte, gerekli durumlarda uzman desteğine yönlendirme yapıp erken müdahale ile annenin ruh sağlığının korunmasında önemli bir rol oynamaktadırlar." ifadelerini kullandı. Dijitalleşme ebelik hizmetlerini de dönüştürüyor Sağlıkta dijital dönüşümün ebelik hizmetlerini daha erişilebilir hale getirdiğini ifade eden Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, "Sağlık alanındaki dijital gelişmeler, ebelik hizmetlerini de dönüştürmüştür. Artık bakım hizmetleri sadece hastanelerle sınırlı kalmamakta, dijital platformlar üzerinden de sürdürülebilmektedir." şeklinde konuştu. "Annelik Yolculuğu" uygulaması ve dijital ebe danışmanlık sistemlerinin annelere önemli kolaylık sağladığını belirten Doç. Dr. Yıldırım, "T.C. Sağlık Bakanlığı tarafından geliştirilen 'Annelik Yolculuğu' mobil uygulaması, e-Nabız entegrasyonu sayesinde annelerin aşı takvimini ve bebek gelişimini kolayca takip etmesine imkân tanımaktadır. Bunun yanı sıra 'Ebebul' gibi platformlar üzerinden aileler uzman ebelere görüntülü görüşmelerle ulaşabilmekte ve ihtiyaç duydukları desteği hızlı bir şekilde alabilmektedir. Uzaktan takip sistemleri sayesinde ebeler, annelerin tansiyon ve nabız gibi temel sağlık verilerini dijital ortamda izleyebilmektedir. Bu sayede olası riskler erken fark edilerek zamanında müdahale edilebilmektedir." dedi. "Güçlü ebelik, sağlıklı toplum demektir" Ebelik hizmetlerinin güçlendirilmesinin yalnızca doğum süreçlerini değil, toplum sağlığını da doğrudan etkilediğini vurgulayan Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, sözlerini şöyle tamamladı: "Ebelerin sağlık sisteminde daha aktif ve güçlü bir şekilde yer alması hem sezaryen oranlarının azaltılmasına hem de anne ve bebek sağlığının korunmasına önemli katkı sağlar. Ebelik hizmetlerinin güçlendirilmesi, daha sağlıklı bir toplum için atılacak en önemli adımlardan biridir." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yaz Aylarında Ambalajlı Su Tüketirken Bu Saklama Kurallarına Dikkat! Haber

Yaz Aylarında Ambalajlı Su Tüketirken Bu Saklama Kurallarına Dikkat!

Yaz mevsimiyle birlikte artan su tüketimi, “güvenli su” kavramını günlük yaşamın en kritik başlıklarından biri haline getiriyor. Ambalajlı sularda güvenin temelini ise izlenebilirlik oluşturuyor. Kaynaktan suyun alınması, üretim tesisine girişi ve raflara çıkana kadar her adımı titizlikle Sağlık Bakanlığı tarafından denetlenerek tüketiciye sunuluyor. Ambalajlı Su Üreticileri Derneği (SUDER) Yönetim Kurulu Başkanı Yaşabey Kalebaşı bu noktada tüketicinin bilinçli tercihinin önemine dikkat çekerek şu değerlendirmede bulundu; “Ambalajlı sular hijyen ve gıda güvenliği şartları sağlanan ve Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılan üretim tesislerinde şişelenmektedir. Tam otomatik dolum makinelerinde, el değmeden şişelenmekte olup, kaynaktan tüketiciye ulaşana kadarki her adımda çok sıkı denetim altındadır. Ambalajlı sular market raflarındaki en fazla denetlenen ürünlerin başında gelir. Tüketicilerimizin etikette yer alan üretim izin tarihi, üretim yeri ve parti seri numarası gibi detaylara dikkat etmesi, güvenli suya erişimin temel adımıdır.” “Ambalajlı suların doğru saklanması, üretim kalitesi kadar önem taşıyor” Ambalajlı suların satın alındıktan sonraki saklanma koşulları ürünün kalitesini koruması açısından büyük önem taşıyor. Su doğal bir maddedir ve duyu organlarımızla çevrede algılayamadığımız kokuları dahi yavaşça kendisine çekme özelliğini taşır. İçme sularının serin, kuru, kokusuz ve doğrudan güneş ışığı almayan ortamlarda muhafaza edilmesi gerekir. Balkon, araç içi veya direk güneş ışığına ve yüksek sıcaklığa maruz kalan alanlarda bırakılan şişelerde tat ve koku değişimleri yaşanabilir. Hijyen ve tazelik açısından da açılmış ambalajlı suların kısa sürede tüketilmesi öneriliyor. Yaşabey Kalebaşı konuyla ilgili açıklamasında; “Ambalajlı suların doğru saklanması, üretim kalitesi kadar kritik bir nokta. Tüketicinin ürünü aldıktan sonra bu şartlara dikkat etmesi, bu konuda bilinçlenmesi son derece önem taşıyor” dedi. Özellikle sıcak yaz aylarında ambalajlı suların direk güneş ışığına ve yüksek ısıya maruz bırakılmasının, ürünlerin evlerde veya işletmelerde keskin kokulu maddeler ile aynı ortamda saklanmasının da ürünün kalitesini etkileyebildiğine dikkat çeken Kalebaşı, ambalajlı suların diğer tüm gıda ürünleri gibi serin, kuru ve direkt güneş ışığına maruz kalmayan temiz bir ortamda muhafaza edilmesinin kritik önem taşıdığını hatırlattı. Uygun koşullarda muhafaza edilen ambalajlı sular, son kullanma tarihine kadar güvenle tüketilebilir. Ayrıca açılmış ürünlerde hijyenin korunması ve kısa sürede tüketilmesinin, güvenli içme suyu deneyiminin önemli bir parçası olduğunu belirtti. Doğal kaynaklardan elde edilen sular, vücudun yaz aylarında bozulan mineral dengesini doğal yollarla kazanmasına katkıda bulunuyor Sıcak havalarda yoğun terleme sebebiyle vücutta sodyum, magnezyum ve kalsiyum gibi temel mineraller hızla azalıyor. Doğal mineralli ve doğal kaynak suları, bu kayıpların doğal yolla dengelenmesine katkı sağlıyor ve vücudun mineral dengesini destekliyor. Doğal kaynaklardan elde edilen ambalajlı sular, mineral içeriğini korunduğundan yaz aylarında hidrasyonun önemli bir destekçisi olarak öne çıkıyor. Sağlık profesyonellerinin belirttiği üzere, bilmemiz gereken en önemli şey kendimizi susuz hissedene kadar geçen zamanda vücudumuzun çoktan susuz kalmış olacağıdır. Özellikle bebekler, çocuklar ve yaşlılar, vücut ısı düzenleme mekanizmaları daha hassas olduğu için sıcak havalarda dehidrasyon riskine karşı daha savunmasız kalıyor. Bu nedenle bu risk gruplarında yeterli miktarda ve doğru su tüketimi büyük önem taşıyor; sıcak hava dalgalarında sıvı kaybının erken fark edilmesi ve yeterli sıvı alımının sağlanması genel sağlık durumunun korunmasında belirleyici rol oynuyor. Bu aşırı sıcak günlerde unutmamamız gereken en önemli şey vücudu susuz bırakmamak, yeterli miktarda su içmek, sıcaktan dolayı ortaya çıkan ve kendimizi yorgun hatta sağlıksız hissetmemize yol açacak durumları ortadan kaldırmak olmalıdır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.