Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Sağlık Bilimleri Fakültesi

Kapsül Haber Ajansı - Sağlık Bilimleri Fakültesi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sağlık Bilimleri Fakültesi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Türkiye’de Perfüzyon Eğitimi Akademik Boyut Kazandı! Haber

Türkiye’de Perfüzyon Eğitimi Akademik Boyut Kazandı!

Üsküdar Üniversitesi Perfüzyon Bölümü’nün dünya standartlarındaki simülasyon laboratuvarı ve güçlü eğitim altyapısına dikkat çeken Prof. Dr. Ali Kocailik, “Simülatör sayesinde öğrencilerimiz, 4 yıllık eğitimleri bittiğinde deneyimli birer perfüzyonist olarak mezun olacaklar.” dedi. Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Perfüzyon Bölümü Başkanı Prof. Dr. Ali Kocailik, perfüzyon eğitimi hakkında bilgi verdi. Perfüzyon hayatiyetin devamını sağlayan yaşam desteği uygulaması Perfüzyonun anlam itibarıyla, vücuttaki tüm dokuların beslenmesi demek olduğunu kaydeden Prof. Dr. Ali Kocailik, “Bir anlamda hayatın devamlılığının sağlanması da diyebiliriz. Perfüzyon; açık kalp ameliyatı sırasında kalp ve akciğerlerin durdurulması gerektiğinden, ameliyat bitene kadar hastanın kanını kalbe gelmeden vücut dışına alıp, oksijenlendirip, kalbin çıkış kısmından tekrar vücuda vererek dolaşımın ve dolayısıyla hayatiyetin devamının sağlanması amacıyla 1953 yılından bu yana ameliyathanede icra edilen bir uygulama idi. 50 yıl kadar önce başlayan, ama son 20 yıldır daha yaygın uygulanan, özellikle H1N1 ve Covid pandemilerinde yoğunlaşan bir başka uygulama olan ECMO/ECLS, perfüzyona yeni bir boyut getirmiş, artık perfüzyonun çalışma alanı yoğun bakımlara, acil servislere ve hatta hastane dışı alanlara yayılmıştır.” diye anlattı. Türkiye’de perfüzyon eğitimi akademik boyut kazandı Prof. Dr. Kocailik, hayati öneme sahip, ciddi bilgi birikimi ve deneyim gerektiren bir meslek olan perfüzyonun, tüm dünyada yakın zamana kadar usta-çırak ilişkisi ile öğretildiğini dile getirerek, “Batı ülkelerinde yüksek lisans eğitimi ile akademik öğretime geçilmiştir. Türkiye’de ise 2011 yılında çıkan yasa ile perfüzyon eğitiminin lisans düzeyinde olması kararlaştırıldı. Perfüzyon eğitiminin akademik düzeyde yeni başlamış olması, doğrudan hasta ile ilişkilerinin olmaması, perfüzyon konusunda akademisyenin olmaması ve çok az üniversitede veriliyor olmasının toplumda az bilinmesinin sebepleri olduğunu düşünüyorum. Perfüzyonist olmazsa kalp cerrahisi ve ECMO/ECLS yapılamaz. Perfüzyonistler, ekibin vaz geçilmez asli üyesi olup başarının gizli kahramanlarıdır.” dedi. Prof. Dr. Kocailik: “Holistik bir perfüzyon bilim merkeziyiz” Üsküdar Üniversitesi Perfüzyon Bölümü’nün bu alandaki öncülüğünü ifade eden Prof. Dr. Ali Kocailik, “Simülasyon laboratuvarımız, güçlü eğitim kadromuz ve düzenli bilimsel toplantılarımız ile sadece öğrenci yetiştiren bir bölüm değil, holistik bir perfüzyon bilim merkeziyiz. Amacımız bilgiden hizmete ve ürüne giden yolu açmak.” ifadesinde bulundu. Üsküdar Üniversitesinin, dünya standartlarında bir perfüzyon simülatörüne sahip olduğunun altını çizen Prof. Dr. Kocailik, “Öğrencilerimiz teorik bilgiyi alıyor, stajlarda uygulamayı görüyor. Ancak simülatörün sunduğu en büyük avantaj; gerçek kalp ameliyatı veya ECMO/ECLS sırasında yaşanabilecek zor ve acil durumları defalarca deneyimleme fırsatı vermesidir. Sonuç olarak, simülatör sayesinde öğrencilerimiz, 4 yıllık eğitimleri bittiğinde deneyimli birer perfüzyonist olarak mezun olacaklar.” şeklinde konuştu. Türkiye’deki perfüzyonistlerin %40’ı Üsküdar mezunu Türkiye’de aktif çalışan perfüzyonistlerin yaklaşık %40’ının Üsküdar Üniversitesi kaynaklı olmasının büyük bir sorumluluk olduğunu dile getiren Prof. Dr. Kocailik, “Lisans ve yüksek lisans programlarımızdan mezun perfüzyonistler özel ve kamu hastanelerinde çalışmakta olup Üsküdar Üniversitesini temsil emekteler. Her yıl eğitim kalitemizi daha da artırarak güncel bilgilerle donatmak zorunda olduğumuzun bilincindeyiz. Diğer yandan üretilen bilgi miktarı hızla artıyor ve bu bilgiler de hızla güncellenmek zorunda. Dolayısıyla mezunlarımıza karşı da sorumluklarımız var ve iletişimi sıcak tutuyoruz. Bu amaçla her ay bilimsel toplantılar düzenleyerek mezunlarımız ve öğrencilerimizi kaynaştırıp yeni bilgileri paylaşıyoruz.” diye konuştu. Avrupa akreditasyonu kapıda Bölümün Avrupa Perfüzyon Board (EBCP) akreditasyon hedefinin öğrenciler için yeni fırsatlar getireceğini söyleyen Prof. Dr. Kocailik, müfredatın EBCP standartlarına göre güncellendiğini ve 2025-2026 eğitim yılında akreditasyonun alınmasının hedeflendiğini, bu sayede Türk öğrencilerin Avrupa’da da perfüzyonist olarak çalışma imkânına sahip olacağını, uluslararası öğrenci akışının artacağını vurguladı. ECMO iş birlikleriyle yeni ufuklar açılıyor Türk Acil Tıp Derneği ile iki yıldır yürütülen ECMO kurslarının büyük ilgi gördüğünü kaydeden Prof. Dr. Kocailik, Türk Yoğun Bakım Derneği ile de benzer bir iş birliğine gidildiğini açıkladı. Simülasyon teknolojisinin bu eğitimlerde kritik role sahip olduğunu belirten Prof. Dr. Kocailik, “Bu iş birlikleri sayesinde ECMO/ECLS terapileri daha etkili uygulanacak, daha fazla hayat kurtarılacak ve yeni iş fırsatları doğacak” değerlendirmesinde bulundu. Perfüzyon alanına ilgi duyan gençlere seslenen Prof. Dr. Ali Kocailik, “Perfüzyon; henüz keşfedilmemiş alanların çok olduğu farklı bir dünya, özellikle ECMO/ECLS konusunda henüz yolun başında. Meraklı, öğrenmeye, araştırmaya istekli gençler için harika bir evren.” şeklinde sözlerini tamamladı. Dünyadaki 11 ekipten biri… Bu arada, Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Perfüzyon Bölümü, yalnızca eğitim ve bilimsel çalışmalarıyla değil, aynı zamanda dünya çapında hayat kurtaran uygulamalarıyla da dikkat çekiyor. Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Perfüzyon Bölümü Başkanı Prof. Dr. Ali Kocailik’in liderliğinde Üsküdar Üniversitesi’nden Yoğun Bakım Uzm. Dr. Kadir Doğruer ve perfüzyonist Tarık Demir’den oluşan ekip, kıtalararası kritik hasta naklinde görev alan dünyadaki 11 ekipten biri olma özelliğini taşıyor. Türkiye’de bu alanda kıtalararası nakil ekibinde yer alan tek ekip Üsküdar Üniversitesi’nde.

Uzmanı Gebze’deki Bina Çökmesini Değerlendirdi Haber

Uzmanı Gebze’deki Bina Çökmesini Değerlendirdi

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı ve İSG Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nuri Bingöl, Gebze’de çöken ve aynı aileden 4 kişinin ölümüne neden olan bina faciasını değerlendirdi. Bu tür olaylar “alışılmış bir trajediye” dönüştü Türkiye’de benzer olayların artık “alışılmış bir trajediye” dönüştüğünü belirten Dr. Öğr. Üyesi Nuri Bingöl, “Daha önce Konya’da da benzer bir bina çökmesi olayı yaşanmıştı. Genelde bu tip binalar kendi kendilerine çökmezler. Binaların statik ve mimari projeleri vardır, belediyeden ruhsat alarak yapılırlar. Ancak bu bilimsel ve teknik gerekçelere uyulmadığında maalesef benzer acılarla karşılaşıyoruz.” Kolon kesilmesi olabilir! Dr. Öğr. Üyesi Nuri Bingöl, Türkiye’deki birçok çökme vakasında en kritik nedenin kolon kesilmesi olduğunu dile getirerek, “Aşağıda bir alanı genişletmek, oto galerisi ya da fırın yapmak için kolonların kesildiğine çokça şahit oluyoruz. O zaman binanın mevcut statiğini bozmuş oluyoruz. Kesilen kolon tarafındaki zayıflama, küçük depremler ya da zemin oynamalarıyla binanın mukavemetini kaybetmesine ve çökmesine neden olabiliyor. Burada böyle oldu demiyorum ama benim kanım yine burada da bir kolon kesilmesi olduğu şüphesini öne çıkarıyor.” diye konuştu. Denetlemelerde de eksiklik var! Bu tür ihlallerin yalnızca müteahhit ya da bina sahibiyle sınırlı olmadığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Nuri Bingöl, “Denetlemelerde eksik kalıyoruz. Yeterli denetim elemanımız olmuyor veya denetleme bittikten sonra mevcut şartlar değiştirilebiliyor. Örneğin yangın yönetmeliğine göre iki kaçış noktası olması gereken bir binada, sonradan bir merdivenin daireye katıldığını görebiliyoruz. Bu tip durumlar, ölümcül bir ihmaldir. Savcılık da olaya el atmış durumda zaten. O incelemenin sonucunda belli olacaktır. Yanlışlardan ders çıkarmamız lazım. Bu tür olayları sürekli yaşıyoruz. Her sene bir tane, iki tane bina kendi kendine çöküyor.” ifadesinde bulundu. Ayasofya ayaktaysa bizim binalar niye çöksün? Binaların “eski” olmasının tek başına çökme nedeni olamayacağını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Nuri Bingöl, “Bina eski mi diye hemen soruluyor. Oysa Ayasofya Camii ayakta duruyorsa, Sultanahmet Camii hâlâ ayaktaysa, 50 yıllık bir bina ‘eski’ olamaz. Tek problem, binaları istenilen standartlarda yapmamamız veya sonradan statiğini bozmamızdır.” ifadesinde bulundu. Çatlaklar uyarı veriyor… Vatandaşları binalardaki çatlaklara karşı dikkatli olmaları konusunda uyaran Dr. Öğr. Üyesi Nuri Bingöl, “Binada çatlak varsa mutlaka test yaptırılmalı. Eğer o çatlağa el veya parmak girebiliyorsa bina risklidir. Bu durumda bina derhal boşaltılmalıdır. Ufak çatlaklarda ise birkaç aylık bir zaman olabilir ama beklemek bile risklidir. Kentsel dönüşümün hızlanması gerekiyor. Bir an önce buna bir çözüm bulunması gerekiyor. Belediyelere başvurularak karot testi yaptırılabilir. Bu test betonun dayanıklılığını ölçer. C25 ve üzeri dayanım gerekir ama özellikle 90’lı yıllardan öncesi binalarda beton kalitesi çok düşük çıkıyor. Testten geçemeyen binalar için boşaltma kararı veriliyor, ancak vatandaşlar ‘nereye gideceğiz’ korkusuyla bu testleri yaptırmaktan çekiniyor.” şeklinde konuştu. “İhmal var, ama kimde olduğu incelemeyle ortaya çıkar” Gebze’deki olay özelinde kesin bir yargıda bulunmanın erken olacağını, ancak ortada açık bir ihmal bulunduğunu söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Nuri Bingöl, “Durup dururken hiçbir bina kendi kendine çökmez. Depremde bile çöken binaların müteahhitleri yargılanıyor. Demek ki bir ihmal var. Ancak ihmal kimde? Kolon mu kesildi, bina yapıldığı zaman nasıl bir malzeme kullanıldı, kim denetledi — bunların hepsi savcılık soruşturmasıyla ortaya çıkacak. İhmal var, ama kimde olduğu incelemeyle ortaya çıkar.” Şeklinde sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.