Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Sağlık Haberleri

Kapsül Haber Ajansı - Sağlık Haberleri haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sağlık Haberleri haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Kurban Bayramı’nda Sağlıklı Beslenmenin Püf Noktaları Haber

Kurban Bayramı’nda Sağlıklı Beslenmenin Püf Noktaları

Kurban Bayramı’nda sofralarda kırmızı et ve tatlı tüketiminin arttığını belirten Nev Sağlık Grubu Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Diyetisyen Enes Çağrı Kaleli, bayram sürecinde yasaklarla değil dengeyle hareket edilmesi gerektiğini söyledi. Kaleli, “Amaç kendimizi mahrum bırakmak değil, porsiyon kontrolünü sağlayarak sağlıklı bir bayram geçirmek” dedi. “Kurban eti tüketiminde porsiyon uyarısı” Kırmızı etin yüksek doymuş yağ ve kolesterol içerdiğine dikkat çeken Dyt. Enes Çağrı Kaleli, günlük et tüketiminin 100–150 gramı geçmemesi gerektiğini ifade etti. Özellikle kolesterol, tansiyon ve gut hastalarının daha dikkatli olması gerektiğini belirten Kaleli, “Yaklaşık 3-4 köfte büyüklüğündeki porsiyon ideal kabul ediliyor” diye konuştu. “Et mutlaka dinlendirilerek tüketilmeli” Kurban etinin kesildikten hemen sonra tüketilmesinin sindirim problemlerine yol açabileceğini söyleyen Kaleli, etin en az 24 saat buzdolabında dinlendirilmesi gerektiğini belirtti. Kaleli, “Ette oluşan ölüm sertliği hem pişmesini zorlaştırır hem de sindirimi olumsuz etkiler. Dinlendirilmiş et mide ve bağırsak sağlığı açısından çok daha uygundur” dedi. “Pişirme yöntemine dikkat” Kavurma yapılırken ekstra yağ kullanımından kaçınılması gerektiğini vurgulayan Kaleli, “Et kendi yağıyla pişirilmeli. Izgara, haşlama ve fırınlama yöntemleri tercih edilmeli. Mangal yapılacaksa etin kömürleşmemesine dikkat edilmeli” ifadelerini kullandı. “Etin yanında mutlaka salata tüketin” Et tüketiminin yanında lifli besinlerin ihmal edilmemesi gerektiğini ifade eden Kaleli, bol limonlu mevsim salatasının sindirimi desteklediğini söyledi. C vitamininin demir emilimini artırdığını belirten Kaleli, “Salataya limon sıkılması veya yanında yeşil biber tüketilmesi oldukça faydalı. Yemekten hemen sonra içilen çay ve kahve ise demir emilimini azaltıyor” dedi. “Tatlı tüketiminde “tadımlık” önerisi” Bayram ziyaretlerinde şerbetli tatlı tüketiminin kontrolsüz şekilde artabildiğini belirten Dyt. Enes Çağrı Kaleli, vatandaşlara porsiyon kontrolü önerdi. Kaleli, “Her ikramı tamamen tüketmek yerine tadımlık miktarlarda yemek ya da porsiyonu paylaşmak daha sağlıklı bir yöntem olacaktır” diye konuştu. “Su tüketimi ve yürüyüş önerisi” Bayram boyunca su tüketiminin artırılması gerektiğini belirten Kaleli, günlük en az 2.5–3 litre su içilmesini tavsiye etti. Çay ve kahvenin su yerine geçmediğini ifade eden Kaleli, akşam yemeklerinden sonra yapılacak yürüyüşlerin sindirimi kolaylaştıracağını söyledi. “Önemli olan dengeyi koruyabilmek” Bayramda bir öğünde fazla kaçırmanın büyük bir sorun olmadığını ifade eden Kaleli, “Önemli olan ertesi gün kendinizi cezalandırmak değil, sağlıklı beslenme düzenine kaldığınız yerden devam etmek. Bayram, sevdiklerimizle geçirilen özel bir zaman dilimi” açıklamalarında bulundu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Diş Eti Kanaması Sessiz Tehlike Haber

Diş Eti Kanaması Sessiz Tehlike

Eyrice Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi (Eyrice ADSM) Periodontoloji Uzmanı Dt. Nihal Salı, diş eti kanamasının ihmal edilmemesi gerektiğini belirterek önemli uyarılarda bulundu. Diş eti kanamasının genellikle diş fırçalarken ya da sert gıdalar tüketirken fark edildiğini ifade eden Diş Hekimi Nihal Salı, bu durumun sağlıklı diş etlerinde görülmemesi gerektiğini belirterek, "Diş eti kanaması, çoğu zaman diş eti iltihabının ilk belirtisidir. Hastalar bunu geçici bir durum olarak değerlendirip önemsemeyebiliyor. Oysa bu kanamalar, tedavi edilmediğinde daha ciddi diş eti hastalıklarına ve hatta diş kaybına kadar ilerleyebilir" dedi. Diş eti hastalıklarının erken evrede fark edilmesinin büyük önem taşıdığını dile getiren Diş Hekimi Nihal Salı, "Diş eti kanaması, vücudun verdiği bir uyarı sinyalidir. Bu sinyali doğru okumak gerekir. Erken dönemde yapılacak basit tedavilerle hastalığın ilerlemesi durdurulabilir. Ancak ihmal edildiğinde kemik kaybı ve dişlerin sallanması gibi geri dönüşü zor sonuçlarla karşılaşılabilir" şeklinde konuştu. Diş eti sağlığını korumak mümkün Diş eti sağlığını korumanın sanıldığı kadar zor olmadığını söyleyen Eyrice ADSM Periodontoloji Uzmanı Dt. Nihal Salı, düzenli ve doğru ağız bakım alışkanlıklarının bu süreçte belirleyici olduğunu ifade etti. Periodontoloji Uzmanı Dt. Nihal Salı, günde en az iki kez doğru teknikle diş fırçalamanın, diş ipi ve ara yüz temizleyicilerinin düzenli kullanımının ve belirli aralıklarla diş hekimi kontrolüne gidilmesinin diş eti kanamasını önlemede önemli rol oynadığını vurguladı. Ayrıca aşırı sert fırçalamadan ve yanlış diş fırçası seçiminden kaçınılması gerektiğini belirten Dt. Nihal Salı, sigara kullanımının azaltılmasının ya da tamamen bırakılmasının ve dengeli, vitamin açısından zengin bir beslenme düzeninin de diş eti sağlığını korumada etkili olduğunu dile getirdi. Diş eti kanamasının kendi kendine geçmesini beklemenin yanlış bir yaklaşım olduğunu belirten Dt. Nihal Salı, "Kanama birkaç gün içinde düzelmiyorsa mutlaka bir diş hekimine başvurulmalı. Erken müdahale ile hem diş eti sağlığı korunur hem de daha kapsamlı tedavilere ihtiyaç duyulmaz" ifadelerini kullandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İklim Krizi Alerjiyi Tetikliyor: Hastalıklar Hızla Artıyor Haber

İklim Krizi Alerjiyi Tetikliyor: Hastalıklar Hızla Artıyor

İklim değişikliği nedeniyle yükselen sıcaklıklar, mevsimsel alerjisi olan kişilerin daha uzun bir süre boyunca daha fazla polene maruz kalmasını sağlıyor. Bu durum alerjenlerin havada kalma süresini uzatıyor ve alerji şikayetlerini arttırıyor. Günümüzde çocukların yaklaşık üçte birinde, yetişkinlerin ise önemli bir kısmında alerjik hastalıklara rastlanıyor. En yaygın görülen alerjik hastalıklar; alerjik rinit (saman nezlesi), alerjik astım, ürtiker, atopik dermatit (egzema), arı alerjileri ve bazı gıda alerjileridir. Alerjik rinit hastalarının genellikle burun akıntısı, burun tıkanıklığı, hapşırık, gözlerde kaşıntı ve sulanma, astım hastalarında ise nefes darlığı, öksürük ve hırıltılı solunum gibi belirtiler görülüyor. Bu şikâyetlerin özellikle ilkbahar aylarında ya da ev tozu gibi alerjenlere maruz kalındığında artıyor. Alerjide doğru tanı, doğru tedavi planı için temel adımdır Tanı sürecine ilişkin bilgi veren Alerji ve İmmünoloji Uzmanı Dr. Nurhan Sayaca, alerji tanısında hastanın şikâyetlerinin ve öyküsünün dikkatle değerlendirilmesinin büyük önem taşıdığını açıkladı. Bunun yanında deri prick testleri ve bazı kan testleri ile kişinin hangi alerjenlere karşı duyarlılık geliştirdiğinin belirlenebildiğini, doğru tanının doğru tedavi planı için temel adım olduğunu vurguladı. Alerjik hastalıkların tedavisine de değinen Sayaca, üç temel yaklaşım bulunduğunu belirtti. İlk olarak alerjene maruziyetin azaltılmasının, yani korunma önlemlerinin önemine dikkat çeken Sayaca, ikinci aşamada ilaç tedavilerinin uygulandığını söyledi. Üçüncü ve en etkili yöntemlerden birinin ise alerji aşıları olarak bilinen immünoterapi olduğunu ifade eden Sayaca, bu tedavinin alerjik hastalıkların seyrini değiştirebilen ve uzun vadede kalıcı iyileşme sağlayabilen tek yöntem olduğunu dile getirdi. Alerji aşıları bağışıklık sistemini yeniden eğitiyor Alerji aşısının nasıl uygulandığına ilişkin de bilgi veren Sayaca, bu tedavinin bağışıklık sistemini yeniden eğitmeyi amaçladığını anlattı. Hastaya alerjisi olduğu maddeye karşı çok küçük dozlarla başlanarak düzenli aralıklarla artan miktarlarda alerjen verildiğini belirten Sayaca, bu sayede bağışıklık sisteminin zamanla o maddeye karşı aşırı tepki vermemeyi öğrendiğini söyledi. Tedavi süresinin genellikle 3 ila 5 yıl arasında değiştiğini ifade eden Sayaca, düzenli uygulandığında birçok hastada şikâyetlerin belirgin şekilde azaldığını, bazı hastalarda ise tamamen ortadan kalkabildiğini aktardı. Ayrıca bu tedavinin astım gelişme riskini azaltma gibi uzun vadeli faydalarının da bulunduğunu ekledi. Kimler alerji aşısı olabilir? Kimlerin alerji aşısı olabileceğine ilişkin açıklamalarda bulunan Sayaca, öncelikle alerjinin testlerle net olarak ortaya konulması gerektiğini belirtti. Özellikle polen, ev tozu akarı, küf mantarı veya arı alerjisi bulunan ve ilaç tedavisine rağmen şikâyetleri devam eden hastalarda bu yöntemin düşünülebileceğini ifade eden Sayaca, hem çocuklarda hem de yetişkinlerde uygulanabildiğini söyledi. Alerji aşısı oldukça güvenlidir ancak her hastaya uygulanamaz Toplumda alerji aşılarıyla ilgili yanlış bilinenlere de değinen Sayaca, en sık karşılaşılan yanlış inanışın bu tedavinin çok riskli olduğu yönünde olduğunu dile getirdi. Oysa uzman hekim kontrolünde ve uygun hastalarda uygulandığında alerji aşılarının oldukça güvenli olduğunu vurgulayan Sayaca, bir diğer yanlış bilginin ise her alerji hastasına bu tedavinin uygulanabileceği düşüncesi olduğunu ifade etti. Sayaca, bu nedenle mutlaka uzman değerlendirmesi gerektiğini söyledi. Alerji belirtilerini hafife almayın Son olarak alerji hastalarına önerilerde bulunan Sayaca, alerji belirtilerinin hafife alınmaması gerektiğini vurguladı. Alerjiye neden olan faktörlerin mümkün olduğunca azaltılmasının önemine dikkat çeken Sayaca, ev tozu alerjisi olanların ev temizliğine özen göstermesi gerektiğini, polen alerjisi bulunan kişilerin ise yoğun polen dönemlerinde açık havada uzun süre kalmamaya dikkat etmesi gerektiğini belirtti. Doktor önerisi dışında ilaç kullanılmaması gerektiğini ifade eden Sayaca, uzun süren veya yaşam kalitesini olumsuz etkileyen şikâyetlerde mutlaka bir uzmana başvurulması gerektiğini sözlerine ekledi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

DEHB Tedavisinde Hekim-Aile-Öğretmen İş Birliği Şart Haber

DEHB Tedavisinde Hekim-Aile-Öğretmen İş Birliği Şart

Üsküdar Üniversitesi NP Etiler Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) tanısı konmuş öğrencilerin eğitim sürecinde yaşadığı zorluklar, etkili öğrenme yöntemleri ve tedavi süreçleri hakkında bilgi verdi. Dikkat eksikliği, dersi dinleme ve görev tamamlama güçlüğüyle ilişkili! DEHB belirtilerinin okul başarısı üzerinde olumsuz etki gösterdiğinin bilindiğini hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, “Dikkat eksikliği, dersi dinlemekte güçlük, ders sırasında dalıp gitme, verilen ödevlerde dağılma ve görevleri tamamlamakta güçlük ile ilişkilidir.” dedi. DEHB’li öğrencilerin öğrenim yönteminin nasıl olması gerektiğine değinen Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin, “Sınavlarda soruların daha kısa olması ya da alt bölümlere ayrılmış olması, sınav süresinin kısa tutulması, uzun sınavlarda gözetmen eşliğinde sınıfa girip çıkmaya izin verilmesi gibi uygulamalar DEHB’li öğrencilerin dikkatlerini sürdürebilmelerine olanak sağlayabilir, daha az dikkat hatası yapmalarına vesile olabilir.” şeklinde konuştu. Ödevler ilgi çekici hale getirilmeli, karmaşık ödev veya görevler parçalara ayrılmalı! DEHB tanısı konmuş çocuklar için eğitimde özel ihtiyaçlar ve yaklaşımlar olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, “DEHB 'li öğrencilerin öğretmene yakın yerlerde oturması gerekir. Bu şekilde dikkatlerini öğretmenin anlattıklarına daha kolay yönlendirebilirler.” dedi. Uymaları gereken kuralların DEHB’li öğrencilere net bir şekilde öğretilmesi gerektiğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin, “İstenen biçimde davranmanın ve davranmamanın doğuracağı sonuçların neler olacağı belirlenip öğrenci tarafından bilinmesi sağlanmalı. Yapacakları ödevler olabildiğince ilgi çekici hale getirilmeli, karmaşık ödev veya görevler parçalara ayrılmalı ve adım adım ilerlemeleri sağlanmalı.” açıklamasını yaptı. DEHB tedavisinde hekim-aile-öğretmen ekip olmalı! DEHB’li öğrencilerin ders sırasında yerinde oturmakta zorlandığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, “Ders anlatılırken kalkıp dolaşabilir. Oturmayı sürdürse dahi kıpır kıpırdır, oturduğu yerde bacağını sallar veya bir başka arkadaşı ile uğraşabilir.” dedi. Bu davranışları yönetmenin öncelikle psikiyatrik takip ve tedavi ile mümkün olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin, şunları söyledi: “DEHB ile ilgili kişiye ve aileye psikoeğitim verilmeli, yaşanan zorlukların DEHB ile ilgili olduğu anlatılmalı. Psikiyatrist ile aile ve öğretmen arasındaki iş birliği tedavi için önem taşır. Etkin müdahale ve tedavi stratejileri için hekim-aile-öğretmen iletişim içerisinde olmalı. Özetle, DEHB tedavisi ekip çalışmasıdır. DEHB’li kişinin ne tür zorluklar yaşadığının ailesi ve öğretmeni tarafından fark edilmesi, kişinin anlaşılmış hissetmesini ve tedaviye motivasyonunun artmasını sağlar.” İlaç tedavisi sonuçları yüz güldürücü… İlaç tedavisinin, DEHB tanısı konmuş öğrencilerin sınıf içindeki performansını nasıl etkileyebileceği hakkında bilgi veren Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, “DEHB’de ilaç tedavisi sonuçları oldukça yüz güldürücüdür. DEHB’de ilaç tedavisi ile kişinin potansiyelini ortaya koyması mümkün olur. Kişinin akademik performansında, sınıf içi ve arkadaşlık ilişkilerindeki uyumunda düzelme gözlenir. Bu noktada öğretmen ve velilerin empatik ve kapsayıcı rolü süreci olumlu etkiler.” diyerek sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Gençlerde Kalp Krizi Riskine Dikkat! Haber

Gençlerde Kalp Krizi Riskine Dikkat!

Ailesinde kalp hastalığı öyküsü bulunanlar, sigara kullananlar, obezite ve diyabet sorunu yaşayan gençler daha fazla risk altında bulunuyor. Bu kişilerde çarpıntı, nefes darlığı, göğüs ağrısı gibi belirtiler daha erken yaşta ortaya çıkabiliyor. “Gençlerde kalp krizi bazen göğüs ağrısı olmadan, yalnızca halsizlik, mide bulantısı ve ani çarpıntı ile de başlayabilir. Bu yüzden gençlerin bu tür belirtileri göz ardı etmemesi önemlidir,” diyen Uzm. Dr. Yusuf Altınkaynak, erken tanının hayat kurtardığını vurguluyor. Yaşam Tarzı Faktörlerinin Etkisi Göz Ardı Edilmemeli Gençlerdeki kalp krizi artışının temelinde, kontrol altına alınamayan risk faktörleri yatmaktadır. Hareketsiz yaşam, uzun ekran süreleri, fast-food ağırlıklı beslenme ve uyku düzensizliği gençlerde kalp-damar sistemini olumsuz etkiliyor. Bu durum damar sertliğini hızlandırarak erken yaşta kalp krizi riskini artırabiliyor. Obezite, diyabet ve yüksek kolesterol gibi metabolik sorunların genç yaşta ortaya çıkması, damar tıkanıklığı sürecini hızlandırıyor. Kalp Sağlığını Korumak İçin Alınması Gereken Önlemler Kalp damar hastalıklarının genç yaşlarda da artış göstermesi, yaşam tarzı düzenlemelerinin ve düzenli sağlık kontrollerinin ne kadar kritik olduğunu ortaya koyuyor. Günlük rutine düzenli egzersiz eklemek, sigara ve tütün ürünlerinden uzak durmak kalp damarlarının korunmasına yardımcı oluyor. Beslenmede sebze, meyve, tam tahıl ve sağlıklı yağların ağırlıkta olduğu dengeli bir program tercih edilmeli. Fast-food ve aşırı şekerli gıdaların sık tüketilmesi, damar sertliği sürecini hızlandırarak erken yaşta risk oluşturabiliyor. Aynı zamanda yeterli uyku ve stres yönetimi de kalp ritminin korunmasında önemli bir role sahip. Ailesinde kalp hastalığı öyküsü bulunan veya sigara, obezite, diyabet gibi risk faktörlerine sahip kişilerin 20’li yaşlardan itibaren kalp kontrollerine başlaması gerekiyor. Risk faktörü bulunmayan kişilerde ise 30 yaşından sonra düzenli kalp sağlığı taramaları yaptırmak önemli. Bu kontroller kapsamında tansiyon, kolesterol ve kan şekeri ölçümleri yapılırken, gerektiğinde EKG ve efor testi ile kalp fonksiyonları değerlendirilebilir. Erken dönemde saptanan küçük değişiklikler, ileride yaşanabilecek ciddi kalp krizlerinin önüne geçebiliyor. “Genç bireyler, düzenli sağlık kontrolleri ile tansiyon, kolesterol ve kan şekeri değerlerini takip etmeli. Bu değerlerde görülen küçük değişiklikler bile gelecekteki ciddi kalp sorunlarının habercisi olabilir. Kendini sağlıklı hissetmek kontrolleri ertelemek için gerekçe olmamalı. Erken önlem almak, ileride yaşanabilecek kalp krizlerini büyük ölçüde engeller,” diyen Uzm. Dr. Yusuf Altınkaynak, düzenli takip ve bilinçli davranışlarla birçok komplikasyonun önlenebileceğini vurguluyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Minik Fehmi Babasının Böbreği İle Hayata Tutundu Haber

Minik Fehmi Babasının Böbreği İle Hayata Tutundu

Sağlık Bakanlığı'nın öncülüğünde yürütülen organ nakil çalışmalarına bir yenisi Bursa'da eklendi. Böbrek yetmezliği ve ciddi gelişim geriliği bulunan Fehmi, yaklaşık 5 aydır diyalize bağlı yaşamını sürdürüyordu. Oğlunun yaşaması için nakilden başka çare olmadığını gören 43 yaşındaki Hüseyin Toğay, oğluna böbreğini bağışlamak için Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne başvurdu. Yapılan detaylı incelemeler sonrasında, böbrek naklinin uygun olduğuna karar verildi. Organ Nakli Sorumlu Cerrahı Prof. Dr. Murat Demirbaş başkanlığındaki ekip tarafından yapılan başarılı ameliyat sonucunda babadan alınan böbrek, oğluna nakledildi. Operasyonu gerçekleştiren Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Organ Nakli Sorumlu Cerrahı Prof. Dr. Murat Demirbaş yaptığı açıklamada; Fehmi'de ciddi gelişim geriliği olduğunu belirtti. Ayrıca idrar böbreklere geri kaçtığı için böbreklerin işlev göremez hale geldiğini ve bir süredir diyaliz tedavisi almak zorunda kaldığını vurgulayan Prof. Dr. Demirbaş, "Başarılı bir ameliyat ile babasının böbreği, minik Fehmi'ye nakledildi. Bundan sonraki süreçte büyümesi de hızlanacak. Yaşıtlarıyla birlikte normal şekilde hayatına devam edecek. Burada babadan aldığımız böbreği, verici için çok konforlu bir yöntem olan 'Retroperitoneoskopik' yani kapalı yöntem ile böbreği sırttan çıkartarak son derece modern bir teknikle aldık. Babası, taburcu oldu. Bu vesile ile organ bağışının önemini bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Fehmi bundan sonra normal hayatını yaşayacak ama normal hayatını yaşayamayan kronik böbrek yetmezliği olan çok sayıda çocuk var, bu çocukların hayata tutunabilmesi için organ bağışına ihtiyaçları var. Lütfen bu konuda daha duyarlı olalım. Organ nakli hayat kurtarır." şeklinde konuştu. "Herkese Teşekkür Ediyorum" Fehmi'nin rahatsızlığının doğum öncesi dönemden başladığını belirten Baba Hüseyin Toğay ise, "Yaklaşık 4-5 ay öncesi doktorlar, böbreklerin artık bitme noktasına geldiğini dolayısıyla organ naklinin ya da diyalizin şart olduğunu söyledi. Diyalize aldılar. Biz de nakil için gerekli işlemleri yaptık. 22 Eylül günü operasyona alındık. Ben taburcu oldum. Oğlumun sağlığı gayet iyi, yakında o da taburcu olacak, hiçbir sıkıntımız yok. Emeği geçen tüm hocalarıma teşekkür ederim." dedi. "Mühendis Olmak İstiyorum" Babasının verdiği böbrekle sağlığına kavuşan minik Fehmi ise, hastanede kaldığı süre boyunca karton bardaklardan tasarladığı oyuncaklarıyla oynayarak, taburcu olacağı günü beklemeye başladı. Kendini çok iyi hissettiğini ifade eden Fehmi, "Artık ağrılarım yok. İnşallah bu süreci de atlatırız. Sağ salim inşallah hep birlikte mutlu mesut bir hayat yaşarız. Mühendis olmak istiyorum. Çünkü icat yapmayı seviyorum." diye konuştu.

Beşiktaş’ta Balonlar Atlas İçin Gökyüzüne Bırakıldı Haber

Beşiktaş’ta Balonlar Atlas İçin Gökyüzüne Bırakıldı

Beşiktaş Belediyesi, komşularını anlamlı bir günde yalnız bırakmayarak duygu dolu bir etkinliğe ev sahipliği yaptı. Dikilitaş Mahallesi sakinlerinden 8 yaşındaki Atlas Gürkan’ın lösemiyi ikinci kez yenmesi balonlarla kutlandı. Beşiktaş Belediyesi tarafından Dikilitaş Parkı’nda gerçekleşen balon uçurma şenliğine CHP Beşiktaş İlçe Başkanı Mehmet Arslan, Dikilitaş Muhtarı Nurcan Sızmaz, belediye meclis üyeleri ve çok sayıda vatandaş çocuklarıyla birlikte katıldı. Etkinlikte konuşma yapan Mehmet Arslan, birlik ve beraberliğin önemine değinerek, “Atlas için balonları hep beraber uçurarak ona umut olmak için buradayız.” dedi. Rengârenk balonlarla etkinliğe katılan vatandaşlar ve çocuklar aynı anda balonları gökyüzüne bırakarak Atlas’a destek oldu. Etkinlik alanında, rap müzikleriyle tanınan şarkıcı Uzay Güncü de konser verdi. Atlas’ın tuttuğu takım Beşiktaş temalı pasta kesilerek katılımcılara ikram edildi. “Hiçbir çocuk hasta olmasın” Balon uçurma etkinliği için çok mutlu olan Atlas Gürkan konuşmasında, “Herkes geldiği için teşekkür ederim. Hiçbir çocuk hasta olmasın. Balon uçurma etkinliği beni çok mutlu etti.” diye konuştu. “Bugün Atlas’ın balon uçurma hayalini gerçekleştirdik” Atlas’ın babası Evren Gürkan ise çocuğunun yaklaşık 4 yıldır hastalıkla mücadele ettiğini söyleyerek, “Gerçekten zor bir süreçti. Atlas’ın azmi sayesinde bu süreci güzel sonuçlandırdık. Bundan birkaç ay önce bir yavrumuz balon uçurma töreni yapmıştı. Hastanede bu etkinliği görünce, ‘Ben de iyileştiğimde balon uçurabilir miyiz?’ demişti Atlas. Bugün Atlas’ın balon uçurma hayalini gerçekleştirdik. Biz de bu kadar kalabalık olacağını beklemiyorduk.” diye konuştu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Diz Protezi İle Ağrısız Yürümek Mümkün!  Haber

Diz Protezi İle Ağrısız Yürümek Mümkün! 

Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak, diz protezi cerrahisinin eklem kıkırdak hasarının son evresinde, yani artık ileri düzey kireçlenme veya artroz olarak adlandırılan durumda uygulanan etkili bir tedavi seçeneği olarak öne çıktığını belirterek, “2024 yılı verilerine göre, dünyada her yıl yaklaşık 1,5 milyon, ülkemizde de yaklaşık 100 bin kişi diz protezi cerrahisi olmaktadır. Üstelik, yaşam süresinin uzamasına ve obezitenin görülme sıklığının yükselmesine paralel olarak diz protezi cerrahisi olan kişi sayısı giderek artmaktadır” diyor. Modern cerrahi teknikler ve gelişen teknoloji sayesinde ameliyatların başarı oranı günümüzde giderek artıyor ve bu sayede protezlerin ömrü uzarken, hastalar da günlük yaşamlarına daha kısa sürede dönebiliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak, diz protezi cerrahisinden başarılı sonuç alınmasında bazı kurallara dikkat edilmesinin kilit bir rol üstlendiğini vurgulayarak, “Diz protezi cerrahisi öncesinde hasta detaylıca değerlendirilmeli; genel durumu, hastalıkları, kullandığı ilaçlar ve beklentileri çok iyi bilinmelidir. Çünkü, titiz bir hazırlık süreci ameliyatın başarısı için büyük önem taşımaktadır” bilgisini veriyor. Ağrısız ve konforlu bir yürüyüş! Diz eklemi iç kısım ve dış kısım olmak üzere iki ana bölümden oluşuyor. Sadece iç kısımda oluşan kıkırdak aşınmaları yarım diz proteziyle tedavi edilirken, her iki kısımda gelişen kireçlenmelerde ise tam diz protezi ameliyatına başvuruluyor. Protezler genellikle metal ve plastik bileşenlerden oluşuyor ve diz ekleminin doğal hareketlerini taklit edecek şekilde tasarlanıyor. Diz protezi cerrahisinin amacı; şiddetli ağrıya neden olan aşınmış kıkırdak yüzeylerinin temizlenmesi ve yerine protezin yerleştirilmesiyle ağrının azalmasını sağlamak, böylece hastaların konforlu bir şekilde yürüyebilmelerini mümkün kılmak. Yapılan çalışmalarda, eklem protezi ameliyatlarının hastanın ağrısını azaltmada son derece başarılı olduğu ortaya konmuş. Ameliyat ileri aşamada gündeme geliyor Diz ağrısı sorunu olan hastalarda ağrı kesici ilaçlar ve koltuk değneği gibi yürümeye yardımcı yöntemler ilk aşamada başvurulması gereken tedavileri oluşturuyor. Ayrıca, eklem içi enjeksiyonlar da eklem kireçlenmesinin erken dönemlerinde faydalı olabiliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak, ancak ileri düzey eklem kireçlenmelerinde ve eklem aşınmalarında artık bu tedaviler şiddetli ağrıyı geçirmiyorsa, eklem hareketleri ciddi şekilde kısıtlanmışsa, o zaman diz protezi ameliyatının önerildiğini belirtiyor. Her yaş grubu protez ameliyatı olabiliyor Genellikle 60 yaş ve üzerindeki kişilere uygulanan diz protezi cerrahisi için kesin bir yaş sınırı bulunmuyor. Hastanın genel durumu, mevcut diğer hastalıkları ve beklentileri göz önüne alınarak her yaş grubuna diz protezi cerrahisi yapılabiliyor. Ancak 60 yaş öncesindeki genç hastalarda ameliyata detaylı bir değerlendirmeyle karar veriliyor. Diz protezlerinin ömrü 30-40 yıla kadar uzuyor Gelişen protez üretimi, tasarım teknolojileri, ameliyathane tekniklerinin gelişmesi ve ameliyathane sterilizasyon yöntemlerinin daha sıkı takip edilmesiyle birlikte vücuda yerleştirilen protezlerin ömürleri artık giderek uzuyor ve 30-40 yıl olarak hesaplanıyor. Diz protezlerinde yıllardır başarıyla uygulanan geleneksel cerrahi yöntemlerine son yıllarda eklenen robotik cerrahi yöntemi de protezin ömrünün uzamasında önemli bir rol üstleniyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak, “Robotik cerrahi yöntemi hekimlere kemik kesimlerinde ve protezin dizlere yerleştirilmesinde milimetrik hassasiyetle destek sağlamaktadır. Bu kolaylık sayesinde ameliyat sonrasındaki komplikasyon riski oldukça azalırken, protezlerin ömürleri de uzamaktadır” diyor. Prof. Dr. Selami Çakmak, ancak son yıllarda robotik yöntem ön plana çıkmış olsa da halen yıllardır bilinen geleneksel yöntemlerin de başarıyla uygulanmaya devam ettiğini söylüyor. Hastalar ilk gün destek yardımıyla yürüyebiliyor Diz protezi cerrahisi sonrasında ilk gün hastaların ağrıları olabiliyor. Ancak, damar yoluyla verilen ilaçlar ve lokal veya bölgesel anestezi yöntemleri sayesinde ağrı minimal seviyeye indiriliyor. Hastalar ilk günden itibaren yürüteç veya koltuk değneği gibi yardımcı yöntemlerle, 15-20 gün sonrasında da desteksiz yürümeye başlayabiliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak, ameliyat sonrasında fizyoterapi tedavisine başlamanın hızlıca iyileşmenin en önemli unsurlarından biri olduğuna işaret ederek, “Beslenmeye dikkat edilmesi ve verilen ilaçların düzenli kullanılması da hızlı iyileşmeyi desteklemektedir” diye konuşuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Diz Protezi İle Ağrısız Yürümek Mümkün Haber

Diz Protezi İle Ağrısız Yürümek Mümkün

Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak, diz protezi cerrahisinin eklem kıkırdak hasarının son evresinde, yani artık ileri düzey kireçlenme veya artroz olarak adlandırılan durumda uygulanan etkili bir tedavi seçeneği olarak öne çıktığını belirterek, “2024 yılı verilerine göre, dünyada her yıl yaklaşık 1,5 milyon, ülkemizde de yaklaşık 100 bin kişi diz protezi cerrahisi olmaktadır. Üstelik, yaşam süresinin uzamasına ve obezitenin görülme sıklığının yükselmesine paralel olarak diz protezi cerrahisi olan kişi sayısı giderek artmaktadır” diyor. Modern cerrahi teknikler ve gelişen teknoloji sayesinde ameliyatların başarı oranı günümüzde giderek artıyor ve bu sayede protezlerin ömrü uzarken, hastalar da günlük yaşamlarına daha kısa sürede dönebiliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak, diz protezi cerrahisinden başarılı sonuç alınmasında bazı kurallara dikkat edilmesinin kilit bir rol üstlendiğini vurgulayarak, “Diz protezi cerrahisi öncesinde hasta detaylıca değerlendirilmeli; genel durumu, hastalıkları, kullandığı ilaçlar ve beklentileri çok iyi bilinmelidir. Çünkü, titiz bir hazırlık süreci ameliyatın başarısı için büyük önem taşımaktadır” bilgisini veriyor. Ağrısız ve konforlu bir yürüyüş! Diz eklemi iç kısım ve dış kısım olmak üzere iki ana bölümden oluşuyor. Sadece iç kısımda oluşan kıkırdak aşınmaları yarım diz proteziyle tedavi edilirken, her iki kısımda gelişen kireçlenmelerde ise tam diz protezi ameliyatına başvuruluyor. Protezler genellikle metal ve plastik bileşenlerden oluşuyor ve diz ekleminin doğal hareketlerini taklit edecek şekilde tasarlanıyor. Diz protezi cerrahisinin amacı; şiddetli ağrıya neden olan aşınmış kıkırdak yüzeylerinin temizlenmesi ve yerine protezin yerleştirilmesiyle ağrının azalmasını sağlamak, böylece hastaların konforlu bir şekilde yürüyebilmelerini mümkün kılmak. Yapılan çalışmalarda, eklem protezi ameliyatlarının hastanın ağrısını azaltmada son derece başarılı olduğu ortaya konmuş. Ameliyat ileri aşamada gündeme geliyor Diz ağrısı sorunu olan hastalarda ağrı kesici ilaçlar ve koltuk değneği gibi yürümeye yardımcı yöntemler ilk aşamada başvurulması gereken tedavileri oluşturuyor. Ayrıca, eklem içi enjeksiyonlar da eklem kireçlenmesinin erken dönemlerinde faydalı olabiliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak, ancak ileri düzey eklem kireçlenmelerinde ve eklem aşınmalarında artık bu tedaviler şiddetli ağrıyı geçirmiyorsa, eklem hareketleri ciddi şekilde kısıtlanmışsa, o zaman diz protezi ameliyatının önerildiğini belirtiyor. Her yaş grubu protez ameliyatı olabiliyor Genellikle 60 yaş ve üzerindeki kişilere uygulanan diz protezi cerrahisi için kesin bir yaş sınırı bulunmuyor. Hastanın genel durumu, mevcut diğer hastalıkları ve beklentileri göz önüne alınarak her yaş grubuna diz protezi cerrahisi yapılabiliyor. Ancak 60 yaş öncesindeki genç hastalarda ameliyata detaylı bir değerlendirmeyle karar veriliyor. Diz protezlerinin ömrü 30-40 yıla kadar uzuyor Gelişen protez üretimi, tasarım teknolojileri, ameliyathane tekniklerinin gelişmesi ve ameliyathane sterilizasyon yöntemlerinin daha sıkı takip edilmesiyle birlikte vücuda yerleştirilen protezlerin ömürleri artık giderek uzuyor ve 30-40 yıl olarak hesaplanıyor. Diz protezlerinde yıllardır başarıyla uygulanan geleneksel cerrahi yöntemlerine son yıllarda eklenen robotik cerrahi yöntemi de protezin ömrünün uzamasında önemli bir rol üstleniyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak, “Robotik cerrahi yöntemi hekimlere kemik kesimlerinde ve protezin dizlere yerleştirilmesinde milimetrik hassasiyetle destek sağlamaktadır. Bu kolaylık sayesinde ameliyat sonrasındaki komplikasyon riski oldukça azalırken, protezlerin ömürleri de uzamaktadır” diyor. Prof. Dr. Selami Çakmak, ancak son yıllarda robotik yöntem ön plana çıkmış olsa da halen yıllardır bilinen geleneksel yöntemlerin de başarıyla uygulanmaya devam ettiğini söylüyor. Hastalar ilk gün destek yardımıyla yürüyebiliyor Diz protezi cerrahisi sonrasında ilk gün hastaların ağrıları olabiliyor. Ancak, damar yoluyla verilen ilaçlar ve lokal veya bölgesel anestezi yöntemleri sayesinde ağrı minimal seviyeye indiriliyor. Hastalar ilk günden itibaren yürüteç veya koltuk değneği gibi yardımcı yöntemlerle, 15-20 gün sonrasında da desteksiz yürümeye başlayabiliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak, ameliyat sonrasında fizyoterapi tedavisine başlamanın hızlıca iyileşmenin en önemli unsurlarından biri olduğuna işaret ederek, “Beslenmeye dikkat edilmesi ve verilen ilaçların düzenli kullanılması da hızlı iyileşmeyi desteklemektedir” diye konuşuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.