Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Sağlık Teknolojileri

Kapsül Haber Ajansı - Sağlık Teknolojileri haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sağlık Teknolojileri haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Kuveyt Türk Lonca Girişimcilik Merkezi  12. Dönem Başvurularını Açtı Haber

Kuveyt Türk Lonca Girişimcilik Merkezi 12. Dönem Başvurularını Açtı

Türkiye’nin öncü katılım finans kuruluşlarından Kuveyt Türk bünyesinde faaliyet gösteren ve teknoloji odaklı girişimlerin büyüme yolculuğuna destek veren Lonca Girişimcilik Merkezi, 12. dönem programı için başvuruları almaya başladı. Lonca, yeni dönemde girişimlere 400 bin TL’ye kadar nakit hibe desteği sunarken, onları global ölçekte büyümeye hazırlayan kapsamlı bir destek programı sağlıyor. Lonca Girişimcilik Merkezi’nin 12. dönem programına; ürünü hazır olan, aktif satış gerçekleştiren ve büyüme hedefi bulunan teknoloji girişimleri başvurabiliyor. Başvurular, 10 Mayıs 2026 tarihine kadar www.loncagirisim.com adresi üzerinden gerçekleştirilebilecek. Lonca’nın 12. dönem programına seçilen girişimler, hibe desteğinin yanı sıra Kuveyt Türk ve iştirakleriyle iş birliği ve PoC fırsatları, global ölçeklenme desteği, bulut servis desteği, Kuveyt Türk API altyapısına erişim, ihtiyaca özel eğitim ve mentorluk programları ile hukuki, teknik ve finansal danışmanlık gibi çok yönlü desteklerden faydalanabiliyor. Girişime özel destek modeli Lonca’nın en belirgin özelliklerinden biri olan, her girişime standart bir müfredat sunmak yerine, ihtiyaçlara göre şekillenen esnek bir gelişim alanı oluşturması sayesinde girişimler, bulundukları aşamaya ve önceliklerine göre birebir destek alma imkânı buluyor. Dönem boyunca sağlanacak danışmanlık, eğitim ve teknik desteklerle girişimlerin hem iş modellerini geliştirmeleri hem de sağlam bir ölçeklenme zemini oluşturmaları hedefleniyor. Özellikle Kuveyt Türk ve iştirakleri ile sağlanan iş birliği fırsatları, girişimlerin ürünlerini gerçek iş süreçlerinde test etmelerine ve ticari büyümelerini hızlandırmalarına imkân tanıyor. Programa kabul edilen girişimler, PoC ve potansiyel iş birlikleri açısından değerlendirilerek çözümlerini gerçek kullanım alanlarıyla buluşturma fırsatı yakalayacak. Global büyüme yolculuğuna güçlü destek Programın bir diğer güçlü yönünü ise global ölçeklenme odağı oluşturuyor. Lonca; yerel pazarda belirli bir aşamaya gelmiş girişimlerin uluslararası büyüme hedeflerini destekleyecek bağlantılar, fırsatlar ve stratejik yönlendirmeler sunmayı amaçlıyor. Bu yaklaşımla geliştirilen Lonca Global Programı, girişimlerin global pazarlara açılmasını destekleyen; yurt dışı etkinlik katılımları, müşteri ve iş ağı bağlantıları ile iş geliştirme süreçlerini kapsayan bir yapı sunuyor. Bu program kapsamında, girişimlerin London Tech Week gibi önde gelen uluslararası etkinliklere katılımı planlanıyor ve global ölçekte görünürlüklerinin artırılması hedefleniyor. 9 yıldır girişimcilerin yanında 2017 yılından bu yana girişimcilik ekosistemine katkı sunan Lonca Girişimcilik Merkezi, bugüne kadar farklı sektörlerden çok sayıda girişimin ölçeklenmesine destek verdi. Yeni dönemde de ürünü hazır, gelir üreten ve büyüme hedefi olan teknoloji girişimlerini odağına alan program, finansmanın ötesinde uçtan uca bir gelişim altyapısı sunuyor. Geride kalan 11 dönemde fintek, yapay zekâ, SaaS, veri analitiği ve sağlık teknolojileri başta olmak üzere farklı alanlardan 100’den fazla girişimin büyüme yolculuğuna eşlik eden Lonca, kurulduğu günden bu yana girişimlere toplam 500 bin dolardan fazla nakit hibe desteği sağladı. Lonca mezunu girişimlerden 35’i, farklı yatırımcılardan 20 milyon dolara yakın yatırım alarak başarılarını taçlandırdı. Bir hızlandırma programı olmanın ötesine geçerek girişimlerin farklı ihtiyaçlarına cevap veren çok katmanlı bir yapıya dönüşen Lonca, bu kapsamda oluşturulan yol haritası doğrultusunda; global büyümeyi desteklerken, üniversite odaklı programlar ve dikeyleşen yapılar ile girişimcilik ekosistemine daha geniş bir çerçevede katkı sunulmayı hedefliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Silikon Vadisinden Genç Türk Girişimciye Destekler Yağdı! Haber

Silikon Vadisinden Genç Türk Girişimciye Destekler Yağdı!

Diş hekimlerinin röntgen görüntülerini daha hızlı ve doğru bir şekilde analiz etmelerine yardımcı olan sistem, özellikle ön teşhis süreçlerinde sağladığı destekle sağlık teknolojileri alanında önemli bir yenilik olarak öne çıkıyor. Sistem, özellikle diş hekimliği alanında kullanılan röntgenlerin hızlı ve doğru şekilde analiz edilmesini hedeflerken, klinik karar süreçlerini hızlandırırken hata payını minimize etmeyi amaçlıyor. Girişim, kısa sürede uluslararası alanda dikkatler üzerine çekti. BioSmile, kısa sürede uluslararası yatırımcıların ve teknoloji çevrelerinin dikkatini çekerken, özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde, Silikon Vadisi’ndeki girişimcilik ekosisteminden yoğun ilgi gördü. Platform yalnızca yapay zekâ destekli röntgen analiziyle sınırlı kalmayıp, gülüş tasarımı, klinik yönetimi ve dijital diş hekimliği çözümlerini tek bir ekosistem altında birleştirerek sektöre bütüncül bir yaklaşım sunuyor. Sistemin geliştirme sürecinde sahadan elde edilen veriler kritik rol oynadı. Biosmile kliniklerinde gerçekleştirilen testlerde, yüz binlerce röntgen görüntüsü uzman diş hekimleri tarafından tek tek işaretlenerek veri etiketleme merkezine aktarıldı. Bu sayede yapay zekâ modellerinin doğruluk oranı önemli ölçüde artırıldı. Projenin arka planında ise güçlü bir uzman kadro yer alıyor. Alanında deneyimli diş hekimlerinden oluşan ekip hem veri doğrulama hem de sistemin klinik uyumluluğu konusunda aktif rol üstleniyor. BioSmile’ın kurucusu genç girişimci Bahattin Berke Çoban, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, "Amacımız, yapay zekâyı diş hekimlerinin yerini almak için değil, onların klinik kararlarını destekleyen güçlü bir yardımcı olarak konumlandırmak. Türkiye’den doğan bu teknolojiyi global ölçekte yaygınlaştırmayı hedefliyoruz." dedi. Sağlık teknolojileri alanında küresel ölçekte büyümeyi hedefleyen “Biosmile AI” Türkiye’den çıkan yenilikçi girişimlerin uluslararası başarı hikayelerine bir yenisini eklemeye hazırlanıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’den Çıkan Sağlık Teknolojisi Girişimi Haber

Türkiye’den Çıkan Sağlık Teknolojisi Girişimi

Sağlık teknolojileri alanında faaliyet gösteren Ledbim, venture stüdyo modeliyle geliştirdiği yazılım ürünlerini uluslararası pazarlara taşıyor. İngiltere’de özel kliniklere geliştirilen CRM çözümleriyle başlayan yazılım ihracatı bugün, Avrupa pazarında aktif kullanılan ürünlerle büyümeye devam ediyor. Ledbim Kurucusu Taha Öz, şirketin küresel büyüme stratejisini ve venture stüdyo modelinin sunduğu avantajları değerlendirdi. Teknoloji ihracatının kuruluş vizyonlarının merkezinde yer aldığını vurgulayan Öz, müşteri bazlı hizmetten ürün ihracatına geçişle birlikte küresel pazarlara odaklandıklarını ifade etti. “Venture stüdyo modeline geçmeden önce İngiltere’deki özel kliniklere CRM sistemleri geliştirip ihraç ettik. Bu deneyim, farklı sağlık sistemi dinamiklerinde ürün geliştirebileceğimizi bize erken gösterdi. Bugün ise kendi ürünlerimizi küresel pazarlara taşıyoruz” diyen Öz, Hollanda, Almanya ve Fransa’da aktif varlığı bulunan Menta ürününün bu dönüşümün somut örneği olduğunu belirtti. Öz, Avrupa’nın komşu ülkeleri ve MENA bölgesine yönelik girişimlerin de sürdüğünü aktararak, “Venture stüdyo modeli bize coğrafyayı; ürünün büyüme ekseni olarak tasarlama imkânı sağladı” dedi. Sağlık teknolojilerinde küresel ölçekte büyüme vizyonu Ledbim’in geliştirdiği WISE ERP/CRM sisteminin, Lokman Ecza Deposu’nda operasyonların yönetildiği merkezi yazılım altyapısı haline geldiğini vurgulayan Öz, “Sistem sayesinde depo operasyonlarında yılda ortalama 5-10 milyon TL arasında operasyonel açık tespit edilerek kâra dönüştürülebiliyor” dedi. Öz, “WISE yazılımımız ile Lokman Ecza Deposu, Türkiye’nin ilk tek merkezden ve en kolaylaştırılmış şartlar ile tüm ülkeye çevrimiçi satış yapan ecza deposu konumuna yükseldi. Toplamda 30 bini aşkın ürünü ileri ERP, İntralojistik ve otomasyon sistemleriyle yönettiğimiz altyapı, 2025 yılında ulusal ölçekte devreye alındı. E-ticaret sistemiyle sektörde yeni bir dönemin kapısı aralanmış oldu” diye ekledi. Ledbim’in spinoff bir şirket olduğunu sözlerine ekleyen Öz, “Başlangıçta Lokman Ecza Deposu’nun yazılım departmanı olarak faaliyet gösteriyorduk. WISE, tam da bu geçiş döneminde, Lokman için yazılmaya başlanan ve Ledbim bağımsızlaştıktan sonra ilk büyük projemiz haline gelen entegre bir ERP/CRM çözümü. Lokman’ın tüm deposu bu yazılım üzerinden yönetiliyor. Bizim için anlamı ise rakamın çok daha ötesinde: WISE, Lokman’ın kurumsallaşma sürecinde belirleyici rol oynadı. Süreçleri kişiye bağımlı olmaktan çıkarıp sürdürülebilir ve denetlenebilir bir sistem altyapısına bizzat dönüştürdük. Daha önce parçası olduğumuz bir kurumda bu dönüşümü yaşatmış olmak, taşıdığımız sorumluluğun ve yapabileceğimizin en somut kanıtı” ifadelerini kullandı. Ledbim ’de tüm kararlar veriye dayanıyor Venture stüdyo modeliyle ürün geliştiren Ledbim ‘de ürün geliştirme süreçlerinin merkezinde veri ve ölçüm metrikleri yer alıyor. Tüm kararların veriye dayalı olduğunu belirten Taha Öz, “Bu tercih aynı zamanda çalışma şeklimizin temeli. Geliştirdiğimiz her ürünün içine baştan kapsamlı ölçüm metrikleri yerleştiriyoruz. Bu metrikler hem MVP sürecinde hem de olağan akışta düzenli olarak değerlendiriliyor. Bir sonraki adımda alınması gereken kararları doğrudan şekillendiriyor. Ürün tarafında olduğu kadar ekip tarafında da aynı anlayışı uyguluyoruz. Ekip, çıktıları sürekli ölçümleyerek olası sorunları henüz etki yaratmadan tespit ediyor ve ilgili ekip arkadaşlarımızla birlikte çözüme ulaştırıyoruz. Veri, bizim için hem ürünü geliştiren hem de organizasyonu sağlıklı tutan ortak dil.” Türkiye’nin ilk eczane teknisyeni AI asistanını geliştiriyoruz Önümüzdeki dönemde sağlık sektöründe en büyük dönüşümün yapay zekâ ile yaşanacağını belirten Taha Öz, Ledbim’in bu dönüşümde aktif rol almayı hedeflediğini ifade etti. Öz, “Sağlıkta önümüzdeki dönemin belirleyici gücü yapay zekâ olacak. Müşteri ilişkilerinden tanıya, ürün tüketim alışkanlıklarından günlük sağlık verilerinin işlenmesine kadar AI hayatın her noktasına dokunacak. Bu dönüşümde en kritik mesele veri gizliliği, sağlık verileri son derece hassas ve bu konuyu her zaman önceliğimizin merkezine koyuyoruz. Ledbim olarak buna somut bir cevap üretiyoruz: Türkiye’nin ilk eczane teknisyeni AI asistanını geliştiriyoruz. Ayrıca dijital dönüşüm süreçlerini istedikleri hızda ilerletemeyen paydaşlarımız için bu geçişi kolaylaştıracak AI ürünleri üzerinde çalışıyoruz. Kendimizi bu dönüşümün sahada uygulayıcısı olarak konumlandırıyoruz” diye konuştu. Ledbim hakkında Venture stüdyo modeliyle faaliyet gösteren Ledbim, 15 yazılım mühendisinden oluşan ekibiyle sağlık ve teknoloji odaklı dijital çözümler geliştiriyor. Şirketin 10’dan fazla yazılım ürünü aktif olarak kullanılırken, startup portföyünde 4 girişim bulunuyor. Ledbim tarafından geliştirilen girişimler toplamda 25 binden fazla indirme ve yaklaşık 30 bin aktif kullanıcıya ulaşmış durumda. Ledbim tarafından üretilen geliştirdiği çözümler arasında; eczanelere özel Dropshipping entegrasyonu Pazartane, B2B araç-transfer eşleşme platformu Ördek, kapsamlı depo yönetim sistemi WISE-ERP, 10 binden fazla eczacının aktif olarak kullandığı B2B pazaryeri FarmaB ve çevrimiçi psikolojik destek uygulaması Terazipone yer alıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Diş Hekimliğinde Yapay Zekâ Her Yönüyle Ele Alındı! Haber

Diş Hekimliğinde Yapay Zekâ Her Yönüyle Ele Alındı!

Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nce düzenlenen “Diş Hekimliğinde Yapay Zekâ” başlıklı sempozyum Üsküdar Üniversitesi NP Sağlık Yerleşkesi İbni Sina Oditoryumu’nda gerçekleştirildi. Sağlık teknolojileri ve yapay zekânın (YZ) dental teşhis, tedavi ve planlama süreçlerindeki dönüştürücü rolünü akademik bir zeminde ele almak amacıyla düzenlenen sempozyumda, diş hekimliğinde yapay zekâ algoritmalarının teşhis doğruluğunu artırma, klinik karar destek sistemlerini güçlendirme ve kişiselleştirilmiş tedavi planlamaları oluşturma potansiyeli bilimsel yönleriyle ele alındı. Prof. Dr. Ergün Yücel: “Yapay zekâ günümüzde bir klinik pratiğidir” Program, Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ergün Yücel’in açılış konuşmasıyla başladı. Prof. Dr. Ergün Yücel, yapay zekânın artık bir gelecek tasavvuru değil, sağlık alanında günlük uygulamanın parçası haline geldiğini vurguladı. Yapay zekâ konusunun teorik bir tartışma başlığı olmaktan çıktığını ifade eden Prof. Dr. Yücel, “Yapay zekâ günümüzde bir gelecek senaryosu değil, artık günümüzün bizim açımızdan bir klinik pratiğidir. Teşhisten tedavi planlamasına kadar her aşamada mesleğimizin bütün ana bilim dallarında oyunun kuralları adeta yeniden yazılmaktadır.” diye konuştu. Hata ihtimali sıfıra inecek Prof. Dr. Yücel, “Yıllarca diş hekimliğinde ‘önce zarar verme’ dedik. Ama artık günümüzde yapay zekâ teknolojileri ile bir adım öteye geçtik ve ‘Hata yapma ihtimalini sıfıra indir’ diyoruz. Bu belki de yapay zekayla birlikte bir konsept olacak.” ifadesinde bulundu. Yapay zekâ hali hazırda kullanılıyor Yapay zekânın hâlihazırda birçok alanda aktif olarak kullanıldığını dile getiren Prof. Dr. Yücel, “Radyolojide insan gözünden kaçabilecek detayları yakalayabiliyoruz. Cerrahide milimetrik hassasiyetle rehberlik eden uygulamalar kullanıyoruz. Ortodontiden endodontiye, pedodontiden diğer alanlara kadar klinik destek mekanizması olarak bu teknolojilerden yararlanıyoruz.” dedi. Ancak teknolojinin kutsallaştırılmaması gerektiğini de vurgulayan Prof. Dr. Yücel, yapay zekânın hekimlik sanatının yerini alamayacağını söyledi ve “En gelişmiş algoritma bile bir hekimin hastasıyla kurduğu güven bağının ve insani dokunuşun yerini tutamaz. Hiçbir algoritmanın empati yeteneği yoktur” diye konuştu. Prof. Dr. Yücel, yapay zekânın mesleği tehdit etmediğini, aksine hata payını azalttığını ve zaman yönetiminde avantaj sağladığını ifade ederek, “Bu toplantının bir ilk olmasını ve bilimsel altyapı açısından daha farklı uygulamalarla geliştirilmesini diliyorum.” diyerek sözlerini tamamladı. Prof. Dr. Türker Tekin Ergüzel: “Geliştirdiğimiz sistemler hekimin yerine geçmez” Açılışın ardından gerçekleştirilen birinci oturumda yapay zekânın sağlık alanındaki genel çerçevesi ve etik boyutu ele alındı. Oturumda konuşan Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Türker Tekin Ergüzel, “Yapay Zekâ ve Sağlıktaki Uygulamaları” başlıklı sunumunda özellikle klinik veriye dayalı gerçek uygulamaları paylaştı. Yaklaşık 15 yıldır üniversite bünyesinde faaliyet gösteren NPİSTANBUL Hastanesi’nde üretilen klinik veriler üzerinden çalışmalar yürüttüklerini belirten Prof. Dr. Ergüzel, “Geliştirdiğimiz sistemlerin tamamı bir ön tanı sistemidir. Bunlar karar destek sistemleridir. Karar hekime aittir, bizim sistemlerimiz o karara destek olur.” dedi. Yapay zekânın en büyük ihtiyacı veri Yapay zekâ uygulamalarının temelinde büyük veri olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ergüzel, Endüstri 4.0 süreciyle birlikte seri üretim mantığından “büyük veri odaklı” bir yapıya geçildiğini ifade etti ve “Günlük hayatta hepiniz veri üretiyorsunuz. Telefonlarınız yüzünüzü tanıyor, sesinizi tanıyor. Bunun arkasında sinyal işleme ve görüntü işleme algoritmaları var.” ifadesinde bulundu. Makine öğrenmesinden derin öğrenmeye geçişle birlikte veri hacminin katlanarak arttığını, bu nedenle GPU’lu ve nöromorfik bilgisayarların devreye girdiğini ifade eden Prof. Dr. Ergüzel, “Nöromorfik bilgisayar nöronu taklit eder. Hem veri işler hem geçici hem kalıcı hafıza gibi çalışır. Müthiş hızlıdır.” şeklinde konuştu. Karınca, sürü ve arı algoritmaları Sunumunda biyomimetik (doğadan esinlenen) optimizasyon algoritmalarına da yer veren Prof. Dr. Ergüzel, karınca kolonisi, sürü zekâsı ve arı algoritmalarının sağlık verisi analizinde kullanıldığını anlattı. Karıncaların feromon yoluyla en kısa yolu bulma mekanizmasını örnek gösteren Prof. Dr. Ergüzel, bu mantığın veri içerisinden en anlamlı öznitelikleri seçmekte kullanıldığını söyledi ve “48 öznitelikle %60 doğruluk elde ediyorduk. Karınca koloni optimizasyonu kullandığımızda 22 öznitelik seçildi ve doğruluk %80’e çıktı.” dedi. Sürü zekâsı ile sürü psikolojisinin karıştırılmaması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Ergüzel, “Sürü psikolojisinde sorgusuz taklit vardır. Sürü zekâsında ise başkalarının tecrübelerinden istifade ederek rasyonel karar verme vardır.” ifadesinde bulundu. Arı algoritmasını ise “waggle dance” (arı dansı) üzerinden örnekleyen Prof. Dr. Ergüzel, arıların 6 kilometreye kadar noktasal doğrulukta nektar kaynağı adresi verebildiğini belirtti. 40 bin veriyle duygu tanıma modeli Psikiyatrik hastalıkların yanı sıra yüz üzerinden duygu tanıma çalışmaları da yürüttüklerini belirten Prof. Dr. Ergüzel, 40 binin üzerinde veri kullanarak 7 temel duyguyu sınıflandırdıklarını açıkladı. Konuşmasının sonunda yapay zekânın sunduğu fırsatların yanında eğitim sistemine düşen sorumluluğa dikkat çeken Prof. Dr. Ergüzel, gençlerin makinelerin kolayca yapamayacağı alanlarda yetiştirilmesi gerektiğini ifade etti. Prof. Dr. Bellaz: “Yapay zekâ diş hekimliğinde yeni bir cihaz değil, paradigmayı değiştirecek” Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Protetik Diş Tedavisi Anabilim Dalından öğretim üyesi ve Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Protetik Diş Tedavisi Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, “Bilimsel Bilgi, Etik Sorunları ve Toplumsal Ön Yargılar” başlıklı konuşmasında yapay zekâ çalışmalarının etik sınırlarını ve toplumsal yansımalarını değerlendirerek, yapay zekânın yalnızca teknolojik bir yenilik değil, bilimsel düşünceyi ve hekim kimliğini dönüştürebilecek bir paradigma değişimi anlamına geldiğini söyledi. Yapay zekânın diş hekimliğinde yalnızca yeni bir cihaz gibi algılanmasının eksik bir yaklaşım olduğunu belirten Prof. Dr. Bellaz, “Bilimsel doğrunun bile mutlak olmadığı bir dönemde yapay zekâ kararlarına nasıl yaklaşacağız?” sorusunu yöneltti. Yapay zekâ karar vermez, karar desteği sunar Yapay zekânın “her şeyi bilen bir falcı” gibi görülmesinin tehlikeli olduğunu ifade eden Prof. Dr. Bellaz, “Yapay zekâ mevcut verileri tarar, olasılıkları ortaya koyar ve bir karar destek mekanizması sunar. Kararın kendisini vermez.” dedi. Yapay zekâ ile birlikte etik ve hukuki tartışmaların kaçınılmaz olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Bellaz, “Bilimsel doğrunun kesin olmadığı bir dönemde verilen karardan kim sorumlu olacak? Hekim mi, yazılımcı mı, algoritma mı?” sorusunu gündeme getirdi. Hekim kimliği değişecek Otonom robotların devreye girmesiyle fiziksel yorgunluk, manipülasyon hatası gibi insana özgü sınırlılıkların azalacağını söyleyen Prof. Dr. Bellaz, “Yeni hekim; empati odaklı, karar koordinatörü ve koruyucu hekimlik merkezli bir profile evrilecek.” diye konuştu. Prof. Dr. Bellaz, yapay zekânın teşhis ve tedavide kullanımı için zorunlu bir “yapay zekâ formasyon eğitimi”nin de gündeme gelebileceğini ifade ederek, “Nasıl öğretmenlik için formasyon gerekiyorsa, belki de yapay zekâ kullanan hekimler için de benzer bir eğitim şart olacak” dedi. Prof. Dr. Yumuşhan Günay: “Yapay zekâ planlamada pusula olabilir ama tasarımda hâlâ yolun başındayız” Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Protetik Diş Tedavisi Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Yumuşhan Günay, sempozyumda “Subperiostal İmplantların Yapımında Yapay Zekânın Kullanımı” başlıklı sunumuyla yapay zekânın implant planlamasındaki rolünü ve sınırlarını kapsamlı biçimde ele aldı. Sunumunu, tez öğrencisi ve aynı zamanda intern diş hekimi Furkan Hastaoğlu ile birlikte hazırladıklarını belirten Prof. Dr. Günay, “Bu konu aynı zamanda öğrencimizin tez çalışması. Birlikte yürüttüğümüz bir araştırma sürecinin ara çıktıları niteliğinde.” dedi. Yüzde 30’a yakın bir popülasyonda klasik implant uygulanamıyor Subperiostal implantların önemine değinen Prof. Dr. Günay, günümüzde implant tasarımında hâkim olan konseptin “dübel mantığı” olarak ifade edilen yaklaşım olduğunu hatırlattı. “Bu tür implantların klinikte uygulanamadığı %30’a yakın bir popülasyon var” diyen Prof. Dr. Günay, ek cerrahi girişim gerektiren ya da buna rağmen uygulanamayan vakaların ciddi bir hasta grubunu oluşturduğunu vurguladı. Literatür ve planlamada güçlü, üç boyutlu tasarımda zayıf Yapay zekanın literatür ve planlamada güçlü, üç boyutlu tasarımda zayıf olduğunu söyleyen Prof. Dr. Günay, “Yapay zekânın tasarım aşamasındaki zayıflığının iki temel nedeni olabilir. Birincisi veri tabanının fakirliği. İkincisi görsel işleme yeteneğindeki zafiyet.” diye konuştu. Planlama ve literatür derleme aşamasında yapay zekânın “inanılmaz bir tasarruf ve kolaylık” sağladığını vurgulayan Prof. Dr. Günay, üç boyutlu gerçek anatomik modelleme söz konusu olduğunda ise henüz klinik beklentileri karşılamadığını ifade etti. Prof. Dr. Günay, yapay zekânın kolaycılık aracı olarak görülmemesi gerektiğini söyleyerek, “Beklentilerimizi kolaycılıkla eşleştirerek yapay zekâyı kullanmak sakat bir yaklaşım olur. İpin ucu bizim elimizde olmalı. Şu an itibarıyla yapay zekâ; yardımcı teşhis ve planlama aracı olarak çok güçlü, ama tasarımın sorumluluğunu devredeceğimiz bir noktada değil.” dedi. Sempozyumda neler yapıldı? İkinci oturumda Dr. Öğr. Üyesi Fatma Aslı Konca Taşova ortodontide yapay zekâ uygulamalarını ele alırken, Dr. Öğr. Üyesi Anıl Özgün Karatekin endodontide dijital rehberlik, artırılmış gerçeklik ve robotik destek konularını anlattı. Prof. Dr. Hacer Şahin Aydınyurt, periodontolojide akıllı tanı sistemlerinden kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımlarına uzanan süreci değerlendirdi. Dr. Öğr. Üyesi Büşra Sınmaz, derin öğrenme yöntemleriyle MR görüntüleri üzerinden temporomandibular eklem (TME) yapısal bileşenlerinin segmentasyonunu bilimsel veriler ışığında aktardı. Sempozyumun son bölümünde Dr. Öğr. Üyesi Hazal Abat, gömülü üçüncü molar dişlerde oluşan patolojik durumların yapay zekâ modelleriyle tespitini ele aldı. Dr. Öğr. Üyesi Ece İrem Ravalı Ertan, ağız, diş ve çene cerrahisinde yapay zekâ uygulamalarına ilişkin güncel gelişmeleri paylaştı. Programın son sunumu ise Öğr. Gör. Yaren Dilci Halmedow tarafından gerçekleştirildi. Halmedow, protetik diş tedavisinde yapay zekâ ve akıllı ajanların kullanımına dair gelecek perspektifini katılımcılarla paylaştı. Sempozyumda katılımcılarla toplu fotoğraf da çekildi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sanofi’nin PharmUp Platformu İlk Buluşmasını Fark Labs İş Birliğiyle Gerçekleştirdi Haber

Sanofi’nin PharmUp Platformu İlk Buluşmasını Fark Labs İş Birliğiyle Gerçekleştirdi

2019 yılından bu yana sağlık alanında katma değer yaratacak yenilikçi fikirleri destekleyen PharmUp; girişimcilere mentorluk, eğitim ve hızlandırma süreçleri sunarken, kamu, özel sektör, yatırımcılar ve akademiyi bir araya getiren sürdürülebilir bir inovasyon ekosistemi oluşturmayı hedefliyor. Bu vizyon doğrultusunda düzenlenen buluşma, sağlık teknolojilerinde dönüşümü çok paydaşlı bir perspektifle ele aldı. Stratejik iş birlikleriyle sağlıkta dönüşüm Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Başkanı A. Burak Dağlıoğlu, Sanofi Avrasya Bölge Başkanı Cem Öztürk ve Fark Labs Kurucusu Ahu Serter’in katılımıyla gerçekleşen buluşma, kamu, özel sektör ve girişimcilik ekosisteminden çok sayıda temsilciyi bir araya getirdi. Programın açılış konuşmasını gerçekleştiren Sanofi Avrasya Bölge Başkanı Cem Öztürk, PharmUp’ın yalnızca bir hızlandırma programı değil, sağlıkta sürdürülebilir değer üretmeyi amaçlayan stratejik bir platform olduğunu belirterek şunları söyledi: “Sağlıkta dönüşüm artık tek bir kurumun ya da tek bir sektörün başarabileceği bir süreç değil. Artan kronik hastalık yükü, yaşlanan nüfus ve sistemler üzerindeki sürdürülebilirlik baskısı; daha entegre, daha hızlı ve daha iş birlikçi bir modele ihtiyaç duyduğumuzu gösteriyor. PharmUp buluşmalarını da tam olarak bu nedenle gerçekleştiriyoruz: Sağlık ekosisteminin tüm paydaşlarını aynı masada bir araya getirerek fikirlerin yalnızca konuşulduğu değil, birlikte tasarlandığı, test edildiği ve ölçeklendiği bir zemin oluşturmak için. Amacımız yalnızca yenilikçi girişimleri desteklemek değil; bu fikirleri sahaya taşımak ve gerçek, ölçülebilir etki yaratmak. Türkiye’de sağlık inovasyonunun sürdürülebilir bir yapıya kavuşmasına katkı sunmayı hedefliyoruz.” Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Başkanı A. Burak Dağlıoğlu, PharmUp platformunun sağlık alanındaki inovasyonu güçlendirme amacını vurgulayarak, şu değerlendirmelerde bulundu: “Sağlık sektörü, hem yerel hem de küresel ölçekte köklü bir dönüşüm sürecinden geçmektedir. Bu dönüşüm; dijitalleşme, veri odaklı yaklaşımlar ve yenilikçi iş modelleriyle şekillenirken, sürdürülebilir ve katma değer üreten iş birliklerinin önemini her geçen gün artırmaktadır. Sağlık ekosisteminin tüm paydaşlarının ortak bir vizyon etrafında buluşması, inovasyonun kalıcı ve ölçülebilir çıktılara dönüşmesi açısından kritik bir gerekliliktir. PharmUp platformunun, stratejik iş birliklerini teşvik ederek Türkiye’de sağlık inovasyonunun gelişimine ivme kazandıracağına ve burada ortaya çıkacak somut projelerin küresel ölçekte rekabet gücü oluşturacağına inanıyorum. Kamu, özel sektör, akademi ve girişimcilerin eşgüdüm içinde hareket etmesi; sağlıkta daha hızlı, daha kapsayıcı ve daha etkili bir dönüşümün temelini oluşturmaktadır. Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi olarak, ülkemizin sağlık alanındaki yenilikçi potansiyelini güçlendiren, uluslararası ölçekte değer üretmeyi hedefleyen her türlü girişimi desteklemeye kararlılıkla devam edeceğiz.” Fark Labs Kurucusu Ahu Serter ise “İnovasyona Yatırım Portföyü Perspektifi” başlıklı değerlendirmesini paylaşarak “Makineyi optimize ettiğimiz bir çağdan, insanı optimize ettiğimiz bir çağa geçiyoruz. Sağlık teknolojileri bu dönüşümün merkezinde yer alırken, ilerlemenin tek başına koşarak değil birlikte yürüyerek mümkün olduğunu görüyoruz. Otomotivden sağlığa uzanan yatırım deneyimimiz bize şunu gösterdi: Sektörler değişse de çözdüğümüz problemler ortak; bu alanlar arasındaki öğrenme transferi ise güçlü bir kaldıraç yaratıyor. Türkiye’nin gerçek gücü, riskleri paylaşan ve küresel başarılarını yeniden kendi ekosistemine yatırım olarak geri döndüren girişimciler yetiştirmesinde yatıyor. Çünkü gelecek, iyi organize olmuş iyimserlerin oyunu. Sanofi ile iş birliğimiz kapsamında hayata geçirdiğimiz tüm çalışmaları da tam olarak bu vizyonla tasarlıyoruz.” dedi. Kamu, akademi ve yatırım dünyası aynı masada Etkinlik kapsamında gerçekleştirilen “İyi Uygulama Örnekleri – Kurum & Girişim İş Birlikleri” oturumunda; Fark Labs Kurucusu Ahu Serter, MENE Health Group CEO’su Şule Mene, MobiQu Kurucu Ortağı Selçuk Koçhan, Sanofi Avrasya Yerleşik Ürünler Direktörü Gözde Haksal ile Corpal Health Kurucusu Göksel Çinier ve Reprai Kurucu Ortağı Didem Aral değerlendirmelerini paylaştı. Selcen Uyguntüzel’in moderasyonunda gerçekleştirilen “Sağlık Ekosisteminde İnovasyon” panelinde; Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Genel Müdür Yardımcısı Dr. Damla Turan, TÜSEB TTO Müdürü Doç. Dr. Zeliha Özdemir Köken ve Boğaziçi Üniversitesi CSO’su ve RS Research Kurucusu Prof. Dr. Rana Sanyal konuşmacı olarak yer aldı. Programın son bölümünde PharmUp platformu kapsamında desteklenen girişimler sahne alarak çözümlerini yatırımcılar ve sektör temsilcilerine tanıttı. Etkinlik, girişimciler ile yatırımcıları bir araya getiren networking oturumuyla sona erdi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

AR-GE ve İnovasyon Artık Zorunluluk! Haber

AR-GE ve İnovasyon Artık Zorunluluk!

AR-GE ve inovasyonun günümüzde bir tercih değil zorunluluk haline geldiğini dile getiren Doç. Dr. Özay, “Artık kurumlar yalnızca üretim kapasitesiyle değil, bilgi üretme ve bu bilgiyi ürüne dönüştürme becerisiyle yarışıyorlar.” dedi. 21.yüzyıl girişimcisinin yalnızca bir iş fikrine sahip olmasının yeterli olmadığını vurgulayan Doç. Dr. Özay, “Günümüz girişimcisi yalnızca bir iş fikrine sahip olmakla yetinmeyip; proje yazma, fon kaynaklarına erişme, ulusal ve uluslararası destek programlarını yönetme, fikri hak süreçlerini anlama ve çok paydaşlı iş birlikleri kurabilme yetkinliğine sahip olmalı.” diye konuştu. Üsküdar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölümü Başkan Yardımcısı, ARGE ve Yenilikçi Politikalar Direktörü Doç. Dr. Müge Ensari Özay, “16 Şubat İnovasyon” Günü dolayısıyla girişimcilik ve inovasyonun dönüşümünü değerlendirdi. Yeni nesil girişimler ‘önce doğrula sonra ölçekle’ yaklaşımını benimsiyor Doç. Dr. Müge Ensari Özay, 21. yüzyılda girişimciliğin geleneksel modellerden hız, esneklik ve belirsizlik yönetimi açısından belirgin biçimde ayrıldığını belirterek, “Geçmişte girişimcilik daha çok sermaye, fiziksel yatırım ve uzun vadeli planlamaya dayanıyordu. Bugün ise dijital altyapılar sayesinde düşük maliyetle hızlı deneme-yanılma yapılabilen çevik yapılar öne çıkıyor. Yeni nesil girişimler ‘önce kur sonra büyüt’ yerine, ‘önce doğrula sonra ölçekle’ yaklaşımını benimsiyor. Bu dönüşüm, üniversiteleri yalnızca eğitim veren kurumlar olmaktan çıkararak girişimcilik ekosisteminin aktif bir parçası haline getirmektedir. Nitekim Üsküdar Üniversitesi BrainPark Teknoloji transfer ofisin bünyesinde yürütülen çalışmalar, akademik bilginin ticarileşmesi ve toplumsal faydaya dönüşmesi açısından bu yeni yaklaşımın somut örneklerini oluşturmaktadır.” dedi. Rekabet artık bilgi üretme kapasitesiyle ölçülüyor Ar-Ge ve inovasyonun günümüzde bir tercih değil zorunluluk haline geldiğini dile getiren Doç. Dr. Müge Ensari Özay, “Artık kurumlar yalnızca üretim kapasitesiyle değil, bilgi üretme ve bu bilgiyi ürüne dönüştürme becerisiyle yarışıyorlar. Bu noktada teknoloji transfer ofisleri, akademik araştırmalar ile sanayi arasındaki köprüyü kurarak bilginin ekonomik değere dönüşmesini sağlıyor. Üniversite içinde geliştirilen projelerin fikri mülkiyet süreçlerinin yönetilmesi, patentlenmesi, lisanslanması ve şirketleşmesi gibi adımlar, sistematik destek mekanizmalarıyla mümkün hale getirmektedir. Bu süreçler, Ar-Ge’nin teorik bir faaliyet olmaktan çıkıp doğrudan ekonomik kalkınmanın motoru olmasını amaçlamaktadır.” diye konuştu. Dijitalleşme girişim fikirlerini kökten dönüştürüyor Dijitalleşme, yapay zekâ ve veri odaklı teknolojilerin girişimcilik anlayışını dönüştürdüğünü ifade eden Doç. Dr. Müge Ensari Özay, şöyle devam etti: “Dijitalleşme, yapay zekâ ve veri odaklı teknolojiler, girişim fikirlerinin şekillenmesini kökten değiştirirken, teknoloji transfer yapılarının da çalışma modelini dönüştürüyor. BrainPark Teknoloji Transfer Ofisi tarafından yürütülen mentorluk programları, proje geliştirme eğitimleri, üniversite-sanayi iş birliği organizasyonları ve girişim hızlandırma faaliyetleri; araştırmacıların ve genç girişimcilerin dijital temelli iş modelleri geliştirmesine olanak tanımaktadır. Üsküdar Üniversitesinde veri analitiği, sağlık teknolojileri, yapay zekâ uygulamaları, iş sağlığı ve güvenliği ve nöroteknoloji gibi alanlarda geliştirilen projeler, disiplinler arası çalışmanın girişimcilikteki belirleyici rolünü ortaya koymaktadır.” Girişimci kimliği çok boyutlu yetkinlik gerektiriyor 21.yüzyıl girişimcisinin yalnızca bir iş fikrine sahip olmasının yeterli olmadığını vurgulayan Doç. Dr. Müge Ensari Özay, “21. yüzyıl girişimcisinde bulunması gereken temel yetkinlikler, teknik uzmanlık ile yenilikçi düşünme becerisinin birleşimini gerektiriyor. Günümüz girişimcisi yalnızca bir iş fikrine sahip olmakla yetinmeyip; proje yazma, fon kaynaklarına erişme, ulusal ve uluslararası destek programlarını yönetme, fikri hak süreçlerini anlama ve çok paydaşlı iş birlikleri kurabilme yetkinliğine sahip olmalı. Teknoloji transfer ofisleri tarafından verilen eğitim, danışmanlık ve kuluçka destekleri bu yetkinliklerin gelişmesini sağlayarak araştırmacıları aynı zamanda girişimci kimliğiyle güçlendirmektedir.” ifadesinde bulundu. İnovasyon artık sosyal etki de üretmeli Sürdürülebilirlik ve yeşil inovasyon başlıklarının öne çıktığını belirten Doç. Dr. Müge Ensari Özay, “Sürdürülebilirlik, yeşil inovasyon ve sosyal etki konularının öne çıkması, girişimciliğin yalnızca ekonomik değil, çevresel ve toplumsal değer üretme sorumluluğu taşıdığını gösteriyor. Günümüzde destek programları ve yatırım mekanizmaları, sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle uyumlu projelere öncelik veriyor. Üniversite-temelli girişimcilik yapıları da sağlık, çevre, toplumsal refah ve yaşam kalitesini artırmaya yönelik çözümleri destekleyerek ‘sosyal etki odaklı inovasyon’ anlayışını yaygınlaştırıyor.” dedi. Üniversiteler üretilen bilginin ticarileşmesini destekleyen stratejik merkezler haline geliyor Türkiye’de Ar-Ge temelli girişimciliğin gelişen teknoparklar, artan kamu destekleri ve üniversite-sanayi iş birlikleri sayesinde ivme kazandığını belirten Doç. Dr. Müge Ensari Özay, “Teknoloji geliştirme bölgeleri ve teknoloji transfer ofisleri; akademisyen, öğrenci ve sanayi temsilcilerini aynı ekosistemde buluşturarak araştırmanın ticarileşme sürecini hızlandırıyor. Önümüzdeki dönemde uluslararası iş birliklerinin güçlendirilmesi ve derin teknoloji alanlarına yapılan yatırımların artmasıyla, üniversiteler yalnızca bilginin üretildiği değil, aynı zamanda üretilen bilginin ticarileşmesini destekleyen stratejik merkezler haline gelmektedir.” şeklinde sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Girişimcilikte Yeni Model: BiGG ve Venture Stüdyo Entegrasyonu Haber

Girişimcilikte Yeni Model: BiGG ve Venture Stüdyo Entegrasyonu

Hem yatırım sürecinin hem de şirketleşmenin aktif parçası olan üniversite, bu modelle fikrin laboratuvardan pazara uzanan yolculuğunu hızlandırıyor. Türkiye, teknoloji üreten ve kendi ayakları üzerinde duran bir ülke olma hedefi doğrultusunda girişimcilik ekosisteminde yeni bir döneme giriyor. TÜBİTAK tarafından yürütülen 1812 BiGG Yatırım Programı, 2026–2028 dönemi için açıkladığı yeni yapısıyla girişimcilere yalnızca hibe değil, doğrudan yatırım sunan bir modele geçiyor. Bu dönüşümün üniversite ayağında ise Yeditepe Üniversitesi, kurduğu Venture Stüdyo ile dikkat çekiyor. Yeni modelle birlikte devlet, erken aşama teknoloji girişimlerine yatırımcı olarak ortak olurken Yeditepe Üniversitesi de Venture Stüdyosu aracılığıyla girişimlerin fikirden ürüne, şirketleşmeden pazara kadar olan tüm süreçlerinde aktif rol üstleniyor. Stratejik Ortaklık, Güçlü Ekosistem Yeditepe Üniversitesi’nin önemli aktörleri arasında olduğu BiGG (Bireysel Genç Girişim) Yatırım Programı, İstanbul Kültür Üniversitesi TTO, Medipol TTO A.Ş. ve Ankara Medipol Üniversitesi iş birliğiyle yürütülüyor. Program kapsamında Yeditepe Üniversitesi; özellikle sağlık teknolojileri, yapay zekâ ve mühendislik alanlarında girişimci yetiştiren ve hızlandıran stratejik ortaklardan biri olarak konumlanıyor. Girişimcilere Doğrudan Uygulama Alanı Yeditepe Üniversitesi, BiGG Yatırım Programı’na yalnızca başvuru ve eğitim desteği sunmakla kalmıyor. Üniversite, Teknopark İstanbul bünyesinde hayata geçirdiği Venture Stüdyo ile girişimcilere doğrudan uygulama alanı sağlıyor. Venture Stüdyo; akademisyenler, öğrenciler ve girişimci adaylarıyla birlikte yeni startup’lar geliştirmeyi, geleneksel hızlandırma programlarının ötesine geçerek fikrin ürün-pazar uyumuna kadar birebir desteklenmesini hedefliyor. Böylece BiGG kapsamında yatırım almaya aday projeler, daha baştan güçlü bir altyapıyla şekilleniyor. Yatırım dönemi başladı Yeni sistemle birlikte başarılı bulunan girişim fikirlerine 900 bin TL’ye kadar doğrudan yatırım yapılıyor. Çevre, enerji verimliliği ve sürdürülebilirlik odaklı projelerde bu tutar 1,5 milyon TL’ye kadar çıkabiliyor. Bu yatırım karşılığında TÜBİTAK, kurulan şirkete ortak oluyor. Girişimler böylece daha yolun başında hem finansal güç hem de güçlü bir kamu desteğiyle pazara çıkma avantajı elde ediyor. Üniversite altyapısı girişimcinin hizmetinde Yeditepe Üniversitesi, bu programda klasik bir “danışman” rolünün ötesine geçiyor. Girişimciler üniversitenin: • Gelişmiş mühendislik ve ARGE laboratuvarları, • Uluslararası araştırma merkezleri ve hastane altyapıları ile işbirliği, • Yapay zeka ve mühendislik ARGE çalışmalarına dahil olabilme, • TTO işbirlikleri ile geniş bir network ulaşım ve mentorluk/danışmanlık gibi olanaklarından yararlanabiliyor. Özellikle sağlık teknolojileri, biyoteknoloji ve yapay zekâ alanlarında geliştirilen projeler, kâğıt üzerinde kalmadan test ediliyor, geliştiriliyor ve ürüne dönüştürülüyor. Girişimci Olmak İsteyenler için Net Yol Haritası BiGG Yatırım Programı’na başvurmak için şirket sahibi olma şartı aranmıyor. Üniversite öğrencileri, yeni mezunlar ile yüksek lisans ve doktora öğrencileri programa başvurabiliyor. Tek şart; fikrin teknoloji tabanlı olması ve daha önce benzer bir kamu desteği almamış olması. Süreç şu adımlarla ilerliyor: Girişimci, Yeditepe Üniversitesi gibi uygulayıcı kuruluşa başvuruyorEğitim ve hızlandırma sürecine katılıyorProje/iş planı TÜBİTAK’a sunuluyorBaşarılı projeler “Mükemmeliyet Mührü” alıyorŞirket kuruluyor ve yatırım süreci başlıyor Eğitim, Mentorluk ve Ofis Desteği Tek Çatı Altında Programa kabul edilen girişimcilere; ücretsiz ofis alanı, laboratuvar ve teknik altyapı, şirket kuruluşu ve fikri haklar danışmanlığı, pazar analizi, iş planı eğitimi ve birebir mentorluk desteği sunuluyor. Amaç, yalnızca fikir üretmek değil; sürdürülebilir ve ölçeklenebilir şirketler kurmak. Konuya ilişkin bilgi veren Yeditepe Üniversitesi Araştırma Geliştirme ve İnovasyondan Sorumlu Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Oğuz Bayat, şunları söyledi: “BiGG Yatırım Programı ile Venture Stüdyo modelinin birleşmesi sayesinde; gençler iş arayan değil iş kuran bireylere dönüşürken Türkiye’nin sağlık ve teknoloji alanındaki dışa bağımlılığının azalması ve küresel pazarlara açılabilecek girişimlerin doğması hedefleniyor. Yeditepe Üniversitesi, sahip olduğu bilimsel altyapı ve Venture Stüdyo modeliyle bilgiyi laboratuvarda bırakmayıp yatırıma ve ürüne dönüştürme iddiasını bu programla sahaya taşıyor. Bu iş birliğinden doğacak girişimlerin, Türkiye’de olduğu kadar uluslararası arenada da adından söz ettirmesini bekliyoruz.”

İstinye Üniversitesi’nden Üniversite–Sanayi İş Birliğinde Önemli Adım Haber

İstinye Üniversitesi’nden Üniversite–Sanayi İş Birliğinde Önemli Adım

İlk patent lisanslamalarının tanıtıldığı lansman Vadi Yerleşkesi’nde gerçekleştirildi. Üniversite yönetimi, patent ticarileştirme ve sanayi iş birliklerini artırmaya yönelik çalışmaların kararlılıkla sürdürüleceğini vurguladı. İstinye Üniversitesi, araştırma çıktılarının ekonomik değere dönüştürülmesi ve üniversite–sanayi iş birliğinin güçlendirilmesi yolunda önemli bir başarıya imza attı. Dijital dönüşüm, farmakoloji ve sağlık teknolojileri alanlarında geliştirilen 6 patent, 5 farklı firmaya lisanslandı. İlk patent lisanslamalarının tanıtıldığı lansman, 19 Aralık’ta Vadi Yerleşkesi’nde gerçekleştirildi. “Ekonomik ve toplumsal kalkınma açısından stratejik bir öneme sahip” İstinye Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Muharrem Usta lansmanda yaptığı konuşmasında fikri mülkiyetin bilgi ekonomisindeki rolüne dikkat çekerek, şunları söyledi: “Fikri mülkiyet, yalnızca akademik üretimin korunması değil, aynı zamanda sürdürülebilir değer üretiminin de temel unsurudur. Üniversitelerde üretilen bilginin ticarileşmesi, ekonomik ve toplumsal kalkınma açısından stratejik bir öneme sahiptir.” “Üniversite–sanayi iş birliğini stratejik bir öncelik olarak görüyoruz” Lansmanın açılış konuşmasını yapan İstinye Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erkan İbiş, üniversite–sanayi iş birliğinin stratejik bir öncelik olduğuna dikkat çekerek, “İstinye Üniversitesi olarak üniversite–sanayi iş birliğini stratejik bir öncelik olarak görüyoruz. Gerçekleştirilen bu ilk patent lisanslamaları, üniversitemizin yükselen akademik ve araştırma çizgisinin önemli bir göstergesidir. Üretilen bilginin sahada karşılık bulması, üniversitemizin araştırma misyonunu güçlendiren temel unsurlardan biridir” dedi. “En önemli çalışmalardan biri” Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bestami Özkaya ise üniversitenin gelişen patent portföyüne ve ticarileşme vizyonuna değinerek şöyle konuştu: “Üniversitemizin patent portföyü, son dönemde hem nitelik hem de etki açısından önemli bir gelişim göstermektedir. Bu lisanslama faaliyeti, İstinye Üniversitesi’nde bugüne kadar gerçekleştirilen en önemli çalışmalardan biridir ve araştırma çıktılarının ekonomik değere dönüşmesi açısından kritik bir dönüm noktasıdır.” “Üniversitelerde üretilen bilginin katma değere dönüşmesi önemli” Lansmana katılan Türk Patent ve Marka Kurumu Başkanı Prof. Dr. M. Zeki Durak ise Türkiye’nin sınai mülkiyet alanında son yıllarda elde ettiği ulusal ve uluslararası başarılara değindi. Prof. Dr. Durak, patentlerin ticarileşme sürecinin ve sınai mülkiyet haklarının ekonomik değer üretmedeki kritik rolüne vurgu yaparak, üniversitelerde üretilen bilginin etkin ticarileşme mekanizmalarıyla katma değere dönüşmesinin ülke ekonomisi ve inovasyon ekosistemi açısından büyük önem taşıdığını dile getirdi. İstinye Üniversitesi, başta dijital dönüşüm, farmakoloji ve sağlık teknolojileri olmak üzere stratejik alanlarda geliştirdiği araştırma çıktılarının sanayi ile buluşmasını desteklemeye ve patent ticarileştirme faaliyetlerini artırmaya yönelik çalışmalarını önümüzdeki dönemde de sürdürmeyi hedefliyor. Gerçekleşen lisanslamalar, üniversitenin inovasyon, girişimcilik ve etki odaklı araştırma yaklaşımının somut bir göstergesi olarak öne çıkıyor.

Sağlık Teknolojilerinde Akademi ve Girişimcilik Aynı Zeminde Buluştu Haber

Sağlık Teknolojilerinde Akademi ve Girişimcilik Aynı Zeminde Buluştu

Etkinlikte, sağlık teknolojileri alanında yapılan akademik ve girişimcilik ekosisteminin çalışmaları iki panel altında ele alındı. Programın açılış konuşmalarını İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tufan Tükek ve Entertech İstanbul Teknokent Genel Müdürü Dr. Muhammed Kasapoğlu gerçekleştirdi. Açılışta, sağlık teknolojileri alanında akademik bilgi birikiminin girişimcilik mekanizmalarıyla desteklenerek ticarileştirilmesinin önemi vurgulandı. Açılış konuşmasında Dr. Muhammed Kasapoğlu, sağlık teknolojileri girişimlerinin karşılaştığı sermaye ihtiyacı, regülasyon süreçleri ve pazara erişim zorluklarına dikkat çekerek, teknokentlerin bu süreçte yalnızca bir altyapı sağlayıcısı değil; girişimlerin ticarileşme yolculuğunda aktif birer yol arkadaşı olduğunu ifade etti. Kasapoğlu, akademik üretimin ekonomik değere dönüşmesinde üniversite–teknokent–girişim iş birliklerinin kritik rolüne vurgu yaptı. Açılışın ardından, TÜBİTAK 1812 Girişimcilik Destek Programı kapsamında destek almaya hak kazanan İstanbul Üniversitesi mensubu akademisyenlerine plaket takdimi gerçekleştirildi. Etkinlik kapsamında düzenlenen ilk panel, “3 Perspektif, 1 Gelecek: Yeni Nesil Sağlık Girişimleri” başlığıyla gerçekleştirildi. Moderatörlüğünü İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Nuri Yenerel’in üstlendiği panelde; Entertech bünyesinde faaliyet gösteren sağlık teknolojileri girişimleri, ürün geliştirme süreçleri, klinik ihtiyaçlara yanıt üretme pratikleri ve sahadaki deneyimlerini katılımcılarla paylaştı. Programın ikinci paneli olan “Sağlık Teknolojileri ve Tıpta Regülasyonlar” oturumunda ise regülasyon, sertifikasyon ve klinik onay süreçleri çok paydaşlı bir perspektifle ele alındı. Moderatörlüğünü Prof. Dr. Erhan Akdoğan’ın yaptığı panelde, kamu, sektör ve girişimcilik ekseninde sağlık teknolojilerinin mevzuatla uyumlu şekilde ticarileştirilmesine ilişkin güncel yaklaşımlar değerlendirildi. Etkinlik, akademi ve girişimcilik ekosisteminin temsilcilerini bir araya getiren network oturumu ile sona erdi. Entertech İstanbul Teknokent, sağlık teknolojileri alanında üniversite temelli girişimciliği destekleyen ve akademik bilginin sahaya aktarılmasını hızlandıran iş birliklerini önümüzdeki dönemde de güçlendirerek sürdürmeyi hedefliyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.