Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Sanal Gerçeklik

Kapsül Haber Ajansı - Sanal Gerçeklik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sanal Gerçeklik haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

İnsan Davranışlarının Bilişsel ve Fizyolojik Temelleri İleri Teknolojiyle İncelenecek Haber

İnsan Davranışlarının Bilişsel ve Fizyolojik Temelleri İleri Teknolojiyle İncelenecek

Üsküdar Üniversitesi, bilimsel araştırma altyapısına Türkiye’de bir ilki daha kazandırdı. Sosyal Bilimler Enstitüsü Nöropazarlama Anabilim Dalı bünyesinde kurulan Türkiye’nin ilk ve tek Nöropsikofizyoloji Araştırma Laboratuvarı, düzenlenen törenle hizmete açıldı. İleri teknoloji cihazlarla donatılan laboratuvar, insan davranışlarını bilişsel ve fizyolojik boyutlarıyla inceleyen araştırmalara ev sahipliği yaparak psikoloji, nörobilim, nöropazarlama, sağlık bilimleri, mühendislik ve davranış bilimleri alanlarında yürütülecek disiplinlerarası çalışmalara önemli katkılar sunacak. Laboratuvarın açılış törenine Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Rektör Prof. Dr. Nazife Güngör, Sosyal Bilimler Enstitüsü Nöropazarlama Anabilim Dalı Başkanı ve Laboratuvar Sorumlusu Dr. Öğr. Üyesi Selami Varol Ülker ile akademisyenler katıldı. Kurdele kesimiyle açıldı Açılışta laboratuvarın kuruluş amacı, araştırma altyapısı ve bilimsel hedefleri hakkında katılımcılara bilgi verildi. Konuşmaların ardından laboratuvarın açılışı kurdele kesimiyle gerçekleştirildi. Kurdele kesiminin ardından katılımcılar laboratuvarı gezerek araştırma altyapısını yerinde inceledi. Laboratuvarda bulunan ileri teknoloji cihazlar tanıtılırken yürütülecek araştırmalar, uygulama alanları ve eğitim süreçlerine sağlayacağı katkılar hakkında bilgi paylaşıldı. Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Bilimsel araştırma altyapımız güçlenmeye devam ediyor” Açılışta konuşan Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, güçlü araştırma laboratuvarlarının üniversitelerin bilimsel üretim kapasitesini artıran en önemli unsurlardan biri olduğunu belirtti. Tarhan; “Bilimsel araştırma altyapımız güçlenmeye devam ediyor.” dedi. Tarhan, Türkiye'nin ilk ve tek Nöropsikofizyoloji Araştırma Laboratuvarının öğrenciler, akademisyenler ve araştırmacılar için önemli bir araştırma ortamı sunacağını ifade ederek laboratuvarın insan davranışını bilimsel yöntemlerle inceleyen çalışmalara değerli katkılar sağlamasını temenni etti. Tarhan, laboratuvarın kurulmasında emeği geçenlere teşekkür etti. Prof. Dr. Nazife Güngör: “Bilgi üreten üniversite anlayışını güçlendirecek” Rektör Prof. Dr. Nazife Güngör ise Nöropsikofizyoloji Araştırma Laboratuvarının farklı disiplinlerden araştırmacıları aynı çatı altında buluşturacak güçlü bir araştırma altyapısı sunduğunu ifade etti. Güngör; “Bu laboratuvar sayesinde bilgi üreten üniversite anlayışımız güçlenecek.” şeklinde konuştu. Güngör, laboratuvarda yürütülecek bilimsel çalışmaların ulusal ve uluslararası araştırmalara önemli katkılar sağlamasını diledi. Dr. Öğr. Üyesi Selami Varol Ülker: “Uygulamalı araştırmalar güçlenecek” Sosyal Bilimler Enstitüsü Nöropazarlama Anabilim Dalı Başkanı ve Laboratuvar Sorumlusu Dr. Öğr. Üyesi Selami Varol Ülker ise Türkiye'de ilk ve tek olma özelliği taşıyan Nöropsikofizyoloji Araştırma Laboratuvarının bilimsel araştırmalara önemli katkılar sunacağını belirterek, laboratuvarın özellikle lisans ve lisansüstü eğitim süreçlerinde uygulamalı araştırmaları güçlendireceğini, farklı disiplinlerden araştırmacıları ortak projelerde buluşturarak ulusal ve uluslararası bilimsel çalışmalara değer katacağını ifade etti. Bilişsel ve davranışsal süreçler ileri teknolojiyle analiz edilecek Nöropsikofizyoloji Araştırma Laboratuvarı, bireylerin bilişsel, duygusal ve davranışsal süreçlerini objektif fizyolojik ölçümlerle incelemek amacıyla kuruldu. Laboratuvarda katılımcıların farklı uyaranlara verdikleri bilişsel ve fizyolojik tepkiler; Eye Tracking (Göz İzleme Sistemi), Elektroensefalografi (EEG), Shimmer Biyofizyolojik Ölçüm Sistemi ve Sanal Gerçeklik (VR) teknolojileri kullanılarak değerlendirilecek. Bu sistemler sayesinde göz hareketleri, beyin aktivitesi, kalp atım hızı, deri iletkenliği ve diğer fizyolojik veriler yüksek doğrulukla kaydedilecek, elde edilen veriler gelişmiş analiz yöntemleriyle bilimsel araştırmalarda kullanılacak. Türkiye’nin ilk ve tek laboratuvarı araştırmalara yön verecek Laboratuvar altyapısında iki adet EEG sistemi (Epoc Emotiv), iki adet Sanal Gerçeklik (VR) sistemi, bir adet Eye Tracking sistemi ve bir adet Shimmer biyofizyolojik veri toplama sistemi bulunuyor. Bu cihazlar tek başına veya eş zamanlı olarak kullanılabiliyor. Böylece dikkat, algı, duygu, karar verme, öğrenme, stres, insan-bilgisayar etkileşimi, nöropazarlama ve klinik araştırmalar başta olmak üzere birçok alanda disiplinlerarası bilimsel çalışmalar yürütülebiliyor. Türkiye’nin ilk ve tek Nöropsikofizyoloji Araştırma Laboratuvarı olma özelliğini taşıyan merkez, sahip olduğu entegre araştırma altyapısıyla bilişsel süreçlerin fizyolojik ölçümlerle değerlendirilebildiği özgün bir araştırma ortamı sunuyor. Laboratuvarın, disiplinlerarası bilimsel çalışmaları destekleyerek başta nöropazarlama olmak üzere birçok alanda yenilikçi araştırmaların yürütülmesine katkı sağlaması hedefleniyor. Eğitimden uluslararası projelere geniş katkı Nöropsikofizyoloji Araştırma Laboratuvarı, lisans ve lisansüstü eğitim süreçlerine uygulamalı destek sunmanın yanı sıra ulusal ve uluslararası araştırma projelerine de ev sahipliği yapacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Uludağ Enerji "Enerjini Geleceğe Taşı" Projesiyle 70 Bin Öğrenciye Ulaştı Haber

Uludağ Enerji "Enerjini Geleceğe Taşı" Projesiyle 70 Bin Öğrenciye Ulaştı

Uludağ Enerji' nin enerji verimliliği ve tasarruf bilincini çocuk yaşta kazandırmak amacıyla hayata geçirdiği "Enerjini Geleceğe Taşı" projesi büyümeye devam ediyor. 2018 yılından bu yana sürdürülen proje kapsamında Güney Marmara Bölgesi'nde yer alan 548 okulda toplam 70 bin 185 öğrenciye ulaşıldı. Yenilikçi eğitim yöntemleriyle enerji tasarrufu konusunda farkındalık oluşturan proje, öğrencilerin yanı sıra ailelerinin de bilinçlenmesine katkı sağlıyor. Enerji Bilinci Sanal Gerçeklikle Geleceğe Taşınıyor Uludağ Enerji'nin toplumsal fayda vizyonuyla hayata geçirdiği "Enerjini Geleceğe Taşı" projesi, enerji kaynaklarının verimli kullanımı konusunda geleceğin yetişkinlerini bilinçlendirmeyi sürdürüyor. Milli Eğitim Müdürlükleri iş birliğiyle belirlenen okullarda gerçekleştirilen eğitimlerde öğrenciler, sanal gerçeklik (VR) teknolojisiyle desteklenen interaktif bir deneyim yaşıyor. Proje kapsamında öğrenciler, enerji kaynaklarının bilinçli kullanıldığı ve kullanılmadığı iki farklı gelecek senaryosunu deneyimleme fırsatı buluyor. Yüz yıl sonrasını konu alan bu interaktif eğitim sayesinde çocuklar, enerji tasarrufu ve verimliliğinin günlük yaşam üzerindeki etkilerini eğlenceli ve akılda kalıcı bir şekilde öğreniyor. Enerjinin doğru kullanımına ilişkin farkındalığın erken yaşlarda kazanılmasının önemine dikkat çeken proje, öğrencilerin edindikleri bilgileri aileleriyle paylaşarak toplumsal ölçekte davranış değişikliği oluşturmayı hedefliyor. "Enerji Bilincini Gelecek Nesillere Aktarmayı Önemsiyoruz" Uludağ Enerji Grubu CEO’su Sinan Öktem, projeye ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: "Enerjini Geleceğe Taşı projesiyle yalnızca çocuklarımıza enerji tasarrufu ve verimliliğini anlatmıyor, aynı zamanda sürdürülebilir bir gelecek için toplumsal farkındalık oluşturuyoruz. 2018 yılından bu yana 548 okulda 70 bin 185 öğrenciye ulaşmış olmaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Çocuklarımızın enerji kaynaklarının değerini erken yaşlarda öğrenmesi, hem bireysel hem de toplumsal ölçekte önemli kazanımlar sağlıyor. Teknolojiyi eğitimle buluşturan bu projemizle öğrencilerimizin enerjinin geleceğine ilişkin bilinç geliştirmelerine katkı sunmaya devam edeceğiz." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İletişimin Yüzde 70’i Artık Görsel Olarak Gerçekleşiyor! Haber

İletişimin Yüzde 70’i Artık Görsel Olarak Gerçekleşiyor!

Seminerde konuşan Görsel İletişim Tasarımı Bölüm Başkanı Prof. Dr. And Algül, günümüzde iletişimin büyük ölçüde görsel unsurlar üzerinden kurulduğunu ifade ederek, “Artık iletişimin yaklaşık yüzde 70’i görsel olarak gerçekleşiyor. Sosyal medya, reklam ve sivil toplum kampanyaları görsel iletişimin en yoğun kullanıldığı alanlar.” dedi. Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından toplumsal katkı ve bilim iletişimi misyonuyla düzenlenen Toplum İçin İletişim Eğitim Seminerleri kapsamında gerçekleştirilen “Tasarım Okumaları: Görsel İletişim Alanında Vaka Analizleriyle Farkındalık Yaratmak” başlıklı çevrimiçi seminere yoğun katılım sağlandı. Seminerde konuşan Üsküdar Üniversitesi Görsel İletişim Tasarımı Bölüm Başkanı Prof. Dr. And Algül oldu. Görsel iletişimin günümüz toplumsal yaşamındaki belirleyici rolüne dikkat çeken Prof. Dr. Algül, görsellerin yalnızca estetik bir unsur değil, aynı zamanda güçlü bir anlam üretim aracı olduğunu vurguladı. İletişimin Yüzde 70’i görseller üzerinden kuruluyor… Prof. Dr. Algül, günümüzde iletişimin büyük ölçüde görsel unsurlar üzerinden kurulduğunu ifade ederek, “Artık iletişimin yaklaşık yüzde 70’i görsel olarak gerçekleşiyor. Sosyal medya, reklam ve sivil toplum kampanyaları görsel iletişimin en yoğun kullanıldığı alanlar. Bu nedenle bireylerin yalnızca okuryazar değil, aynı zamanda görsel okuryazar olmaları gerekiyor.” dedi. Kuram ve vaka analizi birlikte ele alındı Seminerde görsel iletişimi; Roland Barthes, Marshall McLuhan ve Stuart Hall’un kuramsal yaklaşımları üzerinden değerlendiren Prof. Dr. Algül, bu üç ismi seçme nedenini şöyle açıkladı: “Barthes ve Stuart Hall daha eleştirel bir perspektif sunarken, McLuhan daha geleneksel medya yaklaşımını temsil ediyor. Amacım, görsel anlam üretimini hem geleneksel hem de dijital medya açısından birlikte gösterebilmek.” Dijital medyada “görünmez reklam” Dijital platformlarda reklamların artık klasik biçimde sunulmadığını belirten Prof. Dr. Algül, “Bir sosyal medya platformunda örneğin paylaşılan bir içecek, reklam gibi görünmez. Gündelik hayatın doğal bir parçasıymış gibi sunulur.” şeklinde konuştu. Prof. Dr. Algül, aynı içeriğin farklı mecralarda bambaşka anlamlar üretebildiğini ifade ederek, “Aynı içecek markasını televizyonda görmekle dijital platformlarda görmek aynı şey değildir. Televizyonda pasif izleyici ve tek yönlü iletişim varken, sosyal medyada etkileşim ve yeniden üretim vardır. Bu nedenle mesaj da dönüşür.” ifadesinde bulundu. Aynı görselin herkes tarafından aynı şekilde okunmadığını da dile getiren Prof. Dr. Algül, “İzleyici, mesajı kendi kültürel ve toplumsal konumuna göre çözümler.” dedi. UNICEF ve WWF örnekleriyle toplumsal farkındalık UNICEF ve WWF kampanyalarını görsel iletişim açısından değerlendiren Prof. Dr. Algül, minimalist tasarım, görsel metafor, boşluk kullanımı ve sınırlı renk paleti gibi unsurların toplumsal mesajı güçlendirdiği vurgulandı. WWF’in panda logosu üzerinden konuşan Prof. Dr. Algül, “Düz anlamda siyah-beyaz bir panda görürüz. Yan anlamda masumiyet ve korunmaya muhtaçlık vardır. Mit düzeyinde ise doğayı korumanın insani bir sorumluluk olduğu fikri üretilir.” dedi. Görsel iletişim yalnızca estetik bir tercih değil Prof. Dr. Algül, “Görsel iletişim yalnızca estetik bir tercih değil, aynı zamanda etik ve toplumsal bir sorumluluktur. Tasarım, süslemekten çok fark ettirmek için vardır.” diye konuştu. Görsellerde kullanılan imgelerin yalnızca görünen anlamla sınırlı olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Algül, şu ifadeleri kullandı: “Eriyen hayvan silüetleri, insan vücuduna dönüşen doğa imgeleri, yok olan ormanlar… Bunlar sadece düz anlam taşımıyor; yan anlam ve mit de üretiyor. Düz anlamda doğa masumiyeti simgelerken, insan tahrip edici güç olarak karşımıza çıkıyor. Tasarımda bu karşıtlıklar çok önemlidir. Bu zıtlıklar izleyicide suçluluk, sorumluluk ve empati duygularını tetikleyerek farkındalık yaratır.” Çevre temalı afiş ve kampanyalarda üretilen görsel mitler ne anlatıyor? Çevre temalı afiş ve kampanyalarda üretilen görsel mitlere dikkat çeken Prof. Dr. Algül, “Görsel mitler aracılığıyla çevresel yıkım, doğal bir süreç olmaktan çıkarılıp insan eliyle yaratılan bir kriz olarak sunuluyor. Doğa, kendi kendine yok olan bir unsur değil; insan müdahalesiyle tahrip edilen bir varlık olarak kodlanıyor.” dedi. Kodlama–kod çözümleme modeli üzerinden yapılan değerlendirmelerde ise görsel mesajların tek bir anlam üretmediği vurgulayan Prof. Dr. Algül, “Üretici tarafından ‘Orman kesilirse yaşam biter’ şeklinde kodlanan mesaj, izleyici tarafından farklı biçimlerde çözümlenebiliyor. Kimisi bunu bir tehdit, kimisi bir çağrı, kimisi ise ahlaki bir sorumluluk olarak algılıyor.” ifadesinde bulundu. Prof. Dr. Algül, bazı izleyicilerin mesajı bireysel sorumluluk yerine kurumsal bir sorun olarak gördüğünü ya da görselleri “abartılı ve duygusal” bulabildiğini belirterek, “Farkındalık tek yönlü bir süreç değil. Anlam, izleyicinin toplumsal ve kültürel konumuna göre değişkenlik gösteriyor.” şeklinde konuştu. Kampanyalar yalnızca içerikleriyle değil, kullanılan mecralarla da anlam üretiyor Aynı çevresel mesajın farklı mecralarda farklı etkiler ürettiğini vurgulayan Prof. Dr. And Algül, “Mesajın afiş formunda verilmesi kamu alanında doğrudan görünürlük sağlıyor. Aynı mesaj sosyal medyada paylaşıldığında ise hızlı ve küresel bir farkındalık dalgasına dönüşüyor. Kampanyalar yalnızca içerikleriyle değil, kullanılan mecralarla da anlam üretiyor.” dedi. Earth Hour gibi küresel katılıma dayalı etkinlikleri örnek gösteren Prof. Dr. Algül, “Mesaj, medyanın doğasıyla bütünleşerek izleyicinin gündelik yaşamına doğrudan müdahale ediyor. Çevresel mesajın etkisi, içeriğin kendisinden çok iletişim aracının deneyimsel gücüyle artıyor.” diye konuştu. Görsel iletişim dönüştürücü bir güç Genel bir değerlendirmede bulunan Prof. Dr. Algül, görsel iletişimin yalnızca estetik bir üretim alanı olarak görülmemesi gerektiğini söyledi ve “Görsel iletişim araçları, toplumsal sorunların anlaşılmasını, görünür kılınmasını ve bu sorunlara yönelik farkındalık oluşturulmasını sağlar. Vaka analizleriyle bireylerin eleştirel düşünme becerileri gelişir, toplumsal sorumluluk bilinci güçlenir.” dedi. Gelecekte artırılmış gerçeklik, sanal gerçeklik ve dijital aktivizmin farkındalık yaratmada daha büyük rol oynayacağını ifade eden Prof. Dr. Algül, “Görsel iletişim tasarımı; bilinçlendiren, dönüştüren ve etki yaratan güçlü bir iletişim aracıdır.” diyerek sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

DOF Robotics’ten Asya Pasifik’te Güçlü Büyüme Hamlesi Haber

DOF Robotics’ten Asya Pasifik’te Güçlü Büyüme Hamlesi

Robotik sistemler, sürükleyici eğlence teknolojileri, hareketli simülatörler, oyun ve içerik geliştirme ile yapay zeka destekli deneyim çözümleri alanında dünyanın önde gelen şirketlerinden DOF Robotics, Hong Kong’da düzenlenen IAAPA Expo Asia 2026’da sektör profesyonelleri ve ziyaretçilerle bir araya geldi. Hall 5B-E’de yer alan 718 numaralı standında ziyaretçilerini ağırlayan şirket, fuarın ilk günlerinden itibaren yoğun ilgi gördü. DOF Robotics’in Flying Theater, Hurricane 360, AIQ Photo Booth ve yeni nesil sürükleyici eğlence çözümleri ziyaretçilerden büyük ilgi görürken, stantta gün boyunca uzun ziyaretçi kuyrukları oluştu. Şirket, fuar boyunca mevcut iş ortaklarıyla ilişkilerini güçlendirmenin yanı sıra yeni iş birlikleri ve proje fırsatları için de önemli görüşmeler gerçekleştirdi. “Asya Pasifik bölgesindeki büyümemizi hayata geçireceğimiz projelerle sürdüreceğiz” Asya Pasifik bölgesinin küresel eğlence ve tema parkı yatırımlarında en hızlı büyüyen pazar konumunda bulunduğunu belirten DOF Robotics Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Mertcan, “Bugün deneyim ekonomisinin büyümesine paralel olarak Asya Pasifik bölgesinde çok önemli eğlence ve tema parkı yatırımları hayata geçiriliyor. Özellikle Çin, Vietnam ve Endonezya başta olmak üzere birçok ülkede yeni tema parkları, aile eğlence merkezleri ve sürükleyici deneyim alanları geliştiriliyor. Bölge ziyaretçi sayılarının yanı sıra yeni proje geliştirme kapasitesi ve yatırım hacmiyle de sektörün büyüme merkezi haline gelmiş durumda. Son yıllarda ziyaretçilerin geleneksel eğlence parklarıyla beraber teknolojiyle zenginleştirilmiş deneyimlere yöneldiğini görüyoruz. Flying Theater sistemleri, sanal gerçeklik uygulamaları, yapay zeka destekli deneyim alanları ve dijital tema parkı konseptleri yatırımcıların en fazla ilgi gösterdiği alanlar arasında yer alıyor. DOF Robotics olarak biz de bu dönüşümün merkezinde yer alıyoruz. Asya Pasifik bölgesinde uzun yıllara dayanan iş bağlantılarımız ve devam eden projelerimiz bulunuyor. IAAPA Expo Asia kapsamında da özellikle Flying Theater ve teknolojik dijital tema parkı projelerine yönelik çok verimli görüşmeler gerçekleştirdik. Hong Kong’da yaptığımız temasların yeni iş birliklerine ve uzun vadeli projelere dönüşeceğine inanıyoruz. Asya Pasifik, önümüzdeki dönemde de büyüme stratejimizin en önemli odak noktalarından biri olmaya devam edecek” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İstanbul Aroya Cruises'in Akdeniz Üssü Oluyor Haber

İstanbul Aroya Cruises'in Akdeniz Üssü Oluyor

Kruvaziyer turizminde son yıllarda dikkat çekici bir yükseliş yakalayan Türkiye, uluslararası kruvaziyer şirketlerinin stratejik planlarında daha fazla yer almaya başladı. Bu gelişmelerin son örneği, Suudi Arabistan'ın ilk kruvaziyer markası AROYA Cruises'ın İstanbul'u Akdeniz operasyonlarının önemli merkezlerinden biri olarak konumlandırması oldu. Şirket, 6 Haziran'da İstanbul'a gerçekleştirdiği ilk sefer kapsamında gemide özel bir lansman etkinliği düzenledi. Seyahat acenteleri, sektör temsilcileri, basın mensupları ve Galataport İstanbul yöneticilerinin katıldığı etkinlikte, AROYA Cruises'ın Türkiye'ye yönelik büyüme planları ve İstanbul'un uzun vadeli operasyonlardaki stratejik rolü paylaşıldı. Etkinlikte verilen en önemli mesaj ise şirketin Türkiye pazarına duyduğu güven ve İstanbul'a yönelik uzun vadeli bağlılığı oldu. İstanbul, kruvaziyer turizminde uluslararası ölçekte dikkat çeken yeni bir buluşmaya ev sahipliği yaptı. Suudi Arabistan'ın ilk kruvaziyer markası AROYA Cruises, 6 Haziran'da gemide düzenlediği özel etkinlikte Türkiye pazarına yönelik uzun vadeli hedeflerini ve Akdeniz operasyonlarına ilişkin planlarını paylaştı. İstanbul'u bölgesel operasyonlarının önemli merkezlerinden biri olarak konumlandıran şirket, Türkiye'nin kruvaziyer turizmindeki büyümesine olan güvenini güçlü mesajlarla ortaya koydu. Akdeniz'in En Büyük Gemileri Arasında Yer Alıyor 151 bin groston ağırlığındaki AROYA, 335 metre uzunluğu, 19 güvertesi, 1.678 kabini ve 3.362 yolcu kapasitesiyle Akdeniz'in en dikkat çekici kruvaziyer gemileri arasında bulunuyor. Yaklaşık 1.600 kişilik mürettebatın görev yaptığı gemide 15 restoran, 20 farklı eğlence ve yaşam alanı, bin kişiden fazla kapasiteye sahip tiyatro salonu, çocuk kulüpleri, su eğlence alanları, sanal gerçeklik merkezleri ve premium spa alanları yer alıyor. Geminin öne çıkan konseptlerinden biri ise Suudi Arabistan Kültür Bakanlığı iş birliğiyle geliştirilen ve denizdeki ilk Suudi restoranı olarak konumlanan "Irth" restoranı. Farklı Kültürlere Hitap Eden Kapsayıcı Tatil Anlayışı AROYA Cruises'ın öne çıkan özelliklerinden biri de farklı kültür ve yaşam tarzlarına hitap eden kapsayıcı hizmet anlayışı. Gemide alkol servisi bulunmazken, kadınlar ve erkekler için ayrı tasarlanan spa ve havuz alanlarının yanı sıra belirli saatlerde ortak kullanım imkânı da sunuluyor. Türkiye, Rusya, Almanya, Türk Cumhuriyetleri, Körfez bölgesi ve Avrupa'nın farklı ülkelerinden misafirleri ağırlayan AROYA Cruises, bu yaklaşımıyla farklı beklentilere sahip yolculara konforlu ve keyifli bir tatil deneyimi sunan uluslararası bir kruvaziyer markası olarak öne çıkıyor. Çocuk Dostu Konseptiyle Ailelere de Hitap Ediyor AROYA Cruises, çocuklar ve gençler için tasarlanan eğlence alanları, oyun merkezleri, su aktiviteleri ve yaş gruplarına özel programlarıyla ailelere yönelik kapsamlı bir tatil deneyimi sunuyor. Küçük misafirler için özel olarak hazırlanan alanlar sayesinde çocuklar keyifli vakit geçirirken, ebeveynler de geminin dinlenme ve eğlence olanaklarından faydalanabiliyor. Yıl boyunca sunulan kampanya ve promosyonların yanı sıra belirli dönemlerde uygulanan "çocuklar ücretsiz seyahat ediyor" avantajı da ailelerin ilgisini çekiyor. AROYA Cruises, her yaştan misafire hitap eden yaşam alanlarıyla ailelerin birlikte unutulmaz anılar biriktirebileceği bir kruvaziyer deneyimi sunuyor. Kruvaziyer Turizmi Büyümesini Sürdürüyor Küresel turizm endüstrisinin en hızlı büyüyen segmentlerinden biri olarak öne çıkan kruvaziyer turizmi, her yıl milyonlarca yeni yolcuyu deniz seyahatleriyle buluşturmaya devam ediyor. AROYA Cruises'ın Türkiye'deki yetkili temsilcilerinden Sunorama Cruises Genel Müdürü Alper Taşkıranlar, kruvaziyer sektörünün geleceğine ilişkin değerlendirmesinde, "Kruvaziyer turizmine yönelik ilgi dünya genelinde artmayı sürdürüyor. Cruise Lines International Association (CLIA) verilerine göre, daha önce kruvaziyer deneyimi yaşamamış kişilerin yüzde 75'i gelecekte bu deneyimi yaşamak istiyor. Bir kez gemi turuna çıkan misafirlerin büyük bölümü ise yeniden bu tatil modelini tercih ediyor. Bu tablo, sektörün büyüme potansiyelini net şekilde ortaya koyuyor" dedi. Taşkıranlar ayrıca kruvaziyer rezervasyonlarında seyahat acentelerinin kritik rol oynadığını belirterek, doğru rota ve gemi seçiminde profesyonel danışmanlığın önemine dikkat çekti. İstanbul'a Gelen Sadece Bir Gemi Değil, Ekonomik Değer Sektör temsilcilerine göre AROYA Cruises'ın İstanbul'u homeport olarak tercih etmesi, Türkiye kruvaziyer turizmi açısından önemli bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Homeport modeli sayesinde yolcular gemiye binmeden önce veya seyahat sonrasında destinasyonda daha uzun süre kalıyor. Bu süreçte otellerde konaklıyor, restoranları ziyaret ediyor, alışveriş yapıyor, müze ve kültürel alanları geziyor ve çeşitli turizm hizmetlerinden yararlanıyor. Taşkıranlar, kruvaziyer yolcularının turizm ekonomisine yüksek katkı sağladığını belirterek, "Özellikle homeport operasyonlarında oluşan ekonomik katkı yalnızca limanlarla sınırlı kalmıyor. Konaklama, yeme-içme, ulaşım, alışveriş ve kültürel aktiviteler şehir ekonomilerine doğrudan değer yaratıyor. İstanbul'un kruvaziyer merkezi olarak güçlenmesi, turizm gelirlerinin artmasına da önemli katkı sağlayacaktır." dedi. İstanbul Merkezli Yeni Dönem Başlıyor AROYA Cruises'ın gelecek planlarında İstanbul'un rolünün daha da güçlenmesi öngörülüyor. Şirket, önümüzdeki dönemde İstanbul çıkışlı operasyonları artırmayı, yeni rota alternatifleri geliştirmeyi ve sezonu daha uzun bir döneme yaymayı hedefliyor. Yunan Adaları ve Ege rotalarının yanı sıra gelecekte Türk kıyıları, Doğu Akdeniz ve Batı Akdeniz limanlarını kapsayan daha geniş operasyon modellerinin de gündeme gelmesi bekleniyor. 2027 yılı planlamaları kapsamında ise geminin İstanbul operasyonlarına daha erken başlaması ve sezonun mevcut yıllara göre daha uzun sürmesi hedefleniyor. Sunorama Cruises Genel Müdürü Alper Taşkıranlar, "İstanbul yalnızca bir uğrak limanı değil, Akdeniz'in en önemli kruvaziyer merkezlerinden biri olma potansiyeline sahip. Artan seferler, yeni rotalar ve büyüyen yolcu sayılarıyla İstanbul'un bölgesel kruvaziyer trafiğindeki rolü her geçen yıl daha da güçlenecek" dedi. AROYA Cruises'ın İstanbul'u uzun vadeli operasyon merkezlerinden biri olarak konumlandırması, Türkiye'nin Akdeniz kruvaziyer pazarındaki yükselen konumunun en somut göstergelerinden biri olarak değerlendirilirken, sektör temsilcileri bu gelişmenin önümüzdeki yıllarda turizm gelirlerine, istihdama ve şehir ekonomilerine önemli katkılar sağlayacağını ifade ediyor. İstanbul Çıkışlı Vizesiz Rotalar İlgi Görüyor İstanbul çıkışlı programlarıyla Türk misafirlere vizesiz seyahat imkânı sunan AROYA Cruises, Marmaris, Bodrum, Kaş ve İskenderiye'nin yer aldığı birbirinden özel rotalarıyla dikkat çekiyor. Bunun yanı sıra yeşil pasaport sahibi Türk vatandaşlarının vizesiz olarak seyahat edebildiği Yunan Adaları ve Atina programları da misafirlerin yoğun ilgi gösterdiği rotalar arasında yer alıyor. Deniz tatilini kültürel keşiflerle birleştiren bu rotalar, Akdeniz'in farklı destinasyonlarını tek bir seyahatte deneyimleme fırsatı sunuyor. Kruvaziyer Seyahatiyle Umre Deneyimi AROYA Cruises ayrıca 12 Eylül tarihinde İstanbul'dan hareket edecek özel bir sefer de sunuyor. Marmaris, Bodrum, Süveyş Kanalı ve Şarm El-Şeyh'in ardından Cidde'de sona erecek bu program kapsamında Sunorama Cruises tarafından hazırlanan uçaklı paketlerde misafirler, gemi seyahatlerinin ardından Mekke ve Medine'yi ziyaret ederek umre ibadetlerini de yerine getirebilecek. Özellikle deniz tatilini kültürel ve manevi deneyimlerle birleştirmek isteyen misafirler için tasarlanan bu özel program, kruvaziyer seyahati ile umre ziyaretini tek bir seyahatte buluşturuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sanal Gerçeklik, İstanbul Modern Sinema’da Haber

Sanal Gerçeklik, İstanbul Modern Sinema’da

Deniz Tortum ve Sister Sylvester’ın birlikte yazıp yönettikleri VR projesi Gölgezaman, dünya prömiyerini 2023 yılında Venedik Film Festivali’nde gerçekleştirmesinin ardından Türkiye prömiyerini İstanbul Modern’de yapıyor. Adını, çağımız için türetilmiş yeni bir kelimeden alan Gölgezaman, aynı anda birbiriyle uzlaşması imkânsız iki farklı zamanın içinde yaşama hissini tarif ediyor: Bir çocuk için kahvaltı hazırlarken, onun yaşamı boyunca binlerce yıllık bir çiçek türünün yok olacağını bilmek ya da trafikte işe yetişmeye çalışırken motorunuzdaki yakıtın tarih öncesi canlıların sıkışmış kalıntılarından oluştuğunu fark etmek gibi. Proje, bu zamansal ve duygusal çelişkileri sanal gerçeklik ve simülasyon teorisi üzerinden keşfe çıkıyor. Sanal dünyada var olmak; iki bedene, dört ele ve iki kalbe sahip olmak, aynı anda iki ayrı dünyada yaşamak anlamına geliyor. İzleyici, bu çift katmanlı dünyanın gizemli rehberi Alma ile birlikte iklim krizi, yas, hafıza ve sanal olanın bir kaçış mı yoksa yeni bir varoluş biçimi mi olduğu üzerine düşünürken, sanal alanı da aynı anda iki yerde ve iki zamanda var olmayı öğrenebileceğimiz bir deneyim alanı olarak keşfediyor. Sanal gerçeklik üzerine söyleşi Gölgezaman’a paralel olarak 11 Haziran Perşembe günü yönetmen Deniz Tortum, araştırmacı Nurten Bayraktar, akademisyen Reşat Fuat Çam ve küratör/yazar Karen Cirillo’nun sanal gerçeklik teknolojisini ve bu kavramı farklı açılardan ele alacağı bir söyleşi düzenleniyor. Dijital bir Nuh’un Gemisi Program kapsamında ayrıca Deniz Tortum ve Sister Sylvester’ın kısa deneme filmi Our Ark (2021), 11 ve 18 Haziran Perşembe günleri İstanbul Modern Sinema’da gösteriliyor. Film, gezegensel çöküşe karşı bir güvence olarak “yedek kopyalar” yaratma fikrini tekno-ütopyacı bir vizyonun merkezine yerleştiriyor. “Digital Life” adlı şirketin yürüttüğü gerçek bir projeden yola çıkan yapım, yok olma riski taşıyan hayvanların üç boyutlu kopyalarını üreterek dijital bir “Nuh’un Gemisi” yaratma fikrine odaklanıyor. “Gezegeni yedekleme” düşüncesinden hareket eden film, teknoloji, doğa ve gelecek tahayyülü arasındaki kırılgan ilişkiye dair sorular ortaya atıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TEKNOFEST Yeniden Mavi Vatan’da! Haber

TEKNOFEST Yeniden Mavi Vatan’da!

Milli Teknoloji Hamlesi vizyonunu karadan sonra denizlere de taşıyan dünyanın en büyük havacılık, uzay ve teknoloji festivali TEKNOFEST, bu yıl “Mavi Vatan” temasıyla teknoloji ve savunma sanayii meraklılarını denizcilik ekseninde yeniden buluşturuyor. Geçtiğimiz yıl İstanbul’da ilk kez düzenlenen TEKNOFEST Mavi Vatan; yerli ve milli deniz araçları, su altı teknolojilerine uzanan zengin içeriği, yarışmaları ve yoğun katılımıyla büyük bir heyecan oluşturmuş, denizlerde yükselen millî teknoloji hamlesinin güçlü bir yansıması olarak hafızalarda yer etmişti. Bu yıl ise 20-23 Ağustos tarihleri arasında; T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, T.C. Milli Savunma Bakanlığı ve Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı (T3 Vakfı) ana yürütücülüğünde, Gölcük Tersanesi Komutanlığı ev sahipliğinde gerçekleştirilecek TEKNOFEST Mavi Vatan; Türkiye’nin denizcilikteki gücünü ve ileri teknoloji kabiliyetini genç nesillerle buluşturarak, yerli ve milli teknolojiler etrafında güçlü bir gelecek vizyonu inşa etmeyi amaçlıyor. Denizcilik Ruhu, Yenilikçi Teknolojilerle TEKNOFEST Mavi Vatan’da Buluşuyor! Denizlerin derinliklerinden geleceğin ufkuna uzanan bu özel etkinlikte; İnsansız Su Altı Sistemleri Yarışması, Su Altı Roket Yarışması ve İnsansız Deniz Aracı Yarışmasıyla genç zihinler hayallerini teknolojiye dönüştürecek. Genç mühendis adayları ve girişimciler, geliştirdikleri projelerle aynı zamanda Türkiye’nin denizlerdeki yarınlarına yön verecek. Etkinlik boyunca TEKNOFEST paydaş kurumları da stant alanlarında yer alarak hem faaliyetlerini tanıtacak hem de ziyaretçilerle etkileşimde bulunacak. TEKNOFEST Mavi Vatan’a özel olarak düzenlenecek etkinlikler arasında; donanmanın önemli gemilerinin gezilebileceği sergiler, sanal gerçeklik gözlükleriyle deneyimlenebilecek sanal gerçeklik oyun alanları, denizcilik kültürünü yaşatmayı amaçlayan yarışmalar, ziyaretçiler için hatıra fotoğrafı çektirebileceği özel alanlar, SAT ve SAS Komutanlığı personeli tarafından gerçekleştirilecek gösteriler, denizcilik tarihini yansıtan deneyim alanları, çeşitli konferans ve sergilerin olacağı birçok etkinlik yer alacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

ALKA-KAPLAN HİBRİT YESS Otonom ve İnsanlı Kabiliyetleriyle Tanıtılacak Haber

ALKA-KAPLAN HİBRİT YESS Otonom ve İnsanlı Kabiliyetleriyle Tanıtılacak

Modern savaş alanlarında giderek artan drone, dolanan mühimmat ve asimetrik tehditler, kara unsurları için yeni nesil savunma çözümlerini zorunlu hale getiriyor. Bu kapsamda geliştirilen ALKA YESS, sabit ve döner kanatlı mini/mikro İHA’lar, sürü İHA’lar, dolanan mühimmatlar, EYP düzenekleri ve patlamamış mühimmatlara karşı etkin çözüm sunuyor. Sistem, yapay zekâ destekli tespit, elektromanyetik karıştırma ile soft kill, lazer ile de hard kill kabiliyetlerini bir arada barındırıyor. ROKETSAN tarafından geliştirilen ALKA YESS’in, FNSS tarafından geliştirilen ve otonom kabiliyetler eklenen KAPLAN HİBRİT- platformuna entegrasyonu ile ortaya çıkan ALKA - KAPLAN HİBRİT - OTONOM çözümü, yüksek hareket kabiliyeti, sessiz sürüş, uzun süreli görev icrası, opsiyonel olarak insanlı, otonom ve yüksek enerji ihtiyacına sahip görev sistemlerini destekleyebilen yapısıyla öne çıkıyor. Hibrit güç grubu sayesinde, ilave bir jeneratör taşımadan hem mobilite hem de görev sistemi ihtiyaçları karşılanabiliyor. FNSS mühendisleri tarafından özgün olarak tasarlanan KAPLAN HİBRİT - OTONOM platformunda kullanılan güç grubu mimarisi ve alt sistemler; yüksek güç üretimi, akıllı enerji yönetimi ve harici güç aktarımı özellikleriyle ROKETSAN ALKA YESS’in ihtiyaç duyduğu sürekli ve güvenli enerji altyapısını sağlıyor. Bu yapı, platforma artırılmış menzil, insansız daha yüksek manevra kabiliyeti ve operasyonel esneklik kazandırıyor. ROKETSAN tarafından geliştirilen ALKA YESS ise yapay zekâ destekli tespit ve takip algoritmaları, kullanıcı dostu arayüzü ve farklı tehdit tiplerine karşı sağladığı performans ile geleceğin savunma konseptleri arasında yer alıyor. Sistem, tehdit önceliklendirmesi ve farklı konuşlanma seçenekleriyle sabit, taşınabilir ve mobil çözümler sunabiliyor. ALKA - KAPLAN HİBRİT - OTONOM, modüler yapısı sayesinde farklı görev senaryolarına uyarlanabiliyor. Platform; insanlı ya da otonom kullanım seçenekleri, ağ destekli operasyon kabiliyeti, sensör füzyonu, karar destek mekanizmaları ve enerji yönetimini tek bir mimari altında birleştiriyor. Böylece yalnızca bir taşıyıcı platform değil, aynı zamanda algılayan, karar veren ve etki üreten bütünleşik bir muharebe çözümü olarak öne çıkıyor. ROKETSAN ve FNSS’nin ortaya koyduğu bu yenilikçi iş birliği, günümüzün ve geleceğin tehditlerine karşı yerli, milli ve yüksek teknolojiye dayalı bir çözüm olarak SAHA 2026’da sergilenecek. Ziyaretçiler, sistemin gelişmiş eğitim yardımcı desteği olarak kullanılan sanal gerçeklik (VR) tabanlı simülasyon alt yapısını sistem üzerinde deneme şansını da yakalayacaklar. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kalp Cerrahisinin Yeni Gücü: Yapay Zekâ Haber

Kalp Cerrahisinin Yeni Gücü: Yapay Zekâ

En belirgin değişimlerden biri, daha az travmatik cerrahi yaklaşımların yaygınlaşması olacak. Çok küçük kesilerin uygulanacağı teknikler, robotik cerrahi ve hibrit prosedürler giderek standart hale gelecek. Önümüzdeki yıllarda ayrıca kateter bazlı çözümler de artacak ve cerrahi ile girişimsel kardiyoloji arasındaki sınırlar giderek daha fazla bulanıklaşacak. Bu nedenle kalp cerrahlarının hibrit ameliyathanelerde çalışan multidisipliner ekiplerin liderlerinden biri olması kaçınılmaz görünüyor. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali Civelek, robotik platformların daha kompakt, daha ekonomik ve daha erişilebilir hale geleceğine dikkat çekiyor. Bu sayede koroner bypass cerrahisi, mitral kapak onarımı ve bazı doğumsal kalp ameliyatlarının önemli bir kısmı robotik destekli yapılabilecek. Bu gelişme aynı zamanda cerrahların eğitim süreçlerini de değiştirecek. Simülasyon tabanlı eğitim, sanal gerçeklik ve dijital cerrahi platformlar cerrahi öğrenmenin önemli bileşenleri haline gelecek. Cerrahide Yapa Zekâ Kullanımı Artacak Yapay zekâ, kalp ve damar cerrahisinin birçok aşamasında karar destek sistemi olarak kullanılacak. Ameliyat öncesinde gelişmiş görüntüleme teknikleri ve yapay zekâ algoritmaları, cerrahlara hastaya özgü üç boyutlu anatomik modeller sunabilecek. Bu modeller sayesinde cerrahlar ameliyatı operasyon öncesinde sanal ortamda planlayarak farklı stratejileri değerlendirebilecek. Bu yaklaşım özellikle kompleks aort cerrahisi, doğumsal kalp hastalıkları ve kapak onarımları için önemli bir avantaj. Ameliyat sonrası dönemde de yapay zekâ ile yoğun bakım yönetimi daha optimize hale gelecek. Böylece, komplikasyonların erken saptanması mümkün olacak. Giyilebilir sağlık teknolojileri ve uzaktan hasta izleme sistemleri sayesinde hastaların kalp ritmi, kan basıncı ve fiziksel aktivite düzeyleri kesintisiz takip edilebilecek. Bu teknolojiler sayesinde komplikasyonların erken saptanması mümkün olurken, hastaların hastaneye yeniden yatış oranları da azalabilecek. Yakın geleceğin en heyecan verici gelişmelerinden biri de biyomühendislik alanında bekleniyor. Doku mühendisliği ve biyobaskı teknolojileri sayesinde biyolojik olarak uyumlu damar greftleri ve kapak dokuları geliştiriliyor. Benzer şekilde, büyüyebilen biyolojik kalp kapakları özellikle çocuk hastalarda tekrar ameliyat gereksinimini azaltabilecek bir potansiyele sahip. Genetik ve moleküler biyolojideki ilerlemeler sayesinde ayrıca kalp ve damar hastalıklarının tedavisi giderek daha fazla kişiselleştirilecek. Yarının Kalp Cerrahı Nasıl Olacak? Geleceğin kalp cerrahı yalnızca teknik olarak yetkin bir operatör değil; aynı zamanda teknolojiyi etkin kullanan, veri analizi yapabilen ve multidisipliner ekipleri yöneten bir klinisyen olacak. Elbette kalp cerrahisinin temelinde olan, insan hayatını koruma ve hastalara daha kaliteli bir yaşam sunma amacı yerini korumaya devam edecek. Cerrahlar artık girişimsel kardiyologlar, biyomühendisler, veri bilimcileri ve görüntüleme uzmanlarıyla daha yakın çalışacak. Bu nedenle eğitim programlarının da bu yeni gerçekliğe uygun biçimde güncellenmesi en önemli başlıklardan biri. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.