Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Şanzıman

Kapsül Haber Ajansı - Şanzıman haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Şanzıman haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Yeni BMW F 450 RR, 2027'nin Mayıs Ayında Türkiye'de Satışa Sunulacak Haber

Yeni BMW F 450 RR, 2027'nin Mayıs Ayında Türkiye'de Satışa Sunulacak

Markanın amiral gemisi S 1000 RR’ın tasarım dilinden ilham alan yeni BMW F 450 RR; 420 cc çift silindirli motoru, 48 HP gücü ve 177 kg’lık sürüşe hazır ağırlığıyla hafiflik, çeviklik ve performansı bir araya getiriyor. İlk gösterimi EICMA’da yapılacak olan iddialı model, önümüzdeki yıl Türkiye pazarında motosiklet tutkunlarıyla buluşacak. BMW Motorrad, sportif sürüş karakterini dinamik tasarım ve gelişmiş teknolojilerle bir araya getiren yeni BMW F 450 RR’ı tanıttı. BMW’nin RR modellerinin tasarım anlayışından ilham alan yeni model; hafif yapısı, güçlü çift silindirli motoru ve gelişmiş sürüş destek sistemleriyle dikkat çekiyor. A2 ehliyet sınıfına uygun olarak geliştirilen ve başlangıç seviyesindeki motosiklet tutkunları için sportif sürüş dünyasına ideal bir giriş sunan yeni BMW F 450 RR’ın dünya prömiyeri, önümüzdeki ay düzenlenecek dünyanın en büyük motosiklet fuarı EICMA’da gerçekleştirilecek. Model, 2027’nin Mayıs ayında Türkiye’de satışa sunulacak. RR Tasarım Diliyle Sportif ve Dinamik Görünüm BMW F 450 RR, BMW Motorrad’ın supersport mirasını yansıtan keskin çizgileri ve dinamik tasarım detaylarıyla öne çıkıyor. Hafif yapısı ve kompakt ölçüleri, motosikletin çevik karakterini desteklerken sportif sürüş deneyimini de ön plana çıkarıyor. 420 cc Çift Silindirli Motorla Güçlü Performans Yeni BMW F 450 RR, 420 cc hacimli, sıvı soğutmalı, çift silindirli motoruyla 8.750 d/d’de 48 HP güç ve 6.750 d/d’de 43 Nm tork üretiyor. Maksimum torkun yüzde 80’inin 3.000 d/d’den itibaren sunulması, farklı sürüş koşullarında esnek bir güç aktarımına katkı sağlıyor. Euro 5+ emisyon standardını karşılayan modelin açıklanan ortalama yakıt tüketimi ise 100 kilometrede 3,8 litre. 14 litrelik yakıt deposuyla 350 kilometrenin üzerinde menzil sunması öngörülen BMW F 450 RR, günlük kullanım ile sportif sürüş beklentilerini bir araya getiriyor. Hassas Yol Tutuşu ve Gelişmiş Sürüş Destek Sistemleri 177 kilogramlık sürüşe hazır ağırlığıyla dikkat çeken BMW F 450 RR, hafifliği ve dengeli şasi yapısıyla çevik bir sürüş karakteri sunmayı hedefliyor. Çelik boru şasi, 43 mm KYB ters teleskopik ön süspansiyon ve alüminyum arka salıncak, yol tutuş ve kontrol özelliklerini destekliyor. Ön tekerlekte dört pistonlu Brembo monoblok kaliperle birlikte çalışan 310 mm fren diski, arka tekerlekte ise 240 mm fren diski bulunuyor. ABS Pro, Dinamik Fren Kontrolü (DBC), Dinamik Çekiş Kontrolü (DTC) ve Motor Freni Tork Kontrolü (MSR) gibi sürüş destek sistemleri, farklı koşullarda kontrolü destekliyor. Rain, Road ve Race sürüş modları ise sürücülere farklı sürüş karakterleri arasında seçim yapma olanağı sunuyor. Gelişmiş Şanzıman Teknolojileri ve Ters Çevrilebilir Vites Düzeni Yeni BMW F 450 RR, hem günlük kullanımda konforu hem de pistte yüksek performansı hedefleyen şanzıman teknolojileriyle öne çıkıyor. Opsiyonel olarak sunulan Easy Ride Clutch (ERC) teknolojisi debriyaj kullanımını önemli ölçüde kolaylaştırırken, Shift Assistant Pro özelliği debriyajsız ve akıcı vites geçişleri sağlayarak sportif sürüşü destekliyor. Modelin yarış genlerini pekiştiren pratik ters çevrilebilir vites düzeni (GP Shift) ise sürücülerin vites geçiş yönünü kolayca değiştirmesine olanak tanıyor. Özellikle pist sürüşlerinde ve viraj çıkışlarında daha pratik vites büyütmeyi sağlayan bu donanımlar, seçilen versiyona göre sürücülerle buluşuyor. 6,5 İnç TFT Ekran ve Bağlantı Özellikleri Modelde yer alan 6,5 inç TFT ekran, sürüş bilgilerine kolay erişim sağlıyor. USB-C bağlantısı, LED aydınlatma ve standart ısıtmalı elcikler de günlük kullanım konforunu destekleyen özellikler arasında yer alıyor. Standart sele yüksekliği 790 mm olarak açıklanıyor. Üç Farklı Donanım Seçeneği Sürücülerin farklı beklenti ve sürüş tarzlarına yanıt vermek üzere tasarlanan yeni BMW F 450 RR, 3 farklı donanım paketiyle yollara çıkıyor. Giriş seviyesinde Cosmic Black gövde rengiyle sunulan Base versiyonu yer alırken, performans odaklı Sport paketinde Racing Red rengine Shift Assistant Pro ve Sport süspansiyon eşlik ediyor. Modelin en üst seviyesini temsil eden M Sport seçeneği; Snaefell White / M Motorsport renk tasarımı, Riding Modes Pro, Shift Assistant Pro ve Sport süspansiyon donanımlarıyla yarış ruhunu öne çıkarıyor. Sadece M Sport paketi ile alınabilecek olan Innovation Package ise tüm bu donanımlara ek olarak sunulan Easy Ride Clutch (ERC) teknolojisiyle sürüş konforunu ve kontrolünü en üst seviyeye taşıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sel Sularında Kalan Araçlar Çalıştırılır mı? Haber

Sel Sularında Kalan Araçlar Çalıştırılır mı?

Sel suyunun yalnızca araçların motorlarına değil, elektronik sistemlerine ve güvenlik donanımlarına da ciddi zarar verebileceğine dikkat çeken Yol ve Trafik Güvenliği Danışmanı Özgür Şener, “En iyi sürücü sel suyuna girmeyen sürücü, en güvenli taşıt kuru kalabilen taşıttır.” uyarısında bulundu. Sel sırasında araç içinde mahsur kalmanın birkaç dakika içinde hayati tehlikeye dönüşebileceğini anlatan Özgür Şener, “Su yükseliyor, akıntı aracı sürüklüyor veya araç kontrolünü kaybediyorsa ilerlemeye çalışılmamalı. Motor durursa tekrar tekrar çalıştırmayı denememek gerekir. Öncelik aracı kurtarmak değil, içeridekilerin hayatını korumaktır.” dedi. İstanbul’da 14-15 Ekim 2026 tarihlerinde etkili olan şiddetli yağışlar, çok sayıda aracın su altında kalmasına ve sürüklenmesine neden oldu. Sel sularında mahsur kalan sürücülerin nasıl davranması gerektiği ve su altında kalan araçların yeniden kullanılıp kullanılamayacağı önemli bir güvenlik sorunu olarak öne çıktı. Üsküdar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölümü Öğretim Görevlisi, Yol ve Trafik Güvenliği Danışmanı Özgür Şener, sel sularında araç kullanmanın tehlikelerini, mahsur kalınması durumunda yapılması gerekenleri ve suya maruz kalan araçlarda oluşabilecek hasarları değerlendirdi. “Önümüzdeki aracın geçebilmesi, bizim de geçebileceğimiz anlamına gelmez” Sel sularında araç kullanırken en büyük tehlikenin suyun derinliğinin ve yolun gerçek durumunun doğru değerlendirilememesi olduğunu belirten Özgür Şener, “Su, yol yüzeyindeki çukurları, açık rögarları, çökmeleri ve akıntıyla sürüklenmiş engelleri gizleyebilir. Ayrıca suyun derinliği, aracın ağırlığı ve tasarımı ne olursa olsun, aracın yol tutuşunu ve kontrolünü kaybetmesine neden olabilir.” dedi. Suyun derinliğinin gözle tahmin edilerek geçiş yapılmaması gerektiğini vurgulayan Özgür Şener, şöyle devam etti: “Derinliğini ve zeminin durumunu bilmediğimiz, güvenli olduğundan emin olamadığımız su birikintilerine ve sel sularına araçla girmemeliyiz. Suyun başka araçlar tarafından geçilmiş olması da o güzergâhın güvenli olduğunu göstermez. Önümüzdeki aracın geçebilmesi, kendi aracımızın da geçebileceği anlamına gelmez. Yol suyla kaplanmışsa mümkünse geri dönmeli, alternatif ve güvenli bir güzergâh seçmeliyiz. Birkaç dakikalık zaman kazancı uğruna hem kendi hayatımızı hem de araçtaki diğer kişilerin hayatını tehlikeye atabiliriz.” “30 santimetrelik hızlı akan su birçok otomobili sürükleyebilir” Sel suyunun sürükleme gücünün çoğu zaman hafife alındığını ifade eden Şener, ABD Ulusal Hava Servisinin (NWS) uyarılarına dikkat çekti. Özgür Şener, “Yaklaşık 15 santimetre derinliğindeki hızlı akan su bir yetişkini devirebilirken, 30 santimetrelik hızlı akan su birçok otomobili sürükleyebilir. Yaklaşık 61 santimetrelik hızlı akan su ise SUV ve bazı kamyonetleri de sürükleyebilir.” bilgisini verdi. Araçların ağırlığının sel sularına karşı mutlak bir güvence sağlamadığını kaydeden Şener, özellikle akıntının bulunduğu yollarda araçla ilerlemeye çalışılmaması gerektiğini söyledi. “Araç içinde mahsur kalındığında öncelik aracı değil, hayatı kurtarmak olmalı” Sel sırasında araç içinde mahsur kalmanın birkaç dakika içinde hayati tehlikeye dönüşebileceğini anlatan Özgür Şener, su seviyesinin ve akıntının şiddetinin hızla değişebileceğini belirtti. Bu gibi durumlarda panikle hareket edilmemesi gerektiğini ifade eden Özgür Şener, “Su yükseliyor, akıntı aracı sürüklüyor veya araç kontrolünü kaybediyorsa ilerlemeye çalışılmamalı. Motor durursa tekrar tekrar çalıştırmayı denememek gerekir. Öncelik aracı kurtarmak değil, içeridekilerin hayatını korumaktır.” dedi. Sürücülerin mümkünse 112 Acil Çağrı Merkezi'ne ulaşarak konumlarını ve araçtaki kişi sayısını bildirmesi gerektiğini söyleyen Şener, özellikle çocuk, yaşlı veya hareket kısıtlılığı bulunan yolcuların durumunun kurtarma ekiplerine iletilmesinin önemine işaret etti. “Her sel olayında araçtan hemen çıkmak doğru değil” Sel sırasında araçtan çıkma kararının mevcut tehlikeye göre verilmesi gerektiğini vurgulayan Şener, hızlı akan suyun aracı çevrelediği durumlarda dışarı çıkmanın da ölümcül olabileceğini belirtti. Özgür Şener, şu değerlendirmede bulundu: “Hızlı akan su aracı çevreliyorsa, su içeri yükselmiyorken araçta kalmak ve yardım istemek daha güvenli olabilir. Çünkü hızlı akıntıda araçtan çıkıp suya girmek kişinin sürüklenmesine ve boğulmasına neden olabilir. Ancak su seviyesi araç içinde yükselmeye başlarsa beklenmemeli, güvenli tahliye seçeneği değerlendirilmelidir. Ayrıca selde sürüklenen diğer taşıtlar veya sert nesneler de ciddi tehlike oluşturabilir.” Su seviyesinin yükseldiği durumlarda araç kapılarının su basıncı nedeniyle açılamayabileceğini belirten Özgür Şener, “Mümkünse dış koşullar daha da kötüleşmeden yan camlardan çıkış seçeneği değerlendirilmelidir. Emniyet kemeri açılmalı, çocuklara ve hareket etmekte zorlanan yolculara yardım edilmelidir. Camlar elektrikle çalışmıyorsa kırılabilir bir yan camdan çıkış gerekebilir. Ön camlar genellikle lamine cam olduğundan kırılmayacaktır. Her taşıtta emniyet çekicinin bulunması ve erişilebilir bir yerde tutulması önemlidir.” diye konuştu. Araçtan güvenli şekilde çıkan kişilerin akıntıya karşı yürümeye veya yüzerek karşıya geçmeye çalışmaması gerektiğini de vurgulayan Özgür Şener, yüksek ve güvenli bir noktaya ulaşılmasını, araçta bırakılan eşyalar için geri dönülmemesini önerdi. “Sel sularında kalan aracın motorunu kesinlikle çalıştırmayın” Sel sularının çekilmesinin araçların yeniden güvenle kullanılabileceği anlamına gelmediğini ifade eden Özgür Şener, suya maruz kalan araçlarda görünmeyen mekanik ve elektronik hasarlar oluşabileceğini söyledi. Şener, özellikle motorun yeniden çalıştırılmasının mevcut hasarı ağırlaştırabileceği uyarısında bulunarak, şunları söyledi: “Araç suya girmiş, su altında kalmış veya motor bölmesine su girmiş olabilecek durumdaysa motor çalıştırılmamalı ve marşa basılmamalıdır. Aracı hareket ettirmeye çalışmak, mevcut hasarı ağırlaştırabilir. Araç güvenli bir yerdeyse ve yaklaşmak tehlike yaratmıyorsa hasarın fotoğrafları çekilebilir. Sigorta şirketine bilgi verilmeli ve uygun kurtarma hizmeti çağrılmalıdır.” Suya maruz kalan araçların iterek veya uygun olmayan şekilde çekilerek hareket ettirilmemesi gerektiğini de belirten Özgür Şener, ıslak elektrik bağlantılarına ve kontrol ünitelerine müdahale edilmemesi gerektiğini kaydetti. “Motor su emerse tamamen değiştirilmesi gerekebilir” Sel sularının motorlarda oluşturabileceği en ciddi sorunlardan birinin hidrolik kilit olduğunu anlatan Özgür Şener, bu durumun motorun iç mekanizmasında ağır hasarlara neden olabileceğini belirtti. Özgür Şener, “İçten yanmalı motorlarda pistonlar, silindir içindeki hava-yakıt karışımını sıkıştırarak çalışır. Ancak su, hava gibi kolayca sıkıştırılamaz. Hava emiş sistemi üzerinden silindirlere yeterli miktarda su ulaşırsa pistonun yukarı hareketi engellenebilir. Bu durum hidrolik kilit olarak adlandırılır.” dedi. Hidrolik kilidin sonuçlarına ilişkin Özgür Şener, şu bilgileri verdi: “Hidrolik kilit sonucunda biyel kolları eğilebilir veya kırılabilir; pistonlar, krank mekanizması ve diğer motor bileşenleri ağır hasar görebilir. Hasarın boyutuna göre motorun tamamen değiştirilmesi gerekebilir. Motor dururken içine su girmiş olsa bile marşa basılması mevcut durumu ağırlaştırabilir. Bu nedenle motorun çalışıp çalışmadığını denemek amacıyla marşa basılmamalıdır.” “Araç çalışsa bile güvenlik sistemleri arızalanmış olabilir” Sel sularının modern araçlardaki elektronik sistemlere de zarar verebileceğini belirten Özgür Şener, hasarların bazen günler veya haftalar sonra ortaya çıkabileceği uyarısında bulundu. Özgür Şener, “Modern araçlarda motor yönetimi, ABS, elektronik denge kontrolü, hava yastıkları, emniyet kemeri gergileri, park sensörleri ve sürüş destek sistemleri gibi çok sayıda elektronik bileşen bulunur. Sel suları bu sistemlerde kısa devreye, yalıtım sorunlarına ve zaman içerisinde gelişen korozyona neden olabilir.” dedi. Araçtaki elektronik arızaların ilk incelemede fark edilmeyebileceğini vurgulayan Özgür Şener, “Araç ilk anda çalışsa bile sonrasında arıza lambaları yanabilir, sensörler hatalı sinyal gönderebilir veya bazı sistemler devre dışı kalabilir. Daha önemlisi, hasar yalnızca konfor donanımlarıyla sınırlı kalmayabilir. ABS, elektronik denge kontrolü ve hava yastıkları gibi güvenlik açısından kritik sistemlerin de kontrol edilmesi gerekir.” diye konuştu. Özgür Şener, araç tabanına kadar ulaşan sel sularının halı ve yalıtım malzemelerinin altında nem bırakarak küf ve kötü kokuya, zamanla da iç ortam kalitesinin bozulmasına neden olabileceğini ifade etti. “Elektrikli ve hibrit araçlarda gecikmeli yangın riski var” Elektrikli ve hibrit araçlarda sel sonrası risklerin daha farklı boyutlara ulaşabildiğine dikkat çeken Özgür Şener, yüksek voltajlı batarya sistemlerinin özel güvenlik önlemleri gerektirdiğini söyledi. Özgür Şener, “Batarya paketleri, elektrik motorları ve yüksek voltaj kabloları su baskınından veya fiziksel hasardan etkilenebilir. Bu durum elektrik çarpması, kısa devre ve yangın tehlikesi yaratabilir. Bataryada oluşan hasarın etkileri her zaman hemen görülmeyebilir. Fiziksel hasar veya suya maruz kalma, bazı koşullarda gecikmeli ısınma ve yangın riskine yol açabilir.” dedi. Sel sularına maruz kalan elektrikli ve hibrit araçların batarya güvenliği değerlendirilmeden çalıştırılmaması veya şarj edilmemesi gerektiğini vurgulayan Özgür Şener, sözlerini şöyle sürdürdü: “Batarya paketine, yüksek voltaj kablolarına ve hasarlı elektrik bağlantılarına dokunulmamalıdır. Duman, anormal ısınma, tıslama veya olağandışı ses fark edilirse araçtan uzaklaşılmalı ve acil durum ekiplerine haber verilmelidir. Araç, üreticinin kurtarma talimatlarına uygun biçimde ve bu konuda eğitimli ekipler tarafından taşınmalıdır.” Batarya hasarı şüphesi bulunan araçların evlerden ve kapalı alanlardan uzak tutulması gerektiğini belirten Özgür Şener, güvenli mesafenin ve araçların nasıl konumlandırılacağının uzman ekipler tarafından belirlenmesi gerektiğini kaydetti. “Suyun çekilmesi ve aracın çalışması güvenli olduğu anlamına gelmez” Selden etkilenen araçların yalnızca motorunun kontrol edilmesinin yeterli olmadığını ifade eden Özgür Şener, fren, direksiyon, şanzıman ve elektrik sistemlerinin de ayrıntılı olarak incelenmesi gerektiğini söyledi. Özgür Şener, “Sel sonrasında fren sistemi, direksiyon bileşenleri, şanzıman, diferansiyel, tekerlek rulmanları ve elektrik tesisatı farklı düzeylerde etkilenmiş olabilir. Fren sistemlerinde su ve kirlenmeye bağlı sorunlar görülebilir. Şanzıman veya diferansiyel sıvılarına su karışması mekanik hasara yol açabilir. Elektrik bağlantılarında zamanla gelişen korozyon ise günler veya haftalar sonra arıza ortaya çıkarabilir.” dedi. Su altında kalan araçların uygun kurtarma ekipmanıyla taşınması gerektiğini vurgulayan Özgür Şener, çekme yönteminin aracın şanzıman ve aktarma sistemine göre belirlenmesi gerektiğini, gerekli durumlarda düz platformlu çekici kullanılmasını önerdi. Özgür Şener, “Aracın çalışıyor olması veya kısa bir mesafede hareket edebilmesi güvenli olduğu anlamına gelmez. Frenler, direksiyon, aktarma organları, elektronik sistemler ve araç içi bileşenler kontrol edilmeden normal kullanıma başlanmamalıdır.” uyarısında bulundu. “Sel koşullarında araç güvenliğinin iki temel kuralı var” Sel sularına maruz kalan araçlarda hasarın yalnızca suyun ulaştığı yüksekliğe bakılarak değerlendirilemeyeceğini belirten Özgür Şener, maruziyet süresinin, sudaki çamur ve kirleticilerin de hasarın boyutunu etkilediğini söyledi. Araçların mutlaka uzman servis tarafından incelenmesi gerektiğini vurgulayan Şener, “Öncelik can ve taşıt güvenliği için taşıtla suya girmemektir. Bir sebepten suya girilmişse ve güvenle çıkılabilmişse taşıt hasarını ağırlaştırmamak önemlidir. Sel koşullarında araç güvenliğinin iki temel kuralı budur.” şeklinde sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Allison Transmission, BAE Systems Hägglunds’un CV90 MkIV araçları için 4040 MX™ Şanzımanlarını Tedarik Edecek Haber

Allison Transmission, BAE Systems Hägglunds’un CV90 MkIV araçları için 4040 MX™ Şanzımanlarını Tedarik Edecek

Yüksek performanslı mobilite ve iş çözümlerinde küresel bir lider olan Allison Transmission Holdings, Inc. (NYSE: ALSN), BAE Systems Hägglunds ile CV90 MkIV piyade muharebe araçları için 4040 MX™ şanzımanlarını tedarik etmek üzere bir sözleşme imzaladı. Paris’te düzenlenen Eurosatory Savunma Fuarı’nda resmileştirilen 250 milyon dolarlık anlaşma, ayrıca 50 milyon dolar değerinde ek ünite opsiyonunu da içeriyor. Bu anlaşma, Allison Transmission tarihindeki tek seferde alınan en büyük paletli savunma programı sözleşmesi olarak ön plana çıkıyor. CV90 MkIV programı, Allison’ın 4040 MX şanzımanının ilk seri üretim platformu olacak. Üretim teslimatlarının 2028 yılında başlaması planlanıyor. Kendini kanıtlamış 3040 MX modelinin geliştirilmiş bir versiyonu olarak tasarlanan yeni 4040 MX çapraz tahrikli şanzıman, daha yüksek güç kapasitesi ve güncellenmiş elektronik kontrol sistemleri sunarken, mevcut 3040 MX ile aynı boyutlara sahip bulunuyor. Bu sayede aracın Scania motoruyla entegrasyonu kolaylıkla sağlanıyor. Allison, yeni çözümün göreve uygunluğunu doğrulamak amacıyla BAE Systems Hägglunds ile iki yıl boyunca kapsamlı entegrasyon testleri gerçekleştirdi. BAE Systems Hägglunds Başkanı Tommy Gustafsson-Rask, konuyla ilgili şu açıklamada bulundu; “Allison’ın 4040 MX çapraz tahrikli şanzımanının CV90 MkIV’e entegrasyonu ve tercih edilmesi, artırılmış hareket kabiliyeti ve performans sunma yolunda kritik bir dönüm noktasıdır. Bu sözleşme, silahlı kuvvetlerin değişen operasyonel gereksinimlerini karşılayan dayanıklı çözümler sunma konusundaki karşılıklı kararlılığımızı gösteriyor.” Allison Transmission Savunma Programları Başkan Yardımcısı Dana Pittard ise açıklamasında şu şekilde belirtti; “Bu tarihi anlaşma, Allison’ın tahrik çözümlerinin en zorlu ortamlar ve görevlerde kanıtlanmış güvenilirliğini bir kez daha ortaya koyuyor. BAE Systems Hägglunds ile iş birliği içinde, yalnızca modern muharebe araçlarının zorlu gereksinimlerini karşılayan bir tahrik sistemi sunmakla kalmıyor, aynı zamanda dünya genelindeki ulusal güvenlik girişimlerini desteklemeye yönelik ortak hazırlığımızı da gösteriyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ford Trucks’tan Türkiye’nin En Kapsamlı Ağır Ticari Yeşil Dönüşüm Planı    Haber

Ford Trucks’tan Türkiye’nin En Kapsamlı Ağır Ticari Yeşil Dönüşüm Planı  

Ford Otosan, bugün Türkiye’de ağır ticari araçlar için hem motor hem şanzıman geliştiren ve üreten tek üretici konumunda bulunuyor. Şirket, sahip olduğu bu yetkinliği yeni nesil güç aktarma teknolojileriyle genişleterek, ağır ticari araç üretiminde teknolojik derinliğini bir üst seviyeye taşımayı hedefliyor. Bu yaklaşım, Ford Trucks’ın Avrupa’daki büyümesini desteklerken Türkiye’de ağır ticari araç üretiminde teknoloji ve üretim sofistikasyonu açısından en ileri noktadaki konumunu daha da güçlendirmeyi amaçlıyor. Aynı zamanda daha yüksek katma değerli üretim ve daha nitelikli istihdam yaratılması da bu dönüşümün temel hedefleri arasında yer alıyor. Türkiye’nin en kapsamlı ağır ticari yeşil dönüşüm planı Bu kapsamda, Euro-7 emisyon standartlarına uyum, sıfır emisyonlu araç üretimi ve Avrupa Birliği Doğrudan Görüş Regülasyonu’na uygun yeni kabin dönüşümünü içeren projeler için yapılan teşvik başvurusu uygun bulunarak Proje Bazlı Devlet Yardımı kapsamında desteklenmesine karar verildi. Proje Bazlı Devlet Yardımına konu tutar 31.389.000.000 TL olup, onaylanan teşvik çerçevesinde, söz konusu dönüşüm projeleri kapsamında 2031 yılı sonuna kadar ilgili yatırımların yapılması ve yaklaşık 500 kişilik ek istihdam sağlanması öngörülüyor. Yatırımların, pazarın gelişimi, teknolojik dönüşümün seyri ve altyapı hazırlıkları doğrultusunda 2026 ve izleyen yıllarda kademeli olarak gerçekleştirilmesi planlanıyor. Projelerin tamamına ilişkin nihai yatırım kararları ise devam eden fizibilite ve değerlendirme süreçlerine bağlı olarak şekillenecek. Emrah Duman: “Türkiye’deki mühendislik gücümüzü rekabetçi ürünlere dönüştürürken sektörde sürdürülebilirlikte de söz sahibi olmayı hedefliyoruz.” Ford Trucks Lideri Emrah Duman konuyla ilgili yaptığı değerlendirmede şunları söyledi: Ford Trucks’ın Avrupa’daki büyümesini uzun vadeli bir teknolojik dönüşüm vizyonuyla ele alıyoruz. Eskişehir’de planladığımız bu yatırım, farklı güç aktarma teknolojilerini aynı üretim ve mühendislik ekosistemi içinde geliştirebilen bir yapı oluşturma hedefimizin önemli bir parçası. Ağır ticari araçlarda dönüşüm aşamalı ilerleyen bir süreç. Elektrikli, hidrojenli ve gelişmiş içten yanmalı motor teknolojilerini birlikte ele alıyor, farklı kullanım ihtiyaçlarına uygun çözümler geliştiriyoruz. Bu yaklaşım, Ford Trucks’ın geleceğin taşımacılık ihtiyaçlarına hazır olmasını sağlıyor ve küresel rekabet gücünü destekliyor. Türkiye’deki mühendislik gücümüzü rekabetçi ürünlere dönüştürürken sektörde sürdürülebilirlikte de söz sahibi olmayı hedefliyoruz. Bu projeyi ilk aşamasından itibaren sahiplenerek destekleyen T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımıza teşekkür ederiz.” Yeni nesil güç aktarma teknolojileri aynı geliştirme altyapısında ele alınıyor. Ford Otosan Eskişehir Fabrikası’nda planlanan dönüşüm kapsamında; elektrikli kamyonlar, hidrojen bazlı güç sistemleri, Euro-7 uyumlu yeni nesil motorlar ve yeni kabin mimarileri birlikte ele alınıyor. Bu yapı, farklı teknolojilerin tek bir hatta toplanmasından ziyade, aynı üretim ve mühendislik altyapısı içinde esnek şekilde geliştirilebildiği ve ölçeklenebildiği bir model sunuyor. Bu yönüyle proje, Türkiye’de ağır ticari araç segmentinde yeni nesil güç aktarma teknolojilerinin birlikte ele alındığı en kapsamlı dönüşüm çalışmalarından biri olarak öne çıkıyor. Aynı zamanda Ford Trucks’ın kendi mühendislik gücüyle geliştirdiği teknolojilerin Avrupa pazarına güçlü şekilde sunulmasını destekliyor. Proje ile birlikte Ar-Ge kapasitesinin artırılması, yeni teknoloji alanlarında uzmanlık geliştirilmesi ve yerli tedarik zincirinin güçlendirilmesi hedefleniyor. Bu yaklaşım, Türkiye’de daha yüksek katma değerli üretimin yaygınlaşmasına katkı sağlarken Ford Trucks’ın küresel ölçekte daha güçlü bir oyuncu olmasını destekliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

MAN, 250 Tonluk Dev Çekicisini Tanıttı Haber

MAN, 250 Tonluk Dev Çekicisini Tanıttı

Truck & Bus, 250 ton brüt araç ağırlığına sahip yeni TGX 41.640 8x4/4 ağır hizmet tipi çekiciyi piyasaya sürerek, ağır taşımacılık sektörünün en üst ligine güçlü bir giriş yaptı. 640 beygir gücündeki dört dingilli araç, rüzgâr türbinleri, yüksek gerilim transformatörleri ve denizaltılar gibi yüzlerce ton ağırlığındaki özel yüklerin taşınması için geliştirildi. MAN TGX, ağır yükler için özel olarak geliştirilen şanzıman, tork konvertörlü debriyaj ve basınçlı hava sistemleriyle donatıldı. Bu sistemler, 30 veya daha fazla dingile sahip ağır hizmet römorklarının her türlü yol ve sürüş koşulunda hassas şekilde yönlendirilmesini ve dengelenmesini mümkün kılıyor. MAN’dan hafiften ağıra geniş taşımacılık çözümleri Yeni ağır hizmet serisi, MAN Individ­ual tarafından geliştirilen eksiksiz bir fabrika çıkışlı çözüm olarak öne çıkıyor. Münih fabrikasında üretilen dört dingilli temel araç, daha sonra Wittlich'teki MAN Kamyon Modifikasyon Merkezi'nde ağır hizmet bağlantıları, güçlendirilmiş soğutma ile dizel ve hidrolik tanklarla donatılıyor. Yeni TGX, tüm seri üretim MAN araçlarında olduğu gibi kapsamlı satış sonrası, garanti ve finansman hizmetleriyle birlikte geliyor. Bu yeni araç, MAN'ı 3,5 tondan 250 tona kadar seri üretim tabanlı komple çözümler sunabilen az sayıdaki üreticiden biri konumuna taşıyor. TGE, TGL, TGM, TGS ve TGX modelleriyle hafif taşımacılıktan ağır nakliye operasyonlarına kadar her türlü lojistik ihtiyaca cevap veren MAN, talep edilmesi halinde 12 ton ila 42 ton arasında tamamen elektrikli araç seçeneklerini de portföyünde barındırıyor. “MAN Individual'ın uzmanlığıyla çok özel bir araç ortaya koyuyoruz” MAN Truck & Bus Satış ve Müşteri Çözümleri Yönetim Kurulu Üyesi Friedrich Baumann, yaklaşık 80 uluslararası ağır nakliyeciye yeni çekiciyi tanıttı. Baumann, yeni modelle ilgili değerlendirmesinde şunları söyledi: "Yeni 250 tonluk çekicimizle, ağır nakliye alanındaki en üst düzey segmente geri dönüyoruz. MAN Individual'ın uzmanlığı sayesinde, müşterilerimize maksimum performans, güvenilirlik ve ekonomiyi tek bir pakette birleştiren son derece özel bir araç sunuyoruz. Bu araçla müşterilerimizin operasyonlarını daha kolay ve verimli hale getiriyoruz.” MAN, ilk yeni 250 tonluk TGX ağır yük aracını Alman kiralama uzmanı BFS'ye teslim etti. Koyu mavi renkli çekici, özellikle kısa sürede ağır hizmet araçlarına ihtiyaç duyan taşımacılık şirketlerinin kullanımına tahsis edilecek. BFS Genel Müdürü Jan Plieninger ise teslimatla ilgili şunları kaydetti: “Filomuzda bu özel yüksek performanslı kamyonların ilkini bulundurmaktan büyük gurur duyuyoruz. Bu araç, özel araç kiralama filomuzun amiral gemisi niteliğinde ve MAN ile 60 yıllık ortaklığımızın önemli bir kilometre taşıdır.” Standart modellerden özel araçlara ve 250 tonluk ağır hizmet çekicilerine kadar geniş bir kiralama portföyüne sahip olan BFS; Almanya, İsviçre, Hırvatistan ve Hollanda'da 90'dan fazla MAN yetkili servisiyle desteklenen kiralama çözümleri sunuyor. Yeni 250 tonluk TGX, aşırı ağır hizmet uygulamaları için tasarlandı Yeni ağır hizmet modelinin kalbinde, 640 hp ve 3.000 Nm tork üreten MAN D3876 sıralı altı silindirli motor yer alıyor. Motor, 900 ile 1.380 dev/dk arasında geniş bir çalışma aralığında maksimum tork üreterek düşük hızlarda yüksek yük taşımacılığı için ideal performans sergiliyor. Otomatik MAN TipMatic 12.30 OD şanzımana entegre edilmiş tork konvertörlü debriyaj (WSK), 1,59 kata kadar daha fazla tork artışı gerçekleştirerek düşük aşınma ve güçlü kalkışın yanında, hassas manevra kabiliyeti kazandırıyor. Ayrıca, Retarder 40 sistemi, yüksek sürekli frenleme performansı ve termal stabilite ile güvenli sürüşe katkıda bulunuyor. Özel TipMatic sürüş programlarının da ağır hizmet operasyonlarını destekliyor. Ağır nakliye programı 250 tona kadar yükler için optimize edilirken, Verimlilik modu ise 70 tona kadar olan yüklerde daha ekonomik yakıt tüketimi sağlıyor. Fabrika çıkışında entegre ağır hizmet ekipmanı MAN, merkezi ağır hizmet bileşenlerini kabinin arkasındaki konumlandırılan ağır hizmet kulesinde bir araya getiriyor. Bu kulede, 160 litre ek hava beslemesi için dört basınç tankının yanı sıra, 960 litrelik dizel deposu ve iki aşamalı ağır hizmet tipi hidrolik sistem için 290 litrelik tankı yer alıyor. 300 bar'a kadar basınç üretebilen sistem, yük algılama teknolojisiyle çalışıyor. Aks direksiyon sistemlerinin gereksinimlerine bağlı olarak yükten bağımsız olarak 20 veya 40 lt/dk yağ akışı sağlayabiliyor. Ayrıca, ağır hizmet kulesine entegre edilen soğutma sistemi, düşük hızlarda ve yüksek motor yüklerinde dahi motor sıcaklığını stabil kalmasına yardımcı oluyor. Bununla birlikte şasiye monte edilmiş olan JOST JSK 38 C beşinci tekerlek (3,5"), optimum yük dağılımı için standart olarak 800 mm’lik bir kaydırma mekanizmasıyla donatılmış durumda. Araçta itme veya çekme işlemlerinde kullanılmak üzere üç farklı yükseklik seviyesine sahip bir ön bağlantı noktası bulunuyor. Arka tarafta ise isteğe bağlı olarak ROCKINGER 56 EA takılabiliyor. Otomatik kilitleme mekanizması, engebeli arazide bile rahat ve güvenli bir bağlantı kurulmasına olanak tanıyor MAN Individual ile tasarım, konfor ve kişiselleştirme Tır çekici isteğe bağlı olarak MAN Individual Lion S donanım paketi ile de tercih edilebiliyor. Bu paket, karbon uygulamaları, siyah aerodomlar ve kırmızı vurgular gibi özel dış tasarım unsurlarını içeriyor. İç mekânda ise Alcantara koltuk döşemeleri, dekoratif dikişler ve kırmızı emniyet kemerleri gibi yüksek kaliteli detayları dikkat çekiyor. Ayrıca 24 inçlik bir televizyon, elektrikle ayarlanabilir TV koltuğu ve ortam aydınlatması gibi seçenekler de bulunuyor. Bu donanımlar özellikle uzun yolculuklarda sürücüler için günlük sürüşü çok daha konforlu ve keyifli hale getiriyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Hyundai Çek Fabrikasında 5 Milyonuncu Araç Üretildi Haber

Hyundai Çek Fabrikasında 5 Milyonuncu Araç Üretildi

Hyundai Motor Manufacturing Czech (HMMC) geçtiğimiz günlerde 5 milyonuncu aracını üretti. Bu kilometre taşı, Nošovice fabrikasının Avrupa otomotiv üretimi içindeki güçlü konumunu, teknolojik olgunluğunu ve uzun vadeli istikrarını vurgulamış oluyor. Hatlardan çıkan 5 milyonuncu araç Hyundai TUCSON Hybrid olurken yine Çek bir kullanıcı tarafından doğrudan fabrikadan teslim alındı. Bu özel aracın sahibi, montaj hattında üretim sürecini son aşamasına kadar takip etti ve direksiyon montajıyla Hyundai logosunun yerleştirilmesi gibi işlemlere de bizzat katılma fırsatı buldu. Şanslı kullanıcı, üretim tamamlandıktan sonra Hyundai Motor Manufacturing Czech ve Hyundai Motor Czech yönetiminden sembolik bir anahtar teslim aldı. Çekya, TUCSON ve i30 Üretimin Omurgasını Oluşturuyor Hyundai TUCSON, uzun yıllardır Nošovice üretiminin ana modeli konumunda. 2015–2020 yılları arasında üretilen üçüncü nesil TUCSON 1,1 milyon adedi aşarken, mevcut neslin üretimi bu rakamı daha da geçecek. Bu iki nesil, fabrikanın toplam üretiminin neredeyse yarısını oluşturuyor. Hyundai i30 ise 2008 yılından bu yana Çekya’da üretiliyor ve şu anda üçüncü nesli, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu Avrupa pazarında beğeniyle karşılanıyor. Yüksek performanslı i30 N ve N Line versiyon dahil olmak üzere 1,5 milyon adetten fazla üretilen model, TUCSON ile birlikte dünya genelinde 90’dan fazla ülkeye ihraç edildi. Üretimin büyük bölümü Avrupa pazarına yönelik olsa da Orta Doğu, Afrika, Okyanusya ve Latin Amerika’daki müşterilere de teslimatlar gerçekleştiriliyor. Elektrifikasyonda Dönüşüm Fabrika tarihindeki önemli dönüm noktalarından biri, 2020 yılında Nošovice’de elektrikli araç üretiminin başlaması oldu. Tam elektrikli KONA dahil olmak üzere o tarihten bu yana 650 binden fazla elektrikli araç üretildi ve bunların yaklaşık 200 bini farklı versiyonlara sahip KONA modellerinden oluştu. Bu gelişme, fabrikanın sürdürülebilir mobiliteye doğru kademeli dönüşümünü ortaya koyuyor. KONA Elektrik, Çekya’da seri üretimi yapılan ilk elektrikli araç olma özelliğini de taşıyor. Bu dönüşümü, manuel şanzıman üretimi için kullanılan bir üretim salonunun Hyundai Mobis tarafından işletilen bir Batarya Sistem Montaj (BSA) tesisine dönüştürülmesi izledi. Tesisin ilk bölümü 2022 sonbaharında devreye alınırken, tam kapasite operasyon geçen yılın ağustos ayında başladı. Hyundai Motor Türkiye İzmit Fabrikası’na Elektrifikasyon Yatırımı Hyundai, IONIQ 3 modeli için İzmit’te bulunan üretim tesisinde yeniden tasarlanan EV gövde tabanı, yüksek voltajlı batarya entegrasyonu ve güç elektroniği için 250 milyon euro yatırım yaptı. Türk işçisinin el emeğiyle IONIQ 3 modelini Ağustos ayında bantlardan indirecek olan Hyundai Motor Türkiye, üretimin büyük bir bölümünü 40’tan fazla ülkeye ihraç ederek ülke ekonomisine ve otomotiv endüstrisine katkı sağlayacak. Ayrıca, IONIQ model ailesinin Avrupa’daki ilk üretim merkezi olma özelliği taşıyacak olan Hyundai Motor Türkiye İzmit fabrikası, E-GMP platformuna da Avrupa’da sahip olan tek fabrika konumunda. Bu üretimle beraber, Türkiye’deki ikinci yerli elektrikli modele imzasını atacak olan Hyundai önümüzdeki yıllarda da hem Çekya hem de İzmit fabrikalarına ek yatırımlar yaparak genişlemesine devam edecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’nin Araç Arıza Haritası Belli Oldu Haber

Türkiye’nin Araç Arıza Haritası Belli Oldu

Verilere göre, Türkiye genelinde araç arızasından kaynaklı toplam 150 binin üzerinde yol yardım hizmeti verildi. Arıza vakalarının en yoğun olduğu şehir İstanbul oldu. İstanbul’da gerçekleşen 36 bin 663 arıza vakası, tek başına toplam vakaların yaklaşık dörtte birini oluşturdu. İstanbul’u sırasıyla Ankara (16.545), İzmir (10.576), Antalya (7.361) ve Bursa (6.016) izledi. Bu tablo, araç sayısının ve günlük kullanım yoğunluğunun yüksek olduğu büyükşehirlerde arıza riskinin de paralel biçimde arttığını ortaya koyuyor. Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Tur Assist CEO’su Timur Selçuk Turan, şehir bazlı yoğunluğun yalnızca araç sayısıyla açıklanmayacağını vurgulayarak şunları söyledi: “Büyükşehirlerde araçlar hem daha uzun süre trafikte kalıyor hem de dur-kalk yoğunluğu nedeniyle mekanik ve elektriksel aksamlar daha hızlı yıpranıyor. Özellikle İstanbul gibi metropollerde bu durum, arıza istatistiklerine doğrudan yansıyor.” En büyük pay motor ve elektrik arızalarında Arıza türlerine bakıldığında, motor arızaları açık ara ilk sırada yer aldı. Toplam vakaların yüzde 42,9’u motor kaynaklı sorunlardan oluştu. Bu oran, motor bakımının ihmal edilmesinin ya da araçların yaş ortalamasının yükselmesinin ciddi bir risk faktörü olmaya devam ettiğini gösteriyor. Motor arızalarını yüzde 29,7 ile elektrik sistemi arızaları izledi. Modern araçlarda artan elektronik donanım, konfor ve güvenliği artırırken; elektrik ve sensör kaynaklı problemlerin de daha sık görülmesine neden oluyor. Diğer dikkat çeken arıza türleri ise şu şekilde sıralandı: Akü arızaları: %9,5 Yürüyen aksam ve süspansiyon: %6,5 Aktarma/şanzıman: %4,1 Fren sistemi: %1,4 Bu dağılım, özellikle akü ve elektrik sistemlerinin mevsim geçişlerinde ve yoğun kullanımda sürücüler için kritik bir zayıf halka olmaya devam ettiğini ortaya koyuyor. Akü ve elektrik sorunları mevsimsel riskler taşıyor Diğer yandan Turan, akü ve elektrik arızalarına özel bir parantez açarak “Akü ve elektrik sistemleri, özellikle ani sıcaklık değişimlerinden çok hızlı etkileniyor. Sürücüler çoğu zaman araç çalışana kadar bir sorun olmadığını düşünüyor ancak zayıflayan aküler, yolda kalmanın en yaygın nedenlerinden biri. Basit bir kontrolle önlenebilecek arızalar, ciddi zaman ve maliyet kaybına yol açabiliyor.” değerlendirmesinde bulundu. Türkiye araç parkının yaşlanması arızaları tetikliyor Uzmanlara göre, Türkiye’de araç parkının yaş ortalamasının yüksek olması, motor ve yürüyen aksam arızalarının bu kadar ön planda olmasının temel nedenlerinden biri. Periyodik bakım aralıklarının uzatılması, düşük kaliteli yedek parça kullanımı ve yetkisiz servis müdahaleleri de arıza oranlarını artıran faktörler arasında yer alıyor. Tur Assist verileri, düzenli bakım yaptırılan araçlarda arıza kaynaklı yol yardım ihtiyacının belirgin şekilde düştüğünü gösteriyor. Bu durum hem bireysel sürücüler hem de filo yöneticileri için önleyici bakımın önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Yol yardım hizmetleri güvenli sürüşün ayrılmaz parçası Artan araç sayısı ve karmaşıklaşan otomotiv teknolojileriyle birlikte, yol yardım hizmetleri artık yalnızca “acil durum” değil, güvenli ve kesintisiz mobilitenin ayrılmaz bir parçası olarak konumlanıyor. 30 yıldır yol yardım ve asistans hizmeti verdiklerini aktaran Turan, önümüzdeki döneme ilişkin beklentileri şu sözlerle özetledi: “Veri odaklı analizler sayesinde, hangi bölgede hangi arızaların öne çıktığını net biçimde görebiliyoruz. Bu da hem sürücülere önleyici bakım konusunda rehberlik etmemizi hem de yol yardım operasyonlarımızı daha hızlı ve etkin şekilde planlamamızı sağlıyor.” Bakımsızlığın maliyeti arızada katlanarak artıyor Açıklanan veriler, sürücüler için net bir mesaj içeriyor: düzenli bakım, doğru servis tercihi ve basit kontroller; yolda kalma riskini ciddi ölçüde azaltıyor. Türkiye’nin araç arıza haritası hem bireysel kullanıcılar hem de sektör paydaşları için güçlü bir yol gösterici niteliği taşıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.