Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Savaş

Kapsül Haber Ajansı - Savaş haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Savaş haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Uzun Vadede Ruh Sağlığını Olumsuz Etkiliyor! Haber

Uzun Vadede Ruh Sağlığını Olumsuz Etkiliyor!

Kişiler bazen bilinçli bazen bilinçsiz olarak korku, stres ve kaygıdan korunmak için kaçınma davranışları sergilediğini aktaran Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Bu davranışlar, kişinin duygusal dengeyi koruma ve stresle başa çıkma çabalarının bir yansımasıdır. Ancak bu tür kaçınma davranışları uzun vadede kişinin kendi travmalarıyla yüzleşme sürecini geciktirebilir.” dedi. Özellikle olayların görsel ve sesli medya aracılığıyla sunulduğu durumlarda, korkuların daha belirgin hale gelebildiğine dikkat çeken Beyaz, ruh sağlığı için dengeyi bulmanın, hem gerektiğinde uzaklaşmayı hem de bilinçli olarak bilgi edinmeyi kapsadığını vurguladı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, travmatik olaylara doğrudan maruz kalınmasa bile ortaya çıkabilen kaçınma davranışlarının nedenleri, türleri ve etkileri hakkında açıklamalarda bulundu. Travmatik olaylara doğrudan maruz kalınmasa bile kaçınma gerçekleşebilir! Kaçınma davranışının; bir kişinin bazen kasıtlı bazen de kasıtsız olarak, sıkıntı verici veya rahatsız edici bir olay yahut bir durum sonrası, hızlı ve geçici bir şekilde rahatlama ihtiyacı doğrultusunda reddetmeye-inkâr etmeye yönelik bir kaçış tepkisi olarak tanımlanabileceğini aktaran Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Kaçınma bilişsel (belirli konular üzerine düşünmekten kaçınmak), duygusal (belirli duygu veya hisleri yaşamaktan kaçınmak) veya bağlamsal (olaylardan durumlardan kaçınmak) olarak sınıflandırılabilir.” dedi. Travmatik olaylardan kaçınma davranışlarının, empati, korku, geçmiş deneyimler ve kontrol ihtiyacı gibi bir dizi psikolojik faktörün bir sonucu olarak ortaya çıkabileceğini kaydeden Beyaz, “Bu davranışlar, kişinin duygusal dengeyi koruma ve stresle başa çıkma çabalarının bir yansımasıdır. Ancak bu tür kaçınma davranışları uzun vadede kişinin kendi travmalarıyla yüzleşme sürecini geciktirebilir. Savaşlar, depremler ve doğal afetler gibi travmatik olaylar, insanlığın tarihi boyunca deneyimlediği acı verici olaylar arasında yer alır. Ancak bazı kişiler, bu tür olaylara doğrudan maruz kalmamış olsalar bile, kaçınma davranışları sergileyebilirler.” şeklinde konuştu. Travmatik olaylar hakkında bilgi edinmek, kişilerin korku ve endişelerini artırabilir! Bu durumun nedenleri hakkında bilgi veren Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, şunları dile getirdi: “Birçok kişi, haberlerde veya medyada bu tür travmatik olayları gördüğünde, empati ve duyarlılık gösterme eğilimindedir. Duygusal olarak etkilenen bu kişiler, olaylardan kaçınma eğilimine girebilirler. Empati, başkalarının acılarına karşı duyarlı olma yetisini yansıtır ve bu nedenle kişiler bu tür haberleri izlememek veya konuşmaktan kaçınmak isteyebilirler. Travmatik olaylar hakkında bilgi edinmek, kişilerin korku ve endişelerini artırabilir. Özellikle olayların görsel ve sesli medya aracılığıyla sunulduğu durumlarda, bu korkular daha belirgin hale gelebilir. Bu nedenle, kişiler bu tür haberlerden ve olaylardan uzak durmayı tercih edebilirler. Geçmişte benzer bir travmatik olaya doğrudan maruz kalan veya böyle bir olayı yaşayan kişiler, bu tür olaylardan kaçınma davranışlarını daha belirgin bir şekilde sergileyebilirler.” Kaçınma, kişinin kontrol ve güven arayışının bir yansıması olabilir! Bu durumun, geçmiş deneyimlerin travmatik olayların hatırlanması ve tekrar yaşanması korkusundan kaynaklanabileceğini ifade eden Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Olaylar hakkında bilgi edinmek, kişilerin kendilerini daha güvensiz hissetmelerine neden olabilir.” dedi. Bu tür durumlarda, kaçınma davranışlarının, kişinin olaylar üzerinde bir miktar kontrol sahibi olma çabasının bir yansıması olabileceğine değinen Beyaz, bilgi edinmeden uzaklaşarak, kişinin kendisini güvende hissetmeye çalışabileceğine işaret etti. Kaçınma, kişinin kendi duygusal sağlığını koruma girişimi olarak başlar! Kaçınma davranışlarının nedenine atıfta bulunan Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, şunları söyledi: “Kaçınma davranışları, kişinin kendini koruma mekanizmalarının bir yansıması olarak başlar. Özellikle travmatik olaylardan kaçınmak, kişinin duygusal dengeyi koruma amacını taşır. Bu tür olaylardan kaçınma, kişinin anksiyete ve stres seviyelerini kontrol etmeye ve duygusal zararlardan kaçınmaya çalıştığını gösterir. Kısacası, kaçınma, kişinin kendi duygusal sağlığını koruma girişimi olarak başlar.” Kaçınma başlangıçta korur, ama uzun vadede sorunları derinleştirebilir! Ancak, bu kaçınma davranışlarının uzun vadede sorunları daha da derinleştirebileceğine dikkat çeken Beyaz, “Özellikle kişi olayları sürekli olarak görmezden gelirse bu, olayların etkilerini ele almak ve duygusal olarak iyileşmek için gerekli olan adımları atmamak anlamına gelebilir.” dedi. Bu durumun, travmatik olayların kişinin zihinsel sağlığına daha fazla zarar vermesine yol açabileceğini vurgulayan Beyaz, “Kaçınma davranışları, kişinin olayların etkileriyle yüzleşmek ve gerektiğinde destek aramak yerine sorunları ertelemesine neden olabilir. Özetle, kaçınma davranışları, başlangıçta kişinin kendini korumasını temsil edebilir, ancak uzun vadede bu davranışlar sorunları daha da derinleştirebilir. Bu nedenle, travmatik olaylarla başa çıkmak için sağlıklı bir yol, olayların etkileriyle yüzleşmek, duygusal destek aramak ve gerektiğinde profesyonel yardım almaktır. Bu, kişinin duygusal iyileşme sürecini başlatmasına yardımcı olabilir.” uyarısında bulundu. Denge önemli! Kişilerin savaş veya diğer travmatik olaylar hakkında kaçınma davranışları göstermelerinin doğal bir tepki olabileceğini ifade eden Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Ruh sağlığı açısından bazı durumlarda gereklidir. Ancak bu, kişinin savaş veya diğer travmatik olaylarla hiç maruz kalmaması gerektiği anlamına gelmez. Ruh sağlığı açısından denge sağlamak önemlidir ve bu denge kişiden kişiye değişebilir.” şeklinde konuştu. Ruh sağlığında denge, kişinin duygusal sınırlarını tanımasıyla ilgili! Travmatik olaylardan tamamen kaçınmanın olumsuz etkilerinin de olabileceğinin altını çizen Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, sözlerini şöyle tamamladı: “Kişilerin belli bir oranda bu tür olaylarla karşılaşmaları ve bu olaylara dair bilgi sahibi olmaları, dünya olayları hakkında bilinçli ve bilgili olmalarına yardımcı olabilir. Bu, empati geliştirme, bilinçlenme ve hatta yardım sağlama isteğini destekleyebilir. Ruh sağlığı açısından denge, kişinin duygusal ihtiyaçlarını ve sınırlarını tanımakla ilgilidir. Bazen bu, travmatik olaylardan bir süre uzak durmayı içerebilirken, diğer zamanlarda bilinçli bir şekilde olaylar hakkında bilgi sahibi olmayı gerektirebilir. Her kişinin ihtiyaçları farklıdır, bu nedenle denge kişisel bir tercihe dayalıdır. Sonuç olarak, kişilerin savaş veya diğer travmatik olaylar hakkında kaçınma davranışları göstermeleri doğru bir tepki olabilir, ancak bu kaçınma, ruh sağlığı açısından dengeli bir yaklaşımla bir arada kullanılmalıdır.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

2026’da Global Risk Haritası Yeniden Çiziliyor Haber

2026’da Global Risk Haritası Yeniden Çiziliyor

Jeopolitik gerilimlerle dolu geçen 2025 yılının ardından dünya, 2026 yılına da yeni krizlerle başladı. Ticaret savaşları, bölgesel çatışmalar ve yaptırımlar; 2026’nın ilk günlerinde de küresel risk ajandasının ilk sıralarında yerini aldı. Global risk haritasının yeniden şekillendiği 2026 yılına dair öngörülerini paylaşan IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO’su Murat Çiftçi, “2026 yılında artık tekil risklerden değil, birbirini tetikleyen ve aynı anda çalışan ‘çoklu krizler’den söz ediyoruz. Jeopolitik gerilimler, tedarik zinciri şokları, iklim kaynaklı hasarların artışı ve reasürans kapasitesindeki daralma, sigorta sektörünü küresel ölçekte yeniden konumlandırıyor. Türkiye’de ise bu tablo; teminat yapılarının daha rafine, fiyatlamanın daha risk-seçici, veri ve analitiğin ise hiç olmadığı kadar kritik hale geldiği bir dönemi beraberinde getiriyor. Bu yeni risk haritasında ayakta kalmanın yolu, müşterilerle birlikte proaktif risk yönetimi kültürü inşa etmekten geçiyor” dedi. Belirsizlik altında karar alma artık yeni normalimiz 2026 yılında belirsizliğin sektörleri oldukça derinden etkileyeceğine dikkat çeken Murat Çiftçi, “Kurallara dayalı küresel düzenin zayıflaması, ticaret ve sermaye akımlarında öngörülebilirliği azaltırken, şirketler için ‘belirsizlik altında karar alma’ artık yeni normal haline geliyor. Bu ortamda tedarik zincirleri, sadece maliyet ve verimlilik açısından değil, risk yoğunluğu açısından da yeniden tasarlanıyor. Lojistik gecikmeler, kritik hammadde ve ara malı tedarikindeki kesintiler, üretim duruşları ve gelir kayıpları; iş durması (business interruption) ve kâr kaybı teminatlarını daha merkezi bir konuma taşıyor. Türkiye açısından bakıldığında, hem bölgesel jeopolitik konum hem de üretim ve lojistik üssü olma potansiyeli, risk ve fırsatı aynı anda büyütüyor. Çok uluslu tedarik zincirlerine entegre Türk şirketleri için; politik şiddet, savaş, terör, ambargo ve sözleşme ihlali gibi risklerin daha sofistike poliçelerle yönetilmesi, 2026’da gündemin üst sıralarında yer alacak. Bu da, teminat kapsamlarının netleştirilmesi, muafiyet ve limit yapılarına daha dikkatli yaklaşılması anlamına geliyor” diye konuştu. İklim kaynaklı hasar frekansındaki artış Murat Çiftçi, 2026 küresel risk ve dayanıklılık raporlarında, aşırı hava olayları ve doğal afetlerin en kritik başlıklardan biri olarak öne çıktığına dikkat çekerek şunları söyledi: “Sıcak hava dalgaları, ani ve şiddetli yağışlar, sel, dolu, fırtına ve orman yangınları gibi olayların hem frekansı hem de şiddeti artarken; bu durum özellikle yangın, mühendislik, tarım ve kasko branşlarında hasar frekansını yukarı çekiyor. Türkiye’de son yıllarda yaşanan sel ve dolu olayları, iklim kaynaklı risklerin artık istisna değil, yeni normal olduğunu gösteriyor. Bu tablo, sigortacılar açısından iki temel sonucu beraberinde getiriyor: Öncelikle iklim risklerinin bölgesel ve mikro ölçekte modellenmesi, lokasyon bazlı fiyatlamayı ve risk mühendisliğini öne çıkarıyor. İkinci olarak da ürün tasarımı. Parametrik sigortalar, doğal afetler odaklı özel ürünler ve iklim uyum yatırımlarını teşvik eden teminat yapıları, 2026 ve sonrasında daha fazla gündeme gelecek. Müşteri tarafında ise, risk azaltıcı önlemler (altyapı güçlendirme, drenaj sistemleri, yangın güvenliği, iş sürekliliği planları vb.) ile sigorta teminatının birlikte düşünülmesi, prim seviyeleri ve teminat bulunabilirliği üzerinde belirleyici olacak.” Global reasürans kapasitesindeki daralma Murat Çiftçi’nin verdiği bilgiye göre; küresel ölçekte artan hasar frekansı ve şiddeti, iklim kaynaklı felaketlerin yükselen maliyeti, enflasyonist baskılar ve sermaye maliyetlerindeki artış, reasürans piyasasında kapasiteyi daraltıyor ve fiyatları yukarı çekiyor. Özellikle katastrofik riskler, doğal afetler ve yüksek limitli endüstriyel risklerde reasürans programlarının yenilenmesi, her zamankinden daha zorlu ve detaylı müzakereler gerektiriyor. Murat Çiftçi, “Bu daralan kapasite, reasürörleri risk seçiminde daha seçici davranmaya iterken; sigorta şirketlerini de portföy kalitesi, underwriting disiplini ve risk mühendisliği uygulamalarında daha sıkı bir çerçeveye yönlendiriyor. Türkiye özelinde bakıldığında, küresel reasürans kapasitesindeki sıkılaşma; katastrofik risklerde limit ve şartların yeniden tanımlanması, koşullu teminatların artması, daha yüksek muafiyet ve katılım payları ile fiyatlamada belirgin bir yukarı yönlü baskı olarak yansıyor. Özellikle deprem, sel ve büyük endüstriyel risklerde reasürans maliyetlerindeki artış, yerel fiyatlamayı doğrudan etkiliyor” dedi. Daha seçici, daha analitik ve işbirliğine dayalı bir model Söz konusu durumların Türkiye’deki teminat yapıları ve fiyatlamaya etkisini de değerlendiren Murat Çiftçi, şunları söyledi: “Küresel risk dinamiklerindeki değişim, Türkiye’de teminat yapıları ve fiyatlamayı belirgin şekilde dönüştürüyor. Büyük kurumsal risklerde katmanlı programlar yaygınlaşırken, daha yüksek muafiyetler ve kapsam–istisna sınırlarının netleştiği poliçeler öne çıkıyor. Fiyatlamada ise lokasyon, hasar geçmişi, tedarik zinciri bağımlılıkları ve iklim senaryoları gibi veri odaklı parametreler çok daha belirleyici hale geldi. Bu süreç, müşteri–broker–sigortacı ilişkisinde de ‘risk ortağı’ modelini güçlendiriyor; kısa vadeli fiyat odaklı yaklaşımlar yerine uzun vadeli, şeffaf ve stratejik işbirlikleri önem kazanıyor. Özetle, Türkiye’de teminat yapıları ve fiyatlama, küresel trendlerle uyumlu şekilde daha seçici, daha analitik ve daha işbirliğine dayalı bir modele doğru ilerliyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İran-İsrail savaşın asıl nedeni İran'ın nükleer silah projesi! Haber

İran-İsrail savaşın asıl nedeni İran'ın nükleer silah projesi!

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler (İngilizce) Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Fehmi Ağca, İran-İsrail savaşını değerlendirdi. İran boşluğu hızla dolduracaktır İsrail hava kuvvetlerince ilk gece yapılan hava taarruzları sonucunda İran’ın üst düzey askeri yöneticilerinin öldürülmesinin, kısa bir süre için İran’ın askeri liderliğinde bir zafiyete neden olabileceğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Fehmi Ağca, “Ancak, askeri hiyerarşi içinde yeterli tecrübeye sahip alt kademedeki personel arasından çok kısa süre içinde yapılan atamalarla bu zafiyetin kısa sürede giderileceği düşünülmektedir. Nitekim 2 gün dahi dolmadan gerekli atamalar yapılmıştır. Nükleer bilim adamlarının öldürülmesi ise İran’ın bilimsel ve teknolojik kapasitesinde kısa dönemde zafiyet oluşturabilir ve İran’ın nükleer programında gecikmelere neden olabilir. Ancak, İran gibi köklü devlet geleneğine sahip bir ülkede, bilim ve teknoloji kapasitesi sadece belirli sayıdaki bilim adamlarına bağlı değildir. Geriden gelen genç bilim adamları suikast sonucu ya da eceliyle ölen bilim adamlarının yerini alacaktır. Bu maksatla, çeşitli nedenlerle oluşacak bilim adamı açığını telafi edecek şekilde eğitim altyapısının oluşturulduğu düşünülmektedir.” dedi. Saldırılar rejime desteği artırır İsrail’in sadece askeri liderleri hedef alıp üst düzey siyasi liderleri henüz hedef almamasının, İran’daki rejimin değiştirilmesine yönelik bir hedefinin olmadığını gösterdiğini de söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Fehmi Ağca, “Diğer yandan üst düzey askeri veya siyasi liderlere yönelik suikast eylemleri İran halkının rejime daha fazla destek vermesine neden olacaktır.” diye konuştu. Başta ABD olmak üzere Batılı güçler İsrail’i destekliyor İsrail'in bu denli açık ve üst düzey hedeflere saldırmasının arkasındaki temel stratejik motivasyonun, İran’ın nükleer silah yapma kapasitesini tamamen ortadan kaldırma konusundaki kararlılığı olduğunu da söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Fehmi Ağca, “Çünkü İsrail’in bekasına yönelik en büyük tehdidin nükleer bir saldırı olacağı değerlendirilmektedir. Diğer yandan başta ABD olmak üzere, özellikle İngiltere ve Almanya gibi Batılı güçler, İsrail’in kendini savunma hakkı olduğunu beyan ederek İsrail saldırganlığını desteklemekte ve İsrail’e doğrudan silah ve mühimmat desteği sağlamaktadır. Batılı devletlerin desteği sayesinde, savaşın ilk gününde 200 uçakla taarruz eden İsrail’in operasyonel kapasitesinin oldukça yüksek olduğu görülmektedir.” şeklinde konuştu. İran karşı istihbarat konusunda büyük zafiyet içinde İsrail’in büyük bir isabetle İran’ın askeri liderlerini ve nükleer bilim adamlarını hedef alarak öldürmesinin, İsrail’in istihbarat örgütü MOSSAD’ın İran içinde çok güçlü bir istihbarat ağına sahip olduğunu, İran’ın ise özellikle karşı istihbarat konusunda çok büyük bir zafiyet içinde olduğunu gösterdiğini de anlatan Dr. Öğr. Üyesi Fehmi Ağca, şöyle devam etti: “Ayrıca, siyasi liderliğin de geçmiş olaylardan ders almadığını ve İsrail’in saldırı olasılığının çok yüksek olduğu son derece hassas bir dönemde üst düzey yöneticilerin ve kritik bilim adamlarının korunması için yeterli tedbirlerin alınmadığını göstermektedir. İran’ın operasyonel askeri kapasitesinin ve özellikle hava savunma sistemlerinin ABD’nin elektronik harp desteği ile, İsrail tarafından yapılan hava taarruzları esnasında etkisiz hale getirildiği anlaşılmaktadır. İran’ın bu ihtimali önceden dikkate alarak gerekli tedbirleri almaması stratejik öngörüsüzlük olarak değerlendirilebilir.” İsrail’in oldukça etkin hava savunma sistemi var İran’ın İsrail’e vereceği tepkinin İsrail üzerindeki etkilerinin sınırlı olacağının söylenebileceğini de kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Fehmi Ağca, “İsrail’in oldukça etkin hava savunma sistemi sayesinde İran tarafından yapılacak balistik füze ve dron saldırılarının çok büyük kısmını havada etkisiz hale getirdiği ve sınırlı sayıda füzenin demir kubbeyi delerek hedeflerine ulaştığı gözlenmektedir. Ancak, İran daha etkili hipersonik füzelerini kullanarak İsrail hava savunma sistemini geçerek İsrail’in askeri ve ekonomik hedeflerine önemli hasarlar verebilir. İsrail’in ise bunu göze aldığı anlaşılmaktadır.” dedi. Hiçbir güç küresel bir savaş istemiyor ABD’nin Ortadoğu’ya yönelik dış politikasının birinci önceliğinin İsrail’in güvenliği olduğuna da dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Fehmi Ağca, şöyle devam etti: “Bu nedenle, ABD İsrail’i uluslararası hukuka aykırı bütün eylemlerine rağmen kayıtsız şartsız desteklemeye devam edecektir. Özellikle askeri silah, teçhizat ve mühimmat desteğini ve istihbarat paylaşımını sürdürmeye devam edecektir. Bu nedenle, İran’ın nükleer altyapısı tamamen bertaraf edilinceye kadar İsrail’e desteğini sürdüreceği değerlendirilmektedir. Rusya ve Çin’in tutumu ne? İsrail’in saldırısına, Rusya ve Çin gibi küresel aktörlerin kınama dışında önemli bir tepki vermeyecekleri söylenebilir. Muhtemelen İran’a nükleer silah üretme projesinden vazgeçmesi ve ABD ile bir an evvel anlaşmaya varması yönünde tavsiye ve telkinlerde bulunacaklardır. Mevcut durumda hiçbir gücün küresel bir savaşı istemediği ve bu savaşın bir an evvel durmasını istediği değerlendirilmektedir.” İran’ın nükleer silah geliştirme projesi hedef İsrail’in, Ortadoğu’daki mevcut bütün devletleri tehdit olarak algıladığını da vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Fehmi Ağca, “Bu yüzden bazen askeri gücünü kullanarak, bazen de ABD’nin askeri ve siyasi gücünü arkasına alarak hedef ülkelerin yönetimlerini baskı altına almaya veya yönetim değişikliğine zorlamaktadır. İsrail için en önemli tehdit, aslında karadan sınır komşuları olan Mısır ve Suriye’dir. Bu iki ülkenin günümüz itibarıyla İsrail’e karşı askeri bir hareket yapma kabiliyeti ve siyasi iradesi olmadığı için, en önemli stratejik tehdit olarak İran öne çıkmıştır. Eğer İran’ın nükleer silah geliştirme projesi olmasaydı, İsrail İran’ı hedef almaz ve böyle bir saldırıda bulunmazdı. ABD ve İsrail için temel tehdit, İran rejimi değil, İran’ın nükleer silah yapma kapasitesine ulaşma ihtimalidir. İran’ın bu yeteneği ortadan kaldırılırsa ve ABD’nin istediği şekilde bir anlaşma yapmaya razı olursa bu savaşın devamına gerek duyulmayacaktır.” şeklinde konuştu. İran’ın nükleer programı tamamen yok edilene kadar savaşa devam edebilir İran eğer İsrail’in askeri ve ekonomik tesislerine büyük ölçüde hasar verebilir ve bilhassa askeri ve sivil havaalanlarını tahrip etmek suretiyle, İsrail’in İran’a karşı en etkili gücü olan hava kuvvetlerinin operasyon yapma kabiliyetini bertaraf edebilirse, savaşın daha fazla uzamadan ABD ile acilen bir uzlaşma sağlanabileceğini anlatan Dr. Öğr. Üyesi Fehmi Ağca, sözlerini şöyle tamamladı: “Bu noktada ABD’nin siyasi kararı önem kazanacaktır. ABD, böyle bir olasılık halinde İsrail yanında savaşa fiilen iştirak ederek İran’ın nükleer programını tamamen yok edene kadar savaşa devam edebilir. Böylece, İran’ın Hürmüz Boğazını kapatarak Körfez ülkelerinden yapılmakta olan petrol sevkiyatını engelleme kapasitesini ortadan kaldırmaya çalışabilir. Böyle bir gelişme, İran’ın ABD tarafından öne sürülen anlaşma koşullarını kabul etmesini ve savaşın bu şekilde sona ermesini sağlayabilir.”

Milli savaş gemileri ve İHA sistemleri Körfez'de boy gösterecek Haber

Milli savaş gemileri ve İHA sistemleri Körfez'de boy gösterecek

Türkiye’nin “tam bağımsız savunma sanayii” hedefleri doğrultusunda, milli projelere ve ihracat başarılarına imza atan STM Savunma Teknolojileri Mühendislik ve Ticaret A.Ş, milli teknolojilerini yurt dışına taşımaya devam ediyor. STM, Körfez Bölgesinin önemli savunma fuarlarından biri olan ve bu yıl 17-21 Şubat 2025 tarihleri arasında Birleşik Arap Emirlikleri (BAE)’nin başkenti Abu Dabi’de düzenlenecek NAVDEX-2025’e katılım sağlayacak. Milli İnsansız Otonom Sualtı Aracı NETA İlk Kez Yurt Dışında Sergilenecek STM, ana yüklenicisi olduğu ve Türk Donanması’na teslimini gerçekleştirdiği, MİLGEM İstif Sınıfı projesinin ilk gemisi, Türkiye’nin ilk milli fırkateyni TCG İSTANBUL (F-515)’u fuarda sergileyecek.  Türkiye’nin özel harekât ve hücum maksatlı ilk milli denizaltı tasarımı STM500, Türkiye’nin milli korvet projesi Ada Sınıfı, Lojistik Destek Gemisi ve STM MPAC Hücumbot da fuarda katılımcıların beğenisine sunulacak. Türk mühendislerinin imzasını taşıyan, İnsansız Otonom Sualtı (İOSA) Aracı “STM NETA” da ilk kez bir yurt dışı fuarında yerini alacak. Taktik mini İHA’da Türkiye’de ve dünyada öncü sistemler geliştiren STM, üç farklı kıtada 10’dan fazla ülkeye ihraç edilen Türkiye’nin ilk milli vurucu İHA’sı KARGU’yu anti-personel ve zırh delici mühimmat başlığı ile fuar katılımcılarının beğenisine sunacak. STM, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin envanterine giren, terörle mücadele aktif olarak kullanılan ve ihracat başarıları yakalayan gözcü İHA TOGAN ile mühimmat bırakan İHA BOYGA’yı da Körfez Bölgesi ile buluşturacak. Güleryüz: Körfez Bölgesinde Yeni İş Birlikleri Hedefliyoruz STM Genel Müdürü Özgür Güleryüz, Türk savunma sanayinin yenilikçi çözümleri ve mühendislik kabiliyetleriyle uluslararası arenada adından söz ettirdiğine dikkat çekerek şunları kaydetti: “Bizler de STM olarak, Savunma Sanayii Başkanlığımız öncülüğünde, askeri deniz platformlarımız, taktik mini İHA sistemlerimiz ve komuta kontrol kabiliyetlerimizle geniş bir yelpazede milli çözümler geliştiriyoruz. Son dönemde Portekiz ve Malezya’ya gerçekleştirdiğimiz deniz araçları ihracatlarımızla, donanmaların güvenilir ortağı olduğumuzu bir kez daha gösterdik. Diğer yandan sahada kanıtlanmış taktik mini iha sistemlerimizi 10’dan fazla ülkenin envanterine katarken, NATO’ya yazılımda ileri teknolojiler kazandırıyoruz. Körfez Bölgesi’nin önemli fuarlarından NAVDEX 2025’te, dost ve müttefik ülkelere milli teknolojilerimizi tanıtırken, mühendislik gücümüzle, yeni güçlü iş birlikleri kurmayı hedefliyoruz.”

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.