Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Savunma Sanayi

Kapsül Haber Ajansı - Savunma Sanayi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Savunma Sanayi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

WIN EURASIA 2026, KOBİ’lerin Otomasyona Geçişinde Kritik Eşik Olacak Haber

WIN EURASIA 2026, KOBİ’lerin Otomasyona Geçişinde Kritik Eşik Olacak

2025 yılında ertelenen robotik yatırımlar yeniden devreye girerken, KOBİ’lerin otomasyona yönelimi 2026’da belirgin şekilde artıyor. Robot Entegratörleri ve Yüksek Teknolojili Sistem Üreticileri Derneği (ROBODER), bu dönüşümün en somut yansımalarını Hannover Fairs Turkey organizasyonuyla 10-13 Haziran 2026 tarihleri arasında İstanbul Fuar Merkezi’nde düzenlenecek olan WIN EURASIA’da ortaya koyacak. “Otomasyonla Daha İleriye” mottosuyla gerçekleştirilecek fuarda robotik, otomasyon ve entegre üretim çözümleri ön planda yer alırken, sektörün daha karmaşık ve katma değerli projelere yöneldiği yeni dönemin işaretleri paylaşılacak. Gelecekte otomasyon ve robotlardan bağımsız bir üretim modelinin mümkün olmadığını vurgulayan ROBODER Yönetim Kurulu Başkanı Murat Yarış, rekabetçi kalmak isteyen tüm imalatçılar için otomasyonun temel bir gereklilik haline geldiğini belirtti. Yarış, 2026 yılına ilişkin beklentileri değerlendirirken, ekonomik koşulların daha öngörülebilir hale gelmesiyle yatırım kararlarının artacağını, bu büyümenin daha geniş sektörlere yayılacağını ve KOBİ’lerin otomasyona daha güçlü yönelmesinin beklendiğini ifade etti. Daha karmaşık ve katma değerli projelerin öne çıktığı yeni döneme dikkat çeken Yarış, WIN EURASIA’nın 2026’da bu dönüşümü tüm boyutlarıyla ortaya koyacağını vurguladı. Robotik çözümler yeni sektörlere yayılıyor Robotiğin otomasyonun merkezinde yer aldığını söyleyen Yarış, “Endüstriyel robotlar, doğru mühendislik ve yazılımla bir araya geldiğinde üretim süreçlerini baştan sona değiştirebilen sistemler hâline geliyor. Otomasyonun en ucunda yer alsalar da, görsel olarak en hareketli parçaları olarak robotlar ön plana çıkarılıyor. Kimse otomasyon işimizi elimizden alacak mı diye sormuyor; herkes robotlar işimizi elimizden alacak mı diye soruyor” şeklinde konuştu. Geçmişte daha çok otomotiv ve beyaz eşya gibi sektörlerde kullanılan robotik çözümlerin, bugün savunma sanayi, gıda ve özel makine imalatı gibi alanlarda da ciddi şekilde tercih edilmeye başlandığını aktaran Yarış, “Önümüzdeki dönemde bu kullanım alanlarının daha da genişleyeceğini düşünüyoruz” diye konuştu. WIN EURASIA, sektörün iş geliştirme merkezi haline geldi WIN EURASIA’nın robotik sektörün nabzının tutulduğu bir platform olduğunu söyleyen Yarış, “Hem Türkiye’den hem de çevre ülkelerden gelen ziyaretçiler sayesinde firmalar kendilerini doğru kitleye anlatma imkânı buluyor. Çözüm arayanlarla çözüm sunanların buluşma noktası olan fuar, konumunu her geçen yıl güçlendiriyor. Bu güçlü organizasyona sektörümüz yüksek ilgi gösteriyor; firmalar geliştirdikleri yeni makineleri ve teknolojileri sergilemek için bu fuarı önemli bir fırsat olarak görüyor. Aynı zamanda sektördeki gelişmeleri yakından takip etmek ve yeni teknolojileri yerinde incelemek açısından da çok değerli bir organizasyon. Yeniliklere odaklanırken aynı zamanda güçlü iş bağlantılarının kurulduğu, mevcut ilişkilerin pekiştirildiği bir buluşma zemini sunuyor; katılımcı olmasa dahi ziyaret amacıyla gelerek iş bağlantılarını güçlendiren firmalarımız olduğunu da sürekli olarak gözlemliyoruz” ifadelerini kullandı. Entegre robotik çözümler ve özel makineler öne çıkacak WIN EURASIA 2026’da ağırlıklı olarak robotik kaynak uygulamaları, özel amaçlı makineler ve entegre robotik çözümlerin baş rolde olacağını belirten Yarış, “Üyelerimiz, farklı sektörlerin ihtiyaçlarına göre özel olarak tasarladıkları ‘terzi usulü’ makinelerle fuarda yer alacak. E3TAM, Intecro Robotik, Özmetal Sanayi ve Ticaret, Kolarc Makine İmalat, Siff Elektromekanik, Tezmaksan Robot ve Otomasyon Teknolojileri, Festo, Willtech Otomasyon Sistemleri, Vibbes Makine Otomasyon, Vias Endüstriyel Çözümler Otomasyon ve Hid-tek Makina gibi üyelerimiz de geliştirdikleri çözümlerle fuara katılım sağlayacak. Bu yaklaşım, ziyaretçilerin kendi üretim süreçlerine uygun çözümleri yerinde görmesine ve sektörün sunduğu fırsatları bütüncül şekilde değerlendirmesine imkân tanıyacak. WIN EURASIA’nın daha fazla ziyaretçi çekmesini ve özellikle nitelikli iş görüşmelerine zemin hazırlamasını bekliyoruz. Zorlu geçen bir dönemin ardından, yeni projelerin ve iş birliklerinin filizlendiği bir fuar olmasını temenni ediyoruz” dedi. Katma değerli projelerde yerli şartı kritik rol oynuyor Yarış, 2025 yılının sektör açısından zorlu geçtiğini belirterek sözlerini şöyle tamamladı: “Yılın ilk yarısında yüksek faiz ortamı, ikinci yarıda faiz indirimi beklentisi yatırımların ötelenmesine neden oldu. Ancak yılın son çeyreğinde faizlerdeki gevşeme ve döviz kurundaki hareketlilikle birlikte ertelenmiş projelerin yeniden gündeme geldiğini gördük. 2025 yılında sektörün en büyük sorunu finansmana erişim oldu; yatırım iştahı devam etmesine rağmen firmalar uygun koşullarda finansman bulmakta zorlandı ve bu durum robotik yatırımları da yavaşlattı. Önümüzdeki dönemde uzun vadeli, öngörülebilir finansman modellerinin devreye alınması ve katma değeri yüksek projelerin yerli şartı ile desteklenmesi kritik önem taşıyor.” Robotik ekosistemi tek çatı altında buluşturuyoruz Hannover Fairs Turkey WIN EURASIA Proje Yöneticisi Sena Mengül ise fuarın robotik ve otomasyon ekosistemi açısından taşıdığı öneme dikkat çekerek, “WIN EURASIA, üretimde dijital dönüşümün hız kazandığı dönemde, robotik ve otomasyon teknolojilerinin tüm paydaşlarını bir araya getiren güçlü bir platform sunuyor. ROBODER ve üye firmalarının fuara gerçekleştirdiği katılım, Türkiye’nin robotik sistemler ve entegre üretim çözümlerindeki mühendislik kapasitesini ve rekabet gücünü ortaya koyuyor. 10-13 Haziran 2026 tarihlerinde İstanbul Fuar Merkezi’nde düzenlenecek fuarımız; verimlilik, esneklik ve sürdürülebilir üretim başlıklarında sektöre yön veren teknolojilere ev sahipliği yapacak. WIN EURASIA’nın, yeni iş birliklerinin kurulmasına ve robotik sektörümüzün büyüme ivmesini güçlendirmesine katkı sağlayacağına inanıyoruz” diye konuştu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

GE Aerospace Bağımsız Şirket Oldu: GE Vernova Ayrılığı Tamamlandı Haber

GE Aerospace Bağımsız Şirket Oldu: GE Vernova Ayrılığı Tamamlandı

GE Aerospace, GE Vernova’nın ayrılma sürecinin tamamlanmasının ardından bağımsız bir halka açık şirket olarak resmen faaliyetlerine başladığını duyurdu. Şirket, New York Borsası’nda (NYSE) “GE” koduyla işlem görmeye devam edecek. Bu gelişme, General Electric’in (GE) çok yıllı dönüşüm sürecinin son aşamasını temsil ediyor. Şirket böylece üç ayrı bağımsız yapıya bölünmüş oldu: GE HealthCare, GE Vernova ve GE Aerospace. GE Aerospace CEO’su H. Lawrence Culp Jr., bu sürecin şirket için tarihi bir dönüm noktası olduğunu belirterek, uzun yıllara dayanan dönüşümün başarıyla tamamlandığını ifade etti. Culp, şirketin güçlü finansal yapısı ve odaklı stratejisiyle havacılığın geleceğini şekillendirmeyi hedeflediğini vurguladı. GE Aerospace, dünya genelinde yaklaşık 44 bin ticari ve 26 bin askeri motorluk geniş bir kurulu motor altyapısına sahip. Şirket, 2023 yılında yaklaşık 32 milyar dolarlık gelir elde ederken, bu gelirin büyük bölümü servis hizmetlerinden geldi. Şirketin uzun vadeli hedefleri arasında 2028 yılına kadar yaklaşık 10 milyar dolar operasyonel kâr elde etmek bulunuyor. Ayrıca GE Aerospace, büyüme ve inovasyona yatırım yaparken, elde edilen nakdin yüzde 70-75’ini hissedarlara geri döndürmeyi planlıyor. GE’nin dönüşüm süreci kapsamında 2018 yılından bu yana 100 milyar doların üzerinde borç azaltımı gerçekleştirildi. Aynı zamanda operasyonel verimlilik ve yalın üretim modeli ile şirket kültüründe önemli değişiklikler yapıldı. GE Aerospace, bu yeni yapılanma ile havacılık motorları, sistemler ve hizmetler alanında küresel liderliğini güçlendirmeyi ve geleceğin uçuş teknolojilerine yön vermeyi hedefliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

2025'te B2B habercilik trendleri Haber

2025'te B2B habercilik trendleri

Bir editörün sabah toplantısında artık tek sorusu haberin ne olduğu değil. Haber ne kadar hızlı yayınlanacak, hangi sektöre temas edecek, farklı kanallarda nasıl yeniden kullanılacak ve kurumsal okur için ne kadar iş değeri taşıyacak? B2B habercilik trendleri tam da bu sorular etrafında şekilleniyor. Özellikle ekonomi, teknoloji, savunma, enerji, lojistik ve tarım gibi karar odaklı alanlarda yayın yapan dijital medya için haberin değeri, yalnızca okunmasından değil, işlevinden de geliyor. B2B habercilik neden farklı bir kulvara geçti? Genel haber akışında dikkat ekonomisi belirleyici olabilir. Ancak B2B yayıncılıkta dikkat kadar güven, hız kadar bağlam, erişim kadar uzmanlık önem kazanıyor. Çünkü bu alandaki okur kitlesi haberi tüketmek için değil, karar vermek, pozisyon almak, sektör okumak ve kurum içi iletişimi beslemek için takip ediyor. Bu nedenle B2B habercilik, son birkaç yılda klasik basın bülteni mantığından uzaklaşıp çok daha editoryal, çok daha veri destekli ve daha yeniden kullanılabilir bir yapıya evrildi. Kurumlar görünür olmak istiyor, yayıncılar ise sadece içerik sayısını değil içerik kalitesini ve yeniden yayınlanabilirliğini düşünmek zorunda kalıyor. Özellikle telifsiz ve ücretsiz içerik modelleri bu dönüşümde ciddi bir alan açıyor. B2B habercilik trendleri içinde hız tek başına yetmiyor İlk büyük değişim, hızın artık tek başına rekabet avantajı olmaktan çıkması. Bir gelişmeyi ilk veren mecra olmak hâlâ önemli. Fakat B2B tarafta asıl fark, o gelişmenin sektörel etkisini hızlı biçimde açıklayabilmekte ortaya çıkıyor. Örneğin savunma sanayisinde yapılan bir iş birliği haberi ile enerji depolama alanındaki yeni yatırım haberi, aynı editoryal kalıpla verilemez. İki haber de iş dünyası için anlam taşır ama okurun aradığı şey farklıdır. Birinde tedarik zinciri ve ihracat kapasitesi öne çıkar, diğerinde regülasyon, maliyet ve teknoloji ölçeği öne geçer. Bu yüzden uzmanlaşmış dikey habercilik, B2B medyada artık ayrıcalık değil temel gereklilik haline geliyor. Kısa haber formatı da önemini koruyor, ancak tek başına yeterli değil. Haberin yanında arka plan, sektör etkisi, yönetici yorumu ve gerektiğinde görsel destek sunulması bekleniyor. Hızlı ama yüzeysel içerik, kısa vadede trafik getirebilir; uzun vadede güven inşa etmez. Sektörel uzmanlık haberin kendisine dönüştü Eskiden uzman görüşü haberin yanında konumlanırdı. Şimdi uzmanlık, haberin temel bileşeni. B2B habercilikte editoryal ekiplerin belirli sektör dinamiklerine hakim olması bir tercih değil, yayın kalitesinin omurgası. Bu durum özellikle yapay zeka, sürdürülebilirlik, tarım teknolojileri, üretim dönüşümü ve lojistik altyapı gibi alanlarda daha görünür. Çünkü bu başlıklarda haberin görünen kısmı çoğu zaman küçük, etkisi ise büyüktür. Okur sadece duyuru değil, sinyal arar. Bu sinyali yakalayabilen yayınlar öne çıkıyor. Çoklu format dönemi kalıcı hale geldi B2B habercilik trendleri denildiğinde ikinci büyük başlık çoklu format üretimi. Metin merkezli yayıncılık devam ediyor, ancak artık tek formatlı içerik stratejisi yetersiz kalıyor. Bir haberin metin, kısa video, foto galeri, yönetici alıntısı ve sosyal medya uyarlamasıyla birlikte dolaşıma girmesi bekleniyor. Buradaki mesele sadece görünürlük değil. Aynı içeriğin farklı yayın ihtiyaçlarına göre paketlenebilmesi, özellikle dijital gazeteler ve içerik ortakları için ciddi bir operasyonel kolaylık sağlıyor. Yayıncılar bir gelişmeyi kendi okur kitlesine uygun biçimde kurgulamak istiyor. Bu da modüler içerik yaklaşımını öne çıkarıyor. Video tarafı özellikle yönetici röportajları, fabrika yatırımları, ürün lansmanları ve saha hikayelerinde güç kazanıyor. Foto galeriler ise savunma, sanayi, etkinlik ve kurumsal tören haberlerinde hâlâ güçlü bir tamamlayıcı. Burada kritik nokta, format çeşitliliğinin editoryal çizgiyi zayıflatmaması. Her içerik her formata çevrilmemeli. Doğru haber, doğru formatla eşleştiğinde etkisini artırıyor. Telifsiz içerik modeli daha stratejik bir rol üstleniyor Dijital yayıncılıkta içerik maliyeti, birçok yerel ve tematik yayın için temel baskı unsurlarından biri. Bu nedenle telifsiz ve ücretsiz haber akışı artık sadece ekonomik bir çözüm değil, yayın sürdürülebilirliği açısından stratejik bir araç. Özellikle düzenli içerik akışına ihtiyaç duyan internet gazeteleri, sektörel portallar ve niş yayınlar açısından telifsiz model önemli avantajlar sunuyor. Hızlı erişim, yeniden kullanım kolaylığı ve düşük operasyon yükü, haber ekosisteminde daha çevik bir yapı oluşturuyor. Ancak burada da bir denge var. Telifsiz içerik, standart ve sıradan içerik anlamına gelmemeli. Aksi halde yaygınlaşır ama değer üretmez. Bu noktada kalite filtresi belirleyici oluyor. Haber dili, doğrulama standardı, başlık kurgusu, görsel desteği ve sektörel isabet düzeyi, telifsiz içeriğin gerçek etkisini belirliyor. Kapsül Haber Ajansı gibi bu modeli sektörel uzmanlıkla birleştiren yapılar, yalnızca içerik sağlayan değil, yayın partnerlerinin editoryal kapasitesini destekleyen bir rol üstleniyor. Kurumsal görünürlük ile editoryal güven arasındaki çizgi daha net B2B medyada markalar, yöneticiler ve kurumlar görünür olmak istiyor. Bu doğal. Fakat görünürlük talebi ile editoryal güven arasında hassas bir çizgi var. Son dönemde öne çıkan eğilim, kurum haberlerinin daha gazetecilik odaklı bir formatta sunulması. Yani artık sadece "şirket X yeni ürün tanıttı" dili yeterli görülmüyor. Bunun yerine yatırım etkisi, pazar karşılığı, istihdam boyutu, teknoloji farkı veya bölgesel sonuçları da habere dahil ediliyor. Böylece kurumsal içerik daha okunur, daha inandırıcı ve daha yayınlanabilir hale geliyor. Bu değişim iletişim ekipleri için de önemli. Basın materyali hazırlarken medya mantığını anlamak, haberin yayılma ihtimalini artırıyor. Yayıncı tarafında ise reklam kokan metinlerden uzak durmak, uzun vadeli güven açısından kritik. Röportaj ve görüş içerikleri yeniden değer kazandı Sadece olay haberi değil, karar verici perspektifi de önem kazanıyor. Yönetici röportajları, sektör değerlendirmeleri ve görüş yazıları özellikle dönüşüm dönemlerinde daha fazla ilgi görüyor. Çünkü B2B okuru çoğu zaman veriden sonra yorum, yorumdan sonra yön arıyor. Ancak burada da seçicilik şart. Her yönetici açıklaması röportaj değeri taşımaz. Gerçek bir içgörü sunan, sektörün gidişatına temas eden ve okurun işine yarayan konuşmalar öne çıkıyor. İçeriğin itibarı, konuşanın unvanından çok ne söylediğiyle belirleniyor. Veri, arşiv ve bağlam haberciliğin yeni güven katmanı B2B yayıncılıkta güven sadece kaynak göstermekle kurulmaz. Okur, haberi daha geniş bir resim içinde görmek ister. Bu yüzden veri destekli haber kurgusu, son dönemin en belirgin yönelimlerinden biri. Yatırım haberinde önceki dönem verileri, ihracat haberinde pazar karşılaştırmaları, enerji haberinde kapasite ve regülasyon bilgisi, teknoloji haberinde kullanım alanları ve ölçek etkisi verildiğinde içerik güçleniyor. Bu yaklaşım aynı zamanda arşiv değerini de artırıyor. Sadece bugünü anlatan değil, yarın da referans alınabilecek içerikler daha fazla kıymet görüyor. Arşivlenebilirlik B2B medya için kritik çünkü bu yayınların okurları anlık heyecandan çok kurumsal hafıza üretir. Editör, iletişim profesyoneli, yatırımcı veya sektör temsilcisi bir içeriğe haftalar sonra geri dönebilir. Bu nedenle başlık kadar içerik derinliği de önemlidir. Yapay zeka destek olacak, editoryal akıl belirleyecek Yapay zeka haber üretim süreçlerinde giderek daha fazla kullanılıyor. Özet çıkarma, başlık önerme, veri sınıflandırma, çeviri ve çoklu format uyarlaması gibi alanlarda ciddi verimlilik sağlıyor. B2B habercilikte bunun etkisi daha da güçlü çünkü yüksek hacimli, çok kategorili ve hızlı işleyen bir yayın düzeni söz konusu. Buna rağmen editoryal aklın yerini alması kısa vadede beklenmemeli. Çünkü B2B içerikte en zor mesele dil üretmek değil, önem sırası kurmak. Hangi gelişme gerçekten manşet değerindedir, hangi veri hangi bağlamda anlamlıdır, hangi kurum açıklaması haber niteliği taşır? Bu soruların yanıtı hâlâ insan editörlük refleksi gerektiriyor. En sağlıklı model, yapay zekayı hız ve operasyon için kullanırken editoryal değerlendirmeyi merkezde tutmak. Özellikle itibar riski taşıyan sektörlerde bu ayrım daha da kritik. Çok dilli yayıncılık ve sınır aşan dağıtım büyüyecek Türkiye merkezli B2B haberlerin etkisi artık yalnızca yerel okuyucuyla sınırlı değil. Savunma, enerji, lojistik, üretim, teknoloji ve tarım gibi alanlarda uluslararası yatırımcı, tedarikçi ve paydaş ilgisi yükseliyor. Bu yüzden çok dilli yayıncılık, önümüzdeki dönemde daha fazla önem kazanacak. Ancak çeviri yapmak ile çok dilli yayıncılık aynı şey değil. Doğru terim kullanımı, sektörel bağlamın korunması ve hedef kitlenin bilgi ihtiyacına göre uyarlama yapılması gerekiyor. Aksi halde içerik çevrilmiş olur ama etkili olmaz. Önümüzdeki dönemde kazanan yayın modeli, sadece çok haber üreten değil; hızlı, doğru, sektörel, yeniden kullanılabilir ve farklı formatlarda dağıtılabilir içerik sunan model olacak. B2B habercilikte asıl yarış görünürlük için değil, güvenilir etki için yaşanacak. Bu etkiyi kurabilen yayıncılar, sadece trafik kazanmaz; ekosistem içinde referans noktası haline gelir.

Şirketler Yapay Zekada Nereden Başlamalı? Haber

Şirketler Yapay Zekada Nereden Başlamalı?

Birçok şirkette yapay zeka gündemi, bir yönetim kurulu sunumunda başlayan heyecanın birkaç ay sonra sessizce sönmesiyle ilerliyor. Sorun genellikle teknoloji eksikliği değil. Asıl sorun, şirketlerde yapay zeka dönüşümü konusunun bir yazılım alımı gibi ele alınması. Oysa yapay zeka, kurumsal yapılarda tek başına çalışan bir araç değil; karar alma biçimini, operasyon akışını, risk yönetimini ve rekabet pozisyonunu etkileyen bir dönüşüm katmanı. Bu nedenle konuya sadece BT bütçesi, lisans sayısı ya da pilot proje adedi üzerinden bakmak yetersiz kalıyor. Şirket için gerçek soru şu: Yapay zeka hangi işi daha hızlı değil, hangi işi daha doğru, daha ölçeklenebilir ve daha karlı hale getirecek? Şirketlerde yapay zeka dönüşümü neden farklı bir yönetim konusu? Kurumsal dönüşümlerde en zor başlıklar genellikle teknoloji değil, koordinasyon ve önceliklendirme oluyor. Yapay zekada da tablo benzer. Finans, insan kaynakları, hukuk, operasyon, satış ve bilgi teknolojileri aynı masaya oturmadan kalıcı sonuç üretmek zor. Çünkü yapay zeka projeleri çoğu zaman birim sınırlarını aşıyor. Satış tahmini modeli yalnızca satış ekibini ilgilendirmiyor; tedarik planlamasını, stok yapısını, nakit akışını ve müşteri deneyimini de etkiliyor. İnsan kaynaklarında özgeçmiş tarama sistemi sadece işe alım hızını artırmıyor; ayrımcılık riski, veri gizliliği ve işveren markası üzerinde de sonuç doğuruyor. Bu yüzden şirketlerde yapay zeka dönüşümü, CIO veya BT direktörünün tek başına taşıyacağı bir dosya değil. Üst yönetim sponsorluğu, süreç sahipliği ve yönetişim çerçevesi olmadan ilerleyen girişimler, çoğunlukla iyi niyetli denemeler olarak kalıyor. İlk hata: Araç seçip problem aramak Piyasada üretken yapay zeka araçlarından tahminleme platformlarına kadar geniş bir ekosistem oluştu. Ancak birçok kurum, önce aracı seçip sonra buna uygun kullanım alanı arıyor. Bu yaklaşım hem kaynak israfına yol açıyor hem de organizasyonda "yapay zeka işe yaramıyor" algısını hızlandırıyor. Sağlıklı başlangıç, teknoloji kataloğu çıkarmak değil, iş etkisi yüksek karar noktalarını belirlemek olmalı. Nerede yoğun manuel iş var? Nerede tahmin hatası maliyet yaratıyor? Nerede bilgi dağınıklığı müşteri kaybına neden oluyor? Nerede uzman personelin zamanı düşük katma değerli işlerde harcanıyor? Doğru kullanım alanları genellikle çok parlak görünenler değil, etkisi ölçülebilenler oluyor. Talep tahmini, bakım planlama, teklif hazırlama, müşteri hizmetleri sınıflandırması, belge analizi, sahtekarlık tespiti ve iç bilgiye erişim gibi alanlar bu yüzden öne çıkıyor. Veri kalitesi olmadan dönüşüm hızlanmıyor Yapay zekanın kurumsal hayatta karşılaştığı en sert duvar veri tarafında yükseliyor. Dağınık veri kaynakları, düşük etiketleme kalitesi, güncel olmayan kayıtlar ve departmanlar arası kopukluk, model performansını doğrudan aşağı çekiyor. Burada sık yapılan varsayım şu: Önce modeli kuralım, veri zamanla düzelir. Pratikte çoğu zaman tersi geçerli. Veri kalitesi kötü olduğunda model yalnızca hatayı hızlandırıyor. Yönetici ekranında güven vermeyen bir sistem ise kısa sürede kullanım dışı kalıyor. Bu nedenle veri yönetişimi, şirketlerde yapay zeka dönüşümü için teknik bir alt başlık değil, işin merkezidir. Hangi veri kritik, kim sorumlu, ne sıklıkla güncelleniyor, hangi kaynak doğrulanmış kabul ediliyor, hangi verinin kullanımı hukuken sınırlı? Bu sorular netleşmeden kalıcı ölçekleme beklemek gerçekçi değil. İnsan faktörü: En büyük direnç teknolojiye değil belirsizliğe Kurumsal yapılarda çalışanlar çoğu zaman yapay zekaya ilkesel olarak karşı çıkmıyor. Asıl tedirginlik, rol tanımının nasıl değişeceğini bilmemekten kaynaklanıyor. Bir ekip için yapay zeka verimlilik aracı olabilirken, başka bir ekip için performans baskısı ya da yetki kaybı gibi algılanabiliyor. Bu yüzden iletişim dili kritik. "Sizi değiştirecek sistem" algısı ile "işin tekrarlı kısmını azaltacak yardımcı katman" anlatısı arasında ciddi fark var. Gerçekçi kurumlar, bu teknolojinin bazı görevleri azaltacağını kabul ederken yeni beceri ihtiyacını da açıkça tanımlıyor. Eğitim burada tek seferlik bir seminer olarak değil, rol bazlı bir adaptasyon programı olarak ele alınmalı. Bir satış ekibinin ihtiyacı ile hukuk ekibinin ihtiyacı aynı değil. Bir üretim tesisindeki vardiya yöneticisinin kullanacağı karar destek sistemi ile kurumsal iletişim ekibinin içerik üretim araçları da aynı eğitim çerçevesiyle yönetilemez. Şirketler en çok bu noktada zorlanıyor: Teknolojiyi ortaklaştırırken kullanım senaryolarını özelleştirmek gerekiyor. Yönetişim olmadan ölçekleme risk üretir Yapay zeka kullanımının artması, beraberinde kurumsal riskleri de büyütüyor. Hatalı çıktı, önyargılı karar, fikri mülkiyet ihlali, müşteri verisinin yanlış kullanımı ve regülasyon uyumsuzluğu artık teorik riskler değil. Özellikle finans, sağlık, savunma, enerji ve kamuya temas eden sektörlerde hata toleransı düşük. Bu nedenle yapay zeka yönetişimi, yalnızca hukuk departmanının kontrol listesine bırakılamaz. Şirketin hangi araçları kullanabileceği, hangi verilerin modele verilemeyeceği, hangi çıktılarda insan onayı gerekeceği ve hangi kararların tamamen otomatikleştirilemeyeceği açık kurallarla tanımlanmalı. İyi bir yönetişim yapısı, inovasyonu yavaşlatmak zorunda değil. Aksine, kuralları net olan kurumlar daha hızlı ilerliyor. Çünkü ekipler neyin serbest, neyin hassas, neyin yasak olduğunu bildiğinde deneme alanı daha güvenli hale geliyor. Hangi şirketler daha hızlı sonuç alıyor? Sektör farkı belirleyici olsa da yalnızca büyük ölçekli şirketler avantajlı değil. Hatta bazı orta ölçekli firmalar, daha az hiyerarşi ve daha net karar hatları sayesinde daha hızlı sonuç alabiliyor. Burada belirleyici olan bütçe büyüklüğünden çok operasyonel disiplin. Hızlı sonuç alan şirketlerde ortak bazı özellikler görülüyor. Öncelikle tek bir büyük dönüşüm vaadi yerine, sınırlı ama yüksek etkili kullanım alanları seçiliyor. İkinci olarak başarı kriteri en başta tanımlanıyor. Maliyet düşüşü mü hedefleniyor, çevrim süresi mi kısalacak, satış dönüşümü mü artacak? Üçüncü olarak pilot proje ile üretim ortamı arasındaki fark ciddiye alınıyor. Kurumsal hayatta pilotların başarılı, gerçek kullanımın zayıf kalmasının nedeni de burada yatıyor. Test ortamında çalışan model, saha gerçekliğinde veri akışı, kullanıcı alışkanlığı, sistem entegrasyonu ve güvenlik gereksinimleri nedeniyle aynı performansı vermeyebiliyor. Bu nedenle ölçekleme planı, pilot tamamlandıktan sonra değil, pilot başlarken düşünülmeli. Şirketlerde yapay zeka dönüşümü için gerçekçi yol haritası Kurumsal karar vericiler için en sağlıklı yaklaşım, yapay zekayı tek bir proje olarak değil, aşamalı bir dönüşüm portföyü olarak ele almak. İlk aşamada iş etkisi yüksek 2-3 kullanım alanı seçilmeli. Bu alanların veri uygunluğu, entegrasyon ihtiyacı ve hukuki riskleri birlikte değerlendirilmelidir. İkinci aşamada sahiplik netleşmeli. Her projenin bir iş birimi sponsoru, bir teknik sahibi ve bir risk sorumlusu olmalı. Sadece teknoloji ekibine bırakılan girişimler, iş sonuçları üretmekte zorlanır. Sadece iş birimi tarafında kalan projeler ise teknik sürdürülebilirlik sorunu yaşar. Üçüncü aşamada ölçümleme devreye girmeli. Yapay zekanın değeri genel memnuniyet cümleleriyle değil, somut göstergelerle izlenmeli. İşlem süresi, hata oranı, çalışan başına verim, müşteri yanıt süresi, kayıp önleme oranı veya teklif hazırlama hızı gibi göstergeler burada belirleyici olur. Son aşama ise kurumsallaşmadır. Başarılı bulunan kullanım alanları için politika, eğitim, güvenlik ve entegrasyon standartları oluşturulmadan yaygınlaşma sağlıklı olmaz. Bu noktada içerik üretiminden sektör analizine kadar karar vericilere düzenli bilgi akışı sağlayan yayın ekosistemleri de önemli hale geliyor. Özellikle iş dünyası ve teknoloji ekseninde uzmanlaşan platformlar, örneğin Kapsül Haber Ajansı gibi yapılar, kurumların dönüşümü yalnızca teknoloji haberi olarak değil, stratejik bir iş gündemi olarak takip etmesine katkı sunuyor. Beklenti yönetimi neden kritik? Yapay zekanın kurumsal etkisi yüksek, ancak her problemi çözen sihirli bir katman değil. Bazı süreçlerde dramatik verimlilik sağlar, bazı süreçlerde ise katkısı sınırlı kalır. Özellikle düşük hacimli, istisna oranı yüksek ve standardizasyonu zayıf işlerde beklenen fayda daha düşük olabilir. Benzer şekilde her şirketin olgunluk seviyesi farklıdır. ERP verisi güvenilir olmayan, süreçleri standartlaşmamış ve departmanlar arası sahiplik modeli zayıf olan bir kurum için ilk ihtiyaç ileri modelleme değil, temel dijital düzen olabilir. Bu durum yapay zekanın değerini azaltmaz; yalnızca sıralamayı değiştirir. Önümüzdeki dönemde şirketler arasındaki fark, kimlerin yapay zekayı daha erken denediğiyle değil, kimlerin onu kurumsal disiplinle yönettiğiyle açılacak. Teknolojiye hızla girmek avantaj sağlayabilir, fakat kalıcı üstünlük veri kalitesi, insan adaptasyonu ve karar mimarisi üzerinden kurulacak. Yapay zekadan gerçek değer üretmek isteyen kurumlar için asıl mesele başlamak değil, doğru yerden başlamaktır.

Savunma Sanayinde Son Gündem Haber

Savunma Sanayinde Son Gündem

Savunma sanayinde gündem artık yalnızca yeni bir platformun tanıtılmasıyla şekillenmiyor. Asıl belirleyici başlık, geliştirilen sistemlerin ne kadar hızlı sahaya indirilebildiği, ne kadar sürdürülebilir üretilebildiği ve ne kadar yüksek ihracat değeri oluşturabildiği. Bu nedenle savunma sanayi son gelişmeler başlığı, teknik ilerlemenin ötesinde, sanayi politikası, finansman, tedarik güvenliği ve jeopolitik konumlanma açısından da okunmalı. Türkiye özelinde bakıldığında son dönemin en net eğilimi, platform merkezli yaklaşımdan sistem mimarisi merkezli yaklaşıma geçiş. Artık tekil ürünlerden çok, birlikte çalışan sensörler, mühimmatlar, komuta kontrol altyapıları, elektronik harp kabiliyetleri ve veri işleme çözümleri öne çıkıyor. Bu değişim, hem kamu tarafındaki ihtiyaç tanımlarını hem de özel sektörün yatırım kararlarını yeniden şekillendiriyor. Savunma sanayi son gelişmeler neden yeni bir faza işaret ediyor? Bir süredir savunma ekosisteminde aynı anda birkaç eksen güç kazanıyor. Birincisi, insansız sistemlerde kazanılan deneyimin deniz, kara ve hava alanları arasında çapraz biçimde taşınması. İkincisi, hava savunma katmanlarının çok daha bütünleşik ele alınması. Üçüncüsü ise kritik alt bileşenlerde dışa bağımlılığı azaltmaya dönük daha sert bir sanayileşme refleksi. Bu üç başlık birlikte değerlendirildiğinde, sektörün yalnızca büyümediği, aynı zamanda olgunlaştığı görülüyor. Olgunlaşma burada kapasite artışı anlamına geliyor ama bunun kadar önemli bir başka boyut daha var: teslimat disiplini. Ulusal ihtiyaçların yanı sıra ihracat yükümlülüklerinin artması, üretici şirketleri program yönetimi, kalite güvencesi ve satış sonrası destek alanlarında daha kurumsal bir yapıya zorluyor. Savunma projelerinde görünür başarı çoğu zaman platform üzerinden konuşulur. Oysa gerçek farkı yaratan unsur, radar, motor, güç grubu, haberleşme altyapısı, aviyonik, yazılım ve mühimmat gibi katmanlarda oluşan yerlilik derinliğidir. Son gelişmeler tam da bu derinliğin büyüdüğünü gösteriyor. İnsansız sistemlerde ölçek büyüyor, rekabet sertleşiyor Türkiye’nin son yıllarda uluslararası görünürlüğünü artıran en güçlü alanlardan biri insansız hava araçları oldu. Ancak sektör artık yalnızca taktik sınıf çözümlerle anılmıyor. Daha uzun havada kalış süreleri, daha yüksek faydalı yük kapasitesi, uydu kontrollü operasyonlar ve ağ destekli görev kabiliyeti yeni standardı belirliyor. Burada kritik eşik, ürün çeşitliliği kadar operasyonel sürdürülebilirlik. Bir platformun ihraç edilmesi tek başına yeterli değil. Eğitim, bakım, yedek parça, mühimmat entegrasyonu ve görev yazılımı güncellemeleri, toplam değerin büyük bölümünü oluşturuyor. Bu durum savunma şirketleri için daha yüksek gelir potansiyeli yaratırken aynı zamanda daha ağır bir hizmet sorumluluğu anlamına geliyor. İnsansız kara ve deniz sistemlerinde de benzer bir ivme var. Özellikle keşif, sınır güvenliği, mayın karşı tedbirleri ve riskli bölgelerde personel kaybını azaltma hedefi, bu sistemleri daha görünür hale getiriyor. Buna rağmen her görev için insansız çözüm en doğru seçenek olmayabilir. Zorlu iklim koşulları, elektronik karıştırma riski ve veri bağı bağımlılığı gibi faktörler, hibrit kuvvet yapılarının uzun süre daha önemini koruyacağını gösteriyor. Yapay zeka ve otonomi alanında asıl sınav güvenilirlik Yapay zeka destekli hedef tespiti, rota optimizasyonu ve karar destek altyapıları savunma teknolojilerinde daha sık konuşuluyor. Fakat kurumlar açısından temel soru şu: Bu sistemler gerçek operasyon koşullarında ne kadar güvenilir? Laboratuvar başarısı ile sahadaki performans her zaman örtüşmeyebilir. Bu nedenle önümüzdeki dönemde veri kalitesi, doğrulama süreçleri ve insan denetimi çerçevesi daha fazla önem kazanacak. Teknolojik sıçrama kadar kurumsal güven de belirleyici olacak. Hava savunma ve füze katmanlarında entegrasyon dönemi Savunma sanayi son gelişmeler içinde en yakından izlenen başlıklardan biri hava savunma mimarisi. Tehditlerin niteliği değiştikçe tek katmanlı çözümler yetersiz kalıyor. Alçak irtifa, orta irtifa ve uzun menzil unsurlarının birlikte çalışması, radar ağlarının ortak resim üretmesi ve komuta kontrol yapısının gecikmesiz karar verebilmesi gerekiyor. Bu alandaki gelişmeler, yalnızca teknik yetkinlik açısından değil, caydırıcılık dili açısından da stratejik. Çünkü hava savunma sistemleri çoğu zaman kullanılmadan da değer üretir. Karşı tarafa maliyet hesabını değiştiren bir çerçeve sunar. Bu yüzden teslim edilen her yeni sistem, sadece envanter kalemi değil, aynı zamanda siyasi ve askeri mesaj niteliği taşır. Füze teknolojilerinde menzil, hassasiyet ve farklı platformlardan atılabilirlik öne çıkıyor. Ancak burada da maliyet-performans dengesi kritik. Çok gelişmiş sistemlerin sayıca sınırlı kalması, geniş alan savunmasında sorun yaratabilir. Bu nedenle daha ekonomik, seri üretilebilir ve modüler çözümler giderek daha fazla değer kazanıyor. Motor, elektronik ve alt sistemlerde yerlilik baskısı artıyor Sektörün en hassas alanlarından biri kritik alt bileşenler. Motor, transmisyon, güç elektroniği, yarı iletken tabanlı sistemler, kızılötesi algılayıcılar ve özel alaşımlar gibi başlıklar, gerçek bağımsızlığın test edildiği alanlar arasında yer alıyor. Platform üretmek görünürdür, ancak alt sistem üretmek stratejik derinlik sağlar. Son dönemde kamu destekleri, teknoloji odaklı yatırım iştahı ve üniversite-sanayi iş birlikleri bu alanda daha olumlu bir tablo ortaya koyuyor. Yine de sürecin hızına ilişkin aşırı iyimserlik yanıltıcı olabilir. Çünkü savunma kalitesinde alt bileşen geliştirmek, sivil üretime kıyasla çok daha uzun test ve sertifikasyon takvimleri gerektiriyor. Burada temel mesele sadece yerlilik oranı değildir. Ölçek ekonomisi de önemlidir. Eğer bir alt sistem yeterli adetlerde üretilemiyorsa, birim maliyet yukarı çıkar ve ihracat rekabeti zayıflar. Dolayısıyla savunma sanayinde yerlileşme politikası, sipariş sürekliliği ve ihracat planlamasıyla birlikte düşünülmelidir. İhracat tarafında fırsat büyük, baskı da büyük Savunma sanayii ihracatı artık yalnızca gelir kalemi olarak görülmüyor. Diplomatik ilişki setlerini genişleten, bakım-idame üzerinden uzun vadeli bağ kuran ve teknoloji markalaşmasını güçlendiren bir araç niteliği taşıyor. Özellikle Orta Doğu, Afrika, Orta Asya ve bazı Avrupa pazarlarında Türk savunma ürünlerine ilgi devam ediyor. Ancak ihracatın büyümesi beraberinde yeni baskılar getiriyor. Alıcı ülkeler sadece ürün değil, finansman modeli, ortak üretim imkanı, eğitim desteği ve yerel sanayi katılımı da talep ediyor. Bu da satış süreçlerini daha karmaşık hale getiriyor. Kısa vadede hızlı anlaşmalar öne çıksa da uzun vadede kurumsal dayanıklılığı yüksek şirketler avantaj sağlayacak. Bir diğer başlık da itibardır. Savunma ihracatında teslimat gecikmeleri, teknik destek yetersizlikleri veya bakım zincirindeki aksaklıklar marka algısını hızlı biçimde aşındırabilir. Bu nedenle büyümenin sağlıklı olması için üretim hattı disiplini ve satış sonrası organizasyon en az ürün başarısı kadar önemlidir. Uzay, siber güvenlik ve çift kullanımlı teknolojiler yükseliyor Savunma ekosistemi artık yalnızca klasik platformlardan ibaret değil. Uydu sistemleri, uzay tabanlı gözlem kapasitesi, güvenli haberleşme altyapıları ve siber savunma çözümleri yeni dönemin temel alanları arasında. Bu başlıklarda geliştirilen yetkinlikler, hem askeri kullanım hem de sivil sektörler için değer üretebiliyor. Çift kullanımlı teknolojiler burada ayrı bir önem taşıyor. Görüntü işleme, yapay zeka, kompozit malzeme, batarya teknolojisi ve yüksek güvenlikli yazılım gibi alanlar savunma ile sivil endüstriler arasında çift yönlü bir akış yaratıyor. Bu da yatırımın geri dönüşünü artırıyor ve daha geniş bir teknoloji tabanı oluşmasına katkı sağlıyor. Bu çerçevede savunma sanayi şirketleri için asıl soru, hangi alanlarda dikey derinleşme, hangi alanlarda ortaklık stratejisi izleneceği. Her teknolojiyi şirket içinde geliştirmek mümkün değil. Doğru ekosistem yönetimi, önümüzdeki dönemin en kritik rekabet başlıklarından biri olacak. Önümüzdeki dönemde hangi göstergeler izlenmeli? Sektörü izleyen karar vericiler için manşet açıklamalar kadar ölçülebilir göstergeler önemli. Siparişten teslimata geçen süre, ihracat sözleşmelerinin sürekliliği, alt sistem yerlilik oranı, bakım-idame kapasitesi ve nitelikli insan kaynağı bu göstergelerin başında geliyor. Aynı şekilde savunma sanayinde finansman maliyeti, kur oynaklığı ve tedarik zinciri güvenliği de göz ardı edilmemeli. Çünkü yüksek teknoloji üretimi yalnızca mühendislik başarısıyla ilerlemiyor. Uzun vadeli yatırım sabrı, tedarikçi dayanıklılığı ve öngörülebilir talep yapısı da gerekiyor. Bu nedenle savunma sanayi son gelişmeler başlığını izlerken sadece yeni ürün duyurularına odaklanmak eksik kalır. Asıl tablo, üretim kabiliyeti, ihracat kalitesi, alt sistem bağımsızlığı ve teknoloji ekosisteminin ne kadar dengeli büyüdüğünde ortaya çıkar. Önümüzdeki dönemde öne çıkacak şirketler ve kurumlar, yalnızca dikkat çeken sistemler geliştirenler değil, bunu zamanında teslim eden, sürdürülebilir biçimde destekleyen ve küresel rekabette maliyetle yetkinliği birlikte yönetenler olacak. Sektörde kalıcı güç, vitrinde görünen ürün kadar arka plandaki sanayi disiplininden doğuyor.

ASELSAN 50. Yılını Rekorlarla Tamamladı Haber

ASELSAN 50. Yılını Rekorlarla Tamamladı

Borsa İstanbul’un en değerli şirketi ASELSAN'ın 2025 yılı hasılatı 2024 yılına göre reel olarak %15 artarak 180,4 milyar TL’ye ulaştı. İhracat odaklı büyüme stratejisini kararlılıkla sürdüren ASELSAN, doğrudan ve dolaylı olarak gerçekleştirdiği yurt dışı teslimatlarını %89 artış ile 958 milyon ABD dolarına taşıdı. 16 ürünün ilk defa yurt dışına ihracatı yapıldı. Kilogram başına ihracat ise 2.200 ABD dolara yükseldi. ASELSAN 2025 yılında %104 artışla 2 milyar ABD dolarını aşan yeni ihracat sözleşmesi imzaladı. Yıl içerisinde alınan yeni siparişlerdeki artış %46 seviyesinde gerçekleşerek 9,6 milyar ABD dolarına ulaştı. ASELSAN’ın bakiye siparişleri de geçen yılın aynı dönemine göre %46 artışla 20,4 milyar ABD dolarına yükseldi. Bütün bu alanlarda tarihsel zirveler görüldü. ASELSAN’ın seri üretim kabiliyetlerini güçlendirmeye yönelik yatırımları 2025 yılında %106 artarak 372 milyon ABD dolarına ulaştı. AR-GE harcamaları da %40 yükselerek ile 1,36 milyar ABD doları seviyesinde gerçekleşti. 2025 yılında 14 bin çalışana ulaşan ASELSAN, nitelikli istihdama yönelik yatırımlarına da hız verdi. ASELSAN’ın tüm bu yatırımları, yüksek katma değerli teknolojilerde rekabet üstünlüğünü pekiştiren stratejik adımlar olarak öne çıktı. Öne Çıkan Finansal ve Operasyonel Göstergeler – 2025 Yılı - İmzalanan Yeni Sözleşmeler: 9,6 milyar ABD doları (%46 artış) -İhracat Sözleşmeleri: 2,1 milyar ABD doları (%104 artış) - Bakiye Siparişler: 20,4 milyar ABD doları (%46 artış) - Hasılat: 180,4 milyar TL (%15 artış) - Alınan İş/Satışlar: 2,2 (2024 yılı, 2) - FAVÖK Marjı: %26,2 (2024 yılı, %25,2) - Net Borç/FAVÖK: 0,30 (2024 yılı, 0,53) - AR-GE Harcamaları: 1,36 milyar ABD doları (%40 artış) - Seri Üretime Yönelik Yatırımlar: 372 milyon ABD doları (%106 artış) ASELSAN GELECEĞİN TEKNOLOJİLERİYLE BÜYÜMEYE DEVAM EDİYOR ASELSAN, uzun dönemli hedeflerine ulaşmak amacıyla 2024 yılında uygulamaya başladığı aselsaneXt Programının olumlu çıktılarını toplamaya 2025 yılında da devam etti. 2025 yılı hasılatı geçen yıla göre reel olarak %15 büyüyerek 180,4 milyar TL’ye ulaştı. 2025 yılında elde edilen hasılatta ÇELİKKUBBE, Radar, Elektronik Harp, Elektro-Optik, Akıllı Mühimmat, Güdümlü Mühimmat, Deniz ve Sualtı, Askeri Haberleşme ve Kent Güvenliği Sistemleri belirleyici rol oynadı. 2025 yılını “Operasyonel Verimlilik Yılı" ilan eden ve kurumsal dönüşüm faaliyetlerini odağında tutan ASELSAN’ın ilgili dönemdeki FAVÖK marjı bir önceki yılın aynı dönemine göre 100 baz puan artarak %26,2 seviyesinde gerçekleşti. Verimlilik artışı sağlayan birçok yeni uygulamaların devreye alınmasıyla Genel yönetim giderleri 2024 yılına göre %10 azaldı. ASELSAN’ın kişi başı hasılatında ABD doları bazında %8’lik artış görüldü. ASELSAN, faaliyet gösterdiği ekosisteme değer katmaya 2025 yılında da devam etti. Tedarikçileri ile beraber yıl içerisinde 103 ürün millileştirildi. İlaveten ASELSAN; 2025’te yurt içi tedarikçilerine verdiği toplam sipariş tutarını bir önceki yıla göre %82 artırdı. Tüm bu gelişmelerle birlikte Türkiye’nin nitelikli istihdamına da katkı sağlayan ASELSAN’ın çalışan sayısı %18 arttı. Büyümeye ve sürdürülebilirliğe yönelik başlıca göstergelerden olan Alınan İş/Satışlar oranını iki yıl üst üste 2 seviyesinde tutmayı başaran ASELSAN, yakaladığı ivmeyi bu yıl daha da geliştirdi. 2025’te bu oranı 2,2 seviyesine taşıyarak sektör ortalaması üzerindeki seyrini korudu. ASELSAN’ın bu dönemde hava savunma sistemlerinin tedarikine yönelik imzaladığı toplam 2,76 milyar Avro tutarındaki sözleşmeler, 2025 yılında alınan en büyük yeni siparişler olarak kaydedildi. NATO üyesi bir ülke ile imzalanan 410 milyon ABD doları tutarındaki yeni sözleşme ise önemli bir ihracat başarısı olarak dikkat çekti. AR-GE VE SERİ ÜRETİM YATIRIMLARIYLA TEKNOLOJİK DERİNLEŞME Mühendis istihdamı ve AR-GE Projesi sayısında Türkiye lideri olan ASELSAN’ın AR-GE harcamaları 2025 yılında %40 artarak 1,36 milyar ABD doları seviyesine yükseldi. Bu bağlamda, AR-GE yatırımları ASELSAN’ın yüksek teknoloji alanlarında rekabet gücünü destekleyen unsurların başında geldi. 2025 yılında ASELSAN’ın seri üretim kabiliyetlerinin güçlendirilmesi amacıyla gerçekleştirdiği sabit yatırım harcamaları bir önceki yılın aynı dönemine göre %106 artarak 372 milyon ABD doları seviyesine ulaştı. Yıl içerisinde 14 yeni üretim tesisini devreye alan ASELSAN, yaptığı yatırımlar ile artan talebe cevap verebilecek kapasitenin oluşmasını sağladı. Söz konusu AR-GE harcamaları ve seri üretime yönelik yatırımlar ASELSAN’ın yüksek teknoloji geliştirme ve üretim yetkinliklerini güçlendirerek büyümesini sağladı. 2025 yılında temeli atılan ve Cumhuriyet tarihinin tek seferdeki en büyük savunma sanayii yatırımı olan Oğulbey Teknoloji Üssü ile ÇELİKKUBBE bileşenlerinin üretiminde ilave kapasite artışı sağlanarak ASELSAN’ın savunma sanayindeki küresel rolü daha da güçlenecektir. Bu yatırımın ilk fazı da 2026 yılının ikinci çeyreğinde devreye girecektir. GÜÇLÜ NAKİT AKIŞI VE DİSİPLİNLİ FİNANS YÖNETİMİ ASELSAN, finansal sürdürülebilirlik stratejisini 2025 yılında etkin bir şekilde uygulamaya devam etti. Bu dönemde yaratılan güçlü operasyonel nakit akışı hem yatırımların hem de borçluluğun sağlıklı bir şekilde yönetilmesine imkân sağladı. AR-GE ve seri üretime yönelik yatırım harcamalarının kesintisiz bir şekilde devam ettiği dönemde nakit akışında kuvvetli iyileşmeler yaşandı. 2024 yılında 28 Milyar TL olan operasyonel nakit akışı (OCF) 2025 yılında 49 Milyar TL, 91 Milyon TL olan serbest nakit akışı da (FCF) 10 Milyar TL seviyesinde gerçekleşti. Söz konusu dönemde ASELSAN’ın finansal borçlarının aktifleri içerisindeki payı %13,4’ten %10’a geriledi. Bu iyileşme, şirketin varlık yapısını daha sağlam hale getirdi. ASELSAN’ın finansal yönetimine yönelik yeni stratejilerin devreye alındığı 2025 yılında net borç seviyesinde %33 azalma görüldü. Böylelikle, ASELSAN’ın 2024 yılında 0,53 olan Net Borç/FAVÖK oranı bu dönem 0,30 seviyesinde gerçekleşti. Bu bağlamda Şirket, borçluluk göstergelerinde sektör ortalamalarının altında kalmayı sürdürerek finansal görünümünü daha da güçlendirdi. Aynı dönemde ASELSAN’ın net finansman maliyetinde %63 azalma yaşandı. Söz konusu gelişmeler işletme sermayesi yönetiminde gözetilen disiplinin önemli bir göstergesi oldu. AR-GE ve seri üretime yönelik yüksek tutarlı yatırım harcamalarının devam ettiği bir dönemde borçluluk göstergelerinde sağlanan iyileşmeler, şirketin güçlü nakit üretme kabiliyetini ortaya koydu. Finansal sürdürülebilirlik stratejisi ASELSAN’ın önümüzdeki dönemlerde ölçek büyümesi, ihracat artışı ve yüksek teknoloji yatırımlarını devreye almasında önemli bir güvence konumunda yer alıyor. Hasılatını, bakiye siparişlerini, imzaladığı ihracat sözleşmelerini, operasyonel marjlarını, bilanço büyüklüğünü ve diğer birçok finansal göstergesini geliştiren ASELSAN, 50. yılını kuvvetli sonuçlarla geride bıraktı. Şirketin ihracat odaklı sipariş yapısındaki artış, etkin finans yönetimi, güçlü nakit akışı ve artan yatırım harcamaları ASELSAN’ın uzun vadeli sürdürüebilir büyümesini desteklemektedir. ASELSAN GENEL MÜDÜRÜ AHMET AKYOL 2025 YILI FİNANSAL SONUÇLARINI DEĞERLENDİRDİ: “50. Yılımızı Rekorlarla Geride Bırakıyoruz” “2025 yılını, ASELSAN’ın 50 yıllık tarihini taçlandıran birbirinden önemli rekorlarla, zirvelerle tamamlamış olduğumuz için mutluyuz. 2025’te tarihimizin en yüksek hasılat rakamını yakaladık. En yüksek yurt dışı teslimatını gerçekleştirdik. Aldığımız siparişler ve yeni ihracat sözleşmelerinde de tarihimizin en yüksek rakamlarını yakaladık. Böylece bakiye siparişlerimiz de 20,4 milyar ABD dolarıyla tarihi zirveyi görmüş oldu. 2025 yılı içinde Borsa İstanbul’un en değerli şirketi haline geldik. Piyasa değerimiz 30 milyar ABD dolarını aştı ve bunu başaran ilk Türk şirketi olduk. Yine Borsa İstanbul Sürdürülebilirlik Endeksinde ilk sıraya çıktık. 2025 yılı, ÇELİKKUBBE’nin ilk büyük seri teslimatlarını yaptığımız ve ayrıca Cumhuriyet tarihimizin en büyük savunma sanayi yatırımı olan Oğulbey Teknoloji Üssünün temelini attığımız bir yıl olarak da kayıtlara geçmiş oldu. “Güçlü Büyümeye Devam Ettik” 2025 yılında hasılatımızı reel olarak %15 artırarak 180,4 milyar TL’ye taşıdık. ABD doları bazında ise yüzde 27 gibi çok kuvvetli bir büyümeye imza attık. Bakiye siparişlerimizi %46 büyüttük ve operasyonel marjlarımızı yukarı taşıdık. Bu performansı; üretim kapasitesine, AR-GE’ye ve verimliliğe odaklanan bilinçli bir dönüşümle sağladık. “Global Emsallerimizden Pozitif Ayrışıyoruz” Operasyonel verimlilik çalışmalarımız sayesinde FAVÖK marjımızı %26,2’ye yükselttik. Yüksek büyümenin olduğu bir dönemde net genel yönetim giderimizi yüzde 10 oranında düşürdük. Net borçluluğumuzu %33 azaltarak finansal yapımızı güçlendirdik ve yatırımlarımızı güçlü nakit akışımızla finanse ettik. Etkin iştirak yönetimiyle bağlı şirketlerimizin bilançomuza daha yüksek oranda pozitif katkı sağladığı bir dönemi geride bıraktık. Global emsallerimizle karşılaştırıldığında; büyüme, sürdürülebilirlik ve diğer birçok göstergede güçlü bir performans sergileyerek pozitif ayrışıyoruz. Bir yıl içinde yerli tedarikçilerimizle birlikte 103 ürünü millileştirdik. Böylece kritik teknolojileri ülkemize kazandırdık, tedarik ekosistemimizde arz güvenliğini artırdık ve üretim girdilerinde maliyetlerimizin düşmesini sağladık. Bununla birlikte, yurt içi tedarikçilerimize verdiğimiz siparişleri %82 artırarak savunma sanayii ekosistemimizi büyüttük. 30’dan fazla yeni ürünü envantere kazandırdık. İhracat sözleşmelerimizi %104 artırdık; 16 ürünü ilk kez yurt dışına satarak Türk mühendisliğini yeni pazarlara taşıdık. Böylece yalnızca şirketimizi değil, ülkemizin yüksek teknoloji üretim kapasitesini büyüttük ve ekonomimize daha fazla katkı sağladık. “Artan Yatırımlarla Seri Üretim Kabiliyetlerimizi Güçlendiriyoruz” Seri üretime yönelik yatırımlarımızı 372 milyon ABD dolarına çıkardık ve 14 yeni üretim tesisini devreye aldık. 10’dan fazla robotik otomasyon hattını da devreye aldık. AR-GE ve inovasyon yatırımlarımızı da artırmayı sürdürdük. 2025 yılında AR-GE harcamalarımız 1,36 milyar ABD dolarını buldu. Kendi öz kaynaklarımızdan gerçekleştirdiğimiz AR-GE harcaması ise 250 milyon ABD dolarına ulaştı. “Yapay Zekayı Süreçlerimizde ve Ürünlerimizde Kullanıyoruz” Yapay Zekayı daha etkin kullanmaya başladık. Şirket içinde Türkiye’nin en büyük veri merkezlerinden birini oluşturduk. Yapay Zekayı mali yönetim, tedarik, İK gibi süreçlerimize entegre ederek yıllık 39 milyon ABD doları tasarruf sağladık. Ürünlerimizde de Yapay Zeka’yı yoğun bir şekilde kullanmaya başladık. Yürüttüğümüz faaliyet alanlarına özel geliştirdiğimiz modelleri ürünlerimizde kullanıyoruz. “Devletimize, Milletimize ve Çalışanlarımıza Şükran Duyuyoruz” Çalışan sayımızı %18 artırarak 2 binden fazla yeni istihdam oluşturduk. Bizi en çok gururlandıran gelişmelerden biri de yılı ilk defa net pozitif beyin göçü ile tamamlamış olmamızdır. Bir yıl içinde 137 arkadaşımız ASELSAN’da işe başlayarak yurt dışından Türkiye’ye dönmüş oldu. Üretimden ihracata, ileri teknolojiden insan kaynağına kadar ortaya koyduğumuz bu tablo; devletimizin kararlı duruşunun, milletimizin bize olan güveninin ve aselsaneXt vizyonumuzun bir sonucudur. Milletimize gurur veren bu başarılarımız, gece gündüz demeden görev yapan 14 bini aşkın fedakâr çalışanımızın eseridir. “Küresel Marka Olma Yolunda Emin Adımlarla İlerliyoruz” 2026 yılında, küresel marka olma stratejimiz doğrultusunda adımlar atacağız, büyümede ihracata öncelik vermeyi sürdüreceğiz. ÇELİKKUBBE kapsamında teslimatlarımızı artırmaya, ÇELİKKUBBE’ye yeni yetenekler kazandırmaya devam edeceğiz. Üretim kapasitemizi daha da artırarak 2026 yılında yine çift haneli büyüme başarısına imza atacağız.” İmzalanan Sözleşmeler ve Bakiye Siparişler ASELSAN, 2025 yılında küresel pazarlardaki etkinliğini önemli ölçüde artırarak uluslararası savunma ekosistemindeki konumunu daha da güçlendirdi. Yıl içerisinde özellikle ÇELİKKUBBE projesine yönelik imzalanan sözleşmeler alınan işler içerisinde önemli bir pay oluşturdu. ASELSAN’ın 2025 yılında imzaladığı yeni sözleşmeler %46 artışla 9,6 milyar ABD dolarına ulaştı. Yeni siparişlerin 2,1 milyar ABD dolarlık kısmının ihracat kaynaklı olması ve ihracat sözleşmelerindeki yıllık artışın %106 seviyesinde gerçekleşmesi, ASELSAN’ın ürün ve sistemlerine yönelik küresel talebin istikrarlı şekilde arttığını ortaya koydu. ASELSAN’ın Bakiye Siparişleri 2025 yılında %46 artışla 20,4 milyar ABD doları seviyesine yükseldi. Bütün bu alanlarda tarihsel zirveler görüldü. İmzalanan Önemli Sözleşmeler • 2025 Yılının 1. Çeyreği ◦Uluslararası bir müşteri ile imzalanan askeri haberleşme sistemlerinin ihracatına ilişkin sözleşme, ◦Uluslararası bir müşteri ile imzalanan deniz platformlarına yönelik; radar, silah, hava savunma ve veri bağı sistemlerinin ihracatına ilişkin sözleşme, ◦Uluslararası bir müşteri ile imzalanan Hava Elektro-Optik faydalı yüklerinin ihracatına ilişkin sözleşme, ◦Uluslararası müşterilerinin kullanımına yönelik olarak imzalanan elektronik harp, haberleşme, radar, elektro-optik ve uzaktan komutalı silah sistemlerinin ihracatına ilişkin sözleşme, ◦Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı ile imzalanan yeni nesil Radar Sistemlerinin tedarikine yönelik sözleşme, ◦Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı ile imzalanan Kamu Güvenliği Haberleşme Sistemlerinin tedarikine yönelik sözleşme, ◦Türkiye Raylı Sistem Araçları Sanayi A.Ş. (TÜRASAŞ) ile imzalanan Demiryolu Sinyalizasyon Sistemlerinin tedarikine yönelik sözleşme, ◦Yurt içi bir müşteri ile kara araçları faydalı yüklerinin tedarikine yönelik sözleşme. • 2025 Yılının 2. Çeyreği ◦Uluslararası bir müşteri ile deniz platformlarına yönelik imzalanan radar, silah, hava savunma ve veri bağı sistemlerinin tedarikine yönelik sözleşme, ◦Uluslararası bir müşteri ile imzalanan askeri haberleşme sistemlerinin tedarikine yönelik sözleşme, ◦Uluslararası bir müşteri ile imzalanan güdüm kitleri ve haberleşme sistemlerinin tedarikine yönelik sözleşme, ◦Türkiye Raylı Sistem Araçları Sanayi A.Ş. (TÜRASAŞ) ile imzalanan hızlı trenlerde kullanılacak alt sistemlerin tedarikine yönelik sözleşme, ◦BMC Savunma Sanayi ve Ticaret A.Ş. ile imzalanan kara araçları faydalı yüklerinin tedarikine yönelik sözleşme. • 2025 Yılının 3. Çeyreği ◦Uluslararası bir müşteri ile hava savunma sistemlerinin doğrudan satışına ilişkin sözleşme, ◦Uluslararası bir müşteri ile radar ve güdümlü mühimmat sistemlerinin tedarikine yönelik sözleşme, ◦Uluslararası bir müşteri ile radar ve komuta kontrol sistemlerinin tedarikine yönelik sözleşme, ◦Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı ile imzalanan Hava Savunma Sistemlerinin tedarikine yönelik sözleşme, ◦Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı ile imzalanan Elektronik Harp, İHA Önleme ve Yeni Nesil Havan Tevcih Sistemlerinin tedarikine yönelik sözleşme, ◦Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı ile imzalanan Yeni Nesil Ağ Tabanlı Askeri Haberleşme Sistemlerinin tedarikine yönelik sözleşme. • 2025 Yılının 4. Çeyreği ◦NATO üyesi bir müşteri ile imzalanan Elektronik Harp Sistemlerinin doğrudan satışına ilişkin sözleşme, ◦Uluslararası bir müşteri ile imzalanan Hava Savunma Sistemlerinin doğrudan satışına ilişkin sözleşme, ◦Uluslararası bir müşteri ile imzalanan Uzaktan Komutalı Silah Sistemleri, Haberleşme, Radar, Elektro-Optik ve Elektronik Harp Sistemlerinden oluşan faydalı yüklerin tedarikine yönelik sözleşme, ◦Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı ile imzalanan Hava Savunma Sistemlerinin tedarikine yönelik sözleşme, ◦Askeri Fabrika ve Tersane İşletme A.Ş. (ASFAT) ile imzalanan deniz platformları savaş sistemlerine yönelik sözleşme, ◦Yurt içinde kullanıma yönelik Medikal Görüntüleme Sistemlerinin tedarikine yönelik sözleşme. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Denizcilik Zirvesi İlk Kez Cruise Gemisinde Haber

Denizcilik Zirvesi İlk Kez Cruise Gemisinde

15–18 Nisan 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilecek zirve, ilk kez deniz üzerinde, kapalı devre bir iş ağı formatında düzenlenecek. Klasik konferans ve fuar konseptlerinden ayrışan bu yeni yapı, sektör temsilcilerini aynı platformda kesintisiz bir etkileşim ortamında bir araya getirmeyi hedefliyor. Program kapsamında katılımcılar aynı gemide buluşturularak 72 saatlik kapalı devre bir iş ağı ortamı oluşturulacak. Önceden planlanmış B2B görüşmeler, sektör panelleri ve birebir temas alanları sayesinde satın almacılar ile tedarikçilerin doğrudan ve verimli bağlantılar kurması hedefleniyor. Organizasyon çerçevesinde Selectum Blu Cruises filosunda yer alan Blu Sapphire gemisi, dört gün boyunca tamamen zirveye tahsis edilecek. Etkinlikte 90’ın üzerinde küresel satın almacı ile 120’den fazla tedarikçinin yer alması planlanırken, 44 farklı alt sektörden 200’ü aşkın şirketin katılım göstermesi bekleniyor. “Kruvaziyer Sadece Turizm Değil, Stratejik Bir İş Platformu” Cruise gemilerinin yalnızca turizm değil, aynı zamanda yüksek verimli ticari buluşmalar için de stratejik bir zemin sunduğunu belirten Sea Genesis Group yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Yazıcı, “Cruise gemileri yalnızca tatil konseptiyle değerlendirilmemeli. Doğru planlama ile bu platformlar yüksek verimli ticari organizasyonlara ev sahipliği yapabilir. Denizcilik sektörünün paydaşlarını deniz üzerinde buluşturmak hem sembolik hem de stratejik bir adımdır” dedi. GİSBİR Ana Sponsorluğunda GİSBİR (Türkiye Gemi İnşa Sanayicileri Birliği) ana sponsorluğunda düzenlenen PERCON, önceki yıllarda İstanbul ve Şarm El-Şeyh’te gerçekleştirilmişti. 2026 organizasyonu ise Çeşme çıkışlı Bodrum ve Rodos rotasında yapılacak. Katılımcı listesinde Türkiye’nin önde gelen tersaneleri, armatörlük şirketleri, savunma sanayi temsilcileri ve deniz ekipman tedarikçileri yer alıyor. Deniz üstünde gerçekleştirilecek bu yeni modelin, Türk denizcilik sektörünün uluslararası iş bağlantılarını güçlendirmesi ve kruvaziyer altyapısının ticari organizasyonlarda daha etkin kullanılmasının önünü açması bekleniyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Eti Alüminyum’dan 400 Milyon Dolarlık Haddehane Yatırımı Haber

Eti Alüminyum’dan 400 Milyon Dolarlık Haddehane Yatırımı

Türkiye’nin tek birincil alüminyum üreticisi olan Eti Alüminyum, yeni haddehane yatırımıyla savunma sanayi başta olmak üzere ülkemizin ihtiyaç duyduğu yüksek nitelikli ürün üretim kabiliyetine sahip olacak. Konya Seydişehir’de 400 milyon dolarlık yatırımla kurulan sıcak ve soğuk hadde ürünlerinin üretileceği haddehaneyle bu tesisi besleyecek yeni dökümhane, yassı alüminyum ürünlerinde 600 milyon dolarlık ithalatın önüne geçecek. Haddehanenin 2027’nin ilk çeyreğinde üretime başlaması hedefleniyor. Geleneksel hale gelen iftar yemeğinde açıklamalarda bulunan Eti Alüminyum Genel Müdürü Mehmet Arkan, “Alüminyum artık yalnızca bir sanayi girdisi değil; savunmadan enerjiye, ileri teknolojiden yeşil dönüşüme kadar pek çok alanın stratejik yapı taşı. 2025 yılında odağımız, Eti Alüminyum’u bu dönüşümün merkezinde konumlandıracak üretim ve teknoloji altyapısını güçlendirmek oldu. Haddehane yatırımımız, Ar-Ge projelerimiz ve yeşil enerji hamlelerimizle bugün attığımız adımların, önümüzdeki yıllarda daha yüksek katma değer, daha güçlü rekabet ve daha sürdürülebilir bir sanayi yapısı yaratacağına inanıyoruz. Bu vizyonla, Eti Alüminyum’u yalnızca bugünün değil, geleceğin ihtiyaçlarına da cevap verebilen bir üretim gücü haline getirmeyi hedefliyoruz” diye konuştu. ÜRETİM KAPASİTESİ 250 BİN TONU BULACAK Eti Alüminyum’un 1.700 kişiye istihdam sağladığını hatırlatan Arkan, şirketin 53 yıllık geçmişinden edindiği bilgi birikimi ile çalışmalarını sürdürdüğünü ifade etti. Eti Alüminyum’un 2005 yılından bu yana Cengiz Holding çatısı altında büyüdüğünü kaydeden Arkan, “Geride bıraktığımız 21 yılda Konya’ya çok önemli yatırımlar yaptık. Şu anda içinde dökümhane ve haddehanenin bulunduğu devam eden yatırımlarımızın toplam tutarı 400 milyon dolar civarında. Ne mutlu bize ki bu yıl yapımını tamamlayıp, gelecek yıl ilk ürünlerini alacağımız haddehanemizle ülkemizin savunma sanayisine daha yüksek katma değerli ürün sunar hale geleceğiz. Ülkemizin yerli kaynaklarla üretim kapasitesine çok önemli bir katkı sunacağız. Haddehanemiz ilk etapta 100 bin tonluk üretim kapasitesine sahip olacak. Bunu 250 bin tona kadar çıkarabileceğiz. Böylece Türkiye’nin yassı alüminyum ürünlerde ithalata olan bağımlılığının azaltarak, yıllık yaklaşık 600 milyon dolarlık ithalatın önüne geçeceğiz. Bu yolla Seydişehir’de uzun vadeli istihdam ile ekonomik hareketliliği destekleyeceğiz” dedi. İNCE HİDRATTA İHRACAT HEDEFLİ YATIRIM Eti Alüminyum’da devam eden diğer yatırımlar hakkında da bilgi veren Arkan, şöyle devam etti: “Haddehanede hem sıcak ve hem de soğuk hadde ürünlerini üretebileceğiz. Aynı zamanda haddehaneyi besleyecek bir dökümhane yatırımımız da devam ediyor. Geçtiğimiz yıl duyurduğumuz özel alüminada üretimimizle artık ticari satışlara başladık. Öte yandan kablo üretimi için önemli bir girdi olan ince hidrat üretimimizde de kapasitemizi artırmayı hedefliyoruz. Ülkemizin yıllık ihtiyacının 25 bin ton olduğu ince hidratta kapasiteyi 10 bin tondan 35 bin tona çıkararak ihracata da başlayacağız.” DÜNYAYA ÖRNEK MODEL İLE PATENT ALDI Şirketin Türkiye’nin önde gelen sanayi kuruluşlarından biri olarak Ar-Ge yatırımlarına da ara vermeden devam ettiğine değinen Arkan, “Hatırlayacağınız üzere biz boksit madeninden lityum karbonat üretimi ile ilgili dünyada ilk çalışmaları yapan şirket biziz. Bu başarı Cengiz Holding çatısı altındaki tüm şirketlerin üretim sonrası arta kalan maddelere atık değil artık madde gözüyle bakma stratejisinden ve döngüsel ekonomiye olan inancından kaynaklanıyor. Sizin de yakından takip ettiğiniz üzere lityum karbonat üretim faaliyetlerimizin patentini aldık. Bu başarı için tüm çalışma arkadaşlarımı yürekten kutluyorum” diye konuştu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.