Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Şeffaflık

Kapsül Haber Ajansı - Şeffaflık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Şeffaflık haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

BCG ve Dünya Altın Konseyi: Dijital Altında 700 Milyar Dolarlık Fırsat Haber

BCG ve Dünya Altın Konseyi: Dijital Altında 700 Milyar Dolarlık Fırsat

Küresel yönetim danışmanlığı şirketi Boston Consulting Group (BCG) ve Dünya Altın Konseyi'nin (World Gold Council) birlikte hazırladığı “Digital Gold: Unlocking a $700-Billion Opportunity’’ başlıklı rapor, altın piyasasında dijitalleşmenin yeni bir büyüme alanı sunduğunu gösteriyor. 12 ülkeden 12 bini aşkın bireysel yatırımcıyla gerçekleştirilen araştırma ve 20 sektör uzmanıyla yapılan görüşmelere dayanan rapora göre, bugün 45–55 milyar dolar büyüklüğündeki küresel dijital altın pazarı temel senaryoda yıllık ortalama yüzde 27 büyüyerek 2031 yılında 160–170 milyar dolara ulaşabilir. Olumlu senaryoda ise bu büyüklüğün 270–280 milyar dolara çıkabileceği belirtiliyor. Araştırma, dijital altına yönelik yatırımcı ilgisinin mevcut pazar büyüklüğünün çok ötesinde bir potansiyele işaret ettiğini ortaya koyuyor. Yatırımın önündeki temel engellerin kaldırılması halinde 700 milyar dolara varan potansiyel talebin açığa çıkabileceği hesaplanıyor. Bu büyüklük, 2031 yılına yönelik bir pazar tahminini değil, mevcut nüfus ve servet düzeyleri üzerinden hesaplanan ve belirli bir hedef yılı bulunmayan toplam potansiyel talebi ifade ediyor. Raporda dijital altın pazarı, güvenli saklama koşullarında tutulan fiziksel altına dayalı dijital token'lar ile fiziksel altının üçüncü taraf saklama kuruluşlarında muhafaza edildiği dijital altın hesaplarını kapsıyor. Dijital altının geleceği, teknolojik gelişmelerin yanı sıra finansal kuruluşların, altyapı sağlayıcılarının ve düzenleyici otoritelerin yatırımcı güvenini güçlendirecek ortak standartlar oluşturmasına bağlı olacak. Güven, erişim, kullanım alanları ve maliyet koşullarının düzenlenmesi gerekiyor Araştırmaya katılan yatırımcıların yaklaşık yüzde 90'ı, gerekli koşulların sağlanması halinde dijital altına yatırım yapmayı düşünebileceğini belirtiyor. Ancak bu ilginin yatırıma dönüşmesini sınırlayan dört temel unsur bulunuyor: güven, erişim, kullanım alanları ve maliyet. Araştırma, özellikle tüketicinin korunması, şeffaflık, yatırımın fiziksel altınla desteklendiğinin doğrulanması ve gerektiğinde fiziksel altına dönüşüm imkânının yatırım kararlarında belirleyici olduğunu gösteriyor. BCG modellemesi dört koşulun yerine getirilmesi ile dijital altına yatırım yapanlarda yüzde 13 artış kaydedileceğini gösteriyor BCG'nin modellemesine göre bu dört engelin (güven, erişim, fayda ve maliyet) aşılması, dijital altına yatırım yapanların oranında 13 yüzde puan, yatırım portföylerinde dijital altına ayrılan payda ise 2,5 yüzde puan oranında artırabilir. Bu koşulların birlikte gerçekleşmesi halinde, mevcut nüfus ve servet düzeyleri üzerinden hesaplanan toplam potansiyel talep 700 milyar dolara ulaşabilir. Bankacılık uygulamaları dijital altının yaygınlaşmasında önemli rol oynuyor Araştırma, yatırımcıların hâlihazırda kullandıkları ve güvendikleri finansal kanallara erişimin, dijital altın yatırımlarının yaygınlaşmasında önemli bir etken olduğunu ortaya koyuyor. Çin, Hindistan ve Endonezya gibi pazarlarda dijital altının bankacılık uygulamaları, ödeme platformları ve çok amaçlı dijital uygulamalar üzerinden sunulduğu daha gelişmiş dağıtım ortamlarında, dijital altın sahibi yatırımcıların oranı daha az gelişmiş pazarlara kıyasla yedi kata kadar yüksek seviyelere ulaşabiliyor. Dijital kanallar, daha küçük tutarlarla yatırım yapılmasına olanak sağlayarak altına erişimi de kolaylaştırıyor. Dijital altın pazarındaki büyüme hâlihazırda ivme kazanıyor. Fiziksel altına dayalı dijital token'ların toplam piyasa değeri, 2024 sonundan bu yana beş kat artarak yaklaşık 6 milyar dolara ulaştı. Tokenize altının 2026 yılının ilk çeyreğindeki kümülatif spot işlem hacmi ise 90 milyar doları aşarak 2025 yılının tamamındaki işlem hacmini geride bıraktı. Dijital altın geleneksel altın talebini büyütebilir çünkü dijital altın pazarındaki potansiyel talebin yaklaşık yüzde 65'i daha önce altına yatırım yapmamış kişilerden geliyor Rapora göre dijital altın pazarındaki potansiyel talebin yaklaşık yüzde 65'i daha önce altına yatırım yapmamış kişilerden geliyor. Mevcut dijital altın yatırımcılarının yüzde 52'si de ilk dijital altın alımlarından önce herhangi bir biçimde altın sahibi olmadığını belirtiyor. Bu grubun yüzde 92'sinin daha sonra diğer altın yatırım araçlarını da satın almış olması, dijital ürünlerin fiziksel altın ve diğer altın yatırım biçimlerine geçişte yeni bir giriş noktası oluşturabileceğine işaret ediyor. Araştırmanın temel senaryosuna göre, 2031 yılına kadar altın piyasasına yaklaşık 95 milyar dolarlık gerçekten yeni talep eklenebilir. Genç yatırımcıların ilgisi daha yüksek, 25–34 yaş grubunda dijital altın ürünlerini bilenlerin oranı yüzde 50'ye ulaşırken, 55 yaş ve üzerinde bu oran yüzde 23 seviyesinde Araştırma, dijital altına ilişkin farkındalığın genç yatırımcılar arasında daha yüksek olduğunu gösteriyor. 25–34 yaş grubunda dijital altın ürünlerini bilenlerin oranı yüzde 50'ye ulaşırken, 55 yaş ve üzerindeki yatırımcılarda bu oran yüzde 23 seviyesinde kalıyor. Bu bulgular, yatırım ürünlerinin dijital kanallar üzerinden erişilebilir hale gelmesinin yeni nesil yatırımcıların finansal piyasalara katılımını destekleyebileceğini ortaya koyuyor. BCG: Altının fiziksel niteliği, dijital dünyadaki güvenilirliğinin temelini oluşturabilir BCG Yönetici Direktörü ve Ortağı Urs Rahne, araştırmaya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Altının, fiziksel niteliğine rağmen değil, tam da bu niteliği sayesinde dünyanın en güvenilir dijital varlığı olma potansiyeline sahip olduğu düşüncesiyle bu çalışmayı gerçekleştirdik. Araştırmamız hem bu fırsatın büyüklüğüne ilişkin güvenimizi pekiştirdi hem de potansiyelin hayata geçirilebilmesi için neler yapılması gerektiğini daha net anlamamızı sağladı.” Dünya Altın Konseyi CEO'su David Tait ise dijital altına yönelik yatırımcı ilgisinin güçlü olduğunu, ancak bu ilginin büyük ölçekli talebe dönüşebilmesi için güvenilir bir altyapıya ihtiyaç duyulduğunu vurguladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Acer EMEA, Avrupa’daki Okullarda Yapay Zekanın Sorumlu Bir Şekilde Benimsenmesine Öncülük Ediyor Haber

Acer EMEA, Avrupa’daki Okullarda Yapay Zekanın Sorumlu Bir Şekilde Benimsenmesine Öncülük Ediyor

Acer for Education, 2026/2027 eğitim-öğretim yılında da Birleşik Krallık, Danimarka, İtalya ve Bulgaristan’da hayata geçirilen pilot projelerden edinilen deneyimi temel alarak Avrupa’daki okullarda yapay zekanın sorumlu biçimde benimsenmesine yön vermeyi sürdürüyor. Acer, aynı zamanda eğitime yönelik ChromeOS tabanlı dizüstü bilgisayar pazarında Avrupa’da birinci sırada yer alıyor. Context’in 2026 yılının ikinci çeyreğine ait verilerine göre Acer, 66 binden fazla cihaz satarak yüzde 33,8 pazar payına ulaştı. ChromeOS, öğrencilerin, öğretmenlerin ve eğitim kurumlarının günlük ihtiyaçlarını karşılayan yönetim kolaylığı, güvenlik, dayanıklılık ve pil ömrü gibi cihaz özellikleri sayesinde okullarda özellikle ilgi görüyor. Edinilen deneyim ve elde edilen sonuçlar, yapay zekanın öğretmenler için materyallerin hazırlanması ve kişiselleştirilmesinden öğrencilerin desteklenmesine kadar eğitime verimli bir şekilde entegre edilebileceğini doğruluyor. Bu deneyimler, önümüzdeki yıllarda da sürecek bir büyüme yolculuğunun parçası olarak yeni projelerin geliştirilmesine ve giderek daha fazla okulda ve Avrupa ülkesinde yaygınlaştırılmasına somut bir zemin oluşturuyor. Acer EMEA Ticari Pazarlama ve Pazara Giriş Direktörü Cristina Pez konuyla ilgili olarak şunları söyledi: “Yapay zeka, öğrencilerin farklı öğrenme seviyelerine uygun dersler ve içerikler hazırlamalarında öğretmenlere destek olarak ve pek çok idari görevi otomatikleştirerek öğretmenlerin işini dönüştürebilir. Bu da öğretmenlerin, gençlerin gelecekte ihtiyaç duyacakları beceri ve yetenekleri geliştirirken onlara destek olmak gibi gerçekten önemli olan şeylere daha fazla odaklanmasını sağlıyor. Acer for Education; eğitimi, güvenliği ve sorumlu kullanımı inovasyonla buluşturan yaklaşımını bir kez daha ortaya koyuyor." Bu kararlılık, halihazırda devam eden bir dönüşümün parçasını oluşturuyor. Avrupa Okul Eğitimi Platformu’nun 2026’da yayımladığı araştırmaya göre ankete katılan eğitim profesyonellerinin yüzde 81’i işinde yapay zekayı kullanıyor, yüzde 73’ü ise yapay zekayı en azından kısmen ders ve öğretim materyali hazırlamak için kullanıyor. Birleşik Krallık’ta Acer, Brighton Hill Community School’da Intel Core Ultra işlemcilerden güç alan ve Microsoft Copilot ile donatılan yeni bir TravelMate cihaz filosunu kullanıma sunarak öğretmenlere sunum, ders planı ve yaratıcı yazarlık materyalleri hazırlamanın yanı sıra içerikleri özel eğitim ihtiyacı olan öğrencilerin gereksinimlerine göre uyarlayabilecekleri araçlar sağladı. Bu deneyim, kaynak hazırlamaya ve tekrarlayan işlere harcanan zamanı azaltırken öğretimin daha fazla kişiselleştirilmesine de olanak tanıdı. İtalya’da Acer for Education, International School of Bologna’da Google for Education, Intel ve C2 Group ile birlikte Acer Chromebook Plus Spin 714, Google Workspace for Education ve Gemini for Education’a dayanan bir pilot proje yürüttü. Girişim, okulun yapay zekayı içerik kişiselleştirmeden öğretmenler arası iş birliğine ve verimliliğe kadar öğretimi destekleyen bir araç olarak test etmesini sağlarken öğrenmeyi her öğrencinin bireysel ihtiyaçlarına uyarlamanın yeni yollarını keşfetmesine de olanak tanıdı. Okulun idari süreçlerini de kapsayan proje, Google ekosisteminin kullanımını öğretimin ötesine taşıdı ve idari işlerin sadeleşmesine katkı sağladı. Danimarka’da şirket, sınıfta doğrudan uygulanabilecek pratik yapay zeka kullanım senaryoları geliştirmeyi amaçlayan ve öğretmenlerle birlikte yürütülen iş birliğine dayalı atölye çalışmalarını destekledi. Bu yaklaşım, öğretmenleri yalnızca eğitimin değil, yeni öğretim metodolojilerinin birlikte oluşturulmasının da merkezine yerleştiriyor. Bulgaristan’da Acer, Center for Creative Training ve Intel ile iş birliği içinde Sofya’daki Second English High School’da açılan ülkenin ilk yapay zeka laboratuvarının kurulmasına katkıda bulundu. Acer Chromebook Plus Spin 714 cihazları ve Intel Skills for Innovation programı sayesinde öğrenciler ve öğretmenler, yenilikçi bir öğrenme ortamında yapay zekayı deneyimleyebiliyor ve geleceğe yönelik beceriler geliştirebiliyor. Bu tür deneyimler, Avrupa’daki eğitim sistemlerini etkileyen daha geniş çaplı bir dönüşümün parçasını oluşturuyor. European Schoolnet’in Aralık 2025’te yayımlanan “Okul Eğitiminde Yapay Zeka” (Artificial Intelligence in School Education) raporuna göre 23 eğitim sisteminden 13’ü yapay zekayı yüksek öncelikli görürken 7’si orta düzeyde öncelikli olarak değerlendiriyor. 20 eğitim sisteminde ise eğitimde yapay zekaya ilişkin politikalar, stratejiler, programlar veya ulusal yönergeler halihazırda uygulanıyor ya da geliştirilme aşamasında bulunuyor. Öğretmen becerilerinin güçlendirilmesi, analiz edilen 23 sistemin 22’si için kısa ve orta vadeli bir öncelik olarak öne çıkıyor. Şeffaflık da kritik bir rol oynuyor. Yapay zeka sistemlerinin nasıl çalıştığını anlamak, pasif kullanımdan kaçınmak ve bunun yerine eleştirel bir yaklaşım geliştirmek için temel bir gereklilik oluşturuyor. Risk yalnızca teknolojik değil, bilişsel bir boyut da taşıyor. Rehberlikten yoksun bir kullanım, düşünmede özerkliğin kaybolmasına yol açabilir. Bu nedenle yapay zeka eğitimi, yalnızca araçların kullanımını değil, bu araçların sınırlarını ve temelindeki mantığı anlamayı da kapsamalı. Cristina Pez sözlerini şöyle sürdürdü: “Bugün asıl risk, yapay zekayı benimsemekte değil, beklemekte yatıyor. Öğrenciler, çoğu zaman herhangi bir rehberlik olmadan yapay zekayı zaten kullanıyor. Bu nedenle öğretmen eğitimine öncelik vererek ve gelişmekte olan bu teknolojiyle deneyim kazanılabilecek güvenli ortamlar oluşturarak hemen başlamak büyük önem taşıyor. Asıl zorluk, okullara öğretmenleri işlerinde destekleyen ve aynı zamanda öğrencileri iş dünyasının geleceğinin gerektirdiği dijital ve çok yönlü becerileri geliştirmeye hazırlayan somut çözümler ve etkili araçlar sağlamaktan geçiyor. Ancak bu şekilde değişime gerçekten eşlik edebilen bir eğitim modeli inşa edebiliriz.” AB’nin yapay zekaya yaklaşımı da bugün tam olarak inovasyon ile sorumluluk arasındaki bu dengeyle şekilleniyor. Avrupa Yapay Zeka Yasası (AI Act), risk temelli bir düzenleyici çerçeve oluşturuyor ve yapay zekanın temel haklara, güvenliğe ve şeffaflığa uygun şekilde geliştirilip kullanılmasını sağlamaya yönelik gereklilikler ile sorumluluklar belirliyor. Okullar için bu, veri korumaya ve siber güvenliğe olduğu kadar bu teknolojileri kullanan kişilerin eğitimine de özen göstermek anlamına geliyor. Bu yolculuğun bir parçası olarak Acer for Education, eğitim sektörüne yönelik cihazlarını aralarında Microsoft ve Google’ın da bulunduğu dijital ekosistemin önde gelen iş ortakları tarafından geliştirilen yapay zeka platformlarıyla entegre ediyor. Windows işletim sistemli TravelMate dizüstü bilgisayarlar Copilot ve Microsoft Learning Zone eğitim araçları gibi çözümleri entegre ederken Acer Chromebook Plus cihazları, ChromeOS ve Google Workspace ortamında Gemini özelliklerinden yararlanacak şekilde tasarlandı. Bu yaklaşımla, okullara hem öğretmenlerin hem de öğrencilerin ihtiyaçlarını merkezde tutan ve donanım, işletim sistemi, uygulama ve yapay zeka araçlarının birlikte çalışabildiği bir teknoloji ortamı sunulması hedefleniyor. Öğrencileri ve öğretmenleri bu dönüşüme hazırlamanın önemi, Dünya Ekonomik Forumu’nun 2025 İşlerin Geleceği Raporu ile de teyit ediliyor. Rapora göre mevcut becerilerin yaklaşık yüzde 39’u 2030 yılına kadar dönüşüme uğrayacak. Bu bağlamda okullardan, dijital becerileri, eleştirel düşünmeyi ve yapay zekayı bilinçli ve sorumlu bir şekilde kullanma yetkinliğini geliştirmeleri bekleniyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TEGV’e Uluslararası Arenada Ödül Haber

TEGV’e Uluslararası Arenada Ödül

Rapor, LACP Vision Awards kapsamında Uluslararası STK Faaliyet Raporları kategorisinde Platinum Ödül alırken, dünya genelindeki en başarılı faaliyet raporları arasında 60. sırada, EMEA Bölgesi’nde ise 15. sırada yer aldı. Annual Report Competition (ARC) Awards International’da ise rapor, Kapak Tasarımı ve İç Tasarımı kategorilerinde Bronz Ödül kazandı. “Bir Çocuk Değişir, Türkiye Gelişir” mottosuyla çocukların nitelikli eğitimle buluşması için 31 yıldır çalışmalarını sürdüren Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı’nın (TEGV), “Bu Bir Değişim Çağrısıdır” sloganıyla hazırlanan 2025 Entegre Faaliyet Raporu, uluslararası arenada ödüllendirildi. TEGV’in kuruluşundan bu yana çocukların nitelikli eğitimle buluşması için yürüttüğü çalışmaları, 2025 yılı faaliyetlerini, yaratılan sosyal etkiyi ve geleceğe yönelik yol haritasını bütüncül bir bakış açısıyla ortaya koyan rapor, dünyanın önde gelen uluslararası iletişim ve raporlama yarışmalarından LACP Vision Awards’tan Uluslararası STK Faaliyet Raporları kategorisinde Platinum Ödül aldı. Rapor dünya genelinde en başarılı faaliyet raporları arasında 60. sırada, EMEA Bölgesi’nde en başarılı faaliyet raporları arasında 15. sırada ve Türkiye’de en başarılı 25 faaliyet raporu arasında yer aldı. Rapor, LACP Vision Awards kapsamında ayrıca Faaliyet Raporu Teknik Başarı Ödülü’ne layık görüldü. Dünyanın en büyük uluslararası faaliyet raporu yarışmalarından biri olan Annual Report Competition (ARC) Awards International’da da TEGV’in 2025 Entegre Faaliyet Raporu, Kapak Tasarımı ve İç Tasarımı kategorilerinde Bronz Ödül kazandı. “Bu Bir Değişim Çağrısıdır” temasıyla dönüşümün izleri 2025 Entegre Faaliyet Raporu, TEGV’in eğitim alanındaki çalışmalarını yalnızca bir yıllık faaliyetlerin aktarımı olarak değil; çocuklar, gönüllüler, bağışçılar, çalışanlar ve diğer paydaşlar açısından yaratılan değeri bütünsel bir çerçevede ele alıyor. “Bu Bir Değişim Çağrısıdır” teması üzerinden Vakfın çocukların bugünün yanı sıra hızla değişen yarının dünyasına hazırlanmasına yönelik yaklaşımı, eğitimde dönüşüm vizyonu ve gelecek dönem hedefleri bir arada sunuluyor. TEGV, raporun temel başlıklarından olan dijitalleşmeyi; çocukların merakını besleyen, öğrenmeyi derinleştiren ve her çocuğa kendi potansiyelini keşfetme alanı açan bir dönüşüm yolu olarak ele alıyor. Dijital platformlar ve teknoloji destekli öğrenme modelleriyle nitelikli eğitimi daha kapsayıcı, erişilebilir ve sürdürülebilir hale getirmeyi hedefleyen Vakıf, teknolojiyi insan dokunuşunun tamamlayıcısı olarak konumlandırıyor. Teknolojinin eğitimde sunduğu olanaklardan yararlanarak çocukların öğrenme deneyimlerini zenginleştirmek, eğitime erişimi desteklemek ve yeni nesil öğrenme ihtiyaçlarına yanıt vermek, TEGV’in dönüşüm yaklaşımının önemli unsurları arasında yer alıyor. TEGV Akademi ile öğrenme dijital ortamda da devam ediyor TEGV’in dijital dönüşüm yaklaşımının somut örneklerinden biri olan TEGV Akademi, çocuklar, veliler, gönüllüler ve eğitimciler için ücretsiz dijital öğrenme deneyimleri sunuyor. 2024 yılında hayata geçirilen ve sürekli geliştirilen dijital eğitim platformu, 21. yüzyıl becerilerini destekleyen etkileşimli ve oyunlaştırılmış içeriklerle çocuklar için keyifli bir öğrenme deneyimi sunuyor. Farklı yaş ve ihtiyaçlara yönelik içerikleriyle TEGV’in etkinlik noktalarındaki nitelikli eğitim faaliyetlerini dijital ortamda destekleyen Akademi; çocukların yalnızca bilgiye erişmesini değil, merak etme, düşünme, üretme, problem çözme ve öğrendiklerini günlük yaşamla ilişkilendirme becerilerini geliştirmesini hedefliyor. Bu yaklaşım doğrultusunda öğrenme, tek yönlü bir bilgi aktarımının ötesine taşınarak çocukların birlikte keşfettiği, merak ettiği, düşündüğü ve ürettiği bir deneyime dönüşüyor. Entegre raporlama yaklaşımıyla yaratılan değer bütünsel olarak ele alınıyor TEGV, 2018 yılından bu yana Entegre Faaliyet Raporları hazırlayarak Vakfın çalışmalarını yalnızca finansal veya operasyonel göstergeler üzerinden değil, yaratılan sosyal değer açısından da bütünsel bir yaklaşımla ele alıyor. Türkiye’de eğitim alanında Entegre Faaliyet Raporu yayımlayan ilk sivil toplum kuruluşu olan TEGV, raporlarını Uluslararası Entegre Raporlama Konseyi (IIRC) tarafından oluşturulan temel kavram ve prensipler doğrultusunda hazırlıyor. 2025 Entegre Faaliyet Raporu da TEGV’in faaliyetlerini, çocuklara ve topluma yönelik etkisini, gönüllülük gücünü, iş birliklerini, dijital dönüşüm çalışmalarını ve gelecek dönem hedeflerini tek bir çerçevede bir araya getiriyor. Raporlama yaklaşımını sürekli geliştiren TEGV, Entegre Faaliyet Raporlarını aynı zamanda içerik, tasarım, şeffaflık ve erişilebilirlik açısından kendini yenileyen bir iletişim aracı olarak konumlandırıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Aktif Bank İlk Entegre Raporu’nu Yayımladı Haber

Aktif Bank İlk Entegre Raporu’nu Yayımladı

Türkiye’nin en kapsamlı finansal teknolojiler ekosistemi olarak faaliyet gösteren Aktif Bank, 2020 yılından bu yana yayımladığı sürdürülebilirlik raporlarından sonra entegre raporlama yaklaşımına geçerek ilk ‘Entegre Raporu’nu hazırladı. Uluslararası Entegre Raporlama Çerçevesi esas alınarak hazırlanan rapor; finansal büyümeyi strateji, kurumsal yönetim, risk ve fırsatlar ile toplumsal ve çevresel etkilerle birlikte ele alıyor. Böylece bankanın kısa, orta ve uzun vadede nasıl değer yarattığını “Bugünden Aktif” yaklaşımıyla ortaya koyuyor. Raporda Aktif Bank’ın değer yaratma yaklaşımı, sürdürülebilirlik stratejisinin üç temel odağı üzerinden somut verilerle aktarılıyor. İnovasyon ve Ar-Ge alanında yapılan yüksek yatırım, artan dijital bankacılık müşteri portföyü ve bankanın 1.000’i aşkın API ile Türkiye’nin en zengin API platformu olmayı sürdürmesi öne çıkan başlıklar arasında yer alıyor. Toplumsal fayda alanında, Ekonomide Aktif Kadınlar programıyla 2022–2025 yılları arasında 5 bini aşkın kadının finansal sisteme katılımının desteklenmesi öne çıkıyor. Çevresel etki odağında ise Denizli’de devreye alınan 1,39 MW kapasiteli Güneş Enerjisi Santrali sayesinde genel müdürlük, tüm şubeler ve bağlı ortaklıklarının elektrik tüketiminden kaynaklanan Kapsam 2 sera gazı emisyonlarının pazar bazlı yöntemle I-REC sertifikaları aracılığıyla sıfırlaması ve toplam sera gazı emisyonlarının yüzde 53 oranında azaltılması dikkat çekiyor. “Yarattığımız değeri ve gelecek hedeflerimizi şeffaf şekilde ortaya koyduk” Aktif Bank Genel Müdürü Ayşegül Adaca Oğan konuyla ilgili olarak “İlk Entegre Raporumuz, yalnızca bir performans özeti değil; nasıl değer yarattığımızı, hangi alanlarda ilerlediğimizi ve geleceğe nasıl hazırlandığımızı ortaya koyan önemli bir çalışma. Aktif Bank olarak finans ve teknoloji alanındaki birikimimizi, sürdürülebilirlik ve toplumsal fayda odağımızla birlikte uzun vadeli değere dönüştürüyoruz. Bu yaklaşımla kaydettiğimiz ilerlemeyi ve gelecek hedeflerimizi, Entegre Raporumuzda şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleri doğrultusunda ortaya koyuyoruz. Önümüzdeki dönemde de ülkemiz ve faaliyet gösterdiğimiz tüm coğrafyalar için kalıcı değer yaratmaya devam edeceğiz” açıklamasında bulundu. Rapordan öne çıkan başlıklar Entegre Rapor, sürdürülebilirlik yönetişiminden müşteri deneyimi ve dijitalleşmeye, finansal kapsayıcılıktan iklim çalışmalarına kadar bankanın 2025 performansını ortak bir değer yaratma çerçevesinde sunuyor. Ayrıca UN Global Compact ve Kadının Güçlenmesi Prensipleri (WEPs) taahhütleri, kadın ve erkek çalışan temsilinde dengeli iş gücü yapısının korunarak kadın liderlik oranının yüzde 37’ye ulaşması ve kadınların ekonomik hayata katılımını destekleyen projeler, yeşil dönüşüm yatırımları ve iklim hedefleri doğrultusunda kaydedilen ilerlemeler de raporun öne çıkan başlıkları arasında yer alıyor. Entegre Rapor kapsamında seçili sürdürülebilirlik göstergeleri bağımsız sınırlı güvence kapsamına alınırken, TSRS Raporu’nda sürdürülebilirlik riskleri ve fırsatları entegre düşünce yaklaşımıyla değerlendiriliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İzocam, Sürdürülebilirlikte Öncülüğünü İkinci Raporuyla Güçlendirdi Haber

İzocam, Sürdürülebilirlikte Öncülüğünü İkinci Raporuyla Güçlendirdi

Türkiye yalıtım sektörünün kurucusu ve lider markası İzocam, sürdürülebilirlik alanındaki öncü yaklaşımını ikinci Sürdürülebilirlik Raporu ile bir kez daha ortaya koydu. Global Reporting Initiative (GRI) standartları doğrultusunda hazırlanan rapor; şirketin çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) performansını, sürdürülebilirlik hedefleri doğrultusunda kaydettiği ilerlemeyi ve gelecek dönem yol haritasını şeffaf bir şekilde paylaştı. Sürdürülebilirliğin İzocam'da artık ayrı bir proje değil, tüm iş süreçlerinin temelini oluşturan bir yönetim anlayışı haline geldiğini belirten İzocam Genel Direktörü Kerem Kürklü, "Üretimden Ar-Ge'ye, tedarik zincirinden insan kaynaklarına, ürün geliştirmeden dijital dönüşüme kadar tüm süreçlerimizi sürdürülebilirlik bakış açısıyla yönetiyoruz. Türkiye yalıtım sektöründe sürdürülebilirlik raporu yayımlayan ilk şirket olarak hazırladığımız ikinci raporumuz ise yalnızca bir raporlama çalışması değil; sürdürülebilirlik alanındaki kararlılığımızın, şeffaflık anlayışımızın ve sürekli gelişim yaklaşımımızın somut bir göstergesidir." diye konuştu. 2025 yılı sürdürülebilirlikte önemli adımların atıldığı bir dönem oldu İzocam'ın ikinci Sürdürülebilirlik Raporu'nda, 2025 yılında sürdürülebilir büyüme hedefleri doğrultusunda hayata geçirilen çalışmalar öne çıktı. Operasyonel verimliliği artırmaya yönelik yatırımlarını sürdüren şirket, üretim süreçlerinde gerçekleştirdiği iyileştirmelerle Kayseri tesisini sürdürülebilir üretim anlayışının örnek uygulama merkezlerinden biri haline getirdi. Üretim verimliliğini artıran, iş sağlığı ve güvenliği altyapısını uluslararası standartlar doğrultusunda güçlendiren ve kalite odaklı dönüşümü destekleyen çalışmalar öne çıktı. Bunun yanında ürünlerde Yaşam Döngüsü Analizi (LCA) ve Çevresel Ürün Beyanı (EPD) uygulamalarının yaygınlaştırılması, dijital dönüşüm projeleri ve çalışan gelişimine yönelik yatırımlar raporun öne çıkan başlıkları arasında yer aldı. Sürdürülebilirliği yalnızca üretim süreçleriyle sınırlı tutmayan İzocam; geliştirdiği ürünler, çalışanlarına yönelik uygulamalar ve toplumsal katkı projeleriyle bütüncül bir yaklaşım benimsiyor. Çalışan gelişimini destekleyen HYPE (Next Generation Program), liderlik akademileri ve wellbeing uygulamalarıyla insan odaklı dönüşümü güçlendiren şirket; İZODER'in enerji verimliliği seminerleri, İMSAD Sektör Buluşması ve Enerji Verimliliği Forumu gibi organizasyonlara verdiği desteklerle de sektörün sürdürülebilir dönüşümüne katkı sunuyor. Sosyal sorumluluk alanındaki çalışmalar kapsamında ise İzocam Yelken Takımı sponsorluğunu sürdüren şirket, 60'ıncı yılı dolayısıyla TEMA Vakfı aracılığıyla ve bayilerinin gönüllü desteğiyle hayata geçirilen "İzocam 60. Yıl Hatıra Ormanı" projesiyle sürdürülebilirlik anlayışını üretim faaliyetlerinin ötesine taşıyarak doğaya ve gelecek nesillere değer yaratma vizyonunu somut bir projeyle ortaya koydu. 2050 net sıfır hedefi doğrultusunda çalışmalar sürüyor Sürdürülebilirlik stratejilerini karbon emisyonlarının azaltılması, su tüketiminin düşürülmesi ve döngüsel ekonominin yaygınlaştırılması olmak üzere üç temel öncelik üzerine inşa ettiklerini ifade eden Kerem Kürklü, "2050 yılına kadar net sıfır karbon emisyonuna ulaşmayı, 2030 yılına kadar su tüketimimizi yüzde 50 azaltmayı ve geri dönüştürülemeyen atık miktarını sıfıra indirmeyi hedefliyoruz. Bu doğrultuda üretim süreçlerimizi sürekli geliştirirken, enerji verimliliğimizi artırıyor, yenilenebilir enerji kullanımını yaygınlaştırıyor ve döngüsel ekonomi yaklaşımını tüm operasyonlarımıza entegre ediyoruz. Dijitalleşme ve yapay zekâ yatırımlarımızı da yalnızca operasyonel verimlilik sağlayan teknolojiler olarak değil, çevresel etkimizi azaltan önemli dönüşüm araçları olarak değerlendiriyoruz" dedi. İzocam olarak sürdürülebilirliği yalnızca geleceğe yönelik bir vizyon değil; her gün attıkları somut adımlarla değer yaratan, ölçülebilir ve hesap verebilir bir yönetim anlayışı olarak gördüklerini vurgulayan Kerem Kürklü, sözlerini şöyle tamamladı: "Sürdürülebilirliği tüm faaliyetlerimizin merkezine yerleştirerek çevresel sorumluluk, ekonomik değer yaratma, enerji verimliliğini destekleme, ülkemizin enerji bağımsızlığına katkı sağlama ve toplumsal faydayı birlikte ele alıyoruz. Yenilikçi ürünlerimiz, verimli üretim anlayışımız, güçlü insan kaynağımız ve paydaşlarımızla geliştirdiğimiz uzun soluklu iş birlikleriyle, düşük karbonlu ekonomiye geçişe liderlik etmeyi ve geleceğin daha güvenli, daha verimli ve daha sürdürülebilir yapılarına değer katmayı kararlılıkla sürdüreceğiz." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Lenzing, Tekstilin Yolculuğunu İzlenebilir Kılıyor Haber

Lenzing, Tekstilin Yolculuğunu İzlenebilir Kılıyor

Tekstil sektöründe sürdürülebilirlik kadar, kullanılan hammaddenin gerçekten beyan edildiği kaynaktan gelip gelmediğinin doğrulanabilmesi de önem kazanıyor. Lenzing, TENCEL™ Lyocell ve Modal elyaflarında kullandığı özel tanımlama teknolojisi ve dijital izlenebilirlik çözümleriyle hammaddeden nihai ürüne uzanan karmaşık tekstil tedarik zincirinde şeffaflığı destekliyor.Bir kıyafetin etiketi, ürünün hikâyesinin yalnızca görünen yüzü. O etiketin arkasında ham maddeden üretim ve tedarik süreçlerine kadar çok sayıda aşama ve aktörün yer aldığı uzun bir zincir bulunuyor. Tekstil sektörünün bu çok katmanlı yapısı, markaların kullandıkları malzemelerin kaynağını ve orijinalliğini doğrulayabilmesini her zamankinden daha önemli hale getiriyor.Yenilenebilir ağaç ham maddesinden elde edilen sürdürülebilir özel elyaf çözümleriyle tekstil ve inovasyon sektörünün öncü tedarikçilerinden Lenzing, geliştirdiği elyaf tanımlama ve izlenebilirlik çözümleriyle bu ihtiyaca yanıt veriyor. TENCEL™ Lyocell ve Modal elyafları, özel bir tanımlama teknolojisiyle üretilerek tekstil üretiminin farklı aşamalarından geçtikten sonra dahi tanınabilir ve orijinalliği doğrulanabilir hale geliyor.Orijinalliği DoğrulanabiliyorLenzing'in izlenebilirlik yaklaşımının temelinde, elyafın kendisine kadar uzanan fiziksel doğrulama bulunuyor. TENCEL™ Lyocell ve Modal elyafları, üretim sırasında özel bir moleküler işaretleyici ile tanımlanıyor.Bu teknoloji sayesinde elyaflar ipliğe, ardından kumaşa ve nihai tekstil ürününe dönüştürüldükten sonra bile TENCEL™ markalı elyafların varlığı ve orijinalliği doğrulanabiliyor. Böylece izlenebilirlik yalnızca belge veya beyana dayalı bir süreç olmaktan çıkarak malzemenin kendisi üzerinden de destekleniyor. Tekstil üretiminin çok sayıda işlemden oluşan yapısı düşünüldüğünde bu özellik, tedarik zincirindeki güven açısından önemli bir avantaj sunuyor.Fiziksel Doğrulamadan Dijital İzlenebilirliğeLenzing'in yaklaşımı fiziksel elyaf tanımlamayla sınırlı kalmıyor. Dijital izlenebilirlik çözümleri de tedarik zinciri boyunca bilgi akışını ve şeffaflığı destekleyerek elyaftan nihai ürüne uzanan yolculuğun daha görünür hale gelmesine katkıda bulunuyor.Fiziksel tanımlama teknolojisi malzemenin orijinalliğinin doğrulanmasına olanak verirken, dijital izlenebilirlik yaklaşımı tedarik zincirinin farklı aşamalarındaki bilgilerin birbirine bağlanmasını destekliyor. Böylece fiziksel ve dijital doğrulama birbirini tamamlayarak hem üreticiye hem de tüketicilere ürettikleri ya da giydikleri ürünün süreçlerinde güven ortamı sunuyor. Bu bütünsel yaklaşım, tekstilde giderek önem kazanan “Bu ürün hangi malzemeden üretildi?” ve “Kullanılan elyaf gerçekten beyan edilen elyaf mı?” sorularına daha şeffaf ve doğrulanabilir yanıtlar verilmesine yardımcı oluyor. Markalar İçin Güven, Tüketiciler İçin Şeffaflık Tedarik zincirindeki aktör sayısı arttıkça malzemelerin kaynağının ve orijinalliğinin doğrulanması da zorlaşabiliyor. Lenzing'in elyaf tanımlama teknolojisi, markaların ve perakendecilerin ürünlerinde orijinal TENCEL™ elyaflarının kullanıldığını doğrulayabilmesine olanak tanıyor.Bu doğrulama kabiliyeti aynı zamanda markaların kendilerini ve tüketicilerini sahte ürün ve yanlış malzeme beyanlarına karşı daha iyi koruyabilmesine katkıda bulunuyor. Böylece izlenebilirlik, yalnızca tedarik zincirinin operasyonel bir konusu olmaktan çıkarak marka güveninin de önemli bir unsuru haline geliyor. Rekabet Gücünün Bir Parçası Avrupa Yeşil Mutabakatı kapsamında hayata geçirilen AB Sürdürülebilir ve Döngüsel Tekstil Stratejisi, 2030 yılına kadar Avrupa pazarındaki tüm tekstil ürünlerinin uzun ömürlü, geri dönüştürülebilir ve tehlikeli maddelerden arındırılmış olmasını zorunlu kılıyor. Bu da tekstil üreticilerini izlenebilir ve doğrulanabilir elyaflar kullanma konusunda teşvik ediyor. Artık yalnızca daha düşük çevresel etkiye sahip malzemeler geliştirmek değil, bu malzemelerin kaynağını ve tedarik zincirindeki yolculuğunu ortaya koyabilmek de önem kazanıyor.Lenzing'in fiziksel elyaf tanımlama teknolojisini dijital izlenebilirlik çözümleriyle destekleyen yaklaşımı, hammaddeden nihai tekstil ürününe uzanan süreçte güven ve şeffaflık için güçlü bir temel oluşturuyor. Çünkü tekstilde geleceğin güveni, yalnızca ürünün etiketinde ne yazdığıyla değil, o bilginin doğrulanabilir olmasıyla şekilleniyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Multinet Up, Etik ve İtibar Derneği (TEİD) Üyesi Oldu Haber

Multinet Up, Etik ve İtibar Derneği (TEİD) Üyesi Oldu

Şirket, üyelik kapsamında etik ve uyum alanındaki iyi uygulamaları takip etmeyi, çalışanlarının bu alandaki farkındalık ve yetkinliklerini geliştirmeyi ve farklı sektörlerden kurumlarla bilgi ve deneyim paylaşımını artırmayı hedefliyor. Yemek kartından akaryakıt çözümüne, kurumsal hediyeden kurumsal seyahat platformuna kadar farklı ihtiyaçlara uygun hizmet sunan Multinet Up, Etik ve İtibar Derneği’ne (TEİD) kurumsal üye oldu. 1,5 milyondan fazla kart kullanıcısı, 50 bini aşkın kurumsal müşterisi ve 130 binden fazla anlaşmalı noktasıyla faaliyet gösteren şirket, üyeliği etik ve uyum yaklaşımını sürekli geliştirme ve sürdürülebilir iş yapma kültürünü güçlendirme hedefinin bir parçası olarak konumlandırıyor. 2010 yılında Türkiye’de iş etiği ve uyum standartlarının yaygınlaştırılması amacıyla kurulan TEİD, Mart 2026 itibarıyla 250’ye yakın kurumsal üyesiyle iş dünyasında etik ve itibarı güçlendirmeye yönelik çalışmalar yürütüyor. Derneğin üyeleri, Türkiye Cumhuriyeti Gayrisafi Milli Hasılası’nın yüzde 17’sini oluşturan ve yaklaşık 2,5 milyon kişiye istihdam sağlayan yerli ve yabancı sermayeli şirketlerden oluşuyor. TEİD, Birleşmiş Milletler Global Compact ve OECD’nin yolsuzlukla mücadele alanındaki uluslararası standartlarıyla uyumlu çalışmalarıyla yüksek etik ilkelerin kurumların iş yapma kültürüne yerleşmesini destekliyor. Multinet Up, TEİD üyeliğiyle etik ve uyum alanındaki güncel yaklaşımlar ve iyi uygulamalardan daha etkin biçimde yararlanmayı; kurum içindeki farkındalık ve yetkinlikleri geliştirmeyi planlıyor. Farklı sektörlerden şirketlerle kurulacak bilgi ve deneyim paylaşımının da şirketin kurumsal yönetişim yaklaşımının gelişimine katkı sağlaması hedefleniyor. Multinet Up, bu süreçte edineceği bilgi ve deneyimi kendi ekosistemine taşırken iş dünyasında güven, şeffaflık, hesap verebilirlik ve sürdürülebilir iş kültürünün güçlenmesine katkıda bulunmayı amaçlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

LG, Smart Tv’lerde Gizlilik Yaklaşımına Açıklık Getirdi Haber

LG, Smart Tv’lerde Gizlilik Yaklaşımına Açıklık Getirdi

LG Electronics, son dönemde Smart TV’lerin çalışma şekli ve kullanıcı gizliliğine ilişkin gündeme gelen bazı iddialar üzerine, LG Smart TV’lerde kullanılan özelliklerin nasıl çalıştığı ve kullanıcıların sahip olduğu gizlilik kontrolleri hakkında açıklamada bulundu. LG Smart TV’ler kullanıcıların ortam konuşmalarını sürekli olarak kaydetmiyor veya iletmiyor. Ses tanıma özelliği varsayılan olarak kapalı bulunuyor ve yalnızca kullanıcı tarafından etkinleştirildiğinde çalışıyor. Konuşmanın metne dönüştürülmesi işlemi, kullanıcının uzaktan kumandadaki sesli komut tuşuna basması veya desteklenen modellerde başlangıç komutunun algılanmasıyla başlıyor. Başlangıç komutunun algılanmasına yönelik işlem TV üzerinde yerel olarak gerçekleştiriliyor. Başlangıç komutu algılanmadığında ses metne dönüştürülmüyor, kaydedilmiyor veya LG sunucularına iletilmiyor. Kullanıcının Eller Serbest Sesli Kontrol özelliğini etkinleştirdiği desteklenen modellerde TV, bekleme modundayken yalnızca başlangıç komutunun algılanmasına yönelik olarak çalışabiliyor. Başlangıç komutu algılanmadığında ilgili ses TV üzerinde yerel olarak işleniyor, hemen siliniyor ve LG sunucularına iletilmiyor. Sesli etkileşim yalnızca kullanıcı tarafından başlatıldığında devreye giriyor ve bu süreçte ses tanıma sonuçları ile ilgili teknik kayıtlar oluşturulabiliyor. Bu kayıtlar yalnızca ilgili sesli etkileşimle bağlantılı oluyor; aktif bir ses tanıma oturumu dışında ortam konuşmaları kaydedilmiyor veya saklanmıyor. Ses verileri, TV çevrimdışıyken daha sonra iletilmek üzere saklanmıyor ve bağlantı yeniden kurulduğunda LG sunucularına gönderilmiyor. Ses tanıma etkinleştirildiğinde TV, kullanıcının talebini işlemek üzere geçici bir ses tanıma oturumu başlatıyor. Konuşma algılanmaması halinde oturum yaklaşık 10 saniye sonra otomatik olarak sona ererken, ses tanıma oturumları her durumda yaklaşık 18 saniyelik azami süreyle sınırlı tutuluyor. Kullanıcılar ses tanıma gibi isteğe bağlı özellikleri TV ayarları üzerinden yönetebiliyor veya devre dışı bırakabiliyor. Desteklenen modellerde TV’nin dahili mikrofonu fiziksel mikrofon anahtarı üzerinden de kapatılabiliyor. Otomatik İçerik Tanıma özelliği Türkiye’de kullanılmıyor Otomatik İçerik Tanıma, desteklendiği ülkelerde izlenen içeriğin tanımlanmasına yardımcı olmak amacıyla, ekran görüntüsü, ekran kaydı, video veya ses kaydı toplamak yerine TV’nin dahili ses işlemcisinden yararlanarak içeriğin dijital bir parmak izini oluşturan isteğe bağlı bir özellik olarak sunuluyor. Otomatik İçerik Tanıma özelliği Türkiye pazarı için aktifleştirilmemiştir. Bu nedenle Otomatik İçerik Tanıma ile ilişkili veriler Türkiye’de toplanmamakta veya işlenmemektedir. Cihaz bağlantısı ve keşfi nasıl çalışıyor? LG Smart TV’ler, kullanıcıların TV’ye bağladığı veya TV ile birlikte kullandığı uyumlu harici cihazları tanımak ve bu cihazlarla iletişim kurmak için cihaz keşfi işlevlerinden yararlanabiliyor. Bu işlev; set üstü kutular, DVD oynatıcılar, oyun konsolları ve IoT cihazları gibi cihazların tanınmasını, bağlanmasını ve kontrol edilmesini destekliyor. Cihaz keşfi işlevi aracılığıyla tespit edilen bilgiler, bağlantıyla ilgili özellikleri desteklemek amacıyla kullanılıyor; hane profillemesi, cihazlar arası hedefleme veya reklam segmentasyonu amacıyla kullanılmıyor. Kullanıcı kontrolü ve gizlilik ön planda LG, isteğe bağlı hizmet ve özelliklerde kullanıcı onayını esas alan bir yaklaşım benimsiyor. Kullanıcılar ses tanıma ve ilgi alanına dayalı reklamcılık gibi isteğe bağlı özellikleri kullanıp kullanmayacaklarına karar verebiliyor ve tercihlerini TV ayarları üzerinden istedikleri zaman yönetebiliyor. İsteğe bağlı özelliklerin kullanılmaması, temel Smart TV işlevlerinden yararlanılmasını engellemiyor. Kullanıcılar yayın uygulamaları, canlı TV, HDMI ile bağlı cihazlar, yazılım güncellemeleri ve diğer temel Smart TV özelliklerini kullanmaya devam edebiliyor. LG ayrıca ses verilerinin ve ortam sesine ilişkin verilerin reklam hizmetleri kapsamında LG Ad Solutions’a sağlanmadığının altını çiziyor. Güvenlik sürekli olarak geliştiriliyor LG, kullanıcı gizliliğinin korunmasını ürün ve hizmetlerinin tasarımında temel ilkelerden biri olarak benimsiyor. Şirket; şeffaflık, kullanıcı tercihi, bilgilendirilmiş onay ve sürekli iyileştirme ilkeleri doğrultusunda gizlilik ve güvenlik kontrollerini geliştirmeye devam ediyor. LG, olası güvenlik açıklarının belirlenmesi ve giderilmesi amacıyla bağımsız güvenlik araştırmacılarıyla çalışıyor ve bir Güvenlik Açığı Ödül Programı yürütüyor. Bildirilen güvenlik sorunlarını düzenli olarak inceleyen şirket, gerekli durumlarda yazılım ve güvenlik güncellemeleri geliştiriyor. Kullanıcıların TV’lerini mevcut en güncel yazılımla güncel tutmaları ve güvenlik güncellemeleri kullanıma sunulduğunda yüklemeleri öneriliyor. LG, ürün destek politikaları ve geçerli gereklilikler kapsamında, desteklenen TV modellerine ilgili webOS platform sürümünün ilk yayınlanmasından itibaren beş yıla kadar güvenlik güncellemesi sağlıyor. LG Electronics, kullanıcılarına seçim hakkı, şeffaf bilgi ve güçlü güvenlik önlemleri sunma yaklaşımını sürdürürken; gizlilik kontrollerini geliştirmeye ve kullanıcıların Smart TV deneyimleri üzerindeki kontrolünü artırmaya devam ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.