Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Şeffaflık

Kapsül Haber Ajansı - Şeffaflık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Şeffaflık haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

LG, Smart Tv’lerde Gizlilik Yaklaşımına Açıklık Getirdi Haber

LG, Smart Tv’lerde Gizlilik Yaklaşımına Açıklık Getirdi

LG Electronics, son dönemde Smart TV’lerin çalışma şekli ve kullanıcı gizliliğine ilişkin gündeme gelen bazı iddialar üzerine, LG Smart TV’lerde kullanılan özelliklerin nasıl çalıştığı ve kullanıcıların sahip olduğu gizlilik kontrolleri hakkında açıklamada bulundu. LG Smart TV’ler kullanıcıların ortam konuşmalarını sürekli olarak kaydetmiyor veya iletmiyor. Ses tanıma özelliği varsayılan olarak kapalı bulunuyor ve yalnızca kullanıcı tarafından etkinleştirildiğinde çalışıyor. Konuşmanın metne dönüştürülmesi işlemi, kullanıcının uzaktan kumandadaki sesli komut tuşuna basması veya desteklenen modellerde başlangıç komutunun algılanmasıyla başlıyor. Başlangıç komutunun algılanmasına yönelik işlem TV üzerinde yerel olarak gerçekleştiriliyor. Başlangıç komutu algılanmadığında ses metne dönüştürülmüyor, kaydedilmiyor veya LG sunucularına iletilmiyor. Kullanıcının Eller Serbest Sesli Kontrol özelliğini etkinleştirdiği desteklenen modellerde TV, bekleme modundayken yalnızca başlangıç komutunun algılanmasına yönelik olarak çalışabiliyor. Başlangıç komutu algılanmadığında ilgili ses TV üzerinde yerel olarak işleniyor, hemen siliniyor ve LG sunucularına iletilmiyor. Sesli etkileşim yalnızca kullanıcı tarafından başlatıldığında devreye giriyor ve bu süreçte ses tanıma sonuçları ile ilgili teknik kayıtlar oluşturulabiliyor. Bu kayıtlar yalnızca ilgili sesli etkileşimle bağlantılı oluyor; aktif bir ses tanıma oturumu dışında ortam konuşmaları kaydedilmiyor veya saklanmıyor. Ses verileri, TV çevrimdışıyken daha sonra iletilmek üzere saklanmıyor ve bağlantı yeniden kurulduğunda LG sunucularına gönderilmiyor. Ses tanıma etkinleştirildiğinde TV, kullanıcının talebini işlemek üzere geçici bir ses tanıma oturumu başlatıyor. Konuşma algılanmaması halinde oturum yaklaşık 10 saniye sonra otomatik olarak sona ererken, ses tanıma oturumları her durumda yaklaşık 18 saniyelik azami süreyle sınırlı tutuluyor. Kullanıcılar ses tanıma gibi isteğe bağlı özellikleri TV ayarları üzerinden yönetebiliyor veya devre dışı bırakabiliyor. Desteklenen modellerde TV’nin dahili mikrofonu fiziksel mikrofon anahtarı üzerinden de kapatılabiliyor. Otomatik İçerik Tanıma özelliği Türkiye’de kullanılmıyor Otomatik İçerik Tanıma, desteklendiği ülkelerde izlenen içeriğin tanımlanmasına yardımcı olmak amacıyla, ekran görüntüsü, ekran kaydı, video veya ses kaydı toplamak yerine TV’nin dahili ses işlemcisinden yararlanarak içeriğin dijital bir parmak izini oluşturan isteğe bağlı bir özellik olarak sunuluyor. Otomatik İçerik Tanıma özelliği Türkiye pazarı için aktifleştirilmemiştir. Bu nedenle Otomatik İçerik Tanıma ile ilişkili veriler Türkiye’de toplanmamakta veya işlenmemektedir. Cihaz bağlantısı ve keşfi nasıl çalışıyor? LG Smart TV’ler, kullanıcıların TV’ye bağladığı veya TV ile birlikte kullandığı uyumlu harici cihazları tanımak ve bu cihazlarla iletişim kurmak için cihaz keşfi işlevlerinden yararlanabiliyor. Bu işlev; set üstü kutular, DVD oynatıcılar, oyun konsolları ve IoT cihazları gibi cihazların tanınmasını, bağlanmasını ve kontrol edilmesini destekliyor. Cihaz keşfi işlevi aracılığıyla tespit edilen bilgiler, bağlantıyla ilgili özellikleri desteklemek amacıyla kullanılıyor; hane profillemesi, cihazlar arası hedefleme veya reklam segmentasyonu amacıyla kullanılmıyor. Kullanıcı kontrolü ve gizlilik ön planda LG, isteğe bağlı hizmet ve özelliklerde kullanıcı onayını esas alan bir yaklaşım benimsiyor. Kullanıcılar ses tanıma ve ilgi alanına dayalı reklamcılık gibi isteğe bağlı özellikleri kullanıp kullanmayacaklarına karar verebiliyor ve tercihlerini TV ayarları üzerinden istedikleri zaman yönetebiliyor. İsteğe bağlı özelliklerin kullanılmaması, temel Smart TV işlevlerinden yararlanılmasını engellemiyor. Kullanıcılar yayın uygulamaları, canlı TV, HDMI ile bağlı cihazlar, yazılım güncellemeleri ve diğer temel Smart TV özelliklerini kullanmaya devam edebiliyor. LG ayrıca ses verilerinin ve ortam sesine ilişkin verilerin reklam hizmetleri kapsamında LG Ad Solutions’a sağlanmadığının altını çiziyor. Güvenlik sürekli olarak geliştiriliyor LG, kullanıcı gizliliğinin korunmasını ürün ve hizmetlerinin tasarımında temel ilkelerden biri olarak benimsiyor. Şirket; şeffaflık, kullanıcı tercihi, bilgilendirilmiş onay ve sürekli iyileştirme ilkeleri doğrultusunda gizlilik ve güvenlik kontrollerini geliştirmeye devam ediyor. LG, olası güvenlik açıklarının belirlenmesi ve giderilmesi amacıyla bağımsız güvenlik araştırmacılarıyla çalışıyor ve bir Güvenlik Açığı Ödül Programı yürütüyor. Bildirilen güvenlik sorunlarını düzenli olarak inceleyen şirket, gerekli durumlarda yazılım ve güvenlik güncellemeleri geliştiriyor. Kullanıcıların TV’lerini mevcut en güncel yazılımla güncel tutmaları ve güvenlik güncellemeleri kullanıma sunulduğunda yüklemeleri öneriliyor. LG, ürün destek politikaları ve geçerli gereklilikler kapsamında, desteklenen TV modellerine ilgili webOS platform sürümünün ilk yayınlanmasından itibaren beş yıla kadar güvenlik güncellemesi sağlıyor. LG Electronics, kullanıcılarına seçim hakkı, şeffaf bilgi ve güçlü güvenlik önlemleri sunma yaklaşımını sürdürürken; gizlilik kontrollerini geliştirmeye ve kullanıcıların Smart TV deneyimleri üzerindeki kontrolünü artırmaya devam ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Tezyapı İnşaat Kurucu Ortağı Kamber Tezik: Dün Çarık Giyen Babam, Bugün Görüntülü Telefon ile Konuşuyor Haber

Tezyapı İnşaat Kurucu Ortağı Kamber Tezik: Dün Çarık Giyen Babam, Bugün Görüntülü Telefon ile Konuşuyor

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? 1977 Tunceli doğumluyum. Kalabalık bir ailede büyüdüm. Zorluklarının yanında bana kattıkları da değerli.10 kişi aynı tencereden yemek yerseniz, paylaşmayı öğrenirsiniz. Öyle bir yoksulluk vardı ki, bir kaşığı ya da bardağı iki kardeş sırasıyla kullanırdık. Bir yudum o alırdı, bir yudum ben. Bu imkansız gelebilir, ama böyleydi. Böyle olunca başkasının hakkına saygı duymayı öğreniyorsunuz. Ya da hakkı yenilen, buna karşı bir direnç gösteriyor. Bu da esasen bir mücadele ruhu veriyor ???? Babam, bütün bu imkânsızlıklara rağmen eğitime çok önem veren biriydi. Şartlarımız kolay değildi, ama çocuklarını okutmaktan hiçbir zaman vazgeçmedi, başardı da. Çoğumuz okuduk. Kariyerinizde bugünlere gelene kadar hangi önemli dönüm noktalarını yaşadınız? Hayatımın en önemli dönüm noktalarından biri kesinlikle gazeteciliğe başladığım gündür. Aslında oraya gelene kadar da kolay bir yolculuğum olmadı. Ailemin bizi okutacak maddi imkânı yoktu. Bu nedenle hem çalıştım hem okudum. Gazeteciliğe başlangıcım da biraz böyle oldu. Düşünün; 1988 yılında televizyonla tanıştım, 1996 yılında kalkıp gazetecilik yapmaya çalışıyorum. Üstelik beni oraya gönderen, aracı olan ya da referans veren hiç kimse de yok. Bir gün kendi başıma, çat kapı gazeteye gittim ve “Ben köşe yazarlığı ya da muhabirlik için başvurmak istiyorum” dedim. Tabii hemen, “Dur bakalım, köşe yazarlığı için ciddi bir birikim gerekir. Sen önce muhabirlikten başla” dediler. İşin ilginç tarafı, o gün muhabirlik yapabilecek birikime de sahip değilim. Ama öyle bir cesaret ve özgüven var. Biraz da öğrenciliğin verdiği rahatlık var. Çünkü bir şekilde anketörlük yaparak bile hayatımı idame ettiriyorum. Daha sonra haber müdürümüz bana, “Bugüne kadar buraya kendi başına gelip bu şekilde başvuran ilk kişisin” demişti. Sanırım benim o cesaretim onun da hoşuna gitmişti ve böylece gazetecilik serüvenim başladı. Gazetecilik benim için sadece bir meslek olmadı, adeta ikinci bir okul oldu. Çok farklı insanları, kurumları ve sektörleri tanıma fırsatı buldum. Araştırmayı, soru sormayı, gözlemlemeyi ve en önemlisi insanı anlamayı orada öğrendim. Bugün iş hayatında aldığım kararlarda, insanlarla kurduğum ilişkilerde ve yöneticilik anlayışımda gazeteciliğin bana kazandırdığı o bakış açısının çok büyük payı olduğunu düşünüyorum. Sizin için 'başarı'yı tanımlar mısınız? Sizi diğerlerinden farklı kılan ve başarınızı sağlayan kişisel stratejiler neler? Aslında hayat bir koşudur. Burada başarı da esasında başladığın ile geldiğin nokta arasındaki mesafedir. Dikkat edilecek esas şudur: Kimisi hazır bir yolda ilerlerken, kimi bir yol bulmaya ya da bir yol açmaya çalışıyor. Emin olun, inanırsanız başarırsınız. Sadece hazır bir yolda ilerleyene karşı, bir yol bulmanız gerekiyorsa, ona göre biraz daha fazla çalışacaksınız. Zorlukla karşılaştığınız her an Hannibal’e atfedilen şu sözü hatırlayın: Ya bir yol bulacağız ya bir yol yapacağız. Başarıya giden yolda karşılaştığınız en büyük zorluk neydi ve bunu nasıl aştınız? Size şartlardan şikâyet etmek yerine, o şartlardan bir fikir, bir fırsat çıkarmanın güzel bir hikayesini anlatacağım: Gazetecilikten sonra bir kafe açmaya karar vermiştik. Bir miktar paramız vardı ama hayal ettiğimiz kafeyi kurmaya yetecek kadar değildi. Bütçeyi yaptığımızda en büyük maliyetlerden birinin oturma grupları olduğunu gördük. O zaman kendi kendimize, “Madem yeni mobilya alacak paramız yok, bunu neden dezavantaj olarak görelim?” dedik. Kafenin adını “Eskici” koymaya karar verdik. Evlerimizdeki eski koltukları, sandalyeleri topladık, getirdik. Artık eski koltuklar fakirlikten değil, konseptten oradaydı. İnsanlar da yadırgamadı; tam tersine mekânın ruhunun bir parçası olarak gördüler. Fakat başka bir problemimiz daha vardı. Kafe ara sokaktaydı. İnsanların bizi bulması kolay olmayacaktı. Gazeteci refleksi ile bunun için de küçük bir fikir geliştirdik. Gelen müşterilerimizin siyah-beyaz fotoğraflarını çekiyor ve onlara hediye ediyorduk. Bir hafta sonra gelip alabiliyorlardı. Gelince de genellikle farklı kişilerle geliyorlar. Tekrar çekiyoruz, tekrar geliyorlar. Bu şekilde müşteri bağlanmış oldu. Ekonomik durumu iyi olmayan müşterilerimiz için de “askıda fiş” uygulamamız vardı. Parası olmayan biri gelip askıdan fişi alıyor, hesap öder gibi kasaya gidip fişi veriyor. Bu da insanların hoşuna gidiyor. Bir yıl sonra Eskici Kafe adres tariflerinde kullanılıyordu. Bugün, sizin konumunuza ulaşmak isteyen birisi için en kritik öneriniz ne olurdu? Başkasının yolunu bire bir takip etmeye çalışmayın. İlham alın ama kendi yolunuzu yapın. Başkasıyla aynı işi yaparsanız sadece mevcut pastadan pay alırsınız, ki bu kolay değil. Başarmak için ya yeni bir iş yapacaksınız ya da herkesin yaptığı bir işe fark katacaksınız. Liderlik anlayışınızı nasıl tanımlarsınız? Ekibinizi motive etmek ve yönlendirmek için hangi stratejileri benimsiyorsunuz? Esasında lider, timini iyi kuran bir komutandır. Bu komutan, ekibini doğru kişilerden seçmişse başarılı olma şansı yüksektir. Dolaysıyla ben liderliği her şeyi bilen, her işe müdahale eden kişi olmak olarak görmüyorum. Bana göre liderin en önemli görevi doğru insanları bir araya getirmek ve doğru işe doğru kişiyi vermektir. Liderin işi de bu yapının doğru çalışmasını sağlamaktır. İki şey çok önemserim ahlak ve şeffaflık. Bu insanların size güvenmesini sağlayacaktır. Güvenin olmadığı yerde, ekibi uzun süre bir arada tutmanız mümkün değildir. Ekibe sürekli ne yapmaları gerektiğini söylemek yerine onlara güvenmeli ve sorumluluk vermelisiniz. Başarıyı takdir etmeli, ödüllendirmeli ve kutlamalısınız. Bu motivasyonu arttırdığı gibi ekibe aidiyet duygusu da kazandırır. Şirketinizin vizyonu ve misyonu doğrultusunda önümüzdeki yıllara dair büyük hedefleriniz nelerdir? Esasında temel faaliyet alanımız inşaat. Dijital medya alanında bir şirketimiz var. Çok aktif değil. İnşaat tarafında hedefimiz sadece daha fazla proje yapmak değil. Daha nitelikli, teknolojiyi kullanan, çevreye ve insana karşı sorumluluğunu bilen işler ortaya koymak istiyoruz. Kendi enerji ve su ihtiyacının önemli bölümünü karşılayan deprem dayanıklılığı yüksek binalar yapmak istiyoruz. Maalesef ki mevzuat, kamu ve yerel yönetimler bu alanlarda çok geriden geliyor. Dijital medya tarafında ise dünya çok hızlı değişiyor. Özellikle yapay zekâ ile birlikte önümüzde bambaşka bir dönem açılıyor. Biz bu değişimi uzaktan izleyen değil, mümkün olduğunca erken anlayan ve işine adapte eden tarafta olmak istiyoruz. İçerik üretiminden iletişime, marka yönetiminden yeni dijital projelere kadar bu alanda ciddi bir büyüme potansiyeli görüyoruz. Tezyapı İnşaat olarak hangi alanlarda faaliyet gösteriyorsunuz? Hayata geçirdiğiniz projelerden, çalışma modelinizden ve sizi sektörde farklılaştıran yaklaşımınızdan bahseder misiniz? Tezyapı İnşaat olarak sektördeki faaliyetlerimizin iki temel ayağı var. Birincisi nitelikli tadilat ve renovasyon projeleri, ikincisi ise konut üretimi. Nitelikli tadilat tarafında Türkiye’nin iyi firmalarıyla iş ortaklığımız var. Anahtar teslim üstlendiğimiz taahhütlü işlerde, mimari, inşaat, elektrik ve mekanik süreçleri bir bütün olarak yönetiyoruz. İnşaat sektöründe işi yapacak insan bulabilirsiniz; fakat işi doğru planlayacak, farklı ekipleri aynı hedef doğrultusunda yönetecek, sahada ortaya çıkan sorunlara hızlı çözüm üretecek ve başladığı işi aynı kalite standardıyla teslim edecek profesyonel bir organizasyon bulmak o kadar kolay değil. Biz yıllar içerisinde bu açığı fark ettik ve tam olarak bunu oluşturmaya çalıştık. Bugün en büyük gücümüzün profesyonel ekiplerimiz, iş disiplinimiz ve oluşturduğumuz çalışma ahlak ve kültürü olduğunu düşünüyorum. Ekiplerimiz işini yaparken, “kendi işini yapıyormuş gibi” empati kurarak hareket ediyor. Yıllardır bu kültürü oluşturmaya çalıştık. Öte yandan kaliteyi ucuza satmıyoruz. Kalitenin bir bedeli varsa, bu işi yaptıran tarafından ödenmelidir. Zira, fiyatı aşağı çekmek istediğinizde, mutlaka bir yerden fedakârlık etmek zorundasınız. Malzemeden, işçilikten, zamandan, iş güvenliğinden ya da çalışanların çalışma koşullarından... Şunu biliyoruz: Bir yerde olağanüstü ucuz bir fiyat varsa, çoğu zaman görünmeyen bir bedel de vardır. O bedeli bazen kalitesiz malzemeyle yapı öder, bazen birkaç yıl sonra yeniden tadilat yaptırmak zorunda kalan işveren öder, bazen de emeğinin karşılığını alamayan çalışan öder. Biz Tezyapı olarak bu anlayışın dışında durmaya çalışıyoruz ve o bedeli başkasına ödetmek istemiyoruz. Nitelikli insanlarla çalışmanın, doğru malzeme kullanmanın, çalışanlarınıza insani çalışma koşulları sağlamanın, iş güvenliğinden taviz vermemenin ve işinizi zamanında teslim etmenin bir maliyeti var. Bunun da yapılan işin fiyatında bir karşılığı olması gerektiğine inanıyorum. Bu nedenle anahtar teslim projelerden en küçük tadilat işlerine kadar aynı anlayışla çalışıyoruz. Profesyonel ekiplerle, doğru malzemeyle, şeffaf teklif ve ihale süreçleriyle ilerliyoruz. Çalışanlarımızın insani koşullarda çalışmasını ve emeğinin karşılığını almasını da yaptığımız işin kalitesinden ayrı görmüyoruz. Faaliyetlerimizin ikinci ayağı olan konut üretiminde de aynı hassasiyeti gösteriyoruz… Ürettiğimiz konutlarda, özellikle statik anlamda, her zaman yerel yönetim standartlarının üzerinde durmaya çalıştık. Projede öngörülenin üzerinde, donatı ve beton kullandık, kullanıyoruz… Bunun yanında bir hayalimiz daha var: Kendi elektriğinin ve su ihtiyacının önemli bir bölümünü karşılayabilen, enerjiyi verimli kullanan akıllı yapılar üretmek. Bugün güneş enerjisinden yağmur suyunun geri kazanımına kadar bunun teknolojisi var. Bence burada yalnızca müteahhitlere değil, genel ve yerel yönetimlere de önemli bir sorumluluk düşüyor. Bazı standartların tercihe bırakılmaması, zaman içerisinde yapı mevzuatının doğal bir parçası haline getirilmesi gerekiyor. Öte yandan özellikle denetim süreçlerinde mevzuatın güncellenip saha gerçekleriyle uyumlu hale getirilmesi lazım. Aslında kağıt üzerinde baktığınızda, mevzuatın öngördüğü sistem doğru ve eksiksiz çalışsa, bir müteahhidin standartların dışında bir yapı üretmesi son derece zordur. Çünkü yapı ruhsatını belediye veriyor, projeler onaylanıyor, şantiye şefi atanıyor, yapı denetim kuruluşu sürece dahil oluyor. İnşaatın çeşitli aşamalarında kontroller yapılıyor, beton ve donatıyla ilgili test ve numune süreçleri yürütülüyor. Yapı tamamlandığında da gerekli şartları sağlaması halinde yapı kullanma izin belgesi veriliyor. Dolayısıyla aslında müteahhidin bu süreçlerde hiçbir dahli yok. O halde soru şu: Bütün bu mekanizmalara rağmen standart dışı yapılar nasıl ortaya çıkabiliyor? İşte gerçekte durum böyle değil. Şöyle ki paydaşları dahil edilmeden hazırlanan mevzuat sahanın gerçekleri pek uyuşmuyor. İstanbul'dan basit bir örnek vereyim. Şantiye Avcılar'da, o şantiyeyi denetlemesi gereken yapı denetim kuruluşu şehrin diğer ucunda, Tuzla'da olabiliyor. İstanbul trafiğini bilen herkes bunun pratikte ne anlama geldiğini bilir. Bu durumda, sahada denetim yapmayan yapı denetim elamanı, müteahhidi arıyor: “Abi, birkaç fotoğraf çekip gönder.” Bu durumda iş sadece müteahhidin insafına kalıyor…. Bir yapının güvenliği hiçbir zaman bu cümleye teslim edilmemeli Maraş depreminden sonra denetimler biraz daha sıkılaştırıldı, sistem daha sağlıklı hale geldi. Ama hala alınması gereken çok yol var. Örneğin şantiye şefi ataması: Bir şantiye şefi mühendis ya da mimar aynı zamanda beş şantiyede görevlendirme alabiliyor. İşin garip tarafı, bu şantiye şefi aynı zamanda tam zamanlı olarak bir firmada çalışabiliyor. Tam zamanlı bir firmada çalışan bir mimar ya da mühendisin, şefliğini yaptığı şantiyeyi denetleme şansı var mı? Bence kamunun artık kâğıt üzerinde doğru görünen sistemlerden çok, sahada uygulanabilir sistemler kurmaya odaklanması gerekiyor. Küresel ekonomik belirsizlikler ve rekabet ortamında şirketinizi nasıl konumlandırıyorsunuz? Yerel ve uluslararası pazarda fark yaratmak için ne yapıyorsunuz? Ekonomik belirsizlik, krizler aslında bizim gibi ülkelerde iş dünyasının yabancı olduğu bir durum değil. Yıllardır değişen ekonomik koşulların içerisinde iş yapmayı, gerektiğinde hızlı karar almayı ve şartlara uyum sağlamayı öğrendik. Belirsizlik dönemlerinde en büyük hatanın paniğe kapılmak olduğunu düşünüyorum. Böyle dönemlerde daha dikkatli olacaksınız ama hareket kabiliyetinizi de kaybetmeyeceksiniz. Krizler aslında bir tsunami ya da fırtına gibidir. Bu dönemde kendinizi korumaya alıp tehlikenin geçmesini beklemeniz gerekir. Rekabette fark yaratmanın sadece fiyatla mümkün olduğuna da inanmıyorum. Her zaman sizden daha düşük fiyat veren biri çıkabilir. Ama güven, kalite ve verdiğiniz sözün arkasında durmak kolay taklit edilebilen şeyler değil. Biz özellikle bu noktada farklılaşmak istiyoruz. Sürdürülebilirlik ve toplumsal fayda konusunda nasıl bir yaklaşım benimsiyorsunuz? İş dünyasının bu konudaki sorumluluğunu nasıl görüyorsunuz? Ben sürdürülebilirliği sadece çevreyle ilgili bir kavram olarak görmüyorum. Elbette ki faaliyetlerimizde doğaya karşı olan sorumluluğumuzun bilincindeyiz. Ama bana göre sürdürülebilirliğin bir de insani ve toplumsal tarafı var. Belki kendi hayat hikâyem nedeniyle bu konuya biraz daha hassas bakıyorum. İmkânları sınırlı bir aileden geldim. Hem çalışıp hem okumak zorunda kaldım. Dolayısıyla bazen bir insanın hayatının, karşısına çıkan küçücük bir fırsatla bile değişebileceğini biliyorum. Kafe işlettiğimiz yıllarda yaptığımız “askıda fiş” uygulaması aslında bunun çok küçük bir örneğiydi. Parası olmayan bir öğrenci gelip o fişle bir şey yiyip içebiliyordu. O zaman bunun adına sosyal sorumluluk demiyorduk. Sadece yapılması gereken doğru şeyin bu olduğunu düşünüyorduk. Bugün de bakışım çok değişmiş değil. Bir şirket para kazanacak, büyüyecek, istihdam yaratacak; bunlar zaten iş dünyasının doğasında var. Ama faaliyet gösterdiğiniz toplumdan kazanıyorsanız, o topluma karşı da bir sorumluluğunuz olduğunu düşünüyorum. Özellikle eğitim ve gençler konusunda iş dünyasının daha fazla sorumluluk alması gerektiğine inanıyorum. Çünkü her yetenekli genç hayata aynı imkânlarla başlamıyor. Bazen ihtiyacı olan şey para bile olmayabilir; bir eğitim fırsatı, bir staj, doğru bir insanla tanışmak ya da kendisine “Sen bunu yapabilirsin” denilmesidir. Dijitalleşme ve yapay zekâ gibi teknolojiler, iş modellerinizi nasıl dönüştürüyor? Bu değişime adapte olmak için nasıl bir yol izliyorsunuz? Dün çarık giyen babam, bugün görüntülü telefon ile konuşuyor. Bu bir yüzyıl içinde, inanılmaz bir dönüşüm. Bunu durdurmanız mümkün değil. O zaman adapte olmanız gerekir. Direnirseniz, yok olursunuz. Dolayısıyla mesele yapay zekânın hayatımıza girip girmeyeceği değil; bizim onu ne kadar doğru anlayıp kullanabileceğimiz. Esasında yapay zeka, malzeme kullanımından ihale süreçlerine kadar inanılmaz bir kolaylık sağlıyor. Ama doğru kullanmak ve insan tecrübesiyle birleştirmek şartıyla. Doğru kullanılmadığı zaman ciddi tehlikeleri olan da bir alan. Beni en fazla düşündüren konulardan biri, özellikle genç kuşakların düşünme ve üretme yeteneği üzerindeki etkisi. Gençler artık CV’sini bile yapay zekaya hazırlatıyor. Danimarka Eğitim Bakanlığı, bu konuda tedbirler aldı. Çünkü yanlış kullanıldığında, yapay zekanın, nesli ciddi şekilde tembelleştiren ve düşünme yetisini kaybetmesine yol açabilecek riskleri de var. Ben bunu navigasyona benzetiyorum. Navigasyon hayatımıza girmeden önce gittiğimiz yolları, sokakları, yönleri öğrenirdik. Bugün navigasyon olmadan yıllardır yaşadığı şehirde yolunu bulmakta zorlanan insanlar var. Çünkü kullanmadığımız bir yeteneğimizi zaman içerisinde kaybetmeye başlıyoruz. Yapay zekâda bunun çok daha büyük ölçekte yaşanma ihtimali var. Dün Çarık Giyen Babam, Bugün Görüntülü Telefon ile Konuşuyor. Bu Bir Yüzyıl İçinde, İnanılmaz Bir Dönüşüm Bugünün iş dünyasında başarılı olmak isteyen gençlere, kariyerlerini sağlam temeller üzerine inşa etmeleri için hangi kritik tavsiyeleri verirsiniz? Başarısız olmaktan korkmayın. Hiçbir şey yapmayan insanın başarılı ya da başarısız olma şansı yok. Başarısızlık, bir şeyler deneyen insanların karşılaştığı bir sonuçtur. Deneyin, kaybedebilirsiniz. Tekrar deneyin, yine kaybedebilirsiniz. Ama her denemede bir şey öğrenirsiniz. Bazen ne yapmanız gerektiğini, bazen de neyi bir daha asla yapmamanız gerektiğini öğrenirsiniz. O tecrübe zamanla sizin en büyük sermayeniz haline gelir. Bir gün bir yerde bir şey okumuştum: Deneyin batabilirsiniz, tekrar deneyin, biraz daha batabilirsiniz, tekrar deneyin. Biraz daha batabilirsiniz. En son dipten destek alıp yüzeye fırlayacaksınız. Esasında bütün özet bu. Hayatta bazen şartları seçemiyorsunuz ama o şartlar karşısında ne yapacağınızı seçebiliyorsunuz. Bir insan kaynakları eğitiminde, eğitmenin anlattığı ve esasında bakış açısını anlatan bir hikayeyi hatırladığım kadarıyla, sizinle paylaşmak isterim: İki satıcı, bir ada kabilesine ayakkabı satmaya gidiyor. Bakıyorlar ki kimse ayakkabı giymiyor. Satıcının biri geri bildirim yapıyor: Üretimi durdurun, burada kimsenin ayakkabıya ihtiyacı yok. Diğeri de “Üretimi arttırın. Burada herkesin ayakkabıya ihtiyacı var” diye bildiriyor. İşte iki farklı bakış açısı. Elinizde olmayanlara bakarak hayatınızı ertelemeyin. Elinizde olanlarla ne yapabileceğinize bakın. Paranız olmayabilir, çevreniz olmayabilir, ilk denemenizde yeterli bilginiz de olmayabilir. Öğrenebilirsiniz. Ama merakınız, çalışma isteğiniz ve bir kapıyı çalma cesaretiniz yoksa, en büyük imkânlara sahip olmanız bile sizi bir yere taşımayabilir. Bugünün gençlerinin bizim kuşağımızdan çok daha güçlü teknolojik imkânları var. Yapay zekâ bunların başında geliyor. Mutlaka kullansınlar, öğrensinler, hatta bizden çok daha iyi kullansınlar. Ama düşünme işini yapay zekâya bırakmasınlar. Öte yandan çok okusunlar, araştırsınlar, sorgulasınlar. Özellikle felsefe ve sosyoloji hayatlarının bir parçası olsun. Bu şekilde hem sorgulamayı öğrenir, hem de yaşadıkları toplumun temel davranış nedenlerini kavrayabilir ve stratejilerinizi ona göre geliştirebilirler.

Tezyapı İnşaat Kurucu Ortağı Kamber Tezik: Dün Çarık Giyen Babam, Bugün Görüntülü Telefon ile Konuşuyor Haber

Tezyapı İnşaat Kurucu Ortağı Kamber Tezik: Dün Çarık Giyen Babam, Bugün Görüntülü Telefon ile Konuşuyor

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? 1977 Tunceli doğumluyum. Kalabalık bir ailede büyüdüm. Zorluklarının yanında bana kattıkları da değerli.10 kişi aynı tencereden yemek yerseniz, paylaşmayı öğrenirsiniz. Öyle bir yoksulluk vardı ki, bir kaşığı ya da bardağı iki kardeş sırasıyla kullanırdık. Bir yudum o alırdı, bir yudum ben. Bu imkansız gelebilir, ama böyleydi. Böyle olunca başkasının hakkına saygı duymayı öğreniyorsunuz. Ya da hakkı yenilen, buna karşı bir direnç gösteriyor. Bu da esasen bir mücadele ruhu veriyor ???? Babam, bütün bu imkânsızlıklara rağmen eğitime çok önem veren biriydi. Şartlarımız kolay değildi, ama çocuklarını okutmaktan hiçbir zaman vazgeçmedi, başardı da. Çoğumuz okuduk. Kariyerinizde bugünlere gelene kadar hangi önemli dönüm noktalarını yaşadınız? Hayatımın en önemli dönüm noktalarından biri kesinlikle gazeteciliğe başladığım gündür. Aslında oraya gelene kadar da kolay bir yolculuğum olmadı. Ailemin bizi okutacak maddi imkânı yoktu. Bu nedenle hem çalıştım hem okudum. Gazeteciliğe başlangıcım da biraz böyle oldu. Düşünün; 1988 yılında televizyonla tanıştım, 1996 yılında kalkıp gazetecilik yapmaya çalışıyorum. Üstelik beni oraya gönderen, aracı olan ya da referans veren hiç kimse de yok. Bir gün kendi başıma, çat kapı gazeteye gittim ve “Ben köşe yazarlığı ya da muhabirlik için başvurmak istiyorum” dedim. Tabii hemen, “Dur bakalım, köşe yazarlığı için ciddi bir birikim gerekir. Sen önce muhabirlikten başla” dediler. İşin ilginç tarafı, o gün muhabirlik yapabilecek birikime de sahip değilim. Ama öyle bir cesaret ve özgüven var. Biraz da öğrenciliğin verdiği rahatlık var. Çünkü bir şekilde anketörlük yaparak bile hayatımı idame ettiriyorum. Daha sonra haber müdürümüz bana, “Bugüne kadar buraya kendi başına gelip bu şekilde başvuran ilk kişisin” demişti. Sanırım benim o cesaretim onun da hoşuna gitmişti ve böylece gazetecilik serüvenim başladı. Gazetecilik benim için sadece bir meslek olmadı, adeta ikinci bir okul oldu. Çok farklı insanları, kurumları ve sektörleri tanıma fırsatı buldum. Araştırmayı, soru sormayı, gözlemlemeyi ve en önemlisi insanı anlamayı orada öğrendim. Bugün iş hayatında aldığım kararlarda, insanlarla kurduğum ilişkilerde ve yöneticilik anlayışımda gazeteciliğin bana kazandırdığı o bakış açısının çok büyük payı olduğunu düşünüyorum. Sizin için 'başarı'yı tanımlar mısınız? Sizi diğerlerinden farklı kılan ve başarınızı sağlayan kişisel stratejiler neler? Aslında hayat bir koşudur. Burada başarı da esasında başladığın ile geldiğin nokta arasındaki mesafedir. Dikkat edilecek esas şudur: Kimisi hazır bir yolda ilerlerken, kimi bir yol bulmaya ya da bir yol açmaya çalışıyor. Emin olun, inanırsanız başarırsınız. Sadece hazır bir yolda ilerleyene karşı, bir yol bulmanız gerekiyorsa, ona göre biraz daha fazla çalışacaksınız. Zorlukla karşılaştığınız her an Hannibal’e atfedilen şu sözü hatırlayın: Ya bir yol bulacağız ya bir yol yapacağız. Başarıya giden yolda karşılaştığınız en büyük zorluk neydi ve bunu nasıl aştınız? Size şartlardan şikâyet etmek yerine, o şartlardan bir fikir, bir fırsat çıkarmanın güzel bir hikayesini anlatacağım: Gazetecilikten sonra bir kafe açmaya karar vermiştik. Bir miktar paramız vardı ama hayal ettiğimiz kafeyi kurmaya yetecek kadar değildi. Bütçeyi yaptığımızda en büyük maliyetlerden birinin oturma grupları olduğunu gördük. O zaman kendi kendimize, “Madem yeni mobilya alacak paramız yok, bunu neden dezavantaj olarak görelim?” dedik. Kafenin adını “Eskici” koymaya karar verdik. Evlerimizdeki eski koltukları, sandalyeleri topladık, getirdik. Artık eski koltuklar fakirlikten değil, konseptten oradaydı. İnsanlar da yadırgamadı; tam tersine mekânın ruhunun bir parçası olarak gördüler. Fakat başka bir problemimiz daha vardı. Kafe ara sokaktaydı. İnsanların bizi bulması kolay olmayacaktı. Gazeteci refleksi ile bunun için de küçük bir fikir geliştirdik. Gelen müşterilerimizin siyah-beyaz fotoğraflarını çekiyor ve onlara hediye ediyorduk. Bir hafta sonra gelip alabiliyorlardı. Gelince de genellikle farklı kişilerle geliyorlar. Tekrar çekiyoruz, tekrar geliyorlar. Bu şekilde müşteri bağlanmış oldu. Ekonomik durumu iyi olmayan müşterilerimiz için de “askıda fiş” uygulamamız vardı. Parası olmayan biri gelip askıdan fişi alıyor, hesap öder gibi kasaya gidip fişi veriyor. Bu da insanların hoşuna gidiyor. Bir yıl sonra Eskici Kafe adres tariflerinde kullanılıyordu. Bugün, sizin konumunuza ulaşmak isteyen birisi için en kritik öneriniz ne olurdu? Başkasının yolunu bire bir takip etmeye çalışmayın. İlham alın ama kendi yolunuzu yapın. Başkasıyla aynı işi yaparsanız sadece mevcut pastadan pay alırsınız, ki bu kolay değil. Başarmak için ya yeni bir iş yapacaksınız ya da herkesin yaptığı bir işe fark katacaksınız. Liderlik anlayışınızı nasıl tanımlarsınız? Ekibinizi motive etmek ve yönlendirmek için hangi stratejileri benimsiyorsunuz? Esasında lider, timini iyi kuran bir komutandır. Bu komutan, ekibini doğru kişilerden seçmişse başarılı olma şansı yüksektir. Dolaysıyla ben liderliği her şeyi bilen, her işe müdahale eden kişi olmak olarak görmüyorum. Bana göre liderin en önemli görevi doğru insanları bir araya getirmek ve doğru işe doğru kişiyi vermektir. Liderin işi de bu yapının doğru çalışmasını sağlamaktır. İki şey çok önemserim ahlak ve şeffaflık. Bu insanların size güvenmesini sağlayacaktır. Güvenin olmadığı yerde, ekibi uzun süre bir arada tutmanız mümkün değildir. Ekibe sürekli ne yapmaları gerektiğini söylemek yerine onlara güvenmeli ve sorumluluk vermelisiniz. Başarıyı takdir etmeli, ödüllendirmeli ve kutlamalısınız. Bu motivasyonu arttırdığı gibi ekibe aidiyet duygusu da kazandırır. Şirketinizin vizyonu ve misyonu doğrultusunda önümüzdeki yıllara dair büyük hedefleriniz nelerdir? Esasında temel faaliyet alanımız inşaat. Dijital medya alanında bir şirketimiz var. Çok aktif değil. İnşaat tarafında hedefimiz sadece daha fazla proje yapmak değil. Daha nitelikli, teknolojiyi kullanan, çevreye ve insana karşı sorumluluğunu bilen işler ortaya koymak istiyoruz. Kendi enerji ve su ihtiyacının önemli bölümünü karşılayan deprem dayanıklılığı yüksek binalar yapmak istiyoruz. Maalesef ki mevzuat, kamu ve yerel yönetimler bu alanlarda çok geriden geliyor. Dijital medya tarafında ise dünya çok hızlı değişiyor. Özellikle yapay zekâ ile birlikte önümüzde bambaşka bir dönem açılıyor. Biz bu değişimi uzaktan izleyen değil, mümkün olduğunca erken anlayan ve işine adapte eden tarafta olmak istiyoruz. İçerik üretiminden iletişime, marka yönetiminden yeni dijital projelere kadar bu alanda ciddi bir büyüme potansiyeli görüyoruz. Tezyapı İnşaat olarak hangi alanlarda faaliyet gösteriyorsunuz? Hayata geçirdiğiniz projelerden, çalışma modelinizden ve sizi sektörde farklılaştıran yaklaşımınızdan bahseder misiniz? Tezyapı İnşaat olarak sektördeki faaliyetlerimizin iki temel ayağı var. Birincisi nitelikli tadilat ve renovasyon projeleri, ikincisi ise konut üretimi. Nitelikli tadilat tarafında Türkiye’nin iyi firmalarıyla iş ortaklığımız var. Anahtar teslim üstlendiğimiz taahhütlü işlerde, mimari, inşaat, elektrik ve mekanik süreçleri bir bütün olarak yönetiyoruz. İnşaat sektöründe işi yapacak insan bulabilirsiniz; fakat işi doğru planlayacak, farklı ekipleri aynı hedef doğrultusunda yönetecek, sahada ortaya çıkan sorunlara hızlı çözüm üretecek ve başladığı işi aynı kalite standardıyla teslim edecek profesyonel bir organizasyon bulmak o kadar kolay değil. Biz yıllar içerisinde bu açığı fark ettik ve tam olarak bunu oluşturmaya çalıştık. Bugün en büyük gücümüzün profesyonel ekiplerimiz, iş disiplinimiz ve oluşturduğumuz çalışma ahlak ve kültürü olduğunu düşünüyorum. Ekiplerimiz işini yaparken, “kendi işini yapıyormuş gibi” empati kurarak hareket ediyor. Yıllardır bu kültürü oluşturmaya çalıştık. Öte yandan kaliteyi ucuza satmıyoruz. Kalitenin bir bedeli varsa, bu işi yaptıran tarafından ödenmelidir. Zira, fiyatı aşağı çekmek istediğinizde, mutlaka bir yerden fedakârlık etmek zorundasınız. Malzemeden, işçilikten, zamandan, iş güvenliğinden ya da çalışanların çalışma koşullarından... Şunu biliyoruz: Bir yerde olağanüstü ucuz bir fiyat varsa, çoğu zaman görünmeyen bir bedel de vardır. O bedeli bazen kalitesiz malzemeyle yapı öder, bazen birkaç yıl sonra yeniden tadilat yaptırmak zorunda kalan işveren öder, bazen de emeğinin karşılığını alamayan çalışan öder. Biz Tezyapı olarak bu anlayışın dışında durmaya çalışıyoruz ve o bedeli başkasına ödetmek istemiyoruz. Nitelikli insanlarla çalışmanın, doğru malzeme kullanmanın, çalışanlarınıza insani çalışma koşulları sağlamanın, iş güvenliğinden taviz vermemenin ve işinizi zamanında teslim etmenin bir maliyeti var. Bunun da yapılan işin fiyatında bir karşılığı olması gerektiğine inanıyorum. Bu nedenle anahtar teslim projelerden en küçük tadilat işlerine kadar aynı anlayışla çalışıyoruz. Profesyonel ekiplerle, doğru malzemeyle, şeffaf teklif ve ihale süreçleriyle ilerliyoruz. Çalışanlarımızın insani koşullarda çalışmasını ve emeğinin karşılığını almasını da yaptığımız işin kalitesinden ayrı görmüyoruz. Faaliyetlerimizin ikinci ayağı olan konut üretiminde de aynı hassasiyeti gösteriyoruz… Ürettiğimiz konutlarda, özellikle statik anlamda, her zaman yerel yönetim standartlarının üzerinde durmaya çalıştık. Projede öngörülenin üzerinde, donatı ve beton kullandık, kullanıyoruz… Bunun yanında bir hayalimiz daha var: Kendi elektriğinin ve su ihtiyacının önemli bir bölümünü karşılayabilen, enerjiyi verimli kullanan akıllı yapılar üretmek. Bugün güneş enerjisinden yağmur suyunun geri kazanımına kadar bunun teknolojisi var. Bence burada yalnızca müteahhitlere değil, genel ve yerel yönetimlere de önemli bir sorumluluk düşüyor. Bazı standartların tercihe bırakılmaması, zaman içerisinde yapı mevzuatının doğal bir parçası haline getirilmesi gerekiyor. Öte yandan özellikle denetim süreçlerinde mevzuatın güncellenip saha gerçekleriyle uyumlu hale getirilmesi lazım. Aslında kağıt üzerinde baktığınızda, mevzuatın öngördüğü sistem doğru ve eksiksiz çalışsa, bir müteahhidin standartların dışında bir yapı üretmesi son derece zordur. Çünkü yapı ruhsatını belediye veriyor, projeler onaylanıyor, şantiye şefi atanıyor, yapı denetim kuruluşu sürece dahil oluyor. İnşaatın çeşitli aşamalarında kontroller yapılıyor, beton ve donatıyla ilgili test ve numune süreçleri yürütülüyor. Yapı tamamlandığında da gerekli şartları sağlaması halinde yapı kullanma izin belgesi veriliyor. Dolayısıyla aslında müteahhidin bu süreçlerde hiçbir dahli yok. O halde soru şu: Bütün bu mekanizmalara rağmen standart dışı yapılar nasıl ortaya çıkabiliyor? İşte gerçekte durum böyle değil. Şöyle ki paydaşları dahil edilmeden hazırlanan mevzuat sahanın gerçekleri pek uyuşmuyor. İstanbul'dan basit bir örnek vereyim. Şantiye Avcılar'da, o şantiyeyi denetlemesi gereken yapı denetim kuruluşu şehrin diğer ucunda, Tuzla'da olabiliyor. İstanbul trafiğini bilen herkes bunun pratikte ne anlama geldiğini bilir. Bu durumda, sahada denetim yapmayan yapı denetim elamanı, müteahhidi arıyor: “Abi, birkaç fotoğraf çekip gönder.” Bu durumda iş sadece müteahhidin insafına kalıyor…. Bir yapının güvenliği hiçbir zaman bu cümleye teslim edilmemeli Maraş depreminden sonra denetimler biraz daha sıkılaştırıldı, sistem daha sağlıklı hale geldi. Ama hala alınması gereken çok yol var. Örneğin şantiye şefi ataması: Bir şantiye şefi mühendis ya da mimar aynı zamanda beş şantiyede görevlendirme alabiliyor. İşin garip tarafı, bu şantiye şefi aynı zamanda tam zamanlı olarak bir firmada çalışabiliyor. Tam zamanlı bir firmada çalışan bir mimar ya da mühendisin, şefliğini yaptığı şantiyeyi denetleme şansı var mı? Bence kamunun artık kâğıt üzerinde doğru görünen sistemlerden çok, sahada uygulanabilir sistemler kurmaya odaklanması gerekiyor. Küresel ekonomik belirsizlikler ve rekabet ortamında şirketinizi nasıl konumlandırıyorsunuz? Yerel ve uluslararası pazarda fark yaratmak için ne yapıyorsunuz? Ekonomik belirsizlik, krizler aslında bizim gibi ülkelerde iş dünyasının yabancı olduğu bir durum değil. Yıllardır değişen ekonomik koşulların içerisinde iş yapmayı, gerektiğinde hızlı karar almayı ve şartlara uyum sağlamayı öğrendik. Belirsizlik dönemlerinde en büyük hatanın paniğe kapılmak olduğunu düşünüyorum. Böyle dönemlerde daha dikkatli olacaksınız ama hareket kabiliyetinizi de kaybetmeyeceksiniz. Krizler aslında bir tsunami ya da fırtına gibidir. Bu dönemde kendinizi korumaya alıp tehlikenin geçmesini beklemeniz gerekir. Rekabette fark yaratmanın sadece fiyatla mümkün olduğuna da inanmıyorum. Her zaman sizden daha düşük fiyat veren biri çıkabilir. Ama güven, kalite ve verdiğiniz sözün arkasında durmak kolay taklit edilebilen şeyler değil. Biz özellikle bu noktada farklılaşmak istiyoruz. Sürdürülebilirlik ve toplumsal fayda konusunda nasıl bir yaklaşım benimsiyorsunuz? İş dünyasının bu konudaki sorumluluğunu nasıl görüyorsunuz? Ben sürdürülebilirliği sadece çevreyle ilgili bir kavram olarak görmüyorum. Elbette ki faaliyetlerimizde doğaya karşı olan sorumluluğumuzun bilincindeyiz. Ama bana göre sürdürülebilirliğin bir de insani ve toplumsal tarafı var. Belki kendi hayat hikâyem nedeniyle bu konuya biraz daha hassas bakıyorum. İmkânları sınırlı bir aileden geldim. Hem çalışıp hem okumak zorunda kaldım. Dolayısıyla bazen bir insanın hayatının, karşısına çıkan küçücük bir fırsatla bile değişebileceğini biliyorum. Kafe işlettiğimiz yıllarda yaptığımız “askıda fiş” uygulaması aslında bunun çok küçük bir örneğiydi. Parası olmayan bir öğrenci gelip o fişle bir şey yiyip içebiliyordu. O zaman bunun adına sosyal sorumluluk demiyorduk. Sadece yapılması gereken doğru şeyin bu olduğunu düşünüyorduk. Bugün de bakışım çok değişmiş değil. Bir şirket para kazanacak, büyüyecek, istihdam yaratacak; bunlar zaten iş dünyasının doğasında var. Ama faaliyet gösterdiğiniz toplumdan kazanıyorsanız, o topluma karşı da bir sorumluluğunuz olduğunu düşünüyorum. Özellikle eğitim ve gençler konusunda iş dünyasının daha fazla sorumluluk alması gerektiğine inanıyorum. Çünkü her yetenekli genç hayata aynı imkânlarla başlamıyor. Bazen ihtiyacı olan şey para bile olmayabilir; bir eğitim fırsatı, bir staj, doğru bir insanla tanışmak ya da kendisine “Sen bunu yapabilirsin” denilmesidir. Dijitalleşme ve yapay zekâ gibi teknolojiler, iş modellerinizi nasıl dönüştürüyor? Bu değişime adapte olmak için nasıl bir yol izliyorsunuz? Dün çarık giyen babam, bugün görüntülü telefon ile konuşuyor. Bu bir yüzyıl içinde, inanılmaz bir dönüşüm. Bunu durdurmanız mümkün değil. O zaman adapte olmanız gerekir. Direnirseniz, yok olursunuz. Dolayısıyla mesele yapay zekânın hayatımıza girip girmeyeceği değil; bizim onu ne kadar doğru anlayıp kullanabileceğimiz. Esasında yapay zeka, malzeme kullanımından ihale süreçlerine kadar inanılmaz bir kolaylık sağlıyor. Ama doğru kullanmak ve insan tecrübesiyle birleştirmek şartıyla. Doğru kullanılmadığı zaman ciddi tehlikeleri olan da bir alan. Beni en fazla düşündüren konulardan biri, özellikle genç kuşakların düşünme ve üretme yeteneği üzerindeki etkisi. Gençler artık CV’sini bile yapay zekaya hazırlatıyor. Danimarka Eğitim Bakanlığı, bu konuda tedbirler aldı. Çünkü yanlış kullanıldığında, yapay zekanın, nesli ciddi şekilde tembelleştiren ve düşünme yetisini kaybetmesine yol açabilecek riskleri de var. Ben bunu navigasyona benzetiyorum. Navigasyon hayatımıza girmeden önce gittiğimiz yolları, sokakları, yönleri öğrenirdik. Bugün navigasyon olmadan yıllardır yaşadığı şehirde yolunu bulmakta zorlanan insanlar var. Çünkü kullanmadığımız bir yeteneğimizi zaman içerisinde kaybetmeye başlıyoruz. Yapay zekâda bunun çok daha büyük ölçekte yaşanma ihtimali var. Dün Çarık Giyen Babam, Bugün Görüntülü Telefon ile Konuşuyor. Bu Bir Yüzyıl İçinde, İnanılmaz Bir Dönüşüm Bugünün iş dünyasında başarılı olmak isteyen gençlere, kariyerlerini sağlam temeller üzerine inşa etmeleri için hangi kritik tavsiyeleri verirsiniz? Başarısız olmaktan korkmayın. Hiçbir şey yapmayan insanın başarılı ya da başarısız olma şansı yok. Başarısızlık, bir şeyler deneyen insanların karşılaştığı bir sonuçtur. Deneyin, kaybedebilirsiniz. Tekrar deneyin, yine kaybedebilirsiniz. Ama her denemede bir şey öğrenirsiniz. Bazen ne yapmanız gerektiğini, bazen de neyi bir daha asla yapmamanız gerektiğini öğrenirsiniz. O tecrübe zamanla sizin en büyük sermayeniz haline gelir. Bir gün bir yerde bir şey okumuştum: Deneyin batabilirsiniz, tekrar deneyin, biraz daha batabilirsiniz, tekrar deneyin. Biraz daha batabilirsiniz. En son dipten destek alıp yüzeye fırlayacaksınız. Esasında bütün özet bu. Hayatta bazen şartları seçemiyorsunuz ama o şartlar karşısında ne yapacağınızı seçebiliyorsunuz. Bir insan kaynakları eğitiminde, eğitmenin anlattığı ve esasında bakış açısını anlatan bir hikayeyi hatırladığım kadarıyla, sizinle paylaşmak isterim: İki satıcı, bir ada kabilesine ayakkabı satmaya gidiyor. Bakıyorlar ki kimse ayakkabı giymiyor. Satıcının biri geri bildirim yapıyor: Üretimi durdurun, burada kimsenin ayakkabıya ihtiyacı yok. Diğeri de “Üretimi arttırın. Burada herkesin ayakkabıya ihtiyacı var” diye bildiriyor. İşte iki farklı bakış açısı. Elinizde olmayanlara bakarak hayatınızı ertelemeyin. Elinizde olanlarla ne yapabileceğinize bakın. Paranız olmayabilir, çevreniz olmayabilir, ilk denemenizde yeterli bilginiz de olmayabilir. Öğrenebilirsiniz. Ama merakınız, çalışma isteğiniz ve bir kapıyı çalma cesaretiniz yoksa, en büyük imkânlara sahip olmanız bile sizi bir yere taşımayabilir. Bugünün gençlerinin bizim kuşağımızdan çok daha güçlü teknolojik imkânları var. Yapay zekâ bunların başında geliyor. Mutlaka kullansınlar, öğrensinler, hatta bizden çok daha iyi kullansınlar. Ama düşünme işini yapay zekâya bırakmasınlar. Öte yandan çok okusunlar, araştırsınlar, sorgulasınlar. Özellikle felsefe ve sosyoloji hayatlarının bir parçası olsun. Bu şekilde hem sorgulamayı öğrenir, hem de yaşadıkları toplumun temel davranış nedenlerini kavrayabilir ve stratejilerinizi ona göre geliştirebilirler.

Bakırcı GYO Hisselerine Yoğun Talep Haber

Bakırcı GYO Hisselerine Yoğun Talep

Türkiye’nin önde gelen gayrimenkul şirketlerinden Bakırcı Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı (Bakırcı GYO) halka arz sonuçları açıklandı. İntegral Yatırım Menkul Değerler liderliğinde toplam 45 aracı kurumun katılımıyla 24-25-26 Ağustos 2026 tarihlerinde pay başına 12,93 TL fiyatla gerçekleşen halka arzın büyüklüğü yaklaşık 2 milyar 159 milyon 310 bin TL, şirketin halka açıklık oranı ise yüzde 25 olarak gerçekleşti. Halka arzda, şirket sermayesinin 501 milyon TL’den 668 milyon TL’ye yükseltilmesi nedeniyle 167 milyon TL nominal değerli paylar satışa sunuldu. Yurt içi bireysel ve yurt içi kurumsal yatırımcıların yoğun ilgi gösterdiği halka arz işlemine toplam 295 milyon 504 bin 285 TL tutarında nominal talep geldi. Böylece halka arz edilen toplam 167 milyon TL’lik nominal değerli paylara gelen talep miktarı, planlanan tahsisatın yaklaşık 1,77 katı olarak gerçekleşti. Yurt içi bireysel yatırımcılardan nominal 110 milyon 835 bin 293 TL, yurt içi kurumsal yatırımcılardan 17 milyon 408 bin 930 TL’lik talep gelirken, yüksek talepte bulunan yatırımcılardan planlanan tahsisatın yaklaşık 10 katı büyüklüğünde talep geldi. Yüksek talepte bulunan yatırımcılar kategorisinde; 167 milyon 260 bin 62 TL nominal tutarda talep gelirken, bunun yaklaşık yüzde 23,22’si, yani 38 milyon 777 bin 600 lot’luk bölümü karşılandı. Halk arzda; 501 bin 344 adet yurt içi bireysel yatırımcıya, 724 adet yüksek talepte bulunan yatırımcıya ve 22 adet yurt içi kurumsal yatırımcıya olmak üzere toplamda 502 bin 90 adet yatırımcıya dağıtım gerçekleştirildi. Dağıtıma esas tahsisat oranları ise yurt içi bireysel yatırımcılar için yüzde 66,36, yüksek talepte bulunan yatırımcılar için yüzde 23,22 ve yurt içi kurumsal yatırımcılar için ise yüzde 10,42 olarak gerçekleşti. “Yeni ortaklarımızın sinerjisi ile uzun vadeli ve kalıcı değer yaratacağız” Bakırcı GYO Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve Genel Müdürü Fatih Sağlam, halka arz sürecinin başarıyla tamamlanmasından duydukları memnuniyeti dile getirerek şunları söyledi: “Bakırcı GYO’nun geleceğine ve sektörümüzün büyüme potansiyeline güvenerek şirketimize ortak olan tüm yatırımcılarımıza teşekkür ediyoruz. Halka arzı şirketimizin sürdürülebilir büyüme yolculuğunda önemli bir dönüm noktası ve uzun vadeli değer yaratma stratejisinin temel unsurlarından biri olarak değerlendiriyoruz. Borsa İstanbul’da işlem gören bir şirket olarak şeffaflık, hesap verebilirlik ve sürdürülebilir büyüme stratejimizi daha da güçlendireceğiz. Halka arzdan elde ettiğimiz kaynakla güçlü sermaye yapımızı destekleyerek yeni yatırım fırsatlarını değerlendirmeyi, büyüme stratejimizi hızlandırmayı ve rekabet gücümüzü artırmayı hedefliyoruz. Önümüzdeki dönemde portföyümüzü ve yatırım alanlarımızı geliştirirken, uzun vadeli ve sürdürülebilir değer yaratma hedefimiz doğrultusunda hareket edeceğiz. Halka açık bir şirket olmanın sağlayacağı kurumsal yapı ve sermaye piyasalarına erişim imkanlarının, büyüme planlarımızı daha güçlü bir zemine taşıyacağına inanıyoruz. Aynı zamanda halka arzın, şirketimizin sektördeki görünürlüğüne ve marka değerine katkı sağlayarak, yeni iş birlikleri ve yatırım fırsatlarının önünü açmasını bekliyoruz. Bakırcı GYO olarak önümüzdeki dönemde aramıza katılan yeni ortaklarımızın oluşturacağı sinerji ile yatırımlarımıza devam ederek, uzun vadeli ve kalıcı değer yaratmayı hedefliyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Şişecam GlassBuild America Fuarı’na Katılacak Haber

Şişecam GlassBuild America Fuarı’na Katılacak

Camın tüm temel alanlarında faaliyet gösteren tek global şirket olan Şişecam, 23-25 Eylül tarihleri arasında Las Vegas’da düzenlenecek olan Kuzey Amerika'nın lider cam, pencere ve kapı fuarı GlassBuild America'ya katılacak. Şişecam, ABD pazarının ihtiyaç ve standartlarına uygun olarak geliştirdiği ileri teknoloji ve enerji verimliliği sağlayan mimari cam çözümlerini sektör profesyonellerine tanıtacak. Şişecam, Pazar İhtiyaçlarına Uygun Mimari Cam Çözümleriyle ABD Pazarındaki Gücünü Pekiştiriyor Şişecam, fuar süresince sunacağı ileri teknoloji global üretim yetkinlikleri ile geliştirilmiş, Kuzey Amerika pazarının performans gereksinimlerine uygun, katma değerli mimari cam çözümleri ile Amerika pazarındaki gücünü pekiştirecek. Güvenilir küresel çözüm ortağı olan Şişecam, ABD pazarı gereksinimlerine ve sektör standartlarına uygun şekilde geliştirdiği enerji verimli, sürdürülebilir ve yüksek performanslı cam çözümlerini öne çıkaracak. Fuar aynı zamanda mimarlar, cephe danışmanları, cam işleyicileri, üreticiler ve Kuzey Amerika genelindeki diğer sektör paydaşlarıyla ilişkilerin güçlendirilmesi açısından önemli bir platform sunacak. GlassBuild America kapsamında Şişecam, güneş kontrolü, ısı yalıtımı ve yüksek ışık geçirgenliğini bir arada sunan kaplamalı cam çözümlerini tanıtacak. Şişecam'ın geniş kaplamalı cam portföyü; enerji verimliliğini ve kullanıcı konforunu destekleyen özellikleriyle modern bina cepheleri ve pencere uygulamalarına çözümler sunarken, bina performansının artırılmasına ve sürdürülebilirlik hedeflerine katkıda bulunuyor. Çevresel ve ticari faydaları bir arada sunan bu çözümler, uzun vadeli değer yaratmayı hedefleyen projelerde öne çıkıyor. Şişecam'ın ABD pazarı için sunduğu en önemli çözümlerden biri olan Şişecam Pure Clear, mimari tasarımlarda camın estetik etkisini ön plana çıkaran uygulamalar için yüksek şeffaflık ve doğal görünüm beklentilerine yanıt vermek üzere geliştirildi. Ürün, özellikle renk nötrlüğü, şeffaflık ve ışık geçirgenliğinin önemli tasarım kriterleri olduğu projeler için ideal bir çözüm sunuyor. Şişecam'ın GlassBuild America'da sergileyeceği bir diğer ürün grubu ise kuş dostu cam çözümleri olacak. Şişecam BirdProtec çözümleri, kuşların cam yüzeylere çarpmasını önlemeye yardımcı olan özel desen seçenekleriyle mimari tasarımı sürdürülebilirlik hedefleriyle buluşturuyor. Farklı cam çözümleriyle uyumlu şekilde kullanılabilen BirdProtec, kuş güvenliğini önceliklendiren cephe tasarımlarına alternatifler sunuyor. Şişecam, yenilikçi yaklaşımı doğrultusunda ileri teknoloji cam çözümleriyle geleceğin binalarını şekillendirmeye ve daha sürdürülebilir yaşam alanlarına katkıda bulunmaya devam ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bakırcı GYO, Gayrimenkuldeki Uzmanlığını Çeşitlendirilmiş Portföy Yapısıyla Sermaye Piyasalarına Taşıyor Haber

Bakırcı GYO, Gayrimenkuldeki Uzmanlığını Çeşitlendirilmiş Portföy Yapısıyla Sermaye Piyasalarına Taşıyor

Hisseleri Katılım Endeksi kriterlerine uygun olan Bakırcı GYO, halka arzdan sağlayacağı kaynağın yüzde 90’ını proje finansmanında kullanmayı planlıyor. Bakırcı GYO Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve Genel Müdürü Fatih Sağlam, “Halka arzı Bakırcı GYO’nun büyüme yolculuğunda yeni bir dönem olarak görüyoruz. Sermaye piyasalarından alacağımız destekle yatırım kapasitemizi geliştirirken, mevcut projelerimizi tamamlayarak portföyümüzde gelir üreten varlıkların payını artırmayı hedefliyoruz” dedi. Konut, ticari gayrimenkul, turizm ve lojistik yatırımlarından oluşan çeşitlendirilmiş portföyüyle faaliyet gösteren Bakırcı Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı (Bakırcı GYO), Borsa İstanbul’a adım atıyor. Pay fiyatının 12,93 TL olduğu ve İntegral Yatırım liderliğinde gerçekleştirilen halka arzda son talep toplama günü 26 Ağustos olarak belirlendi. Bakırcı GYO Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve Genel Müdürü Fatih Sağlam, temelleri 1981 yılına uzanan Bakırcı Grubu’nun gayrimenkul geliştirme tecrübesini 2025 yılında GYO yapısıyla daha kurumsal bir zemine taşıdıklarını söyledi. Bakırcı Grubu çatısı altında bugüne kadar 85’in üzerinde projede, toplam 2 milyon metrekarenin üzerinde inşaat alanı geliştirdiklerini ve 5 binden fazla bağımsız bölümün teslimatını gerçekleştirdiklerini ifade eden Sağlam, Bakırcı Proje Gayrimenkul Yatırım Fonu ve Sağlam Gayrimenkul Yatırım Fonu ile sermaye piyasalarında önemli bir deneyim ve bilgi birikimi oluşturduklarını vurguladı. Portföy değeri 9,2 milyar TL’ye ulaştı Bakırcı GYO ile İstanbul’un stratejik lokasyonlarında geliştirdikleri konut, ticari gayrimenkul, turizm ve lojistik projeleriyle toplam değeri 9,2 milyar TL’ye ulaşan güçlü bir portföy oluşturduklarını belirten Sağlam, “Portföyümüzdeki tamamlanmış projeler arasında Bakırcı Topkapı Sitesi’nin yanı sıra Bakırcı Kemer, GOP Yurt Binası ve Serenity Suites Airport Hotel gibi düzenli kira geliri sağlayan varlıklar bulunuyor” dedi. Bakırcı GYO’nun devam eden konut projelerinden Bakırcı Zenit Topkapı’nın, Zeytinburnu’nda 15 bin 874 metrekare arsa üzerinde 364 konut ve 98 ticari üniteden oluştuğunu belirten Sağlam, “Yine Zeytinburnu’nda hayata geçirdiğimiz Bakırcı Kaya Residence ise 83 konut, 6 dükkan ve bir ofis olmak üzere 90 bağımsız bölümden oluşuyor” diye konuştu. Ticari gayrimenkul alanında ise Ömerli’de yaklaşık 68 bin 500 metrekare inşaat alanına sahip Bakırcı Ömerli Lojistik Merkezi ve İSTOÇ Mahmutbey’de 153 bin 564 metrekare inşaat alanı üzerinde yükselen Motim İSTOÇ Ticaret Merkezi yatırımlarına devam ettiklerini kaydeden Sağlam, şunları söyledi: İstanbul’un lojistik ve ticaret hayatına yön veren projeler “İstanbul Havalimanı’na yakın konumu ve gelişen lojistik potansiyeliyle öne çıkan Arnavutköy Ömerli’de yer alan Bakırcı Ömerli Lojistik Merkezi, uluslararası taşımacılık ve depolama standartlarına uygun olarak tasarlandı. Yüksek hacimli depolama ve modern lojistik operasyonlarına olanak sağlayacak güçlü bir altyapıya sahip olacak bu projeyle bölgenin artan lojistik talebine katma değer sunmayı hedefliyoruz. İstanbul’un en stratejik sanayi ve ticaret aksı olan İSTOÇ Mahmutbey bölgesinde yer alan Motim İSTOÇ Ticaret Merkezi ise 25 bin 807 metrekare arsa üzerinde geliştiriliyor. Mağaza, showroom, depo ve lojistik merkez olarak kullanılabilecek esnek mimari yapılara sahip bu bağımsız bölümlerle, farklı sektörlerin ticari ve depolama ihtiyaçlarına çözüm sunmayı amaçlıyoruz. Bölgenin dönüşümüne katkı sağlayacak önemli bir yatırım olan Motim İSTOÇ Ticaret Merkezi’nin İSTOÇ ve çevresinin ticari potansiyelini ve marka değerini yukarı taşıyacağına inanıyoruz.” Portföy çeşitliliği ile dengeli büyüme Bakırcı GYO’nun portföyünde yer alan GOP Yurt Binası, Serenity Suites Airport Hotel ve Bakırcı Kemer Projesi gibi varlıkların da düzenli gelir üretmeye devam ettiğini vurgulayan Sağlam, “Öğrenci yurdu, otel ve ticari gayrimenkullerden oluşan bu varlıklar sayesinde istikrarlı kira geliri elde ederken, devam eden projelerimizle de gelecekteki gelir kaynaklarımızı genişletiyoruz. Bu portföy çeşitliliği aynı zamanda yatırım riskimizi en aza indiriyor, gelir akışımızda istikrar sağlıyor. Farklı gayrimenkul alanlarına yaptığımız yatırımlar, tek bir sektörün krizinden tüm portföyümüzün etkilenmesini engelliyor, mevsimsel ve ekonomik dalgalanmalara karşı daha dayanıklı bir gelir modeli oluşturuyor. Oluşturduğumuz bu sürdürülebilir gelir yapısı doğrultusunda, dağıtılabilir kârımızın yüzde 50'sini temettü olarak dağıtmayı hedefliyoruz” açıklamasında bulundu. Güçlü özkaynak yapısı Bakırcı GYO’nun bu yaklaşımının finansal başarısına da olumlu yansıdığını kaydeden Fatih Sağlam, şöyle devam etti: “İş modelimiz ile sektördeki birçok GYO'dan farklılaşıyoruz. Bakırcı GYO olarak projelerimizi büyük ölçüde özkaynaklarımızla geliştirerek, ön satışlara veya yüksek finansal kaldıraç kullanımına bağımlı olmadan hayata geçiriyoruz. Bu yaklaşım, şirketimizin düşük borçluluk seviyesini korumasına ve finansal esnekliğini sürdürmesine olanak tanırken, proje geliştirme sürecinde operasyonel bağımsızlık da sağlıyor. Portföy değerimizin büyük bölümü devam eden ve yüksek değer yaratma potansiyeline sahip projelerden oluşuyor. Özellikle Motim İstoç Ticaret Merkezi Projesi, Bakırcı Zenit Topkapı Projesi ve Bakırcı Ömerli Lojistik Merkezi Projesi toplam portföyün yaklaşık yüzde 88'ini oluşturuyor. Bakırcı Kaya Residence projemizi Haziran 2027'de, Bakırcı Ömerli Lojistik Merkezi ve bölgenin ilk deprem izolatörlü projelerinden biri olan Bakırcı Zenit Topkapı projemizi Aralık 2027’de, MOTİM İSTOÇ Ticaret Merkezi projemizi Aralık 2027’de tamamlayarak teslim etmeyi hedefliyoruz. Tamamlanan projelerimiz, satış, kiralama veya yeni yatırımların finansmanında kullanılacak kaynak yaratılması suretiyle şirketimizin nakit akışına ve kârlılığına katkı sağlayacak. Bu yönüyle mevcut portföyümüz, gelecekteki gelir büyümesini destekleyen önemli bir potansiyeli temsil ediyor.” Halka arz gelirini proje finansmanında kullanacak Fatih Sağlam, Bakırcı GYO’nun bu güçlü yapısının halka arzla birlikte daha kurumsal, şeffaf ve hesap verebilir bir kimliğe kavuşacağını söyledi. Halka arzın aynı zamanda Bakırcı GYO’nun yeni yatırımlarını finanse etmek, büyüme stratejisini hızlandırmak ve rekabet gücünü artırmak için önemli bir kaynak oluşturacağını kaydeden Sağlam, “Halka arz gelirlerinin yüzde 90’lık bölümünü projelerimizin finansmanında kullanmayı öngörüyoruz. Bu kapsamda yeni gayrimenkul yatırımları, proje geliştirme faaliyetleri, arsa ve ticari gayrimenkul alımları ile mevcut projelerimizin finansmanı öncelikli kullanım alanlarımız arasında yer alıyor. Özellikle düzenli kira geliri üretebilecek ve değer artışı potansiyeli taşıyan varlıklara odaklanarak portföyümüzün gelir çeşitliliğini ve büyüklüğünü artırmayı amaçlıyoruz” dedi. “Yatırımcılarımızla birlikte büyümeye devam edeceğiz” Önümüzdeki dönemde Bakırcı GYO’nun yatırımcıları ve paydaşları için değer üretirken Türkiye ekonomisine ve gayrimenkul sektörüne katkı sunmayı, yeni istihdam olanakları oluşturmayı hedeflediklerini belirten Sağlam, şunları söyledi: “Güçlü portföyümüz, sağlam finansal yapımız ve stratejik lokasyonlarda geliştirdiğimiz projelerimizle yatırımcılarımıza uzun vadeli bir büyüme hikâyesi sunuyoruz. Sağlam öz sermaye yapımız sayesinde yeni fırsatları değerlendirebiliyor ve portföyümüzü istikrarlı şekilde büyütebiliyoruz. Portföyümüzü büyütürken projelerimizin değerini destekleyen önemli unsurlardan biri de geniş satış ve pazarlama ağımız. Çeşitlendirilmiş portföyümüz ve düzenli kira geliri üreten varlıklarımızla yatırımcılarımıza güçlü bir değer önerisi sunuyoruz” dedi. Sağlam, bu politikanın yatırımcılara düzenli nakit getiri sağlamayı hedeflediğini de belirterek “Halka arz sonrasında da şeffaflık, kurumsal yönetim ve sürdürülebilir büyüme ilkelerimiz doğrultusunda yatırımcılarımızla birlikte büyümeye devam edeceğiz” diye konuştu. Katılım Endeksi’ne uygun İntegral Yatırım Genel Müdür Yardımcısı İlker Savuran ise toplam 45 aracı kurumun katılımıyla gerçekleştirilecek halka arzın 2 milyar 159 milyon 310 bin TL büyüklüğe ulaşmasının hedeflendiğini söyledi. Şirketin çıkarılmış sermayesinin 501 milyon TL’den 668 milyon TL’ye yükseltilmesi kapsamında 167 milyon TL nominal değerli pay yatırımcılara sunulduğunu kaydeden Savuran, “Pay başına 12,93 TL sabit fiyatla talep toplamaya başladığımız halka arzda payların yüzde 70’i yurtiçi bireysel yatırımcılara, yüzde 10’u yurtiçi yüksek talepte bulunacak yatırımcılara, yüzde 20’si ise yurtiçi kurumsal yatırımcılara tahsis edilecek. Halka arzın ardından şirketin halka açıklık oranının yüzde 25 olacak. Bakırcı GYO payları Katılım Endeksi kriterlerine uygunluk taşıyor” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İkinci El Araç Satışında Fiyat Kadar Güven de Öne Çıkıyor Haber

İkinci El Araç Satışında Fiyat Kadar Güven de Öne Çıkıyor

Teklifin nasıl belirlendiği, ekspertiz sonrasında nasıl bir süreç izleneceği ve ödemenin güvenli şekilde gerçekleşmesi de satış kararında önem kazanıyor. Otoboom, teknoloji ile fiziksel hizmeti bir araya getiren modeliyle araç satışında güven ve şeffaflığı da sürecin merkezine yerleştiriyor. İkinci el otomobil satışında araç sahiplerinin öncelikli sorularından biri uzun yıllardır “Aracımı ne kadara satabilirim?” oldu. Ancak dijitalleşmeyle birlikte bilgiye erişimin kolaylaşması, fiyatların daha rahat karşılaştırılabilmesi ve araç satışında alternatif kanalların çoğalması, tüketicinin beklentisini de değiştirdi. Bugün araç sahipleri yalnızca yüksek bir teklif değil; bu teklifin neye göre belirlendiğini anlayabildikleri, ekspertiz ve değerleme aşamalarını takip edebildikleri, satışın sonunda sürprizlerle karşılaşmadıkları ve ödeme sürecinden emin oldukları bir deneyim arıyor. Bu değişim, ikinci el otomobil pazarında araç sahiplerinin satış kanalı tercihinde dikkate aldığı kriterleri de çeşitlendiriyor. Fiyat, satış kararının önemli unsurlarından biri olmaya devam ederken; güven, şeffaflık ve sürecin öngörülebilirliği de araç sahiplerinin değerlendirdiği kriterler arasında yer alıyor. Güven, ekspertizden ödemeye kadar bütün süreci kapsıyor İkinci el araç satışında güvenin en kritik aşamalarından birini ekspertiz oluşturuyor. Aracın mekanik durumundan hasar geçmişine, kilometresinden kaporta ve boya durumuna kadar pek çok unsur hem aracın gerçek durumunun hem de değerinin belirlenmesinde rol oynuyor. Otoboom’da araç sahibi, aracına ilişkin temel bilgileri dijital platform üzerinden paylaşarak online ön değerleme sürecini başlatabiliyor. Ardından gerçekleştirilen fiziki ekspertizle aracın mevcut durumu detaylı biçimde değerlendiriliyor ve ekspertiz sonucunda satın alma teklifi oluşturuluyor. Böylece süreç yalnızca “bir fiyat verme” yaklaşımından çıkarak, veri, fiziki inceleme ve şeffaf süreç yönetiminin birlikte çalıştığı bir satış deneyimine dönüşüyor. “En yüksek fiyat” kadar “bu fiyatın arkasında kim var?” sorusu da önemli İkinci el araç satışında dijital kanalların yaygınlaşması araç sahiplerine daha fazla seçenek sunarken, güvenilir bilgi ve işlem güvenliği ihtiyacını da artırıyor. Tüketiciler açısından teklifin yüksekliği kadar, teklifin hangi kriterlerle oluşturulduğu ve satış sürecinin güvenilir bir yapı üzerinden ilerlemesi de önem taşıyor. Otoboom, bu noktada dijitalleşmeyi yalnızca süreci hızlandıran bir araç olarak değil, satışın her aşamasını daha anlaşılır ve öngörülebilir hale getiren bir altyapı olarak konumlandırıyor. Online değerlemeden fiziki ekspertize, fiyat teklifinden noter devri ve güvenli ödeme sürecine kadar tüm adımlar birbirini tamamlayan tek bir yapı içerisinde ilerliyor. Araç sahibinin yalnızca aldığı teklife değil, sürecin tamamına güvenmesi gerekiyor Otoboom Ticari Operasyonlar Direktörü Murat Karademir, ikinci el otomobil satışında güvenin önemine dikkat çekerek konuyla ilgili şunları söyledi: “İkinci el araç satışında fiyat elbette çok önemli. Ancak araç sahibi için iyi bir satış deneyimi yalnızca yüksek bir teklif almakla sınırlı değil. Teklifin nasıl oluştuğunu bilmek, ekspertiz sonrasında nasıl bir süreçle karşılaşacağını öngörebilmek ve satış tamamlandığında ödemesini güvenle alacağından emin olmak istiyor. Bizim için güven tam olarak burada başlıyor. Otoboom’da teknolojiyi yalnızca daha hızlı fiyat vermek için değil, satış sürecindeki belirsizlikleri azaltmak için kullanıyoruz. Hedefimiz, araç sahibinin ilk değerlemeden satışın tamamlanmasına kadar sürecin her adımını bildiği ve kendisini güvende hissettiği şeffaf bir satış modeli oluşturmak.” İkinci el otomobil sektöründe dijitalleşmenin bir sonraki aşamasının yalnızca işlemleri online ortama taşımak değil, belirsizliği azaltmak olduğuna dikkat çeken Otoboom; yapay zeka ve veri analitiği destekli değerleme altyapısını fiziksel ekspertiz, doğrudan müşteri iletişimi ve güvenli ödeme süreçleriyle tamamlıyor. Otoboom, bu yaklaşımla araç satışında fiyatın yanı sıra hız, şeffaflık, güven ve kullanıcı deneyiminin birlikte ele alındığı daha öngörülebilir bir satış süreci sunmayı hedefliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Howden’dan, 6,2 Milyon Karbon Kredisine Küresel Güven Desteği Haber

Howden’dan, 6,2 Milyon Karbon Kredisine Küresel Güven Desteği

İklim değişikliğiyle mücadelede karbon piyasalarının güvenilirliği ve şeffaflığı her geçen gün daha kritik hale gelirken, sigorta sektörü de bu dönüşümün önemli aktörlerinden biri olarak öne çıkıyor. Küresel sigorta brokerliği grubu Howden, yayımladığı 2025 Sürdürülebilirlik Raporu'nda karbon piyasalarının güvenilirliğini artırmaya yönelik çalışmalarını paylaşırken, uluslararası havacılık sektörünün karbon azaltım hedeflerine katkı sağlayacak önemli bir sürece destek verdiğini duyurdu. Howden'ın Sürdürülebilirlik Raporu’nda yer alan bilgilere göre şirket, Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü'nün (ICAO) Karbon Dengeleme ve Azaltım Programı (CORSIA) kapsamında kullanılabilecek toplam 6,2 milyon karbon kredisinin uluslararası standartlara uygunluğunun değerlendirilmesine katkı sağladı. Böylece karbon kredilerinin çevresel bütünlüğünü destekleyen güven mekanizmalarının oluşturulmasına da önemli bir katkı sağlanmış oldu. Karbon piyasalarında güveni artıran yeni sigorta mekanizmaları geliştiriliyor Karbon piyasalarının büyümesiyle birlikte karbon kredilerinin güvenilirliği, doğrulanabilirliği ve olası risklere karşı korunması da öncelikli başlıklar arasında yer alıyor. Howden, bu kapsamda dünyanın en büyük bağımsız sera gazı sertifikasyon kuruluşlarından Gold Standard ve Verra tarafından, CORSIA kapsamında kullanılacak karbon kredilerine ilişkin sigorta çözümlerinin uluslararası kriterlere uygunluğunu değerlendirmek üzere görevlendirildi. Bu çalışma, karbon piyasalarında şeffaflığın artırılmasına ve yüksek çevresel standartların korunmasına katkı sağlamayı hedefliyor. Şirket, geliştirdiği değerlendirme modeliyle sigorta ürünlerinin karbon kredilerinin bütünlüğünü koruyacak nitelikte olup olmadığını incelerken, özellikle karbon azaltım kazanımlarının çift sayım (double claiming) gibi risklere karşı güvence altına alınmasına destek veriyor. Böylece karbon piyasalarında yatırımcı güveninin güçlendirilmesi ve iklim projelerine yönelik finansmanın hızlandırılması amaçlanıyor. Sigorta çözümleri havacılığın karbon dönüşümünü destekliyor Sigortanın yalnızca risk transferi sağlayan bir araç olmanın ötesine geçerek iklim yatırımlarını mümkün kılan stratejik bir unsur haline geldiği görülüyor. Howden, karbon piyasalarından yenilenebilir enerji yatırımlarına kadar birçok alanda geliştirdiği çözümlerle düşük karbon ekonomisine geçişi desteklerken, havacılık sektörünün emisyon azaltım hedeflerine ulaşmasında da önemli rol üstleniyor. Howden'ın İklim Riski ve Dayanıklılık (Climate Risk & Resilience) ekibi, sigortalanabilirliği iklim risklerinin yönetiminde stratejik bir gösterge olarak ele alıyor. Bu yaklaşım sayesinde sigorta çözümleri yalnızca mevcut riskleri güvence altına almakla kalmıyor, aynı zamanda iklim yatırımlarının önündeki finansal engellerin azaltılmasına ve yeni yatırımların hayata geçirilmesine de katkı sağlıyor. Karbon piyasalarının gelişimine katkı sağlıyor Howden'ın yürüttüğü çalışmalar, karbon piyasalarının daha güvenilir, şeffaf ve yatırım yapılabilir hale gelmesini destekleyen küresel girişimlerin önemli bir parçasını oluşturuyor. Gold Standard ve Verra ile gerçekleştirilen iş birlikleri sayesinde karbon kredilerinin uluslararası standartlara uygun şekilde değerlendirilmesine katkı sağlayan şirket, karbon piyasalarının gelişimini desteklerken sürdürülebilir finansman ekosisteminin güçlenmesine de katkıda bulunuyor. Howden, sürdürülebilirlik yaklaşımı kapsamında iklim risklerini azaltmaya yönelik çalışmalarını karbon piyasalarıyla sınırlı tutmuyor. Şirket, yenilenebilir enerji, karbon yakalama teknolojileri, doğa temelli çözümler ve iklim dayanıklılığı alanlarında geliştirdiği sigorta modelleriyle iklim dönüşümünü destekleyen küresel finansman mekanizmalarının yaygınlaşmasına katkı sağlamayı sürdürüyor. “Karbon piyasalarına duyulan güven, iklim yatırımlarının hızını doğrudan belirliyor” Karbon piyasalarının sağlıklı büyümesi için güven mekanizmalarının kritik önem taşıdığına dikkat çeken Howden Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı ve Bölge CEO’su Atınç Yılmaz, şunları söyledi: "Karbon piyasalarının iklim hedeflerine gerçek anlamda katkı sağlayabilmesi, şeffaflık, doğrulanabilirlik ve güven esasına dayanan güçlü bir yapının oluşturulmasına bağlı. Çünkü karbon piyasalarına duyulan güven, iklim yatırımlarının hızını doğrudan belirliyor. Sigorta sektörü ise bu dönüşümde yalnızca riskleri yöneten değil, aynı zamanda sürdürülebilir yatırımların önünü açan stratejik bir rol üstleniyor. Howden olarak karbon kredilerinin uluslararası standartlar doğrultusunda değerlendirilmesine katkı sağlayan çalışmaların içinde yer alırken, iklim finansmanını destekleyen güven mekanizmalarının güçlenmesine de katkıda bulunmayı önemsiyoruz. COP31’in Antalya’da gerçekleştirilecek olması ve Türkiye’nin bu önemli küresel buluşmaya ev sahipliği yapması, iklim finansmanı ve karbon piyasaları alanındaki sigortacıların perspektifini uluslararası gündemin önemli başlıklarıyla buluşturmak açısından değerli bir fırsat sunuyor; bu sürecin Türkiye sigorta piyasasında da yeni açılımları beraberinde getireceğine inanıyoruz. Bu yaklaşımın hem karbon piyasalarının gelişimini hızlandıracağına hem de düşük karbon ekonomisine geçiş sürecine önemli destek sağlayacağına inanıyoruz." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

EY: Tüketici İlişkilerinde “İzin Ekonomisi” Dönemi Başlıyor Haber

EY: Tüketici İlişkilerinde “İzin Ekonomisi” Dönemi Başlıyor

Uluslararası danışmanlık hizmetleri şirketi EY tarafından yayımlanan Geleceğin Tüketicisi Endeksi 2026, küresel pazarlarda 5.000 tüketicinin değişen beklentilerini ve markalara duydukları güvenin dinamiklerini ortaya koyuyor. Araştırma, yapay zekâ destekli deneyimlerin ve dijitalleşmenin tüketicilere hız kazandırırken aynı zamanda onları daha seçici ve temkinli hale getirdiğini gösteriyor. Tüketiciler rutin ve düşük riskli işlemleri yapay zekâya devretmeye daha istekli davranırken, kişisel alanlarda kontrolü ellerinde tutmayı tercih ediyor. Bulgular, şirketlerin artık tek tip değer önerileri yerine tüketicilerin farklı ihtiyaç durumlarını anlayan, şeffaf ve güven odaklı stratejiler geliştirmesi gerektiğine işaret ediyor. Müşteriler üç büyük ikilemi aynı anda yaşıyor Araştırmaya göre, tüketicilerin kararlarını ve markalarla kuracakları ilişkinin sınırlarını üç temel ikilem şekillendiriyor. İlk ikilem, dijital aşırı yüklenme ile bağlantı ihtiyacı arasında yaşanıyor. Araştırmaya göre, tüketicilerin %65'i dijital yoğunluk nedeniyle bunalmış hissederken, aynı zamanda iyi olma hallerini destekleyecek yapay zekâ çözümlerine daha fazla ilgi gösteriyor. Özellikle genç tüketiciler ekran süresini azaltmak isterken, markalardan aidiyet hissini güçlendirecek topluluk deneyimleri bekliyor. İkinci ikilem, kontrollü harcama ile kendini ödüllendirme isteği arasında şekilleniyor. Ekonomik belirsizlikler nedeniyle tüketiciler harcamalarını daha dikkatli planlarken, küçük ödüllerle motivasyonlarını korumaya çalışıyor. Araştırmaya göre, finansal açıdan zorlanan tüketicilerin %59'u kendilerini ödüllendirmek için daha uygun fiyatlı alternatiflere yönelirken, katılımcıların %45'i günlük hayatını kolaylaştıran çözümler için ek ödeme yapmaya sıcak bakıyor. Üçüncü ikilem ise yetki devri ve güven arasında yaşanıyor. Tüketiciler rutin işlemlerde markalara ve yapay zekâya daha fazla sorumluluk vermeye istekli olsa da kişisel konularda kontrolü elden bırakmak istemiyor. Araştırmaya göre, tüketicilerin %92'si şeffaf uygulamalar sunan markaları tercih ederken, %95'i satın alma öncesinde somut değer kanıtı görmek istiyor. Ayrıca, %93'ü karar vermeden önce bilgileri farklı kaynaklardan doğruluyor, %89'u ise marka reklamlarından çok diğer tüketicilerin deneyimlerine ve yorumlarına güveniyor. Yapay zekâ ile yeni güven dengesi: Koşullu yetki devri Araştırma, tüketicilerin yapay zekâyı koşulsuz kabul etmek ya da tamamen reddetmek yerine, kullanım alanına göre bilinçli tercihler yaptığını ortaya koyuyor. Küresel ölçekte tüketicilerin %36’sı, ödeme sırasında indirimlerin yapay zekâ tarafından otomatik olarak uygulanmasını isterken; konu rutin satın alma kararlarının tamamen yapay zekâya bırakılmasına geldiğinde tüketicilerin büyük çoğunluğu bu fikre sıcak bakmıyor. Buna karşılık, yapay zekânın daha yaygın benimsendiği pazarlarda kullanım oranı %94’e ulaşırken, her dört tüketiciden biri (%25) kendi adına karar alabilen otonom yapay zekâ araçlarını deneyimlediğini belirtiyor. Bulgular, tüketicilerin yapay zekâya duyduğu güvenin, teknolojiyle kurdukları deneyim arttıkça güçlendiğine işaret ediyor. EY Eurasia Tüketici Ürünleri ve Perakende Sektör Lideri Yusuf Bulut, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede şunları söyledi: "Tüketicilerin markalarla kurduğu ilişkinin kuralları yeniden şekilleniyor. Tüketiciler artık markalara koşulsuz güvenmek yerine, verilerini kullanma ve kendi adlarına hareket etme yetkisini koşullu olarak veriyor. Dijital aşırı yüklenme ve artan şüphecilik, markaların yalnızca görünür olmasını değil; şeffaflık, somut değer ve güven sağlamasını zorunlu kılıyor. Bugünün tüketicisi satın alma kararını vermeden önce bilgiyi farklı kaynaklardan doğruluyor ve markalardan iddialarını kanıtlamasını bekliyor. Bu nedenle şirketlerin yalnızca yapay zekâ yatırımlarına değil, müşterinin ihtiyaçlarını doğru anlayan, güven oluşturan ve gerektiğinde insan etkileşimini devreye alan deneyimlere odaklanması gerekiyor. Önümüzdeki dönemde fark yaratmak isteyen markalar; teknolojiyi yalnızca verimlilik için değil, şeffaflık, hesap verebilirlik ve insan deneyimiyle birleştirerek tüketicinin güvenini sürdürülebilir biçimde kazanmak için kullanmalı.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.