Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Şehir

Kapsül Haber Ajansı - Şehir haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Şehir haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Sağlıklı Kent, Güçlü Sosyal Bağlarla Mümkün! Haber

Sağlıklı Kent, Güçlü Sosyal Bağlarla Mümkün!

Sunumunda mekân ve yer kavramları arasındaki farklara değinen Doç. Dr. Tutar, mekânın daha çok fiziksel ve matematiksel bir alanı ifade ettiğini, “yer” kavramının ise ancak insan etkileşimi, kültür, bellek ve iletişim süreçleriyle anlam kazandığını vurguladı. Doç. Dr. Tutar, bir mekânın “yer” haline gelmesinde toplumsal ilişkiler, tarihsel hafıza, ekonomik yapı ve politik işlevlerin belirleyici olduğuna dikkat çekti. Şehir ve kent aynı anlama gelmiyor Konuşmasında kent ve şehir kavramları arasındaki farklara dikkat çeken Doç. Dr. Tutar, şehrin tarihsel, kültürel ve geleneksel bir yapıyı temsil ettiğini; kentin ise Endüstri Devrimi sonrası ortaya çıkan, üretim ilişkileriyle şekillenen modern bir mekânsal yapı olduğunu belirtti. Doç. Dr. Tutar, “Kent, sanayileşme, otomasyon ve kitlesel göçle birlikte ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda şehir ve kent aynı anlama gelmez” dedi. Bugünkü kentlerin henüz “tam anlamıyla oluşmuş” mekânlar olmadığını ifade eden Doç. Dr. Tutar, “Gerçek kentsel mekân, insanların yönetime katıldığı, söz sahibi olduğu bir yapıda mümkündür. Bugün ise kentler, hâlâ kapitalist sistem tarafından parçalanmış ve kontrol edilen alanlar olarak varlığını sürdürüyor.” ifadelerini kullandı. Kent hakkı; kenti yönetme ve sahiplenme hakkıdır “Kent hakkı” kavramına da işaret eden Doç. Dr. Tutar, “Bu kavram Henri Lefebvre tarafından geliştirildi. Kent hakkı yalnızca oy kullanmakla sınırlı değildir. Kent hakkı; kenti üretme, dönüştürme, yönetme ve sahiplenme hakkıdır. Birey bu sürece katılmazsa kent, bireyi şekillendirir, yabancılaştırır ve izole eder” dedi. Kentsel alanların sürdürülebilirliği için katılım ve sahiplenmenin zorunlu olduğunu belirten Tutar, sivil toplumun ve yerel katılım mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Kentlileşme yalnızca kentte yaşamakla sınırlı bir olgu değil Doç. Dr. Cem Tutar, kentlileşmenin yalnızca kentte yaşamakla sınırlı bir olgu olmadığını vurgulayarak, “Kentlileşme; modern dünyaya ait yaşam dizgesini, iletişim formlarını ve kültürel kodları benimsemek, özümsemek ve gündelik hayata katabilmek demektir.” dedi. Yirminci yüzyılın başında modern kentlerin bireyler üzerinde güçlü sosyal ve psikolojik etkiler yarattığını belirten Doç. Dr. Tutar, literatürde bu durumu tanımlamak için “metropol tipi kişilik” kavramının kullanıldığını söyledi ve “Metropol tipi kişilik, kent içerisinde diğer insanlardan kendini yalıtan, yabancılaşma duygusu yaşayan bir birey tipini ifade eder. Bu durum, medya endüstrilerinin gelişmesi, iş bölümü, uzmanlaşma ve kentin anonim yapısıyla doğrudan ilişkilidir.” ifadelerini kullandı. Kentin en ayırt edici özelliklerinden birinin anonimlik olduğunu belirten Doç. Dr. Tutar, “Kent, bireye tanınmama ve kaybolma hakkı verir. Bu özellik, modern kent yaşamında bireysel özgürlük kadar izolasyonu da beraberinde getirir. İlişkiler araçsallaşır, bireyler kent içinde birden fazla rol üstlenmek zorunda kalır.” diye konuştu. 1970’lerden itibaren kentler yeni birikim alanları haline geldi Neoliberal döneme geçişle birlikte kentlerin yapısında köklü bir dönüşüm yaşandığını ifade eden Doç. Dr. Tutar, 1970’li yıllardan itibaren kentlerin sınıf mücadelesinin ve sermaye birikiminin merkezleri haline geldiğini söyledi. Bu süreci “mülksüzleştirme yoluyla birikim” kavramıyla açıklayan Doç. Dr. Tutar, kentsel dönüşüm projeleri, özelleştirme, borçlandırma, finansallaşma ve doğanın metalaştırılmasının bu yeni birikim rejiminin parçaları olduğunu vurguladı. “Bugün konut, yalnızca barınma alanı değil; sermayenin el değiştirdiği bir yatırım aracına dönüşmüştür” diyen Doç. Dr. Tutar, Türkiye’de de konutun sermaye aktarımının temel unsurlarından biri haline geldiğini belirtti. Kent, bir tüketim ve gösteri alanına dönüştü 1970’lerden sonra kent merkezlerinin işlev değiştirdiğini belirten Doç. Dr. Tutar, “Kentler artık üretim merkezleri olmaktan çıkıp tüketim ve gösteri alanlarına dönüşmüştür. İş alanları kentin çeperlerine kayarken, kent merkezleri AVM’ler, medya teknolojileri ve ekranlarla çevrili bir ‘gösteri mekânı’ haline gelmiştir” dedi. Bu dönüşümün, modern kentten metropole, metropolden ise post-metropole geçişi beraberinde getirdiğini ifade eden Doç. Dr. Tutar, günümüz kentlerinin artık gelir, sınıf ve kimlik temelli ayrışmaların yoğunlaştığı kentsel kutuplaşma özelliklerini taşıdığını söyledi. “İstanbul, 1980’lerden itibaren küresel sistemle eklemlendi” Konuşmasında İstanbul’un tarihsel dönüşümüne de değinen Doç. Dr. Tutar, kentsel planlamanın Osmanlı’da 19. yüzyılın ikinci yarısında başladığını, Cumhuriyet döneminde ise ulus-devlet inşasının mekânsal stratejilerle sürdürüldüğünü belirtti. İstanbul’un asıl kırılma noktasının ise 1980’lerle birlikte küresel kent olarak kurgulanması olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Tutar, Boğaziçi, Beyoğlu ve Haliç bölgelerinin bu süreçte farklı işlevlerle küresel sisteme entegre edildiğini ifade etti. “Mahalle, keyfi sınırlarla kurulamaz” Konuşmasında mahalle kavramını da ele alan Doç. Dr. Cem Tutar, mahallenin Arapça kökenli “mahalla” kelimesinden geldiğini ve konaklama, yerleşme anlamı taşıdığını belirtti. Mahallenin keyfi sınırlarla oluşturulamayacağını vurgulayan Doç. Dr. Tutar, “Mahalle, ortak yaşam pratikleri, kültür ve gündelik etkileşimler üzerinden oluşur.” dedi. Mahallenin en temel özelliğinin farklılıkları barındırması olduğunu ifade eden Doç. Dr. Tutar, “Mahalle, yabancıyla kurulan ilişki üzerinden var olur. Yabancıyı dışlayan mahalle, zamanla siyasal bir cemaat yapısına dönüşür ve mahalle olma özelliğini yitirir.” diye konuştu. Göç olgusu üzerinden günümüz mahallelerine değinen Doç. Dr. Tutar, “Mahalle; karışma, yan yana gelme ve ortak bir kültür üretme alanıdır. Bu özelliklerini kaybeden mahalle, yalnızca fiziksel bir yerleşim alanına dönüşür.” değerlendirmesinde bulundu. Mahalle yalnızca fiziksel bir yerleşim alanı değil Mahallenin yalnızca fiziksel bir yerleşim alanı olmadığını vurgulayan Doç. Dr. Tutar, “Mahalle, kentin makro yapısı ile bireyin mikro dünyası arasında konumlanan bir ara yüzeydir. Toplumsal ilişkilerin, kimliğin ve gündelik hayatın kurulduğu temel alanlardan biridir.” dedi. Mahallenin cemaat özellikleri taşıdığına dikkat çeken Doç. Dr. Tutar, karşılıklı tanışıklılık, gayri resmi ilişkiler ve gayri resmi sosyal denetim mekanizmalarının mahalle yaşamının temel unsurları olduğunu belirtti. Mahallenin aynı zamanda bir kimlik ve aidiyet üretim alanı olduğunu kaydeden Doç. Dr. Tutar, “‘Hangi mahalledensin?’ sorusu, bireyin sosyal statüsüne ve kimliğine dair güçlü bir göndermedir. Mahalle, mekân üzerinden sınıfsal ve kültürel bir ayrım üretir.” dedi. “Mahalle, eşitsizlik ve ayrışmanın da mekânıdır” Mahallenin neoliberal politikalar altında sınıfsal ayrışmanın görünür hale geldiği bir alan olduğunu belirten Doç. Dr. Tutar, göç, yoksulluk ve gelir dağılımındaki eşitsizliklerin mahalleler üzerinden mekânsallaştığını ifade etti. Mahallenin aynı zamanda gündelik hayatın sahnesi olduğunu söyleyen Doç. Dr. Tutar, “Sokaklar, parklar, marketler ve sıradan görülen tüm pratikler mahallede kültürel ve iletişimsel bir forma dönüşür.” diye konuştu. Mahallelerin sürekli bir dönüşüm içinde olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Tutar, apartmanlaşma, siteleşme ve kentsel dönüşüm süreçlerinin mahalle dokusunu köklü biçimde değiştirdiğini belirtti. “Osmanlı’da kent, mahallelerin toplamıydı” Osmanlı döneminde mahallenin kentin temel örgütlenme birimi olduğunu ifade eden Doç. Dr. Tutar, “Osmanlı’da kent, mahallelerin toplamı olarak düşünülürdü. Kentli olmak, bir mahalleye mensup olmakla doğrudan ilişkiliydi.” dedi. Mahallenin dini merkezler etrafında şekillendiğini belirten Doç. Dr. Tutar, yüz yüze ilişkilerin, güçlü komşuluk bağlarının ve cemaat tipi bir yapının Osmanlı mahallesinin temel özellikleri olduğunu söyledi. Mahallenin ahlaki düzeni ve gayri resmi denetimi sağladığını dile getiren Doç. Dr. Tutar, “Bu yapı modernite öncesi kentler için oldukça işlevsel bir kontrol mekanizmasıydı. Aidiyet güçlüydü, bireysel özgürlükler sınırlıydı ancak güvenlik hissi yüksekti.” dedi. “Cumhuriyet’le birlikte mahalle idari bir birime dönüştü” Cumhuriyet’in erken döneminde kentlerin modernleşme ve sekülerleşme iddiasıyla yeniden kurgulandığını belirten Doç. Dr. Tutar, imar planları, bulvarlar ve modern mimarinin ön plana çıktığını söyledi. Bu süreçte mahallenin Osmanlı’daki kültürel anlamını yitirdiğini vurgulayan Doç. Dr. Tutar, “Mahalle artık bir topluluğu temsil eden bir yapı değil, idari ve fiziki bir yerleşim alanı haline gelmiştir.” dedi. “2000 sonrası dönemde mahalle, adından ibaret kaldı” 1980 sonrası küreselleşme ve neoliberal politikalarla birlikte kentsel mekânın parçalandığını belirten Doç. Dr. Tutar, 2000’li yıllarla birlikte güvenlikli sitelerin yaygınlaştığını söyledi ve “Bu alanlarda mahalle yalnızca bir isim olarak varlığını sürdürüyor. Organik karşılaşmaların, yabancıyla temasın olmadığı, steril ve yalıtılmış mekânsal deneyimler ortaya çıkıyor.” ifadesinde bulundu. Güvenlikli sitelerde homojen nüfus yapısının, sınırlı ve profesyonel komşuluk ilişkilerinin görüldüğünü belirten Doç. Dr. Tutar, bu yapıların mekânsal ayrışmanın en belirgin örnekleri olduğunu söyledi. Kent merkezlerinden kaçışın, suç korkusu ve sosyoekonomik eşitsizliklerle bağlantılı olduğunu ifade eden Doç. Dr. Tutar, “Ancak kimse ömrünü bir kafesin içinde geçiremez. Bu alanlardan çıkıldığında herkes yine gerçek kentle yüzleşmek zorunda kalır.” değerlendirmesinde bulundu. “Kent sağlığı, bireysel değil toplumsal bir sorumluluktur” Kentlerin yalnızca güvenlikli alanlar üzerinden değil, sosyal ve çevresel bütünlük içinde iyileştirilmesi gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Tutar, “Sağlıklı kentler, suçun minimuma indiği, sosyal bağların güçlü olduğu kentlerdir. Bu yalnızca bireylerin değil, toplumun ortak sorumluluğudur.” dedi. Katılımcı bir kent ortamının mümkün olabileceğini belirten Doç. Dr. Tutar, “Kent hakkı dediğimiz kavrama sahip çıkmak istiyorsak, kentin yönetimine dâhil olmalı, sokaklara, caddelere, kamusal alanlara sahip çıkmalıyız.” ifadelerini kullandı. Etkinlikte katılımcıların sorularını da yanıtlayan Doç. Dr. Tutar, özellikle güvenlikli siteler ve yeni yerleşim alanları üzerine değerlendirmelerde bulundu. Bu tür mekânlarda yaşamanın aynı zamanda bir statü ve sembolik sermaye anlamına geldiğini belirten Doç. Dr. Tutar, “Orada bulunmak, belirli bir sınıfsal ve kültürel konumlanmayı da beraberinde getirir.” ifadelerini kullandı. “Mimari aynı kalsa da kültür değişebilir” Bir katılımcının “Mimari olarak aynı kalan bir mekân kültürel olarak değişebilir mi?” sorusuna yanıt veren Doç. Dr. Tutar, “Mimari formun korunması, kültürel yapının değişmediği anlamına gelmez” şeklinde sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Gezi İstanbul İçin Kayıtlar Başladı Haber

Gezi İstanbul İçin Kayıtlar Başladı

İBB’nin gençler tarafından yoğun ilgi gören Gezi İstanbul Projesi, İstanbul’un tarihini, kültürel mirasını ve geleneksel yaşam kodlarını gençlerle buluşturmaya bu yılda devam ediyor. İBB Gençlik ve Spor Müdürlüğü’nce başlatılan bugüne kadar 4 bin 500’den fazla katılımcının dahil olduğu projeye, eğitim için şehir dışından İstanbul’a gelen ya da İstanbul’da ikamet ettiği halde şehirle diyalogu sınırlı olan 18 – 29 yaş arası gençler katılabilecek. 7 KATEGORİDE 80 GEZİ YAPILACAK Proje kapsamında bu dönem kültür tarihi ve mimarlık tarihi gezileri ile monografik semt gezileri, arkeolojik alan gezileri, müze gezileri, gastronomi gezileri ve doğa gezileri olmak üzere 7 farklı kategoride geziler düzenlenecek. Her kategoride kendine özel rotaya sahip ola projede bu yıl 80 farklı gezi yapılacak. Bu gezilerde şehrin kültür ve inanç odakları, müzeleri, anıt eserleri, meydanları ve İstanbul ile bütünleşmiş birçok alan ziyaret edilecek. ŞEHRİ YAKINDAN TANIMA FIRSATI Yıl boyunca haftalık periyotlarla ve ücretsiz olarak gerçekleştirilecek olan gezi programlarında ziyaret edilecek tüm alanları akademisyenler ya da profesyonel rehberler gençlere anlatacak. İstanbul’u yakından tanımaları için gençlere eşsiz bir fırsat sunan proje, turistik bir şehir turu olmanın ötesine geçiyor. Gezi İstanbul mimarlık, sanat tarihi, arkeoloji, şehircilik, tarih, güzel sanatlar gibi bölümlerde üniversite eğitimi alan gençler için ayrıcalıklı bir mesleki deneyime dönüşürken, İstanbullu tüm gençler için ayrıntılı bir kent panoraması sunuyor. İLK GEZİ 2 NİSAN’DA, BAŞVURULAR BAŞLADI 18 – 29 yaş aralığında olan, İstanbul’da ikamet eden ve geçerli bir müze kartı olan tüm gençlerin katılabileceği projenin Nisan ayı gezileri için başvurular başladı. Projenin ilk gezisi 2 Nisan’da “Mihmandara Konuk Olmak” temasıyla Eyüpsultan’da yapılacak. Nisan ayı programına katılmak isteyen gençler için başvurular https://genclikspor.ibb.istanbul/ adresinden alınıyor. Gezilerin her biri 30 ile 50 kişi arasında değişen kontenjanlarla düzenlenecek ve kontenjan dolduğunda başvurular sona erecek. Gezi İstanbul Nisan Ayı Programı: 2 Nisan 2026 Perşembe Saat: 09.00-17.00 Mihmandara Konuk Olmak: Eyüp 7 Nisan 2026 Salı Saat: 09.00-17.00 Altın Şehir; Üsküdar 9 Nisan 2026 Perşembe Saat: 09.00-17.00 Nişantaşı, Teşvikiye, Maçka 16 Nisan 2026 Perşembe Saat: 09.00-18.00 Surlar Boyu İstanbul; Edirnekapı'dan Balıklı Ayazma'ya 20 Nisan 2026 Pazartesi Saat: 10.00-16.00 Devir Devir Osmanlı Mimarisi: Yavuz Selim'den Nuruosmaniye'ye 22 Nisan 2026 Çarşamba Saat: 10.00-16.00 Devir Devir Osmanlı Mimarisi: İki Yaka Bir Sinan 24 Nisan 2026 Cuma Saat: 16.30-22.30 Konstantinopolis'in Kuruluş Mitleri ve Saray Seremonileri (Gece Gezisi) 28 Nisan 2026 Salı Saat: 10.00-16.00 Kariye'den Fethiye Cami'sine Mimari, Resim ve Temsil 30 Nisan 2026 Perşembe Saat: 10.00-17.00 Fener, Balat, Ayvansaray Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kadın, Aile ve Çocuklar İçin Yeni Bir Yaşam Alanı Haber

Kadın, Aile ve Çocuklar İçin Yeni Bir Yaşam Alanı

Kadınların, ailelerin ve çocukların sosyal, kültürel ve ekonomik refahını artırmayı hedefleyen Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, İzmit’te hayata geçirmeye hazırlandığı Anne Şehir Merkezi Lotus ile örnek bir yaşam kompleksini daha kente kazandıracak. Bu kapsamda Ömer Türkçakal Bulvarı üzerinde inşa edilen Anne Şehir Merkezi Lotus’un çalışmaları tamamlandı. Hizmete girmeye gün sayan tesis, İzmit’te önemli bir ihtiyaca cevap verecek. TEK ÇATI ALTINDA KAPSAMLI HİZMET MODELİ Anne Şehir Merkezi Lotus, diğer merkezlerden farklı olarak kapsamlı bir yaşam alanı modeli sunacak. Fiziksel aktivite alanlarından danışmanlık hizmetlerine, sosyal destek programlarından üretim atölyelerine kadar pek çok hizmet aynı çatı altında toplanacak. Anne Şehir Merkezi Lotus sayesinde kadınlar hem kişisel hem de mesleki gelişimlerini destekleyecek imkânlara erişirken, aileler güvenli ve destekleyici sosyal ortamda bir araya gelme fırsatı bulacak. PSİKOLOG, DİYETİSYEN VE FİZYOTERAPİST DESTEĞİ Anne Şehir Merkezi Lotus bünyesinde yer alan spor salonundan kadınlar aktif olarak yararlanırken, çocuğu olan annelerin çocukları da merkez içerisindeki anne yanı sınıfında güvenli ve keyifli bir ortamda vakit geçirebilecek. Tesis aynı zamanda psikolog, diyetisyen ve fizyoterapist hizmetleriyle de kadınların hem fiziksel hem de ruhsal sağlıklarını destekleyen bütüncül bir hizmet anlayışı sağlayacak. DİĞER SOSYAL DONATILARDA ÇALIŞMALAR SÜRÜYOR İzmit’e yeni bir sosyal yaşam alanı kazandıracak proje, yalnızca bir hizmet binası değil; kadınları, aileleri ve çocukları merkeze alan çok yönlü bir yaşam kompleksi olarak tasarlandı. Merkez bünyesinde yer alan “Gönül Bahçem”, “Ana Kafe” ve “Lokomotif Çocuk Köyü” bölümlerinde ise çalışmalar tüm hızıyla sürüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Aileler Eğlenceye Ne Kadar Ayırıyor? Haber

Aileler Eğlenceye Ne Kadar Ayırıyor?

Eğlence, giderek lüks bir harcama olmaktan çıkarak planlı ve sürdürülebilir bir bütçe kalemi hâline dönüşüyor. Bu eğilim, şehirlerin gelişim rotasını da doğrudan etkiliyor. Perakende ve AVM yatırımlarında eğlence, oyun ve deneyim alanlarının payı artarken; parklar, spor ve aktivite alanları, bahçeler, havuzlar ile sosyal tesisler şehir planlamasının vazgeçilmez unsurları arasında yer alıyor. Eğlenceye yapılan yatırımlar ise şehir ekonomisine, istihdama ve iç tüketime doğrudan katkı sağlıyor. ATRAX, Eğlence ve Rekreasyon Ekonomisinin Buluşma Noktası Oluyor Bu dönüşümden yola çıkarak 15-17 Ocak 2026 tarihlerinde gerçekleştirilecek ATRAX – Uluslararası Eğlence, Park, Spor ve Rekreasyon Alanları Fuarı, bu yıl “Ciddi Eğlence – Yarının Mutlu Şehirleri İçin Eğlenceyi Ciddiye Alıyoruz” temasıyla sektörü bir araya getiriyor. “Şehirlerin Estetiği, Tesislerin Cazibesi, Eğlencenin Geleceği” sloganıyla düzenlenen fuar, eğlenceyi yalnızca bir tüketim alanı olarak değil; şehir yaşamının, toplumsal mutluluğun ve ekonomik gelişimin stratejik bir unsuru olarak ele alıyor. Eğlence ve rekreasyon alanlarının şehir yaşamındaki rolüne dikkat çeken Tureks Uluslararası Fuarcılık Yönetim Kurulu Başkanı ve Fuar Organizatörü Nergis Aslan, “Bugün sinemadan dijital platformlara, çocuklara yönelik tematik alanlardan konserlere kadar uzanan geniş bir eğlence ekosisteminden söz ediyoruz. Özellikle çocuklu aileler, ekonomik belirsizliklere rağmen deneyim odaklı harcamaları hayatlarından çıkarmıyor. Bu tablo bize şunu net biçimde gösteriyor ki eğlence artık bir lüks değil, yaşam kalitesinin ayrılmaz bir parçası. Çocukla birlikte sosyalleşme ihtiyacının artması, ebeveynlerin ortak zaman geçirebilecekleri güvenli ve nitelikli alanlara yönelmesi, tematik çocuk eğlence merkezlerinin çoğalması ve deneyim odaklı tüketimin güçlenmesiyle birlikte eğlence harcamalarını daha görünür hâle getiriyor. 15–17 Ocak 2026 tarihleri arasında İstanbul Fuar Merkezi’nde gerçekleşecek ATRAX – Uluslararası Eğlence, Park, Spor ve Rekreasyon Alanları Fuarı’nı da bu dönüşümün merkezinde konumlandırıyoruz. Eğlencenin yalnızca tüketilen bir alan olmadığını; şehirlerin estetiğini güçlendiren, gayrimenkulden turizme kadar pek çok sektöre değer katan stratejik bir unsur olduğunu vurguluyoruz. Spor ve rekreasyon yatırımlarının şehir planlamasında yarattığı katma değer her geçen gün daha iyi anlaşılıyor. ATRAX, firmalara yalnızca ürünlerini sergileyecekleri bir platform değil; aynı zamanda ihracatlarını büyütecekleri, yeni iş birlikleri kuracakları ve uluslararası pazarlara açılacakları güçlü bir buluşma noktası sunuyor. Önümüzdeki dönemde, ailelerin eğlenceye ayırdığı payın dengeli bir şekilde artmaya devam etmesini; eğlence ve rekreasyon alanlarının ise şehirlerin geleceğinde çok daha merkezi ve stratejik bir rol üstlenmesini öngörüyoruz” dedi.

Niloya Sürpriz Yumurta Müzikali ile 8 Farklı Şehirde 17 Seansla Sahnede Olacak Haber

Niloya Sürpriz Yumurta Müzikali ile 8 Farklı Şehirde 17 Seansla Sahnede Olacak

Çizgi kahramanlar, renkli sahne gösterileri ve hafızalara kazınan neşeli müzikleri eşliğinde Kasım ayı b oyunca 8 farklı şehirde 17 seansla gerçekleştireceği müzikalleri ile sevenlerine unutulmaz bir deneyim sunacak. TRT Çocuk ekranlarında ve 6 Milyon aboneyi aşan YouTube kanalında yepyeni maceralarını paylaşan Niloya, eğitici ve öğretici içerikleri ile 7'den 70'e herkesin büyük beğenisini kazanmaya devam ediyor. Her ay farklı şehirlerdeki müzikalleri ve gösterileri aracılığıyla yaklaşık 1,2 milyon çocuğa mutluluk dünyasının kapılarını açan Niloya ve arkadaşları, İstanbul'dan başlayarak sırasıyla Kocaeli, Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır, Mardin, Batman ve İzmir olmak üzere 8 ilde Türkiye'yi karış karış dolaşmaya devam ediyor. Çocuklara doğru beslenme, kişisel bakım, çevre bilinci ve hayvan sevgisi gibi hayati konularda eğitici ve öğretici mesajlar aşılayan çizgi kahramanlar, Kasım ayında da hayranlarıyla buluşmaya hazırlanıyor. Bu kapsamda 8 farklı şehrinde sahne alacak olan Niloya ve arkadaşları, 17 seansla minik dostları ile eğlence dolu anlar paylaşacak. Müzikal Gösteriler İstanbul'da Başlayıp İzmir'de Son Buluyor Çizgi kahramanlar 12 Kasım Çarşamba günü İstanbul Kadıköy Eğitim Sahnesi'nde, 13 Kasım Perşembe ise Mall of İstanbul MOİ Sahne'de 12.00 ve 14.00 seanslarında izleyici karşısına çıkacak. İstanbul'un ardından 14 Kasım Cuma günü Kocaeli Başiskele'de 15.30 ve 19.00 saatlerinde sahne alacak. 15 Kasım Cumartesi günü Gaziantep Şehit Kamil Kültür Merkezi'nde 15.00'te ve 16 Kasım Pazar günü Şanlıurfa Urfa City AVM'de 14.00'te çocuklar Niloya ile doyasıya eğlenecek. 17 K asım Pazartesi günü Diyarbakır Sezai Karakoç Kültür Merkezi'nde 12.00 ve 19.00'da 18 Kasım Salı günü Mardin Artuklu Üniversitesi AKM Salonu'nda 12.00 ve 19.00'da sahne alacak olan Niloya'nın bölgedeki son durağı, 19 Kasım Çarşamba günü saat 12.30 ve 19.00'da Batman İl Kültür Merkezi olacak. Niloya'nın Kasım ayı müzikalleri, 30 Kasım Pazar günü İzmir Perla Sahnesi'nde 13.00, 15.00 ve 16.30 saatlerinde verilecek seanslarla sona erecek. Beklemedikleri Bir Cevap ile Karşılaşacaklar Çocukların psikolojik gelişimini olumlu yönde etkilemek ve katkıda bulunmak amacı ile senaryosu psikologlar ve pedagogların görüşleri ile hazırlanan Niloya, müzikaliyle hayranlarına bambaşka bir deneyim yaşatacak. Niloya ile arkadaşı Mete tesadüfen buldukları ve yumurta olduğundan emin oldukları renkli bir sürprizle karşılaşırlar. Buldukları şeyin neyi n yumurtası olduğunu bulmak için eğlenceli ve maceralı bir yolculuğa çıkarlar. Günün sonunda ise beklemedikleri bir cevap ile karşılaşırlar. Tarih Şehir Mekan Saatler 12 Kasım Çarşamba İstanbul Kadıköy Eğitim Sahnesi 12.00 ve 14.00 13 Kasım Perşembe İstanbul Mall of İstanbul MOİ Sahne 12.00 ve 14.00 14 Kasım Cuma Kocaeli Başiskele Türkiye Yüzyılı Gençlik Merkezi 15.30 ve 19.00 15 Kasım Cumartesi Gaziantep Şehit Kâmil Kültür Merkezi 15.00 16 Kasım Pazar Şanlıurfa Urfa City AVM 14.00 /p> 17 Kasım Pazartesi Diyarbakır Sezai Karakoç Kültür Merkezi 12.00 ve 19.00 18 Kasım Salı Mardin Artuklu Üniversitesi AKM Salonu 12.00 ve 19.00 19 Kasım Çarşamba Batman İl Kültür Merkezi 12.30 ve 19.00 30 Kasım Pazar İzmir Perla Sahnesi 13.00, 15.00 ve 16.30

"Bursa Modeli, Türkiye'ye Örnek Olacak" Haber

"Bursa Modeli, Türkiye'ye Örnek Olacak"

Uzlaşı kültürüyle herkesin sözünün yer aldığı bir 'Kent Anayasası' oluşturduklarını belirten Başkan Bozbey, “Biz tarımı, doğaya, havamızı, suyumuzu koruyarak; kentimizi insanların keyifle yaşayacağı bir ortama getirerek süreci yönetmek istiyoruz” dedi. Bursa Büyükşehir Belediyesi, TMMOB Şehir Plancıları Odası, Bursa Teknik Üniversitesi ve Bursa Planlama Ajansı iş birliğiyle ‘Değişimin Eşiğinde’ temasıyla hazırlanan Dünya Şehircilik Günü 49. Kolokyumu, alanında uzman isimlerin katıldığı paneller, oturumlar, bildiriler, forumlar, çalıştaylar ve sergilerle devam ediyor. “Plan, birçok şey ifade ediyor” MBB ve Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey de moderatörlüğünü Yaman Kaya’nın yaptığı ‘Bursa Yerel Oturumu’ paneline konuşmacı olarak katıldı. En başta ülkedeki planlama anlayışının tartışılması gerektiğini söyleyen Başkan Mustafa Bozbey, Cumhuriyet’in ilk yıllarından 1950’ye kadar olan kısımda devletin örnek alınacak şehir planlaması çalışmaları yaptığını, 1950’den sonra ise ciddi sorunlar yaşandığı dile getirdi. 1960’tan sonra Bursa’nın kaderinin de şehir plancılığı açısından değiştiğini belirten Başkan Mustafa Bozbey, yoğun göçler ve kaçak yapılaşmayla birlikte Bursa’nın çehresinin tamamen değiştiğini ifade etti. Dağdan bakıldığında artık ‘Yeşil Bursa’ değil ‘Gri Bursa’ görüldüğünü anlatan Başkan Bozbey, “Plan, aslında birçok şey ifade ediyor. Planlama anlayışımızı geliştirmediğimizde, kentleri insanların yaşamaktan zevk alacağı mekanlara dönüştürmedikçe halkı mutlu edemeyiz. Bursa’nın nüfusu şu anda 3.3 milyona ulaştı. Bizler günlük verileri ele alarak Bursa’nın geleceğini planlamak gerektiğinin şart olduğunu söylüyoruz. Bursa bu zamana kadar hep yatay büyümüş. Alternatif ulaşım alanları oluşturulamamış. Ovayı koruyalım derken başka yerler kaçak inşaatlara teslim edilmiş” diye konuştu. “Planlamalar, bütüncül bakış açısıyla yapılmalı” Bursa’nın nüfusu artarken su konusunun da planlanmadığı için bugün su sıkıntısı yaşandığına dikkat çeken Başkan Mustafa Bozbey, verilerin 1998 yılından itibaren kentteki yağış miktarının azaldığını gösterdiğini dile getirdi. Siyasal erkin kentlerin planlı bir şekilde gelişmesinin önünde bir sorun olduğunu ifade eden Başkan Mustafa Bozbey, “Marmara Bölgesi’ne 30 milyon insan yığıldı. Şimdi müsilaj gibi konulardan bahsediyoruz. Şehir ve ülke planlamasının aslında bütüncül bir bakış açısıyla yapılması gerektiğini gösteriyor. Bursa’yı planlarken, Bursa’nın çevresindeki etkileri de göz önüne almalıyız. Marmara’yı da bütüncül bir şekilde ele almalıyız. Böyle yapılırsa Bursa’da, diğer kentler de kazanır ve insanlar mutlu olur” dedi. “Bizler bir ‘Kent Anayasası’ oluşturuyoruz” Göreve geldikten sonra Bursa Planlama Ajansı’nı kurduklarını hatırlatan Başkan Mustafa Bozbey, ilerleyen süreçte Türkiye’de örneği olmayan Akademik Danışma Kurulu’nu oluşturduklarını söyledi. Böylelikle planlama süreçlerinin sadece başkana veya siyasi iradeye bağlı kalmadığının altını çizen Başkan Bozbey, toplumun büyük kesiminin de kentin geleceğine katkı sağlamış olduğunu dile getirdi. Bursa’yı uzun vadeli planlamak zorunda olduklarını belirten Başkan Mustafa Bozbey, “2050 vizyonlu 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı’nı hazırlarken vatandaşlarla, sanayicilerle, akademik odalarla, sivil toplum kuruluşlarıyla konuşuyoruz. Uzlaşı kültürüyle herkesin sözünün yer aldığı bir 'Kent Anayasası' hedefliyoruz. 17 sektörel çalışma gurubu kuruldu. Her bir sektörle ilgili arkadaşlarımız yoğun bir çalışma yaptılar. Her bir sektörle bir araya gelip son aşamada yine değerlendirme aldılar. İnternette bir portal oluşturarak herkesin şikayet ve önerilerini dile getirmesini sağlayacağız. Bizler bir ‘Kent Anayasası’ oluşturuyoruz. Bu çalışmaya öncelikle Bursalıların sahip çıkması lazım. Ovadaki her kaçak yapı, ovanın katledilmesi demektir. Suyumuzun azalması demektir. Sorunların büyümesi demektir. Biz, güncel veriler üzerinden planı hazırlıyoruz. Bu plana herkesin sahip çıkmasını bekliyoruz” diye konuştu. “Topraklarımızın her bir metrekaresini korumak zorundayız” Yaşanan tüm sorunlarının çözümünün, şehir planlamasından geçtiğini aktaran Başkan Mustafa Bozbey, kentsel dönüşüm uygulamalarında da mahallenin dokusunu bozmamaya, komşuluk ilişkilerinin devam etmesine, kentsel ihtiyaçların giderilebilmesine önem verdiklerini anlattı. JICA ile yürütülen projenin önemli olduğuna vurgu yapan Başkan Mustafa Bozbey, çalışmalarla birlikte ‘Bursa Modeli’ oluşturmaya çalıştıklarını, sanayi bölgelerinin de projeye dahil edildiğini belirtti. Dağ yöresinde toprakların neredeyse üçte birinin üçüncü ele geçtiğine, Yenişehir gibi bölgelerde ise oranın üçte birden fazla olduğuna dikkat çeken Başkan Mustafa Bozbey, “Tüm bunlara rağmen tarımı desteklemek için çok ciddi gayret sarf ediyoruz. Birçok konuda destek veriyoruz. Aile işletmelerini çoğaltmaya çalışıyoruz. Tarlaların boş bırakılmamasını istiyoruz. Gerekirse ürünü satın alıyoruz. Çiftçi iyi bir gelir elde ederse toprağını da satmayacaktır. Gençlerin de tarıma yönelmesini sağlamalıyız. 2050 vizyonlu Çevre Düzeni Planı’nda kesinlikle tarımın özel bir yeri var. Topraklarımızın her bir metrekaresini korumak zorundayız. Bizler bu anlayışa sahibiz. Biz tarımı, doğaya, havamızı, suyumuzu koruyarak; kentimizi insanların keyifle yaşayacağı bir ortama getirerek süreci yönetmek istiyoruz” dedi. Oturumun ardından Türkiye’nin farklı şehirlerinden kolokyuma katılan belediyelerin şehir planlama temalı stantlarını ziyaret eden Başkan Mustafa Bozbey, çeşitli okulların öğrencileri tarafından hazırlanan sergiyi de gezerek yetkililerden bilgi aldı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.