Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Sel

Kapsül Haber Ajansı - Sel haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sel haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Suyu Kaynatmak Her Türlü Kirliliğe Karşı Yeterli Değil! Haber

Suyu Kaynatmak Her Türlü Kirliliğe Karşı Yeterli Değil!

Kirlenmiş suyun kolera, tifo, hepatit A ve çeşitli bağırsak enfeksiyonlarına yol açabileceğini ifade eden Sur, “Berrak, kokusuz ve normal tatta olan su da hastalık yapıcı mikroorganizmalar içerebilir.” dedi. Suyun kaynatılmasının her durumda yeterli olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Sur, özellikle kimyasal kirlenmeye karşı vatandaşları uyardı. Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı ve Sağlık Bakanlığı Danışmanı Prof. Dr. Haydar Sur, sel ve yoğun yağışların ardından şebeke suyunun güvenliği konusunda vatandaşların dikkat etmesi gereken noktaları değerlendirdi. Sel suları içme suyu şebekesine nasıl karışıyor? Şiddetli yağışların içme suyu kaynaklarında hem mikrobiyolojik hem de kimyasal kirlenmeye neden olabileceğini belirten Prof. Dr. Haydar Sur, sel sularının taşıdığı atıkların önemli bir tehdit oluşturduğunu söyledi. Prof. Dr. Sur, “Sel suları; kanalizasyon atıklarını, hayvan dışkılarını, tarımsal atıkları, çöpleri ve çeşitli kimyasal maddeleri içerebilir. Bu suların içme suyu kaynaklarına ulaşması, arıtma sistemlerine zarar vermesi veya dağıtım şebekesine sızması suyun kalitesini bozabilir.” dedi. Su şebekesindeki fiziksel hasarların da kirlenme riskini artırdığını vurgulayan Prof. Dr. Sur, “İnsan ve hayvan dışkılarıyla bakteriler, virüsler ve parazitler suya karışabilir. Borularda çatlaklar oluşması veya su basıncının düşmesi, çevredeki kirli suyun şebekeye girmesine yol açabilir. Suyun bulanıklığının artması, dezenfeksiyon işleminin etkinliğini azaltabilir. Ayrıca yakıtlar, pestisitler, sanayi atıkları ve diğer kimyasallar da su kaynaklarına karışabilir.” Kirli su kolera, tifo ve hepatit A'ya yol açabilir! Kirlenmiş suyun tüketilmesinin ciddi enfeksiyon hastalıklarına neden olabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Sur, özellikle dışkı kaynaklı mikroorganizmaların suya karışmasının önemli bir risk oluşturduğunu belirtti. Prof. Dr. Sur, “Kirlenmiş suyun tüketilmesi veya bu suyla hazırlanan yiyeceklerin yenmesi sonucunda bakteriyel enfeksiyonlardan kolera, tifo, şigelloz ve bazı E. coli enfeksiyonları; viral enfeksiyonlardan hepatit A, norovirüs ve rotavirüs enfeksiyonları; paraziter enfeksiyonlardan ise giardiyaz ve kriptosporidiyoz görülebilir.” diye konuştu. Bu hastalıkların farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini kaydeden Prof. Dr. Sur, “Bu hastalıklar ishal, kusma, karın ağrısı, ateş ve sıvı kaybına neden olabilir. Hepatit A gibi bazı enfeksiyonlarda ise sarılık, halsizlik ve bulantı gibi belirtiler ön plana çıkabilir.” ifadelerini kullandı. “Berrak, kokusuz ve normal tatta olan su da hastalık yapıcı mikroorganizmalar içerebilir” Vatandaşların suyun güvenliğini değerlendirirken en sık düştüğü yanılgılardan birinin görünümüne güvenmek olduğunu belirten Prof. Dr. Haydar Sur, “Berrak, kokusuz ve normal tatta olan su da hastalık yapıcı mikroorganizmalar içerebilir. Renk, koku ve tat değişiklikleri kirlenmeye işaret edebilir; ancak bunların bulunmaması mikrobiyolojik güvenliğin kanıtı değildir.” dedi. Kirleticilerin çoğunun gözle fark edilemeyeceğini ifade eden Prof. Dr. Sur, “Bazı bakteriler, virüsler ve parazitler gözle görülemeyecek kadar küçüktür. Benzer şekilde, bazı kimyasal kirleticiler de suyun duyusal özelliklerini değiştirmeden bulunabilir.” değerlendirmesinde bulundu. “Suyu kaynatmak her türlü kirliliğe karşı yeterli değildir” Sel sonrasında şebeke suyunun güvenliğinden şüphelenildiğinde vatandaşların suyu kaynatarak kullanma yoluna gidebildiğini belirten Prof. Dr. Sur, bunun yalnızca belirli koşullarda etkili olduğuna dikkat çekti. “Mikrobiyolojik kirlenme söz konusuysa, doğru şekilde kaynatma hastalık yapıcı mikroorganizmaların büyük bölümünü etkisiz hâle getirir. Ancak her türlü su kirliliğine karşı yeterli değildir.” diyen Prof. Dr. Sur, kimyasal kirlenmenin farklı değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Sur, şu uyarılarda bulundu: “Yakıt, pestisit, ağır metal veya sanayi kaynaklı kimyasallar kaynatmayla güvenli hâle gelmez. Bazı maddeler su buharlaştıkça daha yoğun bile hâle gelebilir. Bazı toksinler sıradan kaynatma işlemiyle ortadan kaldırılmaz. Kanalizasyon kaynaklı kirlenme yalnızca kimyasal değil, mikrobiyolojik de olabilir. Kaynatma mikroorganizmaları etkisizleştirebilse de suyun kimyasal açıdan güvenli olduğunu garanti etmez.” Yakıt, kimyasal atık veya başka toksik maddelerle kirlenme ihtimali bulunan suların kaynatılarak içilmemesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Sur, bu tür durumlarda güvenli alternatif su kaynaklarının kullanılmasının önemine işaret etti. “Suyu kaynatarak kullanın” ve “Suyu içmeyin” uyarıları aynı anlama gelmiyor! Şebeke suyunun kirlendiğinden şüphelenildiğinde öncelikle belediyenin, su ve kanalizasyon idaresinin ve sağlık yetkililerinin duyurularının takip edilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Sur, vatandaşlara yapılan uyarıların niteliğinin büyük önem taşıdığını söyledi. Prof. Dr. Sur, “‘Suyu kaynatarak kullanın’, ‘suyu içmeyin’ ve ‘suyu hiçbir amaçla kullanmayın’ uyarıları aynı anlama gelmez. Mikrobiyolojik riskte kaynatma yeterli olabilirken kimyasal kirlenmede veya suyla temasın da tehlikeli olduğu durumlarda kaynatma çözüm değildir.” dedi. Yetkililerin suyun güvenli olmadığını bildirmesi durumunda belirtilen kısıtlamalara mutlaka uyulması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Sur, güvenli olduğu doğrulanmış ambalajlı suyun veya yetkili kurumların sağladığı güvenli suyun kullanılmasını önerdi. Prof. Dr. Sur, “Şüpheli su içilmemeli; çay, kahve, çorba ve bebek maması hazırlamakta kullanılmamalıdır. Diş fırçalama, yiyecek yıkama ve buz yapma işlemlerinde güvenli su tercih edilmelidir. Buzdolabının su ve buz dağıtıcıları da şebekeye bağlı olduğundan, uyarı süresince kullanılmamalıdır. Şüpheli suyla temas eden ve ağıza götürülen emzik, biberon ve benzeri malzemeler güvenli yöntemlerle temizlenmelidir.” diye konuştu. Kirli suyla yıkanan sebze ve meyveler de enfeksiyon kaynağı olabilir! Kirlenmiş şebeke suyunun yalnızca içildiğinde değil, yemek hazırlığında kullanıldığında da sağlık riski oluşturabileceğini ifade eden Prof. Dr. Haydar Sur, “Kirlenmiş su yalnızca doğrudan içildiğinde değil, yiyeceklerin hazırlanması, mutfak gereçlerinin temizlenmesi ve buz yapılması sırasında da enfeksiyonlara neden olabilir. Özellikle pişirilmeden tüketilen gıdalar daha fazla dikkat gerektirir.” dedi. Şebeke suyunun güvenli olmadığı durumlarda sebze ve meyvelerin bu suyla yıkanmaması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Sur, şöyle devam etti: “Salata, taze yeşillik, çiğ sebze ve meyveler, kirli suyla temas ettiğinde hastalık etkenlerini taşıyabilir. Yıkanmış olması, kirli suyla temas etmiş bir ürünü her zaman güvenli hâle getirmez. Çorba, sos, içecek, bebek maması ve pişirme öncesinde su eklenen yiyeceklerde güvenli su kullanılmalıdır. Pişirme bazı mikroorganizmaları etkisizleştirse de kimyasal kirlenmeyi ortadan kaldırmaz.” Buz ve mutfak gereçlerinin de risk taşıyabileceğine değinen Prof. Dr. Sur, “Güvenli olmayan suyla hazırlanmış buz kullanılmamalıdır. Buzun donması suyu güvenli hâle getirmez.” uyarısında bulundu. Bulaşıkların temizliğinde güvenli su ve uygun dezenfeksiyon yöntemlerinin kullanılması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Sur, özellikle bebeklerin beslenmesinde kullanılan biberon ve emziklerin güvenli suyla temizlenmesi ve uygun biçimde dezenfekte edilmesinin önemini vurguladı. Hastalık belirtileri günler, hatta haftalar sonra ortaya çıkabilir! Kirli su kaynaklı enfeksiyonların belirtilerinin hemen ortaya çıkmayabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Haydar Sur, vatandaşların özellikle sel ve su taşkınlarını takip eden dönemde sağlık durumlarını gözlemlemeleri gerektiğini belirtti. Prof. Dr. Sur, “Belirtilerin ortaya çıkma süresi, alınan mikroorganizmanın türüne, maruz kalınan miktara ve kişinin bağışıklık durumuna göre değişir. Bazı hastalıklar saatler içinde, bazıları ise günler veya haftalar sonra belirti verebilir.” dedi. Enfeksiyonların ishal, kusma, ateş ve karın ağrısıyla başlayabileceğini ifade eden Sur, bazı belirtilerin acil tıbbi değerlendirme gerektirdiğini söyledi. Prof. Dr. Sur, “Dışkıda kan görülmesi, şiddetli veya giderek artan karın ağrısı, yüksek veya devam eden ateş, sık tekrarlayan kusma nedeniyle sıvı alınamaması durumlarında tıbbi değerlendirme geciktirilmemelidir. İdrar miktarında belirgin azalma, ağız kuruluğu, baş dönmesi veya bayılma gibi susuzluk belirtileri de önemsenmelidir.” diye konuştu. Özellikle bilinç bulanıklığı, aşırı uyku hâli ve belirgin genel durum bozukluğuna dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Sur, “Kanlı ishal, belirgin bilinç değişikliği, bayılma veya ağır sıvı kaybı belirtileri acil değerlendirme gerektirir.” ifadelerini kullandı. Şebeke suyu yeniden kullanılmadan önce bilimsel analizler yapılmalı! Sel ve şiddetli yağışların ardından su şebekesinin güvenliğinin yalnızca gözleme dayalı olarak değerlendirilemeyeceğini söyleyen Prof. Dr. Haydar Sur, suyun yeniden kullanılabilmesi için kapsamlı kontroller yapılması gerektiğini belirtti. Prof. Dr. Sur, “Şebeke suyunun yeniden güvenli kabul edilmesi, yalnızca suyun akmaya başlamasına veya berrak görünmesine bağlı değildir. Su kaynağından arıtma tesisine, dağıtım şebekesinden tüketicinin musluğuna kadar bütün sistemin değerlendirilmesi gerekir.” dedi. Dünya Sağlık Örgütü'nün su güvenliğinin risk temelli yönetim ve bağımsız denetimle sağlanmasını önerdiğini hatırlatan Prof. Dr. Sur, su kaynağı ve altyapının incelenmesi, mikrobiyolojik, fiziksel ve kimyasal analizlerin yapılması, arıtma ve dezenfeksiyon işlemlerinin doğrulanması ve şebekenin farklı noktalarından numuneler alınması gerektiğini kaydetti. Bu süreçte halkın zamanında ve doğru bilgilendirilmesinin de önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Sur, “Su güvenliğini yetkili kurumların kontrolleri belirler. Sel sonrasında suyun yeniden kullanılabilir olduğu, yalnızca görünüşüne veya tadına bakılarak ilan edilemez.” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sel Suları Çekildi, Mağduriyetler Şikayetvar'a Taşındı Haber

Sel Suları Çekildi, Mağduriyetler Şikayetvar'a Taşındı

İstanbul'da etkili olan şiddetli yağışların ardından selin yol açtığı hasarların giderilmesine yönelik çalışmalar sürerken, tüketicilerin yaşadığı sorunlar farklı alanlara yayıldı. Evleri su basan, araçları zarar gören ve elektrik kesintileriyle karşılaşan tüketiciler, bu kez hasarlarının karşılanması, hizmetlere yeniden erişim ve kullanamadıkları hizmetlerin ücretlerinin iadesi için çözüm aramaya başladı. Tüketici şikayet platformu Şikayetvar'a yansıyan başvurular, selin etkilerinin yalnızca fiziksel hasarla sınırlı kalmadığını, afet sonrasında başlayan çözüm süreçlerinde de yeni mağduriyetlerin ortaya çıktığını gösterdi. Şikayetvar'a ulaşan başvurularda hasar tespitinin yapılması, araçların onarım sürecine alınması, kesintiye uğrayan hizmetlerin yeniden sağlanması ve afet nedeniyle yerine getirilemeyen işlemlerde tüketici taleplerinin karşılanması öne çıktı. Başvurular, afetin ardından yaşanan mağduriyetlerde yalnızca maddi kayıpların değil, hizmet sağlayıcılarla yürütülen süreçlerdeki belirsizliklerin ve iletişim sorunlarının da etkili olduğunu ortaya koydu. Evlerini su bastı, beyaz eşyaları ve parkeleri zarar gördü Şikayetvar'a yansıyan başvurularda konutlarda meydana gelen su baskınları ve altyapı sorunları da gündeme geldi. Tüketiciler, yoğun yağışın ardından giderlerden evlere dolan suların beyaz eşyalara ve zemin kaplamalarına zarar verdiğini belirterek hasar tespiti yapılmasını ve maddi kayıplarının karşılanmasını talep etti. Büyükçekmece'den başvuran bir tüketici, 14 Ekim sabahı yaşanan yağış sırasında rögarların suyu taşıyamadığını, suların klozet, küvet ve giderlerden geri teperek evine dolduğunu belirtti. Çamaşır makinesi, buzdolabı ve parkelerinin zarar gördüğünü anlatan tüketici, yardım hattına da ulaşamadığını ifade ederek hasar tespiti ve zararının karşılanmasını istedi. İlgili kurum ise başvurunun işleme alınabilmesi için ek bilgi gerektiğini ve tüketiciye telefonla ulaşılamadığını bildirdi. Selde zarar gören araçlara bir de servis sorunu eklendi Su baskınlarında zarar gören araçların servis ve onarım süreçleri de şikayetlere konu oldu. Başvurularda araçların servise kabul edilmemesi, farklı servislere yönlendirilmesi ve hasar tespiti sürecine ilişkin yeterli bilgilendirme yapılmaması gibi sorunlar dile getirildi. Kağıthane'de otoparkı su basan bir tüketici, aracını kendi imkanlarıyla bulunduğu yerden çıkardıktan sonra sigorta aracılığıyla servise gönderdiğini ancak iki farklı servisin yer bulunmadığı gerekçesiyle aracı kabul etmediğini öne sürdü. Aracının üçüncü bir servise yönlendirildiğini belirten tüketici, hasar tespiti ve onarım süreci hakkında yeterli bilgi alamadığını ifade etti. Elektrik kesintileri maddi kayba dönüştü Selin ardından yaşanan elektrik kesintileri de Şikayetvar'a taşındı. Kesintilerin uzaması, tahmini onarım saatlerinin değişmesi ve hizmetin ne zaman yeniden başlayacağına ilişkin belirsizlikler tüketicilerin şikayetlerinde öne çıktı. Bazı başvurularda ise uzun süreli kesintilerin gıda ürünlerinin bozulmasına yol açtığı belirtildi. Sarıyer Ayazağa'dan başvuran bir tüketici, 14 Ekim'deki selin ardından yaklaşık üç gün elektrik hizmeti alamadığını ileri sürdü. Elektriğin kısa sürede verileceği yönünde defalarca bilgilendirildiğini ancak kesintinin devam ettiğini belirten tüketici, buzdolabı ve derin dondurucusundaki gıdaların bozulması nedeniyle maddi kayba uğradığını bildirdi. Afet nedeniyle kullanılamayan biletlere iade tartışması Şiddetli yağışların ulaşımda yarattığı aksamalar, önceden satın alınan etkinlik biletlerini de şikayet konusu haline getirdi. Afet nedeniyle etkinliklere katılamadıklarını belirten tüketiciler, ücret iadesi veya bilet değişikliği talep ederken bazı başvurularda bu taleplerin kabul edilmediği öne sürüldü. İstanbul'da 14 Ekim'de düzenlenen bir tiyatro oyununa katılmak üzere 5 bin 500 TL'lik bilet satın alan tüketici, şiddetli yağış nedeniyle yolda kaldığını ve etkinliğe ulaşamadığını ifade etti. Olumsuz hava koşullarının kendi kontrolü dışında geliştiğini belirterek ücret iadesi isteyen tüketici, talebinin reddedildiğini öne sürdü. Sel nedeniyle siparişini gönderemedi, mağaza kısıtlamasıyla karşılaştığını öne sürdü Selin etkileri, e-ticaret platformları üzerinden satış yapan işletmelerin faaliyetlerine de yansıdı. Afet nedeniyle iş yerine ulaşamayan ve siparişlerini zamanında gönderemeyen satıcıların yaşadığı sorunlar, olağanüstü koşullarda teslimat yükümlülüklerinin nasıl değerlendirildiği sorusunu gündeme getirdi. Sarıyer'de yaşayan bir e-ticaret satıcısı, sel nedeniyle evini su bastığını, aracının kullanılamaz duruma geldiğini ve iş yerine ulaşamadığını bildirdi. Bu nedenle sipariş teslim süresinin uzatılmasını talep ettiğini ancak çözüm alamadığını belirten satıcı, siparişini zamanında gönderemediği gerekçesiyle mağazasının riskli olarak sınıflandırıldığını ve görünürlüğünün azaltıldığını ileri sürdü. Şikayetvar'a yansıyan başvurular, selin yol açtığı mağduriyetlerin suların çekilmesiyle sona ermediğini ortaya koydu. Konut ve araçlarda oluşan hasarların giderilmesinden kesintiye uğrayan hizmetlere, ücret iadelerinden e-ticaret işlemlerine kadar farklı alanlarda çözüm arayan tüketicilerin şikayetleri, afet sonrasında hizmet sağlayıcıların müdahale, bilgilendirme ve çözüm süreçlerinin de önem kazandığını gösterdi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İş’te KOBİ Sigortası İşCep’te Haber

İş’te KOBİ Sigortası İşCep’te

KOBİ ve işletmelerin büyüme ve işlerinin sürdürülebilirliği için yaptıkları yatırımların ve verdikleri emeklerin korunmasında beklenmedik durumlara karşı hazırlıklı olmak büyük önem taşıyor. Ekonomimizin belkemiği olan KOBİ’leri gerek finansal gerek dijital çözümleriyle desteklemeye devam eden İş Bankası, bu anlayışla iştiraklerinden Anadolu Sigorta iş birliğiyle geliştirdiği İş’te KOBİ Sigortası’nı İşCep’ten hizmete sundu. İş’te KOBİ Sigortası, yangın, yıldırım, sel, su baskını, deprem gibi doğal afetlere karşı tek bir poliçede koruma sağlıyor. Ayrıca, işletmelerin faaliyetlerini sürdüremeyecekleri durumlarda iş durması ve kira kaybı gibi teminatlar işletmelerin finansal güvencesine destek oluyor. Hırsızlık, makine kırılması, elektronik cihaz hasarları gibi risklere karşı da koruma sağlanırken, iş yerinde meydana gelebilecek sorumluluklar da teminat altına alınıyor. Üstelik, Anadolu Acil Sağlık Hizmetleri ile iş yerinde çalışanların ve ziyaretçilerin acil sağlık ihtiyaçları karşılanırken, Anadolu Hizmet İşyeri Yardımı ile beklenmedik durumlarda işletmelere yardım ve danışmanlık hizmeti sunuluyor. Bu kapsamlı teminatlar, KOBİ'lerin doğal afetler ve diğer risklerle karşı karşıya kaldıklarında güvence altında olmasını ve işlerine devam edebilmesini kolaylaştırıyor. Müşterilerin İşCep uygulamasındaki "Sigortalar & Bireysel Emeklilik" menüsünden kolayca inceleyebildiği İş'te KOBİ Sigortası, standart risklerin yanı sıra farklı sektörlerin operasyonel dinamiklerine uygun özel riskleri de kapsıyor. KOBİ’ler, işlerinin büyüklüğü ve poliçenin kapsamına göre sigorta teminatlarından yararlanabiliyor. Banka müşterileri, mülk sahibi veya kiracı olmalarına göre kendileri için en uygun seçeneği belirleyerek poliçelerini uçtan uca dijital ortamda satın alabiliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Unico Sigorta’nın UniMap Projesine Uluslararası Ödül Haber

Unico Sigorta’nın UniMap Projesine Uluslararası Ödül

Unico Sigorta, 2025-2027 iş planı ve gelecek vizyonu doğrultusunda yürüttüğü çalışmalar kapsamında, veri odaklı ve bütüncül bir bakış açısıyla Türkiye’nin doğal afet risk haritasını oluşturma hedefiyle UniMap projesini hayata geçirmişti. Özellikle deprem ve sel gibi afet tehlikelerinin daha etkin yönetilebilmesine katkı sağlamayı amaçlayan çalışma; bilimsel temellere dayalı, noktasal ve bölgesel bazda detaylı analizler sunmaya devam ediyor. Unico Sigorta, Kocaeli Üniversitesi’nden Jeofizik ve Jeoloji Mühendisliği alanlarında akademisyenler ve paydaşların katkılarıyla geliştirilen proje ile güncel veri ve analizlerin ışığında hem sigortalıların hem de ülkenin geleceğe güvenle hazırlanabilmesine destek oluyor. Jeofizik ve Jeoloji Mühendisliği alanlarında uzman Prof. Dr. Ergin Ulutaş ve Doç. Dr. Özkan Coruk’un katkılarıyla hazırlanan UniMap’in en dikkat çekici özelliklerinden biri ise çoklu tehlike kriterleri kullanılarak her tehlikenin kendi özelinde değerlendirilebilmesine olanak sağlaması. Deprem ve sel gibi farklı doğal tehlikeler aynı coğrafi alanı etkileyebilmekle birlikte, oluşum mekanizmaları ve tehlikeyi kontrol eden fiziksel parametreler birbirinden farklıdır. Bu nedenle her tehlike öncelikle kendi karakteristik parametreleri kullanılarak ayrı ayrı analiz edilmekte, daha sonra sonuçlar Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) ortamında bütünleşik olarak değerlendirilmektedir. Böylece klasik afet haritalarında görülen kümül yaklaşım yerine, noktasal risk bazlı analiz yaklaşımı ön plana çıkıyor. Bu özelliği sayesinde UniMap, sigortacılıkta risk değerlendirme süreçlerine daha hassas, güncel ve veri destekli bir perspektif kazandırıyor. Unico Sigorta, geliştirdiği UniMap projesi ile 2026 Küresel Bankacılık ve Finans Ödülleri’nde “En Yenilikçi Haritalama Teknolojisi Çözümü” ödülüne layık görüldü. Sigortacılık sektöründe veri odaklı risk yönetimi yaklaşımına yeni bir boyut kazandıran proje, uluslararası arenada da önemli bir başarı elde etmiş oldu. 2011 yılından bu yana düzenlenen Global Banking & Finance Awards®; bankacılık, finans, fintech, teknoloji, iş dünyası, gayrimenkul, telekomünikasyon ve finansal hizmetler sektörlerinde inovasyon, liderlik ve başarıyı ödüllendiren en saygın uluslararası organizasyonlar arasında yer alıyor. Global Banking & Finance Review Awards®, sektör profesyonelleri tarafından küresel ölçekte mükemmellik, liderlik ve performansın bağımsız ve güvenilir göstergelerinden biri olarak kabul ediliyor. Unico Sigorta Genel Müdürü Ender Güzeler, UniMap projesine ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “Temellerini 2023 yılında Kocaeli Üniversitesi ile birlikte attığımız UniMap projemiz, afet tehlikesini yalnızca fay haritaları üzerinden genel hatlarıyla değerlendirmek yerine, her bir riski koordinat bazında ve noktasal analizlerle ortaya koyan bir yaklaşım sunuyor. Böylece müşterilerimize sunduğumuz sigorta arzını artırırken, risk değerlendirmesini de daha kapsamlı ve hassas bir zemine taşıyoruz. Unico Sigorta olarak bilime ve teknolojiye verdiğimiz önemin somut bir çıktısı olan UniMap risk haritaları, yenilikçi yaklaşımımızın önemli bir göstergesini oluşturuyor. Projemizin uluslararası alanda da böylesine kıymetli bir ödüle layık görülmesi ise Unico Sigorta olarak bizler için büyük bir gurur kaynağı oldu.” Unico Sigorta, UniMap projesini daha da geliştirmek ve etki alanını genişletmek amacıyla çalışmalarını kesintisiz şekilde sürdürmeye devam ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

UNICEF ‘Görünmez Krizler Çağı’nda Yaşayan   73 Milyon Çocuğa Ulaşmayı Hedefliyor Haber

UNICEF ‘Görünmez Krizler Çağı’nda Yaşayan 73 Milyon Çocuğa Ulaşmayı Hedefliyor

Çatışmalar, savaşlar, doğal afetler ve iklim krizi etkileri giderek artarken, UNICEF, 2026’da, 133 ülke ve bölgede, 200 milyondan fazla çocuğun olumsuz etkilenerek insani yardıma ihtiyaç duyacağını öngörüyor. Farklı kıtalarda etkileri çok yoğun doğal afetler görülürken çatışma ve savaşlar yaşanıyor, ekonomik istikrarsızlık derinleşiyor. Aynı anda birden çok krizin etkilerini yaşayan çocuklar ve aileleri, yerlerinden ediliyor, evlerinden uzaklaşmak zorunda kalıyor. Bu da, güvenli barınma zorluklarının yanı sıra, temiz suya ve besleyici gıdaya erişememe sorunlarını beraberinde getiriyor. Hijyen koşulları, bulaşıcı hastalıkların yayılmasına sebep olabiliyor. Ayrıca bu çocuklar, düzenli eğitim hizmetlerinden mahrum kalıyorlar. UNICEF’in 2025 yılı sonunda yayınlanan ‘Dünya Çocuklarının Durumu Raporu’na göre; düşük ve orta gelirli 130 ülkeden elde edilen veriler; her 5 çocuktan birinin, barınma, beslenme, temiz suya erişme, hijyen sağlama, eğitim ve sağlık hizmetlerinden faydalanabilme olarak belirlenen 6 kriterden en az 2’sinden yoksun yaşadığını ortaya koyuyor. Çatışmaların, uzun vadeli ruh sağlığı etkilerinin yanı sıra, çocuklukta yaşanan çok boyutlu yoksulluğu derinleştirdiği belirtiliyor. Rapora göre, kırılgan ve çatışmalardan etkilenen 31 bölgede, her 2 çocuktan biri ileri seviye yoksullukla mücadele ederken, bu oran çatışma olmayan bölgelerde düşüş gösteriyor. Çatışmalar, 30 yıl öncesinde göre, 2 kat daha fazla çocuğun hayatını etkiliyor. 1 milyar çocuk, giderek daha yoğun hissedilen iklim değişikliğinin etkisi altındaki coğrafyalarda yaşamını sürdürüyor. Deprem, sel gibi doğal afetler, yaşam alanlarının terk edilmesine sebep olurken, ani ve çok fazla ısı değişiklikleri düzenli eğitime önemli engel oluşturuyor. Dünyadaki çocuk popülasyonunun 2.3 milyar civarında olduğu düşünülürse çok yüksek oranda çocukların risk altında olduğu görülüyor. Raporda, çok boyutlu yoksulluğun Sahra Altı Afrika ve Güney Asya’da yoğunlaştığı belirtiliyor. Mart 2026’da yayımlanan Küresel Çocuk Ölümlerinde Düzeyler ve Eğilimler Raporu’na göre ise; 2024 yılında yaklaşık 4.9 milyon çocuk, beşinci yaş gününe ulaşamadan hayatını kaybetti. Bu ölümlerin büyük bölümü, kanıtlanmış ve düşük maliyetli müdahalelerle kaliteli sağlık hizmetlerine erişimle önlenebilir nitelikteydi. Rapor, 2000 yılından bu yana 5 yaş altı çocuk ölümlerinin yarıdan fazla azaldığını da gösteriyor. Bu da, düzenli yatırım yapıldığında, çocuk yaşam koşullarının iyileştirilebildiğini açıkça gösteriyor. Krizlerin sayısı ve sıklığı artarken, çocuklar, sebep olmadıkları krizlerin ilk ve en çok etkilenen mağdurları olmaya devam ediyorlar. Çatışmalar ve şiddet, salgın hastalıklar, yerinden edilme, iklimle ilgili acil durumlar ve doğal afetlerden en çok ve ilk etkilenen taraf her zaman çocuklar oluyor. ‘Görünmez krizler çağı’ milyonlarca çocuğun önlenebilir sebeplerden yaşamının kalıcı olarak zarar görmesine neden oluyor. Krizlerin sıklığı, yoğunluğu, belirsizlik süreleri arttıkça, gündeme gelemeyen, coğrafi veya kültürel olarak ilgi alanına giremeyen, yeni olmayan pek çok kriz göz ardı edilebiliyor. Yakın zamanda yaşanan krizler için daha geniş çaplı yardım çalışmaları sürdürülürken, savaş ve iklim krizi etkileri devam eden coğrafyalarda yerinden edilen milyonlarca çocukla ilgili farkındalık azalıyor. Bu durum, uzun süredir ekonomik/politik çalkantıların ortasında güvensiz yaşayan, düzenli olarak yer değiştirmek zorunda kalan çocuklarla ilgili kalıcı dönüşümü daha da zor hale getiriyor. UNICEF, Ocak 2026’da gerçekleşen Dünya Ekonomik Forumu’nda uzun süredir desteklenemeyen bölgeler için kamu ve özel sektör paydaşlarına birlik olma çağrısında bulundu. Dünyada her 5 çocuktan 1’i çatışma alanlarında, her 4 çocuktan 1’i açlıkla, 1 milyara yakın çocuk da iklim krizi etkilerine karşı yaşam mücadelesi veriyor. UNICEF, gönüllülük esasıyla sağlanacak destekleri, 133 ülke ve bölgede 73 milyon çocuğa hayati destek ve uzun soluklu dönüşüm çalışmalarına dönüştürmeyi hedefliyor. Önceliklendiğinde, somut gelişim görülüyor UNICEF Türkiye Milli Komitesi Genel Müdürü İnci Haseki, “Küresel veriler, 2000 yılından bu yana, 5 yaş altı çocuk ölümlerinin yarıdan fazla azaldığını; 2014-2024 yılları arasında, aşırı yoksullukla mücadele eden çocuk sayısının %19 azaldığını gösteriyor. Bu kazanımlar, düzenli yatırım yapıldığında, çocukların yaşam koşullarında iyileşme sağladığını açıkça gösteriyor. Şimdi, önümüzde daha önemli bir bariyer bulunuyor. Coğrafi olarak uzak ya da yakın fark etmez, özellikle ilgi alanımızda değilse odak dışında kalabiliyor. Oysa, Bangladeş, Haiti ve Etiyopya gibi ülkelerde çocuklar uzun süredir yoksulluk, açlık, iklim krizi yüzünden yaşanan sel ve kuraklıklardan kaçmak için evlerini terk ediyor, eğitim alacakları yerde, şiddete maruz kalabiliyorlar. UNICEF, dünyada, tüm paydaşlarıyla birlikte, önlenebilir sebeplerle çocukluklarını yaşayamayan milyonlarca çocuk için güvenli barınma, aşılama, temiz su sistemleri veya eğitim sağlayabilmek için çalışıyor. Görülmeyen, duyulmayan çocukların hayatını dönüştürmek için gönüllü olmak, düzenli bağış yaparak sağlanan katkılarla mümkün.” dedi. Bangladeş’te, uzun süredir devam eden mülteci krizi ve iklim kaynaklı felaketlerin şiddetlenmesiyle birlikte, dünyanın en büyük mülteci yerleşiminde yaşayan 1,2 milyon Rohingya mültecisi de dahil olmak üzere, tahminen 4,4 milyon insanın insani yardıma ihtiyacı bulunuyor. UNICEF, ortaklarıyla birlikte, Rohingya mültecileri ve ev sahibi topluluk çocuklarının güvenli eğitim alabilmeleri için, mülteci kamplarında ilk yangına ve iklim değişikliğine dayanıklı okulu inşa etti. Güney Sudan’da, süregelen çatışmalar, derinleşen ekonomik gerileme ve durmak bilmeyen seller sebebiyle, yaklaşık 5 milyon çocuk acil insani yardıma ihtiyaç duyuyor. Halihazırda kırılgan olan sağlık, eğitim ve sosyal hizmet sistemleri daha da zorlanıyor. UNICEF çalışmaları, temel sağlık hizmetleri ve hayat kurtarıcı tedavi hizmetlerinin yanı sıra anneleri güçlendirmeye odaklı programlarla, annelerin hayatta kalmalarının ötesine geçerek finansal bağımsızlığa ulaşmalarını destekliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Karadeniz Havzası’nda Doğal Afet Kaynaklı Endüstriyel Risklere Karşı Bölgesel Kalkan Haber

Karadeniz Havzası’nda Doğal Afet Kaynaklı Endüstriyel Risklere Karşı Bölgesel Kalkan

Karadeniz Havzası’nın karşı karşıya olduğu en kritik güvenlik sorunlarından biri olan "Natech" (doğal afetlerin tetiklediği teknolojik kazalar) risklerinin yönetimi için uluslararası bir işbirliği ağı kuruldu. İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Afet Yönetimi Enstitüsü liderliğinde yürütülen proje; İstanbul İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü (AFAD İstanbul), Doğu Makedonya ve Trakya Bölgesi (Yunanistan) ve Ukrayna İş Destek Merkezleri Birliği (Ukrayna) ortaklığında oluşturulan Konsorsiyum tarafından uygulanı yor. 24 ay sürecek olan projenin toplam bütçesi 1.636.586,40 Avro olarak belirlendi. Proje için Avrupa Birliği’nden 1.472.927,76 Avro hibe desteği sağlandı. Afetlerin Tetiklediği Teknolojik Kazalara (Natech) Karşı İleri Teknoloji NAT-RES Projesi, deprem, sel ve çatışma gibi doğal veya insan kaynaklı felaketlerin sanayi tesislerinde tetikleyebileceği yangın, patlama ve kimyasal sızıntı gibi ikincil felaketleri (Natech olaylarını) önlemeyi hedefliyor. Proje ile Karadeniz Bölgesi'nde gelişmiş teknolojik çözümler, kapsamlı tehlike haritaları ve sağlam risk değerlendirme metodolojileri entegre edilerek bölgenin dayanıklılığının artırılması amaçlanıyor. AFAD-EKA Yazılımı Bölgesel Çapta Yaygınlaştırılacak Projenin en önemli çıktılarından biri, AFAD tarafından geliştirilen AFAD-EKA (Endüstriyel Kazalar Etki Alanı Modelleme) yazıl? ?mının kapasitesinin artırılması ve ortak ülkeler için simülasyonların yapılmasıdır. Yazılım, su kaynaklarını etkileyen tehlikeli koşulların simülasyonunu da içerecek şekilde geliştirilecek; İstanbul(Türkiye), Doğu Makedonya ve Trakya Bölgesi (Yunanistan) ve Mykolaiv (Ukrayna)'de pilot uygulamalarla hayata geçirilecektir. Bu sistem sayesinde endüstriyel tesisler için gerçek zamanlı izleme ve erken uyarı mekanizmaları oluşturulacaktır. Sınır Ötesi Tatbikatlar ve Uluslararası İşbirliği Projede öne çıkan faaliyetler arasında şunlar bulunmaktadır: Tehlike Haritalarının Oluşturulması: Deprem, sel ve bölgesel çatışmaların tetiklediği teknolojik riskleri gösteren kapsamlı haritaların hazırlanması.Sınır Ötesi Tatbikatlar: AFAD rehberliğinde ve ortakların ev sahipliğinde, acil durum ekipleri, tesis çalışanları ve yerel otoritel erden oluşan 300’den fazla katılımcı ile Natech risk tatbikatlarının düzenlenmesi.Uluslararası Konferans: Projenin sonunda İstanbul'da düzenlenecek uluslararası konferans ile bilgi ve deneyim paylaşımının sağlanması. Proje Koordinatörü Doç. Dr. Hüseyin Özdemir: "Karadeniz'in Direncini ArPrıyoruz" Projenin koordinatörlüğünü üstlenen İstanbul Teknik Üniversitesinden, Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü’nde görev yapan Doç. Dr. Hüseyin Özdemir projenin vizyonunu şu sözlerle özetledi: “Karadeniz Havzası, sanayi tesislerinin yoğunluğu ve sismik aktiviteler ile sel risklerinin birleştiği hassas bir coğrafyadır. NAT-RES projesi ile amacımız, sadece doğal afetleri değil, bu afetlerin tetiklediği ve çevre ile insan sağlığını tehdit eden teknolojik kazaları da öngörüp yönetebilmektir. Geliştireceğimiz AFAD-EKA yazılımı ve oluşturacağımız sınır ötesi işbirliği ağı sayesinde, yerel yönetimlerin ve sanayi tesislerinin müdahale kapasitelerini arPracağız. Bu proje, bölgedeki toplulukların güvenliği ve ekosistemin korunması adına aPlmış stratejik bir adımdır.”. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Her 10 Kişiden 9'u İklim Değişikliği "Var" Diyor! Haber

Her 10 Kişiden 9'u İklim Değişikliği "Var" Diyor!

İklim Haber ve KONDA Araştırma, Türkiye'de kamuoyunun iklim değişikliği algısını ölçmek ve iklim krizi hakkındaki görüşlerini öğrenmek için 2018'den bu yana gerçekleştirdiği araştırmanın bu yıl sekizincisini yayımladı. Rapor, her yıl giderek derinleşen iklim krizinin Türkiye'deki etkilerine, iklim inkarcılığına, 2025'te TBMM'de kabul edilen İklim Kanunu'na, enerji tercihlerine ve orman yangınlarına odaklanıyor. Türkiye çapında 1.980 kişiyle hanelerinde görüşme yapılarak gerçekleştirilen yeni araştırmanın sonuçları, İklim Haber'in yeni yayına aldığı internet sayfasından duyuruldu. İklim inkarcılığı geçtiğimiz yıl İklim Kanunu tartışmaları esnasında, özellikle sosyal medyada, öne çıkmış ve TBMM'deki görüşmelerin durmasında etkili olmuştu. İklim Haber bunun üzerine araştırmada iklim değişikliğinin var olup olmadığına dair toplumun ne düşündüğünü anlamak için bir soru yöneltti. Çalışma sonuçlarına göre, Türkiye'de iklim değişikliğinin varlığı toplum genelinde çok güçlü bir kabule sahip. Türkiye'de her 10 kişiden 9'u iklim değişikliğinin var olduğunu belirtirken, bu kanaatin özellikle gençlerde, öğrencilerde, üniversite mezunlarında, modern yaşam tarzını benimseyenlerde daha da yaygın olduğu görülüyor. İklim değişikliği yoktur diyenlerin oranı ise %9 civarında. En Çok Tercih Edilen Enerji Kaynağı Güneş ve Rüzgar! 2025 Temmuz ayında Meclis'ten geçen İklim Kanunu ise, Türkiye'de ilk kapsamlı iklim düzenlemesi olmasına rağmen toplumun büyük bir bölümü tarafından hâlâ yeterince bilinmiyor. Katılımcıların %54'ü kanun hakkında bilgisinin olmadığını ya da yetersiz olduğunu belirtirken, kanunu açık biçimde doğru bulanların oranı oldukça düşük. Daha yaygın tutum ise, kanunun varlığını olumlu bulmakla birlikte içeriğinin yetersiz olduğu yönünde. Çalışma aynı zamanda toplumun enerji tercihlerine olan yaklaşımını da irdeliyor. Buna göre, yenilenebilir enerji kaynakları açık ara en çok tercih edilen seçenekler olarak ön plana çıkıyor. Güneş ve rüzgar enerjisi tüm yaş, eğitim ve yerleşim gruplarında güçlü destek görüyor. Buna karşılık nükleer ve kömür santralleri, toplumun en fazla karşı çıktığı enerji türleri olarak işaret ediliyor. Toplumun %88'i Aşırı Hava Olaylarının Arttığını Düşünüyor İklim değişikliği konusundaki endişenin yıllar içindeki değişimi incelendiğinde 2018'den bu yana dalgalı bir trend görülüyor. 2018 sonrasında genel olarak düşüş gösteren endişe oranları 2022 yılına gelindiğinde en yüksek seviyesine ulaşıyor. Yeni çalışmada ise Türkiye'de her 100 kişiden 64'ü iklim değişikliği konusunda endişeli olduğunu belirtiyor. Emisyonların yeterli hızda azaltılmaması ve fosil yakıtlara yapılan yatırımların devam etmesi sonucunda iklim krizinin görünen yüzü olan aşırı hava olayları da her geçen yıl şiddetlenirken, sayısı artıyor. Katılımcıların %88'i de son yıllarda sel, fırtına, aşırı sıcaklık ve kuraklık gibi düzensiz hava olaylarının arttığını ifade ediyor. Bu algı, pandemi sonrası dönemde belirgin biçimde güçlenerek 2025 yılında yeniden yükseliş eğilimine giriyor. Bu önermenin ilk ölçüldüğü Mart 2018'deki araştırmada düzensiz hava olaylarının arttığını düşünenlerin oranı ise %76'ydı. Araştırma, orman yangınlarının iklim krizinin en somut boyutlarından biri olarak algılandığını ve Türkiye toplumunda orman yangınlarına karşı hazırlık düzeyine ilişkin algının belirgin biçimde olumsuz olduğunu ortaya koyuyor. Toplumun %63'ü, önümüzdeki yaz orman yangını yaşanması durumunda ülkenin yeterince hazırlıklı olmadığını düşünüyor. 2026 İklim Politikasında ve İletişiminde Türkiye için Kritik Yıl Araştırma sonuçlarını değerlendiren İklim Haber Yayın Yönetmeni Dr. Barış Doğru, iklim kriziyle mücadelede yurttaşların algılarını doğru biçimde görmenin önemini vurguladı. Sekiz yıldır tekrarlanan araştırmanın gösterdiği en önemli bulgunun, Türkiye toplumunun iklim değişikliği konusundaki yüksek farkındalığı olduğunu söyleyen Doğru, "% 9 civarındaki iklim inkarcılığı oranının, dünyanın birçok ülkesine göre son derece olumlu olduğunu söyleyebiliriz. Tabii her zamanki gibi sesleri, gerçek güçlerinden çok daha fazla çıkıyor" dedi. COP31'in bu yıl Türkiye'de düzenlenmesinin, iklim politikaları konusunun çok daha fazla konuşulmasını sağlayacağının altını çizen Doğru, "Bunu bir fırsat olarak değerlendirmeliyiz. Tabii inkarcıların, yükselen kamuoyu ilgisini manipüle etme tehlikesi de mevcut. Dolayısıyla 2026, iklim politikası ve iletişiminde Türkiye için kritik bir yıl olacak" dedi. Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi (İPM) İklim Çalışmaları Koordinatörü Ümit Şahin, iklim değişikliği yok diyenlerin oranının %9'u bulmasının, hatta bu oranın kentlerde, orta yaş üzerinde ve dindar muhafazakârlarda daha yüksek olmasının artan dezenformasyon kampanyalarının etkisini açıklayabileceğini söylerken şöyle devam etti: "İklim Kanunu tartışmaları sırasındaki kampanyaların daha fazla insanı inkârcı kampa taşımış olması da olası. Eğer böyleyse %10'a yakın orandaki inkârcılık COP31 gündemi işgal ettiğinde daha da artabilir ve etkili olabilir. İklim hareketinin kamuoyunu etkileyebilecek kişiler aracılığıyla bu konuda özel bir çalışma yapması gerekiyor." Ember Türkiye ve Kafkaslar Bölge Lideri Ufuk Alparslan ise, gaza verilen desteğin son bir yılda yükseldiğine dikkat çekerken, bu sonucun Sakarya gaz sahasında başlayan yerli üretim nedeniyle gerçekleşmiş olabileceğini söyledi ve şu hatırlatmayı yaptı: "Burada artan üretime rağmen, son iki yıldır Türkiye'nin gaz tüketiminde yerli üretimin payı kısıtlı kaldı. 2024 yılında gaz tüketiminin %4'ünü karşılayan yerli gaz, 2025 yılının ilk 11 ayında ise artan tüketimle de birlikte yaklaşık %5'ini karşılayabilmiş durumda. Dolayısıyla yeni kurulacak bir gaz santrali enerji ithalatımızda daha fazla artışa yol açacaktır." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Niğde’nin Yarım Asırlık Altyapı Sorununa Neşter Haber

Niğde’nin Yarım Asırlık Altyapı Sorununa Neşter

Nar Mahallesi ve Ata sanayi bölgesinde kronik hale gelen sel ve su baskını gibi sorunları kökten çözmek amacıyla gerçekleştirilecek yağmur suyu, içme suyu ve kanalizasyon hatları yenileme çalışmalarının güvenliği ve hızı açısından 29 Ocak 2026 Perşembe gününden itibaren bazı yollar geçici bir süre trafiğe kapatılıyor. KAPATILACAK YOL GÜZERGAHI Ditaş Kavşağı ile Adana-Kayseri Yolu Gümüşler Kavşağı arasındaki istikamet (Kayseri yolu gidiş yönü), çalışma süresince araç trafiğine kapatılacaktır. Ulaşımda aksama yaşanmaması adına alternatif rotalar belirlendi. Ditaş Kavşağı’ndan Amas Bulvarı istikameti açık tutulacak olup, Kayseri ve Adana yollarına çıkışlar bu bulvar üzerinden sağlanacaktır. Atasanayi bölgesine giriş yapmak isteyen vatandaşlarımız için Yelken Sokak üzerinden ulaşım imkanı sunulacaktır. "ETAP ETAP MODERN BİR NİĞDE" Niğde Belediye Başkanı Emrah Özdemir, projenin önemine dikkat çekerek şunları söyledi: "Nar Mahallesi ve Atasanayi bölgemizde yıllardır süregelen kronik sorunları artık tarihe gömüyoruz. Dev yatırımda yaşanacak geçici trafik yoğunluğunun, şehrimizin 50 yıllık huzuru için atılmış bir adım olduğunu unutmayalım. Sabrınız ve desteğinizle Niğde’yi altyapısı güçlü, sorunsuz bir şehir haline getireceğiz. Tüm hemşehrilerime teşekkür ediyor, projemizin Niğde’mize hayırlı olmasını diliyorum."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.