Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Sergi

Kapsül Haber Ajansı - Sergi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sergi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Türk Telekom Kültür Ve Sanatı Teknolojiyle Buluşturarak, Bir İlke Daha İmza Attı Haber

Türk Telekom Kültür Ve Sanatı Teknolojiyle Buluşturarak, Bir İlke Daha İmza Attı

Türkiye’nin dijital dönüşümüne öncülük eden Türk Telekom, sağlıktan tarıma, sanayiden spora ve kültür-sanata kadar pek çok alanda yenilikçi çözümler geliştirmeyi sürdürüyor. 5G çağının sunduğu imkânlarla uygulamalarına hız veren Türk Telekom, “Herkes İçin 5G” vizyonu doğrultusunda hayata geçirdiği, sanat ve teknolojiyi aynı potada buluşturarak yeni nesil bir deneyim sunan “Devrim Erbil Dijital Resim Sergisi”ni açtı. Türk Telekom’un teknoloji sponsoru ve ana destekçisi olduğu Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM), Türk Telekom CEO’su Ebubekir Şahin’in ev sahipliğinde gerçekleşen açılışta ziyaretçiler, gerçek ve sanal dünyanın eş zamanlı kurgulandığı deneyimle buluştu. Proje kapsamında Devlet Sanatçısı Devrim Erbil’in, İstanbul’un simge yapılarını özgün üslubuyla yorumladığı eserleri fiziksel mekânda sanatseverlerle buluşurken, 5G teknolojisinin sağladığı yüksek hız ve düşük gecikme avantajıyla sanal gerçeklik (VR) ortamına birebir taşındı. Böylece ziyaretçiler, yalnızca izleyen değil, eserin içine dahil olan bir deneyim yaşayarak İstanbul’un büyüleyici silüeti içinde çok katmanlı bir yolculuğa çıktı. 5G teknolojisinin kültür ve sanat alanındaki potansiyelini somut bir deneyime dönüştüren sergi, Türk Telekom’un gelecek vizyonunu ortaya koyuyor. “5G ile hayatın her alanında dönüşüm sağlıyoruz” Türk Telekom CEO’su Ebubekir Şahin, “Türk Telekom olarak iletişimin her çağında olduğu gibi 5G çağının da öncüsü konumundayız. Uzun yıllara dayanan altyapı yatırımlarımız ve yenilikçi uygulamalarımızla 5G’yi yalnızca bir teknoloji değil; endüstriden sanata, eğitimden sağlığa kadar geniş bir ekosistemde dönüşüm sağlayan stratejik bir kaldıraç olarak konumlandırıyoruz. Türkiye’nin dijital geleceğini inşa ederken toplumsal fayda üretmeye odaklanıyor, bu vizyonumuzu somut projelerle hayata geçiriyoruz. Devrim Erbil Dijital Resim Sergisi de bu yaklaşımımızın güçlü bir yansıması niteliğinde. Bu projeyle, Devrim Erbil’in eserlerini 5G destekli dijital ortamla buluşturarak sanatın mekândan bağımsız hale gelmesine katkı sağlıyor, sanatçı ile sanatseverler arasında yeni nesil bir etkileşim alanı oluşturuyoruz. Gerçek ve sanal dünyanın eş zamanlı deneyimlenebildiği bu model, 5G’nin yüksek hız, düşük gecikme ve ileri bağlantı kabiliyetini somut bir deneyime dönüştürürken; kültür ve sanat alanında yeni nesil uygulamaların da önünü açıyor. Türk Telekom olarak 5G’nin sunduğu imkânlarla geleceğin dijital dünyasını bugünden inşa etmeye devam ediyoruz” dedi. Dünyada ilk kez 5G teknolojisiyle kesintisiz ve gerçek zamanlı bir sanat deneyimi Serginin teknoloji altyapısını oluşturan 5G, ultra düşük gecikme, yüksek hız ve geniş kapasite avantajlarıyla fiziksel ve dijital dünyayı eş zamanlı olarak buluşturdu. Ziyaretçiler, İstanbul’un simge yapılarını konu alan eserlerin içinde serbestçe hareket edebilirken; istedikleri noktaya yönelip detayları çok yüksek çözünürlükte anlık olarak inceleyebildi. 5G’nin sağladığı akıcılık sayesinde deneyim, kesintisiz ve doğal bir akışta gerçekleşerek sanatla kurulan bağı daha derin ve etkileyici hale getirdi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Büyükşehir’den Sıfır Atık Farkındalığı Haber

Büyükşehir’den Sıfır Atık Farkındalığı

Büyükşehir Belediyesi İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Dairesi Başkanlığı, 30 Mart Uluslararası Sıfır Atık Günü’nde farkındalık oluşturmak amacıyla Kemer Hakkı Saygan-Hacı Hafize Saygan-3 Ortaokulunda bir etkinlik düzenledi. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan etkinlikte geri dönüşüm tişört yapım atölyesi düzenlendi. Sıfır Atık Günü’nde öğrenciler topladıkları atıklardan dönüştürdükleriyle “Deniz Canlıları ve Deniz Kirliliği Sergisi” açıldı. Öğrencilerin sergisi büyük bir beğeni topladı. ÇEVRE BİLİNCİ GENÇ YAŞLARDA KAZANILIYOR Büyükşehir Belediyesi İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Dairesi Başkanı Melike Kireçcibaşı, geleceğin teminatı gençlere yönelik bu tür etkinliklerinin önemine dikkat çekerek, “Sıfır atık anlayışı ve yaklaşımı küçük yaşlarda okullarda kazanılan niteliklerdir. Çocuklarımızın bu davranışları kazanması sadece derslerle olmuyor. Öğretmenlerimizin ve eğitimcilerimizin böylesi güzel etkinliklerle bu farkındalığı kazandırmasıyla kalıcı oluyor. Bizleri de buraya davet ederek bu sürece katkı sunmamızı sağladıkları için teşekkür ediyoruz” dedi. KURUMSAL SIFIR ATIK HEDEFLERİMİZE EMİN ADIMLARLA İLERLİYORUZ Büyükşehir Belediyesi’nin sıfır atık yönetimine ilişkin çalışmaları ve hedefleri hakkında da bilgi veren Kireçcibaşı “Sıfır atık belgesi sayımızı yıllar içerisindeki çalışmalarımızla 21’e ulaştırdık. Kurumsal sıfır atık çalışmalarımızı tüm yerleşkelerimizde titizlikle uygulayarak hedeflerimize emin adımlarla ilerliyoruz. Bu kapsamda özellikle sorumluluğumuz altında olan büyük kapsamlı organik ve ambalaj atıkların olduğu toptancı hallerinde bu çalışmaları yürüterek belgelerimizi alıyoruz. Tehlikeli atık olarak geçen zirai ilaç ambalaj atıkları ile ilgili Antalya’ya önemli bir proje kazandırdık. 7 ilçemizde zirai ambalaj atıklarımızı topluyoruz. Yakın zamanda Gazipaşa ilçemizde de projemiz hayata geçecek” diye konuştu. İŞLERİNİ GÖNÜLDEN YAPIYORLAR Sıfır Atık Günü için Büyükşehir Belediyesi’ne teşekkür eden Kemer Hakkı Saygan– Hacı Hafize Saygan – 3 Ortaokulu Müdürü Hatice Oruç ise “Çocuklarımızın bu özel günü yaşayarak, bilinçlenmesini çok önemsiyoruz. Öğrencilerimiz bu konuda oldukça bilinçliler. Canla başla bugün güzel bir sergi hazırlayarak açtı. Hayatları boyunca unutmayacakları bir gün yaşadı. Çevreye karşı artık daha duyarlı olacaklarından eminim. Büyükşehir Belediyemizde bu süreçte bizim yanımızda oldu. Katkıda bulunan tüm kurumlarımıza teşekkür ediyorum” dedi. HOBİ BAHÇESİ OLUŞTURUDULDU Öte yandan etkinlik kapsamında okul bahçesinde oluşturulan hobi bahçesinde, Büyükşehir Belediyesi tarafından hediye edilen çiçekler öğrencilerle birlikte toprakla buluşturuldu. Öğrencilere ayrıca Çevre Eğitim ve İnovasyon Merkezi’nde zeytinyağı posasından üretilen doğal sabun dağıtıldı. Öğrencilere doğanın korunması, atık yönetiminin ekonomik değeri ve israfın önlenmesine ilişkin bilinçlendirme çalışmaları gerçekleştirildi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Parmaklarıyla Beynin Görme Merkezini Kullanmayı Başardı Haber

Parmaklarıyla Beynin Görme Merkezini Kullanmayı Başardı

Görme engelli Sosyal Hizmetler Programı öğrencisi 21 yaşındaki Serra Kargaoğlu’nun ipliklerle oluşturduğu eserler, ziyaretçileri yalnızca bakmaya değil, hissetmeye davet ederken katılımcılarca Serra’nın azmi, üretkenliği ve örnek olan sanat yolculuğuna dikkat çekildi. Sergi, duyuların sınırlarını yeniden düşündüren yaklaşımıyla ziyaretçilerden yoğun ilgi gördü. Üsküdar Üniversitesi Çarşı Yerleşke lobi alanındaki sergi düzenlenen törenle açıldı. Törene Rektör Danışmanı Prof. Dr. Mehmet Zelka, Rektör Danışmanı Prof. Dr. İsmail Barış, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu (SHMYO) Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Ömer Faruk Karasakal, akademisyenler ve öğrenciler katıldı. Yoğun ilgi gören sergide ziyaretçiler, dokunma ve hissetme temasıyla kurgulanan eserleri dikkatle incelerken, her bir çalışmanın ardındaki emeği ve duyguyu yakından deneyimleme fırsatı buldu. Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Parmaklarıyla beyninin görme merkezini kullanmayı başarmış” Açılış töreninin ardından sergiyi ziyaret eden Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan Serra Kargaoğlu ile bizzat sergiyi gezdi. Karaoğlu’ndan çalışmaları hakkında bilgi alan Tarhan, ortaya koyulan bu eserlerin çok yönlü bir başarıyı temsil ettiğini vurguladı. Tarhan; “Görme engelli bir gencin bu kadar harika ve ince işçilik gerektiren eserler ortaya koyması gerçekten çok etkileyici ve anlamlı bir başarı hikâyesi. Müthiş bir emek var ve bu aslında sınırları zorlayan bir şey. Parmaklarıyla beyninin görme merkezini kullanmayı başarmış, bu literatüre geçecek bir bilgi. Bu durum yalnızca sanatsal bir üretim değil, aynı zamanda kişinin beyninin görme merkezini parmaklarıyla kullanmayı başarması açısından nörobilimsel olarak da incelenmesi gereken bir örneklik taşıyor. Serra’nın bu başarısı doğru anlam yüklendiğinde engellerin nasıl aşılabildiğini çok net bir şekilde gösteriyor. Aynı durumda olan birçok gence de örnek olacak nitelikte.” dedi. “Anlam katılırsa engeller aşılıyor” Hayata anlam katılması gerektiğine dikkat çeken Tarhan; “Üniversitede sosyal hizmetler programına girmiş ve okul başarısı da yüksek. Zekâsı yüksek ve sanat yönünü kullanarak kendisine, hayatına önemli bir anlam katmış. Anlam katılırsa engeller aşılıyor. Engellere, acılara, zorluklara doğru anlamlar katanlar o acıları yönetebiliyor. O anlamı katmış. Çok güzel, annesi babası müthiş destek olmuş bu da çok büyük bir avantaj. Öğretmeni, küratörü de burada çok sabırlı bir şekilde öğretmiş. Hatta Neşet Ertaş’ın bir sözü var; ‘Aşkla koşan yorulmaz.’ Serra gece gündüz çalışarak büyük bir eserler ortaya çıkarmış. Burada bütün hocalar kapıyı açtılar ve gençlere sahip çıkılıyor. Bu tarzdaki yaklaşımlar aslında insanlığın geleceğine hizmettir.” şeklinde konuştu. Prof. Dr. Mehmet Zelka: “Azim, gayret ve inancın karşılığı…” Rektör Danışmanı Prof. Dr. Mehmet Zelka serginin güçlü bir emeğin ürünü olduğunu belirtti. Zelka; “Burada hepimiz bir azmin, gayretin ve inancın karşılığını görüyoruz. Serra’nın ortaya koyduğu eserler, uzun bir emeğin ve sabrın sonucu. Elbette bu süreçte ailesinin ve hocalarının desteği de çok büyük bir önem taşıyor. Maddi ve manevi destekle birlikte böyle güzel çalışmaların ortaya çıkması mümkün oluyor. Bu anlamda emeği geçen herkesi tebrik ediyorum ve Serra’nın ilerleyen süreçte çok daha güzel işlere imza atacağına inanıyorum.” ifadelerini kullandı. Dr. Öğr. Üyesi Melek Çaylak: “Parmak uçlarıyla örülen bir hayal dünyası” ENMER Müdürü, Sosyal Hizmetler Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Melek Çaylak, Serra Kargaoğlu ile tanışma süreçlerini ve serginin ortaya çıkış hikâyesini aktardı. Çaylak; “Serra ile yolumuz bir fuarda kesişti ve sonrasında kendisini üniversitemize davet ettik. İki yıldır birlikte çok verimli bir eğitim süreci yürütüyoruz. Bu süreçte onun ne kadar yetenekli ve üretken bir sanatçı olduğunu daha yakından görme fırsatı bulduk. Serra’nın parmak uçlarıyla ilmek ilmek ördüğü bu dünyayı biz gözlerimizle keşfedelim istedik. Bu sergi, görmenin ötesinde hayal gücünün ve hissederek üretmenin ne kadar güçlü olabileceğini ortaya koyuyor. Aynı zamanda üniversitemizin bu tür çalışmalara verdiği destek de bu süreci mümkün kıldı.” şeklinde konuştu. Serra Kargaoğlu: “Görmekten çok hissettirmek istedim” Serginin sahibi Serra Kargoğlu ise çalışmalarının çıkış noktası ve sürecinden bahsetti. Kargaoğlu; “Bu sergide denizaltı temalı bir çalışma yaptım çünkü denizaltının nasıl bir yer olduğunu, orada yaşayan canlıları ve o dünyanın nasıl hissettirdiğini merak ettim. Çalışmalarımı ipliklerle ve tamamen dokunarak yaptım. Dalgaların sesi benim için bir ritim ve müzik gibi. Bu yüzden bu sergide sadece görmek değil, aynı zamanda hissetmek önemli. Çalışma sürecinde çok farklı duygular yaşadım; zorlandığım, üzüldüğüm anlar da oldu ama hiçbir zaman vazgeçmedim. İnsanların bu sergiyi gezerken görmekten çok hissetmelerini istiyorum. Belki göremiyoruz ama denizaltında bizim gibi yaşayan, hisseden bir dünya. Ben de bunu size hissettirmek istedim. Burada görmekten çok hissettikleri anlamalarını istiyorum. Çünkü hissetmek çok çok çok farklı bir şey.” dedi. Gönül Kargaoğlu: “Gözlerinizi kapatın ve hissetmeye odaklanın” Serra Kargaoğlu’nun annesi Gönül Kargaoğlu ile babası Deniz Kargaoğlu ise serginin ziyaretçiler tarafından daha derin bir deneyimle keşfedilmesini istediklerini belirtti. Gönül Kargaoğlu; “Sergiyi gezmeden önce sizlerden ricam, birkaç saniye gözlerinizi kapatmanız ve neler hissedeceğinizi hayal etmeniz. Daha sonra eserleri bu şekilde gezdiğinizde Serra’yı ve onun dünyasını çok daha iyi anlayacağınıza inanıyorum. Serra küçük yaşlardan itibaren dokunarak üretmeye başladı; oyun hamurlarıyla, iplerle, farklı materyallerle kendini ifade etti. Zamanla bu yeteneği gelişti ve bugün böyle bir sergiye dönüştü. Bu bizim için yıllardır kurduğumuz bir hayaldi ve bugün gerçekleşmiş olması bizi çok mutlu etti.” şeklinde konuştu. Funda Sevim: “Ziyaretçiler kendilerini Serra’nın yerine koymalı” Ferry’s Concept Art Studio Küratörü ve Sanat Danışmanı Funda Sevim ise serginin deneyimsel yönüne dikkat çekti. Sevim; “Ziyaretçilerden en büyük beklentimiz, sergiyi gezerken kendilerini Serra’nın yerine koymaları ve onun nasıl bir dünyada ürettiğini hayal etmeleri. Gözlerini kapatarak bu deneyimi yaşamaları, eserleri çok daha farklı bir bakış açısıyla değerlendirmelerini sağlayacaktır. Serra ile çok küçük yaşlarda tanıştık ve onun hayal gücünün ne kadar güçlü olduğunu o zaman fark ettim. Bu süreçte birbirimize çok şey kattık ve onun daha da ilerleyeceğine inanıyorum.” ifadelerini kullandı. Toplam 36 eser yer aldı 36 eserin yer aldığı sergide, Serra Kargaoğlu’nun üretim sürecine ışık tutan özel bir bölüm de oluşturuldu. Bu bölümde Serra’nın ilkokul yıllarında ilk kez ortaya koyduğu çalışmalar sergilenerek, sanat yolculuğunun başlangıcından bugüne uzanan gelişimi gözler önüne serildi. Ziyaretçiler bu alan sayesinde sanatçının yıllar içindeki ilerleyişine ve azmine yakından tanıklık etti. Okul arkadaşları da sergiyi ziyaret etti Sergi yalnızca sanatseverlerin değil, Serra Kargaoğlu’nun eğitim hayatını paylaştığı arkadaşlarının da yoğun ilgisiyle karşılaştı. Arkadaşları sergiyi birlikte gezerek hem arkadaşlarının başarısına ortak oldu hem de eserleri büyük bir ilgiyle inceledi. Bu buluşma dayanışma ve paylaşım duygusunun güçlü bir yansıması olarak dikkat çekti. Sergi 3 Nisan’a kadar devam edecek… Büyük ilgi gören “Parmak Uçlarındaki Okyanus” sergisi, açılış gününün ardından da ziyaretçilerini ağırlamaya devam edecek. 3 Nisan’a kadar ziyaretçilerle buluşacak olan sergi, görmenin ötesine geçen deneyimsel yapısıyla daha geniş kitlelere ulaşmayı hedefliyor. Sergi, sanatın engel tanımayan evrensel gücünü bir kez daha gözler önüne seriyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Hepsiburada, Türk Girişimci Kadınların Emeğini Dünyayla Buluşturdu Haber

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Hepsiburada, Türk Girişimci Kadınların Emeğini Dünyayla Buluşturdu

New York Türkevi’nde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ev sahipliğinde gerçekleştirilen iftar organizasyonunda, Türkiye’nin dört bir yanından girişimci kadınların ürünleriyle hazırlanan özel iftar menüsü sunulurken, Anadolu’nun üretim mirasını yansıtan üç günlük özel sergi uluslararası heyetlerin ziyaretine açıldı. Hepsiburada ile hayallerin sınır tanımadığını vurgulayan bu özel sergi, Nasdaq tarafından Times meydanındaki dijital panolarda yayınlanan ilanla da küresel ölçekte görünürlük kazandı. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Hepsiburada’nın birlikte yürüttüğü “Türkiye’nin Girişimci Kadınları” ve Girişimci Kadınlara Teknoloji Gücü programları kapsamında kadın girişimciliğinin ve kadınların güçlenmesi için gerçekleştirilen çalışmalar ABD’de tanıtıldı. ABD temasları çerçevesinde, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Hepsiburada tarafından Türkevi’nde bir iftar organizasyonu düzenlendi. İftara Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş ve Hepsiburada CEO’su Nilhan Onal Gökçetekin’in yanı sıra Türkiye'nin Birleşmiş Milletler Daimî Temsilcisi Ahmet Yıldız, New York Başkonsolosu Muhittin Ahmet Yazal, yabancı bakanlar, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve ABD’deki iş dünyasından Türk kadın temsilciler de katıldı. Girişimci Kadınların Ürünleriyle Hazırlanan Özel Menü Etkinlik kapsamında düzenlenen iftar programında sunulan lezzetler, Hepsiburada aracılığıyla dijitalleşen girişimci kadınların ürettiği yöresel ürünlerle hazırlandı. Hatay’ın baharatlarından Manisa’nın zeytinyağına, Bursa’nın zeytininden Gaziantep’in fıstığına kadar uzanan, on beş girişimci kadın ve kadın kooperatifine ait yirmi üç ürün iftar için Türkiye’den ABD’ye ulaştırılarak menüde yer aldı. Menüde ürünleri bulunan girişimci kadınlar, video gösterimiyle konuklara seslenerek ürünlerini tanıtırken; Hepsiburada ile hayallerin sınır tanımadığını kendi başarı hikâyeleriyle örneklendirdi. Girişimci Kadınların Ürünleri, “Köklerden Geleceğe: Kadın Emeği” Sergisiyle New York’ta Birleşmiş Milletler 70. Kadının Statüsü Komisyonu (CSW70) kapsamında New York’ta ayrıca “Köklerden Geleceğe: Kadın Emeği” başlıklı bir sergi açıldı. Türkevi’nde ziyarete açık olan serginin açılışını Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş ve Hepsiburada CEO’su Nilhan Onal Gökçetekin gerçekleştirdi. Sergi, Anadolu’nun değerlerini dört temel hikâye üzerinden sundu: Çini, kilim ve dokumalarla Anadolu’nun kültürel hafızasını yansıtan “Miras ve Bellek”, giyim, ipek fular ve çanta gibi modern tasarımlarla zanaatı geleceğe taşıyan “Zamansız Tasarımlar”, doğadan ilham alan ve sürdürülebilir ürünleri içeren “Doğanın Şifası” ve Hatay kömbesinden, zeytinlere lokumlara ve çikolatalara uzanan seçkisiyle mutfak kültürümüzün zenginliğini yansıtan “Anadolu Sofrası & Gelecek”. Bu geniş seçki, Anadolu’nun kadim üretim kültürünü ve kadın emeğinin e-ticaret yoluyla ekonomik değere dönüşümünü küresel bir platformda görünür kıldı. Nasdaq’tan Sergi ve Girişimci Kadınlara Kutlama Hepsiburada’nın girişimci kadınları destekleyen çalışmaları ve CSW70 kapsamındaki etkinlikleri, New York’un sembol noktalarından Times Meydanı’nda bulunan Nasdaq kulesine taşındı. Yayınlanan özel duyuru ile Türkevi’nde gerçekleştirilen “Köklerden Geleceğe: Kadın Emeği” sergisi ve “Türkiye’nin Girişimci Kadınları” projesi Hepsiburada ve Türk bayrağı görselleriyle küresel ölçekte görünürlük kazandı ve Nasdaq tarafından tebrik edildi. Nasdaq’ın yayımladığı mesajda, “Nasdaq, Köklerden Geleceğe Sergisini ve Hepsiburada ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından güçlendirilen girişimci kadınları kutluyor.” ifadesi yer aldı. Dünya teknoloji borsası Nasdaq’ta yer alan Türkiye’den ilk ve tek şirket olan Hepsiburada, bu görünürlükle Türkiye’den çıkan girişimci kadın markalarının uluslararası platformlarda temsil edilmesine katkı sağlayarak, Hepsiburada ile hayallerin sınır tanımadığını küresel ölçekte duyurdu. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş kadın girişimciliğinin desteklenmesinin önemine dikkat çekerek şunları söyledi: “Kadınların güçlenmesinde en kritik eşik, “başlama cesareti” kadar “devam edebilme kapasitesi”dir. Bugün pek çok kadın; fikir, beceri, emek sahibi. Ancak pazara girişte ve pazarda tutunmada önlerine çıkan pratik engeller var. Bu anlamda Hepsiburada ile iş birliğimizi, sahaya etki eden bir kalkınma mekanizması gibi görüyoruz. Hepsiburada ile yürüttüğümüz özel programlarla kadınların işlerini büyütmelerine ve dijital pazarda daha hızlı güç kazanmalarına destek oluyoruz. Bu iş birliğiyle, daha ilk yılda 10 bin kadın girişimcimizi destekledik. Hepsiburada’ya, kadın girişimciliğine dönük uzun soluklu yaklaşımı ve sahaya dokunan çözümleri için teşekkür ediyorum. Bu inançla, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde kadınların her alanda güçlenmesi için çalışmalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz.” “Köklerden Geleceğe: Kadın Emeği sergisi ile Kadınların Hayallerinin Sınır Tanımadığını Gösteriyoruz” Hepsiburada CEO’su Nilhan Onal Gökçetekin CSW70 etkinlikleri çerçevesinde yaptığı değerlendirmede şunları söyledi: “Girişimci kadınlar, bulundukları bölgelerde ekonomik ve sosyal dönüşümün öncüsü oluyor. Dijitalleşme, yerelde üretilen değerin küresel pazarlara ulaşmasını mümkün kılıyor. Girişimci Kadınlara Teknoloji Gücü programımızla bugüne kadar 70 binden fazla kadına ulaştık; 7 bin 500 girişimci kadın kendi markasını kurdu. “Köklerden Geleceğe: Kadın Emeği” sergisindeki her bir parça, Anadolu'nun köklerinden gelen ustalığı, hafızayı ve kadınların emeğini temsil ediyor. Kadın emeğinin, teknolojinin gücüyle birleşerek küresel sahnelerde böylesine güçlü bir yankı bulması, 2030 yılına kadar 120 bin girişimci kadını ekonomiye kazandırma hedefimize olan inancımızı ve sorumluluğumuzu daha da pekiştiriyor. Hepsiburada ile hayallerin sınır tanımadığı bir gelecek vizyonuyla, Türkiye'deki girişimci kadınların ürünlerinin küresel birer değer önerisine dönüşme serüvenine yol arkadaşlığı etmekten mutluluk duyuyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Öğretmenler, Öğrenciler ve Yöneticiler Aynı Sahneyi Paylaştı  Haber

Öğretmenler, Öğrenciler ve Yöneticiler Aynı Sahneyi Paylaştı 

6 Mart Cuma akşamı FMV Işık Okulları Nişantaşı Yerleşkesi’nde gerçekleştirilen özel gecede, “Kadınların Işığında” konseri ile birlikte “Kadınların Işığında Karma Sergi” de misafirlerle buluştu. Gecenin dikkat çeken anlarından biri ise Feyziye Mektepleri Vakfı’nın üst yönetimindeki kadınları, öğrenciler ve öğretmenlerle birlikte sahne alması oldu. Aynı sahneyi paylaşan farklı kuşaklar, sanatın birleştirici gücünü vurgulayan anlamlı bir tablo ortaya koydu. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, kadınların toplumsal yaşamda, bilimde, sanatta ve ekonomide ortaya koydukları emek, mücadele ve başarıların hatırlandığı; eşitlik, dayanışma ve ortak gelecek vurgusunun öne çıktığı önemli bir gün olarak dünya genelinde çeşitli etkinliklerle anılıyor. Feyziye Mektepleri Vakfı (FMV) Işık Okulları da kadınların tarih boyunca topluma kattığı ilham verici güce dikkat çekmek amacıyla düzenlediği “Kadınların Işığında” etkinliğiyle anlamlı bir buluşmaya ev sahipliği yaptı. Öğrenciler, öğretmenler, veliler, mezunlar, vakıf yöneticileri ve misafirleri bir araya getiren gece, yalnızca bir konser olmanın ötesine geçerek müzik ve görsel sanatlar aracılığıyla kadın emeğinin, üretkenliğinin ve toplumsal etkisinin görünür kılındığı duygu dolu anlara sahne oldu. Öğrenciler, Yöneticiler ve Öğrenciler Aynı Sahnede buluştu Sunuculuğunu Banu Miray Noyan’ın üstlendiği gecede sevilen sanatçı Tuna Kiremitçi de sahne alarak etkinliğe özel performansıyla renk kattı. Program kapsamında Türk ve dünya müziğinden seçilmiş eserler seslendirilirken, öğrenci orkestraları performansları da geceye dinamizm kazandırdı. Etkinliğin dikkat çeken yönlerinden biri ise Feyziye Mektepleri Vakfı’nın kadın yönetim kurulu üyeleri ve kadın direktörlerinin ilk kez sahnede performans sergilemesi oldu. Vakfın üst yönetiminden isimler, öğrenciler ve öğretmenlerle birlikte sahne alarak sanatın birleştirici gücünü vurguladı. Sahnede “Önce Aile, Sonra İnsanlık” Mesajı Programın en anlamlı bölümlerinden biri ise barış ve dayanışma mesajı taşıyan eserlerin seslendirildiği bölüm oldu. Gecede sahnelenen “We Are Family” ve “We Are The World” eserleriyle, dünyanın farklı coğrafyalarında barışa her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir dönemde birlik ve insanlık mesajı verildi. Etkinliğe ilişkin değerlendirmede bulunan FMV Yönetim Kurulu Genel Sekreteri Zeynep Sezerman, “Dünyada barışa en çok ihtiyaç duyduğumuz bir dönemde, sanatın birleştirici gücüne inanarak bir araya geldik. Bu özel gecede, kadınların ve çocukların daha umutlu bir geleceğe ulaşmasında kadınların barıştan yana olan güçlü duruşunu hatırlatmak ve bu sesi birlikte yükseltmek istedik. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün tüm kadınlara umut ve güç getirmesini diliyorum.” ifadelerini kullandı. Kadınların Işığı Sanatla Görünür Oldu Konserle eş zamanlı olarak gerçekleştirilen “Kadınların Işığında Karma Sergi” ise gecenin sanat boyutunu güçlendirdi. Kadınların ışığını, üretimini ve ilham veren varlığını farklı sanatsal ifadelerle görünür kılan sergi, müziğin oluşturduğu atmosferi görsel bir anlatımla tamamladı. Fuaye alanında ziyaretçilerle buluşan sergi, etkinliğin yalnızca sahneyle sınırlı kalmayan, mekânın tamamına yayılan bütüncül bir deneyime dönüşmesini sağladı. “Kadınların Işığında” Artık Bir Gelenek FMV Işık Okulları’nda düzenlenen “Kadınların Işığında” konserinin temeli, 2011–2012 eğitim öğretim yılında başlatılan “Her Öğrenciye Bir Enstrüman Öğretimi Projesi”ne dayanıyor. Proje kapsamında öğrencilerin keman, çello, flüt, klarnet, gitar, piyano ve perküsyon gibi farklı enstrümanlarda eğitim almasıyla başlayan müzik yolculuğu, zamanla daha geniş sahnelere taşınarak 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında düzenlenen konserlere dönüştü. İlk kez 2012–2013 eğitim öğretim yılında FMV Işık Okulları Nişantaşı Yerleşkesi’nde gerçekleştirilen etkinlik, pandemi döneminde online platformlarda da devam ederek her yıl büyüyen orkestra, koro ve solist kadrosuyla bugün Işık Okulları’nın en güçlü kültür-sanat geleneklerinden biri hâline geldi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İpek Sanatının Zarafeti Bursa’da Sergilendi Haber

İpek Sanatının Zarafeti Bursa’da Sergilendi

Bursa Büyükşehir Belediyesi, hem somut hem de somut olmayan kültürel miras çalışmaları kapsamında kent belleğindeki tüm değerleri gelecek kuşaklara aktarmaya yönelik çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Midas İpek Evi tarafından hazırlanan ‘Efsanelerle İpek’ sergisi, Bursa büyükşehir Belediyesi Kültür, Sanat ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı ev sahipliğinde Tayyare Kültür Merkezi’nde ziyarete açıldı. İpeğin binlerce yıllık kültürel yolculuğunu görünür kılmayı amaçlayan “Efsanelerle İpek” sergisi, dünyanın farklı coğrafyalarında anlatılan 12 kadim ipek efsanesi ile Eskişehir’de doğan 13. hikâyeyi sanatla buluşturdu. Sergide yer alan eserler, yalnızca ipek malzeme kullanılarak farklı tekstil teknikleriyle hazırlanarak ipeğin kültürel ve simgesel değerini görünür kılıyor. Sergi, 13 Mart Cuma gününe kadar Tayyare Kültür Merkezi’nde ziyaret edilebilecek. “ESKİŞEHİR İLE BİRLİKTE ORTAK PROJELER GELİŞTİREBİLİRİZ” Sergi kapsamında gerçekleştirilen söyleşide konuşan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, Eskişehir ile Bursa’nın yüzyıllardır ipekçilik yolunda kol kola uzun yıllar birlikte yürüdüğünü söyledi. Bursa’nın eskide olduğu gibi hala ipek şehri olarak anıldığını belirten Başkan Mustafa Bozbey, son 15–20 yılda ipek üretiminde ciddi bir düşüş yaşandığını dile getirdi. Çin ipeğinin de Bursa ipeği adıyla satılmasının üzücü olduğunu anlatan Başkan Mustafa Bozbey, “Hala bu alanda önemli ustalarımız bulunuyor. Onların değerini bilmeliyiz. Elbette üretimin tekrar artmasını istiyoruz. Bunun için de birinci derece dut ağaçlarının sayısı artırılmalı. Ayrıca aile işletmelerini de çoğaltmak gerekiyor. Ancak bu şekilde sürdürülebilir hale getirilir. Bursa Büyükşehir Belediyesi olarak bu konuda çeşitli çalışmalar yapıyoruz. Eskişehir ile birlikte ortak projeler geliştirebiliriz. Bursa ipeğinin ne kadar değerli olduğunu gelecek nesillere aktarmalıyız. Bu işlerle uğraşacak gençleri yetiştirmeliyiz. Bursa’nın ipek konusundaki hassasiyetini öne çıkartmak istiyoruz” dedi. “BURSA İLE İŞBİRLİĞİNE HAZIRIZ” Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce ise Bursa’yı ipekçiliğin ana vatanı olarak kabul ettiklerini ifade etti. İpekçiliği tekrar canlandırmak için büyük çaba harcayan Başkan Mustafa Bozbey’i de tebrik eden Ünlüce, ipekçilik konusunda Bursa ile işbirliği yapmak için hazır olduklarını ve kolları sıvadıklarını belirtti. Hep beraber ipekçiliği bu topraklarda tekrar canlandıracaklarını söyleyen Ünlüce, “Kasım Uzunöz ile yollarımızın kesişmesiyle birlikte İpek Yolu haritasını oluşturduk. Harita Eskişehir’den de geçiyor. Bursa elbette bu yol üzerindeki en kalıcı noktalardan biri. Beş kişilik bir kadroyla yola çıktık. İpeği kendimiz dokuduk ve ilk Midas İpek Evi’ni kurduk. İpek Köyü projemizi de hayata geçireceğiz. 2017’de başlayan yolculuk, açılan sergiye kadar uzandı” diye konuştu. Kozabirlik Yönetim Kurulu üyesi Ramazan Işık, Kozabirlik’in geçmişi ve çalışmaları hakkında katılanlara bilgi verdi. 2016 yılından bu yana ipek böceklerinin ihtiyacı olan dut ağaçlarının artırılması için çalışmalar yürüttüklerini söyleyen Işık, bugüne kadar 400 bin dut ağacını üretime kazandırdıklarını dile getirdi. Bursa’da bulunan İpek Müzesi’ne değinen Sanatçı Kasım Uzunöz, Türkiye’de çalışır durumda bulunan 80–90 yıllık makinelerin yer aldığı müzenin önemli bir miras olduğunu söyledi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sony Dünya Fotoğrafçılık Ödülleri 2026 Finalistleri Açıklandı Haber

Sony Dünya Fotoğrafçılık Ödülleri 2026 Finalistleri Açıklandı

Yılın Fotoğrafçısı ödülü, 16 Nisan’da Londra’da düzenlenecek prestijli gala töreninde sahiplerini bulacak. 2026 sergisi ise 17 Nisan – 4 Mayıs tarihleri arasında Londra’daki Somerset House’da sanatseverlerle buluşacak. Sony Dünya Fotoğrafçılık Ödülleri, 2026 Profesyonel Yarışma kapsamında 30 finalisti ve 65’in üzerinde kısa liste adayını bugün açıkladı. Çağdaş fotoğrafçılığın sınırlarını zorlayan güçlü görsel anlatıları bir araya getiren yarışma, görsel hikaye anlatımının en çarpıcı örneklerini uluslararası platformda görünür kılıyor. Yaklaşık yirmi yıllık köklü mirasıyla öne çıkan Profesyonel Yarışma; teknik ustalığı güçlü bir anlatı vizyonuyla buluşturan, cesur ve bütünlüklü projeler üreten fotoğrafçıları desteklemeyi sürdürüyor. Bu yıl 200’ü aşkın ülke ve bölgeden 430 binin üzerinde fotoğraf başvurusu alındı. 10 kategorinin kazananları, 30 finalist arasından seçilerek 16 Nisan’da Londra’da düzenlenecek özel törende açıklanacak. Prestijli Yılın Fotoğrafçısı unvanının sahibi, kategori kazananları arasından seçilerek aynı gece açıklanacak. Kazanan; 25.000 ABD doları para ödülünün yanı sıra çeşitli Sony Digital Imaging ekipmanları ve çalışmalarını gelecek yıl Londra’da düzenlenecek sergide kişisel bir sunumla sergileme fırsatı elde edecek. Kazananlar ve finalistler ayrıca, sektörün önde gelen isimleriyle özel oturumların gerçekleştirileceği ve kariyer gelişimlerine yönelik uzman rehberliği sunan “Insights” programı kapsamında Londra’ya davet edilecek. Finalist ve kısa listeye kalan fotoğrafçıların eserlerinden oluşan seçki ise ilk olarak 17 Nisan – 5 Mayıs 2026 tarihleri arasında Londra’daki Somerset House’ta düzenlenecek Sony Dünya Fotoğrafçılık Ödülleri 2026 Sergisi kapsamında ziyaretçilerle buluşacak; sergi daha sonra farklı lokasyonlarda sanatseverlerle bir araya gelecek. Seçici kurul adına değerlendirmede bulunan Jüri Başkanı Monica Allende, şunları söyledi: “Sony Dünya Fotoğrafçılık Ödülleri 2026 Profesyonel Yarışma kategorisinde finale kalan ve kısa listeye seçilen çalışmalar, fotoğraf pratiğindeki dikkat çekici gelişimi ve fotoğrafın güçlü bir hikaye anlatım aracı olarak benimsenmesine yönelik derin bağlılığı ortaya koyuyor. Değerlendirdiğimiz pek çok seri boyunca; sevginin, nezaketin ve çoğu zaman zorlu gerçekliklere dokunan sessiz direncin kutlanışıyla insan deneyiminin farklı katmanlarından derin biçimde etkilendim. En güçlü karelerin birçoğu, gündelik yaşamın içinde saklı kalan samimi anlara ve küçük kahramanlıklara odaklanarak, sıradan akışın içinde varlığını sürdüren gücü ve ruhu görünür kılıyor.” Sony Dünya Fotoğrafçılık Ödülleri 2026 Profesyonel Yarışma kategorilerinin her birinde finale kalan üç proje ise şöyle sıralanıyor: MİMARLIK VE TASARIM André Tezza’nın (Brezilya) Everyday Structures adlı projesi, Güney Brezilya’daki mahalle bakkallarının mütevazı mimarisine ışık tutuyor. Joy Saha’nın (Bangladeş) Homes of Haor çalışması ise Bangladeş’in Haor bölgesindeki yerel mimariyi belgeliyor; bu bölgede evler, muson döneminde adalara dönüşen yükseltilmiş toprak yığınları üzerine inşa ediliyor. Chen Liang’ın (Çin Ana Karası) serisi ise Çin’in Guangdong Eyaleti’ndeki Jiangmen kentinde bulunan gözetleme kulelerini mercek altına alarak, Çin ve uluslararası mimari etkilerin özgün bir birleşimini ortaya koyuyor. YARATICI Pablo Ramos’un (Meksika) The Black Album adlı projesi, arşiv fotoğraflarından kesilen siluetler aracılığıyla Meksika’daki kayıpları ele alıyor ve görüntüleri yokluğun çarpıcı bir kolektif portresine dönüştürüyor. Ben Brooks (Birleşik Krallık) The Palm, On Piru serisinde Güney Los Angeles’tan rap sanatçılarının ruhani bağlarını ve kolektif kimliklerini yansıtıyor. Citlali Fabian (Meksika) ise Bilha, Stories of My Sisters adlı çalışmasında portreler ile dijital illüstrasyonları bir araya getirerek Güney Meksika’daki ilham verici kadınların hikayelerine hayat veriyor; projede bölgedeki yerli topluluklardan aktivistler ve sanatçılarla iş birliği yapıyor. BELGESEL PROJELERİ Santiago Mesa’nın (Kolombiya) Under the Shadow of Coca adlı projesi, geçimini bu yasa dışı ekonomiye bağlı olarak sürdüren çiftçileri ve Kolombiya’daki kokain ticaretini kontrol eden silahlı grubu takip ediyor. Alexandre Bagdassarian (Fransa), Sixteen and a Half: Eight Months in a Juvenile Prison çalışmasında Fransa’daki bir çocuk cezaevinde tutuklu bulunan gençlerin gündelik yaşamlarını belgeliyor. Colin Delfosse’un (Belçika) Restitution serisi ise Afrika maskelerinin Demokratik Kongo Cumhuriyeti (DRC) ile Belçika arasındaki yolculuğunu, özgün kullanım amaçlarından müzelerdeki sergilenme süreçlerine kadar izleyerek iade tartışmalarını mercek altına alıyor. ÇEVRE Shane Hynan’ın (İrlanda) Beneath | Beofhód adlı serisi — İrlandaca’da “toprağın altındaki yaşam” anlamına geliyor — Kelt geleneğinde bataklıkların ilkel ve köklü önemini, kültürel ve çevresel gerekliliklerin etkileşimi üzerinden ele alıyor. Matteo Trevisan’ın (İtalya) Jinê Land: Where Women Keep the Earth Alive projesi ise Suriye’nin Rojava bölgesinde, kadınların öncülüğünde yürütülen ekolojik ve toplumsal yeniden inşa sürecini belgeliyor; toplulukların geleceğe dair deneysel bir vizyon etrafında bir araya gelişini yansıtıyor. Isadora Romero’nun (Ekvador) Notes on How to Build a Forest çalışması ise ormanları, zaman içinde insan ve insan dışı pek çok topluluğun birlikte şekillendirdiği kültürel alanlar olarak inceliyor. MANZARA Dafna Talmor’un (Birleşik Krallık) Constructed Landscapes adlı çalışması, sanatçının kişisel arşivinden yola çıkarak elde basılmış ve kolajlanmış renkli negatifleri soyut peyzaj temsillerine dönüştürüyor. Andreas Secci’nin (Almanya) serisi, Fransa’nın Normandiya ve Bretanya kıyılarındaki istiridye çiftliklerinin havadan görünümlerinden oluşan soyut manzaralar sunuyor. Michael Blann (Birleşik Krallık) ise fotopolimer gravür tekniğini kullanarak Avrupa’nın ikonik dağ yollarını tasvir ediyor. PERSPEKTİF Hayate Kurisu’nun (Japonya) Living Photographs adlı çalışması, fotoğrafçının ve eşinin ölü doğumla sonuçlanan bir kaybın ardından yaşadıkları deneyimi ve kremasyon öncesinde aile olarak birlikte geçirdikleri günleri belgeliyor. Fredrik Lerneryd (İsveç), Country Music in Kenya projesinde Nairobi’de düzenlenen Uluslararası Kovboy Günü festivalini görüntüleyerek Kenya’daki country müzik tutkunları için önemli bir etkinliği yansıtıyor. Seungho Kim’in (Kore Cumhuriyeti) Sunny Side Up: A Portrait of the Most Average K-Parenting Today serisi ise fotoğrafçının kendi ailesine odaklanarak ebeveynler, köpek ve bebeğin bir araya geldiği ev yaşamının keyifli kaosunu gözler önüne seriyor. PORTRE FOTOĞRAFÇILIĞI Federico Borella (İtalya), Özbekistan’daki Koryo-saram topluluğunu belgeliyor; ‘K-Wave’in etkisi altındaki yeni kuşak Kore kimliklerini yeniden sahipleniyor. Jean-Marc Caimi ve Valentina Piccinni’nin (İtalya) The Faithful adlı çalışması, bir papanın ölümü ile yenisinin seçilmesi arasındaki süreçte Vatikan’daki Aziz Petrus Meydanı’nda toplanan kalabalıklardan portreler sunuyor; adeta hayranlık kültürüne dönüşen bir hac yolculuğunu yansıtıyor. Marisa Reichert’in (Almanya) be:longing serisi ise Endonezya’nın Java Adası’ndaki Yogyakarta’da yaşayan ileri yaşlardaki Müslüman trans bireylerin yaşamlarını belgeliyor; inanç, kimlik ve toplumsal beklentiler arasında kurmaya çalıştıkları dengeyi gözler önüne seriyor. SPOR Todd Antony’nin (Yeni Zelanda) serisi, Farsça’da kelime anlamıyla ‘Buzkashi’ (keçi çekme) anlamına gelen ve Tacikistan’ın sert ve köklü sporlarından biri olan Buzkashi’ye odaklanıyor. Rob Van Thienen (Belçika), It’s a Dog’s Life çalışmasında tazı eğitim seanslarını izleyerek, pistte yapay bir tavşanı kovalayan köpeklerin hareket halindeki dinamik görüntülerinden oluşan bir seri ortaya koyuyor. Morgan Otagburuagu’nun (Nijerya) Beneath the Bridge projesi ise Nijerya’nın Lagos kentinde, profesyonel ringlerin ışıltısından uzak bir noktada amatör boksörlerin antrenman yaptığı derme çatma bir spor salonunu belgeliyor. NATÜRMORT Daniele Vita’nın (İtalya) The Bronte Pistachio adlı çalışması, Sicilya’nın Antep fıstıklarını uzun soluklu bir araştırma kapsamında ele alıyor; her birini tek tek fotoğraflayarak özgün niteliklerini yakından ortaya koyuyor. Gargi Sharma’nın (Hindistan) Experiments in Stillness serisi, nesne ile izleyici arasındaki diyaloğu keşfederek çoklu yorumlara ve dinginlik anlarına alan açıyor. Vilma Taubo’nun (Norveç) Talking Without Speaking projesi ise gündelik nesnelerin protesto sembollerine dönüşmesini konu alan fotoğraflardan oluşuyor. YABAN HAYATI VE DOĞA Wolfgang Duerr’in (Almanya) WILD adlı serisi, hareket sensörleriyle tetiklenen bir kamera aracılığıyla çekildi; siyah beyaz karelerde farklı yaban hayvanları hareket halinde görüntüleniyor. Anita Pouchard Serra’nın (Arjantin) serisi ise Buenos Aires’teki özel bir yerleşim alanında mahallede yaşayan kapibaralar ile site sakinleri arasındaki çatışmayı ele alıyor. Will Burrard-Lucas’ın (Birleşik Krallık) Crossing Point projesi, Kenya’daki Maasai Mara Ulusal Rezervi’nde yaban hayatını görüntülüyor; nesli tehlike altındaki siyah gergedanları izlemek amacıyla kurulan uzaktan kamera tuzağı, sonunda ormanlık nehir geçidinde toplanan çok sayıda hayvanı ortaya çıkarıyor. 2026 Profesyonel Yarışma jürisi şu isimlerden oluşuyor: Monica Allende, Bağımsız Küratör ve Fotoğraf Danışmanı, Jüri BaşkanıDaniel Brena, Direktör, Centro de las Artes de San Agustín, MeksikaYumi Goto, Bağımsız Küratör, Editör, Araştırmacı ve Yayıncı, JaponyaZack Hatfield, Yönetici Editör, Aperture dergisi, ABDPaul Ninson, Kurucu ve İcra Direktörü, Dikan Center, GanaBindi Vora, Sanatçı ve Kıdemli Küratör, Autograph, Birleşik Krallık Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

"Heey Keçiler, Hooy Keçiler" Mozaik Sergisi Açıldı Haber

"Heey Keçiler, Hooy Keçiler" Mozaik Sergisi Açıldı

Açılış kokteylinde sanat camiasının önde gelen isimleri, koleksiyonerler ve çok sayıda davetli bir araya gelerek sanatçının son dönem çalışmalarını yakından inceleme fırsatı buldu. Uzun yıllardır mozaik sanatını geleneksel tekniklerle çağdaş bir anlatım dili içinde yeniden yorumlayan Mehmet Kına, üretimlerinde kültürel belleği, kırsal yaşamı ve toplumsal dönüşümleri odağına alıyor. Doğayla ve özellikle keçilerle kurduğu kişisel ve ailevi bağ, sanatçının eserlerinde güçlü bir metafor olarak öne çıkıyor. Taş, cam ve doğal malzemelerle oluşturduğu yüzeylerde hem Anadolu'nun kadim mozaik geleneğine gönderme yapıyor hem de güncel meseleleri simgesel bir anlatımla ele alıyor. Sanatçı sergiye ilişkin düşüncelerini şu sözlerle ifade etti: "Heey Keçiler, Hooy Keçiler" sergisiyle binlerce yıldır insanlarla birlikte yaşayan keçilerin hallerini ve biçimlerini estetize edilmiş mozaikler aracılığıyla anlatıyorum. Keçilerle kurduğum bağ, aile geçmişime kadar uzanıyor. 2024 yılında açtığım "Keçileri Kaçırmadan Keçiler" sergisinin devamı niteliğini taşıyan bu sergide, son dönemime ait 21 eserimi izleyiciyle buluşturuyorum. Eserlerimde toplumsal yaşamı da irdeliyor, keçiler üzerinden günümüze dair göndermelerde bulunuyorum." Evrim Sanat Galerisi'nin kurucusu Betül Ketenci, Mehmet Kına'nın bu özel sergisine ev sahipliği yapmaktan büyük bir onur duyduklarını belirterek şu değerlendirmede bulundu: "Sergide yer alan mozaik eserler; figüratif anlatımı, güçlü renk kullanımı ve dokusal zenginliğiyle dikkat çekerken, keçi imgesini kimi zaman direnişin, kimi zaman uyumun, kimi zaman da toplumsal eleştirinin sembolü olarak izleyiciyle buluşturuyor." Sanatçının geleneksel mozaik tekniğini çağdaş bir kavramsal çerçeveyle bir araya getirerek hem estetik hem de düşünsel bir deneyim sunmasının, sergiye gösterilen yoğun ilginin en önemli nedenlerinden biri olduğunu vurgulayan Ketenci, tüm sanatseverleri 11 Mart 2026 tarihine kadar galeride ziyaret edilebilecek "Heey Keçiler, Hooy Keçiler" sergisini keşfetmeye davet etti. "Heey Keçiler, Hooy Keçiler" sergisi, 11 Mart 2026 tarihine kadar Evrim Sanat Galerisi'nde ziyaret edilebilir. Evrim Sanat Galerisi Adres: Caddebostan Mahallesi Bağdat Caddesi Ergun Apt. No: 244 Kat 2 Daire 8 Kadıköy İstanbul, Tel.: (0533) 237 59 06 Ziyaret Saatleri: Pzt-Çrş-Perş-Cuma-Cmt 11:00-19:00 Pazar 12:00-18:00, Salı günleri ziyarete kapalıdır. MEHMET KINA KİMDİR ? Mehmet Kına, 1967 yılında Hatay Yayladağı'nda doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümünü bitirdi. Aykırı aylık kültür sanat edebiyat dergisinin Yazı İşleri Müdürlüğünü yaptı. Kasım Koçak ve Soner Çakmak'tan desen ve resim dersleri aldı. 2000-2006 yılları arasında Maltepe Sanat Galerisi'nde yönetim kurulunda bulundu. 2010 yılında Düş Yolcusu Sanat Durağı'nı kurdu, çeşitli sanatçılara birçok kişisel ve karma sergi açtı. Çocukluğunda Hatay Mozaik Müzesi'nde karşılaştığı mozaiklerden etkilendi. Lise döneminden itibaren mozaikle uğraşmaya başladı. Düş Yolcusu Sanat Durağı, Kozyatağı Kültür Merkezi, Caddebostan Kültür Merkezi, Neta Art, Suadiye Sanat Atölyeleri, Şahinbey Kültür Merkezi, Kuytu Artline, Foça Rüstem Ersöz sergi salonu, Hatay günleri, Evrim sanat galerisinde sergi açtı. Sanatçı Kültür Bakanlığının mozaik sanatçısıdır. Mozaik çalışmalarına Maltepe'deki atölyesinde devam etmektedir.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.