Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Seri Üretim

Kapsül Haber Ajansı - Seri Üretim haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Seri Üretim haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Tofaş’ın 300 Milyon Dolarlık K9 Yatırımı Üretime Başladı Haber

Tofaş’ın 300 Milyon Dolarlık K9 Yatırımı Üretime Başladı

Bursa’daki Tofaş Fabrikası’nda, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, AK Parti Bursa Milletvekili, TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı Mustafa Varank, Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi M. Koç, Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç, Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Y. Koç, Koç Holding CEO’su ve Tofaş Yönetim Kurulu Başkanı Levent Çakıroğlu, Stellantis Orta Doğu ve Afrika Operasyon Direktörü Samir Cherfan, FIAT CEO’su Arnaud Belloni ve Tofaş CEO'su Cengiz Eroldu'nun yanı sıra bayi ve tedarikçi temsilcileri ile Tofaş çalışanlarının katıldığı törenle banttan indirilen ilk model; Türkiye hafif ticari araç pazarının en önemli modellerinden biri olan Fiat Dobló oldu. K9 projesi kapsamında Citroën Berlingo, Fiat Dobló, Opel Combo, Peugeot Rifter ve Partner modelleri Bursa'da üretilecek. Yıllık 100 bin adet üretim kapasitesine sahip projede, üretilecek araçların yaklaşık yüzde 20'sinin ihraç edilmesi hedefleniyor. İstihdam hedefi 1.000 kişi olan ve 100'e yakın yerel tedarikçiyi bir araya getiren proje, Türkiye otomotiv sanayiinin üretim kapasitesini ve küresel rekabet gücünü artıran önemli bir yatırım hamlesi olarak öne çıkıyor. Türk otomotiv sanayiinin öncü kuruluşu Tofaş, Koç Holding ve Stellantis ortaklığının yeni dönemini simgeleyen stratejik yatırımlarına bir yenisini daha ekledi. Eylül 2025'te Stellantis ile imzalanan anlaşma kapsamında hayata geçirilen K9 projesi, 26 Ekim 2026, Pazartesi günü Tofaş Fabrikası'nda düzenlenen törenle seri üretim aşamasına geçti. Tören, Türk otomotiv sanayiinin hafif ticari araç üretimindeki güçlü konumunu tahkim eden tarihi bir adıma sahne oldu. Tofaş'ta yeni dönemin simgesi, Fiat Dobló oldu K9 projesinin üretime başlangıç töreninin en anlamlı anlarından birini, Fiat Dobló'nun yeniden Tofaş üretim bandından inmesi oluşturdu. İlk kez 2000 yılında Bursa'da üretilmeye başlanan ve 2023 yılına kadar Tofaş'ta üretimi devam eden Fiat Dobló, Türk otomotiv sanayiinde olduğu kadar ticari araç pazarında önemli bir başarı elde etti. Türkiye'de 26 yılda 600 bin adedin üzerinde satışa ulaşan model, farklı nesilleri ve gövde seçenekleriyle ticari hayatın en tanınan araçlarından biri haline geldi. Üç yıllık aranın ardından yeniden Bursa'da üretilecek Dobló'nun K9 projesi kapsamında banttan inen ilk araç olması, Tofaş'ın üretim mirasını geleceğe taşıyan simgesel bir başlangıç olarak öne çıktı. Yaklaşık 300 milyon ABD Doları yatırımla hayata geçirilen K9 projesi kapsamında Citroën Berlingo, Fiat Dobló, Opel Combo, Peugeot Rifter ve Peugeot Partner modelleri Bursa'da üretilecek. Yıllık 100 bin adet üretim kapasitesine sahip projede, üretilecek araçların yaklaşık yüzde 20'sinin ihraç edilmesi hedefleniyor. K9 projesinin devreye girmesi ve mevcut K0 projesinin yaklaşık 100 bin adetlik tam kapasiteyle üretime devam etmesiyle Tofaş'ın yıllık bitmiş araç üretim hacminin 230-250 bin adet seviyelerine ulaşması öngörülüyor. K9 kapsamında 2034 yılının son çeyreğine kadar yaklaşık 660 bin adet aracın üretilmesi hedefleniyor. Böylece Tofaş, Stellantis'in bölgesel üretim ağı içerisindeki stratejik konumunu güçlendirirken, Türkiye'nin hafif ticari araç üretimindeki iddiasını da ileri taşıyacak. Dört farklı markayı kapsayan K9 projesiyle Tofaş, hafif ticari araç üretimindeki çok markalı yapısını daha da güçlendirecek. Citroën Berlingo, Fiat Dobló, Opel Combo, Peugeot Rifter ve Partner modelleri, ticari taşımacılığa yönelik kargo ve yolcu taşımacılığına uygun kombi versiyonlarıyla üretilecek. Çoklu enerji platformuna uygun üretim altyapısı ise ilerleyen dönemde elektrikli hafif ticari araçlara yönelik talebin artması halinde Tofaş'a ilave üretim esnekliği sağlayacak. K9 projesiyle yaklaşık 1.000 kişilik istihdam ve yüzde 50 yerlilik hedefi K9 projesi, üretim kapasitesinin yanı sıra istihdam, yerlilik ve mühendislik alanlarında da önemli katkılar sağlayacak. Proje kapsamında Tofaş Fabrikası’nda yaklaşık 1.000 kişilik istihdam öngörülürken, 100’e yakın yerli tedarikçi firma üretim sürecine dahil edildi. Projede yüzde 50 mertebesinde yerlilik oranı hedefleniyor. Tofaş Ar-Ge Merkezi’nin mühendislik ve teknik geliştirme süreçlerinde görev aldığı projede, 300’ün üzerinde mühendis ve teknik personel çalıştı. Araçların performans, dayanıklılık, güvenlik ve kalite gerekliliklerine yönelik doğrulama ve onay testleri de Tofaş Ar-Ge Merkezi tarafından yürütüldü. K9’un Tofaş’ın sürdürülebilir büyümesine katkısının yanı sıra Türkiye’nin Avrupa’da hafif ticari araç üretimindeki liderlik iddiasını desteklemesi bekleniyor. Türkiye iç pazarındaki toplam satışlarda yerli üretim araçların payı yaklaşık yüzde 35 seviyesindeyken, K9 projesinin bu oranı yaklaşık 10 puan artırması öngörülüyor. Proje kapsamında 2034 yılının son çeyreğine kadar yaklaşık toplamda 660 bin adet araç üretilmesi hedefleniyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır: “Türkiye'nin üretim gücüne ve geleceğine duydukları güvenle bu önemli yatırımı hayata geçiren Koç Topluluğu ve Stellantis'e teşekkür ediyorum.” Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır tören esnasında yaptığı konuşmasında “2002’den bu yana Avrupa ekonomisinin yılda sadece %1,4 büyürken, Türkiye’nin büyümesinin %5,3 seviyesinde gerçekleştiğini belirtti. Otomotiv sektörünün Türk sanayisinin yüz akı olmaya devam ettiğini söyleyen Bakan Kacır “2000’lerin başında yılda ancak 300 bin aracın satıldığı Türkiye’de şimdi yılda 1,5 milyon araç satılabiliyor. Avrupa’nın yapması gereken inovasyonu hızlandırmak, verimliliği yükseltmektir” diye konuştu. 300 milyon ABD doları yatırımla hayata geçirilen K9 projesinin Tofaş’ın üretim yolculuğunda yeni bir dönemin kapılarını araladığını belirten Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır sözlerine “Küresel rakipleriyle yarışta olan Türkiye'nin üretim gücüne ve geleceğine duydukları güvenle bu önemli yatırımı hayata geçiren Koç Topluluğu ve Stellantis'e teşekkür ediyorum. K9 Projesi'nin Bursa'mızın ve ülkemizin üretim, istihdam ve ihracatına önemli katkılar sunmasını; yeni yatırımlara, başarılara ve iş birliklerine vesile olmasını temenni ediyorum” diyerek son verdi. AK Parti Bursa Milletvekili, TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı Mustafa Varank ise törendeki konuşmasında “Avrupa'nın giderek daha da korumacı hale gelen politikalarını, sanayi hızlandırma yasası ve Made in EU yaklaşımıyla net bir şekilde görebiliyoruz” diye konuştu. Bakan Varank, Böyle bir dönemde yeni bir modelin Bursa’da üretilmesinin kararının alınması, aslında bu ülkeye bu ülkenin insanına üretim kabiliyetine duyulan güvenin ve aynı zamanda karşılıklı kazan kazan anlayışının somut bir göstergesidir” dedi. Ömer Koç: “Son 5 yılda Tofaş'a 1 milyar dolar yatırım yaptık” Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç, Koç Topluluğu'nun 100'üncü yaşında Tofaş'ın yeni bir stratejik yatırımı hayata geçirmesinin ayrı bir anlam taşıdığını ifade etti. Tofaş'ın Türkiye otomotiv sanayiindeki öncü rolüne ve Koç Holding ile Stellantis arasındaki güçlü ortaklığa dikkat çeken Ömer Koç, “Otomotiv sektöründeki kurallar tüm dünyada ve bilhassa önemli bir parçası olduğumuz Avrupa'da yeniden yazılırken, ülkemize çekebildiğimiz her yatırımın son derece kıymetli olduğu kanaatindeyim” dedi. Son 5 yılda Tofaş'a yapılan yatırımın 1 milyar dolar mertebesine ulaştığını kaydeden Koç, “Memnuniyetle ve gururla belirtmek isterim ki, bu yatırımın yarısı Ar-Ge ve inovasyon çalışmalarımıza yöneliktir. Şirketimiz, Stellantis'in önde gelen üretim ve Ar-Ge merkezleri arasındadır” diye konuştu. Geçtiğimiz yıl K0 projesinin başarıyla devreye alındığını hatırlatan Koç, 300 milyon dolar yatırımla hayata geçen K9 projesiyle yıllık 100 bin adet üretim hedeflendiğini dile getirdi. Koç, “Bu yeni modelin Citroen, FIAT, Opel ve Peugeot markalarımız için üretilecek olmasını Tofaş’ın sürdürülebilir büyüme yolculuğu açısından çok kıymetli bir adım olarak görüyoruz” dedi. Koç, otomotivde artan uluslararası rekabete dikkat çekerek, böyle bir dönemde K9 modelinin Türk otomotiv sanayiinin Avrupa’daki ticari araç üretim liderliğini daha da güçlendireceğini söyledi. Koç, “Tofaş'ın yetkinliklerini ve kapasitesini âzâmî şekilde kullanıp müşterilerimize daha fazla yerli model sunabilmeyi, böylece memleketimizin cârî dengesine de katkı sağlamayı hedefliyoruz. Bu doğrultuda, başka yeni modeller konusunda ortağımızla görüşmeleri sürdürüyoruz” açıklamasında bulundu. Ömer Koç, Made in EU politikasıyla Avrupa’nın 30 senelik Gümrük Birliği ilişkisini hiçe sayma basiretsizliğine düşebileceğine işaret ederek” “Bilhassa otomotiv sektörümüzde büyük emeklerle tesis edilmiş olan üretim ve mühendislik kapasitesinin muhafaza edilebilmesi için mütekabiliyet çerçevesinde bazı adımların atılması kaçınılmaz olabilir” dedi. Koç, iç pazarın büyümesine yatırımların cazibesini artıracak uygun mekanizmalarla katkı sağlanmasının şart olduğuna dikkat çekti. Samir Cherfan: “K9, Tofaş’ın Stellantis üretim ağındaki stratejik konumunu güçlendiriyor” K9 projesinin Tofaş ve Stellantis için önemine vurgu yapan Stellantis Orta Doğu ve Afrika Operasyon Direktörü Samir Cherfan konuşmasında “Koç Topluluğu’nun 100’üncü kuruluş yıl dönümünde Bursa’da yeni bir projeyi hayata geçirmenin ve bu dönüm noktasını birlikte kutlamanın, Stellantis açısından büyük bir ayrıcalık olduğuna değinerek başladı. Cherfan; 2000–2023 yılları arasında Bursa’da üretilen ve Türkiye’de 600 binden fazla müşterinin tercihi olan Doblo’nun, Tofaş ile FIAT adını dünyaya taşıdığını aktardı. Doblò, Fiorino ve Egea’nın Tofaş Fabrikası’nın en önemli başarı hikâyelerinden olduğunun altını çizen Samir Cherfan, ayrıca üç yıl sonra Doblò’nun evine dönmesinin, Tofaş için önemli bir gelişmeyi temsil ettiğini vurguladı. Samir Cherfan “K9 projesi kapsamında Fiat Doblò, Citroën Berlingo, Opel Combo, Peugeot Rifter ve Partner olmak üzere dört markanın beş modeli için yıllık 100 bin araçlık üretim kapasitesi planlanıyor. Çoklu enerji seçeneklerini destekleyen ve elektrikli hafif ticari araç üretimine hazır olan bu platform, Türkiye’nin bölgesel üretimdeki rolünü daha da güçlendiriyor. Bu projenin temelinde, Koç Topluluğu ile yarım asrı aşan güçlü ortaklığımız, eylül 2025’te imzaladığımız stratejik anlaşmayla daha da güçlendi. Stellantis’in markalarını, platformlarını ve küresel erişimini; Koç’un liderliği ve Tofaş’ın üretim ve mühendislik yetkinlikleriyle bir araya getiren bu ortaklık vesileysiyle Tofaş, bugün Stellantis’in dünya çapındaki en önemli üretim ve Ar-Ge merkezlerinden biri konumunda” diye konuştu. Doblò’nun güçlü mirası üzerine inşa edilen K9 projesinin, Stellantis’in Orta Doğu ve Afrika bölgesine yönelik FaSTLane 2030 stratejisinin de somut bir adımı olduğunu sözlerine ekleyen Cherfan “Bu strateji kapsamında, çift haneli faaliyet kâr marjımızı koruyarak gelirlerimizi yüzde 40 artırmayı ve yerel, bölgesel ve Asya kaynaklı tedarikin payını yüzde 30’dan yüzde 90’a çıkarmayı hedefliyoruz. Bölgede, bölge için üretim yaklaşımımızla müşterilerimizin ihtiyaçlarına daha iyi yanıt verirken rekabet gücümüzü ve dayanıklılığımızı artırıyoruz. K9 projesi, yıllık 100 bin araçlık planlanan üretim kapasitesiyle Tofaş’ın bu stratejideki rolünü pekiştiriyor ve bölge pazarlarına rekabetçi koşullarda hizmet sunma kabiliyetimizi güçlendiriyor” diyerek sözlerine son verdi. Cengiz Eroldu: “K9 ve K0 ile yıllık üretimimiz 250 bin adede ulaşacak” Tofaş CEO'su Cengiz Eroldu ise törende yaptığı konuşmada, Tofaş'ın 60 yıla yaklaşan üretim geçmişinde Türk otomotiv sanayiine yön veren birçok projeye imza attığını belirterek, K9 projesinin şirketin yeni büyüme dönemindeki en önemli yatırımlardan biri olduğunu söyledi. Cengiz Eroldu, Tempra ile Avrupa pazarlarına gerçekleştirilen ilk seri otomobil ihracatından Dobló'nun hafif ticari araç pazarındaki başarısına, Egea'nın üst üste 10 yıl Türkiye'nin en çok tercih edilen otomobili olmasına kadar uzanan üretim geçmişinin yeni projelere güçlü bir temel oluşturduğunu ifade etti. Stellantis ile Eylül 2025'te imzalanan stratejik anlaşma kapsamında Citroën, FIAT, Opel ve Peugeot markaları için üretilecek K9 modellerinin seri üretime başlamasından ötürü büyük gurur duyduklarını belirten Eroldu, Fiat Dobló'nun yeniden Bursa'ya dönüşünün de Tofaş için özel bir anlam taşıdığını söyledi. Eroldu, 2000-2023 yılları arasında Tofaş'ta üretilen ve uzun yıllar Türkiye hafif ticari araç pazarının en çok tercih edilen modellerinden biri olan Dobló'nun K9 projesiyle yeniden üretim programına alınmasının şirketin köklü üretim mirasını devam ettirdiğini vurguladı. K9 projesinin üretim ve ihracat hedeflerini açıklayan Tofaş CEO'su Cengiz Eroldu, “300 milyon ABD Dolarlık yatırımla hayata geçirdiğimiz K9 projesinde, yıllık 100 bin adetlik üretim kapasitesini hayata geçiriyoruz. Üretilecek K9 modelinin yaklaşık yüzde 20'sini ihraç edeceğiz” dedi. Yeni projenin Tofaş'ın toplam üretim hacmine sağlayacağı katkıya dikkat çeken Eroldu, K9'un devreye girmesi ve mevcut K0 üretiminin yaklaşık 100 bin adetlik tam kapasitesiyle devam etmesiyle birlikte Tofaş Fabrikası'nın yıllık bitmiş araç (CBU) üretim hacminin 250 bin adet seviyelerine ulaşacağını belirtti. K9 projesinin yalnızca üretim ve ihracat rakamlarıyla değil, Türkiye'nin otomotiv sanayiindeki rekabet gücüne sağlayacağı katkıyla da değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Eroldu, “Projenin Tofaş'a kazandırdıkları tabii ki rakamlarla sınırlı değil. Tofaş'ın sürdürülebilir büyüme hedeflerine katkı sağlamasının yanı sıra, ülkemizin hafif ticari araç üretim üssü olma iddiasını da destekleyecek olması bizim için ayrı bir gurur vesilesi” dedi. Tofaş’ın Ar-Ge gücü 600’ü aşkın çalışanla büyüyor K9 projesinin Tofaş'ın üretim altyapısının yanı sıra mühendislik ve teknoloji alanındaki birikimini de yansıttığını belirten Cengiz Eroldu, şirketin yaklaşık 20 yıldır cirosunun yüzde 3'ünü Ar-Ge faaliyetlerine ayırdığını söyledi. Stellantis'in önde gelen Ar-Ge merkezlerinden biri konumundaki Tofaş Ar-Ge Merkezi'nin 600'ün üzerinde çalışanıyla faaliyetlerini sürdürdüğünü belirten Eroldu, patent başvuru sayısının da 300'e yaklaştığını ifade etti. Türkiye'de otomobil ve hafif ticari araç geliştirme ile üretim yetkinliklerini bir arada bulunduran Tofaş'ın, üniversiteler ve tedarikçilerle yürüttüğü iş birlikleriyle güçlü bir mühendislik ekosistemi oluşturduğuna dikkat çeken Cengiz Eroldu, K9 projesinin bu ekosistemin daha da geliştirilmesine katkı sağlayacağını vurguladı. Özellikle yüksek teknoloji içeren araç bileşenlerinin yerlileştirilmesinin ve yan sanayiinin ihracat potansiyelinin artırılmasının büyük önem taşıdığını belirten Cengiz Eroldu, Türkiye'nin hafif ticari araç üretimindeki güçlü konumunun bu tür yeni projelerle daha da ileri taşınacağını ifade etti. Çoklu enerji platformuna uygun K9 üretim altyapısının elektrikli hafif ticari araçlara yönelik talebin artması halinde Tofaş'a üretim esnekliği sağlayacağını belirten Eroldu, yeni modellerle birlikte fabrikanın gelecekteki üretim ihtiyaçlarına da yanıt verebilecek bir yapıya kavuşacağını söyledi. Tofaş'ın ulaştığı başarının arkasında çalışanların, mühendislerin, tedarikçilerin ve iş ortaklarının emeği bulunduğunu vurgulayan Cengiz Eroldu, K9 projesinin hayata geçirilmesine katkı sağlayan tüm ekiplere teşekkür etti. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın projeye verdiği desteğin önemine de değinen Eroldu, Tofaş'ın ülkeye ve tüm paydaşlarına değer yaratacak yeni projeleri hayata geçirmeye devam edeceğini belirtti. Tofaş'ta yeni dönem, yerli üretim ve ihracatla güçlenecek Türkiye otomotiv sanayiinin gelişiminde yaklaşık 60 yıldır önemli bir rol üstlenen Tofaş, K0 projesinin ardından devreye aldığı K9 yatırımıyla çok markalı üretim yapısını daha da güçlendiriyor. Koç Holding ve Stellantis'in ortak üretim ve mühendislik kabiliyetlerini bir araya getiren yeni dönem, Bursa'daki üretim merkezinin hem Türkiye hem de uluslararası pazarlar açısından stratejik önemini artırıyor. Yaklaşık 300 milyon ABD Doları yatırımla hayata geçirilen K9 projesinin yıllık 100 bin araçlık kapasitesi, yaklaşık yüzde 20'lik ihracat hedefi ve yaklaşık 100 bin adetlik K0 üretimiyle birlikte yıllık bitmiş araç üretim hacminin 250 bin adet seviyesine ulaşması, Tofaş'ın sürdürülebilir büyüme yolculuğundaki yeni dönemin temelini oluşturuyor. Bir dönem Türkiye'den farklı pazarlara ihraç edilen ve 26 yılda 600 binden fazla kullanıcıyla buluşan Fiat Dobló'nun yeniden Bursa'da üretilmesi ise Tofaş'ın geçmişten geleceğe uzanan üretim başarısının en somut göstergelerinden biri olarak öne çıkıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

DESA’nın İştiraki NUERA ve GOZEN’den Geleceğin Malzemesi LUNAFORM™ İçin Stratejik Lisans Anlaşması Haber

DESA’nın İştiraki NUERA ve GOZEN’den Geleceğin Malzemesi LUNAFORM™ İçin Stratejik Lisans Anlaşması

DESA’nın yüzde 100 iştiraki NUERA Sürdürülebilir Biyofabrikasyon Teknolojileri, San Francisco merkezli Türk biyoteknoloji şirketi GOZEN ile LUNAFORM™ biyomalzemesinin üretimi ve küresel pazarlara sunulması için uzun vadeli ve münhasır bir lisans anlaşmasına imza attı. Geleceğin dokusunu İstanbul’dan dünyaya taşımayı hedefleyen bu stratejik iş birliği, biyoteknoloji alanındaki yenilikçi çözümleri uluslararası moda ve tasarım dünyasıyla buluşturmayı amaçlıyor. Anlaşmayla GOZEN’in LUNAFORM™ biyomalzeme platformu ve BioCraft biyofabrikasyon teknolojisi, NUERA’nın İstanbul’daki tesisi ve DESA’nın endüstriyel üretim altyapısıyla bir araya geldi. DESA’nın biyomalzeme stratejisinin bir parçası olarak Ağustos 2026'da kurulan NUERA, LUNAFORM™’un araştırma-geliştirme, ürün geliştirme, üretim, ölçeklendirme ve farklı sektörlerde ticarileştirme süreçlerini tek çatı altında yürütecek. Sürdürülebilir malzemelere yönelik küresel talep artmaya devam ederken bu iş birliği, bir yandan markaların yeni nesil bir biyomalzemeyle tek ve şeffaf bir değer zinciri içinde çalışabilmesini, diğer yandan da tabakhanelerin mevcut sistemlerine ve makina parklarına doğrudan entegre olabilen yepyeni bir organik malzeme kazandırıyor. DESA’nın biyofabrikasyon teknolojilerini kullanarak sürdürülebilir bir gelecek yaratma vizyonunu GOZEN’in geliştirdiği teknolojiyi kullanarak hayata geçiren NUERA, malzemeyi yetiştiren, işleyen ve bitmiş ürüne dönüştüren iş modeliyle birçok sektörde var olanın yerini almadan, ona yeni bir değer katarak yeni bir dönemin kapısını aralıyor. Bu iş birliğinin şekillenmesinde, DESA’nın büyüme ve dönüşüm yolculuğuna liderlik eden CEO Burak Çelet ile GOZEN’in CEO’su ve yenilikçi malzemesi LUNAFORM™’un mucidi Ece Gözen önemli rol oynadı. İki lider, geçtiğimiz yıl boyunca Avrupa’nın farklı noktalarında moda markalarıyla bir araya gelerek lüks moda dünyasının yeni nesil malzemelerden beklentilerini ve sektörün değişen ihtiyaçlarını yakından analiz etti. İş birliği sürecinde her iki şirketin ekipleri, birbirlerinin üretim tesislerinde yoğun bir şekilde birlikte çalışarak teknik uzmanlıklarını, üretim deneyimlerini ve zanaatkârlık alanındaki bilgi birikimlerini paylaştı. DESA ve GOZEN’in teknolojik yetkinliklerini ve üretim kabiliyetlerini bir araya getiren ekipler, ortak Ar-Ge çalışmaları ve geliştirme süreçleriyle karşılaşılan teknik zorlukları aşarak LUNAFORM™ platformunun performansını uluslararası lüks moda dünyasının yüksek kalite ve tasarım beklentilerini karşılayacak seviyeye taşıdı. DESA CEO’su ve NUERA’nın kurucusu Burak Çelet: “Deri benim için bir aile mirası ve dünyanın en sürdürülebilir malzemelerinden biri olmayı sürdürüyor. Ancak küresel ısınma, sürdürülebilirlik kaygıları ve değişen tüketici eğilimleri, derinin yanı sıra kullanılabilecek hayvansal olmayan yeni nesil malzemeleri giderek daha önemli kılıyor ve bu alanda yeni bir pazar oluşuyor. Kering Grubu deriye bağımlılığını 2028'e kadar %30 azaltmayı hedeflediğini açıkladı. Tesla ve Apple gibi teknoloji markaları ise ürünlerinde hayvansal deriden uzaklaştı. Deri markaları ve şirketleri olarak bu değişime direnmek yerine onu benimsememiz gerekiyor. Bu düşünceyle yıllardır pek çok tamamlayıcı teknolojiyi araştırdık. Bakteriyel selüloz fermantasyonunu deri sektörü ile en uyumlu ve her açıdan en güçlü teknoloji olarak belirledik ve aradığımız teknolojik birikimi GOZEN’de bulduk. Bir tabakhane için LUNAFORM™ adeta koyun veya dana gibi bir canlı türü. Tabakhanelerimizde mevcut makine parkıyla, ek bir yatırım gerektirmeden işlenebiliyor. Son yıllarda bu konuda çok değerli inovasyonlar ortaya çıktı, ancak laboratuvar ölçeğinden endüstriyel seri üretime geçmeyi tam anlamıyla başaran bir ürün henüz yok. DESA’yı tasarımdan üretime, tabakhaneden perakendeye kadar değer zincirinin her halkasını yöneten entegre bir iş modeliyle büyüttük. Aynı bütüncül yaklaşım bugün NUERA’nın kalbinde yaşıyoruz. Bu sayede sektörümüze yeni bir malzeme kazandırmanın ve laboratuvar ile endüstriyel seri üretim arasındaki uçurumu kapatan ilk öncülerden biri olmanın gururunu yaşıyoruz.” LUNAFORM™’un mucidi ve GOZEN CEO’su Ece Gözen Akın şunları söyledi: “LUNAFORM™’u yaratırken vizyonum ‘A New World, A New Form’ idi. Benim için bu, yeni bir malzemenin ötesinde, malzemelerle kurduğumuz ilişkiyi ve onları dünyaya kazandırma biçimimizi yeniden düşünmek anlamına geliyordu. Bir girişimci olarak bu yolculukta şunu gördüm: Yeni bir malzeme yaratmak tek başına yetmiyor. Yeni bir dünya için yeni nesil malzemeler kadar yeni nesil şirketlere, iş modellerine ve iş birliklerine de ihtiyaç var. NUERA, bu vizyonun endüstriyel ölçekte hayat bulduğu model ve bu dönüşüme liderlik etmek benim için çok anlamlı. Bu yolculukta emeği geçen GOZEN’deki ortaklarıma, yatırımcılarımıza ve bu yolu birlikte açtığımız Burak Çelet’e içtenlikle teşekkür ediyorum. Çünkü gerçek değişim, yalnızca yeni bir form yaratmakla değil, o formun dünyada karşılık bulacağı koşulları birlikte kurmakla mümkün.” LUNAFORM™: İnsan ve Doğanın İşbirliğiyle Yetişen Malzeme NUERA, LUNAFORM™ biyomalzemesini İstanbul’daki tesisinde, mikroorganizmaların yalnızca yedi günde doğal nanolif yapıları oluşturduğu yenilikçi bir biyofabrikasyon süreciyle üretiyor. Hasat edildiği haliyle %100 biyobazlı olan LUNAFORM™, USDA Certified Biobased Product sertifikasına sahip. Yıllık yaklaşık 15 bin m² üretim kapasitesine sahip tesis, artan talebe göre büyütülebiliyor. İstanbul’da üretilen LUNAFORM™, ardından DESA’nın Çorlu’daki LWG Gold sertifikalı tabakhanesinde markaların ihtiyaçlarına göre renk, doku ve kalınlık açısından özelleştiriliyor. Farklı yüzey seçenekleriyle lüks moda ve tasarım dünyasına yenilikçi ve yaratıcı olanaklar sunuyor. Biyofabrikasyondan Bitmiş Ürüne Entegre Bir Ekosistem NUERA’nın entegre iş modeli, malzemenin tabakhaneden çıktığı noktada bitmiyor. Markalar, LUNAFORM™ ile tasarladıkları ürünleri DESA’nın İstanbul ve Düzce’deki fabrikalarında ve Toskana’daki DESA Internazionale tesisinde ürettirebiliyor. DESA’nın köklü dağıtım ağı ise bu ürünlerin küresel pazarlara ulaşmasını sağlıyor. Biyofabrikasyondan bitmiş ürüne kadar tüm geliştirme sürecinin aynı yapı içinde ilerlemesi, markaların farklı tedarikçiler arasında yol almak yerine tek bir ortakla doğrudan üretime başlamasına olanak tanıyor. Bugün birçok tasarımcı ve global markanın kullandığı LUNAFORM™, NUERA’nın Türkiye’de ve dünya genelinde otomotiv şirketleriyle başlattığı konsept doğrulama projeleriyle modanın ötesine de taşınıyor. SOSV Genel Ortağı ve San Francisco ofisinin Yönetici Direktörü Po Bronson: “GOZEN’in ilk risk sermayesi yatırımcısı olarak, GOZEN’in teknolojisinin yeni nesil malzemeler alanında kazanan olacağına her zaman inandım. Ama bir girişimin tek başına kazanamayacağını, bir teknolojinin de bitmiş bir ürünle aynı şey olmadığını biliyordum. Hayatları boyunca deriyle çalışmış zanaatkârların uzmanlığına ve bilgeliğine ihtiyacımız vardı. Bir yılı aşkın süredir Burak Çelet ile yakından çalışma ve birlikte neler inşa edebileceğimizi hayal etme ayrıcalığına sahibim. Kendisi ileriyi gören, yaratıcı ve deri sektörünü derinden önemseyen olağanüstü bir girişimci. Güçlü iş içgüdülerine sahip olmasının yanı sıra kendisi de bir deri mühendisi. GOZEN için Burak Çelet ve DESA’dan daha iyi bir iş ortağı düşünemezdik. Bugün aramızda güçlü bir güvene ve yakın iş birliğine dayanan bir ilişki var.. NUERA’nın, yeni nesil malzeme teknolojilerine yatırım yapanların beklentilerini aşan ve sektörde fark yaratan bir başarı hikâyesine dönüşeceğine inanıyorum. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Vatansever: Otomobil İle Uzay Teknolojisi Arasındaki Sınır Kalkıyor Haber

Vatansever: Otomobil İle Uzay Teknolojisi Arasındaki Sınır Kalkıyor

Global Bilişim Derneği (BİDER) Başkanı Şenol Vatansever, Tesla’nın 15 Ekim 2026’da Teksas’ta gerçekleştirdiği etkinlikte tanıttığı yeni nesil Roadster’ı ve otomotiv teknolojilerindeki dönüşümü değerlendirdi. Tesla ile SpaceX mühendisliğini aynı projede buluşturan yeni Roadster’ın yalnızca elektrikli bir süper otomobil olarak değerlendirilmesinin eksik kalacağını belirten Vatansever, aracın farklı sektörlerde geliştirilen teknolojilerin birbirine aktarılmasının dikkat çekici bir örneği olduğunu söyledi. “Roadster’ın asıl önemi hızından daha büyük” Tesla, yeni nesil Roadster için Performance, Thrust ve davetle sunulması planlanan Rocket olmak üzere farklı konfigürasyonlar tanıttı. Şirketin tanıtımında Roadster için 0’dan 60 mile, yaklaşık 97 kilometre/saat hıza bir saniyenin altında ulaşan hızlanma, 230 milin, yaklaşık 370 kilometrenin üzerinde azami hız ve 300 milin, yaklaşık 480 kilometrenin üzerinde menzil bilgileri paylaşıldı. Tesla üretime 2028 yılında başlamayı hedefliyor. Vatansever, bu rakamların henüz seri üretim ve homologasyon süreci tamamlanmış nihai teknik değerler olmadığını hatırlatarak şu değerlendirmede bulundu: “Bir otomobilin bir saniyenin altında hızlanması doğal olarak büyük ilgi çekiyor. Ancak Roadster’ın gösterdiği asıl değişim daha büyük. Otomobil artık mekanik bir üründen çok yazılımın, elektronik sistemlerin, enerji teknolojilerinin, ileri malzemelerin ve farklı mühendislik disiplinlerinin birleştiği teknoloji platformuna dönüşüyor.” SpaceX teknolojisi otomobile taşındı Yeni Roadster’ın en dikkat çekici taraflarından biri Tesla ile SpaceX arasındaki mühendislik iş birliği oldu. Tanıtımda SpaceX kökenli soğuk gaz iticileri ile fan tabanlı bir emiş sisteminin birlikte kullanıldığı deneysel araç gösterildi. Araç kısa süreli olarak yerden yükseldi, havada yön değiştirdi ve tekrar yere indi. Tanıtım aracında ayrıca yüksek basınçlı hava tankları, elektronik direksiyon kontrolü ve aktif aerodinamik gibi deneysel teknolojiler de gösterildi. Vatansever, teknoloji transferinin aracın performans rakamlarından daha önemli bir mesaj taşıdığını belirterek şunları söyledi: “Uzay teknolojisinde geliştirilen bir mühendislik yaklaşımının otomobile taşınması son derece dikkat çekici. Bugün uzayda geliştirilen bir sistem yarın otomotivde, savunmada geliştirilen bir teknoloji sağlıkta veya yapay zekâ için geliştirilen bir altyapı üretim sanayisinde kullanılabiliyor. İnovasyonun en güçlü kaynaklarından biri sektörler arasındaki bu bilgi transferidir.” “Uçan otomobil” tanımı için henüz erken Roadster’ın tanıtım sırasında yerden yükselmesi ve havada manevra yapması küresel ölçekte büyük ilgi uyandırırken Vatansever, aracın klasik anlamda bir “uçan otomobil” olarak tanımlanmasının şu aşamada yanıltıcı olacağını söyledi. “Bir uçak gibi sürekli uçuş yapan bir otomobilden söz etmiyoruz. Tesla’nın gösterdiği sistem kısa süreli havalanma ve hava manevraları yapabilen deneysel bir teknoloji. Ancak bu bile otomobil mühendisliğinde alışılmış sınırların ne kadar zorlandığını gösteriyor” dedi. Deneysel gösteride kullanılan Rocket konfigürasyonunun normal karayolu kullanımı için standartlaştırılmış bir seri üretim aracı olmadığını belirten Vatansever, tanıtım prototiplerinin kabiliyetleri ile gelecekte müşteriye teslim edilecek araçların kesin özelliklerinin birbirinden ayrılması gerektiğini ifade etti. “Bazı ürünlerin değeri kaç adet sattığıyla ölçülmez” Yeni Roadster’ın Tesla açısından yüksek adetli bir satış modelinden çok teknoloji vitrini niteliği taşıdığına dikkat çeken Vatansever, otomotiv sektöründeki “halo car” yaklaşımının teknoloji dünyasındaki demonstratörlerle benzer işlev gördüğünü söyledi. Vatansever şu ifadeleri kullandı: “Bazı ürünlerin değerini kaç adet sattığıyla ölçmek doğru değildir. Böyle bir araçta geliştirilen batarya yönetimi, yazılım, aerodinamik, malzeme veya kontrol teknolojisi daha sonra milyonlarca adet üretilen başka ürünlere aktarılabilir. Başlangıçta sınırlı sayıda üretilen bir ürünün geliştirdiği teknoloji çok daha geniş bir ekonomik değer yaratabilir.” Tesla CEO’su Elon Musk’ın da Roadster’ın şirketin finansal sonuçlarına büyük bir katkı yapmasının beklenmediğini, aracın daha çok sembolik ve teknolojik bir öneme sahip olduğunu belirtmesi bu yaklaşımı destekliyor. 2017’de verilen sözlerle 2026 aracı aynı değil Yeni nesil Roadster ilk kez 2017’de tanıtıldı ve üretimin 2020 yılında başlaması planlanmıştı. Proje daha sonra birçok kez ertelendi. Tesla’nın hâlen yayında bulunan Türkiye Roadster sayfasında önceki tanıtıma ait 2,1 saniyelik 0–100 km/s hızlanma, 400 km/s üzerinde azami hız ve 1.000 kilometre menzil bilgileri yer alıyor. 15 Ekim 2026’daki yeni tanıtımda ise 300 milin üzerinde, yani yaklaşık 480 kilometreyi aşan menzil bilgisi paylaşıldı ve aracın teknoloji mimarisi önemli ölçüde değişti. Vatansever, “Tesla Türkiye’nin mevcut internet sayfasındaki eski teknik bilgiler ile 2026’da gösterilen yeni aracın verilerini birbirine karıştırmamak gerekiyor. Seri üretim aracının kesin menzil, performans ve donanım değerleri ancak Tesla’nın güncellenmiş teknik açıklamaları ve homologasyon süreci tamamlandığında netleşecek” dedi. Türkiye açısından asıl mesaj: Otomobil artık bir teknoloji ekosistemi Roadster’ın Türkiye açısından asıl öneminin süper otomobil pazarından çok otomotiv endüstrisinin geçirdiği dönüşüm olduğunu belirten Vatansever, Türkiye’nin güçlü otomotiv üretim altyapısını yeni teknoloji katmanlarıyla desteklemesinin önemine dikkat çekti. Vatansever şu değerlendirmeyi paylaştı: “Bugünün otomobili yalnız motor, şasi ve kaportadan oluşmuyor. Batarya teknolojisi, güç elektroniği, araç yazılımı, sensörler, yarı iletkenler, yapay zekâ, haberleşme, siber güvenlik ve ileri malzemeler aracın oluşturduğu değerin giderek daha büyük bölümünü belirliyor. Roadster örneği buna havacılık ve uzay mühendisliğini de ekliyor.” Türkiye’nin uzun yıllara dayanan otomotiv üretim tecrübesinin bu yeni teknoloji alanlarında geliştirilecek mühendislik ve fikrî mülkiyet kapasitesiyle desteklenmesinin önemine işaret eden Vatansever, otomotivde katma değerin giderek daha büyük bölümünün yazılım ve elektronik sistemlerden geldiğini söyledi. “Otomotivde rekabet artık teknoloji ekosistemi yarışı” Elektrikli araç dönüşümünün yalnız içten yanmalı motorun elektrik motoruyla değiştirilmesinden ibaret olmadığını vurgulayan Vatansever, sektörün rekabet kriterlerinin değiştiğini söyledi. “Rekabet artık yalnız beygir gücü, motor hacmi veya kaç adet araç üretildiği üzerinden yürümüyor. Hangi ülkenin daha güçlü batarya teknolojisine sahip olduğu, otomobil yazılımında ne kadar yetkin olduğu, yarı iletken ve sensör altyapısında ne kadar söz sahibi olduğu ve yapay zekâyı araç platformuna nasıl entegre ettiği giderek daha belirleyici hâle geliyor” dedi. Türkiye’nin mevcut otomotiv sanayisinin ve tedarik zincirinin bu dönüşümde önemli bir başlangıç avantajına sahip olduğunu ifade eden Vatansever, yeni dönemde araç başına oluşturulan teknoloji ve fikrî mülkiyet değerinin artırılmasının kritik olduğunu belirtti. Savunma ve uzay teknolojisinin sivil ekonomiye aktarılması fırsat Roadster’daki SpaceX bağlantısının Türkiye açısından başka bir önemli mesaj taşıdığını ifade eden Vatansever, savunma, havacılık ve uzay alanlarında geliştirilen teknolojilerin sivil ekonomiye aktarılmasının yüksek katma değer yaratabileceğini söyledi. “Türkiye savunma, havacılık ve uzay alanlarında son yıllarda önemli mühendislik yetkinlikleri geliştirdi. İleri malzemeler, sensörler, haberleşme sistemleri, yapay zekâ ve kontrol teknolojileri gibi alanlarda oluşan bilginin otomotivden enerjiye, sağlıktan üretime kadar sivil sektörlere taşınması ciddi bir ekonomik fırsat oluşturabilir” dedi. Vatansever, teknolojik gelişmenin yalnız yeni bir ürün ortaya çıkarmak değil, bir sektörde oluşan bilgi ve yeteneği başka sektörlerde yeniden kullanabilmek anlamına da geldiğini belirtti. Türkiye satış tarihi ve fiyatı açıklanmadı Tesla, yeni nesil Roadster’ın Türkiye satış tarihi veya Türkiye fiyatına ilişkin henüz güncel bir açıklama yapmadı. Tesla Türkiye’nin ürün güncellemeleri sayfasında Roadster hâlen ilgi alanları arasında yer alıyor; ancak yeni nesil aracın Türkiye sipariş tarihi veya güncel fiyatlandırması açıklanmış değil. Tesla Türkiye’nin mevcut Roadster sayfasındaki teknik veriler de 2017’de tanıtılan önceki versiyona ait olduğu için yeni aracın Türkiye’ye sunulacak nihai özellikleri olarak değerlendirilmemeli. Yeni Roadster’ın hangi versiyonlarının seri üretime geçeceği, hangilerinin farklı pazarlarda karayolu kullanım onayı alacağı ve Türkiye’de satışa sunulup sunulmayacağı Tesla’nın sonraki açıklamalarıyla netleşecek. “Asıl soru kaç saniyede hızlandığı değil, hangi teknolojileri doğuracağı” Vatansever değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı: “Yeni Roadster’a yalnız ‘kaç saniyede 100 kilometreye çıkıyor?’ diye bakarsak asıl dönüşümü kaçırırız. Daha önemli soru, SpaceX’te geliştirilen bir kabiliyetin otomobile aktarılmasının bundan sonra hangi yeni teknolojilere kapı açacağıdır. Dün otomobil şirketleri ağırlıklı olarak mekanik mühendislik şirketleriydi. Bugün yazılım geliştiricilere, elektronik mühendislerine, yapay zekâ uzmanlarına, batarya kimyacılarına ve malzeme bilimcilerine aynı anda ihtiyaç duyuyorlar. Yarın uzay ve havacılık mühendisliği de bu zincirin daha doğal bir parçası hâline gelebilir. Türkiye açısından hedefimiz yalnız yeni nesil araçları tüketmek değil; otomotivdeki bu dönüşümün içinde mümkün olduğunca fazla yazılım, elektronik, batarya teknolojisi, yapay zekâ, ileri malzeme ve fikrî mülkiyet üretebilmek olmalı. Küresel otomotiv rekabetindeki yerimizi giderek daha fazla bu yetkinlikler belirleyecek.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

10 Bin Metrekarede 100’ün Üzerinde Firma Ve 120’den Fazla Marka Buluştu Haber

10 Bin Metrekarede 100’ün Üzerinde Firma Ve 120’den Fazla Marka Buluştu

İstanbul Fuar Merkezi’nde 17–19 Eylül tarihleri arasında gerçekleştirilen EXPO3D İstanbul’da prototiplemeden nihai parça üretimine kadar eklemeli imalat teknolojilerinin farklı kullanım alanları tanıtıldı. Otomotiv, savunma sanayii, havacılık, medikal, makine, enerji, kalıpçılık, mimarlık ve tasarım sektörlerinden profesyonellerin katıldığı organizasyon, teknoloji sağlayıcıları ile üretim süreçlerini geliştirmek isteyen sanayi kuruluşlarını aynı platformda bir araya getirdi. 6 METRELİK DİNOZOR VE 2 METRELİK KAHRAMANLAR İLGİ ODAĞI OLDU EXPO3D İstanbul’da en yoğun ilgiyi, 3D baskı teknolojisiyle üretilen 6 metre uzunluğunda ve 2,5 metre yüksekliğindeki dinozor ile 2 metre boyundaki Thor ve Spider-Man figürleri gördü. Ziyaretçilerin yakından incelediği ve fotoğraf çektirdiği dev tasarımlar, 3D yazıcıların ulaştığı üretim kapasitesini gözler önüne serdi. EXPO3D İstanbul Fuar Koordinatörü Yıldırım Ünverdi, fuarın sonuçlarını ve sektörün büyüme potansiyelini şöyle değerlendirdi: “Üç gün boyunca üretim ihtiyacı bulunan sanayicilerle bu ihtiyaçlara çözüm geliştiren teknoloji firmalarını aynı platformda buluşturduk. Gerçekleştirilen teknik görüşmeler, eklemeli imalatın prototiplemenin ötesine geçerek nihai parça ve seri üretim süreçlerinde daha güçlü bir şekilde yer almaya başladığını gösterdi. Küresel eklemeli imalat pazarının 2025 yılındaki yaklaşık 30,5 milyar dolarlık büyüklüğünden 2033 yılına kadar 169 milyar dolara ulaşmasının beklenmesi, önümüzdeki dönemde bizi çok daha büyük bir dönüşümün beklediğini ortaya koyuyor. Türkiye’nin bu teknolojileri yalnızca kullanan bir pazar olmasını yeterli görmüyoruz. Kendi 3D yazıcılarını, yazılımlarını ve ileri malzemelerini geliştiren, yüksek katma değerli ürünler üreten ve bunları dünyaya ihraç eden bir ülke olmasını istiyoruz. Fuarda kurulan temasların yeni yatırımlara, üretime ve ihracata dönüşmesini hedefliyoruz.” EXPO3D İSTANBUL 30 EYLÜL–2 EKİM 2027’DE DÜZENLENECEK Katılımcılardan gelen geri bildirimlerin 2027 fuarına yönelik güçlü bir talebe işaret ettiğini belirten Ünverdi, gelecek dönem hedeflerini şu sözlerle anlattı: “Bu yıl fuarı görmek isteyen ve katılım konusunda kararsız olan firmalar, organizasyonun ardından 2027’de yer almak için bizimle iletişime geçmeye başladı. Mevcut katılımcılarımız ise gelecek yıl stant alanlarını büyütmek istiyor. Fuar süresince gerçekleştirdiğimiz görüşmeler sonucunda gelecek yıl için uluslararası düzeyde birçok iş birliğine imza attık. EXPO3D İstanbul’u 30 Eylül–2 Ekim 2027 tarihlerinde çok daha büyük, kapsamlı ve güçlü bir uluslararası katılımla gerçekleştireceğiz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Otokar Mercedes-Benz Conecto’nun Seri Üretimine Başladı Haber

Otokar Mercedes-Benz Conecto’nun Seri Üretimine Başladı

Sakarya Arifiye’deki üretim tesislerinde düzenlenen törene Otokar CEO’su Aykut Özüner, Daimler Buses CEO’su Till Oberwörder, Mercedes-Benz Türk İcra Kurulu Başkanı ve CEO’su Heiko Selzam, şirketlerin yönetim ekipleri ile projede görev alan mühendislik ve üretim çalışanları katıldı. Üretim hattında gerçekleştirilen törende üç şirketin yöneticilerinin konuşmalarının ardından seri üretimin ilk aracı hattan indirildi. Otokar CEO’su Aykut Özüner; "Otokar, Daimler Buses ve Mercedes-Benz Türk ekiplerinin yürüttüğü güçlü iş birliğinin somut sonucunu bugün Sakarya fabrikamızda banttan inen ilk seri üretim araçla alıyoruz. Bu başarı; projeye emek veren herkesin özverisini, uzmanlığını ve ekip çalışmasını yansıtıyor. Otobüs üretimindeki uzmanlığımızla Mercedes-Benz Conecto modelini Sakarya tesislerimizde üretmekten gurur duyuyoruz. Küresel üretici kimliğimizi daha da güçlendiren bu stratejik ortaklık kapsamında, kullanıcıların yüksek kalite beklentilerini eksiksiz karşılayan araçlar üretmeye devam edeceğiz" dedi. Daimler Buses CEO’su Till Oberwörder, "Seri üretimin başlaması, Otokar ile iş birliğimizde önemli bir aşamayı temsil ediyor. Avrupa'da otobüslerimize yönelik talep güçlü seyrini koruyor ve Mercedes-Benz Conecto pek çok pazarda önemli bir rol oynamaya devam ediyor. Üretim kapasitemizi artırarak müşterilerimize güvenilir hizmet sunma kabiliyetimizi güçlendirirken, operasyonlarımızın karlı büyümesini de destekliyoruz. Otokar, geniş üretim uzmanlığına sahip, saygın ve güvenilir bir ortak. Birlikte, müşterilerimizin Daimler Buses markasından beklediği yüksek kalite standartlarını sağlayacağız" açıklamasını yaptı. Mercedes-Benz Türk İcra Kurulu Başkanı ve CEO’su Heiko Selzam ise şöyle konuştu: "Geride bıraktığımız aylarda Daimler Buses, Mercedes-Benz Türk ve Otokar ekipleri; üretim hazırlıklarının gerçekleştirilmesi, süreçlerin oluşturulması ve gerekli kalite standartlarının karşılanmasının sağlanması için yakın iş birliği içinde çalıştılar. Seri üretimin hedeflenen takvimde ve Mercedes-Benz markasının yüksek kalite standartları tam olarak karşılanarak başlaması, önemli bir başarının yanı sıra tüm ekiplerin üstün özverisini ve uzmanlığını ortaya koyuyor. Bu proje, Mercedes-Benz Türk'ün Daimler Buses üretim ağının gücüne ve esnekliğine nasıl katkı sağladığını ortaya koyarken, Avrupa genelindeki müşterilerimize bekledikleri güvenilirlik ve kapasitede hizmet sunmamızı sağlıyor.” Seri üretimin başlaması, Sakarya’daki Otokar tesisinde yürütülen ön seri üretim sürecinin başarıyla tamamlanmasının ardından gerçekleşti. Daimler Buses, aracın tüm ana bileşenlerinin yanı sıra üretime özel ekipmanları da doğrudan Otokar’a tedarik ediyor. Ayrıca, uzman Daimler Buses ve Mercedes-Benz Türk ekibi üretim faaliyetlerini sahada destekleyerek süreçlerin şirketin kalite standartlarına uygun şekilde yürütülmesini sağlıyor. MERCEDES-BENZ CONECTO Şehir içi toplu taşımada yüksek yolcu kapasitesi sunmak üzere tasarlanan Mercedes-Benz Conecto, üç kapılı solo ve dört kapılı körüklü olmak üzere iki gövde seçeneğiyle üretiliyor. Tam alçak tabanlı tasarımı basamaksız ve engelsiz biniş-iniş imkanı sağlayan Conecto, uzun yıllardır birçok Avrupa pazarında yer alıyor. Daimler Buses, 2025 yılından bu yana aracı Almanya’da da sunarak modelin Avrupa ürün portföyündeki konumunu daha da güçlendiriyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’nin İlk ve Tek 3D Baskı Teknolojileri Ve Eklemeli İmalat Fuarı Kapılarını Açtı Haber

Türkiye’nin İlk ve Tek 3D Baskı Teknolojileri Ve Eklemeli İmalat Fuarı Kapılarını Açtı

Türkiye’nin 3D baskı teknolojileri ve eklemeli imalat alanındaki en kapsamlı ihtisas buluşması EXPO3D İstanbul, 17 Eylül’de İstanbul Fuar Merkezi’nde başladı. 19 Eylül’e kadar devam edecek fuar; yerli ve yabancı teknoloji üreticilerini, sanayicileri, mühendisleri, akademisyenleri, girişimcileri ve yatırımcıları aynı çatı altında buluşturuyor. Yaklaşık 10 bin metrekarelik alanda düzenlenen EXPO3D İstanbul’da endüstriyel 3D yazıcılardan ileri malzemelere, yazılım ve tasarım çözümlerinden 3D tarama sistemlerine, prototiplemeden seri üretim uygulamalarına kadar sektörün farklı alanlarındaki yeni teknolojiler sergileniyor. Fuarın üç gün boyunca 10 bini aşkın profesyonel ziyaretçiyi ağırlaması hedefleniyor. “TÜRKİYE’NİN ÜRETİM GÜCÜNÜ YENİ NESİL TEKNOLOJİLERLE BULUŞTURUYORUZ” Fuarın açılışında konuşan TAM Fuarcılık Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Sucaklı, EXPO3D İstanbul’un Türkiye’nin ileri üretim teknolojilerindeki potansiyelini dünyaya göstermeyi amaçladığını belirterek şunları söyledi: “Üretimde yeni bir dönemin içindeyiz. Artık bilgisayarda hazırlanan bir tasarım, büyük kalıplara ve haftalar süren hazırlık süreçlerine ihtiyaç duyulmadan birkaç saat içerisinde somut bir ürüne dönüşebiliyor. EXPO3D İstanbul ile Türkiye’nin güçlü sanayi altyapısını, mühendislik birikimini ve girişimcilik kabiliyetini yeni nesil üretim teknolojileriyle buluşturuyoruz. 100’ün üzerinde katılımcı firma ve 120’den fazla markanın yer aldığı fuarımızın, yeni iş birliklerine ve yatırımlara zemin hazırlamasını hedefliyoruz. Türkiye’nin bu teknolojileri yalnızca kullanan değil, geliştiren ve ihraç eden ülkelerden biri olmasını istiyoruz.” “YERLİ HAM MADDE VE MALZEME GELİŞTİRMEK STRATEJİK ÖNEM TAŞIYOR” PLASFED Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Karadeniz ise 3D baskı teknolojilerinin plastik sektörüne yeni üretim ve ürün geliştirme alanları kazandırdığına dikkat çekti. Karadeniz, “Eklemeli imalatın gelişmesinde makine ve yazılım kadar kullanılan ham maddeler de belirleyici bir role sahip. Polimer teknolojileri; otomotivden savunmaya, medikal uygulamalardan tüketici ürünlerine kadar çok geniş bir kullanım alanı sunuyor. Türkiye’nin güçlü plastik sanayisini 3D baskı teknolojileriyle buluşturması, yüksek katma değerli üretim açısından önemli fırsatlar barındırıyor. Yerli ham madde ve ileri malzeme geliştirme kabiliyetimizi güçlendirerek bu alandaki dışa bağımlılığı azaltabilir, küresel pazardan daha fazla pay alabiliriz” dedi. Eklemeli imalatın malzemenin yalnızca ihtiyaç duyulan bölgelerde kullanılmasına imkân verdiğini ifade eden Karadeniz, teknolojinin kaynak verimliliği ve sürdürülebilir üretim hedefleri açısından da önemli olduğunu vurguladı. “AKADEMİK BİLGİNİN SANAYİDE KARŞILIK BULMASI GEREKİYOR” Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Binnur Sağbaş da 3D baskı ve eklemeli imalat teknolojilerinin disiplinler arası bir çalışma alanı olduğuna dikkat çekti. Sağbaş, “Eklemeli imalat; makine mühendisliğinden malzeme bilimine, yazılımdan tasarıma ve biyomedikal uygulamalara kadar çok sayıda alanı bir araya getiriyor. Üniversitelerde üretilen akademik bilginin sanayinin ihtiyaçlarıyla buluşması, geliştirilen projelerin ticarileşmesi ve nitelikli insan kaynağının yetiştirilmesi büyük önem taşıyor. EXPO3D İstanbul gibi buluşmalar, öğrencilerimizin ve genç mühendislerimizin teknolojinin ulaştığı noktayı yakından görmesine imkân sağlarken üniversite-sanayi iş birliklerinin gelişmesine de katkıda bulunuyor” diye konuştu. 3D YAZICILARLA ÜRETİLEN GERÇEK BOYUTLU TASARIMLAR İLGİ ODAĞI OLDU EXPO3D İstanbul’da endüstriyel uygulamaların yanı sıra 3D yazıcıların ulaştığı boyutları gösteren dikkat çekici çalışmalar da ziyaretçilerle buluştu. 6 metre uzunluğunda ve 2,5 metre yüksekliğindeki dinozor, birebir gerçek boyutlu yarış motosikleti, Anıtkabir ve Aslanlı Yol modeli, 2 metre yüksekliğindeki Thor ve Spider-Man figürleri fuarın öne çıkan eserleri arasında yer aldı. Fuarda ayrıca 1 metre boyundaki metal uçak motoru, 1,5 metrelik insansız hava aracı ve roket parçaları, medikal protezler, otomobiller için mekanik parçalar ile 3D baskıyla hazırlanan gömlek, etek, çanta ve şapka gibi tasarımlar sergileniyor. Yaklaşık 70 santimetre yüksekliğindeki Ayasofya Camii modeli ise fuar alanında çalışan 3D yazıcıyla iki gün içerisinde üretilecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Hyundai Otonom Sürüşte Yeni Dönemi 2028’de Başlatıyor Haber

Hyundai Otonom Sürüşte Yeni Dönemi 2028’de Başlatıyor

Hyundai Motor Grubu, otonom sürüş teknolojilerinde yeni bir dönemin başlangıcını temsil eden Data Flywheel sistemini tam kapasiteyle devreye aldığını duyurdu. Sistem; verilerin toplanması, yapay zekânın eğitilmesi, doğrulama süreçleri ve geliştirilen modellerin araçlara uygulanması arasında sürekli bir döngü oluşturarak otonom sürüş yeteneklerinin hızla ilerlemesini sağlıyor. Hyundai Motor Grubu, Güney Kore’nin Gyeonggi bölgesinde bulunan 42dot merkezinde düzenlenen “HMG Autonomous Driving Media Day” etkinliğinde otonom sürüş geliştirme stratejisini, teknoloji yol haritasını ve uygulama planlarını paylaşırken etkinlikte ayrıca grubun Seviye 2++ teknolojisi ilk kez tanıtıldı. Atria AI destekli bir SDV test aracı, şehir trafiğinde sürücü müdahalesi olmadan bir sürüş gerçekleştirdi. Hyundai Motor Grubu İleri Araç Platformu (AVP) Bölümü Başkanı ve 42dot CEO’su Minwoo Park, “Otonom sürüş alanındaki rekabet artık belirli özelliklerin karşılaştırılmasından ibaret değil. Rekabet gücünü; ne kadar veri elde edildiği, bu verilerden ne kadar hızlı öğrenildiği ve sonuçların ürün ve hizmetlere ne ölçüde yansıtılabildiği belirliyor. Hyundai Motor Grubu olarak veri, yapay zekâ ve doğrulama süreçlerinden oluşan sürekli gelişim döngüsüyle müşterilerimizin güvenebileceği otonom sürüş teknolojileri geliştireceğiz” dedi. Otonom Sürüşte Çift Yönlü Strateji Hyundai Motor Grubu, NVIDIA ile yürüttüğü iş birliği kapsamında, otonom sürüş teknolojilerini hızla seri üretime aktarmayı ve eş zamanlı olarak kendi yapay zekâ yeteneklerini geliştirmeyi amaçlayan çift yönlü bir strateji izliyor. Stratejinin ilk ayağında NVIDIA’nın araç içi yapay zekâ bilgi işlem platformu ve otonom sürüş yazılımları, grubun yazılım tanımlı araç (SDV) mimarisine entegre edilecek. NVIDIA çözümleriyle geliştirilen Seviye 2+ araçların 2028’in ilk yarısında, Seviye 2++ araçların ise 2028’in ikinci yarısında seri üretime geçmesi hedefleniyor. Bu kapsamda Hyundai, Kia, 42dot ve Motional tarafından kullanılan sensör sistemleri, NVIDIA DRIVE Hyperion 10 temelinde aşamalı olarak standartlaştırılacak. Böylece yapay zekâ eğitimi ve doğrulaması için daha tutarlı bir veri toplama altyapısı oluşturulacak. Stratejinin ikinci ayağını ise Hyundai Motor Grubu AVP Bölümü ve 42dot tarafından ortaklaşa geliştirilen uçtan uca otonom sürüş sistemi Atria AI oluşturuyor. Atria AI destekli Seviye 2++ araçların 2029’un ikinci yarısında seri üretime alınması planlanıyor. Data Flywheel ile Sürekli Öğrenme Data Flywheel, araçlardan elde edilen verilerin yapay zekâ modellerinin eğitilmesi ve doğrulanmasında kullanılmasını, geliştirilen modellerin yeniden araçlara aktarılmasını ve bu araçlardan yeni veriler elde edilmesini sağlayan sürekli bir gelişim döngüsü oluşturuyor. Hyundai grubunun yaklaşık 190 ülkedeki yıllık 7 milyonun üzerindeki satış hacmi, gruba küresel ölçekte veri toplama konusunda önemli bir avantaj sağlıyor. Ayrıca, yol çalışmaları, olumsuz hava koşulları, ani şerit değişiklikleri, acil manevralar, dar yollar ve karmaşık şehir trafiği gibi çeşitli gerçek yaşam senaryoları kaydediiliyor. Data Flywheel kapsamında kullanılan Hard Example Mining teknolojisi, yapay zekâ modellerinin algılamakta veya yorumlamakta zorlandığı sıra dışı sürüş senaryolarını otomatik olarak belirleyerek eğitim sürecinde önceliklendiriyor. Gerçek sürüş verilerinin üç boyutlu ortamlarda yeniden oluşturulmasına dayanan sanal doğrulama teknolojisi sayesinde, gerçek koşullarda tekrar edilmesi zor veya riskli senaryolar güvenli biçimde test edilebiliyor. Güney Kore ve ABD’deki geliştirme merkezlerini birbirine bağlayan Follow-the-Sun modeliyle veri toplama, analiz ve model geliştirme çalışmaları günün 24 saati kesintisiz devam ediyor. Gerçek Yol Koşullarında Seviye 4 Pilot Uygulaması Hyundai Motor Grubu, Güney Kore Arazi, Altyapı ve Ulaştırma Bakanlığı iş birliğiyle yıl sonuna kadar Gwangju’da gerçek yol koşullarında Seviye 4 otonom sürüş pilot uygulamasını başlatmayı planlıyor. Atria AI destekli SDV Pace Car ile gerçekleştirilecek çalışma kapsamında araçlar, karmaşık trafik koşullarının ve öngörülemeyen değişkenlerin bulunduğu gerçek sürüş ortamlarında kullanılacak. Elde edilen veriler doğrudan Data Flywheel sistemine aktarılacak ve hem seri üretime yönelik Seviye 2+ sürüş destek teknolojilerinin hem de ileri Seviye 4 otonom sürüş yeteneklerinin geliştirilmesinde kullanılacak. Atria AI’ın Şehir İçi Sürüş Performansı Paylaşıldı Hyundai Motor Grubu, Atria AI destekli SDV test aracının Seul’ün şehir trafiğinde sürücü müdahalesi olmadan gerçekleştirdiği sürüşlere ait yeni videolar da yayınladı. Görüntülerde sistemin yoğun trafik, yağmurlu hava, büyük araçlarla etkileşim, ani şerit değiştiren araçlar, korumasız sola dönüşler, dar yollardaki karşıdan gelen araçlar ve kalabalık bölgelerdeki yayalar gibi farklı durumlara verdiği tepkiler gösteriliyor. Minwoo Park, “Otonom sürüş, fiziksel yapay zekânın öncü teknolojilerinden biri ve otomotiv sektörünün bir yapay zekâ endüstrisine dönüşümünün merkezinde yer alıyor. Grubumuzun küresel seri üretim gücünü 42dot’ın yapay zekâ ve yazılım yetenekleriyle birleştirerek müşterilerimiz için güvenilir otonom sürüş teknolojileri geliştireceğiz. Geliştirme hızı ile güvenlik birbiriyle çelişen kavramlar değil. Ne kadar fazla sıra dışı durumu keşfedip öğrenirsek otonom sürüş sistemleri de o kadar güvenli hâle gelir” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Škoda Peaq Tek Şarjla 936 Kilometre Yol Kat Ederek Menzil Rekoru Kırdı Haber

Škoda Peaq Tek Şarjla 936 Kilometre Yol Kat Ederek Menzil Rekoru Kırdı

Škoda’nın Çek Cumhuriyeti’ndeki Mladá Boleslav merkezinden Hollanda’ya uzanan yolculuğu boyunca şarj edilmeyen Peaq, 100 kilometrede yalnızca 9.2 kWh ortalama enerji tüketimi gerçekleştirdi. Škoda çalışanları Marek Jež ve Jakub Krs tarafından gerçekleştirilen ve TÜV SÜD gözetiminde yapılan rekor denemesinde, seri üretim Škoda Peaq 90 kullanıldı. Araçta standart düşük yuvarlanma dirençli lastiklerle donatılmış 19 inç jantlar yer aldı. Modelin 647 kilometreye kadar olan WLTP menzilini 289 kilometre aşan Peaq, böylece resmi menzil değerinin yaklaşık yüzde 45 üzerine çıktı. Peaq’ın 0.249’luk hava sürtünme katsayısı da enerji verimliliğine katkı sağladı. Bu doğrultuda rota, menzili destekleyecek şekilde belirlenirken sürüş tarzı da maksimum enerji verimliliğine göre uyarlandı. Rekor yolculuk, 25 Ağustos Salı günü öğle saatlerinde Škoda’nın Mladá Boleslav’daki merkezinden başladı. Almanya üzerinden Hollanda’ya ilerleyen ekip, sürücü değişiklikleri ve molaların ardından Çarşamba sabahı Hollanda’ya ulaştı. Yolculuk aynı günün öğleden sonrasında Zandvoort sahil kasabasında tamamlandı. Şimdiden 10 binden fazla sipariş aldı Škoda Peaq, markanın bugüne kadarki en büyük ve en geniş SUV modeli olarak ürün gamının zirvesinde yer alıyor. Yedi koltuklu tamamen elektrikli model, yüksek konfor teknolojileri, dikey bilgi-eğlence ekranı, gizli kapı kolları ve Dynamic Shade Control teknolojisine sahip panoramik cam tavan gibi birçok özellikle geliyor. Seri üretiminin ardından ilk müşterilerine ulaşmaya başlayan Peaq’a yönelik talep de artmaya devam ediyor. Škoda’nın yeni elektrikli amiral gemisi için bugüne kadar 10 binden fazla sipariş verildi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

3D Yazıcı Çiftlikleri Türkiye'de Seri Üretimin Yeni Yatırım Alanı Oluyor Haber

3D Yazıcı Çiftlikleri Türkiye'de Seri Üretimin Yeni Yatırım Alanı Oluyor

Geleneksel üretim yöntemlerinde yeni bir ürünün geliştirilmesi ve seri üretime alınması çoğu zaman yüksek kalıp maliyetleri, uzun hazırlık süreçleri ve büyük yatırımlar gerektiriyor. Özellikle düşük adetli veya kişiselleştirilmiş üretimlerde bu maliyetler işletmeler için önemli bir dezavantaj oluşturuyor. Bu noktada devreye giren 3D yazıcı çiftlikleri (3D Farm), onlarca hatta yüzlerce 3D yazıcının aynı anda çalıştığı dijital üretim modeliyle üretim anlayışını değiştiriyor. Dijital tasarımın sisteme yüklenmesinin ardından üretim saatler içinde başlayabiliyor; yeni bir ürün için kalıp hazırlanmasına veya üretim hattının yeniden kurulmasına ihtiyaç duyulmuyor. Türkiye'de 3D Farm Ekosistemi Genişliyor, Seri Üretim Güç Kazanıyor Türkiye'de de eklemeli imalat ekosisteminin her geçen yıl büyüdüğüne dikkat çeken Expo 3D İstanbul Fuar Koordinatörü Yıldırım Ünverdi, "Türkiye'de endüstriyel üretimde kullanılan 600'ün üzerinde 3D yazıcının aktif olduğu belirtilirken, ticari olarak 3D baskı hizmeti sunan işletme sayısının 700 ila 1.000'in üzerinde olduğu tahmin ediliyor. Ancak sektörün önemli bölümünü hâlâ prototipleme ve düşük adetli üretim yapan işletmeler oluşturuyor. Gerçek anlamda seri üretim gerçekleştiren, 10 ve üzeri yazıcıyla faaliyet gösteren profesyonel 3D yazıcı çiftliklerinin sayısının ise yaklaşık 30 ila 80 arasında olduğu değerlendiriliyor. Buna karşın ABD, Çin ve Avrupa'da binlerce profesyonel 3D yazıcı çiftliği üretim süreçlerinde aktif olarak kullanılıyor. Yapay zekâ destekli üretim yönetimi, otomasyon sistemleri ve yeni nesil malzeme teknolojilerindeki gelişmelerle birlikte 3D Farm modeli, prototiplemenin ötesine geçerek seri üretimin de önemli bir parçası haline geliyor. Türkiye'nin sahip olduğu güçlü üretim altyapısı ve artan teknoloji yatırımları sayesinde önümüzdeki dönemde bu dönüşümden çok daha fazla pay alacağına inanıyoruz" dedi. Türkiye'nin otomotiv yan sanayisi, savunma sanayii, beyaz eşya, makine ve kalıp üretimindeki deneyiminin eklemeli imalat teknolojilerinin yaygınlaşması açısından önemli avantaj sunduğunu ifade eden Ünverdi, Avrupa pazarına yakınlığın da Türkiye'yi bölgesel bir dijital üretim merkezi haline getirebilecek önemli fırsatlar barındırdığını söyledi. 3D Farm modelinin yalnızca büyük sanayi kuruluşları için değil, KOBİ'ler ve girişimciler için de önemli fırsatlar sunduğunu belirten Ünverdi, "Yüksek kalıp yatırımı gerektirmeden üretime başlanabilmesi, düşük ve orta ölçekli seri üretimin ekonomik şekilde gerçekleştirilebilmesini sağlıyor. Aynı üretim altyapısıyla farklı tasarımlar üretilebildiği için kişiselleştirilmiş üretim kolaylaşıyor. Plastik, reçine, metal, seramik ve kompozit gibi birçok farklı malzemeyle üretim yapılabilmesi de kullanım alanını otomotivden havacılığa, savunma sanayiinden medikale kadar genişletiyor. Dünyada çok sayıda girişimci onlarca yazıcıdan oluşan üretim çiftlikleriyle küresel e-ticaret platformlarına ürün satıyor. Benzer modelin Türkiye'de de hızla yaygınlaşacağına inanıyoruz. Dijital üretim altyapısı, düşük adetli ancak yüksek katma değerli ürünlerin ekonomik şekilde üretilmesine imkân tanırken, Türkiye'nin ihracatta yüksek teknolojili ve kişiselleştirilmiş ürün payını artırma potansiyeli taşıyor. Nasıl CNC teknolojileri zaman içinde üretim tesislerinin standart ekipmanlarından biri haline geldiyse, önümüzdeki dönemde çoklu 3D yazıcı sistemleri de birçok fabrikanın standart üretim altyapısının vazgeçilmez bir parçası olacak" dedi. Eklemeli İmalat Ekosistemi EXPO3D İstanbul'da Buluşacak Eklemeli imalat teknolojilerinin tüm paydaşlarını aynı platformda buluşturacak Expo 3D İstanbul– 3D Baskı Teknolojileri ve Katmanlı Üretim Fuarı, 17-19 Eylül 2026 tarihlerinde İstanbul Fuar Merkezi'nde gerçekleştirilecek. Türkiye'nin bu alandaki ilk ve tek ihtisas fuarı olma özelliğini taşıyan organizasyon; 3D yazıcı üreticilerinden filament ve metal tozu tedarikçilerine, yazılım geliştiricilerinden otomasyon firmalarına, tarama sistemlerinden son işlem teknolojilerine kadar eklemeli imalat zincirinin tüm halkalarını bir araya getirecek. Fuar, yalnızca yeni teknolojilerin sergilendiği bir organizasyon olmanın ötesinde, üretim süreçlerini dijitalleştirmek isteyen sanayi kuruluşları için yeni iş birlikleri, yatırım fırsatları ve teknoloji transferine zemin hazırlayacak. Savunma sanayii, otomotiv, havacılık, medikal, kalıp, makine, enerji, eğitim ve tasarım başta olmak üzere birçok sektörden profesyonelin katılımıyla gerçekleşecek EXPO3D, Türkiye'nin eklemeli imalat ekosisteminin gelişimine yön veren önemli buluşma noktalarından biri olmayı hedefliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.