Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Sermaye

Kapsül Haber Ajansı - Sermaye haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sermaye haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Yurtdışı Yatırımlarda Yeni Dönem! Haber

Yurtdışı Yatırımlarda Yeni Dönem!

IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO’su Murat Çiftçi de yatırımcıların önceki dönemlerde daha çok pazar büyüklüğü, işgücü maliyeti ve regülasyona bakarken; bugün yaptırım riski, ticaret korumacılığı, ödeme-transfer kısıtları, enerji arz güvenliği, lojistik koridorlar ve siyasi istikrarın da aynı masada değerlendirildiğine dikkat çekti. Kırılganlığın artık sadece savaş bölgeleriyle sınırlı olmadığını belirten Murat Çiftçi, “Doğu Avrupa, Orta Doğu, Kızıldeniz-Hürmüz hattı, bazı Afrika ülkeleri ve ABD-Çin eksenindeki tedarik zincirlerine bağlı Asya coğrafyası yatırımcılar açısından daha hassas görülüyor. Dünya Ekonomik Forumu da 2025-2026 risk raporlarında özellikle Ukrayna, Orta Doğu ve Sudan gibi bölgelerde jeopolitik kırılganlığın yüksek seyrettiğine dikkat çekiyor” ifadelerini kullandı. Dolaylı etkiler de teminat tasarımının merkezine taşınıyor Klasik poliçelerin artık tek başına yeterli görülmediğine dikkat çeken Murat Çiftçi, “Piyasada artık siyasi risk, politik şiddet, savaş riski, tedarik zinciri kırılması, iş kesintisi (Contingent business interruption), ticaretin aksaması ve kesintiye uğraması (trade disruption) ve kredi riskine yakın çalışan hibrit yapılar daha fazla öne çıkıyor. Özellikle çok uluslu şirketlerde, bir ülkedeki politik olayın başka bir ülkedeki üretimi veya teslimatı etkilemesi daha görünür hale geldiği için, sigorta da bu zincirleme etkiyi karşılamaya dönük şekilde gelişiyor. Lloyd’s ve uluslararası broker raporları, jeopolitik çatışmaların yalnızca doğrudan fiziksel hasarı değil, tedarik ve operasyon sürekliliği üzerindeki dolaylı etkileri de teminat tasarımının merkezine taşıdığını gösteriyor” dedi. Siyasi risk sigortası kapsamındaki temel başlıklar Murat Çiftçi, siyasi risk sigortasının özellikle yabancı bir ülkede uzun vadeli sermaye bağlanan, kamu otoritesiyle ilişki içeren, lisans/izin bağımlılığı bulunan ya da gelir akışı devlet kararlarından etkilenebilen yatırımlarda kritik hale geldiğini belirterek “Enerji, altyapı, lojistik, finans, telekom ve büyük üretim yatırımları bu açıdan öne çıkıyor. Kapsam tarafında en temel başlıklar; kamulaştırma, sözleşme ihlali, savaş ve iç karışıklık, transfer kısıtı ve yerel paranın dövize çevrilememesi gibi riskler. Dünya Bankası Grubu’na bağlı Çok Taraflı Yatırım Garanti Ajansı (MIGA) da siyasi risk sigortasını tam olarak bu eksende tanımlıyor ve başlıca teminatları transfer döviz transfer kısıtları ve yerel paranın dövize çevrilememesi, kamulaştırma, savaş ve iç karışıklık ile sözleşme ihlali riskleri olarak sıralıyor” diye konuştu. Reasürans, daha seçici, veri odaklı ve şartlı davranıyor Murat Çiftçi’nin verdiği bilgiye göre; reasürans tarafında tablo tamamen “iştah kaybı” şeklinde değil; daha seçici, daha veri odaklı ve daha şartlı bir iştah olarak görülüyor. Yani kapasite bazı alanlarda hâlâ güçlü, ancak fiyatlama, muafiyet, alt limit, özel kloz ve bölge bazlı istisna yönetimi çok daha hassas hale geldi. Murat Çiftçi şöyle devam etti: “Özellikle siyasi şiddet, savaş, kritik altyapı, deniz ticareti ve enerji nakil hatlarına bağlı risklerde underwriting daha ayrıntılı yapılıyor. Buna karşılık bazı specialty alanlarında ve iyi yapılandırılmış programlarda kapasitenin devam ettiğini de görüyoruz. 2025-2026 piyasa raporları, genel olarak sermayenin güçlü kaldığını ancak jeopolitik belirsizlik nedeniyle reasürörlerin risk seçimini daha disiplinli yürüttüğünü gösteriyor.” Yatırım kararında ülke gündemi tek başına belirleyici değil “Artık yatırım kararı verilirken sadece ülkenin bugünkü görünümüne değil, şoklara ne kadar dayanıklı olduğuna bakılıyor” diyen Murat Çiftçi, şunları söyledi: “Öncelikli parametreler arasında ülke riski, yaptırım olasılığı, yerel hukuk sistemi, sözleşme uygulanabilirliği, döviz transferi serbestisi, tedarik zinciri yoğunlaşması, enerji arz güvenliği, kritik altyapı dayanıklılığı, siber güvenlik, yerel ortak profili ve siyasi geçiş riskleri bulunuyor. Sektöre göre ağırlık değişiyor: enerjide kaynak ve iletim güvenliği, altyapıda kamu otoritesiyle sözleşme ilişkisi, teknolojide veri-egemenliği ve ihracat kısıtları daha belirleyici hale geliyor. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) da enerji güvenliğinin artık jeopolitik riskler, siber saldırılar, tedarik zinciri aksaklıkları ve aşırı hava olaylarıyla birlikte ele alınması gerektiğini vurguluyor.” Uluslararası alanda en çok tercih edilen stratejiler Murat Çiftçi, uluslararası sigorta piyasalarında jeopolitik risklere karşı en çok tercih edilen koruma stratejileri de şu şekilde sıraladı: “En çok tercih edilen strateji, tek bir poliçeye yüklenmek yerine katmanlı koruma yapısı kurmak. Bunun içinde siyasi risk sigortası, politik şiddet/terör, savaş riski, contingent business interruption, trade credit, marine war ve gerektiğinde sözleşme kırılması veya alıcı tarafın ödeme yapamama riskini kapsayan çözümler yer alabiliyor. Şirketler ayrıca programlarını bölge bazlı ayırıyor, kritik tedarikçilere bağlı etkilenme düzeyini haritalıyor ve poliçelerin hasar tetikleyicilerini senaryo bazlı test ediyor. Piyasadaki eğilim, korumayı “hasar sonrası ödeme” mantığından çıkarıp bilanço dayanıklılığı ve iş sürekliliği mantığına taşımak yönünde. Lloyd’s raporları da bu senaryo-temelli yaklaşımın giderek standartlaştığını gösteriyor.” Jeopolitik riskte sigorta tek çözüm olmayacaktır Şirketlerin, jeopolitik riskleri yönetmek için sigorta dışında kullandıkları önleyici mekanizmalar ile ilgili bilgi veren Murat Çiftçi, “Burada en etkili yaklaşım, sigortayı tek çözüm olarak görmemek. Şirketlerin, ticaret belirsizliği ve jeopolitik kırılganlıklara karşı sigorta çözümleri ile eş zamanlı olarak tedarik zincirlerini çeşitlendirmesi, yedekleme plan oluşturması ve operasyonel esneklikleri artırması da gerekiyor. Şirketler öncelikle hukuki yapıyı güçlendirmeli, yatırım aracını doğru ülkede ve doğru sözleşme mimarisiyle kurmalı, uluslararası tahkim güvencelerini değerlendirmeli, yerel ortak seçiminde titiz davranmalı. Tek ülke, tek tedarikçi, tek rota bağımlılığı azaltılmalı. Paydaş haritalaması, kriz senaryosu çalışmaları, alternatif tedarik rotaları, yerel regülasyon takibi ve güçlü uyum mekanizmaları yapılmalı” dedi. 2026 ve sonrası için öngörülen jeopolitik trendler Murat Çiftçi, 2026 ve sonrası için öngörülen jeopolitik trendlerin, sigorta sektörüne etkilerine yönelik, “2026 ve sonrasında sigorta ürünleri daha modüler, daha parametrik ve daha senaryo odaklı hale gelecek. Çünkü önümüzdeki dönemde enerji koridorları üzerindeki baskı, ticaret bloklaşması, kritik mineraller ve teknoloji tedariki üzerindeki rekabet, siber tehditler ve iklim-jeopolitik etkileşimi birlikte çalışacak gibi görünüyor. Dünya Ekonomik Forumu’nun 2026 raporu da jeopolitik şoklar, teknoloji kırılmaları ve iklim istikrarsızlığının birlikte hareket ettiği daha kompleks bir risk evrenine işaret ediyor. Sigorta sektörü de daha esnek, veriyle desteklenen ve sektör-ülke bazında özelleştirilmiş çözümlere yöneliyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yerli Yazılımların Sayısının Artmasıyla Geleceğe Önemli Bir Miras Bırakabiliriz Haber

Yerli Yazılımların Sayısının Artmasıyla Geleceğe Önemli Bir Miras Bırakabiliriz

Yerli teknoloji kullanımının teşvik edilmesini amaçlayan Ulusal Yazılım Günü, yazılım testi sektörü için de büyük bir anlam taşıyor. Teknoloji odaklı danışmanlık ve eğitim firması TesterYou Kurucusu Barış Sarıalioğlu, yerli yazılımların sayısının artmasının sektörel büyüme ve ülkemizin zihinsel sermayesinin gelişimi açısından oldukça önemli olduğunu vurguluyor. Yerli yazılımların önemine dikkat çeken TesterYou Kurucusu Barış Sarıalioğlu, “Öncelikle; yerli yazılımların sayısının artmasını teknolojiden bağımsız düşünüyorum diyebilirim. Sermaye denince sadece maddi bir anlam çıkarılmamalı, biz en önemli sermayenin zihinsel sermaye olduğunu düşünüyoruz. Bu kapsamda; yazılım testi ve kalite güvencesi alanındaki uzmanlığımızı yalnızca yurt içiyle sınırlamıyor; uluslararası ölçekte de danışmanlık ve eğitim hizmetleri sunarak teknoloji ihracatına katkı sağlıyoruz.” açıklamasını yaptı. “Global pazarda daha etkin bir oyuncu olmayı hedefliyoruz” Bugüne dek 10’dan fazla ülkede yaklaşık 50 kurumla iş birliği gerçekleştirdiklerini açıklayan Sarıalioğlu, “Bizleri en çok heyecanlandıran konuların başında hem tecrübemizi geleceğe aktarmak hem de ülkemizin zihinsel sermayesini ihraç etmek var. Bu vizyonumuz paralelinde tutkuyla çalışmayı, değer üretmeyi sürdürüyoruz. Bugüne dek, Almanya, Portekiz, Yunanistan, Azerbaycan ve Hollanda başta olmak üzere dünyanın farklı ülkelerinden çeşitli kurumlarla iş birlikleri geliştirdik. Bu paralelde eğitim, sınav ve danışmanlık hizmetleri aracılığıyla bilgi ve uzmanlık ihracatı yapıyoruz. Genel iş kapasitemizin yaklaşık yüzde 40’ı yurt dışına sağladığımız bu hizmetlerden oluşuyor. Önümüzdeki dönemde bu oranı artırarak global pazarda daha etkin bir oyuncu olmayı ve Türkiye'nin teknoloji ihracatındaki katma değerini yükseltmeyi hedefliyoruz.” şeklinde sözlerine devam etti. Dünyada yazılım test alanında 7 milyondan fazla test mühendisi çalıştığını açıklayan Barış Sarıalioğlu, “Pazar, yaklaşık 50 milyar dolar büyüklüğünde bir ekonomiye tekabül ediyor, yıllık büyüme yüzde 10’un üzerinde seyrediyor. Dünya genelinde yazılım test aktivitelerinin yüzde 60’tan fazlası ise outsource ediliyor. Sektörün büyümesiyle birlikte test mühendisliği bir kariyer alanı hâline gelirken, test otomasyonu, yapay zekâ destekli test araçları ve kullanıcı deneyimi odaklı test yaklaşımları gibi modern yöntemlere olan talep de hızla artıyor. Ülkemiz, bu hızlı dönüşümde etkin bir rol oynamalı. Bizler de bu konuda elimizden geleni yapıyoruz. Her fırsatta hem gençlerle hem de çocuklarla bir araya gelerek teknoloji okur yazarlığına ve dijital dönüşüme dikkat çekmeye çalışıyorum. Soru soran, hayal kuran, öğrenmeye açık bireylerle aynı ortamda olmak insana umut veriyor.” diyor. TesterYou: “Teknoloji ve Dijital Süreç Ortağı” Barış Sarıalioğlu, “Sunduğumuz danışmanlık ve eğitim hizmetleriyle yalnızca yerel pazarda değil, aynı zamanda Avrupa başta olmak üzere farklı coğrafyalarda da aktif rol üstleniyoruz. Kullanıcı odaklı düşünme, sürekli öğrenme ve sürdürülebilir kalite anlayışıyla hem bireylere hem de kurumlara ölçülebilir değer sunmayı hedefliyoruz.” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Siemens Finansman A.Ş., Türkiye’deki Finansman Seçeneklerini Genişletecek Haber

Siemens Finansman A.Ş., Türkiye’deki Finansman Seçeneklerini Genişletecek

1997 yılından itibaren finansal kiralama (leasing) hizmeti sunan Siemens Finansal Hizmetler’in deneyimi üzerine inşa edilen Siemens Finansman A.Ş., Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) lisansı ile faaliyet gösterecek ve 500 milyon TL’lik sermaye yapısıyla müşterilerine çok daha geniş kapsamlı ve esnek finansman çözümleri sunacak. Siemens’in ülkemizde hayata geçirdiği yeni finansman yapısı, Türkiye’nin üretim gücüne, sanayi dönüşümüne ve dijitalleşme potansiyeline duyulan stratejik güveni de ortaya koyuyor. Siemens Finansman A.Ş., yazılım, dijital çözümler, servisler ve entegre projeleri kapsayan çok yönlü ve bütünsel bir yapıda kurgulandı. Böylece bu hizmeti alan tüm kurum ve kuruluşlar teknoloji yatırımlarını daha esnek ve planlı finansman modelleriyle hayata geçirme imkânına sahip olacak. Bu hizmet kapsamında özellikle sanayide ve üretimin hemen her aşamasında dijitalleşme, verimlilik artışı ve sürdürülebilirlik odaklı dönüşüm yatırımlarının devamlılığını sağlamak amacıyla finansman tarafında daha güçlü bir yapı oluşturuluyor. Yeni yapı ile hizmet alan müşteriler, tedarik ettikleri ürün ve hizmetlerin ödemelerini vadeli olarak gerçekleştirebilecek. Böylece müşterilerin, yatırımlarını devreye aldıktan sonra ödeme planlarını başlatabilmeleri ve nakit akışlarını daha etkin yönetebilmeleri de sağlanmış olacak. Leasing ile desteklenen makine ve ekipman yatırımlarına ek olarak geliştirlen bu modelin, leasing kapsamı dışında kalan dijital çözümleri, yazılım ve bütünleşmiş projeleri kapsaması planlanıyor. Bu yeni finansman modeli ile “Şimdi Al, Sonra Öde” yaklaşımı, Siemens’in bu alandaki küresel vizyonunun Türkiye’deki yansıması olarak şekilleniyor. Siemens Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Hüseyin Gelis, konuya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “Türkiye’nin üretim ekosisteminde sanayiden ileri teknoloji yatırımlarına, üretim altyapısından farklı sektörlere kadar tüm paydaşlar için en temel gerekliliklerden biri sürdürülebilir ve erişilebilir finansman olarak öne çıkıyor. Bu doğrultuda biz de ülkemizin üretim kapasitesine, mühendislik gücüne ve dönüşüm potansiyeline olan inancımız doğrultusunda, müşterilerimizin yatırım kararlarını destekleyecek daha güçlü ve sürdürülebilir bir finansman altyapısını devreye alıyoruz. Siemens Finansman A.Ş., yalnızca finansal bir yapı değil, Türkiye’nin sanayi ve dijital dönüşüm yolculuğuna duyduğumuz güvenin de bir göstergesi. Amacımız, yatırım yapmak isteyen iş ortaklarımızın yanında durarak dönüşüm süreçlerini hızlandırmalarına katkı sağlamak” Siemens Finansman A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Girginer ise yeni yapının işleyişine ilişkin şu bilgileri paylaştı: “500 milyon TL’lik güçlü sermaye yapımızla sürdürülebilir bir finansman kapasitesi oluşturuyoruz. Siemens Finansman A.Ş. aracılığıyla ürün, yazılım, servis ve bütünleşmiş projeleri kapsayan uçtan uca finansman çözümleri sunarak müşterilerimizin yatırım süreçlerini desteklemeyi hedefliyoruz. Mevcut leasing faaliyetleri Siemens Finansal Kiralama A.Ş. çatısı altında devam ederken, Siemens Finansman A.Ş. esnek finansman modelleriyle Siemens ürün ve çözümlerini tamamlayıcı bir rol üstlenecek. Bu iki yapı birlikte, müşterilerin farklı ihtiyaçlarına uygun çözümler sunan bütünleşmiş bir finansman yaklaşımı oluşturacak”. Siemens, Türkiye’deki sanayi ve teknoloji yatırımlarını desteklemeye yönelik bu yeni adımıyla, yalnızca ürün ve hizmet sağlayıcısı değil; aynı zamanda dönüşümün finansal ortağı olma vizyonunu da güçlendiriyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Akbank Sendikasyon Kredisini 1 Milyar ABD Dolarını Aşan Rekor Taleple Yeniledi Haber

Akbank Sendikasyon Kredisini 1 Milyar ABD Dolarını Aşan Rekor Taleple Yeniledi

Akbank; Nisan 2026’da vadesi gelen sendikasyon kredisini, 1 yıl, 2 yıl ve 3 yıl olmak üzere toplam 6 dilimden oluşan toplam 700 milyon ABD Doları karşılığı krediyle yeniledi. Euro ve ABD Doları para birimlerinden oluşan kredinin, 1 yıl vadeli dilimlerin maliyeti SOFR+%1,25 ve Euribor+%1,10; 2 vadeli dilimlerin maliyeti SOFR+%1,75 ve Euribor+%1,60; 3 yıl vadeli dilimlerin maliyeti SOFR+%2,00 ve Euribor+%1,80 seviyesinde belirlendi. Yenilenen sendikasyonda 2 ve 3 yıllık dilimlerin Akbank’ın Sürdürülebilir Finans Çerçevesi’nde uygun kredilere kullandırılması yönünde karar alındı. Söz konusu işleme 18 ülkeden 10’u yeni olmak üzere 47 banka, toplam 1,17 milyar ABD dolarının üzerinde taleple katılarak Türkiye’nin makroekonomik istikrarına, Türk bankacılık sisteminin dayanıklılığına ve Akbank’a duyulan güçlü güveni bir kez daha ortaya koydu. Yenilenen sendikasyon kredisiyle ilgili olarak açıklamada bulunan Genel Müdür Kaan Gür, “Nisan 2025 sendikasyon kredimizin 1 yıl vadeli dilimini toplam 700 milyon ABD Doları karşılığı bir tutarla ve %136 oranında yeniledik. Sendikasyon kredimizin 2 ve 3 yıllık dilimlerinin Sürdürülebilir Finans Çerçevemize uygun kullandırılacak olmasıyla da sürdürülebilirlik stratejimizi kararlılıkla ileri taşımayı sürdürdük. Uluslararası bankalardan gelen güçlü talep ve yüksek katılım, Akbank’a duyulan güvenin yanı sıra Türk ekonomisinin ve bankacılık sektörünün sağlam temellerine olan inancı bir kez daha teyit etti.” Gür, açıklamalarına şöyle devam etti: “Sağlam sermaye yapısı, etkin risk yönetimi ve disiplinli yaklaşımıyla bankacılık sektörümüz, her koşulda dayanıklılığını ortaya koymaya devam ediyor. Türk ekonomisine kesintisiz destek sağlama sorumluluğumuzla çalışmalarımızı sürdürürken, bu işlemin sektörümüz açısından da referans niteliği taşıyarak uluslararası piyasalara güçlü bir mesaj verdiğine inanıyoruz. Katılımcı tüm bankalara katkı ve güvenleri için teşekkür ederiz.” Konuya ilişkin yaptığı açıklamada Hazine ve Finansal Kurumlar Genel Müdür Yardımcısı Şebnem Muratoğlu, “Nisan 2025’te 1 yıl vadeli dilimini yenilediğimiz sendikasyon kredimizde, dokuz yıl aradan sonra Türk sendikasyon piyasasına yeniden kazandırdığımız 3 yıl vadeye bu yıl da güçlü ilginin devam ettiğini görmekten memnuniyet duyduk. Sendikasyon kredimizin %53’ünün 2 ve 3 yıllık dilimlerden oluşması, uluslararası yatırımcıların Akbank’a uzun vadeli güvenlerinin sürdüğünü bir kez daha gösterdi. Tüm katılımcı bankalara tekrar teşekkür ederiz.” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

MİA Teknolojiden Savunma Teknolojilerinde Stratejik Hamle Haber

MİA Teknolojiden Savunma Teknolojilerinde Stratejik Hamle

Şirket, otonom sistemler ve robotik teknolojiler alanında faaliyet gösterecek Koral Labs Köktürk Otonom Robotik ve Araştırma Laboratuvarları A.Ş.’ye iştirak ederek savunma teknolojileri alanındaki mühendislik ve araştırma kapasitesini genişletmeyi hedefliyor. Savunma ve enerji teknolojileri alanındaki Ar-Ge odaklı büyüme stratejisi doğrultusunda MİA Teknoloji, 9 Mart 2026 tarihinde kuruluşu tamamlanan Koral Labs Köktürk Otonom Robotik ve Araştırma Laboratuvarları A.Ş.’ye kuruluş aşamasında yüzde 20 oranında iştirak etme kararı aldı. 1 milyon TL sermaye ile kurulan Koral Labs’ın başta otonom sistemler, robotik teknolojiler ve ileri mühendislik çözümleri olmak üzere yüksek teknoloji alanlarında faaliyet göstermesi planlanıyor. Savunma alanında stratejik dönüşüm MİA Teknoloji, son dönemde özellikle savunma ve güvenlik teknolojileri alanında yürüttüğü stratejik dönüşüm kapsamında savunma sanayine yönelik Ar-Ge ve ürün geliştirme çalışmalarını hızlandırıyor. Şirket, yapay zekâ destekli sistemler, ileri mühendislik çözümleri ve yüksek teknoloji odaklı araştırma projeleriyle bu alandaki yetkinliğini güçlendirmeyi hedefliyor. Şirket aynı zamanda enerji verimliliğine yönelik teknolojik projeler alanında da Ar-Ge faaliyetlerini sürdürüyor. Yüksek teknoloji odaklı bir Ar-Ge ekosistemi hedefleniyor Koral Labs’a yapılan bu yatırımın, MİA Teknoloji’nin savunma teknolojileri alanındaki mühendislik ve Ar-Ge kapasitesini güçlendirmesi, otonom sistemler ve robotik teknolojiler alanındaki uzmanlığını genişletmesi ve yüksek teknoloji odaklı bir Ar-Ge ekosisteminin gelişimine katkı sağlaması hedefleniyor. Şirket, savunma teknolojileri alanında geliştirdiği ileri mühendislik çözümleri, yapay zekâ destekli sistemler ve Ar-Ge odaklı projelerle Türkiye’den doğan küresel bir teknoloji ekosistemi oluşturma vizyonu doğrultusunda yatırımlarını sürdürmeye devam ediyor. MİA Teknoloji’nin Kamuoyu Aydınlatma Platformu’na yaptığı açıklamada ise şu ifadelere yer verildi: “Şirketimizin savunma ve enerji teknolojileri alanındaki stratejik dönüşüm ve Ar-Ge odaklı büyüme hedefleri kapsamında, 09.03.2026 tarihinde kuruluşu tamamlanan Koral Labs Köktürk Otonom Robotik ve Araştırma Laboratuvarları A.Ş.'ye kuruluş aşamasında iştirak edilmesine karar verilmiştir. MİA Teknoloji A.Ş. son dönemde özellikle savunma ve güvenlik teknolojileri alanında stratejik bir dönüşüm süreci yürütmekte olup; bu kapsamda savunma sanayine yönelik Ar-Ge ve ürün geliştirme faaliyetleri, yüksek teknolojili Ar-Ge çalışmaları, enerji verimliliğine yönelik projelerin geliştirilmesi hedeflenmektedir. Koral Labs Köktürk Otonom Robotik ve Araştırma Laboratuvarları A.Ş.'nin başta otonom sistemler, robotik teknolojiler ve ileri mühendislik çözümleri olmak üzere yüksek teknoloji alanlarında faaliyet göstermesi planlanmakta olup, söz konusu iştirak şirketimizin savunma teknolojileri dönüşümüne katkı sağlayacak stratejik bir adım olarak değerlendirilmektedir. Söz konusu şirket tarafından geliştirilecek ürün ve teknolojilerin yurt içi ve yurt dışı pazarlarda ticarileştirilmesi ve satış faaliyetlerinin MİA Teknoloji A.Ş. tarafından yürütülmesi planlanmaktadır.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye Teknoloji Ekosisteminde Stratejik Birleşme Haber

Türkiye Teknoloji Ekosisteminde Stratejik Birleşme

Şirket, teknoloji çözümleri geliştiren Lider Sistem Teknolojileri A.Ş.’yi devralma yoluyla birleşmek üzere Sermaye Piyasası Kurulu’na (SPK) başvuruda bulundu. MİA Teknoloji Yönetim Kurulu Başkanı Ali Gökhan Beltekin, “Birleşmenin tamamlanmasıyla birlikte sermayemiz yaklaşık 986,5 milyon TL’ye yükselecek. Mühendislik ve Ar-Ge kapasitesini büyüterek savunma teknolojileri alanında daha güçlü bir yapı oluşturacağız” dedi. Borsa İstanbul’da işlem gören MİA Teknoloji, Yönetim Kurulu’nun 6 Mart 2026 tarihli kararı doğrultusunda Lider Sistem Teknolojileri ile yürütülen birleşme sürecinde yeni bir aşamaya geçti. Planlanan işlem kapsamında Lider Sistem Teknolojileri’nin MİA Teknoloji’ye devrolması öngörülüyor. Birleşme işlemi, Sermaye Piyasası Kurulu’nun onayı ve genel kurulda birleşme sözleşmesinin kabul edilmesi şartıyla tamamlanacak. Şirket sermayesi 986,5 milyon TL’ye yükselecek Birleşme kapsamında MİA Teknoloji’nin sermayesinin 492,5 milyon TL artırılarak yaklaşık 986,5 milyon TL’ye çıkarılması planlanıyor. Bu doğrultuda Lider Sistem Teknolojileri ortaklarına tahsis edilmek üzere yaklaşık 492,5 milyon adet MİA Teknoloji payı ihraç edilecek. Uzman kuruluş raporuna göre her 1 TL nominal değerli Lider Sistem Teknolojileri payına karşılık 2,9316 TL nominal değerinde MİA Teknoloji payı verilmesi öngörülüyor. Savunma teknolojileri ekosistemi oluşturma hedefi Şirket, NATO projelerinden yapay zekâ destekli güvenlik sistemlerine kadar uzanan geniş bir teknoloji portföyüyle küresel ölçekte rekabet edebilecek bir savunma teknolojileri ekosistemi oluşturmayı amaçlıyor. MİA Teknoloji açısından birleşme süreci, bu stratejik vizyonun önemli bir parçasını oluşturuyor. MİA Teknoloji Yönetim Kurulu Başkanı Ali Gökhan Beltekin, Lider Sistem Teknolojileri ile planlanan birleşmenin yalnızca iki şirketin birleşmesi olmadığını, Türkiye’de savunma ve güvenlik teknolojileri alanında daha güçlü bir mühendislik ekosisteminin oluşmasına katkı sağlayacağını vurguladı. Beltekin konuşmasını şöyle sürdürdü: “Türkiye’nin teknoloji yolculuğunda yeni bir eşiğe geldiğimize inanıyoruz. MİA Teknoloji ile Lider Sistem Teknolojileri arasında başlattığımız bu birleşme süreci yalnızca iki kurumun organizasyonel birleşimi değildir; Türkiye’nin savunma teknolojileri, kritik kamu savunma projeleri ve ileri mühendislik kapasitesini tek bir vizyon altında buluşturma kararlılığının somut bir göstergesidir. Bu adım sayesinde Ar-Ge gücümüzü, mühendislik yetkinliklerimizi ve saha deneyimimizi konsolide ederek daha büyük ölçekli, daha entegre ve daha yüksek katma değer üreten teknoloji projelerine imza atabilecek bir yapı oluşturuyoruz.” “Küresel ölçekte güçlü bir Türk savunma teknolojileri markası inşa ediyoruz.” Savunma ve güvenlik teknolojilerinin artık yalnızca bir sektör olmadığına değinen Beltekin, şöyle konuştu: “Savunma ve güvenlik teknolojileri, ülkelerin stratejik bağımsızlığını belirleyen en kritik alanlardan biridir. Bugün attığımız adım yalnızca ölçek büyütmek için değildir; küresel rekabette güçlü bir Türk savunma teknolojileri markası oluşturmak içindir. NATO projeleri ve uluslararası iş birlikleri sayesinde kazandığımız güveni, daha büyük bir teknoloji ekosistemine dönüştürmeyi hedefliyoruz. Türkiye’den doğan, yüksek mühendislik kabiliyetiyle dünyaya teknoloji ihraç eden ve stratejik alanlarda küresel ölçekte söz sahibi olan bir marka inşa etmek için kararlılıkla çalışmaya devam edeceğiz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye Finans Katılım Bankası 2025 Yılında Ülke Ekonomisine 288 Milyar TL’lik Destek Sağladı Haber

Türkiye Finans Katılım Bankası 2025 Yılında Ülke Ekonomisine 288 Milyar TL’lik Destek Sağladı

2025 yılı mali bilançosunu açıklayan Türkiye Finans Katılım Bankası, güçlü sermaye yapısını 2025’te de sürdürdü. Banka, yasal özkaynaklarını bir önceki yıl sonuna göre artırarak 40,5 milyar TL’ye ulaştırırken, Banka’nın sermaye yeterlilik rasyosu ise yüzde 17,23 olarak gerçekleşti. Fon kaynağını genişleterek topladığı fonları yüzde 25 artışla 235,3 milyar TL’ye ulaştıran Banka, artan fon kaynağını finansman hacmini büyütmek için kullandı. Türkiye Finans Katılım Bankası toplam aktiflerini yüzde 35 artırarak 390,4 milyar seviyesine yükseltti. “Topladığımız Fonlarla Üretimi, Ticareti ve Sürdürülebilir Büyümeyi Destekledik” Türkiye Finans Katılım Bankası Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Müdür Vekili Müge Öner, 2025 yılına ilişkin yaptığı değerlendirmede şunları söyledi: “2025 yılında katılım finans sisteminin etik ve paylaşımcı modelini reel ekonomiyle daha da bütünleştirerek başarılı bir performans sergiledik. Toplamda 288 milyar TL’lik finansmanla milli ekonomimize doğrudan katkı sağladık. Topladığımız fonları yüzde 25 oranında büyüterek fon kaynağımızı 235,3 milyar TL’ye taşıdık. Bu kaynağın önemli bir bölümünü üretim ve ticareti destekleyen yatırımların, yerli üreticilerin ve KOBİ’lerin kullanımına sunduk. Güçlü sermaye yapımız ve etkin bilanço yönetimimizle toplam aktiflerimizi yüzde 35 artırırken, katılım bankacılığının dönüştürücü gücünü bir kez daha ortaya koyduk. Böylece sürdürülebilir, adil ve kapsayıcı bir büyümeyi destekledik.” ‘Katılım Finansın Sürdürülebilir Değer Üretme Yaklaşımıyla “İnsan Odaklı Bankacılık” Anlayışımızı Yeniden Tanımladık’ Türkiye Finans Katılım Bankası olarak katılım bankacılığı değerleri ile uzun vadeli ilişki ve sürdürülebilir değer üretme anlayışını benimsedikleri belirten Öner, sözlerine şu şekilde devam etti: “Hızlı işlem sunmanın ötesine geçerek; bireysel müşterilerimizin ihtiyaçlarını bütünüyle karşılayan, ticari müşterilerimizin ise iş modellerini uçtan uca anlayan, nakit döngülerini gerçek zamanlı destekleyen ve büyüme yolculuklarına her adımda eşlik eden akılcı çözümler üretiyoruz. İnsan odaklı bankacılık anlayışımızın diğer önemli yansımasını da çalışanlarımız tarafında görüyoruz. Happy Place to Work bilim kurulu değerlendirmesi sonucunda, 'Katılım Bankacılığı' sektöründe Türkiye'nin En Mutlu İş Yerleri listesine girmeye hak kazanmamız, bizim için en az finansal tablolardaki performansımız kadar değerlidir. Çalışan memnuniyetini en üst seviyede tutarak her bir çalışanımızın hayatına olumlu katkı sağlamak ana hedeflerimizden biri. Önümüzdeki dönemde de temel önceliğimiz, katılım bankacılığının sunduğu eşsiz potansiyeli daha geniş kitlelere ulaştırarak, ülkemizin sürdürülebilir ekonomik büyüme yolculuğuna değer katmaya devam etmek olacaktır.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Çocuğa 10 Yaşına Kadar Bütçe Yönetimi Öğretilmeli! Haber

Çocuğa 10 Yaşına Kadar Bütçe Yönetimi Öğretilmeli!

Paranın bir güç olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Para bizi özgürleştiren bir güç olabilir ama hayatın merkezinde olmamalı. Araç olmalı, kolaylaştırmalı, kimseye muhtaç etmemeli.” diye konuştu. Prof. Dr. Tarhan, zenginliğin tanımını da yaparak, “Zengin, çok şeye sahip olan değil; az şeye ihtiyaç duyan insandır. İnsan sahip olduklarıyla tatmin olabiliyorsa zengindir. Sahip olduklarıyla tatmin olmayan kişi ne kadar çok kazanırsa kazansın yoksulluk hissinden kurtulamaz.” dedi. Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, paranın psikolojisi konusunu değerlendirdi. İlk duygu korku, ilk ihtiyaç sığınma Prof. Dr. Nevzat Tarhan, insanın en temel motivasyonunun “iyi hissetme arzusu” olduğunu belirterek, “İnsanın iyi hissetme ihtiyacı biyolojik bir dürtüdür. Bir çocuk anne karnından dünyaya geldiğinde ilk hissettiği duygu korkudur. Çünkü anne karnı konforlu bir ortamdır, her şey hazırdır. Ama dünyaya çıkar çıkmaz soğuk bir hava gelir ve bebek ağlar. İlk tepki korkudur. Ardından sığınma ihtiyacı doğar. Anne kokusu bile çocuğu rahatlatır. Yani insan hayatı, daha ilk andan itibaren iyi hissetme ve sığınma ihtiyacı üzerine kuruludur.” dedi. Beynin ödül sistemi kısa vadeli haz üretiyor Prof. Dr. Tarhan, beynin ödül mekanizmasının dopamin üzerinden çalıştığını ifade ederek, “Beyindeki ödül sistemi dopamin döngüsüyle çalışır. Tüm bağımlılıklar, sanal alışkanlıklar bu mekanizmayı kullanır. Dopamin kısa vadeli haz verir ama uzun vadeli tatmin sağlamaz. Arzu ve ihtiyaç giderme ile uzun vadeli tatmin aynı şey değildir. İnsan anlık mutlulukla yetinmemeli, uzun vadeli anlam arayışıyla iyi hissetmeyi başarmalıdır.” diye konuştu. Psikolojik kaynak yönetimi şart İyi hissetmenin bir strateji gerektirdiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, sözlerine şöyle devam etti: “Bir insan kendini sadece ‘şu anda iyi hissediyorum’ diye kandırmamalı. 5-10 yıl sonra da iyi hissetmek için zihinsel yatırım yapmalı. Bunun için amaç belirlemek, yol haritası çıkarmak gerekir. Nasıl parasal kaynak yönetiliyorsa, insanın da psikolojik sermayesi vardır. Duygusal, sosyal ve manevi birikimler… Bunları da akıllıca yönetmek gerekir. İnsan bilinçli bir varlıktır; yalnız kendilik bilinci değil, çevre, dünya, evren ve Tanrı bilincine sahiptir. Bu bilinçle kaynaklarını yöneten kişi fark oluşturur.” Çocuğa 10 yaşına kadar bütçe yönetimi öğretilmeli Psikolojik dayanıklılığın küçük yaşta geliştirilebileceğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Çocuğa 10 yaşına kadar bütçe yönetimi öğretilmeli. 10 yaşından sonra geç kalınır. Çocuk istediği her şeyi hemen elde etmemeli. Ödevini yapınca çikolata vermek, beklemeyi öğretmek gerekir. Bu, doyum erteleme becerisini kazandırır. Doyum erteleme, dopaminin sürdürülebilir salgılanmasını sağlar, çocuk dayanıklılık eğitimi alır.” ifadesinde bulundu. Prof. Dr. Tarhan, ailelerin sık yaptığı hataya da dikkat çekerek, “Çocuk ağlayınca istediğini hemen vermek anne babanın egosunu tatmin eder ama çocuğun hiçbir şey öğrenmesini sağlamaz. Çocuk ihtiyaç ve istek ayrımını öğrenmez. Bu da ileride bağımlılık riskini artırır.” şeklinde konuştu. Kredi kartı somut haz verir, borcu unutturur Prof. Dr. Nevzat Tarhan, günümüz tüketim alışkanlıklarını değerlendirerek bireylerin para, haz ve ilişkilerle olan bağlarını ele aldı. Tarhan, çocukluktan itibaren öğrenilmesi gereken “doyum erteleme” becerisinin hem finansal hem de duygusal sermaye yönetiminde kritik olduğunu vurguladı. Günümüz insanının çoğunlukla somut hazza yöneldiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “İnsan somut hazla soyut tatminin ayrımını yapamıyor. Kredi kartıyla alışveriş yapıyorsun, o anda paranın çıkışını hissetmiyorsun. Anlık bir haz yaşanıyor ama ilerideki borç düşünülmüyor. Halbuki kişi soyut tatmini öğrenirse, yani bugünkü harcamayı erteleyip gelecekteki hedefi için biriktirirse, somut duygular yerine soyut duygularını yönetmeyi başarır. Somut haz dopaminle, soyut tatmin serotoninle ilgilidir.” dedi. Çocuk sadece mutlu edilmez, hayata hazırlanır Çocukların finansal bilinç kazanmasının erken yaşta başlaması gerektiğini hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, “Çocuğa küçük yaştan bütçe yönetimi öğretilmeli. Kolay elde etmemeli, isteklerini ertelemeyi öğrenmeli. Anne babaların ‘çocuğumdan daha mı önemli’ diyerek her dediğini yapması en büyük hatadır. Çocuk mutlu edilmek için değil, hayata hazırlanmak için yetiştirilir. Anne baba olmadığında da kendi gemisinin kaptanı olabilmeli.” ifadesinde bulundu. Prof. Dr. Tarhan, çocukların marka ve statü tuzaklarına kolay düşebildiğini belirterek, paranın yalnızca bir takas aracı değil aynı zamanda bir psikolojik sembol olduğunu vurguladı. Ticarette en büyük sermaye güvendir Güvenin hem insan ilişkilerinde hem de iş dünyasında temel sermaye olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “Ticarette en büyük sermaye güvendir. Açık, şeffaf ve hesap verebilir olan kişi ya da kurumlar sürdürülebilir başarı sağlar. Güven kayboldu mu, her şey kaybolur.” diye konuştu. İhtiyaç olmayan şeyi arzuluyorsak yanlış yoldayız Para harcama alışkanlıklarına da değinen Prof. Dr. Tarhan, “Birincisi, ihtiyacım olmayan şeyi mi arzuluyorum? İkincisi, sahip olduklarımla tatmin oluyor muyum? Bu sorulara ‘hayır’ cevabı çıkıyorsa kişi yanlış yoldadır. İhtiyaç dışı harcama suçluluk doğurur, tatminsizlik ise sürekli daha fazlasını istemeye sürükler. Bu durum alışveriş bağımlılığına kadar gider.” dedi. Para, kişiye özgürlük duygusu verir Prof. Dr. Tarhan, yeterli gelir elde eden insanların özgür hissettiğini ifade ederek, “Başarılı hissetmek, güçlü hissetmek, statü sahibi olduğunu hissetmek için para insana özgürleşme hissi verir. Kişi temel ihtiyaçlarını karşılayabiliyorsa, kimseye muhtaç olmuyorsa özgür hisseder. Ama borçlanarak yaşamaya başlarsa bu kez kaybetme korkusu hayatını esir alır.” diye konuştu. Patolojik cimrilik korkuların ürünü Parayla ilişkinin psikolojik boyutunu anlatan Prof. Dr. Tarhan, “Öyle insanlar vardır ki evde buzdolabının fişini çeker, çocuğun sütünden, bezinden bile tasarruf eder. Bu artık patolojik cimriliktir. Böyle bir ilişki, korkuların baskın olduğu bir para ilişkisidir. Parayla olan ilişkimiz insanın hayatla olan ilişkisinin bir parçasıdır.” ifadesinde bulundu. Bazı insanlar parayı kartvizit gibi görür Prof. Dr. Tarhan, bazı kişilerin zenginliği bir güç gösterisi aracı olarak kullandığını söyleyerek, “Bazı insanlar parayı kartvizit gibi görür. Büyük arabalarla görünürler, gösterişli yaşarlar ama aslında borç içindedirler. ‘Yıkılmadım, ayaktayım’ mesajı vermek için yaşarlar.” şeklinde konuştu. Osmanlı’nın son döneminde yapılan Dolmabahçe Sarayı’nı yanlış yatırım anlayışına örnek veren Prof. Dr. Tarhan, “1850’lerde Osmanlı büyük borçlar aldı. Ama bu borçlarla geri dönüşü olmayan Dolmabahçe Sarayı yapıldı. O dönemde altınla yapılan bu yatırım, bugünkü hesapla Avrasya Tüneli kadar değerliydi. Sırf ‘yıkılmadık ayaktayız’ mesajı vermek için yapılan bu saray, Osmanlı’nın çöküşünü hızlandırdı.” dedi. Para, hayatın merkezinde değil; araç olmalı Paranın bir güç olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, ancak yaşamın merkezine oturduğunda insanı esir alacağını vurguladı ve “Para bizi özgürleştiren bir güç olabilir ama hayatın merkezinde olmamalı. Araç olmalı, kolaylaştırmalı, kimseye muhtaç etmemeli. Ama açık pozisyonlarla borçlanarak yaşayan bir kişi uykularını kaybeder, tüm birikimlerini riske atar.” ifadesinde bulundu. Şirketlerde bütçe yönetimine de değinen Prof. Dr. Tarhan, “Bağımsız denetçiler şirketlerin israf edip etmediğini kontrol eder. Çünkü tasarruf ve verimlilik esastır. Verimlilik işi doğru yapmaktır, etkinlik ise doğru işi yapmaktır. Eğer bunlar yoksa kaynaklar israf edilir.” şeklinde konuştu. Ekonominin Fransızca kökenli ve tasarruf anlamını taşıdığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Ama Arapçadaki ‘iktisat’ maksat kökünden gelir. Yani önce hedefini belirle, sonra harcama yap. Hedefi olmayan kişi açgözlü yatırımlar yapar, parayı pusula gibi yanlış kullanır.” dedi. Prof. Dr. Tarhan, zenginliğin tanımını da yaparak, “Zengin, çok şeye sahip olan değil; az şeye ihtiyaç duyan insandır. İnsan sahip olduklarıyla tatmin olabiliyorsa zengindir. Sahip olduklarıyla tatmin olmayan kişi ne kadar çok kazanırsa kazansın yoksulluk hissinden kurtulamaz.” ifadesinde bulundu. Yüksek güvenli toplumlar büyür Prof. Dr. Tarhan, yatırım ortamının güvenle doğrudan ilişkili olduğunun altını çizerek, “Francis Fukuyama’nın da belirttiği gibi yüksek güvenli toplumlar geleceği öngörebilir. Özgürlüklerin olduğu yerde insanlar yatırımlarını uzun vadeli yapar, sistem büyür. Ama düşük güvenli toplumlar kaynaklarını savunmaya, sığınak yapmaya harcar. Bu da israftır.” diye konuştu. Ekonomik krizlere hazırlık için bireylerin ve kurumların risk analizine önem vermesi gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Biz genelde kriz çıktığında yönetiyoruz ama risk analizi yapmıyoruz. Oysa risk analizi sayesinde kriz çıkmadan önlem alınabilir. Bu hem bireysel hem de toplumsal ölçekte hayati önem taşır.” şeklinde sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.