Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Sertifikasyon

Kapsül Haber Ajansı - Sertifikasyon haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sertifikasyon haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

ABD Federal Havacılık İdaresi Yeni Boeing 737-7 Uçağını Sertifikalandırdı Haber

ABD Federal Havacılık İdaresi Yeni Boeing 737-7 Uçağını Sertifikalandırdı

FAA onayıyla, 737 MAX ailesinin bir diğer modeli hizmete girmeye hazırİlk teslimatları desteklemeye yönelik hazırlıklar sürüyor. Boeing Ticari Uçaklar Başkanı ve CEO’su Stephanie Pope, “Bu önemli sertifikasyon, uçağımızın tasarımındaki titizliği teyit ederken, 737 MAX geliştirme ekibimizin kararlılığını ve zorluklar karşısındaki dayanıklılığını da ortaya koyuyor. Alanında uzman mühendislerimizden ve test uzmanlarımızdan oluşan ekibimiz; karşılaşılan zorluklara, uzun süren pandemi dönemine ve yeni sertifikasyon süreçlerine geçişe rağmen çalışmalarını kararlılıkla sürdürdü. Tüm bu süreç boyunca ekibimiz, tüm gerekliliklerin yerine getirilmesine ve müşterilerimize güvenli ve daha yüksek kabiliyetlere sahip bir uçak sunmaya odaklandı.” dedi. 737 MAX ailesinin en küçük ve en uzun menzilli üyesi olan 737-7 modeli, iki sınıflı kabin düzeninde 135 ila 160 arası koltuk kapasitesi sunuyor ve ailenin diğer üyelerine kıyasla yaklaşık %10 daha fazla menzil potansiyeliyle önemli bir pazar segmentine hizmet ediyor. Diğer 737 MAX jetleri gibi 737-7 de genellikle yerini aldığı uçaklara kıyasla yakıt tüketimini ve CO2 emisyonlarını %20, gürültü ayak izini ise %50 azaltıyor. Bu onay, Boeing’in kapsamlı test ve analizlerle uçağın ticari havacılığa ilişkin tüm düzenleyici gereklilikleri karşıladığını ortaya koyduğu, birkaç yıl süren sertifikasyon çalışmalarının tamamlanmasını ifade ediyor. 2018 yılında başlayan test programı kapsamında şunlar gerçekleştirildi: 1.000 saati aşkın uçuş ve yer testiKapsamlı sistem güvenliği analizleri ve insan faktörleri değerlendirmeleriUçuş testleri sırasında tespit edilen olası bir duruma yönelik güncellenmiş motor buzlanma önleme sistemi Ürün Stratejisi, Ürün Geliştirme ve Geliştirme Programları Kıdemli Başkan Yardımcısı Mike Sinnett yaptığı açıklamada, "Boeing’in gereklilikleri doğru şekilde anladığından emin olmak ve kaydettiğimiz ilerleme konusunda şeffaflık sağlamak amacıyla ekibimiz, FAA ile düzenli ve kapsamlı görüşmeler gerçekleştirdi. Bu sertifikasyon programıyla Boeing, en güncel düzenleyici gerekliliklere ilişkin daha kapsamlı ve net bir anlayış geliştirdi. Bu süreçte edinilen bilgi ve deneyimin, insan faktörleri, emniyet ve kaliteye verilen önceliği daha da güçlendirerek gelecekteki uçak geliştirme süreçlerine ivme kazandırması bekleniyor.” dedi. Boeing ve 737-7'nin lansman müşterisi Southwest Airlines, ilk uçağın teslimatı için hazırlıklarını sürdürüyor. Bir ekip, uçağın nihai konfigürasyonuna ilişkin güncellemelerin uygulanması da dahil olmak üzere ilk uçakları teslimata hazırlıyor. FAA ayrıca 700 Numaralı Boeing Üretim Sertifikası'nı (PC 700) 737-7'yi kapsayacak şekilde güncelledi. 737 MAX ailesinin sipariş portföyü 7.200'ün üzerinde uçağa ulaştı. Haziran 2026 sonu itibarıyla bu uçakların 2.300'den fazlası teslim edildi. İki sınıflı kabin düzeninde genellikle 135 ila 160 yolcu kapasitesi sunan 737-7, 7.040 kilometreye (3.800 deniz miline) kadar menzile sahip. Uçak, yüksek rakımlı ve sıcak iklime sahip havalimanlarından operasyon yürüten havayolu şirketleri için üstün performans sağlayacak şekilde tasarlandı. 737 MAX ailesinin diğer üyeleri de kendine özgü kapasiteler sunuyor: 737-8, 160 ila 180 arası yolcu kapasitesi ve 6.480 kilometreye (3.500 deniz miline) kadar menziliyle kısa ve orta menzilli pazarların neredeyse tamamında kârlı operasyon imkânı sunuyor.737-8'e kıyasla üç ilave koltuk sırasına sahip 737-9, 175 ila 195 yolcu kapasitesi ve 6.110 kilometreye (3.300 deniz miline) kadar menzil sunuyor.Ailenin en büyük üyesi 737-10, tek koridorlu uçaklar arasında koltuk başına en ekonomik çözümü sunuyor. Uçak, 185 ila 210 yolcu kapasitesine ve 5.740 kilometreye (3.100 deniz miline) kadar menzile sahip. Boeing, 737-10'u bu yıl içinde sertifikalandırmak için çalışmalarını sürdürüyor. Boeing Hakkında Dünyanın önde gelen havacılık ve uzay şirketlerinden biri ve Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) en büyük ihracatçısı olan Boeing, 150'den fazla ülkedeki müşterileri için ticari uçaklar, savunma ürünleri ve uzay sistemleri geliştirmekte, üretmekte ve hizmet sağlamaktadır. ABD ve küresel iş gücümüz ve tedarikçi tabanımız inovasyonu, ekonomik fırsatı, sürdürülebilirliği ve toplumsal etkiyi teşvik etmektedir. Boeing, güvenlik, kalite ve bütünlük gibi temel değerlerimize dayalı kültürümüzü yaşatmaya kararlıdır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Endüstriyel Ethernette Dijital Dönüşümü Hızlandıran Gelişme Haber

Endüstriyel Ethernette Dijital Dönüşümü Hızlandıran Gelişme

Endüstriyel Ethernet teknolojilerinin gelişiminde kritik rol oynayan Time-Sensitive Networking (TSN) altyapısında önemli bir adım atıldı. CC-Link İş Ortağı Birliği (CLPA), TSN ekosisteminin temel bileşenleri arasında yer alan ağ anahtarlama çiplerinin sertifikasyon kapsamını genişletti. Bu kapsamda Analog Devices (ADI) tarafından geliştirilen ADIN6310 ve ADIN3310 endüstriyel Ethernet TSN uyumlu ağ anahtarlama entegre devreleri, CC-Link IE TSN uyumluluk sertifikasını almaya hak kazandı. Gelişme, üreticilere daha geniş bir çözüm ekosistemi sunarken, akıllı fabrika uygulamalarında ihtiyaç duyulan yüksek hızlı, güvenilir ve senkronize haberleşme altyapılarının yaygınlaşmasına katkı sağlıyor. Üretim ortamlarında altyapı performansı yükseliyor CLPA Türkiye Müdürü Önder Şenol, endüstriyel haberleşme teknolojilerinde yaşanan dönüşümün üretim süreçleri üzerindeki etkisine dikkat çekerek, “Üretim tesislerinde artan otomasyon seviyesi ve veri ihtiyacı, sistemler arasında daha hızlı ve hassas iletişim kurulmasını zorunlu hale getiriyor. Bu noktada TSN teknolojisi, gerçek zamanlı veri akışını destekleyen yapısıyla endüstriyel Ethernet çözümlerinin gelişiminde önemli bir rol üstleniyor. CC-Link IE TSN, zaman senkronizasyonu, trafik yönetimi ve veri önceliklendirme gibi yetenekleriyle üretim ortamlarında yüksek performanslı iletişim altyapıları oluşturulmasına yardımcı oluyor” dedi. TSN tabanlı ağların kullanım alanı genişliyor TSN uyumlu donanım bileşenlerinin artmasının sektör için önemli bir gelişme olduğunu belirten Önder Şenol, “Endüstriyel ağların ölçeklenebilirliği, bu altyapıyı oluşturan temel bileşenlerin çeşitliliğiyle doğrudan ilişkili. ADI’nin ADIN6310 ve ADIN3310 ürünlerinin CC-Link IE TSN sertifikasyonu, sistem geliştiricilere yeni nesil endüstriyel Ethernet çözümleri oluşturma konusunda daha geniş seçenekler sunuyor. Her iki ürünün de 100 Mbps ve 1 Gbps bağlantıları desteklemesi, farklı uygulama ihtiyaçlarına uygun esnek sistem tasarımlarının geliştirilmesini mümkün kılıyor. Bu gelişme, TSN tabanlı ağların daha geniş kullanım alanlarına ulaşması açısından önemli bir adım oluşturuyor” ifadelerini kullandı Entegre haberleşme çözümlerine olan ihtiyaç artıyor TSN ekosisteminin geleceğine ilişkin değerlendirmelerini paylaşan Şenol, “Akıllı fabrikaların yaygınlaşmasıyla birlikte üretim altyapılarında güvenilir, hızlı ve entegre haberleşme çözümlerine olan ihtiyaç artmaya devam ediyor. TSN teknolojisinin ağ anahtarı çipleri gibi kritik donanım seviyelerine kadar genişlemesi, endüstriyel Ethernet altyapılarının gelişimini hızlandırıyor. CLPA olarak CC-Link IE TSN teknolojisinin küresel ölçekte benimsenmesini destekleyen çalışmalarımızı sürdürüyor, üreticilerin daha esnek ve yüksek performanslı iletişim altyapılarına ulaşmasına katkı sağlamayı hedefliyoruz” şeklinde konuştu. CLPA (CC-Link Partner Association) Hakkında  CLPA (CC-Link Partner Association), CC-Link’in kapsamlı kullanımının desteklenmesi amacıyla 2000 yılında kurulmuş bir açık ağ destekleme kuruluşudur. CLPA’nın temel teknolojisi olan CC-Link IE, otomasyon alanında dünyanın ilk ve tek açık gigabit etherneti olarak, yüksek bant genişliği sayesinde Sanayi 4.0 uygulamaları için uygun bir çözüm sunuyor. CLPA’nın temel faaliyet alanları arasında; CC-Link IE ve CC-Link teknik spesifikasyonlarının oluşturulması ve uyum testlerinin gerçekleştirilmesi, CC-Link kullanılan cihaz ve ekipmanlar için geliştirme desteği, cihaz seçimi için kullanıcı desteği ve CC-Link’in daha geniş kapsamlı bir şekilde benimsenmesine yönelik tanıtım çalışmaları yer alıyor. Kurulduğunda 163 kurumsal üyesi olan CLPA, 4300’ü aşkın üye şirkete ve 300'ü aşkın üreticiden 1.900'ü aşkın uyumlu ürüne sahip. Tüm dünyada ise hâlihazırda 30 milyonu aşkın cihaz CLPA teknolojisini kullanıyor. Asya’nın önde gelen açık endüstriyel otomasyon ağı teknolojisi CC-Link, Avrupa ile Kuzey ve Güney Amerika’da da giderek popülerlik kazanıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sungrow BESS ve Solar İnvertör Sıralamasında Lider Oldu Haber

Sungrow BESS ve Solar İnvertör Sıralamasında Lider Oldu

Sungrow, Wood Mackenzie’nin 2025 yılı performanslarını temel alarak hazırladığı küresel batarya enerji depolama sistemi entegratörleri ve solar invertör üreticileri sıralamalarında birinci oldu. Şirket ayrıca teknoloji, güvenlik, Ar-Ge, tedarik zinciri ve finansal dayanıklılık kriterleri kapsamında A Sınıfı derecelendirme aldı. Küresel temiz enerji teknolojileri pazarında rekabet hızlanırken Sungrow, enerji depolama sistemleri ve solar invertörler olmak üzere iki önemli kategoride liderliğe yükseldi. Uluslararası araştırma ve danışmanlık şirketi Wood Mackenzie tarafından hazırlanan “Küresel BESS Entegratörleri Kapsamlı Sıralaması” ile “Küresel Solar İnvertör Üreticileri Kapsamlı Sıralaması”nda Sungrow birinci sırada yer aldı. Şirketlerin 2025 yılı performansları üzerinden değerlendirildiği araştırmalar; teknoloji olgunluğu, güvenlik, üretim kapasitesi, Ar-Ge yatırımları, finansal güç, tedarik zinciri dayanıklılığı ve proje uygulama yetkinliği gibi başlıklara odaklandı. Batarya depolama kurulumları 100 GW sınırını aştı Yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik şebekelerindeki payının artması, batarya enerji depolama sistemlerine yönelik ihtiyacı da büyütüyor. Üretimin tüketimle eşleştirilmesi, şebeke dengesinin korunması ve kesintilerin önlenmesi açısından kritik rol üstlenen BESS yatırımları dünya genelinde hız kazandı. Yıllık batarya enerji depolama sistemi kurulumları, 2025 yılında ilk kez 100 GW seviyesinin üzerine çıktı. Bu gelişme, enerji depolama sektörünün niş bir teknoloji alanından elektrik altyapısının temel bileşenlerinden birine dönüştüğünü gösterdi. Proje ölçeklerinin büyümesiyle birlikte yatırımcıların tedarikçilerden beklentileri de değişti. Artık yalnızca batarya veya ekipman sağlayabilmek yeterli görülmüyor; sistem tasarımı, mühendislik, devreye alma, güvenlik, bakım ve uzun vadeli teknik destek gibi kabiliyetler de tedarikçi seçiminde belirleyici oluyor. Sungrow’un bütünleşik BESS çözümleri öne çıktı Wood Mackenzie’nin BESS sıralamasında, farklı enerji depolama bileşenlerini fabrikada monte edilmiş tek bir AC bağlantılı sistem içinde buluşturan çözümler değerlendirildi. Bu sistemlerde şu temel bileşenler aynı yapı altında bir araya getiriliyor: Batarya modülleri Güç dönüşüm sistemi (PCS) Batarya yönetim sistemi (BMS) Termal yönetim altyapısı Kontrol ve enerji yönetim sistemleri Araştırmada üreticilerin yalnızca ürün teknolojisi değil, projenin bütün yaşam döngüsünde hizmet sunma yetkinliği de incelendi. Satış öncesi mühendislik, sistem tasarımı, kurulum, devreye alma, işletme ve bakım hizmetleriyle garanti süreçleri değerlendirmeye dahil edildi. Sungrow’un şebeke ölçeğindeki projelere yönelik bütünleşik çözüm yaklaşımı, BESS entegratörleri kategorisindeki liderliğinde etkili oldu. Solar invertör üreticileri kapsamlı kriterlerle değerlendirildi Wood Mackenzie tarafından yılda iki kez yayımlanan solar invertör üreticileri sıralaması ise sektörün üretim, teknoloji ve finansal yapısını karşılaştırmalı olarak ele alıyor. Değerlendirmede şirketlerin üretim kapasiteleri ve sevkiyat hacimlerinin yanında kapasite kullanım oranları, üretim deneyimi, satış sonrası hizmetleri ve bağımsız kuruluşlardan aldıkları sertifikalar da incelendi. Solar invertör sıralamasında dikkate alınan başlıca kriterler arasında şunlar yer aldı: Değerlendirme alanı İncelenen başlıklar Üretim Kapasite, deneyim ve kapasite kullanım oranı Teknoloji Ürün olgunluğu, verimlilik ve inovasyon Ar-Ge Araştırma bütçesi ve yeni ürün geliştirme kabiliyeti Finans Mali yapı ve uzun vadeli dayanıklılık Hizmet Satış sonrası destek ve yerel servis kapasitesi ESG Çevresel, sosyal ve yönetişim performansı Sertifikasyon Bağımsız kuruluşların test ve onayları Tedarik zinciri Dikey entegrasyon ve tedarik güvenliği Sungrow’un hem BESS hem de solar invertör kategorisinde lider olması, şirketin ürün tedariğinden uzun vadeli sistem işletmesine kadar uzanan geniş bir çözüm kapasitesine sahip olduğunu ortaya koydu. Sungrow A Sınıfı derecelendirme aldı Wood Mackenzie, Sungrow’u yaptığı kapsamlı değerlendirme sonucunda A Sınıfı kategorisinde derecelendirdi. Bu derecelendirmede teknoloji olgunluğu, Ar-Ge yatırımları, ürün güvenliği, dikey entegrasyon, tedarik zinciri dayanıklılığı, ESG performansı ve finansal güç gibi alanlar dikkate alındı. Araştırmada kullanılan veriler; üretici anketleri, kamuya açıklanan finansal bildirimler, Wood Mackenzie’nin sektörel veri tabanları ve şirketlerle gerçekleştirilen görüşmelerden derlendi. Sıralamaların enerji hizmeti şirketleri, bağımsız enerji üreticileri ve proje geliştiricileri için tedarikçi seçiminde karşılaştırmalı bir referans oluşturması hedefleniyor. “Müşteriler uzun vadeli destek sunan ortaklar arıyor” Sungrow’un Almanya, Avusturya, İsviçre, Benelüks, Nordik ülkeler ve Türkiye bölgelerinden sorumlu Avrupa Başkan Yardımcısı Moritz Rolf, Wood Mackenzie sıralamalarında elde edilen sonucun şirketin küresel enerji pazarındaki konumunu yansıttığını söyledi. Enerji projelerinin giderek büyüdüğünü ve teknik açıdan daha karmaşık hâle geldiğini belirten Rolf, müşterilerin gelişmiş teknolojinin yanında kanıtlanmış proje uygulama kabiliyeti ile uzun vadeli yerel destek sunabilen iş ortaklarına ihtiyaç duyduğunu ifade etti. Araştırma sonuçları da enerji yatırımcılarının satın alma kararlarında sistemlerin bütün yaşam döngüsünü dikkate almaya başladığını gösterdi. Özellikle büyük ölçekli depolama projelerinde tasarım, devreye alma tecrübesi ve uzun vadeli işletme performansı, üreticileri birbirinden ayıran temel unsurlar arasına girdi. PowerTitan 3.0 büyük ölçekli projelere odaklanıyor Sungrow’un şebeke ölçeğindeki batarya depolama çözümlerinin merkezinde PowerTitan 3.0 platformu bulunuyor. Platform; farklı proje ihtiyaçlarına uyarlanabilen esnek konfigürasyonlarının yanında elektrik şebekesinin dengelenmesine yönelik gelişmiş özellikler sunuyor. Bunlar arasında şebekenin harici enerji kaynağı olmadan yeniden başlatılmasını sağlayan black start, atalet desteği ve milisaniye seviyesindeki gerilim regülasyonu yer alıyor. PowerTitan 3.0’ın ön kurulum ve ön devreye alma işlemlerinin fabrikada tamamlanması, sahadaki montaj süresinin kısaltılmasını ve sistemin daha hızlı işletmeye alınmasını sağlıyor. Şirket, sistem verimliliğini ve güvenliği artırmanın yanı sıra enerji depolama tesislerinin uzun vadeli işletme performansını geliştirmeye odaklanıyor. Masdar’dan 7,5 GWh’lik sipariş aldı Sungrow, PowerTitan 3.0 teknolojisi için Abu Dabi’de kurulacak gigawatt ölçekli, kesintisiz güneş enerjisi ve depolama projesi kapsamında Masdar’dan 7,5 GWh kapasiteli sipariş aldı. Güneş enerjisi üretimiyle batarya depolamayı aynı altyapıda birleştirecek projenin, yenilenebilir kaynaklardan günün 24 saati elektrik sağlanmasına yönelik büyük ölçekli uygulamalardan biri olması planlanıyor. Sungrow ayrıca 2026 yılı boyunca Avrupa genelinde toplam 10 GWh kapasiteli PowerTitan 3.0 teslimatı gerçekleştirmeyi öngörüyor. Şirketin enerji depolama sistemleri; güvenlik donanımları, kolaylaştırılmış devreye alma süreçleri ve sistemin bütün kullanım ömrünü kapsayan işletme-bakım hizmetleriyle destekleniyor. Avrupa’daki yerel yapılanmasını güçlendiriyor Sungrow, küresel üretim ve teknoloji kapasitesini Avrupa’daki bölgesel satış, servis ve teknik destek ekipleriyle birleştiriyor. Şirket; Birleşik Krallık, Belçika ve İspanya başta olmak üzere Avrupa’daki büyük ölçekli enerji projelerinde yer alıyor. Avrupa’nın yanı sıra Asya-Pasifik, Orta Doğu ve Latin Amerika’daki yüksek kapasiteli projeler de Sungrow’un enerji depolama portföyünün büyümesine katkı sağlıyor. Şirket, BloombergNEF değerlendirmelerinde de PV invertör, enerji depolama sistemi ve PCS kategorilerinde finansal güvenilirlik açısından öne çıkan markalar arasında gösteriliyor. Wood Mackenzie’nin iki ayrı sıralamasında elde edilen liderlik, Sungrow’un güneş enerjisinin elektrik şebekesine aktarılmasından fazla üretimin bataryalarda depolanmasına kadar uzanan enerji altyapısının iki kritik alanındaki konumunu güçlendirdi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Pirelli , Pyrum, Synthos ve BASF, Hurda Lastiklerin Döngüsel Dönüşümü İçin İşbirliği Yaptı Haber

Pirelli , Pyrum, Synthos ve BASF, Hurda Lastiklerin Döngüsel Dönüşümü İçin İşbirliği Yaptı

Sürdürülebilir mobilite vizyonu doğrultusunda yenilikçi teknolojilere öncülük eden Pirelli, ömrünü tamamlamış lastiklerden elde edilen geri dönüştürülmüş malzemelerin kullanımını artırmak ve endüstriyel ekosistemin geliştirilmesini destekleyen Tyre‑to‑tyre döngüsel ekonomi girişimini hayata geçirdi. Pirelli koordinasyonundaki ortaklar, Avrupa’da Tyre‑to‑tyre döngüsel ekonomi girişimini birlikte ilerletiyor ve ömrünü tamamlamış hurda lastiklerden elde edilen geri dönüştürülmüş malzemelerin kullanımını artırmak üzere tasarlanmış bir endüstriyel ekosistemin geliştirilmesini destekliyor. Süreç; Almanya genelindeki bazı Driver perakende satış noktalarından ve motor sporları faaliyetlerinden toplanan ömrünü tamamlamış lastiklerin yanı sıra Pirelli’nin Breuberg tesisinden toplanan hurda lastiklerden de yararlanıyor. Bu lastikler, taşıdıkları değeri en üst düzeye çıkarmak üzere tasarlanmış bir endüstriyel zincir aracılığıyla işlenerek, sentetik kauçuk da dahil olmak üzere ISCC PLUS programı kapsamında sertifikalandırılmış ikincil ham maddelere dönüştürülüyor. Bu sertifikasyon, değer zinciri boyunca izlenebilirlik sağlıyor ve döngüsel malzemelerin, en yüksek kalite ve performans standartları korunarak yeni Pirelli lastiklerinin üretiminde yeniden kullanılmasını mümkün kılıyor. Bu süreç kapsamında Pyrum, ömrünü tamamlamış lastikleri piroliz süreciyle iki değerli ikincil ham maddeye dönüştürüyor: geri kazanılmış karbon siyahı (rCB) ve lastik piroliz yağı (TPO). Geri kazanılmış karbon siyahının kalitesi iyileştirilirken, Pirelli’nin Avrupa’daki üretiminde yeniden kullanılarak birincil karbon siyahının yerini kısmen alıyor. Eş zamanlı olarak TPO, bütadien ve stiren gibi kimyasal ürünlerin üretim sürecinde fosil bazlı ham maddelerle birlikte kullanılmak üzere BASF’ye tedarik ediliyor. Kütle dengesi yaklaşımı, geri dönüştürülmüş içeriğin ISCC PLUS sertifikalı Ccycled® ürünlerine dönüştürülmesini mümkün kılıyor. Bu döngüsel malzemeler daha sonra Synthos tarafından yüksek performanslı lastik uygulamalarına yönelik ISCC PLUS sertifikalı sentetik kauçuk üretiminde kullanılıyor. Pirelli ise bu malzemeyi üretim süreçlerine yeniden dahil ederek döngüyü tamamlıyor. Proje, gerçek ürün döngüselliğinin tek bir şirketin tek başına hareket etmesiyle sağlanamayacağı yaklaşımını ortaya koyuyor. Bu yaklaşım; ortak bir malzeme döngüsü etrafında dönüşüm sürecinin farklı aşamalarına katkı sunan, birbirini tamamlayıcı uzmanlıklara sahip paydaşlardan oluşan endüstriyel ekosistemlerin kurulmasını gerektiriyor. Pirelli öncülüğünde yürütülen proje; ortak bir malzeme döngüsü etrafında, dönüşüm sürecinin farklı aşamalarına katkıda bulunan ve birbirini tamamlayan uzmanlıklara sahip aktörlerin yer aldığı koordine bir endüstriyel ekosistemi yansıtıyor. Avrupa’da hayata geçirilen Tyre-to-tyre projesi, bu yaklaşımın bugüne kadarki en kapsamlı uygulamasını temsil ediyor. Proje, ömrünü tamamlamış lastiklerin yapılandırılmış ve izlenebilir bir endüstriyel döngü içinde değerli bir kaynağa dönüştürülebileceğini ortaya koyuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

HAVELSAN'ın 4 Yazılımı NATO Sınavını Geçti Haber

HAVELSAN'ın 4 Yazılımı NATO Sınavını Geçti

HAVELSAN'ın komuta kontrol, veri paylaşımı, güvenli bilgi aktarımı ve sistem entegrasyonu alanındaki 4 yazılım yeteneği, Polonya'da düzenlenen CWIX Tatbikatı'nda testleri başarıyla tamamlayarak NATO sertifikasyon sürecine dahil oldu. HAVELSAN, farklı ülkelerin ordularının, ortak operasyonlarında başarıyla görev yapmasını sağlayan çözümlerine yenilerini ekledi. Alınan bilgiye göre, HAVELSAN'nın geliştirdiği 4 yetenek, NATO'nun her yıl Polonya'da düzenlediği Coalition Warrior Interoperability Exploration, Experimentation, Examination Exercise (CWIX Tatbikatı) kapsamında NATO sertifikasyon sürecine dahil oldu. DOOB-HQ, KAPI, Embedded NONC2 ATA DLP ve LYNX yetenekleri, NATO sertifikasyonu kapsamında gerçekleştirilen Assurance Verification and Validation (AV&V) testlerini başarıyla tamamladı. Yetenekler, NATO Federe Görev Ağı (Federated Mission Networking-FMN) uyumluluğunun resmi olarak onaylanmasını sağlayan özel testlerden geçti. Ülkelerin komuta kontrol bilgi sistemlerinin hem NATO hem de diğer ülkelerin sistemleriyle karşılıklı çalışabilirliğinin test edildiği CWIX Tatbikatı'nda FMN Spiral 4 sertifikasyonlarının alınması, 2025-2027 yıllarında icra edilecek NATO görevlerine katılım açısından önemli ön şartlar arasında yer alıyor. HAVELSAN'ın yeni yeteneklerinin sertifikasyon sürecine dahil olması, şirket ürünlerinin NATO standartlarıyla uyum ve karşılıklı çalışabilirlik alanında ulaştığı yetkinliği ortaya koydu. HAVELSAN böylelikle daha önce bu alanda NATO standartlarını yakalayan ürünlerini komuta kontrol, sistem entegrasyonu, güvenli veri paylaşımı ve taktik haberleşme alanlarındaki 4 kritik yazılım yeteneğiyle genişletmiş oldu. Yeni milli yazılımlar NATO'da ilk kez vitrine çıktı HAVELSAN, geliştirdiği yeteneklerle 2012'den bu yana CWIX Tatbikatı'na aktif katılım sağlıyor. Şirket, 2019'da DOOB ve KAŞİF, 2023'te ADVENT CMS ve ADVENT MARTI, 2024'te KARTAL ve NONC2 ATA DLP, 2025'te ise DOOB-HQ, DOOB-TACTICAL, KAŞİF, OCTOPUS, NONC2 ATA DLP ve TDLYM ürünleriyle AV&V sertifikasyonu almaya hak kazandı. Bu yıl 6-26 Haziran 2026 tarihlerinde gerçekleştirilen CWIX Tatbikatı'na NATO ve Avrupa Birliği dahil 46 ülkeden, 20 farklı ilgi alanında 780 sistem ve 3 binden fazla personel katıldı. HAVELSAN ise tatbikatta 43 personel ve 16 sistemle faaliyet gösterdi. Şirket, MIP, TDL, MDC2, DM, COMMS, GEOMETOC, CBRN, FMNCS, AIR, MARITIME, M&S ve CYBER odak alanlarında ADVENT KALYON, ADVENT UFUK, TALAY/REI, DOOB-HEADQUARTER, DOOB-MOBILE, KAŞİF, KBRN, OCTOPUS, KAPI, NONC2 ATA DLP, Embedded NONC2 ATA DLP, LYNX, I-SMART, FIVE, RTaaS ve ICS SENTINEL sistemleriyle görev yaptı. HAVELSAN ayrıca bu yıl Hava Odak Alanı'na LYNX ve Embedded NONC2 ATA DLP, GEOMETOC Odak Alanı'na ADVENT TALAY/REI, FMN Ana Yetenekler Odak Alanı'na KAPI, Siber Odak Alanı'na ICS SENTINEL, Modelleme ve Simülasyon Odak Alanı'na ise FIVE yetenekleriyle ilk kez katıldı. ⁠Milli yazılımlara uluslararası kabul HAVELSAN Genel Müdürü Mehmet Akif Nacar, konuya ilişkin değerlendirmesinde, CWIX Tatbikatı'nda 4 yeni yeteneğin NATO sertifikasyon sürecine dahil olmasının, milli yazılımların uluslararası alanda kabul gördüğünün ve en yüksek birlikte çalışabilirlik standartlarını karşıladığının somut bir göstergesi olduğunu söyledi. Nacar, şunları kaydetti: "Uzun zamandır sahip olduğumuz NATO standartlarında sistem oluşturma ve uyuşum tecrübesini aldığımız sertifikalar ile daha da pekiştirdik. Müşterek Harekat, Siber ve Modelleme Simülasyon Odak Alanları ile artırdığımız katılımın ivmesini önümüzdeki dönemde Yapay Zeka Destekli Komuta Kontrol yetenekleri ile sürdüreceğiz. Proaktif bir yaklaşımla Türk Silahlı Kuvvetlerinin modern muharebenin gereği olan ihtiyaçlarını karşılayacak yetenekler geliştirmeye ve uluslararası alanda rekabetçi çözümler üretmeye devam etmekteyiz." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ali Taha Koç’a Dünya GSM Birliği’nde stratejik görev Haber

Ali Taha Koç’a Dünya GSM Birliği’nde stratejik görev

Turkcell Genel Müdürü Dr. Ali Taha Koç, Dünya GSM Birliği GSMA’nın Teknoloji Grubu Başkanı oldu. Ürün ve teknoloji mimarisi, şebeke evrimi, iş birliklerinin genişletilmesi, global standartlar ve çalışma gruplarının koordinasyonu gibi başlıklarda çalışmalar yürüterek Yönetim Kurulu’na destek veren GSMA Teknoloji Grubu, birlik bünyesinde önemli bir görev üstleniyor. Dr. Ali Taha Koç’un GSMA Teknoloji Grubu Başkanı seçilmesi, Turkcell’in GSMA Yönetim Kurulu üyeliğiyle güçlenen küresel temsilini daha da stratejik bir seviyeye taşıyor. Bu yeni görev, Türkiye’nin ve Turkcell’in mobil iletişim, dijital altyapı, yapay zekâ, siber güvenlik gibi alanlarda sektöre daha etkin katkı sunması açısından da büyük öneme sahip. “Türkiye’nin ve Turkcell’in teknoloji vizyonunu küresel ölçekte temsil ediyoruz” GSMA gibi dünya mobil iletişim sektörüne yön veren bir kuruluşta böylesine önemli bir görev daha üstlenmekten duyduğu gururu ifade eden Turkcell Genel Müdürü Dr. Ali Taha Koç şunları söyledi: “GSMA, mobil iletişim sektörünün ortak aklı, ortak sesi ve en güçlü küresel buluşma platformu konumunda. Turkcell olarak GSMA ile 25 yılı aşkın süredir devam eden köklü bir iş birliğimiz var. Bu görevi hem Türkiye’nin hem de Turkcell’in teknoloji vizyonunu küresel ölçekte temsil etmek adına çok önemli bir fırsat ve sorumluluk olarak görüyoruz. Turkcell’in 32 yıllık liderlik birikimini, güçlü saha deneyimini, dijital servislerdeki uzmanlığını ve insan odaklı teknoloji yaklaşımını global ekosistemle paylaşmayı sürdüreceğiz. Amacımız, yapay zekâ, güvenlik, otonom şebekeler ve yeni nesil bağlantı teknolojileri gibi alanlarda sektörümüzün daha somut, uygulanabilir ve ortak fayda üreten sonuçlara ulaşmasını sağlamak.” “Türkiye, konumu ve potansiyeliyle global teknoloji ekosistemi içinde özel bir yere sahip” Turkcell’in GSMA çatısı altında politika, teknoloji ve strateji gibi çok geniş bir yelpazede aktif rol üstlendiğine de işaret eden Dr. Koç, “Türkiye; Avrupa, Orta Doğu, Kuzey Afrika, Kafkasya ve Orta Asya arasındaki köprü konumuyla ve genç nüfusuyla küresel teknoloji ekosistemi içinde çok özel bir yere sahip. Bu yeni dönemde de GSMA gündemine ve ülkemizin dijitalleşmesine ciddi katkılar sunmayı sürdüreceğiz. Bu vesileyle beni bu göreve layık gören GSMA yönetimine ve üyelerine teşekkürlerimi sunuyorum” dedi. Hindistan’da düzenlenecek olan Teknoloji Grubu toplantılarına başkanlık edecek Dr. Ali Taha Koç, yeni görevi kapsamında 5 Ekim 2026’da Hindistan’ın Yeni Delhi kentinde düzenlenecek GSMA Teknoloji Grubu toplantılarına da başkanlık edecek. Toplantıda mobil iletişim sektörünün teknoloji yol haritası, güvenli ve sürdürülebilir dijital altyapılar, operatörler arası ortak çalışma alanları ve küresel ölçekte birlikte çalışabilirliği güçlendirecek başlıkların ele alınması planlanıyor. Güvenlikten iş birliğine kadar pek çok alanda sektörün gündemini belirliyor GSMA Teknoloji Grubu, yeni nesil şebeke mimarileri, ağ dilimleme (network slicing) ve bulut tabanlı teknoloji uygulamaları gibi alanlarda sektörün ortak standartlarını belirliyor. Grup ayrıca siber güvenlik, kullanıcı rızası yönetimi, kritik acil çağrı servisleri ve küresel ağ sertifikasyon süreçlerinde de bu standardizasyon çalışmalarını yürütüyor. Yapay zekâ odaklı otonom ağ yönetimi, gelişmiş bulut altyapıları ve büyük teknoloji şirketleriyle yürütülen teknoloji iş birlikleriyle mobil ekosistemin teknolojik dönüşümüne ve geleceğin dijital altyapı gündemine yön veriyor. Bu çalışmalar, 5G’nin yaygınlaşması ve 6G’ye hazırlık sürecinde mobil operatörlerin eşgüdüm içinde hareket etmesi açısından yol gösterici bir rol oynuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Nükleer Sanayide Yeni İş Birlikleri NPPES 2026'da Şekillendi Haber

Nükleer Sanayide Yeni İş Birlikleri NPPES 2026'da Şekillendi

Türkiye’nin yanı sıra Balkanlar, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’nın nükleer enerji alanındaki en kapsamlı buluşması olan 12. Nükleer Santraller Zirvesi - NPPES, 30 Haziran - 1 Temmuz 2026 tarihleri arasında İstanbul Teknik Üniversitesi Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Ankara Sanayi Odası (ASO) ve Nükleer Sanayi Derneği (NSD) tarafından, T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın destekleriyle düzenlenen zirve, iki gün boyunca yaklaşık bin 100 sektör temsilcisini bir araya getirdi. Bu yıl 86 firmanın katıldığı NPPES 2026’da; Rusya, Kanada, Çin Halk Cumhuriyeti, Amerika Birleşik Devletleri, Güney Kore, Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya, Romanya, Bulgaristan, Ukrayna, Birleşik Arap Emirlikleri ve Çek Cumhuriyeti başta olmak üzere birçok ülkeden kamu temsilcileri, teknoloji sağlayıcıları, sanayi kuruluşları, sektörel örgütler ve akademisyenler yer aldı. “Nükleer hedefin tek yolu güçlü ve yerli sanayi” Türkiye'nin hedefinin nükleer enerji üreten bir ülke olmak olmaması gerektiğini belirten ASO Başkanı Seyit Ardıç, "Türkiye'nin hedefi; nükleer teknolojiyi anlayan, geliştiren, ihraç eden ve uluslararası nükleer tedarik zincirlerinde söz sahibi olan bir ülke olmaktır. Bu hedefin tek bir yolu vardır: Güçlü, hazırlıklı ve belgelenmiş bir yerli sanayi" diye konuştu. Nükleerde yükselen bir sanayi, diğer sanayi kollarını da yukarı taşır Türkiye'nin Akkuyu'da oluşturduğu bilgi birikimini, yetişen insan kaynağını ve gelişen sanayi altyapısını Sinop'ta daha ileri bir seviyeye taşımanın, nükleer ekosistemini kalıcı ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturacağını ifade eden Başkan Ardıç, "Üstelik nükleer sanayi, en yüksek kalite standardını, en ileri mühendisliği ve en güçlü sertifikasyon kültürünü zorunlu kılar. Nükleer kalite eşiğini aşan bir sanayi, bu yetkinliği savunmadan havacılığa, otomotivden sağlığa kadar bütün yüksek teknoloji alanlarına taşıyacak bir dönüşüm gücü kazanır. Yani nükleerde yükselen bir sanayi, aslında bütün sanayisini yukarı taşır." dedi. Türkiye’’nin nükleer enerji vizyonu için NPPES’te şekilleniyor Nükleer Sanayi Derneği Başkanı Alikaan Çiftçi ise nükleer enerjinin Türkiye’nin enerji yol haritasındaki stratejik rolüne dikkat çekerek şunları söyledi: “NPPES kapsamında bu yıl devreye alınması hedeflenen Akkuyu Nükleer Güç Santrali’ndeki son gelişmeleri değerlendirme fırsatı bulduk. Bunun yanı sıra, Sinop ve Trakya’da hayata geçirilmesi planlanan ikinci ve üçüncü nükleer santral projelerine ilgi gösteren uluslararası teknoloji şirketleri ve sektör temsilcileriyle önemli görüşmeler gerçekleştirdik. NPPES, Türkiye’deki nükleer enerji projelerinin yakından takip edildiği, uluslararası iş birliklerinin geliştirildiği ve yerli sanayimizin küresel nükleer tedarik zincirine entegrasyonuna katkı sağlayan önemli bir platform olmayı sürdürüyor.” NPPES’te 199 yeni iş görüşmesi gerçekleşti Zirve kapsamında bu yıl 199 yeni iş görüşmesi gerçekleştirildi. İş geliştirme görüşmelerinin yanı sıra nükleer sanayi ekosisteminin güçlenmesine katkı sağlayacak önemli iş birliği anlaşmalarına da imza atıldı. Ankara Sanayi Odası Nükleer Sanayi Kümelenmesi (ASONÜKSAK) ile Çin Nükleer Derneği (Chinese Nuclear Society - CNS) arasında bir iş birliği anlaşması imzalanırken, Nükleer Sanayi Derneği ile Kazakistan Atomik Endüstri Geliştirme Derneği (Atomic Industry Development Association - AIDA) arasında iyi niyet protokolü hayata geçirildi. FİGES Grup şirketi ThorAtom ile INFINITIX arasında da bir iyi niyet protokolü imzalandı. Yerli ve yabancı uzmanlar sektörün geleceğini değerlendirdi NPPES 2026 kapsamında iki gün boyunca altı panel oturumu ve dokuz özel sunum gerçekleştirildi. Nükleer enerji sektörünün gündemindeki güncel başlıklar yerli ve yabancı uzmanlar tarafından ele alınırken, stand alanlarında da sektörün en yeni teknolojileri ve çözümleri katılımcılarla buluşturuldu. Kanada ile yerli sanayiciler arasında kapsamlı ikili görüşmeler gerçekleşti Türkiye’nin ikinci nükleer santral projesiyle yakından ilgilenen Kanadalı teknoloji geliştiricilerinin yoğun katılım gösterdiği NPPES'te, Kanada’nın geliştirdiği CANDU reaktör teknolojisine yönelik özel bir ‘CANDU Tedarik Zinciri Toplantısı’ düzenlendi. Ayrıca Kanada Nükleer Derneği ile Nükleer Sanayi Derneği’nin gerçekleştirdiği iş birliği oturumunda, Türkiye ve bölge ülkelerindeki nükleer enerji projelerinde ortaya çıkan yeni fırsatlar ve tedarik zinciri olanakları değerlendirildi. Açılışta üst düzey katılım NPPES’in açılışında; T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Nükleer Enerji Genel Müdürü Salih Sarı, İstanbul Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hasan Mandal, ABD İstanbul Başkonsolosu Michael Lally, Kanada’nın Türkiye Maslahatgüzarı Larisa Galadza, Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç, Nükleer Sanayi Derneği Başkanı Alikaan Çiftçi, Akkuyu Nuclear A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Anton Dedusenko, SNPTC Uluslararası İşler Direktörü Sayın Fei Min, AtkinsRéalis & Nuclear Canada Kıdemli Başkan Yardımcısı ve CANDU International Başkanı Gary Rose ve Romanya Ulusal Nükleer Elektrik Şirketi (SNN) COO’su Emil Macovei konuşma yaptı. NPPES 2026’ya, sektörün önde gelen uluslararası şirketlerinden AtkinsRéalis, IC Nuclear Technology, SPIC, Nukem Technologies, Nuclean, Rosatom, Kinectrics ve Framatome başta olmak üzere çok sayıda firma katılım sağladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yeni Nükleer Çağ İstanbul’da Şekilleniyor Haber

Yeni Nükleer Çağ İstanbul’da Şekilleniyor

12. Nükleer Santraller Zirvesi - NPPES, İstanbul Teknik Üniversitesi Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde başladı. Ankara Sanayi Odası (ASO) ve Nükleer Sanayi Derneği (NSD) tarafından Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın destekleriyle düzenlenen Zirve, bu yıl “Yeni Nükleer Çağ: Sanayiyi, İnovasyonu ve Net Sıfır Hedeflerini Güçlendirmek” temasıyla hayata geçiriliyor. İki gün sürecek Zirve, nükleer enerji alanında küresel ölçekte teknoloji üreticilerini, karar vericileri, alanında uzman konuşmacıları ve yerli sanayicileri bir araya getiriyor. NPPES’in açılışında; T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Nükleer Enerji Genel Müdürü Salih Sarı, İstanbul Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hasan Mandal, ABD İstanbul Başkonsolosu Michael Lally, Kanada’nın Türkiye Maslahatgüzarı Larisa Galadza, Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç, Nükleer Sanayi Derneği Başkanı Alikaan Çiftçi, Akkuyu Nuclear A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Anton Dedusenko, SNPTC Uluslararası İşler Direktörü Sayın Fei Min, AtkinsRéalis & Nuclear Canada Kıdemli Başkan Yardımcısı ve CANDU International Başkanı Gary Rose ve Romanya Ulusal Nükleer Elektrik Şirketi (SNN) COO’su Emil Macovei konuşma yaptı. “Nükleer Enerji Bir Tercih Değil, Zorunluluktur” T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Nükleer Enerji Genel Müdürü Salih Sarı NPPES’in açılışında şunları aktardı: “NPPES’i yalnızca bir sektör toplantısı olarak değil; ülkemizin nükleer enerji yol haritasını, sanayi kabiliyetini, teknoloji geliştirme hedefini ve uluslararası iş birliklerini birlikte değerlendirebileceğimiz stratejik bir platform olarak görmekteyiz. Hedefimiz; 2035 yılına kadar 7,2 GW ve 2053 yılına kadar ise en az 20 GW nükleer kapasiteye ulaşmaktır. Bizim için nükleer enerji bir tercih değil; enerji arz güvenliği, ithal kaynaklara olan bağımlılığın ve karbon emisyonunun azaltımı, yüksek teknoloji gelişimi, güçlü bir sanayi ekosistem, nitelikli yeni işgücü ve enerji bağımsızlığı açısından bir zorunluluktur. Bu yıl içinde Akkuyu santralimizden ilk elektrik üretimini gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. Akkuyu’ya ek olarak biri Sinop ilimiz ve diğeri Trakya bölgemizde iki konvansiyonel nükleer santral projemizi daha hayata geçirmeye yönelik çalışmalarımız devam ediyor. Akkuyu Projemizde özellikle yerlileştirme alanında önemli bir seviyeye ulaştık. Bugün itibarıyla Akkuyu’da 300’den fazla yerli firmamız; inşaat, malzeme ve ekipman tedariki ile test, sertifikasyon ve mühendislik hizmetlerinde yer almakta olup, yaklaşık 12 milyar ABD doları iş hacmine ulaşmıştır. Akkuyu projemizde edindiğimiz yerli sanayi katkısını ve insan kaynağı gelişimini yeni projelerde daha ileri bir seviyeye taşımayı hedefliyoruz. Konvansiyonel nükleer santrallerin yanı sıra SMR’lar da ülkemizin enerji stratejisinde kritik bir öneme sahiptir. Bu teknolojilere yönelik temel hedefimiz; 2053 yılına kadar en az 5 GW SMR kapasitesine ulaşmak; bu SMR’ları da kendi tasarlayan, üreten, işleten ve ihraç eden bir ülke olmaktır.” Türkiye’nin ilk tematik nükleer teknoparkı İTÜ’de kurulacak İstanbul Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hasan Mandal: “NPPES’in İTÜ’de yapılması, Türkiye’nin nükleer teknolojiyi sadece sahip olan ya da kullanan değil, aynı zamanda bu alanda kendi yetkinliğini hem insan kaynağı hem de ekosistem oluşturma açısından geliştirmeye kararlı bir ülke olduğunun göstergesidir.” Türkiye'nin ilk tematik teknoparkının nükleer temasıyla İTÜ'de kurulacağını dile getiren Prof. Dr. Mandal, “Bu bizim için büyük bir heyecan ama bundan daha da fazlası önemli bir sorumluluk. Bunun yalnızca İTÜ’nün insan kaynağıyla sınırlı kalmaması, tüm ekosistemi kapsayacak şekilde gelişmesi önemli” dedi. Prof. Dr. Mandal, Türkiye’nin kendi kendine yeten nükleer teknolojiye sahip olması için Nükleer Teknoloji Araştırma Merkezi’nin kurulması çalışmalarının stratejik rolüne de değindi. “İkili ilişkilerimizin 100. yılında sivil nükleer enerjiyi Türkiye-ABD ilişkilerinin yeni sütunlarından biri haline getirelim” ABD İstanbul Başkonsolosu Michael Lally ise şunları aktardı: “Yapay zeka ve veri merkezi altyapılarının Türkiye’de hızla büyümesi, nükleer enerjiye yönelik talebin yeni ve önemli bir kaynağını oluşturmaktadır. Bu gelişme, tüm ekosistemin büyümesini hızlandırabilir. Türkiye, SMR’ların devreye alınmasını mümkün kılacak kural ve düzenlemeleri geliştirme yönünde çalışmalar yürütmektedir. Bu çalışmalar kritik önemdedir ve Amerika Birleşik Devletleri bunu desteklemekten gurur duymaktadır. Türkiye, sivil nükleer enerji alanında yüksek kaliteli araştırmalar yürüten seçkin üniversitelere sahiptir. ABD–Türkiye akademik ve araştırma değişim programları zaten ilişkimizin dinamik bir parçasıdır ve Amerika Birleşik Devletleri bu bağların daha da güçlendirilmesi için net bir fırsat görmektedir.” Lally sözlerine şöyle devam etti: “Nükleer ekosistem için nükleer sertifikasyona sahip elektrikçiler, kaynakçılar ve boru tesisatçılarına da ihtiyaç vardır. Türkiye’deki teknik ve meslek okullarının bu iş gücünü yetiştirebilmek için müfredatlarını güncellemesi gerekecektir. ABD bunu teşvik etmektedir; çünkü nitelikli bir Türk iş gücü yalnızca Türkiye için değil, burada yatırım yapmak isteyen tüm Amerikan şirketleri için de faydalıdır. Önümüzdeki yıl ikili ilişkilerimizin 100. yılını kutlarken, sivil nükleer enerjiyi de Türkiye-ABD ilişkilerinin yeni ve stratejik sütunlarından biri haline getirelim.” Kanada’nın Türkiye Maslahatgüzarı Larisa Galadza ise şunları paylaştı: “Kanada, yetmiş yılı aşkın süredir küresel nükleer endüstrinin şekillenmesine katkı sağlamaktadır. Uranyum üretimi ve yakıt hizmetlerinden reaktör tasarımına, işletmeden güvenlik, düzenleme ve araştırma faaliyetlerine kadar nükleer değer zincirinin neredeyse her aşamasında Kanadalılar önemli roller üstlenmiştir. Küresel nükleer rönesansın, Türkiye de dahil olmak üzere dünya genelinde benzeri görülmemiş fırsatlar yarattığının farkındayız. Aynı zamanda Türkiye’nin sanayi altyapısının, mühendislik kapasitesinin ve üretim sektörünün sahip olduğu etkileyici yetkinlikleri de takdir ediyoruz. Kanada, ister ortak inovasyon çalışmaları, ister tedarik zinciri ortaklıkları, iş gücünün geliştirilmesi, araştırma iş birlikleri, yerlileştirme faaliyetleri ya da uzun vadeli endüstriyel iş birlikleri yoluyla olsun, en başarılı nükleer projelerin tüm taraflara fayda sağlayan projeler olduğuna inanmaktadır.” ASO Başkanı: “Yerli Sanayi Nükleer Tedarik Zincirinin Parçası Olmalı” Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç NPPES 2026’daki konuşmasında şunları paylaştı: “Nükleer enerji; enerji arz güvenliğini destekleyen, yüksek teknoloji üretimini teşvik eden, nitelikli insan kaynağı yetiştiren ve uluslararası iş birlikleriyle sanayi ekosistemini ileriye taşıyan stratejik bir kalkınma platformudur. Enerji güvenliği, iklim değişikliği ve teknolojik dönüşümün aynı anda yaşandığı bir dönemde nükleer enerji, düşük karbonlu yapısı, yüksek kapasite faktörü ve kesintisiz arz güvenliğiyle yeniden küresel gündemin merkezine yerleşmiştir. ABD’den Çin’e, Fransa’dan Güney Kore’ye kadar birçok ülke yeni yatırımlara yönelirken, Türkiye de Akkuyu’nun ardından Sinop ve Trakya’da planlanan santraller ve SMR’ları kapsayan bütüncül bir nükleer program yürütmektedir. Hedefimiz 2050’ye kadar 20 GW nükleer kurulu güce ulaşmak ve bunun en az 5 GW’ını küçük modüler reaktörlerden karşılamaktır. Akkuyu ile nükleer enerjiyle tanıştık, Sinop ile nükleer teknolojiye ortak olmalıyız. Bugün Akkuyu’da yerlilik oranı yüzde 55’e yaklaşmıştır. Ancak bu potansiyel kendiliğinden katma değere dönüşmemektedir; bu nedenle yerli katkının sistematik bir yaklaşımla yönetilmesi kritik önemdedir. ASO tarafından NÜKSAK ve NETBİS bu amaçla geliştirilmiş yapılardır; hedefimiz Anadolu firmalarının nükleer kalite standartlarında küresel tedarik zincirine dahil olmasını sağlamaktır. 12’nci Nükleer Santraller Zirvesi’nin de bu kapsamda yeni iş birliklerine, yeni yatırımlara ve ülkemizin nükleer enerji hedeflerine güçlü katkılar sunacağına inanıyorum.” Türkiye’yi Nükleer Ekosistem Ülkesine Dönüştürmeyi Hedefliyoruz Nükleer Sanayi Derneği Başkanı Alikaan Çiftçi “Nükleer enerji; sanayi, dijitalleşme, yapay zeka, veri merkezleri, ileri tıp, tarım teknolojileri, uzay çalışmaları ve izotop üretimi gibi geleceğin kritik alanlarını besleyen; ekonomik kalkınma, teknolojik dönüşüm ve stratejik bağımsızlığın temel unsurlarından biri haline geldi. Türkiye olarak bizim de hedefimiz net: Türkiye’yi yalnızca enerji tüketen bir ülke olmaktan çıkarıp, üretim yapan, teknoloji geliştiren ve ihracat gerçekleştiren bir nükleer ekosistem ülkesine dönüştürebilmek. Akkuyu NGS ile başladığımız nükleer enerji yolculuğumuza Sinop ve Trakya’daki yeni yatırımlar ve SMR projeleriyle devam ediyoruz. SMR teknolojilerinin; ileri imalat, modüler üretim ve ihracat kapasitesi açısından Türkiye için stratejik bir fırsat alanı olduğuna inanıyoruz. Arz güvenliği ve baz yük kapasitesi açısından kritik rol oynayacak nükleer güç santrallerinin yerlileştirme politikalarında, sanayicilerimizin uzmanlıklarıyla yüksek katma değerli üretim fırsatları yakalayacağına inanıyorum” diye konuştu. Akkuyu Nuclear A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Anton Dedusenko ise şunları ifade etti: “2026 yılını 1. Ünitenin devreye alma yılı yapmak için çalışmalarımızı yoğunlaştırıyoruz. 1. Ünitedeki inşaat faaliyetleri tamamlandı. Reaktöre simüle edilmiş yakıt demetlerini yükledik ve reaktör montajını tamamladık. Şu anda, ünitenin sonraki devreye alma aşamalarına hazır olduğundan emin olmak için gerekli ayarlama işlemlerinden biri olan soğuk hidrolik testleri gerçekleştiriyoruz. Bugün 1. Ünitede tamamlamakta olduğumuz tüm bu aşamalar, diğer üç ünitenin de aynı yolu izlemesinin önünü açıyor. Ayrıca 2. Ünitede ön devreye alma çalışmalarına başlamak için gerekli izni aldık. Bu da şantiyenin tamamında çalışmaların tam hızla sürdüğünü gösteriyor. Nükleer enerjinin yalnızca istikrarlı ve düşük karbonlu bir enerji kaynağı değil, aynı zamanda iklim ve altyapı alanlarındaki zorluklara çözüm sunan teknolojik bir platform olduğunu vurgulayan Dedusenko, sözlerini şöyle sürdürdü: “Son yıllarda nükleer enerjinin iklim gündemindeki rolüne ilişkin tartışmaların daha odaklı hale gelmesi büyük önem taşıyor. Bizim için önemli olan, bu tür çözümlerin halihazırda mevcut olduğunu, pratik uygulamalara sahip bulunduğunu ve belirli ülkelerin ve bölgelerin ihtiyaçlarına uyarlanabildiğini ortaya koyabilmektir.” Türkiye’de 100 Yıllık Ortaklık Geliştirmeyi Hedefliyoruz AtkinsRéalis’in 100 yılı aşkın bir geçmişe sahip olduğuna dikkat çeken AtkinsRéalis & Nuclear Canada Kıdemli Başkan Yardımcısı ve CANDU International Başkanı Gary Rose şunları söyledi:“Dünyanın nükleer enerji için yeni bir döneme, bir rönesansa girdiğine inanıyoruz. Kanada Hükümeti’ne ait CANDU teknolojisi; başarıyla inşa edilebilen, işletilebilen, modernize edilebilen ve uzun vadede sürdürülebilen bir teknoloji olduğunu kanıtlamıştır. CANDU’yu farklı kılan en önemli unsurlardan biri yerelleştirme kabiliyetidir; yerelleştirme yalnızca bir tedarik stratejisi değil, aynı zamanda bir ülke inşa etme stratejisidir. Artık mesele yalnızca elektrik satın almak değildir. Asıl mesele; yerli sanayiyi geliştirerek, nitelikli iş gücü oluşturarak, mühendisler yetiştirerek, yerli üretimi destekleyerek ve uzun vadeli bir nükleer ekosistem kurarak ulusal yetkinlik oluşturmaktır. Türkiye’nin nükleer enerji hedefleri bu açıdan son derece önemlidir. Türkiye’deki paydaşlarla 100 yıllık bir ortaklık geliştirmeyi ve sürdürülebilir bir nükleer ekosistem ile tedarik zinciri ekonomisinin temellerini atmayı hedefliyoruz. Bu kapsamda Türk tedarik zincirlerinin inşaat, işletme, bakım ve modernizasyon faaliyetlerine entegre edilmesi, Türk şirketlerinin nükleer tedarikçi olarak yetkilendirilmesi ve üniversiteler ile araştırma kurumlarıyla iş birlikleri yoluyla insan kaynağının geliştirilmesi yer almaktadır. Kanada’da bir CANDU reaktörünün ekipman ve bileşenlerinin yüzde 85’inden fazlası yerli üreticiler tarafından sağlanabilmektedir. Bu model, 250’den fazla şirketten oluşan bir tedarik zincirini ve yaklaşık 90 bin istihdamı desteklemektedir. Benzer bir modeli Türkiye’de de hayata geçirmeyi amaçlıyoruz. Çinli SNPTC’den Türkiye’ye Nükleer Teknoloji ve Eğitim Desteği Mesajı Dünya standartlarında nükleer teknolojilerini, kapsamlı proje yönetimi deneyimlerini ve güvenli ve verimli işletme konusundaki güçlü geçmişlerini Türkiye ile paylaşmaya hazır olduklarını ifade eden Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Nükleer Enerji Teknoloji Kurumu (SNPTC) Uluslararası İşler Direktörü Sayın Fei Min ise şunları paylaştı: “Çin Devlet Enerji Yatırım Kurumu (SPIC) olarak yerelleştirmenin ortak büyüme ve sürdürülebilir kalkınmaya yönelik bir taahhüt olduğuna inanıyoruz. Nükleer Sanayi Derneği ile iş birliği içinde Türkiye’de güçlü bir yerel nükleer tedarik zinciri oluşturmayı arzu ediyoruz. İleri nükleer teknolojilerin transferi, nükleer bileşenlerin yerel üretiminin desteklenmesi ve Türk mühendisler ile teknisyenlere kapsamlı eğitim programları sunulması alanlarında geniş bir iş birliği potansiyeli bulunduğuna inanıyoruz. Türkiye’nin kendi nükleer yetkinliklerini geliştirmesine, yüksek nitelikli istihdam yaratmasına ve sanayi inovasyonunu teşvik etmesine katkı sağlamaya hazırız. Romanya Ulusal Nükleer Elektrik Şirketi (SNN) COO’su Emil Macovei ise şunlara dikkat çekti “Romanya’da Cernavodă Nükleer Santrali’nde CANDU teknolojisi otuz yılı aşkın süredir güçlü bir güvenlik kültürü ve uluslararası düzeyde tanınan performansıyla işletiliyor. Nükleer sektörde tedarik zinciri ikincil bir konu değildir. Güvenlik, maliyet kontrolü, takvim disiplini ve kamu güveninin bir parçasıdır. Romanya’da şunu öğrendik: yerlileştirme yalnızca yerli içerik hedefi değildir. Gerçek yerlileştirme, nükleer kalite güvence sistemini, dokümantasyonu, izlenebilirliği, güvenlik kültürünü ve uzun vadeli sorumluluğu anlayan nitelikli yetkinliktir. Eğitim, denetim, sertifikasyon, deneyim aktarımı ve tekrarlı performans gerektirir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.