Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Siber Güvenlik

Kapsül Haber Ajansı - Siber Güvenlik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Siber Güvenlik haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Şirketlerin %60'ı Güvenlik Sağlayıcısında Teknolojiden Önce Erişilebilir Desteğe Bakıyor Haber

Şirketlerin %60'ı Güvenlik Sağlayıcısında Teknolojiden Önce Erişilebilir Desteğe Bakıyor

Sektörde kartların yeniden dağıtıldığını belirten WatchGuard, sadece güvenlik araçlarını kurmanın artık yeterli olmadığını vurguluyor. WatchGuard’ın "Real Security for the Real World 2025" raporuna göre, şirketlerin %60'ı güvenlik sağlayıcısı seçerken "teknolojiden" önce "erişilebilir desteğe" bakıyor. Siber güvenlik pazarında yaşanan konsolidasyon, hizmet sağlayıcıların sunduğu değer teklifini kökten değiştiriyor. WatchGuard’ın "Real Security for the Real World 2025" raporunda yer alan analizler, MDR, XDR ve uyumluluk raporlaması gibi hizmetlerin sadece gelir artışı sağlamadığını, aynı zamanda bir MSP’nin operasyonel olgunluğunu ve müdahale yeteneğini kanıtlayan temel unsurlar olduğunu ortaya koyuyor. Ancak raporun en çarpıcı sonucu, müşteri sadakatini belirleyen asıl faktörün "insan unsuru" olduğunu gösteriyor. Verilere göre şirketlerin yaklaşık %60’ı, güvenlik sağlayıcısı seçerken destek kalitesini kilit bir faktör olarak görüyor. Daha da önemlisi, yöneticilerin %55'i sadece yetersiz destek ve yavaş yanıt süreleri nedeniyle hizmet sağlayıcılarını değiştiriyor. “Yöneticilerin %55’i 'Muhatap Bulamadığı' İçin Sağlayıcı Değiştiriyor” Rekabet avantajının artık teknolojiyi samimi insan ilişkileriyle birleştirmekten geçtiğini belirten WatchGuard Türkiye ve Yunanistan Ülke Müdürü Yusuf Evmez, “Siber güvenlikte teknoloji kritik bir temeldir, ancak tek başına bir farklılaştırıcı değildir. Gerçek fark, bir sorun yaşandığında karşınızda 'gerçek bir insan' bulabilmektir. Raporumuz gösteriyor ki, şirketlerin %60'ı için destek kalitesi, kullanılan araçlardan daha öncelikli. Yöneticilerin yarısından fazlası (%55), kriz anında ulaşılabilir bir muhatap bulamadığı için hizmet sağlayıcısını değiştiriyor. Bu nedenle 2026 vizyonumuzda, yapılandırılmış operasyonları ve bütünleşik güvenliği 'insan odaklı' bir yaklaşımla sunan MSP'ler kazanacak. Yatırımcılar ve müşteriler artık sadece 'koruyan' değil, süreçleri şeffaf yöneten ve her an 'yanında olan' iş ortaklarına güven duyuyor.” dedi. Sürdürülebilir Büyüme İçin "Bütünleşik ve İnsani" Yaklaşım WatchGuard, MSP’lerin uzun vadeli başarısı ve yatırımcı ilgisini canlı tutabilmesi için teknoloji ve insanı birleştiren bir yol haritası çiziyor. Buna göre; izleme, müdahale ve uyumluluğu tek bir çatı altında toplayan bütünleşik platformlar, destek kalitesinden ödün vermeden güvenliğin ölçeklendirilmesine olanak tanıyor. Ancak bu teknolojik gücün, teknolojinin arkasına saklanmayan ve müşterinin gerçek ihtiyaçlarına anında yanıt veren erişilebilir uzman ekiplerle desteklenmesi gerekiyor. Hızlı olay müdahalesi ve kesintisiz operasyon sürekliliği sağlayan bu model, müşteriyle olan diyaloğu ticari bir işlemden öteye taşıyarak, "güven temelli" ve sarsılmaz bir iş ortaklığına dönüştürüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yapay Zekâ Meslekleri Yok Etmiyor, Yeniden Şekillendiriyor Haber

Yapay Zekâ Meslekleri Yok Etmiyor, Yeniden Şekillendiriyor

Gelişen teknoloji ve her geçen gün hayatımızdaki yerini genişleten yapay zekâ uygulamalarının ileride bazı meslekleri yok edeceği konuşulmaya devam ediyor. Bazı uzmanlara göre beyaz yakalı işleri, avukatlık, muhasebe gibi meslekler bu durumdan oldukça etkilenecek. İstinye Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Öğretim Üyesi Şenol Pişkin, yapay zekânın meslekleri yok etmeyeceğini, dönüştüreceğini söyledi. Robotlar ve yapay zekânın mesleklere olabilecek etkilerini paylaşan Pişkin, “Teknolojik dönüşüm, ezber bozan yepyeni kariyer yollarını önümüze seriyor. Yakında kartvizitlerde 'Robot Etkileşim Tasarımcısı', 'Dijital İkiz Mühendisi' veya 'Yapay Zekâ Etik Denetçisi' gibi unvanları sıkça göreceğiz” dedi. “Seri üretim hatları ile depo lojistiği operasyonları çok etkilenecek” Robotlar ve yapay zekâ hangi meslekleri öncelikli olarak yok edecek sorusuna Prof. Dr. Pişkin, şu yanıtı verdi: ‘Yok etmek’ yerine ‘dönüştürmek’ kavramını kullanmak daha doğru olur. Tarih bize teknolojinin işleri ortadan kaldırmaktan ziyade evrimleştirdiğini gösteriyor. Örneğin, 19. yüzyılda dokuma tezgâhlarının otomatikleşmesi birçok el dokumacısının işini değiştirdi, ancak tekstil endüstrisini büyüterek bakım, tasarım ve makine operatörlüğü gibi yeni iş alanları yarattı. Bugün de benzer bir dönüşüm yaşıyoruz. Otomasyon ve yapay zekâ, doğası gereği tekrara dayanan, ölçülebilir çıktıları ve kesin kuralları olan işleri öncelemektedir. Bu bağlamda, seri üretim hatları ile paketleme ve depo lojistiği operasyonları ilk dalgadan çok etkilenecektir. Ek olarak standart raporlama süreçleri, veri girişi, belli kurallar çerçevesindeki muhasebe işleri ile müşteri hizmetlerinin yoğun tekrarlı kısımları da etkilenecektir. Sık sorulan soruların otomatik yanıtlanması vb.” “Problem çözme ile kriz yönetiminde insani dokunuş hala çok önemli” “İstihdam alanındaki temel sorunlar; beceri uyumsuzluğu, bölgesel veya sektörel eşitsizlikler, kısa vadeli iş kayıplarıyla onlara eşlik eden sosyal ve ekonomik gerilimler şeklinde olacaktır” diyen Prof. Dr. Pişkin, şöyle devam etti: “Gelecekte insana olan ihtiyaç, görevin niteliğine bağımlı şekilde daha çok şekillenecek. Çünkü tekrarlı, standartlaşmış veya ölçülebilir görevler, örneğin belirli kalite kontrol testleri, sabit üretim adımları yahut standart raporlama gibi, robotlarca üstlenilebilir. Ancak karmaşık klinik kararlar ve hasta-doktor iletişimi gibi görevler bağlamsaldır, empati gerektirir. Ahlaki değerlendirmeler, yaratıcı tasarım süreçleri, liderlik, öngörülemeyen durumlarda esnek problem çözme ile kriz yönetiminde insani dokunuş hala çok önemlidir. Robotlar hassas manipülasyon ve ağır yüklerin taşınması gibi alanlarda çok yüksek kapasiteye ulaşsa bile, bu ‘neredeyse tam’ bir devralmadır. Bir sistemin güvenli, etik ve bağlamsal doğruluk gerektiren son kararı ise insan uzmanın sorumluluğunda olacaktır.” “İşsizlik korkusunun bir kısmı gerçekçi” Otomasyonun toplumda yaratacağı işsizlik korkusuyla ilgili de konuşan Pişkin, şunları söyledi: “Bu korku yeni değil. 19. yüzyılda İngiltere'de Luddite hareketi, dokuma makinelerinin işlerini çalacağı korkusuyla makinelere saldıran işçilerden oluşuyordu. Korku anlaşılabilirdi ancak gerçek, makinelerin uzun vadede refahı ve yeni iş kollarını beraberinde getirmesi oldu. Bugün de korku anlaşılabilir, ancak tek gerçek bu değil. Tarihte her büyük teknolojik devrim net iş kaybından çok, işlerin niteliğinin değişmesine yol açtı. İşsizlik korkusunun bir kısmı gerçekçi zira teknolojik dönüşümler belirli işleri azaltabilir; bu süreç bazı grupları orantısız şekilde etkileyebilir. Fakat tarihsel açıdan bakıldığında, yeni teknolojik dalgalar benzer biçimde yeni sektörler, meslekler ayrıca ekonomik fırsatlar da yaratmıştır. Burada kritik olan geçiş sürecinin yönetilmesidir: devlet politikaları, eğitim kurumları ve iş dünyası eş güdümlü hareket ederek yeniden beceri kazandırma ve yetkinlik artırma programlarını büyütürse ‘işsizlik korkusu’ görev dönüşümü ve yeniden konumlanma şeklinde daha çok tezahür eder. Aksi halde kısa-orta vadede yapısal işsizlik artabilir. Ayrıca kısa-orta vadede gelir eşitsizliği ve sosyal güvensizlik de artabilir ki asıl risk de budur. Doğru politikalar (yeniden eğitim, sosyal koruma ağları) ve bireysel öğrenme odaklı bir kültür ile bu geçiş yönetilebilir.” “Toplumun bir kesiminin tamamen 'oyun dışı' kalması riskler arasında” Risklerle ilgili de konuşan Profesör, “Eğer doğru adımlar atılmazsa, bizi bekleyen en büyük tehlike toplumun bir kesiminin tamamen 'oyun dışı' kalması, yani derin bir ekonomik ve sosyal dışlanmadır. Yani, toplumsal kutuplaşma ve ekonomik eşitsizliğin tarihi seviyelere çıkmasıdır. Ayrıca, etik ve regülasyon altyapısı oluşturulmadan kontrolsüz gelişen yapay zekâ sistemlerinin önyargıları pekiştirmesi, mahremiyeti ihlal etmesi ve manipülasyon aracı olarak kullanılması diğer kritik risklerdir. Bu riskleri yönetmenin yolu ise teknolojiyi yasaklamaktan değil; eğitimi dönüştürmekten, kapsayıcı sosyal politikalar üretmekten ve etik kuralları en baştan koymaktan geçiyor” dedi. “Sadece 'yapan' değil daha ‘nazik’ esnek robotlardan bahsediyoruz” Son yıllarda robotikte yaşanan en kritik teknik gelişmeleri de aktaran Pişkin, şöyle konuştu: “Teknoloji baş döndürücü bir hızla ilerliyor. Artık sadece 'yapan' değil, derin öğrenme sayesinde 'gören', doğal dili 'anlayan' ve yumuşak robotik tasarımları sayesinde çevresiyle daha 'nazik' etkileşime giren esnek robotlardan (soft robotics) bahsediyoruz. Sensörlerin ve Lidar teknolojilerinin ucuzlayıp hassaslaşması, robotlara adeta yeni duyular kazandırdı. Tarihsel olarak fabrikalardaki kaba kuvvetten, satrançta insanı yenen zekaya ve bugün cerrahi operasyon yapan hassasiyete evrilen bir yolculuk bu. Kritik gelişmelere birkaç örnek daha vermek gerekirse: İnsansı ve Biyonik Robotlar: Denge, yürüme ve nesne manipülasyonunda olağanüstü ilerlemeler.Bulut Robotik ve Swarm (Sürü) Zekâsı: Robotların birbiriyle ve merkezi bir sistemle veri paylaşarak koordineli çalışması.Beyin-Bilgisayar Arayüzleri (BCI) ve Nöro-Robotik: Düşünce ile robot kontrolü konusundaki ilerlemeler.Gelişmiş Algılama ve Bilgisayarlı Görü: Çok duyulu (sensör füzyonu) ve bağlamsal anlama yeteneklerinin artması. Ancak bir robotun teknik olarak 'yapabiliyor' olması, onu hemen hayatımıza sokabileceğimiz anlamına gelmiyor; güvenlik ve etik hala kırmızı çizgimiz.” Yeni meslekler ortaya çıkacak Bu dönüşümle ortaya çıkabilecek yeni mesleklerle ilgili de konuşan Pişkin, şunları sıraladı: “Teknolojik dönüşüm, ezber bozan yepyeni kariyer yollarını önümüze seriyor. Yakında kartvizitlerde 'Robot Etkileşim Tasarımcısı', 'Dijital İkiz Mühendisi' veya 'Yapay Zekâ Etik Denetçisi' gibi unvanları sıkça göreceğiz. Tıbbi robotik uzmanlığı ve veri mahremiyeti hukukçuluğu gibi alanlar ise şimdiden kritik hale geldi. Tarihte her teknoloji dalgası nasıl kendi 'ustalarını’ ortaya çıkardıysa, bu dönem de kendi uzmanlarının ortaya çıkmasını sağlayacak. Diğer bazı olası meslekler olarak şunları da söyleyebiliriz: Robotik/AI Etik Uzmanı, Artırılmış Gerçeklik Deneyimi Tasarımcısı, İnsan-Robot Takım Yöneticisi, Kişiselleştirilmiş Öğrenme Yol Haritası Danışmanı (AI destekli), Siber-Fiziksel Sistem Bakım Teknisyeni, Veri Dedektifi (AI kararlarının şeffaflığını sağlamak için).” “Yapay zekâ rutini alıp, kaliteyi yukarı taşıyacak” Türkiye’deki iş gücü piyasası yapay zekanın getirdiği sonuçlardan nasıl etkileneceğine dair de bilgilendiren Prof. Dr. Pişkin, “Türkiye için bu sürecin etkisi, ne kadar hızlı uyum sağlayacağımıza bağlı. İmalat sanayimiz otomasyonla 'akıllanıp' küresel rekabette sınıf atlayabilir; ancak bu geçişi iyi yönetemezsek bölgesel uçurumların derinleşme riski de var. Hizmet sektöründe ise yapay zekâ rutini alıp, kaliteyi yukarı taşıyacak. Türkiye, nüfus yapısı ve sanayi kompozisyonu gereği bu dönüşümden hem risk hem de fırsatları aynı anda yaşayacaktır. Tarihsel olarak, sanayileşme hamlelerimiz belirli sektörlerde güçlü bir altyapı oluşturdu. Şimdi bu altyapıyı ‘Akıllı Üretim’ ile taçlandırma fırsatındayız. Geleneksel imalat ve tarımda otomasyon artabilir, ancak, nitelikli yazılım, robotik sistem entegrasyonu, veri bilimi ve siber güvenlik alanlarında büyük bir insan gücü ihtiyacı doğacaktır. Kritik olan, genç nüfusumuzu bu yeni alanlara yönlendirecek eğitim reformudur. Eğer doğru eğitim politikaları ve Ar-Ge teşvikleriyle bu gençleri donatırsak, tehdidi fırsata çevirebiliriz.” “ISU XR Lab, teknoloji üreten ve nitelikli insan kaynağını yetiştiren bir merkez” Prof. Dr. Pişkin ISU XR Lab’de yapılan çalışmalarla ilgili şunları söylüyor: “ISU XR Lab’de sağlık ve eğitim alanlarındaki teknolojik dönüşüm, VR tabanlı simülasyonlar, AI destekli görüntüleme çalışmaları ve robotik kontrol prototipleri üzerinden araştırılıyor. Otomatik anomali algılama ve XR destekli cerrahi simülasyonlar, otomasyonun hangi görevleri üstlenebildiğini ve insan uzmanlığının hangi noktalarda vazgeçilmez olduğunu somut verilerle ortaya koyuyor. Laboratuvarda geliştirilen VR cerrahi eğitimleri, haptik geri bildirim sistemleri ve insan-robot etkileşimi deneyleri, insan yetkinliğinin robotik sistemlerle nasıl yeniden şekillendiğini örnek olaylar üzerinden gösteriyor. XR tabanlı yeniden eğitim programları, dijital ikizler ve sanal staj uygulamaları sayesinde meslek dönüşümünün yarattığı beceri boşluklarına pratik çözümler sunuluyor. Bu çalışmalar, bireylerin yeni teknolojilere uyum süresini kısaltarak iş gücüne yeniden entegrasyonlarını hızlandırıyor. ISU XR Lab’de geliştirilen tüm projelerde güvenlik, etik ve veri mahremiyeti tasarımın temel bileşeni olarak ele alınıyor. Araştırmalar, robotik ve XR sistemlerinin insanı ikame ettiğinde değil, yeteneklerini artırdığında en yüksek güvenlik ve verimliliğe ulaştığını gösteriyor. Laboratuvar, öğrencileri teorik bilginin ötesine taşıyarak sanayi ile iç içe, uygulamalı ve disiplinlerarası projelerle geleceğin mesleklerine hazırlıyor. Yerli prototipler, klinik çalışmalar ve uluslararası iş birlikleriyle ISU XR Lab, hem teknoloji üreten hem de bu teknolojiyi kullanacak nitelikli insan kaynağını yetiştiren bir merkez olarak konumlanıyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İleri Yaş Bireyler İçin Siber Güvenlik Seferberliği Haber

İleri Yaş Bireyler İçin Siber Güvenlik Seferberliği

Dijitalleşmenin günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası haline gelmesiyle birlikte, özellikle ileri yaş bireylerin dijital dünyada karşılaşabileceği riskler de artıyor. Çankaya Belediyesi, bu risklere karşı farkındalık oluşturmak ve dolandırıcılık vakalarının önüne geçmek amacıyla, belediyeye bağlı emekli lokallerinde “Dijital Hayatta Güvende Kal, Her Tıklanana İnanma” başlıklı farkındalık seminerleri düzenledi. Çankaya Belediyesi tarafından Mutlukent, Sokullu ve Bahçelievler Emekli Lokali’nde gerçekleştirilen eğitimlerde, yaş almış yurttaşların dijital dünyada daha güvenli hareket edebilmesi hedeflendi. Seminerlerde; siber güvenlik, internet kullanımı, sosyal medya güvenliği, kişisel verilerin korunması ve dijital dolandırıcılık yöntemleri detaylı biçimde ele alındı. UZMAN İSİMDEN HAYATİ BİLGİLER Eğitimlerde konuşmacı olarak yer alan Ankara Üniversitesi Siber Güvenlik Meslek Yüksekokulu Öğretim Görevlisi Dr. Zeynep Akdoğan, katılımcılara dijital hayatta karşılaşılabilecek tehditleri somut örneklerle aktardı. Akdoğan, sahte bağlantılar, oltalama (phishing) yöntemleri, güvenilir olmayan sosyal medya içerikleri ve kişisel bilgilerin paylaşımında dikkat edilmesi gereken noktalar hakkında önemli bilgiler paylaştı. Dr. Akdoğan, özellikle ileri yaş bireylerin sıkça hedef alındığı dijital dolandırıcılık girişimlerine karşı dikkatli olunması gerektiğini vurgulayarak, “Her gelen mesajın, her tıklanan bağlantının güvenilir olmadığı unutulmamalı” mesajını verdi. MERAK EDİLEN SORULAR YANIT BULDU Çankaya Belediyesi’nin düzenlediği eğitimlerin interaktif bölümünde, emekli lokali sakinlerinin merak ettikleri sorular yanıtlandı. Katılımcılar, günlük hayatta karşılaştıkları dijital sorunları ve şüpheli durumları paylaşarak doğrudan uzman görüşü alma fırsatı buldu. Eğitimler, katılımcılar tarafından hem bilgilendirici hem de farkındalık artırıcı bulunarak ilgiyle takip edildi. DOLANDIRICILIĞA KARŞI ÖNLEYİCİ EĞİTİM Özellikle yaş almış yurttaşların dijital dolandırıcılığa karşı korunmasını hedefleyen bu eğitimler, Çankaya Belediyesi’nin dijital okuryazarlığı artırmaya yönelik çalışmalarının önemli bir parçası olarak öne çıkıyor. Emekli lokallerinde gerçekleştirilen farkındalık çalışmalarıyla, ileri yaş bireylerin dijital dünyada daha bilinçli, güvenli ve özgüvenli bir şekilde yer almaları amaçlanıyor. Bu kapsamda Çankaya Belediyesi tarafından düzenlenen seminerlerin, dijital güvenlik konusunda toplumsal farkındalığı güçlendirmeye yönelik önemli ve gerekli bir adım olduğu vurgulanıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

ABB, Endüstriyel İnovasyonu Süreklilik İle Mümkün Kılan Automation Extended’i Sundu Haber

ABB, Endüstriyel İnovasyonu Süreklilik İle Mümkün Kılan Automation Extended’i Sundu

Günümüzde endüstriyel operasyonlar; hızla değişen pazar koşulları, siber güvenlik tehditleri, mevzuat baskıları ve sürekli değişen bir iş gücü yapısı gibi çeşitli zorluklarla karşı karşıya bulunuyor. ABB’nin dünyanın en büyük DCS kurulu tabanındaki uzun süreli sektör liderliği ve proses otomasyonundaki vizyonu üzerine inşa edilen Automation Extended programı da bu zorluklara yanıt vererek çevik ve hızlı bir inovasyonla üretimde kesinti yaşatmadan gelişmiş analitik ve IoT entegrasyonunu destekleyerek ve farklı yetkinlik seviyelerine sahip çalışanlar için operasyonları sadeleştirerek bu konulara çözüm sağlıyor. Operatörler; ABB Ability™ System 800xA®, ABB Ability™ Symphony® Plus ve ABB Freelance gibi halihazırda kullandıkları güvenilir ABB sistemleriyle çalışmaya devam ederken, yeni teknolojileri operasyonda kesinti olmadan kademeli olarak devreye alabiliyor. Böylece hem süreklilik korunurken inovasyon gerçekleştirilebiliyor hem de modernizasyon süreci yapılandırılarak düşük riskle yönetiliyor. ABB Otomasyon İş Kolu Başkanı Peter Terwiesch, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Hizmet verdiğimiz endüstrilerin çoğu, hayati öneme sahip kaynakları sağlayan büyük ve karmaşık altyapılar işletiyor. Bu sektörlerde müşterilerimiz, operasyonel kesinti olmadan modernizasyona ihtiyaç duyuyor. Automation Extended ise tam olarak bunu sunuyor: Bu program, güvenlik ve birlikte çalışabilirliği merkeze alarak, müşterilerimizin bildiği ve güvendiği sistemlere geleceğe hazır yetenekleri kazandırıyor” ifadelerini kullandı. Automation Extended programı; birlikte çalışabilirlik, ölçeklenebilirlik ve endüstriyel alanlar arasında sorunsuz entegrasyon sağlamak üzere tasarlanmış modern, açık ve modüler bir mimari üzerine kurulu şekilde çalışıyor. Görev ayrımı prensiplerine dayanan bu otomasyon ekosistemi, birbirinden farklı ancak güvenli biçimde birbirine bağlı iki ayrı ortamdan oluşuyor: Kontrol ortamı, yazılım tanımlı ve sürekli güncel kalan yapısıyla kritik süreçlerin sağlam, güvenilir ve deterministik bir şekilde kontrolünü sağlıyor. Dijital ortam ise kontrol katmanına güvenli bir şekilde bağlanarak gelişmiş uygulamaları, edge zekâsını ve gerçek zamanlı analitikleri etkinleştiriyor. Bu yapı, kanıtlanmış kontrol mimarilerini etkilemeden karar destek süreçleri için yapay zeka (AI) ve makine öğrenmesini (ML) kullanıyor. Bu farklı teknoloji ortamlarının yönetimi ve bakımı, ekosistem yaşam döngüsü yönetimi ve optimizasyonu için tüm sistemi kapsayan tek, bütünleşik ve kapsamlı bir servis yaklaşımıyla yürütülüyor. Açık Platform İletişimi Birleşik Mimari (Open Platform Communications Unified Architecture-OPC UA) omurgası ve her iki ortamın yönetimine yönelik Bulut‑Yerel (Cloud‑Native) mimarisi gibi yeni teknolojilerin; konteynerizasyon, orkestrasyon ve modüler servislerden yararlanacak şekilde entegre edilmesiyle ekosistem geniş kapsamlı bir iyileştirme yelpazesi sunmaktadır. Bu iyileştirmeler, süreç anormalliklerinin proaktif olarak tespit edilip düzeltilmesinden, kritik varlıkların sürekli durum izleme yoluyla bakım stratejilerinin optimize edilmesine ve çeşitli donanım platformlarında uygulanmaya hazır verimli modüler yaklaşımlarla mühendislik süreçlerinin geliştirilmesine kadar uzanmaktadır. Bu mimari, performansı güvence altına alırken ölçeklenebilirlik ve çeviklik sağlamaktadır. Automation Extended; ABB Ability™ System 800xA®, ABB Ability™ Symphony® Plus ve ABB Freelance proses otomasyon sistemlerinin bir sonraki sürümleriyle birlikte kullanıma sunulacak. ABB daha sürdürülebilir ve kaynaklar açısından verimli bir gelecek için elektrifikasyon ve otomasyon çözümleri sunan global bir teknoloji lideridir. ABB, mühendislik ve dijitalleşme alanlarındaki uzmanlığını birleştirerek endüstrilerin yüksek performansta çalışırken daha verimli, üretken ve sürdürülebilir hale gelmesine katkıda bulunmaktadır. ABB’de biz buna ‘Engineered to Outrun’ diyoruz. ABB, 140 yılı aşkın geçmişe ve dünya çapında yaklaşık 110.000 çalışana sahiptir. Şirketin hisseleri SIX İsviçre Borsası (ABBN) ve Nasdaq Stockholm’de (ABB) işlem görmektedir. www.abb.com ABB Otomasyon iş kolu; enerji, su ve hammadde temininden ürünlerin üretilmesine ve pazara ulaştırılmasına kadar geniş bir yelpazedeki temel ihtiyaçlara yönelik endüstriyel operasyonları otomatize eder, elektrifikasyonunu sağlar ve dijitalleştirir. Yaklaşık 26.000 çalışanı, lider teknolojileri ve servis uzmanlığı ile ABB Otomasyon iş kolu; proses, hibrit ve denizcilik endüstrilerinin daha yalın ve daha temiz bir şekilde önde gitmesine yardımcı olur. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ramazan Çelik, Barikat Siber Güvenlik CEO’su Oldu Haber

Ramazan Çelik, Barikat Siber Güvenlik CEO’su Oldu

2008 yılında Ankara’da kurulan ve Türkiye’nin en büyük siber güvenlik şirketleri arasında yer alan Barikat Siber Güvenlik, üst yönetim kadrosunda önemli bir atama gerçekleştirdi. Kamu odaklı bir vizyonla kurulan ve bugün bölgesel ölçekte faaliyet gösteren şirket bünyesinde uzun yıllardır çalışan ve son olarak CSO (Chief Sales Officer) olarak pozisyonunda bulunan Ramazan Çelik, CEO’luk görevine atandı. Yüzde 100 Tera Holding iştiraki olan Barikat Siber Güvenlik’ten yapılan açıklamaya göre, şirket kültürüne derin bağlılığı ve sektördeki güçlü tecrübesiyle öne çıkan Ramazan Çelik’in CEO’luk görevine getirilmesi, şirketin yeni dönem stratejilerinin önemli bir parçası olarak görülüyor. Çelik’in liderliğinde Barikat’ın hem Türkiye’de hem de küresel pazarda büyüme ivmesini artırması hedefleniyor. Satıştan Zirveye Uzanan Bir Liderlik Yolculuğu Ramazan Çelik, uzun yıllardır Barikat bünyesinde üstlendiği görevlerle şirketin bugünkü konumuna ulaşmasında belirleyici rol oynadı. Özellikle CSO (Chief Sales Officer) olarak görev yaptığı dönemde, Barikat’ın müşteri portföyünün genişlemesi, gelir yapısının güçlenmesi ve kurumsal ölçekte sürdürülebilir büyüme stratejilerinin hayata geçirilmesinde etkin bir liderlik sergiledi. Şirketten yapılan değerlendirmede, Çelik’in sonuç odaklı yönetim anlayışı ve saha deneyimiyle şekillenen liderlik yaklaşımının, Barikat’ın stratejik hedeflerine ulaşma sürecinde önemli bir kaldıraç oluşturacağı vurgulandı. Barikat’ta Yeni Dönemin Şifreleri Barikat Siber Güvenlik, son yıllarda artan siber tehditler, sıkılaşan regülasyonlar ve dijital dönüşüm ihtiyacının hızlanmasıyla birlikte ürün ve hizmet yelpazesini genişletmeye odaklanıyor. Ramazan Çelik’in CEO olarak atanması, şirketin bu dönüşüm sürecini daha çevik ve bütüncül bir büyüme stratejisiyle yönetme kararlılığını ortaya koyuyor. Ramazan Çelik hakkında: 1977 doğumlu olan Ramazan Çelik, 2000 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri (BÖTE) Bölümü’nden mezun olmuştur. Kariyerine Meteksan Sistem’de başlayan Çelik, ardından Huawei Telekomünikasyon bünyesinde yurtiçi ve yurtdışında üst düzey yöneticilik görevleri üstlenmiş; Telekomünikasyon ve ICT sektörlerinde 25 yılı aşkın deneyim kazanmıştır. Telekom sektöründeki kariyeri boyunca Türkiye’nin en önemli Genişbant Erişim, 4.5G ve Dijital Dönüşüm projelerine liderlik etmiştir. 2016 yılında Barikat Siber Güvenlik’e katılan ve CSO olarak görev yapan Ramazan Çelik, Barikat’ın büyüme yolculuğunda satış organizasyonunun güçlendirilmesi, müşteri portföyüne büyük ölçekli kurumların kazandırılması, bu kurumlarla uzun vadeli ve sürdürülebilir iş birliklerinin geliştirilmesi ile birlikte yeni bölgesel organizasyonların kurulması yoluyla şirketin pazardaki konumunun güçlendirilmesinde kritik rol oynamıştır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

2026 Yılında Küresel Görünümü Şekillendirecek  10 Jeopolitik Gelişme Haber

2026 Yılında Küresel Görünümü Şekillendirecek  10 Jeopolitik Gelişme

Yeni kural ve normlar, kaynaklara erişim ve bölgesel güç dengeleri; şirketlerin faaliyet modellerini ve yatırım kararlarını doğrudan etkileyecek. Raporda ele alınan 10 kritik jeopolitik gelişme, belirsizliklerin yanı sıra önemli risk ve fırsatları da barındırıyor. Jeopolitik dinamikleri stratejilerine proaktif şekilde entegre eden şirketler, 2026’da dayanıklılıklarını artırarak rekabet avantajı elde edebilir. Uluslararası danışmanlık, denetim, kurumsal finansman, strateji ve vergi hizmetleri firması EY (Ernst&Young) çatısı altında faaliyet gösteren EY-Parthenon (EYP), Küresel Jeostratejik Görünüm Raporu’nda, 2026'da küresel dönüşümü şekillendirecek 10 jeopolitik gelişmeyi açıkladı. Jeopolitik risklerin sektörler ve coğrafyalar üzerindeki farklı etkilerinin ele alındığı raporda; iş liderlerine belirsizlik ortamında dayanıklılık kazanmak ve rekabet avantajı elde etmek için stratejik bir yol haritası sunuluyor. Rapora göre; 2026 yılında jeopolitik belirsizlikler devam ederken, bu görünümü şekillendiren çok sayıda itici güç öne çıkıyor. Özellikle ABD’nin küresel faaliyet ortamını yeniden tanımlamadaki rolü, yıl boyunca belirleyici olacak. Çin, Avrupa Birliği ve diğer ülkeler, ABD’nin yeni yaklaşımına göre pozisyon alırken, kendi stratejik önceliklerini de eş zamanlı olarak şekillendirmeyi sürdürecek. 2026’yı şekillendirecek üç ana tema Jeopolitik gelişmeler, 2026’da küresel ekonomiyi yeniden şekillendirmeye devam ederken, yıl içinde jeopolitik ortamı tanımlayacak üç ana tema ortaya çıkıyor. İlk olarak, iş yapma biçimlerine ilişkin yeni kural ve normların ortaya çıkması ve mevcut kuralların bir kısmının geçerliliğini yitirmesi bekleniyor. İkinci olarak, kaynak yetersizliği risklerinin daha da belirginleşmesi tahmin ediliyor. Üçüncü başlıkta ise, bölgesel dinamiklerin, 2026 yılında jeostratejik görünümü belirgin şekilde etkileyeceği öngörülüyor. Raporda, 2026 yılında jeopolitik ortamı şekillendirecek 10 kritik gelişme ise bu 3 tema altında ele alınıyor. Yeni kurallar ve normlar 1. Devlet müdahalesi: Hükümetler, ekonomik güvenliği güçlendirmek amacıyla sanayi teşvikleri, ticaret kısıtlamaları, yerel yatırım zorunlulukları ve şirket sahipliklerine yönelik düzenlemeleri sıkılaştıracak. 2. Baskı altındaki ticaret: Gümrük vergileri, tarife belirsizlikleri, ihracat kontrolleri ve yerel regülasyonlar; şirketleri tedarik zincirlerini ve ticaret modellerini yeniden kurgulamaya yöneltecek. 3. Yapay zekâ ve siber çatışmalar: Yapay zekâ giderek ulusal güvenliğin ve kritik altyapının ayrılmaz bir parçası haline gelecek. Ülkeler kendi yapay zekâ altyapılarını geliştirmeye ve ulusal güvenliğini korumaya yönelecek. Kısıtlı kaynaklar nedeniyle oluşan jeopolitik görünüm 4. Su kaynaklarının kısıtlılığı: Dünya genelinde su kıtlığı riski ve buna yönelik baskı artarken, diğer taraftan yarı iletken üretimi ve veri merkezlerinin soğutulması gibi alanlarda su talebi daha da artacak. 5. Kritik minerallere erişimde rekabet: Dijital teknolojiler, yüksek kapasiteli piller ve savunma sistemleri için kritik minerallere erişimde rekabet ise, yeni üretim ve ticaret modellerinin ortaya çıkmasına neden olacak. 6. Borç, sermaye ve para birimleri: Jeopolitik rekabet ve sermaye tahsisinin giderek siyasallaşması, küresel finans sistemin sınırlarını yeniden şekillendirecek. Bölgesel Dinamikler 7. Kuzey Amerika’da politika belirsizliği devam ediyor: Kuzey Amerika'daki faaliyet ortamı, ABD-Meksika-Kanada (USMCA) ticaret anlaşmasının gözden geçirilmesi ve buna bağlı olarak bölgesel tedarik zincirlerinde yaşanan yeniden yapılanma süreci nedeniyle dalgalı seyrini sürdürecek. 8. Asya-Pasifik’te ekonomik güvenlik öne çıkıyor: Hükümetler, artan çok kutupluluk ortamında bölgesel ekonomik entegrasyon ile ulusal güvenlik arasında denge kurarak ekonomik güvenliğe daha fazla önem verecek. 9. Orta Doğu’da dengeler yeniden şekilleniyor: Orta Doğu’daki bölgesel ve küresel aktörlerin, bölgedeki stratejik konumlarını yeniden dengelemeye yönelik aksiyon alması durumunda ekonomik rekabet artacak. 10. Avrupa dönüm noktasında: Değişen küresel dengeler ve iç siyasi ayrışmalar, Avrupa'nın ulusal güvenliğini ve ekonomik rekabet gücünü baskı altına alacak. Jeopolitik gelişmeler en fazla hangi sektörleri etkileyecek? Tüketici ürünleri ve sağlık sektörleri: Ticaret politikalarındaki belirsizlikler ve tedarik zinciri süreçlerinin dönüşümü, maliyetler ve tüketici harcamaları üzerinde baskı yaratabilir. Yapay zekâ ve siber riskler ise veri gizliliği ve fikri mülkiyet alanlarında yeni hassasiyetler oluşturabilir. Finansal hizmetler sektörü: Yerelleşme ve bölgeselleşme hız kazanırken; farklılaşan regülasyonlar ve artan siber riskler uyum ihtiyacını artıracak. Başarı, inovasyon ile dayanıklılığı dengeleyebilme becerisine bağlı olacak. Kamu ve altyapı sektörü: Hükümetlerin önceliği, dayanıklılık ve dijital egemenlik olacak. Altyapı yatırımları ve projeler; enerji, savunma ve siber güvenlik alanlarına odaklanacak. Diğer yandan, su ve kritik mineraller gibi kaynak kısıtları, zaman planlarını ve maliyetleri zorlayarak uluslararası iş birliklerini gündeme getirecek. Sanayi ve enerji sektörü: Kritik minerallere erişim zorlukları ve enerji rotalarındaki belirsizlikler, tedarik zincirleri ve fiyatlama üzerinde belirleyici olacak. Devlet müdahaleleri, yatırım ve inovasyon stratejilerini yeniden şekillendirebilir. Özel sermaye fonları: Başlıca pazarlarda ticaret politikalarına ilişkin belirsizlikler, özel sermaye şirketlerinin sınır ötesi yatırımlarda fiyatlama ve risk değerlendirmesini zorlaştırabilir. Buna karşın jeopolitik dönüşüm, yeni yatırım yaklaşımları için fırsatlar da sunabilir. Teknoloji, medya ve telekomünikasyon: Yapay zekâ ve siber güvenliğe ilişkin jeopolitik gelişmeler, pazar yapılarında düzenleyici ve uyum gerekliliklerindeki karmaşıklığı derinleştirebilir. Enerji ve kritik minerallere erişim kısıtları ise baskıyı artırarak, şirketleri inovasyon ile operasyonel dayanıklılık arasında denge kurmaya zorlayabilir. EY-Parthenon (EYP) Türkiye Bölüm Başkanı Özge Gürsoy Büyükavşar, 2026 yılına yönelik küresel jeostratejik görünüm ile ilgili şunları söyledi: “Jeostratejik Görünüm 2026 raporu kapsamında ele aldığımız 10 kritik jeopolitik gelişme, işletmeler için hem riskleri hem de önemli fırsatları ortaya koyuyor. Diğer yandan, hükümet politikaları artık sadece ekonomik hedeflere değil, ulusal güvenlik konularına daha fazla odaklanıyor. Devlet müdahalelerinin artmasıyla, işletmelerin faaliyet ve etkileşim biçimleri yeniden tanımlanırken; kritik kaynak ve minerallere talep yoğunlaşıyor, bu durum tedarik zincirlerini ve stratejik planlamayı doğrudan etkileyecek. 2026 yılında jeopolitik dinamiklerin; üretim, ticaret, enerji, iklim politikaları ve teknolojik dönüşüm başta olmak üzere küresel faaliyet ortamını yeniden şekillendirdiğini göreceğiz. Ülkelerin değişen rolleri ve öncelikleri, ticari ilişkilerden enerji ve teknoloji yatırımlarına kadar pek çok alanda yeni denge arayışlarını beraberinde getirecek. Jeopolitik manzaradaki bu dönüşümle birlikte jeopolitik içgörüleri iş kararlarına, stratejilerine ve kurumsal yönetişime proaktif biçimde entegre eden şirketler; bu değişimi daha iyi yöneterek dayanıklılıklarını güçlendirebilir, zorlu ve belirsiz bir ortamda faaliyetlerini sürdürülebilir kılabilir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yapay Zeka, Robotlar ve VR Aile Yaşamını Yeniden Tanımlıyor Haber

Yapay Zeka, Robotlar ve VR Aile Yaşamını Yeniden Tanımlıyor

Kaspersky’nin pazar araştırma merkezi tarafından gerçekleştirilen küresel ankete* göre, Türkiye’deki katılımcıların %93'ü dijitalleşmenin önümüzdeki on yıl içinde ailelerin ortak boş zaman aktivitelerini kökten değiştireceğine inanıyor. Bu değişim, bağ kurma süreçlerinin ileri teknoloji aracılığıyla sağlandığı, beraberinde hem yeni ritüelleri hem de yeni zorlukları getiren bir geleceğe işaret ediyor. Ekran süresi aile zamanına dönüşüyor ve riskleri de beraberinde getiriyor Türkiye’deki katılımcıların %56'sı, yapay zeka destekli uyku öncesi masallarının bir norm haline geleceğini öngörüyor; bu oran küresel çapta 18-34 yaş grubunda ise %53 seviyesinde seyrediyor. Günümüzde uygulamalar ve akıllı cihazlar; özelleştirilebilir karakterler ve olay örgüleriyle yapay zeka anlatımlı hikayeler sunabiliyor. Bu durum, yoğun ebeveynler için yenilikçi bir yardımcı, çocuklar içinse sonsuz sabırlı ve etkileşimli bir hikaye anlatıcısı anlamına geliyor. Öte yandan, Türkiye'deki ailelerin %40'ının çocukların gerçek evcil hayvanlar yerine dijital olanları tercih edeceğini öngörmesi, insanın en sadık dostunun tarihteki ilk büyük güncellemesini almaya hazırlandığını gösteriyor. Ancak, yapay zekanın bir çocuğun hayatını zenginleştirme potansiyeli olsa da bu durum beraberinde yüksek bir dikkat gerekliliğini getiriyor. Çocuklar masallar veya öğrenme amacıyla yapay zeka ile etkileşime girdiğinde ebeveynlerin proaktif olması şart. Çocuğun verilerini veya ses etkileşimlerini gereksiz yere saklamayan ya da kötüye kullanmayan, güçlü gizlilik politikalarına sahip hizmetler seçilmeli. Ayrıca, içeriği kısıtlamak ve ekran süresini dengelemek için Kaspersky Safe Kids gibi dijital ebeveynlik asistanlarıyla kontrol mekanizmaları güçlendirilmelidir. Ebeveynlerin yapay zeka etkileşimlerini yeni bir "dijital oyun alanı" olarak görmeleri; oturum sürelerini sınırlamak için ebeveyn denetimlerini kullanmaları, denetlenmiş ve yaşa uygun platformları seçmeleri önem taşıyor. En önemlisi ise bu hikayelerin ne olduğu ve nasıl oluşturulduğu konusunda çocuklarla açık bir diyalog sürdürülmelidir. Çocuklara yapay zekanın bir arkadaş değil, bir araç olduğu anlatılmalı; tıpkı fiziksel dünyada olduğu gibi, herhangi bir tuhaf veya rahatsız edici etkileşimi bildirmeleri konusunda teşvik edilmelidirler. Buradaki asıl hedef, yapay zekanın insan etkileşimini ikame etmesi değil, ebeveyn sesindeki huzuru tamamlayan bir unsur olmasıdır. Dijital Mumları Üflemek Türkiye’de katılımcıların %56'sı aile kutlamalarının standart bir uygulama olarak video konferans formatına taşınacağını öngörüyor. Öte yandan, katılımcıların %29'u aile tatillerinin tamamen sanal gerçeklik (VR) ortamında gerçekleşeceğini hayal edebiliyor. Bu durum kulağa bilim kurgu gibi gelse de on yıl öncesine kadar bugün kullandığımız üretken yapay zeka teknolojilerinin bu denli yaygınlaşacağı da tahmin edilmiyordu. Bu tablo, ailelerin dijital etkinliklerinin geleceğinin tek tip bir dalga halinde değil; kültürel açık yapı ve dijital altyapı tarafından şekillendirilen bir dizi evrimle gerçekleşeceğini vurguluyor. Kaspersky gibi siber güvenlik liderleri için bu gelişen ortam, evin en mahrem alanlarında yeni risk vektörleri anlamına geliyor. Geleceğin ailesi için dijital evi hazırlamak Katılımcıların yüzde 57’si, ev robotlarının aile bireyleri gibi görülmeye başlanacağını düşünüyor. Sesle çalışan kişisel asistanların veya otonom robot süpürgelerin ötesine geçen bu cihazlar; ders anlatabilen, oyun oynayabilen ya da arkadaşlık sunabilen somut yapay zekâ yoldaşları olarak konumlanıyor. Ancak siber saldırganların gözünde, bir VR gözlüğünden robot bakıcılara kadar her yeni cihaz potansiyel bir giriş noktası anlamına geliyor. Güvenliği sağlamak için varsayılan şifreler mutlaka değiştirilmeli, tüm cihazların yazılımları düzenli olarak güncellenmeli ve ev ağı segmentlere ayrılmalıdır. Kaspersky Premium’un Smart Home Monitor özelliği, kullanıcıların ev Wi-Fi ağını 7/24 tarar; ağa bağlı cihazların türü, işletim sistemi ve IP adresi gibi bilgileri listeler ve yeni ya da bilinmeyen bir cihaz bağlandığında uyarı verir. Robotlar, yapay zekâ ve sanal gerçeklik cihazları aile yaşamının bir parçası haline geldikçe, güvenlik bir sonradan eklenen unsur değil, en baştan inşa edilmesi gereken bir temel olmalıdır. Kaspersky META Bölgesi Tüketici Kanalı Başkanı Seifallah Jedidi konuyla ilgili şunları söylüyor: “Teknolojinin hızla gelişmesi aileyi parçalamıyor; aksine paylaşılan alanları yeniden tanımlıyor. Küresel çoğunluğun öngördüğü gelecek, dijital ve fiziksel deneyimlerin iç içe geçerek yeni bir birliktelik anlayışı yarattığı bir dünya. Bir büyükanne ya da büyükbabanın bir doğum günü kutlamasına hologramla katılması ya da kardeşlerin dünyanın farklı köşelerinden aynı dijital evcil hayvana birlikte bakması buna örnek. Asıl mesele ve fırsat, bilinçli şekilde güvenli dijital ortamlar inşa etmek; bu ortamların güvenli, saygılı ve nihayetinde bizi birbirimize daha da yakınlaştıran araçlar olmasını sağlamak.” *Araştırma, Kaspersky’nin pazar araştırma merkezi tarafından Kasım 2025’te gerçekleştirildi. Arjantin, Şili, Çin, Almanya, Hindistan, Endonezya, İtalya, Malezya, Meksika, Suudi Arabistan, Güney Afrika, İspanya, Türkiye, Birleşik Krallık ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden 3.000 kişi ankete katıldı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Vodafone’dan Yerli Tedarikçilerine Global Pazarlara Açılma Fırsatı  Haber

Vodafone’dan Yerli Tedarikçilerine Global Pazarlara Açılma Fırsatı 

Türkiye’nin dijitalleşmesine liderlik etme vizyonuyla faaliyet gösteren Vodafone, Türkiye’nin dört bir yanından tedarikçilerini bir kez daha İstanbul’da buluşturdu. Vodafone Tedarik Zinciri Yönetimi ekibi tarafından düzenlenen etkinliğe teknoloji, yazılım, telekommünikasyon, üretim ve hizmet sektörlerinden, farklı büyüklüklerde yaklaşık 500 tedarikçi firmanın yöneticileri katıldı. “Geleceğe birlikte bağlıyız.” mesajının verildiği toplantıda, Vodafone’un Türkiye’deki 20 yıllık yolculuğunun yanı sıra geleceğe yönelik hedef ve stratejileri de paylaşıldı. Etkinlik kapsamında düzenlenen panel ve sunumlarda 5G hazırlıkları, sürdürülebilirlik, iş sağlığı ve güvenliği, yerli ve milli tedarikçi ekosistemine yönelik yatırımlar gibi konular ele alındı. Gerçekleşen zirvede, şirket stratejik önceliklerini aktaran konuşmasında Vodafone Türkiye CEO’su Engin Aksoy, şunları söyledi: “Vodafone Grubu olarak, Avrupa ve Afrika'nın en büyük telekom ve teknoloji şirketlerinden biriyiz. Toplamda 60 ülkenin 15'inde kendi markamızla faaliyet gösteriyor, 330 milyondan fazla bireysel müşteriye ve 4,7 milyon işletmeye hizmet sunuyor, dünya genelinde 220 milyondan fazla cihazı birbirine bağlıyoruz. Ülkemizde ise Cumhuriyet tarihinin en büyük iki uluslararası doğrudan yatırımcılarından biriyiz. 20 yılda yaptığımız toplam yatırımın reel değeri 480 milyar TL'yi aşmış durumda. Türkiye'de 50 milyar TL'lik satın alma hacmine, 1.200'ün üzerinde tedarikçi ve yaklaşık 6.000 satış noktasından oluşan çok büyük bir ekosisteme sahibiz. Bu ekosistemle, yaklaşık 40 bin kişilik doğrudan ve dolaylı istihdam yaratıyoruz. Tedarikçi yönetiminde birlikte çözüm geliştirmeyi esas alan stratejik ortaklıklar kurmaya önem veriyoruz. Sadece fiyat odağıyla bakmayarak, kurumsal hassasiyetlerimiz konusunda bizimle paralel düşünen ve hareket eden firmalarla çok daha fazla işbirliği yaptığımız bir çalışma biçimine geçtik. Kendini geliştirmeye devam eden, kısa vadeli getiri yerine uzun vadeli sürdürülebilir değer yaratmaya odaklanan ve kalite, hız ve dijital yetkinlikler anlamında fark yaratan tedarikçilerimiz için hem Türkiye’de hem de global pazarlarda büyüme fırsatları sunmaya odaklanıyoruz. Önümüzdeki dönemde de tedarikçilerimizle birlikte üretecek, Türkiye'de kazandıklarımızı yine Türkiye için değere dönüştüreceğiz.” Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Hana Jalel ise şöyle konuştu: “Vodafone Türkiye olarak uzun yıllardır hedefimiz sektörde gelir bazında en hızlı büyüyen operatör olmak. Son 2,5 yıldır bu hedefi istikralı bir şekilde gerçekleştiriyoruz. Türkiye’de başardıklarımızla Vodafone Grubu’nun global finansal tablolarında da önemli bir yere sahibiz. 2025-26 mali yılımız da bu açıdan başarılı geçiyor. Nisan-Eylül 2025 dönemini kapsayan mali yıl sonuçlarımıza göre, şirketimizin servis gelirleri 64,8 milyar TL olarak gerçekleşti. Faiz, Amortisman ve Vergi Öncesi Kârımız 23,7 milyar TL oldu. Bu sonuçlarla, gelir bazında en hızlı büyüyen operatör olma hedefini mali yılımızın ilk yarısı itibarıyla da gerçekleştirmiş olduk. Bu yolculukta bizimle birlikte olan tedarikçilerimize teşekkür ediyoruz.” Vodafone Tedarikçi Yönetiminde Global Fırsat ve Standartlarla Değer Yaratıyor Küresel ölçekte 26 milyar Euro’nun üzerinde bir satın alma gücüyle dünyanın en büyük tedarik organizasyonlarından biri haline gelen Vodafone, ölçek ekonomisi yaratmanın ötesinde; tedarikçileri için farklı ülkelere açılma ve ihracat fırsatları sunuyor. Tedarikçi yönetiminde uluslararası en iyi uygulamalarla tam uyum sağlayarak küresel standartlarda bir çalışma modeli benimseyen Vodafone. ISG (İş Sağlığı ve Güvenliği) gerekliliklerini tüm tedarikçi ekosistemine entegre ederken, siber güvenlik ve veri koruma alanlarında en yüksek seviye kontrollerle tedarik zinciri güvenilirliğini güçlendiriyor. Vodafone ayrıca kapsayıcılık ve çeşitlilik prensiplerini tedarikçi seçim ve değerlendirme süreçlerinin temel bileşenlerinden biri hâline getirmiş durumda. Çevresel etki azaltımı ve gezegenin korunmasına yönelik sürdürülebilirlik kriterleri doğrultusunda çalışan Vodafone, tüm tedarikçileriyle birlikte çevresel sorumluluğu esas alan, uzun vadeli ve sürdürülebilir bir değer zinciri oluşturmayı hedefliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Veri Mühendisliği, Gelecek 10 Yılın En Yüksek Gelirli Meslekleri Arasında İlk Sıralarda Yer Alacak Haber

Veri Mühendisliği, Gelecek 10 Yılın En Yüksek Gelirli Meslekleri Arasında İlk Sıralarda Yer Alacak

İstinye Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Alper Tunga, veri mühendisliğinin önümüzdeki 10 yılın en gözde ve en yüksek gelirli meslekleri arasında olacağını vurguluyor. Yapay zekâyı besleyen bu alan, gençler için sınırsız bir kariyer ve istihdam fırsatı sunuyor. Veri biliminin giderek artan önemi veri mühendisliğini de popüler ve çok kazandıran bir meslek haline dönüştürüyor. İstinye Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Alper Tunga, veri mühendisliğinin gelecek 10 yılın en gözde ve en yüksek gelirli meslekleri arasında ilk sıralarda yer alacağını söyledi. Tunga, günümüzde verinin neden şirketlerin en kritik stratejik varlığı hâline geldiğini, ise “Veri, dijital dünyanın ‘yeni pusulasıdır’. Eskiden şirketler kararlarını tecrübelere dayanarak alırken, bugün milyonlarca veriyi analiz ederek en doğru adımı atıyorlar. Bu sayede şirketler, hangi ürünün sevileceğini veya gelecekte neye ihtiyaç duyulacağını önceden bilerek rakiplerinin önüne geçiyor” diyerek açıkladı. “Kişiye özel hizmet sunma gibi dev fırsatlar kapısı aralanıyor” Veri miktarındaki hızlı artışın işletmeler için yarattığı riskler ve fırsatlarla ilgili de konuşan Prof. Dr. Tunga, şunları söyledi: “Elimizdeki veri miktarının katlanarak artışını doğru değerlendirdiğimizde kişiye özel hizmet sunma gibi dev fırsatlar kapısı aralanıyor. Ancak bu devasa yığını yönetemeyen şirketler, bilgi kirliliği içinde boğulma ve yanlış kararlar alma riskiyle karşı karşıya kalabilir. Genç mühendis adaylarımız için bu durum, çözülmeyi bekleyen dev bir bulmaca ve uçsuz bucaksız bir istihdam alanı anlamına geliyor.” Yapay zekayı besleyen devasa sistemlerin mimarlığı Veri mühendisliğinin basit bir "veri depolama" işinden, yapay zekayı besleyen devasa sistemlerin mimarlığına dönüştüğünün altını çizen Tunga, “Artık veri sadece bir yerden bir yere taşınmıyor; verinin bulut sistemlerde anlık olarak işlendiği, kendi kendine öğrenen akıllı altyapılar kuruluyor. Bu disiplin, yazılım ve bilgisayar mühendisliğinin en hızlı büyüyen ve en çok aranan uzmanlık alanlarından biri haline geldi” dedi. Bir veri mühendisinin en kritik sorumluluklarına dair ise “Bir veri mühendisi, dijital dünyanın ‘altyapı mimarıdır’. En büyük sorumluluğu; milyarlarca verinin akacağı güvenli, hızlı ve temiz boru hatlarını inşa etmektir. Veri bilimcilerin analiz yapabilmesi için ham veriyi işlenebilir ve anlamlı bir hale getirmek, sistemlerin verimli çalışmasını sağlamak modern bir veri mühendisinin temel görevidir” yorumunu yaptı. “Size anında öneri sunulması bu teknoloji sayesindedir” Gerçek zamanlı veri işlemenin hangi sektörlerde kritik hale geldiğini de belirten Tunga, şöyle konuştu: “Bankacılıkta bir kredi kartı işleminin saniyeler içinde onaylanması, sahtekarlık işlemlerinin hızlıca tespit edilerek önlenmesi veya e-ticaret sitelerinde size anında öneri sunulması bu teknoloji sayesindedir. Sürücüsüz araçların anlık yol analizleri yapması veya fabrikalardaki robotların hata payını sıfıra indirmesi için verinin "ışık hızında" işlenmesi gerekir. Bu nedenle finans, sağlık, oyun ve otomotiv gibi pek çok sektörde veri mühendisliği vazgeçilmezdir. Çalışanların siber güvenlik bilincinin düşük olması sızıntılara davetiye çıkarıyor Veri mahremiyeti ve güvenliğiyle ilgili de konuşan Prof. Dr. Tunga, şunları söyledi: “Şirketlerin en büyük hatası, veri güvenliğini sadece teknik bir kilit olarak görüp işin insani boyutunu ihmal etmeleridir. Verilere kimlerin erişebileceği konusunda sıkı politikalar uygulanmaması ve çalışanların siber güvenlik bilincinin düşük olması sızıntılara davetiye çıkarıyor. Güvenlik, sadece bir yazılım değil, bir kurum kültürü olarak benimsenmelidir. Dijital dünyada yüzde 100 ‘Hiçbir şey olmaz’ demek zordur, ancak modern koruma yöntemleriyle hırsızlığı neredeyse imkânsız hale getirmek mümkündür. Veriyi en başından şifrelemek, en gelişmiş yapay zekâ koruma kalkanlarını kullanmak ve sistemleri sürekli test etmek savunmayı güçlendirir. Mühendislik fakültelerimizde yetiştirdiğimiz uzmanlar, bu saldırıları daha gerçekleşmeden fark edecek donanıma sahip olmaktadır.” “Veri okuryazarlığı çalışanlar için temel yetenek hâline gelecek” Veri okuryazarlığının çalışanlar için zorunlu temel yetenek hâline geleceğine dikkat çeken Profesör, “Gelecekte veri okuryazarı olmayan bir çalışan, okuma yazma bilmeyen biri kadar zorlanacaktır. Sadece mühendislerin değil; doktorların, avukatların, pazarlamacıların, öğretmenlerin, tüm meslek kollarının verileri doğru yorumlayabilmesi gerekecek. Veriyi okuyabilen bireyler, iş hayatında daha doğru tahminlerde bulunacak ve daha başarılı olacaktır” dedi. Şirketlerin karar alma mekanizmalarının tam merkezinde Veri mühendisliğinin geleceğiyle ilgili öngörüleri de paylaşan Prof. Dr. Tunga, “Veri mühendisliği, önümüzdeki 10 yılın en gözde ve en yüksek gelirli meslekleri arasında ilk sıralarda yer alacaktır. Şirketlerin karar alma mekanizmalarının tam merkezinde yer alacakları için bu uzmanlar, sadece teknik eleman değil, aynı zamanda yönetici adayı olarak görülecektir. Üniversite adayı gençlerimize, bu heyecan verici ve geleceği parlak alana yönelmelerini gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum” diyerek sözlerine şöyle devam etti: “Gelecekte veri mühendisliği, yapay zekayı sadece kullanan değil, onu ‘eğiten ve yöneten’ bir konuma gelecek. Rutin ve sıkıcı işlerin birçoğunu yapay zekâ üstlenirken, mühendisler sistemin etik tasarımı ve yaratıcı çözümler ile karmaşık mimariler üzerine kafa yoracak. Bu meslek, statik bir işten ziyade, sürekli yenilenen ve dijital dünyanın kalbinde yer alan bir ‘strateji merkezine’ dönüşecek.” Veri bilimci ile veri mühendisi arasındaki fark Prof. Dr. Mehmet Alper Tunga, veri mühendisliği ile veri bilimi arasındaki farkı ise şöyle açıklıyor: “Bu iki alanı bir restoranın işleyişine benzetebiliriz: Veri mühendisi, mutfağın altyapısını kuran, malzemelerin taze ve kesintisiz bir şekilde depodan tezgâha gelmesini sağlayan kişidir; yani sistemin mimarıdır. Veri bilimci ise o malzemeleri kullanarak harika yemekler yapan, veriden geleceğe dair tahminler ve anlamlı sonuçlar çıkaran şeftir. Kısacası; veri mühendisi verinin güvenli ve ulaşılabilir ‘yolculuğunu’ tasarlarken, veri bilimci o yolculuğun sonunda elde edilen veriden ‘stratejik anlamlar’ çıkarır. Biri olmadan diğerinin başarılı olması mümkün değildir; bu yüzden her iki alan da dijital dönüşümün ayrılmaz iki parçasıdır.” “Öğrencilerimizi yarının teknolojilerine de hazırlıyoruz” Adaylara ve ailelerine seslenen Tunga, şöyle devam etti: “Veri mühendisliği, ‘inşa etmeyi, sistem kurmayı ve kodlamayı’ sevenlere; Veri bilimi ise, ‘istatistiği, modelleme yapmayı ve analiz etmeyi’ sevenlere hitap eder. Buradan hem adaylarımıza hem de kıymetli ailelerine seslenmek isterim: Mühendislik sadece teknoloji üretmek değil, dünyayı daha iyi ve güvenli bir yer haline getirmektir. Fakültemizde öğrencilerimizi sadece bugünün değil, yarının teknolojilerine de hazırlıyoruz. Veri mühendisliği gibi vizyoner alanları seçen gençlerimiz, sadece bir meslek sahibi olmayacak, geleceğin mimarları arasına isimlerini yazdıracaklardır.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.