Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Siber Güvenlik

Kapsül Haber Ajansı - Siber Güvenlik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Siber Güvenlik haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Netaş, 2025 Yıl Sonu Satış Gelirlerini Yüzde 31 Artırarak 12 Milyar TL'ye Ulaştırdı Haber

Netaş, 2025 Yıl Sonu Satış Gelirlerini Yüzde 31 Artırarak 12 Milyar TL'ye Ulaştırdı

Türkiye'de ve bölgede telekomünikasyon ve bilgi teknolojileri alanında faaliyet gösteren Netaş, 2025 yılı yıl sonu finansal sonuçlarını açıkladı. Şirket'in satış gelirleri yıl sonunda geçen yılın aynı dönemine kıyasla TL bazında yüzde 31 artırarak 12 milyar TL'ye dolar bazında yüzde 9 artarak 305 milyon dolar seviyesine ulaştı. Alınan siparişler ise yüzde 20 artışla 12 milyar TL'ye yükseldi. Şirket'in 2025 yılı FAVÖK (Faiz, Amortisman, Vergi Öncesi Kar) düzeyi bir önceki seneye göre yüzde 143 büyüyerek 126 milyon TL seviyesinden 307 milyon TL seviyesine ulaştı. 2025 yıl sonu itibariyle Telekom segmenti yüzde 49 payıyla siparişlerin en büyük kısmını oluştururken, toplam satışlar içindeki payı yüzde 45 düzeyinde gerçekleşti. Cari yılda telekom segmentinin sipariş ve satışları sırayla 5,9 milyar TL ve 5,4 milyar TL oldu. Sistem Entegrasyonu segmenti siparişlerdeki yüzde 42 payıyla şirketin tüm siparişlerinde ikinci büyük kısmını oluşturdu.2025 yılında toplam sipariş tutarı 5 milyar TL olarak gerçekleşirken, ilgili birim 5,4 milyar TL'lik satış geliriyle konsolide satışların yüzde 45'ini oluşturdu. 2025 yılı boyunca telekom operatörleriyle yürütülen altyapı modernizasyon projeleri kapsamında erişim ve enerji katmanında çalışmalar devam etti. Yerli mühendislik gücüyle üretilen doğru akım güç sistemleri, akıllı lityum bataryalar ve yüksek verimlilik sağlayan doğrultucu üniteleri sahada konumlandırıldı. Fiber erişim tarafında akıllı port yönetimi gibi yenilikçi teknolojilerle enerji verimliliği artırıldı; Wi-Fi 6 ve Wi-Fi 7 çözümleriyle son kullanıcı tarafında daha düşük enerji tüketimiyle müşterilerimize daha yüksek performans sunuldu. 2026'da hayata geçirilecek 5G altyapısı için Telekom operatörlerinin hazırlıkları kapsamında Netaş ilerleyen yıllarda da geleceğin iletişim teknolojilerine dönük tüm iş birliklerine açık, esnek ve hazırlıklı bir yapı sunmayı hedefliyor. Tüketici teknolojileri alanında ise Netaş, ZTE çatısı altında yer alan nubia markasıyla mobil cihaz pazarındaki faaliyetlerini 2025 yılında da sürdürdü. 5G destekli farklı modellerin Türkiye pazarına sunulmasıyla ürün portföyü genişlerken, mobil cihaz tarafındaki faaliyetler telekom ekosisteminin son kullanıcı katmanını tamamlayan bir alan olarak konumlanmaya devam etti. Operatör iş birlikleri ve dijital satış kanallarıyla desteklenen yapı kapsamında mobil cihazların Türkiye'de üretimi de sürdürüldü. Netaş 2025 yılı içinde Türkiye ve Kazakistan pazarında 200 bine yaklaşan sayıda akıllı telefon satışı gerçekleştirdi. Kamu ve özel sektörde veri merkezi altyapıları, ağ dönüşümü, siber güvenlik ve bulut geçiş projeleri yürütüldü. Microsoft ile bulut, yapay zekâ ve siber güvenlik alanlarında projeler hayata geçirilirken; Hitachi ile veri depolama ve kesintisiz çalışma altyapılarına yönelik çalışmalar sürdürüldü. Netaş Bulut Sunucu ürün ailesi kamu, finans ve kurumsal projelerde kullanılarak veri işleme kapasitesi ve enerji verimliliği ihtiyaçlarına yanıt verdi. Yazılım test hizmetleri alanında Netaş Test Merkezi faaliyetlerini sürdürürken, Visium ürün ailesi finans ve telekom sektörleri başta olmak üzere kurumsal müşteriler tarafından tercih edildi. Yönetilen hizmetler tarafında ise Netaş iştiraki BDH, 7/24 operasyon modeliyle BT operasyon yönetimi, saha destek hizmetleri, ve cihaz onarım süreçlerinde faaliyet gösterdi. BDH 81 ilde hizmet veren servis ağı ile tüm Türkiye'ye hizmet veriyor. Savunma sanayii projelerinde görev kritik haberleşme ve konumlama çözümleri geliştirilmeye devam edildi. 2025 yılında havacılık alanında AS9100 kalite sertifikasyonu ile havacılık projelerinde süreç yönetimi ve izlenebilirlik alanında yetkinlik güçlendirildi. Tüketici teknolojileri alanında nubia markasının 5G destekli modelleri Türkiye pazarında sunulmaya devam etti. Farklı kullanıcı segmentlerine yönelik ürün gamı genişletilirken, mobil cihaz üretimi yerli üretim kabiliyeti kapsamında sürdürüldü. Kazakistan başta olmak üzere yakın coğrafyada telekom ve kurumsal teknolojiler alanında projeler yürütülerek uluslararası faaliyetler devam etti. Netaş CEO'su Sinan Dumlu, yıl sonu performansına ilişkin yaptığı değerlendirmede şunları söyledi: "2025 yılında Netaş olarak tüm iş kollarımızdaki faaliyetlerimizi sürdürdük. Satış gelirlerimizi 12 milyar TL olarak kaydettiğimiz bu yılda, sistem entegrasyonu projelerimiz, telekom tarafındaki altyapı işlerimiz ve savunma alanındaki uzun soluklu Ar-Ge projelerimiz gelir yapımızın temelini oluşturdu. Bugün Netaş'ın gücü, tek bir alandan değil; tasarımdan entegrasyona, saha bakımdan yönetilen hizmetlere kadar uzanan bütüncül yapısından geliyor. 5G'nin hayata geçmesi yaklaşırken ve dünyada teknolojik liderliğin önemi artarken bu bütüncül yapı daha da kritik hale geliyor. Netaş olarak Ar-Ge'miz, üretim kabiliyetimiz, sistem entegrasyonu deneyimimiz ve ülke çapındaki teknik destek kadrolarımızla tüm müşterilerimize 5G'den Yapay Zekâ'ya her teknolojide destek vermeye hazırız." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Finansal İnovasyonun Nabzı TechFinTech 2026’da Atacak Haber

Finansal İnovasyonun Nabzı TechFinTech 2026’da Atacak

Türkiye’nin finans ve teknoloji alanındaki stratejik buluşması TechFinTech, 15 Nisan 2026 Çarşamba günü saat 09.00’da İstanbul Wyndham Grand Levent’te gerçekleştirilecek. Etkinlik, dijital finans ekosisteminin bugünü ve geleceğini sektörün tüm paydaşlarıyla birlikte ele alırken, bankacıları, büyük ölçekli kurumların finans liderlerini, ödeme sistemleri yöneticilerini, yapay zekâ uzmanlarını ve teknoloji sağlayıcılarını aynı stratejik zeminde bir araya getirecek. “Asıl konu; finansı daha akıllı, daha güvenli ve daha sürdürülebilir hale getirmek” Türkiye finans sektörü; güçlü ödeme sistemleri altyapısı, gelişmiş bankacılık teknolojileri, mobil finans çözümleri, FinTech girişimciliği, banka–teknoloji iş birlikleri ve regülasyona uyum kabiliyetiyle bölgesel bir güç olmanın ötesine geçerek küresel ölçekte dikkat çeken bir konuma ulaşmış durumda. Artık mesele yalnızca dijitalleşmek değil; finansı daha akıllı, daha güvenli ve daha sürdürülebilir hale getirmek. Finans sektörü artık yalnızca dijitalleşen bir yapı değil; veriye dayalı, gerçek zamanlı ve giderek otonomlaşan bir sisteme dönüşüyor. Yapay zekâ destekli karar mekanizmaları, gömülü finans modelleri, açık veri mimarileri ve güvenli bulut altyapıları finans dünyasının işleyişini yeniden tanımlıyor. TechFinTech 2026 bu önemli gerçekten yola çıkarak, FinTech ve TechFin ekosistemini yalnızca tartışmak için değil; birlikte konumlandırmak ve stratejik bir çerçevede şekillendirmek amacıyla karar vericileri bir araya getiriyor. Dijital Finansallaşma: Otonom Karar Çağı TechFinTech 2026 bu yıl, finansın geleceğini belirleyecek temel sorulara odaklanacak: Yapay zekâ finansal karar süreçlerini ne ölçüde dönüştürecek? CFO ve CIO iş birliği kurumlara nasıl stratejik avantaj sağlayacak? Regülasyon çağında inovasyon nasıl sürdürülebilir kılınacak? Gerçek zamanlı ekonomi kurumları nasıl yeniden şekillendirecek? Yarım gün sürecek etkinliğin odağında; ‘Finansal Dijitalleşmenin Yeni Evresi’, ‘Finansın Yeni Güven Katmanı: Şeffaf, Dayanıklı ve Yapay Zekâ Destekli Sistemler’, ‘Yeni Nesil Ödeme ve Gerçek Zamanlı Entegre Finans’, ‘Veriyle Karar Veren CFO’lar’, ‘Yapay Zekâ ile Güçlenen Kurumsal Finansal Zeka’, ‘Perakende ve Ödeme Teknolojilerinde Müşteri Deneyimi 5.0’, ‘Finans Sektöründe Dijital Dayanıklılık: Bulut, Regülasyon ve Süreklilik’, ‘Finansal Kurumlar İçin Proaktif Siber Güvenlik ve Fraud Önleme’, ‘Gömülü Finans 3.0: Ekosistem Ekonomisi ve Bankasız Bankacılık’, ‘Finansta Otonom Operasyonlar: AI ve RPA ile Süreç Dönüşümü’, ‘AI Agent’lar ile Finansal Süreç Otomasyonu’, ‘Kurumlar Arası Gerçek Zamanlı Para Transferi: Blockchain’in Ötesinde Ne Var?’, ‘Açık Bankacılıktan Açık Ekonomiye’ ve ‘Otonom Finans Sistemleri ve AI Destekli CFO Modelleri’ gibi kritik başlıklar yer alacak. Keynote konuşmaları, ana panel, konuk sunumları, söyleşi oturumları, networking ve iş birliği alanlarının yer alacağı TechFinTech 2026’ya ilişkin detaylı bilgiye www.TechFinTech.com.tr adresinden ulaşılabilir. Etkinliğe kurumların CFO, CIO, CTO ve CDO unvanına sahip yöneticileri ücretsiz katılım sağlayabilirken diğer katılımcılar ise web sitesinde yer alan “BİLET AL” butonu üzerinden kayıt yaptırarak katılım gerçekleştirebilir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Teknoloji Sektörü, 2026’da Hiper-Hızlı Bir Yapay Zekâ Dönemine Giriyor Haber

Teknoloji Sektörü, 2026’da Hiper-Hızlı Bir Yapay Zekâ Dönemine Giriyor

Araştırma, teknoloji şirketlerinin 2026 yılında inovasyona öncelik vererek büyümeyi hızlandırabileceklerine dikkat çekiyor. Aynı zamanda stratejik ortaklıklarla büyük ölçekte yapay zekâ uygulamalarının iş modellerine entegre edilmesi de sektörde büyümeyi hızlandırabilen bir diğer faktör olarak ön plana çıkıyor. Uluslararası danışmanlık hizmetleri şirketi EY, teknoloji şirketlerinin 2026 yılında büyümeyi ve operasyonel verimliliği artırmak için odaklanabileceği kritik alanları ele aldığı “Teknoloji Şirketleri için En Büyük 10 Fırsat” araştırmasının sonuçlarını açıkladı. Araştırma, teknoloji sektörünün hiper-hızlı bir yapay zekâ dönemine girdiğini ortaya koyarken, bu yeni dönemde lider konumda olmak isteyen şirketlere net bir yol haritası sunuyor. Araştırmaya göre; 2026’da başarıyı belirleyen temel unsur günümüz iş dünyasında hızlı aksiyon almak olacak. Yapay zekâ odaklı inovasyonun ivme kazanmasıyla birlikte teknoloji şirketlerinin; stratejik iş birlikleri yoluyla daha hızlı büyüme ve verimlilik elde etmesi öne çıkıyor. Aynı zamanda belirli amaçlar doğrultusunda otonom karar alabilen yapay zekâ sistemleri (Agentic AI), platformlar ve bulut sistemleri arasında birlikte çalışabilirlik ile fiziksel yapay zekâ ve robotik çözümler, yeni rekabet avantajlarının merkezinde yer alıyor. EY araştırmasında, yapay zekânın hız kazanmasıyla birlikte güvenilir yapay zekânın artık yalnızca bir uyum başlığı değil, gelir ve itibarın korunması açısından operasyonel bir zorunluluk haline geldiği vurgulanıyor. Bu kapsamda, yönetişimin iş süreçlerine entegre edilmesi, liderlerin daha etkin bir rol üstlenmesi ve güçlü veri altyapılarının oluşturulması kritik önem taşıyor. EY, 2026’da teknoloji şirketlerinin göz önünde bulundurması gereken 10 fırsat alanını şöyle sıralıyor: 1. Hiper-hızlı yapay zekâ döneminde stratejik iş birlikleriyle büyüme hızlandırılmalı Yapay zekâ odaklı stratejik iş birlikleri, birleşme-satın alma işlemleri veya ortak girişim yaklaşımları ile, teknoloji şirketlerinin daha hızlı ölçeklenmesini sağlayacak. Yönetişimden ödün vermeden, stratejik iş birliklerini güçlendiren teknoloji şirketleri, değişen regülasyonlara daha çevik uyum sağlayarak sürdürülebilir rekabet avantajı elde edebilir. 2. Platformlar arası entregre çalışabilirlik ve fiziksel yapay zekâya geçiş önceliklendirilmeli Ürünlere entegre yapay zekâ artık standart hale gelirken, platformlar ve bulutlar arasında sorunsuz çalışan sistemler fark yaratıyor. Yapay zekâ, robotik ve otonom çözümlerle birleşen bu yaklaşım, yazılım ile fiziksel dünyayı yakınlaştırarak yeni büyüme alanları sunma fırsatı taşıyor. Bu yetkinliklere yatırım yapan teknoloji şirketleri rekabet avantajı elde edebilir. 3. Güvenli ve güvenilir yapay zekâ operasyonel hale getirilmeli Yapay zekânın yaygınlaşması arttıkça güvenilirlik ve etiklik konuları tercih olmanın ötesine geçerek operasyonel gereklilik haline geliyor. Teknoloji şirketlerinin; iş akışlarına ve risklere en yakın konumda bulunan fonksiyonları güçlendirerek, sınırları tanımlama, risk alanlarını belirleme ve güvenilirlik uygulamalarını günlük operasyonlara entegre etme modeline yönelmesi gerekiyor. Güçlü sınırlar olmadan, şirketler zincirleme başarısızlığa yol açabilecek ve iş hedeflerini sekteye uğratabilecek risklerle karşı karşıya kalıyor. İş fonksiyonlarının güçlendirilmesi ve yönetişimin günlük süreçlere entegre edilmesi, bu büyümenin sürdürülebilir şekilde yönetilmesini sağlayabilir. Bunu başaran teknoloji şirketleri, mevzuata ve itibara ilişkin riskleri azaltırken operasyonel verimliliği artırabilir. 4. Yapay zeka döneminde ticari konulara ilişkin strateji yeniden ele alınmalı Yapay zekâ temelli şirketler, yazılımların fiyatlandırılması, hazırlanması ve satın alınması süreçlerini yeniden şekillendiriyor. Geleneksel modeller yerini sonuç ve değer odaklı fiyatlandırmaya bırakıyor. Müşteriler artık erişimden çok sorunsuz deneyimler ve ölçülebilir fayda bekliyor. Araştırmaya göre; 2026’da lider şirketlerin, fiyatlandırmayı doğrudan sağlanan çıktı ve değerle ilişkilendiren modellerle öne çıkacağı öngörülüyor. Bu sonuç odaklı modeller, müşteriler için tercih edilen bir satın alma deneyimi sunmayı hedefliyor. 5. Esneklik için yapay zekâ model seçimi optimize edilmeli Açık ve kapalı yapay zekâ modelleri arasındaki doğru denge, maliyet, performans ve uyum açısından kritik hale geliyor. Açık model ekosistemi hızla gelişerek daha düşük giriş bariyerleri, daha hızlı süreçler ve çoğu zaman maliyetin çok küçük bir kısmıyla iş akışlarına derin bir entegrasyon potansiyeli sunuyor. Kapalı modeller ise daha yüksek maliyetler, tedarikçiye bağımlılık ve yerelleştirme veya uyum açısından daha sınırlı esneklik gibi riskleri beraberinde getirebiliyor. 2026’da bu modelleri iş operasyonları ve regülasyon ihtiyaçlarına göre doğru yöneten teknoloji şirketleri, hız ve esneklik avantajı elde edebilir. 6. Dijital egemenlik odaklı tasarım ve etkin iş gücü modeli benimsenmeli Regülasyonlar ve jeopolitik gelişmeler, yapay zekâda yerelleşmeyi zorunlu kılıyor. Avrupa Birliği’nin Dijital Piyasalar Yasası (DMA), Dijital Hizmetler Yasası (DSA) ve Yapay Zekâ Yasası gibi düzenlemeler şirketlerin planlarını etkilerken, dijital egemenlik yaklaşımı daha çok önem kazanıyor. Bu konu; yeteneklerin nerede konumlandığını, hesaplama süreçlerinin nerede gerçekleştiğini ve temel modellerin ulusal değerleri, etik yaklaşımları ve gelenekleri nasıl yansıttığını kapsıyor. Stratejilerine farklı bölgesel perspektifleri ve regülasyon gerekliliklerini entegre eden şirketler, hızdan ödün vermeden uyum sağlayarak, giderek farklılaşan bu ortamda küresel ölçekte büyümeyi sürdürebilebilir. 7. Yapay zekâ zorlukları, alanında uzmanlarla yönetilmeli Yapay zekâ uygulamaları karmaşıklaştıkça, ilgili uzmanların doğrudan iş birimlerinde görev alması önem kazanıyor. Teknik yetkinliğin doğrudan iş birimlerine veya proje ekiplerine dahil edilmesi, bu teknolojinin kullanımını hızlandırırken uygulama kalitesini ve sürekliliği artırıyor. Bu rolleri değeri en üst düzeye çıkaracak şekilde yapılandıran teknoloji şirketleri, avantaj elde edebilir. 8. Dijital altyapı ve yapay zekâ dönemi için vergi stratejisi yeniden ele alınmalı Küresel ölçekte büyüyen teknoloji şirketleri için vergi, stratejik bir karar alanı haline geliyor. Nerede yatırım yapılacağı, fikri mülkiyet sahipliğinin nasıl yapılandırılacağı ve maliyetler ile kârların sınırlar arasında nasıl dağıtılacağına ilişkin kararların proaktif olarak değerlendirilmesi önem kazanıyor. Bu doğrultuda, vergi stratejisinin dijital dönüşümün temeline entegre edilmesi gerekiyor. Vergi yaklaşımını dijital dönüşümün merkezine yerleştiren şirketler, büyüme sürecinde uyum ve çeviklik sağlayabilir. 9. AI destekli FinOps (Financial Operations) yaklaşımlarıyla finans fonksiyonu, stratejik bir itici güce dönüştürülmeli Yapay zekâ destekli FinOps (Financial Operations) yaklaşımları, finans fonksiyonunu raporlamanın ötesine taşıyor. Gerçek zamanlı görünürlük ve akıllı kaynak yönetimi, daha hızlı ve isabetli karar almayı mümkün kılıyor. Doğru şekilde hayata geçirildiğinde finans, bir raporlama fonksiyonu olmaktan çıkarak marj artışını destekleyen, sermaye kullanımını optimize eden ve kurum genelinde karar süreçlerini iyileştiren stratejik bir itici güç haline geliyor. 10. Yapay zekâ çağında, kurumsal güvenlik yeniden gözden geçirilmeli Teknoloji şirketlerinin, temel güvenlik seviyesinin ötesine geçerek daha proaktif ve yapay zekâ destekli siber güvenlik ve veri güvenliği yaklaşımlarını benimsemesi gerekiyor. Bu kapsamda; iyileştirme hizmet seviyesi anlaşmalarının haftalardan saatlere indirilmesi, siber tehdit tespiti ile müdahalesinin otomatikleştirilmesi ve sürekli kimlik doğrulamanın entegre edilmesi gibi alanlar öne çıkıyor. Kimlik, veri ve yapay zekâ modellerini bütüncül şekilde koruyan teknoloji şirketleri, büyümeyi kesintisiz ve güvenli biçimde sürdürebilir. EY Türkiye Danışmanlık Bölümü Şirket Ortağı, Telekomünikasyon, Medya ve Teknoloji Sektör Lideri Emre Beşli araştırma ile ilgili olarak şu değerlendirmelerde bulundu: “Teknoloji sektörü, 2026 yılında yapay zekânın hızla yaygınlaştığı ve ölçülebilir değer üretmenin her zamankinden daha kritik hale geldiği bir döneme giriyor. Teknoloji şirketleri bugün yapay zekânın potansiyelini konuşmaktan çok, bu potansiyeli güvenli ve güvenilir şekilde nasıl hayata geçireceklerine ve etkili çözümlerle nasıl sürdürülebilir değer elde edebileceklerine odaklanıyor. Öte yandan “dijital egemenlik” kavramı da belirleyici bir unsur olarak hayatımıza girdi. Üst yönetim gündeminde artık ‘yapabilir miyiz?’ sorusunun yerini, ‘nasıl daha hızlı ve etkili uygularız?’ sorusu almış durumda. Otonom sistemlerin operasyonel süreçleri desteklediği, liderlerin ise stratejik yönlendirmeye odaklandığı bu yeni iş modelinin, rekabet avantajının temelini oluşturacağını söylemek mümkün. Araştırmamızda ortaya koyduğumuz fırsatlar, teknoloji şirketlerinin deneme ve pilot süreçlerden operasyonel olgunluğa geçişini desteklerken; yapay zekâ temelli stratejileri benimseyen, yönetişimi dönüştüren ve iş modellerini yeniden kurgulayan şirketlerin kazanan konumda olacağına işaret ediyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye'nin Stratejik Tercihi Denge Siyaseti! Haber

Türkiye'nin Stratejik Tercihi Denge Siyaseti!

Prof. Dr. Arslan, “Türkiye ne bütünüyle Batı ekseninde eriyebilecek bir ülke, ne de Rusya-İran hattında konumlanabilecek bir aktördür. NATO üyeliği, enerji bağımlılığı ve bölgesel güvenlik riskleri Ankara’yı denge siyasetine zorlar.” dedi. Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler (İngilizce) Bölüm Başkanı Prof. Dr. Havva Kök Arslan, İran’a yönelik saldırılar üzerinden Ortadoğu’daki son gelişmeleri değerlendirdi. Ortadoğu yeniden sert bir kırılma yaşıyor Krizin yalnızca iki ülke arasındaki askeri gerilim olarak okunamayacağını vurgulayan Prof. Dr. Arslan, “Ortadoğu yeniden sert bir kırılma yaşıyor. İran’a yönelik saldırılar, yalnızca iki ülke arasındaki askeri bir gerilim değil; küresel güç mücadelesinin bölgesel bir aşamasıdır.” dedi. “19. yüzyılda toprak paylaşılırdı; şimdi enerji koridorları, lojistik hatlar ve teknoloji ekosistemleri paylaşılıyor.” diyen Prof. Dr. Arslan, İran’ın da “bu yeni paylaşım savaşının kritik bir cephesi” olduğunu belirtti ve “Asıl soru şu: Bu bir sınırlı operasyonlar dizisi mi, yoksa daha derin bir stratejik hedefin başlangıcı mı?” ifadelerini kullandı. Uluslararası hukukta istisnalar bellidir Saldırıların uluslararası hukuk açısından değerlendirilmesine ilişkin Prof. Dr. Arslan, “Uluslararası ilişkiler literatüründe devletlerin zayıflatılması, parçalanması veya "fonksiyonel kapasitesinin aşındırılması" yeni bir yöntem değil. Irak, Libya ve Suriye örnekleri hâlâ hafızalarda. İran dosyası da bu çerçevede okunabilir mi? Birleşmiş Milletler Şartı kuvvet kullanımını yasaklar; istisnalar bellidir: Güvenlik Konseyi kararı ya da açık bir silahlı saldırıya karşı meşru müdafaa.” diye konuştu. “Önleyici saldırı doktrini hukuken tartışmalıdır” diyen Prof. Dr. Arslan, diplomatik kanallar tükenmeden başlatılan askeri operasyonların yalnızca hukuki değil, sistemsel bir istikrarsızlık üreteceğini vurguladı ve “Eğer bu yöntem normalleşirse, yarın herhangi bir ülke ‘potansiyel tehdit’ gerekçesiyle hedef alınabilir” ifadelerini kullandı. Türkiye açısından ilkesel çerçevenin net olduğunu belirten Prof. Dr. Arslan, “Toprak bütünlüğüne saygı, kuvvet kullanımının istisnai niteliği ve diplomasiye öncelik temel referanslarımızdır. Ancak mesele yalnızca hukuki değil; asıl mesele stratejik niyettir.” diye konuştu. Ortadoğu’da bloklaşma zaten vardı “Ortadoğu’da bloklaşma zaten vardı. Bu kriz ise mevcut eksenleri derinleştirecek ve netleştirecek.” diyen Prof. Dr. Arslan, “Batı ekseninde ABD, İsrail ve bazı Körfez ülkeleri deniz gücüne dayalı ve finansal araçları öne çıkaran bir politika izlerken; Avrasya ekseninde İran, Rusya ve Çin kara gücüne, enerji koridorlarına öncelik veriyor. Ancak durum bu iki eksene indirgenemez. Türkiye, Katar, Suudi Arabistan ve Mısır gibi ‘orta kuşak’ ülkeler, iki eksen arasında gidip gelen ve zaman zaman denge unsuru olan aktörler olarak öne çıkıyor.” şeklinde konuştu. İsrail’in İran’ı Haziran 2025’te hedef almasının üzerinden henüz bir yıl geçtiğini kaydeden Prof. Dr. Arslan, “Yeni dalga operasyonlar tesadüf değil. Amaç, geçici bir baskı değil; İran’ın direnme kapasitesini sistematik biçimde aşındırmak. Zayıf bir aktör, güçlü bir İran’dan daha kontrol edilebilir kabul edilir. Türkiye ise ne tamamen Batı eksenine entegre olabilir, ne de Rusya-İran hattında konumlanabilir. NATO üyeliği, enerji bağımlılığı ve bölgesel güvenlik riskleri Ankara’yı denge siyasetine zorlar. Bu denge pasif değil, aktif olmalıdır. Enerji, güvenlik ve milli bütünlük parametreleri Ankara’nın stratejisini belirleyecek. MHP lideri Devlet Bahçeli’nin vurguladığı ‘yeryüzüne Ankara’dan bakmak’, kendi milli çıkarlarını merkeze almak anlamına geliyor.” dedi. Amaç geçici baskı değil, sistematik aşındırma olabilir Haziran 2025’te İsrail’in İran’ı hedef almasının ardından yeni dalga operasyonların gelmesini tesadüf olarak görmediğini ifade eden Prof. Dr. Arslan, “Mesele geçici bir askeri baskı değil; İran’ın direnme kapasitesini sistematik biçimde aşındırmak olabilir.” dedi. “Eğer çatışmalar bugün dursa bile üçüncü ve dördüncü dalga gelebilir” diyen Prof. Dr. Arslan, bunun klasik güç siyaseti mantığıyla uyumlu olduğunu belirterek, “Güçlü bir İran değil, kontrol edilebilir bir İran tercih edilir” ifadelerini kullandı. Türkiye’nin savunma sanayisi her krizden güçlenerek çıktı Türkiye’nin savunma sanayisinin her krizden güçlenerek çıktığını da kaydeden Prof. Dr. Arslan, “1990’larda terörle mücadele, 2010’larda sınır ötesi operasyonlar yerli üretimi hızlandırdı. Bu kriz de benzer bir etki yaratacak. Hava savunma sistemleri, uzun menzilli füzeler, İHA/SİHA’lar ve elektronik harp sistemleri öncelikli alanlar olacak. Siber güvenlik de artık daha kritik; İran örneği, füzeden önce istihbarat sızabileceğini gösterdi. Türkiye, FETÖ tecrübesiyle iç sızmalara karşı dirençli, ama siber savunmayı güçlendirmek zorunda. Dış politikada ‘çok boyutlu’ anlayış pekişecek. Ama bu sadece denge siyaseti değil; kendi teknolojik kapasitesine dayanan bir otonomi demek. Başkasının silahına muhtaç olmayan ülke, başkasının siyasetinin etkisi altında olmaz. Savunma sanayii atılımı, askeri ve diplomatik bağımsızlığın temeli olacak.” diye konuştu. Lider değişimi sistem çöküşü anlamına gelmez İran’da rejimin kırılganlığına ilişkin tartışmalara da değinen Prof. Dr. Arslan, “Bu tür siyasal kültürlerde lider değişimi sistem çöküşü anlamına gelmez. İran’ın kurumsal sürekliliği vardır; dini liderlik makamı boşaldığında yeni isim belirlenir ve yapı devam eder.” şeklinde konuştu. İran’ın Irak’la sekiz yıl süren savaşta ağır kayıplara rağmen teslim olmamasını hatırlatan Prof. Dr. Arslan, “Rejimin bir gecede değişmesi gerçekçi değildir. Aksine, dış müdahale algısı toplumda konsolidasyon yaratabilir.” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Arslan, “Tarih gösteriyor ki dış müdahale bazen dağılma değil, toparlanma üretir.” değerlendirmesinde bulundu. Türkiye ve denge siyaseti Prof. Dr. Arslan, bölgede bloklaşmaların mevcut olduğunu ancak bugün yaşanan gerilimin daha büyük bir küresel rekabetin parçası gibi göründüğünü söyleyerek, “Enerji hatları, lojistik koridorlar ve askeri üsler üzerinden yürüyen bir sistemik mücadele söz konusu.” dedi. Türkiye’nin bu tabloda özgün bir konuma sahip olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Arslan, “Türkiye ne bütünüyle Batı ekseninde eriyebilecek bir ülke, ne de Rusya-İran hattında konumlanabilecek bir aktördür. NATO üyeliği, enerji bağımlılığı ve bölgesel güvenlik riskleri Ankara’yı denge siyasetine zorlar.” diye konuştu. 500 kilometreyi aşan sınır, olası bir krizden doğrudan etkilenir Olası bir bölgesel savaşın Türkiye’ye etkilerine ilişkin de Prof. Dr. Arslan, İran’ın zayıflaması veya parçalanması senaryosunun Türkiye açısından soyut bir analiz olmadığını belirtti ve “500 kilometreyi aşan sınır, olası bir krizden doğrudan etkilenir.” dedi. Muhtemel sonuçları da sıralayan Prof. Dr. Arslan, “Yeni göç dalgaları, sınır ticaretinin çökmesi, PKK’nın oluşabilecek boşluklardan faydalanması ve İran’daki bazı silahlı Kürt oluşumların hareket alanı kazanması” risklerine dikkat çekti. Prof. Dr. Arslan, “Sınırın öte yanında yangın varsa, bu taraf da ısınır” ifadesini kullandı. Egemenlik vurgusu korunmalı ABD’nin bölgedeki askeri varlığının Türkiye’deki NATO altyapısını gündeme getirdiğini belirten Prof. Dr. Arslan, özellikle İncirlik Hava Üssü ve Kürecik Radar Üssü’nün kamuoyunda tartışıldığını söyledi ve “Türkiye’nin pozisyonu hassas. Egemenlik vurgusu korunmalı, ancak kriz yönetimi rasyonel yürütülmelidir. Ankara’nın doğrudan savaşın tarafı gibi algılanması Türkiye’nin çıkarına değildir”. dedi. Duygusal refleks değil, stratejik akıl Türkiye’nin önünde iki yaklaşım olduğunu belirten Prof. Dr. Arslan, “Duygusal reflekslerle pozisyon almak ya da uzun vadeli stratejik akılla hareket etmek” diye konuştu. “Gerçekçilik içe kapanmak değildir. Denge üretmek zayıflık değildir” ifadelerini kullanan Prof. Dr. Arslan, İran’ın devlet kapasitesinin aşındırılması senaryosunun Türkiye açısından “uzaktan izlenecek” bir mesele olmadığını vurguladı. Prof. Dr. Arslan, sözlerini şu ifadelerle tamamladı: “Türkiye'nin jeopolitiği risk üretir; ama aynı jeopolitik doğru yönetildiğinde fırsat da üretir. İran'ın devlet kapasitesinin aşındırılması senaryosu, Türkiye açısından ‘uzaktan izlenecek’ bir mesele değildir. Böyle bir kırılma doğrudan Anadolu'yu etkiler. Bu nedenle Ankara'nın hesabı kısa vadeli siyasi pozisyonlardan ziyade uzun vadeli güvenlik mimarisi üzerinden yapılmalıdır. MHP lideri Devlet Bahçeli'nin vurguladığı ‘Ankara merkezli jeopolitik’ anlayışı, tam da böyle bir dönemde anlam kazanıyor: Ne emperyal hayaller peşinde koşmak, ne de içe kapanmak; eldeki vatanı korumak ve milli çıkarları merkeze almak. Son söz olarak; krizin yönü belirsiz olabilir. Ancak Türkiye'nin yönü belirsiz olmamalıdır.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yapay Zeka ile Oluşturulan Yüzler   Gerçek İnsanlardan Daha Güvenilir Bulunuyor Haber

Yapay Zeka ile Oluşturulan Yüzler Gerçek İnsanlardan Daha Güvenilir Bulunuyor

Sayıları giderek artan bu sentetik hesaplar yeni nesil dijital manipülasyonlara kapı aralıyor. Bitdefender Türkiye Distribütörü Laykon Bilişim Operasyon Direktörü Alev Akkoyunlu, ebeveynleri uyararak çocukları yapay zeka tuzaklarından korumanın 5 kritik yolunu sıralıyor. Günümüzde gençler dijital dünyada TikTok, YouTube veya Instagram gibi geleneksel platformların çok ötesine geçerek; ödevlerinden eğlenceye, oyunlardan sosyal etkileşimlere kadar her alanda yapay zeka araçlarıyla doğrudan iletişim kuruyor. Bu hızlı adaptasyon süreci, teknolojinin ulaştığı gerçekçilik seviyesiyle birleştiğinde ebeveynler için yepyeni bir endişe kaynağı oluşturuyor. Global siber güvenlik lideri Bitdefender’ın son araştırmaları, yapay zeka algoritmaları tarafından üretilen sentetik insan yüzlerinin, gerçek insan yüzlerine kıyasla daha "tanıdık", "samimi" ve "güvenilir" bulunduğunu net bir şekilde ortaya koyuyor. İnsan beyninin algı yeteneğini aşan bu hiper-gerçekçilik, dijital ekranda kimin gerçek bir insan, kimin sadece bir kod dizini olduğunu ayırt etmeyi imkansız hale getiriyor. Kusursuz gülümsemelere ve güven veren bakışlara sahip bu sahte profiller, eleştirel düşünme becerileri henüz tam gelişmemiş gençleri siber zorbaların, dolandırıcıların ve kötü niyetli kişilerin manipülasyonlarına açık hale getiriyor. Bitdefender Türkiye Distribütörü Laykon Bilişim Operasyon Direktörü Alev Akkoyunlu, çocukları korumak için atılması gereken 5 kritik adımı paylaşıyor. "Gördüklerine İnanan Bir Nesil, Kusursuz Sahtelikle Karşı Karşıya" Yapay zekanın sunduğu kolaylıkların arkasındaki tehlikeye dikkat çeken Laykon Bilişim Operasyon Direktörü Alev Akkoyunlu, "Çocuklarımız internette gördükleri yüzlerin, izledikleri videoların veya sohbet ettikleri kişilerin gerçekliğinden şüphe duymama eğiliminde. Oysa bugün siber saldırganlar, yapay zeka araçlarıyla saniyeler içinde son derece sevecen, güven veren ve tamamen sahte dijital kimlikler oluşturabiliyor. Gençlerin teknolojiyle kurduğu bu yoğun ve filtresiz bağ, onları sahte hesapların veya kimlik avı dolandırıcılarının açık hedefi haline getiriyor. Çevrimiçi platformlarda 'gördüğüne inanma' devri çoktan kapandı. Ebeveynlerin bu yeni dijital okuryazarlık çağında çocuklarına rehberlik etmesi hayati bir önem taşıyor." uyarısında bulundu. Alev Akkoyunlu, gençleri yapay zekanın karanlık yüzünden ve sentetik medya tuzaklarından korumak için alınması gereken 5 önlemi paylaşıyor: 1. “Hiper-gerçekçilik" kavramını çocuklarınızla konuşun. Gördükleri her fotoğrafın veya videonun gerçek bir insana ait olmayabileceğini onlara açıkça anlatın. Yapay zeka ile üretilmiş yüzlerin ne kadar inandırıcı olabileceğine dair örnekleri birlikte inceleyerek farkındalıklarını artırın. 2. Sorgulama ve doğrulama alışkanlığı kazandırın. Yeni tanıştıkları çevrimiçi kişilere veya karşılaştıkları inanması güç içeriklere şüpheyle yaklaşmalarını öğütleyin. Videolardaki anormal göz kırpmaları, ciltteki kusursuzluk veya doğal olmayan ışık yansımaları gibi yapay zeka ipuçlarını nasıl fark edebileceklerini gösterin. 3. Duygusal manipülasyonlara karşı sınır çizin. Siber saldırganlar, oluşturdukları güvenilir yapay zeka yüzleriyle gençlerle duygusal bağ kurarak para, şifre veya hassas fotoğraf talebinde bulunabiliyor. Çevrimiçi ortamda kim olursa olsun kişisel bilgilerin asla paylaşılmaması gerektiği kuralını netleştirin. 4. Gizlilik ayarlarını maksimum seviyede tutun. Yapay zeka algoritmaları, sahte içerikler üretmek veya çocukları hedef almak için açık profillerdeki verileri toplar. Çocuğunuzun sosyal medya hesaplarını gizli tutarak ve takipçi listesini sadece tanıdığı kişilerle sınırlandırarak veri toplanmasını engelleyin. 5. Ebeveyn kontrolü ve güvenlik yazılımlarından destek alın. Çocukların hangi platformlarda ne kadar vakit geçirdiğini bilmek ve zararlı içerikleri filtrelemek oldukça önemlidir. Bitdefender Ebeveyn Kontrolü (Parental Control) gibi çözümlerle çocuklarınızın çevrimiçi aktivitelerini güvenli bir mesafeden takip edebilir, şüpheli bağlantıları ve siber tehditleri cihazlarına ulaşmadan engelleyebilirsiniz. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

WatchGuard, MSP Güvenlik Standartlarını Belirlemede 30. Yılını Kutluyor Haber

WatchGuard, MSP Güvenlik Standartlarını Belirlemede 30. Yılını Kutluyor

Şubat ayı itibarıyla, iş dünyasını değişen tehdit ortamının her döneminde korumaları için MSP'lere destek vermesinin 30. yılını kutlayan WatchGuard, kanal trend haline geldiğinde MSP'lere yönelen bir marka olmadı. Şirket, temel BT desteğinden tam ölçekli yönetilen güvenliğe dönüşen MSP'lerle birlikte büyüdü. Bu gerçeklik, iş ortağı öncelikli ürün stratejisi, kârlı ölçekleme için oluşturulan programlar ve pazar dalgalanmalarına dayanacak şekilde tasarlanmış uzun vadeli ilişkiler gibi her büyük kararı şekillendirdi. 30 yılı boyunca 50.000'den fazla siber güvenlik sağlayıcısıyla ortaklık kuran şirket, bugün dünya çapında milyonlarca uç noktayı güvence altına alarak 1,5 milyondan fazla müşteriyi koruyor “Hedefimiz Sadece Uzun Ömürlü Olmak Değil, İvme Kazanmak” Sektördeki 30 yıllık geçmişlerini değerlendiren WatchGuard Technologies CEO'su Joe Smolarski, “30 yıl boyunca, MSP'ler için oluşturulmuş kurumsal düzeyde güvenlik sağlayarak, hızlı uyum sağlayarak ve en çok ihtiyaç duyulduğu anda her zaman iş ortaklarımızın yanında durarak güveni zor yoldan kazandık. Odak noktamız çok basit. En iyi korumayı sağlamak, otomasyon ve daha az gürültü ile operasyonları kolaylaştırmak ve iş ortaklarımızın kârlı bir güvenlik pratiğini ölçeklendirmesine yardımcı olmak. Hedefimiz sadece uzun ömürlü olmak olarak değerlendirilemez. İvme kazanmak. İvmemizi de tehdit ortamı nasıl değişirse değişsin, müşterilerini koruyabilmeleri için iş ortaklarımızın etrafında değil, doğrudan onlarla birlikte inşa etmekten alıyoruz.” şeklinde konuştu. WatchGuard'ın MSP'lerin nasıl çalıştığını, yani standart hale gelmiş, tekrarlanabilir ve daha azıyla daha fazlasını yapma konusunda sürekli baskı altında olduklarını gerçekten anlayan az sayıdaki üreticiden biri olduğunu belirten Verteks Consulting, Inc. Başkanı ve CEO'su Don Gulling, “Bizi karmaşıklığa boğmadan gerçek bir koruma sunmamıza yardımcı oluyorlar ve bu tutarlılık onları yıllardır güvenlik altyapımızın temel taşlarından biri haline getirdi.” dedi. Pazara Uyum Sağlamak İçin Tasarlandı WatchGuard, yeni saldırı tekniklerine, değişen altyapılara ve artan müşteri beklentilerine karşı dayanıklı bir güvenlik inşa ederek tehdit ortamıyla birlikte sürekli gelişti. Diğerleri en yeni kategori etiketini kovalarken WatchGuard, MSP'lerin gerçekte neye ihtiyacı olduğuna odaklandı. Her gün yönettikleri ortamlarda uyum sağlayan, ölçeklenen ve sonuç üreten güvenlik. Pazar her değiştiğinde, iş ortaklarını terk etmeden veya yıkıcı sıfırlamalara zorlamadan onlarla birlikte değişen marka yeni tehditler, yeni mimariler ve MSP'ler üzerindeki yeni talepler gibi gerçek dönüm noktalarından geçen bir adaptasyon rekoru kırdı. WatchGuard'ın hiçbir zaman sadece dünün ortamlarını korumakla ilgilenmediğini vurgulayan Omdia Baş Analisti Jay McBain, “Siber güvenlik, pazar değişene kadar güçlü görünen satıcılarla doludur. Sonra ortadan kaybolurlar, satın alınırlar veya yenilik yapmayı bırakırlar. WatchGuard'ın dayanıklılığı yaştan daha önemli bir şeye işaret ediyor. MSP ekonomisiyle, operasyonel gerçeklerle ve müşteri sonuçlarıyla uyumlu kalırken siber güvenliğin birçok döneminde evrimleşme yeteneği.” diyerek markanın sektördeki farklı konumunun altını çizdi. 30 yılın ardından WatchGuard, asla yavaşlamayan bir pazarda liderlik etmek için gereken istikrar, ölçek ve sürekli yatırımla iş ortaklarının gerçek güvenlik sonuçları sunmasına yardımcı olmaya devam ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ankara’dan Avrupa’ya  ‘Dijital İpekyolu’ Haber

Ankara’dan Avrupa’ya ‘Dijital İpekyolu’

Yapay zeka ve ulusal güvenlik stratejilerinin şekillendirdiği bu yeni dönemde; NATO uyumlu altyapısı ve tamamladığı yeni yatırım turuyla güçlenen DT Cloud, 2026 yılında Ankara’dan Avrupa’ya uzanacak ‘Dijital İpekyolu’ vizyonunu hayata geçirmeye hazırlanıyor. Gartner verilerine göre küresel ekonomideki ağırlığı 800 milyar dolara yaklaşan ve Goldman Sachs’ın 2030’a kadar 2 trilyon dolar hacme ulaşmasını öngördüğü bulut dünyası, teknik bir altyapı olmanın ilerisinde bir konuma yerleşerek dijital egemenliğin ve ulusal güvenliğin yeni kalesine dönüştü. Bu devasa ekosistemde; verinin nerede saklandığına odaklanan kısıtlı yaklaşımlar, yerini operasyonel ve teknolojik kontrolün tam egemenliğine bıraktı. Stratejik Yatırımlar ve NATO Standartlarında Büyüme Siber güvenliğin doğrudan bir ulusal egemenlik meselesi olarak tescillendiği 2025 yılı, tüm dünyada stratejik bir dönüşümü tetikledi. NATO’nun Lahey’deki Liderler Zirvesi’nde alınan siber savunma kararları ve Türkiye’deki 7545 sayılı Siber Güvenlik Kanunu; regülasyon uyumlu, yüksek güvenlikli ve tam egemen bulut mimarilerini stratejik bir zorunluluk haline getirdi. Avrupa Birliği’nin egemen bulutu verinin yerelliğinin ötesinde uçtan uca teknolojik kontrol düzlemiyle tanımlaması ise dönüşümün çerçevesini netleştirdi. 2025 yılını regülasyon ve savunma sanayisi odaklı bir ‘scale-up’ yılı olarak tamamlayan DT Cloud, stratejik sermaye yapısını güçlendirdi. SSTEK liderliğinde; Türkiye Kalkınma Fonu Yenilikçi ve İleri Teknolojiler Katılım GSYF ile Polat Ventures GSYF’nin katıldığı tur ile aldığı toplam yatırımı iki katına çıkaran şirket, üretim kapasitesini tamamen NATO standartlarına taşıdı. Kasım 2025’te Brüksel’deki NATO 3. Bulut Kongresi’ne referans mimari katkısı sunan DT Cloud, mühendis kadrosunu bir yılda 40’tan 80’in üzerine çıkarırken, toplam ekip büyüklüğünü de 100 kişinin üzerine yükseltti. Savunma Sanayisinden Enerji ve Finans Sistemlerine Operasyonel Yetkinlik DT Cloud, beş yılı aşkın tecrübesiyle yapay zeka ve sınır (edge) bilişim odaklı yeniliklerle olgunlaştırdığı güvenli bulut platformunu; savunma sanayisinden enerji dağıtımına, üretimden finansal sistemlere kadar en kritik alanlarda aktif operasyonlarına dahil etti. 2025 yılında tekrar eden gelirlerini iki kat artıran şirket, bulut teknolojileri AR-GE proje gelirlerinde de iki katın üzerinde büyüme yakaladı. Bu süreçte gelir modelini tamamen bulut servisleri odağına taşıyan DT Cloud; büyük veri, güvenli yapay zeka ajan orkestrasyonu ve çoklu ajan mimarileri üzerine yürüttüğü AR-GE çalışmalarıyla fikri hak birikimini güçlendirdi. Goldman Sachs’ın 2030 yılında bulut yatırımlarının %15'ini oluşturacağını öngördüğü yapay zeka odaklı büyüme trendine paralel olarak; DT Cloud yapay zeka ve sınır bilişim odaklı bulut platformlarını enerji ve savunma sektörlerinde ölçeklenebilir hale getirdi. Ankara’dan Avrupa’ya ‘Dijital İpekyolu’ 2026 yılında bulut sektörü; merkezi yapılardan uzaklaşarak dağıtık, enerji verimli ve egemen mimarilere evriliyor. DT Cloud, Ankara’dan başlayıp Avrupa’ya uzanan ‘Dijital İpekyolu’ vizyonu kapsamında; kervansaray modeliyle konumlanan AI-native bulut kümelerini çeşitli ülkelerde devreye almaya hazırlanıyor. 2026 yılı içerisinde Orta ve Doğu Avrupa (CEE) bölgesinde üç farklı noktada altyapısını hayata geçirmeye hazırlanan DT Cloud, Avrupa Birliği pazarına yönelik dual-use bulut servisleriyle küresel ölçekte bir teknoloji şirketi olma yolunda ilerliyor. DT Cloud Kurucu CEO’su Tolga Dinçer, 2026 yılına dair öngörülerini şu sözlerle paylaştı: “Bulut ve yapay zeka altyapıları, ülkeler için artık stratejik birer savunma ve güvenlik varlığına dönüşüyor. Enerjinin, bilgi işlemin ve kontrol düzlemlerinin yakınsandığı bir döneme geçiyoruz. Kontrol düzlemi, orkestrasyon ve operasyonel egemenlik rekabetin ana eksenini oluşturuyor. DT Cloud olarak bu dönüşümde AI-native ve NATO uyumlu platformlarımızı ölçeklendirerek uluslararası alanda bağımsız dijital altyapılar sunmaya devam ediyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kaspersky Türkiye’de Üst Düzey Atama Haber

Kaspersky Türkiye’de Üst Düzey Atama

Akın’ın öncelikli hedefleri arasında kurumsal segmentteki büyüme ivmesini sürdürmek, KOBİ sektöründeki gelişimi ileriye taşımak, Kaspersky’nin kanal ekosistemini güçlendirmek ve B2B portföyü genelinde yeni iş ortakları ile müşteri ağını genişletmeye yönelik stratejiler geliştirmek yer alıyor. ‘’Geçtiğimiz yıl Türkiye pazarında B2B satışlarda yüzde 64 büyüme elde ederek güçlü sonuçlara imza attık. Genel Müdür olarak önceliğim, pazardaki varlığımızı daha da pekiştirmek ve iş ortaklarımızla birlikte tek ve güçlü bir siber güvenlik ekosistemi olarak kapsama alanımızı genişletmek olacak. EDR ve XDR alanlarındaki büyümemizi hızlandırırken, Container Security ve OT Security kategorilerindeki liderliğimizi de ileri taşımayı sürdüreceğiz. En önemlisi, en iyi ürünleri ve en yüksek hizmet seviyesini sunma kararlılığımızdan ödün vermeyeceğiz. Hedefimiz; her bir kişisel cihazın, her KOBİ’nin ve her kurumsal işletmenin daha güvenli bir dijital dünyada faaliyet göstermesini sağlamak. Güvenliğin inovasyonu yavaşlatan değil, aksine destekleyen bir güç olduğuna inanıyoruz,” diyen Zafer Akın sözlerini şöyle sürdürdü: “Dijital dünyayı daha güvenli hâle getirme misyonuyla küresel siber güvenliğin ön saflarında yer alan Kaspersky ailesine katılmaktan gurur duyuyorum’’ Zafer Akın, teknoloji şirketlerini büyütme ve geliştirme konusunda kapsamlı bir deneyime sahip. Kariyeri boyunca Hewlett Packard, SAS ve SAP gibi global teknoloji sağlayıcılarında görev alan Akın, son olarak OpenText’te bölgesel liderlik pozisyonunda bulundu. Kaspersky Türkiye Genel Müdürü olarak İstanbul merkezli görev yapacak olan Akın, Akın çalışmalarını, doğrudan Kaspersky Orta Doğu, Türkiye ve Afrika Bölgesi Genel Müdürü Toufic Derbass’a bağlı olarak sürdürecek. Atama hakkında görüşlerini paylaşan Toufic Derbass ise şu ifadeleri kullandı: “Kaspersky olarak küresel siber güvenlik uzmanlığımızı; ödüllü çözümlerimiz, gelişmiş tehdit istihbaratı hizmetlerimiz ve ‘Siber Bağışıklık’ (Cyber Immunity) yaklaşımımızda vücut bulan ileri görüşlü vizyonumuzla birleştiriyoruz. Zafer Akın’ın bölge pazarına dair derin hakimiyeti ve yerel ortaklarla kuracağı yakın iş birliği sayesinde, bu teknolojileri ve hizmetleri daha geniş bir müşteri kitlesine ulaştıracağımıza ve Türkiye’nin güvenli dijital geleceğine katkıda bulunacağımıza inanıyoruz.” Kaspersky, son yıllarda ürün ve hizmet portföyünü önemli ölçüde genişletti; özellikle kurumsal güvenlik çözümleri tarafında, güçlü tehdit istihbaratına dayalı çözümlerle müşterilerine daha kapsamlı bir koruma sunmayı hedefliyor. Şirketin amiral gemisi ürün ailesi Kaspersky Next, güçlü uç nokta korumasını, EDR (Endpoint Detection and Response) çözümlerinin sağladığı şeffaflık ve hız ile XDR (Extended Detection and Response) platformlarının sunduğu görünürlük ve gelişmiş araç setiyle bir araya getiriyor. Bu yapı, şirketin B2B ekosistem satışlarına da önemli bir ivme kazandırıyor. Daha önce Kaspersky Türkiye Genel Müdürü olarak görev yapan İlkem Özar ise kariyerine Kaspersky bünyesinde Global Sales Network departmanında yeni bir rolle devam ediyor. Türkiye’deki iş hacminin büyümesine ve operasyonların gelişimine önemli katkılar sağlayan başarılı liderlik döneminin ardından İlkem Özar, şirketin uluslararası kurumsal satış kabiliyetlerini ve kârlılığını daha da güçlendirmeye odaklanacak. Toufic Derbass, İlkem Özar’a teşekkür ederek şunları söyledi: “İlkem’e Türkiye pazarındaki liderliği, özverisi ve yarattığı etki için içtenlikle teşekkür ediyor; yeni global görevinde başarılar diliyorum.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Geleceğin Teknolojileri "Generation Next Summit"te Konuşuldu Haber

Geleceğin Teknolojileri "Generation Next Summit"te Konuşuldu

. Farklı alanlardan uzmanlar geleceğin teknolojilerinde öncü olmanın Türkiye açısından stratejik önem taşıdığını vurguladı. Cerebrum Tech, geleceği şekillendirecek teknolojilerin ve küresel trendlerin ele alındığı "Generation Next Summit" etkinliğini gerçekleştirdi. 18 Şubat 2026 Çarşamba günü Rixos Tersane İstanbul'da gerçekleştirilen zirve, teknoloji dünyasına yön veren yerli ve yabancı konuk ve konuşmacıları bir araya getirdi. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın video konferansla katıldığı etkinlik, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Vedat Işıkhan, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Cumhurbaşkanlığı Siber Güvenlik Başkanı Ümit Önal, Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı Dr. Ömer Fatih Sayan, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak, Kazakistan Eski Başbakan Yardımcısı ve Ekonomi Bakanı, Kazakistan Merkez Bankası Eski Başkanı Kairat Kelimbetov gibi önemli isimleri ağırladı. Cevdet Yılmaz yaptığı konuşmada “Bugünün dünyasında tam bağımsızlık, bağımsız savunma sanayiden dijitalleşmeye, yapay zekâdan kuantum ve blok zinciri gibi teknolojilerde de tam bağımsız olmaktan geçmektedir. Bu doğrultuda hazırladığımız 2021 2025 ulusal Yapay Zekâ stratejisi belgemizin uygulama dönemini başarıyla tamamladı. Küresel Yapay zekâ endeksleri de kat ettiğimiz mesafeyi açıkça ortaya koymaktadır. Stratejik belgemizin ilan edildiği 2021 yılında bu endekslerde 44’üncü sırada bulunan ülkemiz, 2024 sonu itibarıyla 34’üncü sıraya yükselerek küresel rekabette de önemli bir ivme yakalamıştır. Bu alanda, yerel ekosistemimizi geliştirecek ve Türkiye'yi veri işleme faaliyetleri açısından bölgesel bir merkez haline getirecek politika ve teşvikleri uygulamaya kararlılığınla devam ediyoruz.”dedi. Etkinlikte konuşan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, yapay zekânın açtığı büyük fırsat penceresiyle yeniliğin, üretkenliğin ve küresel rekabetin yönünü tayin ettiğini kaydederek, devletler için daha akıllı kamu hizmetleri sunma, stratejik öngörüleri güçlendirme ve vatandaşın hayat kalitesini veriye dayalı kararlarla artırma imkânı tanıdığını söyledi. Kacır, "Yapay zekânın vadettiği verimlilik ivmesi, katma değer artışı ve yeni sektörler oluşturma kapasitesi; küresel ölçekte sermaye, yetenek ve Ar-Ge yatırımlarının yapay zekâ ekosistemine yönelmesini sağlıyor. Farklı çalışmalar, bu teknolojinin dünya ekonomisine her yıl 4,4 trilyon dolara varan bir katkı sunabileceğini ifade ediyor." dedi. Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı Dr. Ömer Fatih Sayan ise “Sağlıktan finansa tarımdan sanayiye bütün alanlarda şirketlerin yüzde 94’ü iş süreçlerinde yapay zekâyı kullanıyor. Yapay zekâ kullanan ülkeler öne geçiyor. Türkiye olarak izleyen değil üreten taraftayız” diye konuştu. DEİK Başkanı Nail Olpak da sadece teknoloji zirvesinde buluşmadıklarını aynı zamanda küresel ekonomik güç dengelerinin yeniden şekillendiği bir eşikte bir araya geldiklerini söyledi. Yapay zekâ ve küresel vizyon "Veriden yapay zekâya uzanan bu yolculukta; çözümler geliştirmenin ötesine geçiyor, geleceğin nasıl inşa edileceğini birlikte tasarlıyoruz" mottosuyla yola çıkan zirve, teknolojiyle insan zekâsının buluştuğu, yenilikçi fikirlerin değer kazandığı uluslararası bir platform oldu. Zirvenin açılış konuşmasını Cerebrum Tech Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Dr. R. Erdem Erkul yaptı. Erkul konuşmasında şunları söyledi: “Yapay zekâdaki asıl kırılma artık teknoloji üretmek değil, organizasyonların bu teknolojiyi stratejik karar alma süreçlerine entegre edebilmesidir. Generation Next Summit’te gördüğümüz tablo, paylaşılan somut use case’ler ve liderlerin paylaşımları, Türkiye’nin artık deneme aşamasını geride bırakıp kurumsal ölçekte gerçek etki üreten bir AI fazına geçtiğini gösteriyor.” Stratejik konular, önemli konuşmacılar Etkinliğin konuk konuşmacıları, küresel teknoloji gündemini İstanbul'a taşıdı. Etkinliğe keynote konuşmacısı olarak katılan Microsoft Avrupa Güney Bölgesi Bölgesel Teknoloji Direktörü Tomislav Vracic, “Yapay zekâ, ülkelerin rekabet etme, çalışma ve toplumların değer yaratma biçimlerini yeniden şekillendiriyor. Sorumlu, kapsayıcı ve insan odaklı yapay zekâ anlayışını benimseyen Türkiye gibi ülkeler, bu dönüşüme uyum sağlayarak sürdürülebilir kalkınmanın şekillendirilmesine katkıda bulunabilir” diye konuştu. Zirvenin bir diğer uluslararası konuğu olan Kore Cumhuriyeti Büyükelçiliği Ekonomi Bölüm Başkanı Junghwan Lim ise "Kore, Yapay Zekâya Hazır Bir Ülkeyi Nasıl İnşa Etti?" başlıklı sunumuyla, Kore'nin teknoloji alanındaki başarı hikayesini ve bu modelden alınabilecek dersleri katılımcılarla paylaştı. Öğleden sonraki oturumda sahneye çıkan Türkiye Bilişim Vakfı BaşkanıFaruk Eczacıbaşı, Daha Yeni Başlıyor başıklı konuşmasında “Uzağa değil, yarına bakalım ve teknolojiyi kendimiz için kullanalım” diye konuştu. Ufuk açıcı paneller Gün boyunca "Vizyon Konuşması: Türk Dünyası ve Küresel Güç: Teknoloji ve Yeni Ekonominin Yol Haritası", "Yapay Genel Zekâ (AGI),Ekonomik Güç ve Küresel Rekabet" ve "Kurumsal Yapay Zekâ: Kullanım Senaryosundan Ölçülebilir Etkiye" gibi başlıklar altında ufuk açıcı konuşma ve paneller, kendi alanlarında lider pek çok değerli ismi bir araya getirdi. Cerebrum Excellence Awards Teknoloji ortaklığını Microsoft’un yaptığı etkinliğe Yıldız Ventures, Tera Bank, Türk Telekom ve Sahibinden.com gibi pek çok kuruluş sponsor oldu. Zirve, teknoloji alanındaki başarılı projelerin ödüllendirildiği “Cerebrum Excellence Awards” seremonisi ile son buldu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.