Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Siber Saldırılar

Kapsül Haber Ajansı - Siber Saldırılar haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Siber Saldırılar haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Perakendecilerin Yaklaşık Beşte Biri Siber Saldırılar Nedeniyle Kalıcı Veri Kaybına Uğruyor Haber

Perakendecilerin Yaklaşık Beşte Biri Siber Saldırılar Nedeniyle Kalıcı Veri Kaybına Uğruyor

Perakende sektörü, her dijital temas noktasının hem müşteri deneyimini kolaylaştırdığı hem de yeni güvenlik açıkları doğurduğu yapay zekâ odaklı ve kişiselleştirilmiş bir dönüşümden geçiyor. Kaspersky Dahili Araştırma Merkezi tarafından 18 ülkede perakende sektöründe görev yapan BT güvenliği uzmanlarıyla yürütülen yeni küresel çalışma*; saldırganların hedef aldığı kilit noktaları, en kritik tehditleri ve işletmelerin uğrayabileceği potansiyel zararları ortaya koyuyor. Siber saldırılar ve saldırganların hedefleri E-ticaret, sadakat programları ve kişiselleştirilmiş teklifler gibi birçok alanı kapsayan perakende sektörü, ilk ürün aramasından ödemenin tamamlanmasına kadar tüm satın alma sürecine yayıldığı için büyük miktarda kişisel veri barındırıyor. Sektörün yalnızca %13’ünün son bir yıl içinde herhangi bir siber saldırıyla karşılaşmadığı görülürken, bu durum perakende sektörünün siber tehditlere ne kadar açık olduğunu ve siber suçlular açısından neden cazip bir hedef oluşturduğunu gösteriyor. Yakın zamanda yaşanan saldırıların türlerine bakıldığında, perakendecilerin %21’inin bildirdiği kimlik avı, en yaygın tehdit olarak öne çıkıyor. Perakende şirketlerini hedef alan diğer sosyal mühendislik saldırıları arasında deepfake’ler (%13), fatura veya ödeme dolandırıcılığı (%13), kurumsal e-posta ele geçirme (BEC) (%9) ve sesli kimlik avı (%8) yer alıyor. Perakende kuruluşlarında en sık karşılaşılan üç saldırı arasında ayrıca siber casusluk (%19) ve web uygulamalarının istismar edilmesi (%18) bulunuyor. Saldırganların öncelikli hedefi, müşterilerin (%34) ve şirket çalışanlarının (%28) kişisel verilerini ele geçirmek. Bu geniş tehdit yelpazesi, perakendecilerin yalnızca çalışan ve iş ortağı odaklı manipülasyonlarla değil, doğrudan çevrim içi altyapılarını hedef alan teknik açıdan karmaşık saldırılarla da mücadele etmek zorunda kaldığını gösteriyor. Saldırıların sonuçları ve alınan önlemler Saldırıların şirketler üzerindeki en yaygın somut etkileri; müşteri verilerinin çalınması (%28), doğrudan mali kayıplar (%25) ile iş ve operasyonel süreçlerin kesintiye uğraması (%25) şeklinde kayda geçti. Bazı vakalarda ise saldırılar doğrudan işletmenin varlığını tehdit edecek boyutlara ulaştı: Perakendecilerin %19'u geri döndürülemez veri kaybı yaşarken, %16'sı kurumsal varlık ve sistemlerinde kalıcı hasar meydana geldiğini bildirdi. Yaşanan en yıkıcı olayın ardından kuruluşların başvurduğu koruma önlemlerinin başında; çalışanlar, iş ortakları ve yükleniciler için Sıfır Güven (Zero Trust) yaklaşımının veya En Düşük Yetki İlkesinin (Least Privilege) hayata geçirilmesi (%31), bulut güvenliği denetimlerinin sıkılaştırılması (%30) ve BT güvenliği izleme çözümlerinin devreye alınması (%30) yer aldı. Kurum içindeki risk faktörleri Araştırmada, perakende şirketlerine yönelik siber saldırıların başarıya ulaşma ihtimalini artıran kurum içi faktörler de ele alındı. Araştırmaya göre en önemli endişe kaynağını insan faktörü oluşturuyor. BT ve güvenlik ekiplerindeki uzmanlık eksikliği (%27) ile güvenlik farkındalığının yetersiz olması (%27) listenin başında yer alıyor. Teknik eksikliklerin de önemli bir etkisi bulunuyor. Güncel olmayan yazılım veya donanım kullanımı ile BT altyapısı üzerinde merkezi kontrol bulunmaması, %23’er oranla eşit şekilde öne çıkıyor. Güvenlik farkındalığındaki eksiklik, iş yerindeki riskli davranışların ve bunların yol açtığı kayıpların nedenlerinden biri olabilir. Çalışanların en yaygın dijital hatalı davranışları sorulduğunda, katılımcıların %34’ü iş amaçlı faaliyetlerde kişisel cihazların kullanılmasını ve kurumsal verilerin bu cihazlarda saklanmasını belirtti. Şirketlerin %33’ünde ise çalışanların zayıf veya yeniden kullanılan parolalar gibi güvenli olmayan parola alışkanlıklarına sahip olduğu ve güvenli bir bağlantı kullanmadan kurumsal cihazları halka açık Wi-Fi ağlarına bağladığı görüldü. Bütçe Değişiklikleri ve Gelecek Planları BT güvenliği alanındaki yetkinliklerini geliştirmek isteyen perakende şirketlerinin %82’si bu yıl BT güvenliği bütçesini artırdı. Diğer sektörlerde kuruluşlar ağırlıklı olarak kurum içindeki BT ekiplerini genişletmeye yönelirken, perakende sektörü giderek daha fazla üçüncü taraf BT güvenliği hizmet sağlayıcılarına yöneliyor. Şirketlerin yaklaşık yarısı (%41), çalışan eğitimleri, MSSP, MDR ve veri koruma teknolojilerinin kullanıma alınması gibi belirli BT güvenliği işlevlerini dış kaynak yoluyla yürütmek üzere yeni bütçe ayırdı. Yapay zekâ perakendenin geleceğinde önemli bir rol üstlenecek Daha fazla şirket yapay zekâ araçlarını altyapılarına entegre ediyor. Perakende şirketlerinin %12’sinde hâlihazırda kullanıma alınmış bir LLM tabanlı araç bulunurken, %83’ü hâlen değerlendirme, tasarım veya pilot uygulama aşamasında. Yapay zekâ operasyonları hızlandırsa da perakende şirketlerinin %33’ü yapay zekânın herhangi bir risk taşımadığını düşünüyor. Bu oran, tüm sektörlerin ortalamasının (%18) oldukça üzerinde. Kaspersky Finans ve Perakende Çözümleri Mimarı Elizaveta Komarova, konuyla ilgili şunları söyledi: “Perakende sektörü son derece dinamik bir yapıya sahip. İş öncelikleri, iş yükleri, altyapı gereksinimleri ve ekonomik koşullar hızla değişiyor. Siber güvenliğin de bu değişime ayak uydurabilmesi için perakendeciler, kurum içindeki ekiplerini sürekli olarak büyütmek zorunda kalmadan ihtiyaç duydukları uzmanlık ve teknolojilere erişebilmek amacıyla dış güvenlik hizmeti sağlayıcılarına yöneliyor. Siber güvenlik işlevlerinin bir bölümünü dış kaynak yoluyla yürütmek, işletmelerin iş süreçlerinin dayanıklılığını ve güvenlik saldırılarıyla ilişkili finansal riskleri harici bir iş ortağına emanet etmesi anlamına geliyor. Bu nedenle hizmet sağlayıcının farklı ölçeklerdeki perakende şirketleriyle kanıtlanmış bir çalışma geçmişine sahip olması da dahil olmak üzere deneyimine güven duyulması büyük önem taşıyor. Ayrıca 7/24/365 koruma sağlayarak olası güvenlik kör noktalarının ortadan kaldırılması gerekiyor. Bu yaklaşım özellikle sezonluk indirimler, tüketici talebinin arttığı dönemler ve tatiller gibi yoğun zamanlarda kritik önem taşıyor. Çünkü bu dönemlerde herhangi bir kesintinin maliyeti özellikle yüksek olabilir ve kurum içindeki ekiplerin erişilebilirliği sınırlı kalabilir.” Kaspersky, siber saldırıları önlemek veya en azından bunların iş süreçleri üzerindeki kesintiye yol açan etkilerini en aza indirmek için perakende şirketlerine şu önlemleri uygulamalarını öneriyor: Kurum genelinde siber güvenlik kültürünü güçlendirin: Tüm çalışanlara düzenli olarak siber güvenlik eğitimi veren, güncel tehdit istihbaratını içeren ve süreklilik taşıyan bir farkındalık programı uygulayın. Bu yaklaşım, güvenlik bilincinin kurum genelinde güçlenmesine ve daha güvenli davranışların benimsenmesine katkı sağlayacaktır. Yapay zekâ kullanım politikalarını güncelleyin veya oluşturun: Politikalar, yanlışlıkla veri paylaşılması riskini açıkça ele almalıdır. Çalışanların yapay zekâ destekli araçlarla nasıl etkileşim kurabileceğine ilişkin net kurallar belirlenmeli; hangi verilerin sisteme girilebileceği, hassas bilgilerin nasıl anonimleştirileceği ve hangi yapay zekâ hizmetlerinin kullanımına izin verildiği açıkça tanımlanmalıdır. En değerli varlıkları ve kritik iş süreçlerini belirleyin: Müşteri verileri, fikri mülkiyet, temel uygulamalar ve tedarik zinciri süreçleri eksiksiz şekilde korunmalıdır. Bu yaklaşım, kuruluşun en kritik unsurlarını belirlemesine ve buna bağlı olarak daha uygun bir savunma sistemi oluşturmasına yardımcı olur. Sektörünüzdeki siber güvenlik durumunu düzenli olarak takip edin: Tehdit değerlendirmeleri gerçekleştirin; operasyonlar üzerinde en yüksek etkiye yol açabilecek olası saldırganları ve güvenlik açıklarını belirleyin. Kaspersky’nin Perakende Siber Güvenlik Çözümleri, etkinliği en üst düzeye çıkaran ve güncel tehditlere uyum sağlayan, kuruma özel bir güvenlik yapısı oluşturulmasına yardımcı olur. Bu çözümler, istikrarlı büyüme ve gelişen tehditlere karşı güvenilir koruma için gerekli özellikleri bir arada sunar. Dijital ortamınızın güvenlik kapasitesini güçlendirin: Siber saldırıları tespit etmek ve önlemek için iş istasyonları, dizüstü bilgisayarlar ve mobil cihazlarda gelişmiş uç nokta koruma çözümleri kullanın. Güvenlik çözümlerinin gelişen tehditlerle uyumlu kalabilmesi için tüm çözümlerin düzenli olarak güncellendiğinden emin olun. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Şirketlerin Yeni Siber Güvenlik Riski Görünmeyen "Kör Noktalar" Oldu Haber

Şirketlerin Yeni Siber Güvenlik Riski Görünmeyen "Kör Noktalar" Oldu

Uluslararası danışmanlık hizmetleri şirketi EY tarafından dünya genelinde farklı sektörlerden 800’ü aşkın siber güvenlik yöneticisinin katılımıyla gerçekleştirilen Küresel Siber Güvenlik Araştırması, gelişmiş yapay zekâ (Frontier AI) teknolojilerinin siber tehdit ortamını köklü biçimde değiştirdiğini ortaya koyuyor. Yapay zekâ destekli siber saldırılar, sistemlerdeki zafiyetlerin tespit edilmesi ve bunlara etki edilmesi için gereken süreyi saniyelere indirirken, birçok şirketin mevcut güvenlik yaklaşımları bu hız ve ölçek karşısında yetersiz kalabiliyor. Araştırma sonuçları, siber güvenliğin artık yalnızca bilgi teknolojileri alanının değil; operasyonel dayanıklılığın, iş sürekliliğinin ve kurumsal güvenin temel unsurlarından biri haline geldiğini gösteriyor. Özellikle operasyonel teknoloji (OT) ve fiziksel varlıklar (%57), üçüncü taraf ekosistemleri (%49), yapay zekâ sistemleri ve araçlar (%47) şirketlerin en çok güvenlik açığıyla karşı karşıya kaldığı alanlar olarak öne çıkarken; bu alanlara yönelik gerçek zamanlı görünürlük ve sürekli izleme mekanizmalarının güçlendirilmesi şirketlerin öncelikli gündem maddeleri arasında yer alıyor. İzleme mekanizmalarının yetersizliği işletmeleri siber risklere daha açık hale getiriyor Araştırmaya göre küresel çapta en fazla zafiyet oranına sahip olan sektör altyapı endüstrisi olarak öne çıkıyor. Demiryolu sistemleri, trafik altyapıları ve yapısal izleme sensörleri gibi kritik varlıklar giderek daha çok ağa bağlanırken, bu sistemlerin kapsamlı bir şekilde izlenmesi önem kazanıyor. Araştırmanın dikkat çektiği bir diğer sektör ise yaşam bilimleri oluyor. Bu sektördeki kritik iş varlıklarının %64’ü güvenlik açığı bölgesinde yer alıyor. Araştırma, klinik operasyonlardan ilaç keşfi süreçlerine, üretimden laboratuvar otomasyonuna kadar yapay zekâ kullanımının hızla yaygınlaştığını gösterirken, buna paralel olarak siber güvenliğin de stratejik öneminin arttığına işaret ediyor. Madencilik ve metal sektöründe zafiyet oranı %67’ye ulaşırken, perakende sektöründe bu oran %43, endüstriyel ürünlerde %46 ve tüketici ürünlerinde %36 olarak ölçülüyor. Bulgular, yapay zekâ destekli dijital dönüşüm hız kazanırken, siber güvenlik uygulamalarının bu dönüşüme aynı hızda eşlik edemediğini ortaya koyuyor. Özellikle enerji ve sanayi gibi operasyonel teknolojilerin yoğun kullanıldığı sektörlerde siber risklerin fiziksel üretim süreçlerine kadar ulaşması, bilgi teknolojileri (BT) ve operasyonel teknoloji (OT) ekipleri arasındaki koordinasyonu her zamankinden daha kritik hale getiriyor. Araştırmaya göre şirketlerin %59'u ortak risk değerlendirmeleri yürütürken, %56'sı fonksiyonlar arası ekipler oluşturuyor ve %51'i ortak görünürlük sağlayan izleme teknolojilerden yararlanıyor. Buna karşın, kurumsal risklerin tek bir çatı altında izlenmesini sağlayan "ortak risk kayıt envanteri" kullanan işletmelerin oranı yalnızca %27 seviyesinde kalıyor. Bu durum, şirketlerin teknoloji yatırımlarını artırırken entegre risk yönetişimi alanında önemli gelişim fırsatları bulunduğunu ortaya koyuyor. Yapay zekâ ve kuantum teknolojileri siber risk yönetimini yeniden şekillendiriyor Araştırma sonuçları, yapay zekânın yeni fırsatların yanı sıra, yeni siber risk alanları da oluşturduğunu gösteriyor. Teknoloji şirketleri siber güvenlik bütçelerinin ortalama %20'sini yapay zekâ entegrasyonlarına ayırırken, diğer sektörlerde bu oran %14 seviyesinde kalıyor. Aynı zamanda teknoloji yöneticilerinin %83'ü, kuantum bilişim destekli siber tehditlerin önümüzdeki beş yıl içinde iş dünyası üzerinde önemli etkiler oluşturacağını öngörüyor. Araştırmaya göre, şirketlerin siber dayanıklılıklarını artırmak için odaklanması gereken 6 temel alan şu şekilde sıralanıyor: Şirket genelindeki kritik varlıklar için sürekli görünürlük ve gerçek zamanlı izleme sağlanmalıSiber saldırı olasılığındaki temel güvenlik açıkları kapatılmalıKurumsal dayanıklılığı güçlendirmek için kritik iş varlıkları belirlenerek korunmalıModern siber güvenlik teknolojilerine yatırım hızlandırılmalıÜçüncü taraf risk yönetiminde sürekli ve kimlik odaklı bir yaklaşım benimsenmeliDayanıklılık stratejisinde ağ ve ortam güvenliği önceliklendirilmeli EY Türkiye Danışmanlık Hizmetleri Şirket Ortağı ve Siber Güvenlik Hizmetleri Lideri Ulvi Cemal Bucak konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: "Günümüzde siber saldırılar yalnızca daha karmaşık hale gelmekle kalmıyor; aynı zamanda yapay zekânın hızla benimsenmesiyle birlikte, siber olaylar insan ölçeğinin çok ötesinde bir hızda gerçekleşiyor. Bu nedenle şirketlerin karşılaştığı en büyük zorluk, yalnızca mevcut riskler değil, siber tehdit ortamının dönüşüm hızı olarak da öne çıkıyor. Geleneksel güvenlik yaklaşımları belirli siber riskleri engellemeye odaklanırken, günümüzün ihtiyaçları görünmeyen risk alanlarını yönetebilen, sürekli öğrenebilen ve operasyonel dayanıklılığı merkeze alan bir yaklaşımı zorunlu kılıyor. Araştırmamıza göre; siber güvenlik artık bilgi teknolojileri ekiplerinin sorumluluğunun ötesinde; şirketlerin büyümesini, itibarını ve iş sürekliliğini doğrudan etkileyen stratejik bir yönetim konusu haline geliyor. Geleceğin başarılı şirketlerı, yalnızca en güçlü güvenlik teknolojilerine sahip olanlar değil; yapay zekânın hızına uyum sağlayabilen, kritik süreçlerini koruyabilen ve herhangi bir kriz anında operasyonlarını kesintisiz şekilde sürdürebilecek kurumsal dayanıklılığı bugünden inşa edenler olacaktır." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Enerji Depolama Yatırımlarında Finansal Güvence ve Risk Yönetimi İçin Kritik Eğitim Haber

Enerji Depolama Yatırımlarında Finansal Güvence ve Risk Yönetimi İçin Kritik Eğitim

Enerji depolama sistemlerinin kurulu güç içerisindeki payı hızla artarken, yatırım modelleri de yalnızca mühendislik ve finansman boyutuyla değil; sigorta, risk yönetimi ve uzun vadeli finansal sürdürülebilirlik açısından da değerlendiriliyor. Özellikle batarya enerji depolama sistemlerinde termal kaçak, performans kaybı, siber saldırılar, üretici garantileri, çevresel sorumluluklar ve gelir kaybı gibi risklerin doğru yönetilmesi, yatırım güvenliğinin temel unsurları arasında yer alıyor. Enerji sektörüne özel sigorta çözümleri geliştiren Kotra Sigorta tarafından verilen eğitimde; ESS projelerinde yatırımcıların karşılaşabileceği riskler, mevcut sigorta uygulamaları ve uluslararası örnekler detaylı şekilde değerlendirildi. "AMACIMIZ RİSK YÖNETİMİ KONUSUNDA ORTAK BİR BİLGİ ALTYAPISI OLUŞTURMAK" Enerji depolama sektöründe bilgi paylaşımını artıracak eğitimlerin büyük önem taşıdığını belirten EDSİS Yönetim Kurulu Başkanı C. Can Tutaşı, “Enerji depolama ekosistemi büyürken sektörün yalnızca yatırım hacmiyle değil, teknik standartları ve risk yönetimi kültürüyle de gelişmesi gerekiyor. Finansman, mühendislik, işletme ve sigorta süreçlerinin aynı bakış açısıyla ele alınması sürdürülebilir büyüme açısından kritik önem taşıyor. EDSİS olarak üyelerimizin uzmanlığını sektörle buluşturacak teknik eğitimleri artırmayı ve ortak bilgi altyapısının oluşmasına katkı sağlamayı sürdüreceğiz" dedi. "DOĞRU SİGORTA KURGUSU YATIRIMIN AYRILMAZ PARÇASI OLMALI" Enerji depolama projelerinde sigorta yaklaşımının yalnızca poliçe düzenlemekten ibaret olmadığını belirten Kotra Sigorta Kurucu Genel Müdürü Osman Tüken, "Batarya enerji depolama sistemlerinde en büyük risk, yalnızca yangın gibi görünür hasarlar değildir. Asıl risk; yatırımcı açısından kritik öneme sahip termal kaçak, batarya performansındaki kapasite kayıpları, BMS ve EMS yazılım arızaları, siber saldırılar, arbitraj gelir kayıpları, üretici garantisinin uygulanamaması veya OEM kaynaklı riskler gibi birçok başlığın standart poliçelerde yeterli karşılık bulmamasıdır. Bugün piyasada kullanılan işletme dönemi poliçeleri yangın, yıldırım, sel veya makine kırılması gibi klasik riskleri karşılıyor. Ancak BESS yatırımları klasik bir enerji yatırımı değil. Bu nedenle yatırım modeline özgü risklerin poliçeye özel klozlarla dahil edilmesi gerekiyor. Aksi halde yatırımcı, büyük bir hasar yaşadığında zararın önemli bir kısmını kendi üzerinde taşımak zorunda kalabiliyor. Özellikle termal kaçak bunun en somut örneklerinden biri. Her termal kaçak yangına dönüşmeyebilir ancak sistemi tamamen devre dışı bırakabilir ve ciddi gelir kaybına yol açabilir. Benzer şekilde garanti kapsamındaki ekipman değişimleri sırasında oluşan iş durmaları, arbitraj gelir kayıpları veya yazılım kaynaklı sistem arızaları da çoğu zaman yatırımcıların fark etmediği sigorta boşluklarını oluşturuyor. Enerji depolama yatırımlarında doğru yaklaşım, hazır poliçe satın almak değil; yatırımın teknik yapısını analiz ederek riskleri önceden tanımlayan ve buna göre özel sigorta programı oluşturmaktır. Artık başarılı bir BESS yatırımının ayrılmaz parçalarından biri doğru mühendislik kadar doğru risk yönetimi ve doğru sigorta kurgusudur" açıklamalarında bulundu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

 Enerji Yatırımlarında Asıl Risk Sigorta Boşlukları Haber

 Enerji Yatırımlarında Asıl Risk Sigorta Boşlukları

Bu kapsamda Enerji Depolama Sistemleri Derneği (EDSİS), enerji sektörüne yönelik sigorta çözümleri geliştiren üyesi Kotra Sigorta iş birliğiyle "ESS Yatırımlarında Risk ve Sigorta Yönetimi" başlıklı online eğitim gerçekleştirdi. Eğitimde; batarya enerji depolama sistemlerinde kritik sigorta teminatlarından termal kaçak risklerine, performans güvence mekanizmalarından siber risk sigortalarına, arbitraj kaynaklı gelir kayıplarından hasar yönetimine kadar yatırımcılar açısından kritik öneme sahip başlıklar teknik yönleriyle ele alındı. ESS PROJELERİNDE KRİTİK RİSKLER ELE ALINDI Enerji depolama sistemlerinin kurulu güç içerisindeki payı hızla artarken, yatırım modelleri de yalnızca mühendislik ve finansman boyutuyla değil; sigorta, risk yönetimi ve uzun vadeli finansal sürdürülebilirlik açısından da değerlendiriliyor. Özellikle batarya enerji depolama sistemlerinde termal kaçak, performans kaybı, siber saldırılar, üretici garantileri, çevresel sorumluluklar ve gelir kaybı gibi risklerin doğru yönetilmesi, yatırım güvenliğinin temel unsurları arasında yer alıyor. Enerji sektörüne özel sigorta çözümleri geliştiren Kotra Sigorta tarafından verilen eğitimde; ESS projelerinde yatırımcıların karşılaşabileceği riskler, mevcut sigorta uygulamaları ve uluslararası örnekler detaylı şekilde değerlendirildi. "AMACIMIZ RİSK YÖNETİMİ KONUSUNDA ORTAK BİR BİLGİ ALTYAPISI OLUŞTURMAK" Enerji depolama sektöründe bilgi paylaşımını artıracak eğitimlerin büyük önem taşıdığını belirten EDSİS Yönetim Kurulu Başkanı C. Can Tutaşı, “Enerji depolama ekosistemi büyürken sektörün yalnızca yatırım hacmiyle değil, teknik standartları ve risk yönetimi kültürüyle de gelişmesi gerekiyor. Finansman, mühendislik, işletme ve sigorta süreçlerinin aynı bakış açısıyla ele alınması sürdürülebilir büyüme açısından kritik önem taşıyor. EDSİS olarak üyelerimizin uzmanlığını sektörle buluşturacak teknik eğitimleri artırmayı ve ortak bilgi altyapısının oluşmasına katkı sağlamayı sürdüreceğiz" dedi. "DOĞRU SİGORTA KURGUSU YATIRIMIN AYRILMAZ PARÇASI OLMALI" Enerji depolama projelerinde sigorta yaklaşımının yalnızca poliçe düzenlemekten ibaret olmadığını belirten Kotra Sigorta Kurucu Genel Müdürü Osman Tüken, "Batarya enerji depolama sistemlerinde en büyük risk, yalnızca yangın gibi görünür hasarlar değildir. Asıl risk; yatırımcı açısından kritik öneme sahip termal kaçak, batarya performansındaki kapasite kayıpları, BMS ve EMS yazılım arızaları, siber saldırılar, arbitraj gelir kayıpları, üretici garantisinin uygulanamaması veya OEM kaynaklı riskler gibi birçok başlığın standart poliçelerde yeterli karşılık bulmamasıdır. Bugün piyasada kullanılan işletme dönemi poliçeleri yangın, yıldırım, sel veya makine kırılması gibi klasik riskleri karşılıyor. Ancak BESS yatırımları klasik bir enerji yatırımı değil. Bu nedenle yatırım modeline özgü risklerin poliçeye özel klozlarla dahil edilmesi gerekiyor. Aksi halde yatırımcı, büyük bir hasar yaşadığında zararın önemli bir kısmını kendi üzerinde taşımak zorunda kalabiliyor. Özellikle termal kaçak bunun en somut örneklerinden biri. Her termal kaçak yangına dönüşmeyebilir ancak sistemi tamamen devre dışı bırakabilir ve ciddi gelir kaybına yol açabilir. Benzer şekilde garanti kapsamındaki ekipman değişimleri sırasında oluşan iş durmaları, arbitraj gelir kayıpları veya yazılım kaynaklı sistem arızaları da çoğu zaman yatırımcıların fark etmediği sigorta boşluklarını oluşturuyor. Enerji depolama yatırımlarında doğru yaklaşım, hazır poliçe satın almak değil; yatırımın teknik yapısını analiz ederek riskleri önceden tanımlayan ve buna göre özel sigorta programı oluşturmaktır. Artık başarılı bir BESS yatırımının ayrılmaz parçalarından biri doğru mühendislik kadar doğru risk yönetimi ve doğru sigorta kurgusudur" açıklamalarında bulundu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye'de Her 10 KOBİ'den 7’si Sigortasız Haber

Türkiye'de Her 10 KOBİ'den 7’si Sigortasız

Birleşmiş Milletler tarafından KOBİ'lerin ekonomik kalkınma ve sürdürülebilir büyümedeki kritik rolüne dikkat çekmek amacıyla ilan edilen 27 Haziran KOBİ (Mikro, Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler) Günü, Türkiye ekonomisinin temel yapı taşlarını oluşturan işletmelerin karşı karşıya olduğu riskleri de yeniden gündeme taşıyor. TÜİK'in 2024 yılına ilişkin yayımladığı son verilere göre Türkiye'de faaliyet gösteren 3 milyon 928 bin KOBİ, toplam girişimlerin %99,6'sını oluştururken, istihdamın %68,5'ini ve ekonomide yaratılan katma değerin %41,2'sini sağlıyor. Kadınlar, gençler ve dezavantajlı gruplar için önemli bir istihdam ve gelir kaynağı olan KOBİ'ler, aynı zamanda yerel kalkınmanın da en önemli aktörleri arasında yer alıyor. Ancak günümüzde işletmeler ekonomik dalgalanmaların yanı sıra iklim krizinden siber saldırılara, tedarik zinciri kesintilerinden artan maliyetlere kadar çok daha karmaşık ve birbirini tetikleyen risklerle karşı karşıya kalıyor. KOBİ'ler büyüme, dijitalleşme ve ihracat hedeflerine odaklanırken, karşı karşıya oldukları riskler de giderek çeşitleniyor. Allianz Risk Barometresi 2026 sonuçlarına göre Türkiye'de iş dünyasının en önemli riskleri arasında makroekonomik gelişmelerin ardından siber olaylar ikinci, doğal afetler ise dördüncü sırada yer alıyor. Yapay zekâ ise bu yıl ilk kez Türkiye'nin risk gündemindeki ilk 10 risk arasında yer alarak yedinci sıradan listeye girmiş durumda. KOBİ'lerin yaklaşık yüzde 68'i sigorta güvencesine sahip değil Artan ve karmaşıklaşan risklere rağmen Allianz Türkiye'nin değerlendirmelerine göre Türkiye'deki KOBİ'lerin yaklaşık %68'i sigorta güvencesi olmadan faaliyet gösteriyor. Oysa artan doğal afetler, yangınlar, sel ve fırtına gibi iklim kaynaklı olaylar ile siber tehditler, işletmelerin faaliyetlerini kesintiye uğratabilecek ciddi riskler oluşturuyor. Bu ortamda risk yönetimi ve finansal dayanıklılık da işletmelerin sürdürülebilirliği açısından kritik önem taşıyor. "Risk yönetimi artık KOBİ'ler için rekabet avantajının bir parçası" Allianz Türkiye Ticari Sigortalar Genel Müdür Yardımcısı Öktem Örkün, konuyla ilgili değerlendirmesinde şunları söyledi: "KOBİ'ler ülkemiz ekonomisinin omurgasını oluşturuyor. Ancak günümüzün belirsizliklerle dolu iş ortamında işletmeler yalnızca geleneksel risklerle değil; siber saldırılar, iklim kaynaklı afetler, tedarik zinciri sorunları ve faaliyet kesintileri gibi yeni nesil risklerle de karşı karşıya. Allianz Risk Barometresi 2026 sonuçları da işletmelerin risk gündeminin hızla değiştiğini ortaya koyuyor. Bu nedenle işletmeler için sigorta koruması kadar riskleri önceden tespit etmek ve dayanıklılıklarını artırmak da kritik önem taşıyor. Bu noktada risk yönetimini yalnızca bir maliyet unsuru olarak değil, işletmenin sürdürülebilirliğini ve rekabet gücünü destekleyen stratejik bir unsur olarak görmek gerekiyor. Özellikle son yıllarda yaşadığımız deprem, sel, yangın ve aşırı hava olayları, risklere hazırlıklı olmanın önemini bir kez daha ortaya koydu. İşletmelerin faaliyetlerini kesintisiz sürdürebilmeleri için koruma mekanizmalarını güçlendirmeleri artık hayati önem sahip”. Riskleri gerçekleşmeden yönetmek mümkün Artan afet riski ve iklim değişikliğinin etkileri, sigortacılıkta teknik uzmanlığı ve bilimsel yaklaşımı her zamankinden daha önemli hale getiriyor. Allianz Grubu desteğiyle 2019 yılında hayata geçirilen Allianz Teknik, bugün Türkiye'nin uluslararası akreditasyon standartlarına uygun ilk ve tek akredite deprem laboratuvarı olarak faaliyet gösteriyor. Aynı zamanda Yangın Test & Eğitim Merkezi olan kurum, afet ve çevresel risklerle mücadelede öncü bir rol üstleniyor. Yapı güvenliğini artırmaya yönelik sunduğu testler, mühendislik hizmetleri, eğitim programları ve danışmanlık çalışmalarıyla bireysel ve kurumsal farkındalığı artırmayı hedefleyen Allianz Teknik, farklı sektör ve ölçeklerden işletmelerin maruz kalabileceği risklerin analiz edilmesine, dayanıklılıklarının artırılmasına ve olası kayıpların azaltılmasına katkı sağlıyor. KOBİ'lere özel koruma çözümleri Allianz Türkiye’nin KOBİ’lere özel geliştirdiği İşyerim Sigortası ile yangın, deprem, sel, hırsızlık, elektronik cihaz arızaları, makine kırılması ve sorumluluk gibi birçok risk tek bir poliçe kapsamında güvence altına alınıyor. İşletmeler ayrı ayrı poliçeler almak yerine, kapsayıcı, faaliyetlerine ve ihtiyaçlarına uygun ekonomik paketlerle güvence sağlayabiliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Küresel İş Dünyası, Hızla Ortaya Çıkan Yeni Bir Rekabet Çağıyla Karşı Karşıya Haber

Küresel İş Dünyası, Hızla Ortaya Çıkan Yeni Bir Rekabet Çağıyla Karşı Karşıya

Risk, reasürans ve sermaye, insan kaynakları ve yatırımlar ile yönetim danışmanlığı alanlarında küresel lider olan Marsh (NYSE: MRSH) ile önde gelen küresel çok branşlı sigorta şirketi ve dayanıklılık hizmetleri sağlayıcısı Zurich Insurance Group'un (Zurich) üst düzey yöneticilerinin, bugün yayınlanan Dünya Ekonomik Forumu'nun 2026 Küresel Riskler Raporu'nun bulgularına ilişkin yorumlarına göre küresel iş dünyası liderleri, derinleşen jeopolitik bölünmelerin yanı sıra artan teknolojik ve toplumsal zorlukların önümüzdeki 12 ay boyunca iş dünyasını şekillendirmeye devam edeceği bir dönemde artan risklerle karşı karşıya. Marsh ve Zurich, Dünya Ekonomik Forumu'nun stratejik ortakları ve Küresel Riskler Danışma Kurulu üyeleridir. Katılımcılar tarafından 2026'da en önemli beş acil risk olarak jeoekonomik çatışma, devlet temelli silahlı çatışmalar, aşırı hava olayları, toplumsal kutuplaşma ve yanlış bilgilendirme ve dezenformasyon belirlendi. İki yıllık görünümde yanlış bilgilendirme ve dezenformasyon ikinci, toplumsal kutuplaşma üçüncü sıraya yükseldi. Marsh Risk'in Özellikli Ürünler Lideri Andrew George rapor ile ilgili şu açıklamalarda bulundu: “Toplumsal parçalanma ve eşitsizlikten, sağlık ve refahın azalmasına kadar, hepimizin karşı karşıya olduğu toplumsal risklerin merkezinde derinleşen bölünmeler yer alıyor. Bu küresel risklerin artan önemine rağmen, büyük hükümetler ortak zorluklarımızın üstesinden gelmek için tasarlanmış birçok kabul gören sistemden uzaklaşıyor. Sonuç olarak, bölünmüş toplumlar sosyal istikrarsızlık ve artan çatışma eşiğine daha da yaklaşıyor.” Raporun uzun vadeli bulguları, jeoekonomik çatışma hariç 33 riskin tamamının önümüzdeki 10 yıl içinde iş liderleri tarafından şiddetinin artacağı öngörüsünü vurgulayarak yeni bir küresel rekabet çağının ortaya çıkışının altını çiziyor. Rapora göre, katılımcıların yüzde 57'si önümüzdeki on yılda çalkantılı veya fırtınalı bir görünüm öngörüyor. 10 yıllık görünüm, çevresel ve teknolojik riskler tarafından güçlü bir şekilde domine ediliyor. Zurich'in Yaşam, Sağlık ve Banka Dağıtım Kanalları CEO'su Alison Martin raporla ilgili şunları söyledi: “Büyük ekonomilerdeki iş dünyası liderleri emeklilik ve kamu sağlığı konusunda derin endişe duyuyor. Bu açıklar hem iş gücünün refahını hem de sosyal istikrarı tehdit ediyor. Ancak sağlıkta yaşanan gerileme, kamu altyapısı ve sosyal koruma eksikliği gibi toplumsal riskler ile bu risklerin etkileri dünyamızı yeniden şekillendirmeye başlamış olmasına rağmen, 10 yıllık risk görünümünde neredeyse hiç yer almaması dikkat çekici. Acil bir şekilde ve iş birliği içinde hareket etmezsek, geleceğimizi tanımlayabilecek tehditleri görmezden gelme riskiyle karşı karşıyayız.” Rapora göre, iş gücü piyasalarını, toplumsal yapıları, altyapıyı ve jeopolitiği büyük ölçüde etkileyecek olan yapay zeka (YZ) ve kuantum bilişimdeki ilerlemeler küresel ekonomik uçurumların genişlemesine de katkıda bulunabilir. Deniz altı kablolarının kesilmesinden uyduların bozulmasına kadar çeşitli tehditlere maruz kalan kritik altyapıların modernizasyonu için de önemli yatırımlar gerekebilir. Zurich’in Grup Risk Yöneticisi Peter Giger şunları ekledi: “Aşırı hava koşulları, siber saldırılar ve jeopolitik çatışmalar artan tehditler oluşturmasına rağmen, kritik altyapı kesintileri önümüzdeki on yıl için küresel riskler arasında sadece 23. sırada yer aldı. Bu tehlikeli bir ihmal. Rekor sıcaklıklar nedeniyle zorlanan elektrik şebekelerinden yükselen deniz seviyeleri nedeniyle risk altında olan kıyı kentlerine kadar, hazırlıksız ve yetersiz fonlanmış sistemlere güveniyoruz. Altyapı çöktüğünde, her şey risk altında olur. Bu tehditlerin ne kadar birbirine bağlı olduğunu anlamalı ve bir sonraki kriz gelmeden önce dayanıklılığı güçlendirmek için şimdi yatırım yapmalıyız.” Yapay zeka ve kuantum bilişimindeki gelişmeler işgücü piyasalarını ve jeopolitiği hızla yeniden şekillendiriyor; bu durum, bireylerin yaşamlarında devrim yaratacak, sağlığımızı ve refahımızı artıracak ve ulusların geleceğini şekillendirecek derin etkiler doğuracak. Otomasyon ve kuantum atılımları hızlanırken, hükümetler ve şirketler, rol fazlalığı, ekonomik yoğunlaşma ve kritik altyapıda ile dijital güven alanında sistemik aksamalar potansiyelinin yarattığı zorlukların üstesinden gelmek için birlikte çalışmalıdır. Marsh Türkiye, Doğu Akdeniz ve Hazar Bölgesi CEO’su Tarık Serpil rapor ile ilgili şunları aktardı: “Küresel Riskler Raporu 2026, dünyada risklerin artık tekil değil, birbirini besleyen bir yapı içinde ilerlediğini gösteriyor. Jeopolitik belirsizliklerden ekonomik dalgalanmalara, teknolojik dönüşümden çevresel tehditlere kadar pek çok başlık aynı anda karar alma süreçlerini etkiliyor. Bu yeni dönemde asıl fark yaratan, belirsizliği öngörüyle yönetebilen ve kısa vadeli baskılarla uzun vadeli hedefler arasında denge kurabilen kurumlar olacak. Rapor, risklerin arttığı bir dünyada dayanıklılık, esneklik ve iş birliğinin her zamankinden daha kritik hale geldiğini açıkça ortaya koyuyor.” Zurich Sigorta Grubu Türkiye CEO’su Yılmaz Yıldız, “Kısa vadede jeoekonomik ve jeopolitik karışıklıklar, yanlış bilgilendirme ve dezenformasyon ile toplumsal kutuplaşma gibi riskler öne çıkarken; uzun vadede olağanüstü hava olayları, biyoçeşitlilik kaybı ve ekosistem çöküşü ile doğal kaynak kıtlığı giderek daha belirleyici hale geliyor. Bu tablo, sorumluluk alarak birlikte harekete geçmemiz gerektiğini gösteriyor. Dünyamıza sahip çıkmalıyız” dedi.

Siber Tehditlere Karşı Çok Katmanlı Savunma Artık Kaçınılmaz Haber

Siber Tehditlere Karşı Çok Katmanlı Savunma Artık Kaçınılmaz

Özellikle kamu servislerinin dijitalleşmesinde Kamu Bulutu konseptine geçişin henüz tamamlanmaması, kritik güvenlik açıklarına neden olabiliyor. Bu durum, sadece verileri değil, milli güvenliği ve ekonomik istikrarı da risk altına sokuyor. Dijital Türkiye’nin yerli bulutu DT Cloud, bu kritik dönemin yapay zeka destekli yeni nesil tehditlerine karşı çok katmanlı proaktif güvenlik mimarisiyle koruma sağlıyor. Siber güvenlik dünyası, yapay zekanın dönüştürücü etkisiyle yeniden tanımlanıyor. Bu yeni dönemde yapay zeka, hem savunanlar hem de saldırganlar için kritik bir teknolojiye dönüştü. Değişen tehditlere karşı, birçok ülke gibi Türkiye de Kamu Bulutu yapılarına geçiş için regülasyon çalışmalarını sürdürürken, NATO’nun Haziran 2025’te Lahey’de düzenlenen zirvesinde siber güvenliğin, müttefiklerin ekonomik ve endüstriyel kapasitesinin korunmasında stratejik bir unsur olduğu vurgulandı. Zirvede, yapay zeka destekli savunma teknolojilerinin geliştirilmesi ortak hedef olarak belirlendi. Siber saldırganlar yapay zekayı nasıl kullanıyor? Yapay zeka, siber saldırıların hızını ve ölçeğini tarihte görülmemiş seviyelere taşıyor. McKinsey'nin Mayıs 2025 tarihli raporuna göre, üretken yapay zekanın yükselişinden bu yana oltalama (phishing) saldırılarında yüzde 1200'lük bir artış yaşandı. Siber suçlular, yapay zeka araçlarını kullanarak ikna edici oltalama e-postaları, sahte web siteleri ve deepfake tabanlı kimlik sahtekarlıkları oluşturabiliyor. Makine öğrenimi algoritmaları ise kurumların savunma sistemlerini tarayarak zayıf noktaları anında tespit edip saldırı stratejilerini otomatik olarak optimize ediyor. Bu durum, kimlik taklidi ve hedefli oltalama gibi yöntemleri çok daha etkili hale getiriyor. Derinleşen güvenlik açıkları ve finansal riskler Birleşik Krallık Ulusal Siber Güvenlik Merkezi (NCSC), yapay zekanın saldırıları daha verimli hale getirmeye devam edeceğini ve önümüzdeki yıllarda tehdit yoğunluğunu artıracağını öngörüyor. Bu artışın finansal sonuçları ise endişe verici boyutlarda. IBM ve Ponemon Institute işbirliğiyle hazırlanan "Cost of a Data Breach Report 2024" verilerine göre, global ortalama veri ihlal maliyeti 4,9 milyon dolara ulaşarak tarihin en yüksek seviyesini gördü. Özellikle kamu bulutundan kaynaklanan ihlallerin maliyeti ise ortalama 5,17 milyon dolar ile en yüksek zararlar arasında yer alıyor. DT Cloud, bu durumun yapay zeka destekli tehditlere uyum sağlayabilen ülkeler ve kurumlar ile bu değişime adapte olamayanlar arasında ciddi bir “dijital uçurum” yaratacağı konusunda uyarıyor. DT Cloud’dan yeni nesil risklere karşı çok katmanlı koruma Günümüzde ülkelerin ve kurumların, yapay zeka ile güçlenen saldırı tekniklerine karşı çok katmanlı ve öngörüye dayalı bir savunma anlayışı benimsemesi gerekiyor. DT Cloud, bu gerekliliğe yanıt olarak klasik güvenlik çözümlerinin ötesine geçen, bütünsel bir siber güvenlik mimarisi sunuyor. Bu mimari, saldırı yüzeyini en aza indiren mikrosegmentasyon; kritik iş yüklerini internetten tamamen yalıtan kapalı (air-gapped) altyapılar; müşteri altyapılarını hem fiziksel hem bulut katmanında mantıksal olarak ayrıştıran semantik ayrıştırma ve sürekli doğrulamaya dayalı Sıfır Güven (Zero-Trust) gibi modern prensipler üzerinde çalışıyor. Hem iç ağları hem de dışa açık servisleri dinamik, otomatik ve çok katmanlı bir güvenlik çemberiyle koruyan bu mimari sayesinde kurumlar, self-servis olarak güvenlik duvarı ve DDoS koruması gibi hizmetleri anında devreye alabiliyor. DT Cloud CTO’su Yusuf Önder Us, yapay zekanın siber güvenlik dinamiklerini yeniden şekillendirdiğini vurgulayarak şu değerlendirmede bulundu: “Saldırganlar artık yapay zeka destekli otomasyon, gelişmiş örüntü tanıma ve sentetik veri üretimi gibi araçlarla daha sofistike tehditler oluşturuyor. Biz de DT Cloud olarak savunma katmanlarımızı bu yeni tehdit vektörlerine karşı yeniden yapılandırıyoruz. Yerel regülasyonlara yüzde 100 uyumlu, Türkiye lokasyonlu bulut altyapımız üzerinde çalışan yapay zekayla entegre 7/24 Siber Güvenlik Operasyon Merkezimiz, gerçek zamanlı tehdit tespiti ve otomatik yanıt mekanizmalarıyla saldırıları izlemekle yetinmiyor; tehditleri oluşmadan önce önleyecek adımlar atıyor. DT Cloud, bu noktada Türkiye'nin yerli ve milli egemen bulut altyapısı ile dijital savunma hattı olarak konumlanıyor ve dijital egemenliğin sağlanması için gereken tüm servisleri sunuyor.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.