Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Siber Zorbalık

Kapsül Haber Ajansı - Siber Zorbalık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Siber Zorbalık haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

11’inci Bilim ve Fikir Festivali Ödülleri Sahiplerini Buldu Haber

11’inci Bilim ve Fikir Festivali Ödülleri Sahiplerini Buldu

Üsküdar Üniversitesi tarafından İstanbul, Bursa, Kocaeli, Sakarya ve Yalova İl Milli Eğitim Müdürlükleri iş birliğiyle düzenlenen 11. Bilim ve Fikir Festivali’nde lise öğrencileri geliştirdikleri projelerle yarıştı. Türkiye’nin ilk bilim ve fikir festivali olma özelliğini taşıyan organizasyonda bu yıl 188 okuldan yaklaşık 3 bin öğrenci, takım halinde hazırladıkları 750 bilimsel projeyle yer aldı. Festival, Üsküdar Üniversitesi NP Sağlık Yerleşkesi İbn-i Sina Oditoryumunda gerçekleştirildi. “Başımıza İcat Çıkar” mottosuyla düzenlenen festival kapsamında öğrenciler, Fen ve Teknoloji, Sosyal Bilimler ile Sağlık Bilimleri kategorilerinde hazırladıkları projeleri jüri üyelerine sundu. Projeler, alanında uzman 185 akademisyen ile İl Milli Eğitim Müdürlükleri tarafından görevlendirilen 15 öğretmenin yer aldığı iki aşamalı değerlendirme sürecinden geçti. Ödül töreninde, Gençlik ve Spor Bakan Yardımcısı Doç. Dr. Safa Koçoğlu Gürsoy, İstanbul Vali Yardımcısı Hasan Gözen, Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı, BFF Koordinatörü Prof. Dr. Türker Tekin Ergüzel ve geçen yıl Fen ve Teknoloji kategorisinde birincilik elde eden öğrenci Asaf Emir Özdemir birer konuşma yaptı. Törene Ümraniye Kaymakamı Yüksel Çelik de katıldı. Doç. Dr. Safa Koçoğlu Gürsoy: “Gençlere alan açıldığında önemli başarılara imza atıyorlar” Gençlik ve Spor Bakan Yardımcısı Doç. Dr. Safa Koçoğlu Gürsoy, gençlerin düşünme, üretme ve problem çözme becerilerini destekleyen projelerin Türkiye’nin geleceği açısından büyük önem taşıdığını belirterek, gençlere alan açıldığında önemli başarılara imza attıklarını söyledi. Üsküdar Üniversitesi tarafından düzenlenen Bilim ve Fikir Festivali’nin uzun yıllardır başarıyla sürdürülmesini çok kıymetli bulduklarını ifade eden Koçoğlu, “Bir şeyi başlatmak kolay değil, onu sürdürebilmek ise hiç kolay değil. Bugün festivalin 11’incisinde bir arada olmak gerçekten çok anlamlı.” dedi. Festivalin farklı şehirlerden gençleri, öğretmenleri ve akademisyenleri ortak bir heyecanda buluşturduğunu kaydeden Koçoğlu, “İstanbul’dan Bursa’ya, Kocaeli’nden Sakarya’ya, Yalova’ya kadar farklı şehirlerden öğrencilerin ve öğretmenlerin bu heyecanın bir parçası olması çok kıymetli.” diye konuştu. “Gençlerimiz üretmek, düşünmek ve katkı sunmak istiyor” Festivalde yer alan projelerin yalnızca teknik çalışmalar olmadığını vurgulayan Bakan Koçoğlu, gençlerin aynı zamanda umut, fikir ve sorumluluk duygusu geliştirdiğini söyledi. “Gençlerimiz üretmek, düşünmek ve katkı sunmak istiyor. Yeter ki gençlere alan açılsın, güvenilsin ve imkan verilsin.” diyen Koçoğlu, bilgiyi insanlık yararına dönüştürmenin önemine dikkat çekti. Koçoğlu, “Burada sadece projeler hazırlanmıyor. Aynı zamanda geleceğe dair fikir, umut ve sorumluluk üretiliyor. Gençler bir problem görüyor ve onun çözümüne odaklanan çalışmalar ortaya koyuyor.” dedi. Konuşmasında Gençlik Haftası’na da değinen Koçoğlu, sabah saatlerinde Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak ile birlikte Anıtkabir’i ziyaret ettiklerini belirtti. Koçoğlu, “Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün huzurunda, gençliğe emanet edilen bu ülkenin yarınlarına dair sorumluluğumuzu bir kez daha hatırladık.” ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Türkiye Yüzyılı gençliğin yüzyılı olacak” sözünü hatırlatan Koçoğlu, Gençlik ve Spor Bakanlığı olarak gençlerin yalnızca akademik değil sosyal ve üretken yönlerini de desteklediklerini söyledi. “Gençlerimizin topluma katkı sunma kapasitelerini de güçlendirmeye çalışıyoruz” Koçoğlu, “Gençlerimizin sadece akademik başarısını değil; fikir üretme, problem çözme, proje geliştirme ve topluma katkı sunma kapasitelerini de güçlendirmeye çalışıyoruz.” dedi. Bakanlığın gençlere yönelik çalışmalarına da değinen Koçoğlu, Gençlik ve Spor Bakanlığı bünyesinde gençlik merkezleri, DENEYAP atölyeleri, genç ofisler, gönüllülük faaliyetleri ve gençlik kamplarıyla gençlere çok yönlü destek sağlandığını anlattı. Üniversite öğrenci topluluklarının projelerine destek veren ÜNİDES programına da dikkat çeken Koçoğlu, “Gençlik merkezlerimiz, spor tesislerimiz ve gençlik kamplarımız sizler için var. Önümüzdeki yıllarda bu imkanlardan yararlanan genç sayısının daha da artmasını istiyoruz.” ifadelerini kullandı. Vali Yardımcısı Gözen: “Proje tabanlı öğrenme kültürü Türkiye’nin geleceğini şekillendirecek” İstanbul Vali Yardımcısı Hasan Gözen, gençlerin bilim ve fikir üretimine yönlendirilmesinin toplumsal gelişim açısından büyük önem taşıdığını belirterek, proje tabanlı öğrenme kültürünün Türkiye’nin geleceğini şekillendireceğini söyledi. Konuşmasına İstanbul Valisi Davut Gül’ün selamlarını ileterek başlayan Gözen, Bilim ve Fikir Festivali’nin üniversite ile lise öğrencilerini aynı platformda buluşturmasının çok kıymetli olduğunu ifade etti. Gözen, “Bugün burada çok güzel bir etkinlikte bir aradayız. Bilim ve fikir festivalinin bir arada olması oldukça anlamlı. Bunun yanında üniversite ile lise öğrencilerinin aynı projede buluşması da çok önemli bir kazanım.” dedi. Türkiye’de yaşanan birçok toplumsal sorunun temelinde gençlere güçlü bir ideal sunulamamasının bulunduğunu kaydeden Gözen, İstanbul Valiliği olarak gençleri bilimsel, kültürel ve sosyal faaliyetlere yönlendiren projeler yürüttüklerini anlattı. Gençlerin boş zamanlarını verimli alanlara yönlendirmesi önemli Gençlerin boş zamanlarını verimli alanlara yönlendirmesinin önemine dikkat çeken Gözen, “Gençlerimizi bir ideale yönlendirmek ve onları boş zamanı olmayan bireyler haline getirmek istiyoruz. Çünkü boş zamanı kontrolsüz kalan insanlar zamanla topluma zarar verebilecek farklı meşguliyetlerin içine sürüklenebiliyor.” diye konuştu. Yapay zekâ ve dijitalleşmenin doğru kullanıldığında büyük fayda sağlayabileceğini ancak risklerinin de bulunduğunu ifade eden Gözen, “Üniversite ortamında yapay zekâ ve dijitalleşme çok faydalı amaçlar için kullanılabilirken, bunun zararlı sonuçlarını önleyecek tedbirlerin de alınması gerekiyor.” dedi. Yapay zekânın artık suç ve suçluyla mücadelede de aktif rol oynadığını belirten Gözen, İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından kullanılan dijital takip sistemlerine dikkat çekti. Gözen, “Yapay zekâ artık suçu ve suçluyu takip edebilen bir seviyeye geldi. İstanbul Emniyeti’nin kullandığı ‘Avcı’ isimli program sayesinde sanal ortamda işlenen suçlardan uyuşturucu kullanımına ve bağımlılığa kadar birçok konuda tespitler yapılabiliyor.” ifadelerini kullandı. Bilimsel gelişimin manevi değerlerle desteklenmesi gerektiğini de vurgulayan Gözen, “Bilim ve fikrin yanına zikri ve şükrü de ekleyebilirsek geleceğe çok daha sağlam adımlarla yürüyebiliriz.” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Festivalin temelinde beyin temelli eğitim yaklaşımı bulunuyor” Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Bilim ve Fikir Festivali’nin ortaya çıkış hikâyesini anlatarak, festival fikrinin bilim üretmeyi gençler için eğlenceli ve kalıcı hale getirme arayışından doğduğunu söyledi. Festivalin temelinde “beyin temelli eğitim” yaklaşımının bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “İnsan beyninin nasıl öğrendiğine ilişkin nörobiyolojik çalışmalar şunu gösteriyor; insan bir konuda hem eğleniyor hem disiplinli çalışıyorsa bilgi beyinde kimyasal kayıt olarak kalıcı şekilde yer ediyor.” dedi. “Bilim ve Fikir Festivali’ni aynı heyecanla sürdürmeye devam ediyoruz” Gençlere bilim üretmeyi nasıl cazip hale getirebileceklerini düşündüklerini belirten Prof. Dr. Tarhan, “Öğrencilere bilim üretmeyi, fikir geliştirmeyi nasıl eğlenceli hale getiririz diye literatürü araştırdık. Türkiye’de bilim ile festival kavramını bir araya getiren bir çalışma yoktu. Dünyada da yalnızca ABD’de Utah Üniversitesinde benzer bir örnek gördük. Bunun üzerine ‘Bilim ve Fikir Festivali yapalım’ dedik. 2013 yılında kararını aldık, 2014 yılında ilkini gerçekleştirdik.” Prof. Dr. Tarhan, “O dönemin İl Milli Eğitim Müdürü Muammer Bey, öğrencilerin büyük heyecanla projelere katıldığını görünce bunun Türkiye çapında yapılabileceğini söyledi. Bakanlığa yazıldı. Sonrasında bizim beklediğimizden daha büyük bir gelişme oldu ve Teknofest başladı. Teknofest de bilim ile festivalin sentezini yaparak çok büyük bir heyecan oluşturdu. Biz de Bilim ve Fikir Festivali’ni aynı heyecanla sürdürmeye devam ediyoruz.” diye konuştu. “Yapay zekâ yalnızca meslekleri değil insan davranışlarını ve toplumsal yapıyı da dönüştürüyor” Prof. Dr. Nevzat Tarhan, yapay zekânın yalnızca meslekleri değil insan davranışlarını ve toplumsal yapıyı da dönüştürdüğünü belirterek, gelecekte fark oluşturacak en önemli unsurun “sağlam karakter” olacağını söyledi. Teknolojik dönüşümlerin tarih boyunca insanlığı değiştirdiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Matbaa insanlıkta dönüşüm yaptı, elektrik dönüşüm yaptı, şimdi de yapay zekâ dönüşüm yapıyor.” diye konuştu. Yapay zekânın gelişim sürecinin bilim insanlarının ısrarlı çalışmalarıyla ortaya çıktığını anlatan Prof. Dr. Tarhan, yapay zekânın hayatı hızla değiştirdiğini ifade etti. Prof. Dr. Tarhan, teknoloji çağında karakterin daha önemli hale geldiğini belirterek, “Geçen hafta Elon Musk’ın bir paylaşımına rastladım. ‘Zekâ çok ucuzladı, karakter çok pahalandı’ diyordu. Gerçekten çok doğru bir söz. Önümüzdeki dönemde bazı meslekler dönüşecek ama insanlık da dönüşecek. Sağlam karakterli insanlarla sağlam karakteri olmayan insanları yapay zekâ çok hızlı ayıracak.” ifadelerini kullandı. “Dijital demans, dijital otizm gibi kavramlardan söz ediyoruz” Yoğun ekran maruziyetinin gençler üzerinde ciddi psikolojik etkiler oluşturabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Dijital demans, dijital otizm gibi kavramlardan söz ediyoruz. Yapay zekâ artık gerçeğin ve kimliğin sınırlarını değiştiren yeni bir gerçeklik alanı oluşturdu.” dedi. Yapay zekânın sunduğu hız ve kolaylığın doğru kullanılmadığında ciddi riskler doğurabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Yapay zekâ bazı gençlerde gerçeklik algısını bozabiliyor. Bu nedenle yapay zekâ çağında karakterli kalmak, bugün her gencin en önemli meselesi haline geldi. Eskiden bilgelik daha ileri yaşlarla ilişkilendirilirdi. Şimdi ise genç yaşta bilge olma yolunda çabalamak gerekiyor.” dedi. Festival kapsamında sergilenen projelerden etkilendiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, öğrencilerin ortaya koyduğu çalışmaların patent, faydalı model ve akademik makale potansiyeli taşıdığını ifade etti. Prof. Dr. Tarhan, “Bu yılki projeler gerçekten bizi şaşırttı. Çok güçlü çalışmalar var. Birçok projede patent alınabilirlik, faydalı model ya da akademik makaleye dönüşebilme potansiyeli gördüm. Bilim bir yolculuktur. Siz de bu yolculuğa çıkmışsınız. Aynı heyecanla devam edin. Önünüzde hiç ummadığınız fırsatlar açılacak.” dedi. Prof. Dr. Ergüzel: “Amaç; proje geliştirme tutkusu taşıyan gençlere bir ekosistem oluşturmaktır” Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı, BFF Koordinatörü Prof. Dr. Türker Tekin Ergüzel, festivalin gençlerin proje geliştirme tutkusunu destekleyen bir ekosistem oluşturmayı amaçladığını vurguladı. Prof. Dr. Ergüzel, “Bilim ve Fikir Festivalimizin gayesi, aramızdaki çok sayıda Asaf Emir’i bulmak ve destek ihtiyacı olan, sağlıkta, mühendislikte, sosyal bilimlerde öğrenme ve proje geliştirme tutkusu taşıyan gençlere bir ekosistem oluşturmaktır.” dedi. Prof. Dr. Türker Tekin Ergüzel, Dünya Ekonomik Forumu’nun “Geleceğin Meslekleri” raporuna dikkat çekerek 2030 yılına kadar mevcut mesleklerin yaklaşık yüzde 63’ünün dönüşmesinin beklendiğini söyledi. Geleceğin iş dünyasında teknik bilginin yanında farklı yetkinliklerin ön plana çıkacağını ifade eden Ergüzel, “2030 yılı itibarıyla dönüşen mesleklerde ekip çalışması yapabilme, yaratıcı düşünebilme, teknolojiyi konumlandırabilme, fikirleri uygulanabilir çözümlere dönüştürme ve problemleri sistematik şekilde ele alıp projelendirebilme gibi beceriler öne çıkacak.” dedi. Bilim ve Fikir Festivali’nin temel amaçlarından birinin gençlerin zaman, beceri, öğrenme kapasitesi ve mevcut kaynaklarını etkin şekilde kullanmalarını sağlamak olduğunu vurgulayan Ergüzel, festivalin proje geliştirme kültürünü yaygınlaştırmayı hedeflediğini ifade etti. Genç mucitten duygulandıran MS hikâyesi Üsküdar Üniversitesi tarafından düzenlenen 11. Bilim ve Fikir Festivali’nde konuşan Atatürk Fen Lisesi öğrencisi ve geçen yılın Fen ve Teknoloji kategorisinde birincilik elde eden öğrenci Asaf Emir Özdemir açılışta yaptığı konuşmada, geliştirdikleri yapay zekâ projesiyle bir çocuğun MS hastalığının erken fark edilmesine katkı sağladıklarını anlattı. Özdemir, projenin uluslararası patent sürecinde Üsküdar Üniversitesinin kendilerine destek verdiğini belirterek, “Geçen sene elde ettiğimiz derece sonucunda projemizin uluslararası alanda patentlenmesi için bize sınırsız destek olan Üsküdar Üniversitesine ve tüm öğretim üyelerine teşekkür ediyorum.” dedi. Geliştirdikleri yapay zekânın nörolojik ve ortopedik hastalıkları tespit etmeye yönelik olduğunu ifade eden Özdemir, “Yaklaşık bir buçuk sene önce bir yapay zekâ geliştirmiştik. Bu yapay zekâ, nörolojik ve ortopedik hastalıkları tespit edebiliyordu. Yapay zekânın çalışıp çalışmadığını anlamak için sağlıklı ve sağlıksız insanlardan oluşan iki kontrol grubu ile bir deney oluşturduk.” diye konuştu. Deney sırasında 7 yaşındaki bir çocukta yapay zekânın MS hastalığına işaret ettiğini aktaran Özdemir, “Sağlıklı olarak tanımladığımız 7 yaşındaki bir çocukta yapay zekâ MS hastalığı teşhisi koymuştu. Biz bunu ilk başta yapay zekânın bir hatası olarak düşündük. Ama ne olur ne olmaz diyerek çocuğun ebeveynlerine bildirdik. Daha sonra gerçekten de bu çocukta MS hastalığı çıktı.” dedi. Özdemir, çocuğun annesinden dün aldığı teşekkür mesajının kendisini çok etkilediğini belirterek, mesajı salondakilerle paylaştı. Özdemir; “İyi ki o zaman sizi küçük görüp umursamamak yerine dikkate almışız. Doktorlar hastalığın büyük ölçüde yenildiğini söyledi. Size ne kadar teşekkür etsem az, çünkü bir annenin yavrusuna kavuşmasını asla anlayamazsınız.” İfadelerini kullandı. Gençlere proje yapmaları çağrısında bulunan Özdemir, “Hem toplumu daha iyi bir refah seviyesine kavuşturmak, hem insanların yüreğine dokunmak, hem de problemlere çözüm üretmek istiyorsanız size tek bir şey öneriyorum: Proje yapın, proje yapın, proje yapın.” Şeklinde konuştu. Ödüller… Üsküdar Üniversitesi 11. Bilim ve Fikir Festivali’nde projeler Sağlık Bilimleri, Sosyal Bilimler, Fen ve Teknoloji olmak üzere üç kategoride yarıştı. Festivalde dereceye giren projeler ödüllendirildi. İstanbul, Bursa, Kocaeli ve Yalova genelinde 188 okuldan öğrencinin takımlar halinde 750 proje ile başvurduğu 11. Bilim ve Fikir Festivali kapsamında dereceye giren projelere toplam 600 bin TL ödül verildi. Bunun 400 bin TL’si öğrencilere, 200 bin TL’si ise danışman öğretmenlere ayrıldı. Her kategoride dereceye giren ilk 3 projeye Üsküdar Üniversitesi tarafından “Patentleme desteği” verilecek. Her kategoride ayrı ayrı olmak üzere ilk 3 dereceye giren öğrencilerden, Üsküdar Üniversitesi'nin ücretli, yüzde 25 ve yüzde 50 indirimli programlarını ilk beş tercihine yazıp bu tercihlerinden birine yerleşenlerin indirim oranı yüzde 75’e tamamlanıyor. Fen ve Teknoloji kategorisinde kazananlar… Fen ve Teknoloji kategorisinde İstanbul Atatürk Fen Lisesi öğrencileri BİYO-MİHA adlı projeyle birinci, TÜBİTAK Fen Lisesi öğrencileri “Biyokütle Tabanlı Kaolin ve Karbon Kuantum Noktası Katkılı Biyopolimer Hidrojel ile Kuraklık Koşullarında Tohum Kaplama” adlı projeyle ikinci, İstanbul Atatürk Fen Lisesi öğrencileri “FROSTGUARD - Biyobazlı ve Mobil Yapay Zekâ Destekli Akıllı Soğuk Zincir Uyarı Etiketi” üçüncülük ödülü aldı. Sağlık Bilimleri kategorisinde dereceye giren projeler… Sağlık Bilimleri kategorisinde İstanbul Fuat Sezgin Bilim ve Sanat Merkezi öğrencileri “Kontrollü Salınım Sağlayan GelMA-NCQDs Tabanlı Mikroiğne Yara Örtüsü İskelesi Tasarımı ve İn Vitro Değerlendirilmesi” adlı projesiyle birinci, Validebağ Fen Lisesi öğrencileri “Çok Modaliteli Derin Öğrenme ile Hasta Sağlık Yörüngesi Tahmini” başlıklı projesiyle ikinci, İstanbul Atatürk Fen Lisesi “Kortikal Yayılım Depresyonunun (CSD) In Slico Simülasyonu ve Sentetik EEG Sinyali Üretimi” başlıklı projesiyle üçüncülük ödülünü aldı. Sosyal Bilimler kategorisinde dereceye girdiler Sosyal Bilimler kategorisinde Halil Rıfat Paşa Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencileri “Ekranın Arkasında Ne Var? Yapay Zekâ Destekli Siber Zorbalık Farkındalık ve Rehberlik Modeli” projesi birinci oldu. TÜBİTAK Fen Lisesi öğrencileri “Birlikte Olmanın Bütünleştirici Gücü: Prososyal Harmoni” adlı projesiyle ikinci, 75. Yıl Cumhuriyet Ticaret Meslek Lisesi ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencileri de “Finans Rehberim: Yapay Zekâ Destekli Mobil Uygulamanın Lise Öğrencilerinin Finansal Okuryazarlık Düzeylerine Etkisi” projesiyle üçüncü oldu. Sürdürülebilir Proje Ödülü Öte yandan tüm kategorilerde geçerli olmak üzere 6-10 arasında yer alan projelere “İyi Fikir, Özgün Yöntem, Sürdürülebilir Proje” ödülü verildi. Tüm katılımcı öğrencilere katılım belgesi, katılan tüm okullara da plaket veya teşekkür belgesi verildi. Üsküdar Üniversitesi Televizyonu (ÜÜ TV) ve Üsküdar Üniversitesi resmi Youtube hesabından canlı yayınlanan tören katılımcıların birlikte hatıra fotoğrafı çektirmesiyle sona erdi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Turkcell Gençlerin Teknoloji Vizyonunu Ödüllendirdi Haber

Turkcell Gençlerin Teknoloji Vizyonunu Ödüllendirdi

Turkcell’in, geleceğin teknoloji liderlerini desteklemek amacıyla bu yıl ikinci kez düzenlediği “Yarının Teknoloji Liderleri” proje yarışmasının ödül töreni, İstanbul Mandarin Otel’de gerçekleştirildi. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’ın katıldığı törende, yarışmada dereceye giren ekiplere ödülleri verildi. Türkiye’de üniversitelilere yönelik en kapsamlı proje yarışması olan “Yarının Teknoloji Liderleri”nde birinci olan SIGNIFY projesi 1 milyon TL, ikinci MEMOVISION projesi 800 bin TL, üçüncü SMELLCONTROL projesi ise 600 bin TL ile ödüllendirildi. Ayrıca jüri tarafından belirlenen CYBERKIDS, ENERATICS ve KAZAI projelerine de 300.000 TL’lik para ödülü takdim edildi. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır törende yaptığı konuşmada Türkiye’nin teknoloji ekosistemindeki dönüşüme dikkat çekerek şunları söyledi: “Türkiye'nin teknoloji alanında elde ettiği kazanımlar, kendine has bir ekosistem inşasını da ifade ediyor. 23 yıl öncesinde Türkiye'nin yıllık Ar-Ge harcamaları 1 milyar dolardı, şimdi ise 20 milyar dolar. 23 yıl öncesinde Türkiye'de 29 bin Ar-Ge insan kaynağı vardı, şimdi ise 311 bin Ar-Ge insan kaynağı var. Teknoloji girişimleri, diğer alanlardan farklı olarak borçlanma enstrümanlarıyla büyüyebilecek yapılar değil. Teknoloji girişimlerinin sermayesi akıl sermayesidir, fikir sermayesidir. Ve teknoloji girişimlerinin büyümesini sağlayacak olan da borçlanma değil sermaye yatırımlarıdır. Bu anlayışla son 5 yılda Türkiye'de teknoloji girişimlerine 5,5 milyar dolar yatırım yapıldı. Bir önceki 5 yılda bu tutar 550 milyon dolardı. Katlanarak büyüyen bir yatırım ölçeğinden bahsediyoruz. Bu vesileyle ödül alacak olsun ya da olmasın, Türkiye'nin teknoloji geliştirme yolculuğunda 'Ben de varım' diyen tüm genç arkadaşlarımızı yürekten kutluyorum. Türkiye'nin teknoloji lideri Turkcell'e bu muhteşem organizasyon için teşekkür ediyorum”. “Turkcell olarak temel yaklaşımımız, teknolojiyi insan için faydaya dönüştürmek” Törenin açılış konuşmasını yapan Turkcell Genel Müdürü Dr. Ali Taha Koç, gençleri teknolojiye yönlendirmek ve potansiyellerini desteklemek amacıyla geçtiğimiz yıl başlatılan projenin önemine işaret ederek şunları söyledi: “Turkcell olarak ülkemizin dijitalleşme yolculuğuna 30 yıldan uzun süredir öncülük ediyoruz. Bu yolculukta Turkcell’i Türkiye’nin teknoloji lideri yapan en temel yaklaşım ise ‘Teknolojiyi insanımız için faydaya dönüştürmek’. Bizim için teknoloji; insanın hayatına dokunduğunda, bir ihtiyaca cevap verdiğinde ya da bir gencimizin önünde yeni bir kapı açtığında gerçek anlamını buluyor. Yarının Teknoloji Liderleri Proje Yarışması da bu anlayışın somutlaşmış hali. Gençlerimizden aldığımız motivasyonla bu yıl yarışmanın kapsamını daha da genişlettik. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne de projemizi açtık. 71 ilden 161 üniversitenin katılımıyla toplam 829 proje yarıştı. Yarının Teknoloji Lideri olmak için geliştirilen projelerin sayısı geçen yılın iki katını aştı. Bu başarının arkasında güçlü bir ekosistem var. Devletimizin ortaya koyduğu vizyon, sağladığı destek ve açtığı alan, gençlerimizin yolunu açıyor. Kamu, üniversite ve özel sektörün aynı hedefte buluştuğu bu yapı, ülkemizin teknoloji yolculuğuna hız kazandırıyor.” “Gençlerimizin yanında olmaya devam edeceğiz” Konuşmasında gençlere de seslenen Genel Müdür Koç, şöyle devam etti: “Bir fikre sahip çıkmak, yarına sahip çıkmaktır. Bu cesaretin, herhangi bir ödülden daha değerli olduğunu lütfen aklınızdan çıkarmayın. Yalnızca ödül alanlar değil; fikrinin peşinden gitme cesareti gösteren herkes bu yarışmanın kazananıdır. Ortaya koyduğunuz her fikir, yazdığınız her bir kod, bu ülkenin güçlü yarınlarına atılmış birer imzadır. Bundan böyle de sizlerin yanında olmaya ve ‘Turkcell ile Yarınlar Senin!’ demeye devam edeceğiz. Ödül almaya hak kazanan arkadaşlarımızı, finale kalan 12 ekibi ve başvuru yapan her bir gencimizi yürekten kutluyorum. Bu vesileyle vizyonlarıyla bu sürece yön veren Sayın Bakanımıza ve devletimizin değerli temsilcilerine saygılarımı sunuyorum. Ayrıca İnsan ve İş Desteklerinden Sorumlu Genel Müdür Yardımcımız Erkan Durdu liderliğinde İnsan Kaynakları ekiplerimize ve emeği geçen tüm çalışma arkadaşlarıma, kıymetli jürimize ve üniversitelerimize teşekkür ediyorum.” Yarının Teknoloji Liderlerinin geliştirdiği projeler Yarışmada birincilik ödülünü “Signify” projesi kazandı. Proje, işitme engelli bireylerin bankacılık ve sağlık gibi temel hizmetlerde tercümana bağımlı kalmamalarını hedefliyor. Signify, mahremiyet ve iletişim kopukluğunu, yapay zekâ destekli çift yönlü anlık çeviri ile ortadan kaldırmayı sağlıyor. İkinciliği ise dijital reklamcılıkta içeriklerin etkisini ölçmek için kullanılan kampanya sonrası yöntemlerin maliyetli ve yavaş olması sorununa çözüm getiren “MEMOVISION” kazandı. “Smellcontrol” projesi ise üçüncülük ödülünü kazandı. Endüstriyel tesisler ve kentsel alanlardaki gaz sızıntıları ile uçucu organik bileşiklerin (VOC) geleneksel yöntemlerle ayırt edilememesi sorununu, çoklu gaz karışımlarını eş zamanlı analiz ederek çözmeyi amaçlıyor. İlk 3’ün yanı sıra 300’er bin TL para ödülüne layık görülen projeler ise şunlar oldu: “Sosyal Okuryazarlılık” ödülüne “Cyberkids” projesi layık görüldü. Proje, internet kullanım yaşının düşmesiyle çocukların maruz kaldığı siber zorbalık, veri ihlalleri ve oltalama (phishing) gibi tehditleri, çocukların bilişsel seviyesine uygun oyunlaştırılmış yöntemlerle önlemeyi amaçlıyor. “Sürdürülebilir Gelecek” ödülünü “ENERATICS” projesi aldı. Eneratics, veri merkezlerinde enerji maliyeti ve karbon ayak izini düşürmek için IT iş yükü, soğutma (HVAC) ve batarya sistemlerini koordine eden gerçek zamanlı bir enerji orkestrasyon katmanı sunuyor. “Ölçeklenme Potansiyeli” ödülünün sahibi “KazAI” projesi oldu. Yarışmaya katılan ve trafik kazaları sonrası manuel yürütülen ve haftalar sürebilen hasar tespiti, kusur oranı belirleme ve maliyet hesaplama süreçlerini dijitalleştirerek, operasyonel yükü ortadan kaldırmayı hedefliyor. Ödül kazanan ekipleri jüri belirledi Yarının Teknoloji Liderleri’nin ikinci yıl jürisinde; Turkcell Genel Müdürü Dr. Ali Taha Koç, Turkcell İnsan ve İş Desteklerinden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Erkan Durdu ile Turkcell Pazarlama ve Dijital Servislerden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Murat Akgüç yer aldı. Ayrıca TÜBİTAK Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Mesut Güner, Bağımsız Mühendislik Danışmanı Cemal Şeref Oğuzhan Öztürk, TAZI AI Kurucu Ortak ve Genel Müdürü Prof. Dr. Zehra Çataltepe ve Harvard Business Review Türkiye Genel Yayın Yönetmeni Serdar Turan da jüri üyesi alarak ödül kazanan ekipleri belirledi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Dijital Dünyada Çocuklar İçin Yeni Dönem! Haber

Dijital Dünyada Çocuklar İçin Yeni Dönem!

Çocukların dijital ortamlarda karşılaşabilecekleri risklerden korunması gerekliliğine vurgu yapan Çocuk Gelişimi Uzmanı Dr. Demet Gülaldı, “Ancak çözümün yalnızca yasaklama üzerinden kurgulanması, sosyal medyanın eğitim, yaratıcılık, sosyal bağ kurma ve kamusal katılım gibi olumlu yönlerini göz ardı etme riskini taşımaktadır.” dedi. Bu bağlamda daha sürdürülebilir bir yaklaşımın, “yasaklama” yerine “güvenli tasarım” ve “çocuk hakları temelli düzenleme” ilkelerini merkeze alan politikalar geliştirmek olduğunu dile getiren Dr. Gülaldı, “Amaç, gençleri dijital dünyadan izole etmek değil; onları bilinçli, eleştirel düşünebilen ve çevrim içi risklerle başa çıkabilecek dayanıklılığa sahip bireyler olarak güçlendirmektir.” diye konuştu. ABD’de oyun bağımlısı olduğu öne sürülen 11 yaşındaki bir çocuğun babasını öldürmesi ve geçtiğimiz günlerde Trabzon’da 13 yaşındaki Abdulkadir Eymen Bilgin’in ölümü, dijital bağımlılık tartışmalarını yeniden gündeme taşıyarak “yasaklama mı, güçlendirme mi?” sorusunu kamuoyunun merkezine yerleştirdi. Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, dijital bağımlılık konusunu “yasaklama mı, güçlendirme mi?” bağlamında ele aldı. Dijital okuryazarlık becerilerinin geliştirilmesi hedefleniyor Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, ülkemizde 3 Şubat 2026 tarihli resmî gazete yayınlanan Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile “Dijital Dünyada Çocukların Güçlendirilmesine Yönelik Eylem Planı 2026-2030”nın Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı koordinasyonunda yürürlüğe girdiğini hatırlatarak, “Bu eylem planının stratejik amaçları; Farkındalık ve Bilinçlendirme, Koruyucu ve Önleyici Mekanizmaların Geliştirilmesi, Dijital Risklere Karşı Müdahale ve Destek Mekanizmalarının Güçlendirilmesi ve Yasal ve Kurumsal Düzenlemelerin Güçlendirilmesi başlıklarında belirlenmiştir. Özellikle hem çocukların hem de ailelerin dijital okuryazarlık becerilerinin geliştirilmesi, dijital platformlarda güvenli davranış biçimlerinin kazandırılması ve eleştirel düşünme, etik sorumluluk ve mahremiyet bilinci gibi becerilerin desteklenmesi hedeflenmektedir. Çocukların bilgiye erişim, çevrim içi öğrenme ve teknolojiyi etkin bir şekilde kullanmaları teşvik edilerek, dijital teknolojilerin yalnızca tüketim aracı değil aynı zamanda üretim ve gelişim alanı olarak görülmesi amaçlanmaktadır.” dedi. Avustralya öncü oldu 10 Aralık 2025 itibarıyla Avustralya’da 16 yaş altındaki çocuk ve ergenlerin TikTok, Instagram, YouTube, Snapchat, X ve Facebook gibi büyük sosyal medya platformlarında hesap açmaları ve mevcut hesaplarını sürdürmelerinin yasaklandığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, “28 Kasım 2024’te kabul edilen ‘Online Safety Amendment (Social Media Minimum Age) Bill 2024’ ile sosyal medya kullanımında asgari yaş 16 olarak belirlenmiş; böylece bu kapsamda dünyada öncü bir düzenleme hayata geçirilmiştir. Yasa, yaptırımları çocuklara ya da ebeveynlere değil, doğrudan teknoloji şirketlerine yöneltmektedir. Düzenlemenin temel gerekçesi, çocuk ve ergenlerin ruh sağlığını, güvenliğini ve genel iyilik hâlini korumaktır. Siber zorbalık vakalarındaki artış, zararlı içeriklere maruz kalma, çevrim içi istismar riski, kötü niyetli yetişkinlerle temas olasılığı ve sürekli karşılaştırma kültürünün benlik saygısı üzerindeki olumsuz etkileri, yasanın dayanak noktaları arasında gösterilmektedir.” diye konuştu. Sosyal medya yasaklamaları küresel ölçekte hızlandı Avustralya’daki bu düzenlemenin, benzer tartışmaları küresel ölçekte hızlandırdığını söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, “Birleşik Krallık 16 yaş altına yönelik kısıtlamaları değerlendirmekte; Fransa’da 15 yaş altına sosyal medya yasağını öngören tasarı parlamentodan geçmiştir. Çin, ‘minor mode’ uygulamasıyla yaşa bağlı ekran süresi sınırlamaları getirmiştir. İspanya ve Danimarka’da da benzer düzenlemeler gündemdedir. Avrupa Parlamentosu ise bağlayıcı olmamakla birlikte 16 yaş sınırını öneren bir karar üzerinde uzlaşmıştır. Bu gelişmeler, sosyal medyanın çocuk gelişimi üzerindeki etkisinin pedagojik bir tartışmanın ötesine geçerek hukuki ve siyasal bir mesele hâline geldiğini göstermektedir.” ifadesinde bulundu. Yasaklama bir çözüm mü? 12–16 yaş aralığının kimlik gelişiminin hızlandığı, sosyal kabul ihtiyacının arttığı ve duygusal dalgalanmaların yoğunlaştığı kritik bir dönem olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, “Ergenlikte bireyin fiziksel değişimlere uyum sağlaması, kendilik algısını yapılandırması ve sosyal ilişkiler içinde konumunu belirlemesi beklenir. Ancak nörogelişimsel açıdan dürtü kontrolü ve uzun vadeli sonuçları değerlendirme kapasitesi henüz tam olarak olgunlaşmamıştır. Bu durum, sosyal medya ortamlarında karşılaşılan içeriklere karşı ergenleri daha kırılgan hâle getirebilmektedir.” şeklinde konuştu. Ergenlik kırılgan bir dönem Araştırmalar, sosyal medya platformlarında idealize edilmiş yaşam temsillerinin, mükemmel beden algısı ve popülerlik odaklı görünürlük kültürünün, ergenlerin benlik gelişimi üzerinde olumsuz etkiler yaratabildiğini ortaya koyduğunu da anlatan Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, “Özellikle sosyal karşılaştırma süreçleri, özsaygı ve beden algısı üzerinde belirleyici olabilmektedir. Bununla birlikte sosyal medya, ergenlerin kendilerini ifade edebildikleri, akran ilişkilerini sürdürebildikleri ve toplumsal meselelere dair farkındalık geliştirebildikleri bir alan olarak da işlev görmektedir. Dolayısıyla sosyal medya hem risk hem de fırsat barındıran çift yönlü bir dijital ekosistem sunmaktadır.” dedi. Gençleri 16 yaşına kadar dijital deneyimden bütünüyle uzak tutmanın da riski var Çocukların dijital ortamlarda karşılaşabilecekleri risklerden korunması gerekliliğine vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, “Ancak çözümün yalnızca yasaklama üzerinden kurgulanması, sosyal medyanın eğitim, yaratıcılık, sosyal bağ kurma ve kamusal katılım gibi olumlu yönlerini göz ardı etme riskini taşımaktadır. Ayrıca gençleri 16 yaşına kadar dijital deneyimden bütünüyle uzak tutmak, sonrasında ani ve denetimsiz bir geçişe yol açabilir. Bu durum, dijital okuryazarlık ve öz düzenleme becerilerinin kademeli olarak gelişmesini engelleyebilir.” diye konuştu. Dijital okuryazarlık eğitimleri temel olmalı Bu bağlamda daha sürdürülebilir bir yaklaşımın, “yasaklama” yerine “güvenli tasarım” ve “çocuk hakları temelli düzenleme” ilkelerini merkeze alan politikalar geliştirmek olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, “Algoritmik şeffaflık, yaşa uygun içerik tasarımı, veri koruma önlemleri, etkili denetim mekanizmaları ve dijital okuryazarlık eğitimleri bu yaklaşımın temel bileşenleri olmalıdır. Amaç, gençleri dijital dünyadan izole etmek değil; onları bilinçli, eleştirel düşünebilen ve çevrim içi risklerle başa çıkabilecek dayanıklılığa sahip bireyler olarak güçlendirmektir. 16 yaş altı sosyal medya yasağı yalnızca hukuki bir düzenleme değil; dijital çağda çocukluk ve ergenlik kavramlarının yeniden tanımlandığı bir kırılma noktasına işaret etmektedir. Bu kırılmanın nasıl yönetileceği ise yasaklardan çok, bilimsel veriye dayalı, çok paydaşlı ve çocuk merkezli politikaların geliştirilmesine bağlıdır.” şeklinde sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’de Çocuklara Sosyal Medya Sınırı Geliyor! Haber

Türkiye’de Çocuklara Sosyal Medya Sınırı Geliyor!

Dünyada Avustralya örneğiyle tartışılmaya başlanan “sosyal medyada yaş sınırı” uygulaması, Türkiye’de de gündemin üst sıralarına taşındı. 15 yaş altına yönelik bir sosyal medya sınırlamasının, çocukları dijital ortamların en problemli yönlerinden korumaya dönük önleyici bir adım olarak görülebileceğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Duygu Temel, “Uzun süredir ebeveynlerin ve eğitimcilerin dile getirdiği kaygılar düşünüldüğünde, bu düzenleme devletin çocukların dijital dünyadaki güvenliği konusunda daha aktif bir rol almaya çalıştığını da gösteriyor.” dedi. Konunun yalnızca “yasak” üzerinden ele alınmasının yeterli olmayacağını vurgulayan Dr. Temel, “Sosyal medya aynı zamanda çocuklar için sosyalleşme, aidiyet kurma ve kendini ifade etme alanı. Bu nedenle böylesi bir düzenlemenin katı ve cezalandırıcı bir anlayışla değil, çocukları korurken dijital medya okuryazarlığını ve eleştirel medya kullanımını güçlendiren politikalarla birlikte düşünülmesi gerekiyor.” diye konuştu. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, 15 yaş altındaki çocukların sosyal medya kullanımını sınırlandırmayı öngören yasal düzenlemenin bu ay sonunda TBMM’ye sunulacağını açıkladı. Dünyada Avustralya örneğiyle tartışılmaya başlanan "sosyal medyada yaş sınırı" uygulaması, Türkiye’nin de gündemine girdi. Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Duygu Temel, "sosyal medyada yaş sınırı" uygulamasını değerlendirdi. Algoritmalar çocukları giderek daha riskli içeriklere yönlendiriyor Sosyal medyanın yaklaşık 20 yıldır hayatımızda olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Duygu Temel, çocuklar üzerindeki etkilerin artık çok daha görünür hâle geldiğini belirterek, şu değerlendirmede bulundu: “Sosyal medyayla geçen yaklaşık 20 yılın ardından bu platformların çocuklar üzerindeki etkileri artık çok daha görünür ve tartışılır hâle gelmiş durumda. Algoritmaların kullanıcıları benzer ve giderek daha uç içeriklere yönlendirdiğini biliyoruz; bu konuda çok sayıda araştırma var. Yetişkinler için bile sorunlu olabilen bu yapı, çocuklar ve gençler açısından çok daha riskli sonuçlar doğurabiliyor. Örneğin, özellikle genç kızlarda beden algısına odaklanan görüntü ve videolar, algoritmaların etkisiyle görünüş kaygılarını artırabiliyor ve yeme bozukluklarına varan riskler yaratabiliyor. Bu açıdan bakıldığında, 15 yaş altına yönelik bir sosyal medya sınırlaması, çocukları dijital ortamların en problemli yönlerinden korumaya dönük önleyici bir adım olarak görülebilir. Uzun süredir ebeveynlerin ve eğitimcilerin dile getirdiği kaygılar düşünüldüğünde, bu düzenleme devletin çocukların dijital dünyadaki güvenliği konusunda daha aktif bir rol almaya çalıştığını da gösteriyor.” Yasak tek başına yeterli değil Ancak konunun yalnızca “yasak” üzerinden ele alınmasının yeterli olmayacağını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Duygu Temel, sosyal medyanın çocuklar ve gençler için sadece risklerden ibaret olmadığını da hatırlattı ve “Sosyal medya aynı zamanda çocuklar için sosyalleşme, aidiyet kurma ve kendini ifade etme alanı. Bu nedenle böylesi bir düzenlemenin katı ve cezalandırıcı bir anlayışla değil, çocukları korurken dijital medya okuryazarlığını ve eleştirel medya kullanımını güçlendiren politikalarla birlikte düşünülmesi gerekiyor.” diye konuştu. Ekrandan kopuş değil, dijital göç yaşanabilir Düzenlemenin hayata geçmesi hâlinde çocukların medya kullanım alışkanlıklarında önemli dönüşümler yaşanabileceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Duygu Temel, bu sürecin “ekrandan tamamen kopuş” anlamına gelmeyeceğini belirtti ve şunları kaydetti: “Bu düzenleme hayata geçerse, çocukların ekrandan tamamen kopması değil, dijital bir göç yaşaması daha olası. Sosyal medya kullanımının ertelenmesiyle birlikte çocuklar, mesajlaşma uygulamaları, oyun platformları ve video içeriklerine daha fazla yönelebilir. Bu da medya kullanımının daha parçalı, platformlar arası geçişlerin daha sık olduğu bir yapıyı beraberinde getirebilir. Aynı zamanda sosyal medyayla daha geç yaşta tanışmak, bazı çocuklar için daha bilinçli ve kontrollü kullanım alışkanlıkları geliştirilmesine katkı sağlayabilir. Ancak bu dönüşümün kalıcı ve sağlıklı olabilmesi, çocukların dijital dünyayı eleştirel biçimde tanımalarını sağlayacak medya okuryazarlığı ve rehberlik mekanizmalarıyla desteklenmesine bağlı.” Avustralya örneğinde 16 yaş altı hesaplar kapatıldı Dünyada bu alandaki en dikkat çekici örneklerden birinin Avustralya olduğuna işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Duygu Temel, Avustralya hükümetinin çıkardığı yasa doğrultusunda Meta’nın aldığı kararlara ilişkin şu bilgileri paylaştı: “Avustralya, 10 Aralık 2025’ten itibaren sosyal medya şirketlerine 16 yaş altındaki çocukların platformlarda hesap sahibi olmasını engelleme zorunluluğu getirdi. Düzenlemenin amacı, çocukların çevrimiçi güvenliğini artırmak ve zararlı içeriklerle karşılaşma riskini azaltmak. Meta bu düzenlemeye katılmadığını açıklasa da yasaya uyacağını duyurdu ve 4 Aralık’tan itibaren Avustralya’da 16 yaş altı olduğu tespit edilen Facebook, Instagram ve Threads hesaplarını kademeli olarak kapatmaya başladı.” 10 platform yükümlülük altında Avustralya’daki düzenlemenin yalnızca Meta’yı kapsamadığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Duygu Temel, toplam 10 sosyal medya platformunun benzer yükümlülüklerle karşı karşıya olduğunu ifade etti ve “Instagram, Facebook ve Threads’in yanı sıra Snapchat, TikTok, YouTube, X, Reddit, Twitch ve Kick olmak üzere toplam 10 platform, 16 yaş altındaki kullanıcıların hesaplarını engellemek ya da kapatmakla yükümlü. Platformların yaş doğrulama için ‘makul adımlar’ atması gerekiyor; aksi hâlde yüksek para cezaları söz konusu.” şeklinde konuştu. Sorumluluk ebeveynlerden platformlara kayıyor Bu tür düzenlemelerin en önemli yönlerinden birinin çocukların çevrimiçi güvenliğini bireysel ebeveyn denetiminin ötesine taşıması olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Duygu Temel, sözlerini şöyle tamamladı: “Uzun zamandır çocukların sosyal medyada maruz kaldığı zararlı içerikler, siber zorbalık ya da ruh sağlığını olumsuz etkileyebilecek paylaşımlar konuşuluyor; ama çoğu zaman çözüm ‘aileler dikkatli olmalı’ noktasında kalıyordu. Avustralya’daki düzenleme ise bu yaklaşımı değiştirerek, bu ortamları tasarlayan şirketleri daha net biçimde sorumlu tutuyor. Erken yaşta ve yoğun sosyal medya kullanımının çocuklar üzerinde baskı yarattığına dair kaygılar da bu kararın arkasındaki temel nedenlerden biri. 16 yaş altı için getirilen sınır, çocukları tamamen dijital dünyadan koparmayı değil, daha kontrollü ve güvenli bir çevrimiçi deneyim sunmayı hedefliyor. Avustralya, çocukların sosyal medya kullanımını sınırlamak için ülke düzeyinde kapsamlı bir yasa çıkaran ilk ülke. Bu yönüyle diğer ülkeler için önemli bir referans oluşturabilir.”

Yeşilay’dan Dijital Bağımlılıklara Karşı Acil Eylem Planı ve Ortak Sorumluluk Çağrısı Haber

Yeşilay’dan Dijital Bağımlılıklara Karşı Acil Eylem Planı ve Ortak Sorumluluk Çağrısı

Dinç, dijital dünyanın çocuklar için giderek daha riskli bir hâl aldığını belirterek, korunma ve müdahale sürecinin bireysel çabaların ötesine geçtiğini,çocukları dijital zararlardan korumak için acil ve bütüncül bir halk sağlığı yaklaşımına ihtiyaç duyulduğunu vurguladı. Türkiye Yeşilay Cemiyeti, alkol, madde, tütün, kumar ve internetle ilişkili bağımlılıklar olmak üzere beş bağımlılığa karşı mücadele etmeye ve farkındalık çalışmalarıyla toplumu bilinçlendirmeye devam ediyor. Yeşilay Genel Başkanı Doç. Dr. Mehmet Dinç, Antalya’da gerçekleştirilen HIMMS+EURASIA 2025, Sağlık Bilişimi ve Eğitimi, Konferansı ve Fuarı’na katıldı. Dinç, “Bağlayan Sağlık, Önce İnsan Teknolojisi" temasıyla gerçekleştirilen konferansta yaptığı “Dijital Pediatri ve Genç Nesil Sağlığı: Nesiller Arası Yaklaşım” başlıklı sunumda, dijitalleşmenin çocuk ve genç sağlığı üzerindeki etkilerini değerlendirdi. Sunumda, dijital ekosistemin artık doğrudan bir “sağlık belirleyeni” haline geldiği belirtilerek, dijital bağımlılık riskleriyle mücadelede yalnızca bireysel farkındalık ya da ebeveyn kontrolünün yeterli olmadığı vurgulandı. Dinç, bu tabloyu “yeni bir halk sağlığı krizi” olarak tanımlayarak güçlü kurumsal düzenlemelerin aciliyetine işaret etti. DİJİTAL MARUZİYET ALARM VERİYOR: ÇOCUKLAR EKRAN KUŞATMASI ALTINDA Paylaşılan verilere göre çocuklar ekran karşısında kritik düzeyde zaman geçiriyor. 0–8 yaş arası çocukların günlük ekran süresi 2 saat 27 dakika iken, 5–8 yaş aralığında bu süre 3 saat 28 dakikaya kadar yükseliyor. Türkiye, 10–12 yaş grubunda akıllı telefon sahipliğinin en erken görüldüğü OECD ülkesi konumunda. Yeşilay Danışmanlık Merkezi (YEDAM) verileri de internete başlama yaşının ortalama 9,36 olduğunu ve sorunlu kullanım davranışlarının çoğunlukla 12,22 yaş civarında başladığını gösteriyor. Bu tablo, erken ve yoğun dijital maruziyetin çocuklarda bağımlılık riskini ciddi oranda artırdığını ortaya koyuyor. DİJİTALLEŞMENİN SAĞLIK ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ ÇOK BOYUTLU Dijital maruziyetin çocukların davranış, ruh sağlığı ve bilişsel gelişimi üzerinde belirgin etkileri bulunuyor. Yoğun ekran kullanımı küçük yaşlarda anksiyete, depresif belirtiler, saldırganlık ve dikkat sorunlarında artışla ilişkilendiriliyor. OECD ülkeleri verilerine göre 2017–2022 arasında siber zorbalık oranı yüzde 25'in üzerinde artmış durumda ve her altı çocuktan biri bu şiddeti doğrudan deneyimliyor. Ayrıca, okul öncesi çocuklara yönelik dijital uygulamaların yüzde 67’sinin kullanıcı verilerini üçüncü taraflarla paylaştığı görülüyor. Düşük dijital sağlık okuryazarlığı ise yanlış bilgiye maruziyeti artırarak bağımlılık gelişimini kolaylaştırıyor. Tüm bu veriler, dijitalleşmenin çocuklar için doğrudan bir sağlık riski haline geldiğini işaret ediyor. ÇOCUKLARIN DİJİTAL GÜVENLİĞİ ARTIK DEVLET POLİTİKASI HALİNE GELİYOR Sunumda aktarılan uluslararası gelişmeler, çocukları dijitalden koruma sorumluluğunun artık ortak bir sorumluluk olması gerektiğini ortaya koyuyor. Güney Kore’de 16 yaşın altındaki çocuklara gece 00.00–06.00 arasında çevrimiçi oyun kısıtlaması getiriliyor. Çin’de ise 18 yaş altı çocukların oyun süresi hafta içi günlük 90 dakika ile sınırlandırılıyor. Birleşik Krallık çevrimiçi güvenlik yasalarıyla platformlara yaş doğrulama ve güvenli içerik sağlama yükümlülüğü getirirken, Avustralya’da 16 yaş altı kişilerin sosyal medya hesabı açmasını engelleyici düzenlemeler 10 Aralık itibarıyla yürürlüğe giriyor. Bu uygulamalar, çocuk güvenliğinin giderek daha fazla devlet politikası kapsamına alındığını gösteriyor. DOÇ. DR. MEHMET DİNÇ: “DİJİTAL BAĞIMLILIKLA MÜCADELE TOPLUMSAL SORUMLULUKTUR” Mehmet Dinç, dijital bağımlılıkla mücadelede yükün yalnızca ebeveynlerin omzunda bırakılamayacağını, çocukların korunmasının devletler, kurumlar, platformlar ve teknoloji şirketleri tarafından birlikte üstlenilmesi gereken bir toplumsal sorumluluk olduğunu vurgulayarak kamuoyuna çağrıda bulundu. Bu kapsamda çocuk ve gençleri koruyan yeni yasal çerçevelerin oluşturulması, platformlara yaş doğrulama ve ebeveyn onayı zorunluluğu getirilmesi, bağımsız içerik denetim yapılarının oluşturulması, dijital içeriklerde akıllı uyarı ve kullanım sınırlayıcı sistemlerin geliştirilmesi, dijital oyun ve platformların yaş uygunluğuna göre bağımsız şekilde derecelendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Bakan Göktaş, Aile ve Kültür-Sanat Sempozyumu'nun kapanışında konuştu Haber

Bakan Göktaş, Aile ve Kültür-Sanat Sempozyumu'nun kapanışında konuştu

Bakan Göktaş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın katılımıyla Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu'nun iş birliğinde Beştepe Millet Kütüphanesi'nde düzenlenen "Aile ve Kültür-Sanat Sempozyumu"nun kapanışında konuştu. Bugün, aile değerlerinin geleceğine ışık tutan kıymetli bir buluşmayı sona erdirdiklerini belirten Göktaş, iki gün boyunca kültür ve sanatın aileyi güçlendiren rolünü, dijital çağın fırsatlarını, risklerini ve gelecek nesillere aktaracakları ortak değerleri geniş çerçevede değerlendirdiklerini söyledi. Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu'nun ele alınan konuları güçlü bir vizyona dönüştürdüğünü vurgulayan Göktaş, aileyi ve kültürü önceleyen bu büyük vizyonun mimarı olan Cumhurbaşkanı Erdoğan'a teşekkür etti. Ailenin, kültürün sessiz mimarı, sanatın görünmez ilham kaynağı olduğunu dile getiren Göktaş "Gelenek ailede kök salar, kimlik evde şekillenir, merhamet evde öğrenilir. Sofra, birliğin ve muhabbetin mekanıdır. Kültürümüzün ve sanatımızın bütün büyük damarlarında hep ailenin izi vardır. Sözlü kültürden yazılı edebiyata, geleneksel mimariden modern sinemaya kadar her unsur aileyi hem değerlerimizi nesillere aktaran hem de kültürel yapıyı inşa eden kaynak olarak ele alır." dedi. "Zararlı akımlar aile yapımızı derinden sarsıyor" Aileyi merkeze alan kültür politikalarının geleceğe yapılan en stratejik yatırım olduğunu kaydeden Göktaş, "Ancak aileyi kuşatan tehditler, her geçen gün daha da artıyor. Bireyselleşme, yalnızlaşma, tüketim kültürü ve sanal bağımlılıklar, aile bağlarını ve demografik yapımızı sessizce aşındırıyor. Dijital mecralarda yayılan şiddet, istismar, siber zorbalık ve cinsiyetsizleştirme gibi zararlı akımlar aile yapımızı derinden sarsıyor. Bu tehditler karşısında aile, bizi dayanıklı kılacak kıymetli değerimizdir. Evlatlarımızı dijital çağın risklerinden koruyacak olan da estetik, ahlak ve irfanla buluşturacak olan da köklü değerlerinden beslenen aile iklimidir." diye konuştu. Tüm bu sorunların karşısında, aileyi güçlü kılacak bir medeniyet hamlesini, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın liderliğinde hayata geçirdiklerinin altını çizen Göktaş, şunları paylaştı: "Aileyi merkeze alan sosyal devlet anlayışımızın hamisi sizsiniz. Bu inançla, ailenin korunması ve güçlendirilmesi yönünde yürüttüğümüz tüm çalışmalar sizin güçlü iradenizle anlam kazanmaktadır. 2025'i Aile Yılı olarak ilan etmeniz ülkemizin geleceğini aile ekseninde yeniden tahkim eden kararlılığımızın somut göstergesidir. 2025 Aile Yılı ile birlikte, Türkiye'nin dört bir yanında topyekun seferberlik ruhu başladı. Tüm kurumlarımız, yerel yönetimler, sivil toplum, akademi, iş dünyası ve gönüllülerin samimi katkılarıyla bu vizyon büyük bir harekete dönüştü. Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi Vizyon Belgesi ve Eylem Planı, bu ortak gayretin ürünüdür." "Aile Yılı büyük dayanışmanın ilanı oldu" Bakan Göktaş, Aile Enstitüsü ve Nüfus Politikaları Kurulu'nun, bu vizyonun stratejik ve sürdürülebilir temellerini güçlendiren iki önemli yeni kurumsal yapı olduğunu dile getirdi. Aile ve Gençlik Fonu'nun, gençlerin yuva kurma yolculuğunda onları destekleyen, geleceğe daha güvenle adım atmalarını sağlayan güçlü bir dayanak olduğunu vurgulayan Göktaş, "Doğum yardımları ve aile odaklı sosyal desteklerimiz, devletimizin her an vatandaşlarının yanında olduğunu gösteren önemli adımlardır. Memurlarımıza tanınan yarım zamanlı çalışma hakkı, aile içi dengeyi koruyan, çalışma hayatıyla aile hayatını uyumlu hale getiren kıymetli bir düzenlemedir. Ailelere ve gençlere sunulan çeşitli indirimler ve avantajlar, aile bütçesine doğrudan katkı sunan desteklerdir." değerlendirmesinde bulundu. Aileyi güçlendirmeye yönelik tüm bu adımların toplumun tüm kesimlerinde derin karşılık bulduğunu belirten Göktaş, "Bu anlamda Aile Yılı sadece bir takvim vurgusu değil, milletçe ortaya koyduğumuz birliğimizin, beraberliğimizin büyük dayanışmanın ilanı oldu. Bu güçlü sahiplenme, ailenin bu topraklarda ne kadar köklü ne kadar canlı bir değer olduğunu bir kez daha bütün açıklığıyla gösterdi." ifadesini kullandı. "Kültür ve sanat ehline de önemli görevler düşüyor" Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın liderliğinde hayata geçirilecek, Aile ve Nüfus 10 Yılı vizyonunun, ülkenin geleceğini güçlü bir iradeyle şekillendireceğine vurgu yapan Göktaş, sözlerini şöyle sürdürdü: "Türkiye'nin aile ve dinamik nüfus yapısını sağlam temellere kavuşturan, uzun vadeli ve kararlı bir milli atılım olarak ülkemizin istikametini belirleyecektir. Mustafa Kutlu'nun hikayelerini bu salonda bulunan pek çok misafirimiz bilir. Kutlu, hikayelerinde aileyi hem güvenli bir liman hem de bir diriliş mekanı olarak anlatır. İnsanın hayata ve değerlerine tutunduğu o mütevazı evlerin aslında birer irfan harmanı olduğunu bize hatırlatır. Bizim medeniyetimiz yüzyıllardır aileyi merkeze alan köklü bir hikmet birikimi üzerine yükselmektedir. Ailesi güçlü olan milletler, en zorlu dönemlerden güçlenerek çıkar. Çünkü aile milletimizin ortak hafızasını taşıyan, devletimizin sürekliliğini besleyen, dayanışmanın ilk ve en sağlam halkasıdır. Bu yüzden aileyi korumak, bizim için stratejik bir önceliktir." Konuşmasında, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Aile, milletimizin bekasını ve değer dünyasını ayakta tutan en güçlü yapı taşıdır" sözünü aktaran Göktaş, şunları kaydetti: "Bize düşen görev, bu kadim anlayışı günümüzün ihtiyaçlarıyla buluşturmak. Aileyi her yönüyle destekleyen politikaları kararlılıkla sürdürmektir. Ailemizi güçlü kılmak ve geleceğe taşımak için kültür ve sanat ehline de önemli görevler düşüyor. Zira varlığımızın teminatı olan aileyi her türlü risk ve tehdide karşı korumak için topyekun bir seferberlik duygusuyla hareket etmemiz şart. Kültür ve sanat, değerlerimizin taşıyıcısı olan ailemizi koruyan, destekleyen, güçlendiren bir yapıda olmalıdır. Bu yüzden tüm sanatçılarımıza eserlerini bu duyguyla üretmeleri çağrısında bulunuyorum. Kültür-sanat dünyasının desteği ve gücüyle aileyi esas alan bu medeniyet hamlesini daha da taçlandırabiliriz." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Okullarda Akran Zorbalığı Alarmı Haber

Okullarda Akran Zorbalığı Alarmı

Nev Sağlık Grubu Klinik Psikoloji Bölümü’nden Psk. Helin Ezgi Deniz, akran zorbalığının yalnızca çocuklar arasındaki bir çatışma değil, yetişkinlerin tutumuyla şekillenen bir iklim sorunu olduğunu vurguladı. Deniz, “Yetişkinler aynı dili konuştuğunda çocuklar çok hızlı iyileşir” dedi. “Akran zorbalığının üç ayağı var” Akran zorbalığını, “Aynı yaş grubundaki çocuk ya da ergenler arasında okulda, sokakta, kursta ya da çevrim içi ortamlarda bilerek ve isteyerek yapılan, tekrar eden ve güç dengesizliği içeren davranışlar” olarak tanımlayan Deniz, “Burada niyet, süreklilik ve güç farkı önemlidir. Bu yüzden iki arkadaşın tartışması ya da tek seferlik sert söz akran zorbalığı değildir” dedi. Deniz, akran zorbalığının alay edilme, dışlanma, tehdit, eşya gaspı ya da çevrim içi itibarın zedelenmesi gibi ısrarlı örüntülerle seyrettiğini ekledi. “Zorbalık fizikselden dijitale taştı” Günümüzde zorbalığın birden fazla yüzle karşımıza çıktığını söyleyen Deniz, “Fiziksel zorbalık en görünür olanıdır; itme, tekmeleme, çelme takma, zorla eşya alma gibi. Sözel olanı daha sinsi ilerler; lakap takma, küçük düşürme, küfür gibi” dedi. Deniz, sosyal/ilişkisel zorbalığın ise çocuğun sistemli biçimde dışlanması üzerine kurulduğunu ifade ederek, “Bir de cinsiyetçilik, görünüş, etnik köken, engellilik gibi özelliklere yönelen önyargı temelli zorbalık vardır ki, bu hem bireye hem gruba saldırıdır” diye konuştu. Siber zorbalığın ayrı bir başlık olduğunun altını çizen Deniz, “WhatsApp gruplarında taşlama, TikTok’ta montaj videolar, story üzerinden ima, izinsiz fotoğraf paylaşımı… Dijital zorbalığın en tehlikeli yanı 7/24 sürmesi ve izinin kalıcı olmasıdır” dedi. “Belirtileri tek tek değil, birlikte okuyun” Ailelere seslenen Deniz, “Çocuğun ritmindeki ani kırılmalara bakın” diyerek şu örnekleri paylaştı: “Okula gitmek istememe, sabah mide ya da baş ağrısıyla uyanma, notlarda düşüş, eşyaların sık kaybolması, arkadaş çevresinin hızla değişmesi, uykunun bozulması ve sinirlilik… Bunlar alarm olabilir. Siber zorbalıkta telefon çalınca tedirgin olma, sosyal medya hesaplarını silip yeniden açma da sık görülür.” Bazı çocukların yaşadıklarını sakladığını belirten Deniz, “O yüzden sinyalleri tek tek değil, tablo halinde görmek gerekir.” “Bu bir kötü çocuk meselesi değil, iklim meselesidir” Zorbalığın nedenlerine değinen Deniz, “Sadece ‘kötü niyetli bir çocuk’ anlatısına sıkışmak yanıltır. Zorbalık bir kişi değil, bir iklim meselesidir” dedi. Psk. Helin Ezgi Deniz, denetimin düşük olduğu alanlar, yetişkin tutarsızlığı, ‘gülüp geçme’ kültürü ve popülerlik dinamiklerinin zorbalığı beslediğini belirterek, “Zorbalığı yapan çocuk her zaman özgüvensiz değildir; bazen sosyal açıdan etkili ama empati penceresi dar gençlerdir” diye ekledi. Hedef alınan çocukların zayıf oldukları için değil, çoğu zaman “farklı, yeni, içe dönük veya yalnız oldukları için seçildiğini” söyleyen Deniz, “Sınıfın yüzde 70–80’i tanıktır ama çoğu susar. Tanıklar ses verdiğinde zorbalık hızla irtifa kaybeder” dedi. “Önlemede anahtar: okul, aile ve çocuk aynı yönde olmalı” Engelleme yöntemlerinde tek bir sihirli formül olmadığını vurgulayan Psk. Helin Ezgi Deniz, “Ama iyi sonuç veren çerçeve bellidir: Okul, aile ve çocuk aynı yöne bakar” dedi. Deniz, “Zorbalığa sıfır tolerans politikası, şeffaf süreçler, sıcak noktalarda yetişkin görünürlüğü, öğretmenlerin zorbalık ayrımını yapabilmesi için düzenli eğitim, empatiyi büyüten sınıf etkinlikleri ve sosyal-duygusal beceri programları olmazsa olmazdır” ifadelerini kullandı. Deniz, siber zorbalık için ise “Gizlilik ayarlarını bilmek, ekran süresinin uykuya saygılı olması ve okulun net bir siber zorbalık protokolüne sahip olması şarttır” dedi. “Müdahalede ilk ilke güvenliktir” Deniz, bir zorbalık durumunda ilk yapılması gerekenin güvenliği sağlamak olduğunu belirterek, “Olayı durdurun, tarafları ayırın ve ‘burada kimsenin incinmesine izin vermeyiz’ mesajını verin” dedi. Çocuğun duygusunu anlatması için alan açılması gerektiğini vurgulayan Deniz, “Duygusunu isimlendirebilen çocuk davranışını değiştirmeye başlar” dedi. Zorbalık yapan çocuklara yaklaşımda “utandırma değil, sorumluluk aldırma” gerektiğini belirten Deniz, “Yaptırım korkutmak için değil dönüştürmek içindir” dedi. “Ebeveynlere iki ayrı yol haritası” Psk. Helin Ezgi Deniz, aileler için iki senaryo olduğunu belirterek şunları söyledi: Çocuk hedef olduğunda, “Dinleyin, suçlamayın, ‘abartıyorsun’ demeyin, kanıtları saklayın, plan yapın ve okul ile iş birliği kurun. Çocuğa kısa ve uygulanabilir hazır cümleler öğretin. Siber zorbalıkta telefonu tamamen elinden almak yalnızlaştırır; bunun yerine kısıtlama ve raporlama yollarını öğretin. Çocuk zorbalık yaptığında, “Önce bilgi toplayın, davranışı net isimlendirin, sınır koyun. Davranışın kökenine bakın; güç arayışı mı, aidiyet mi, öfke mi? Utandırmak değil, onarım ve sorumluluk hedeflenmelidir.” “Tanıklar sessiz kalmasın” Deniz, tanıklığın önemine vurgu yaparak, “Güvenli üç müdahale vardır: Hedefteki kişiyi yalnız bırakmamak, bir yetişkinden yardım istemek ve olayı güvenli şekilde raporlamak” dedi. Deniz, siber zorbalık için ise şu formülü paylaştı: “Kayıt al, erişimi kısıtla, bildir ve güvende kal.” “Etkileri kalıcı olabilir ama bu kader değil” Akran zorbalığının etkilerinin yıllar sürebileceğini belirten Deniz, “Ama bu kader değildir. Bir çocuğun hayatında tek bir güvenilir yetişkinin varlığı bile koruyucudur. Okul–aile iş birliği, net kurallar, güvenli bildirim yolları ve gerektiğinde psikoterapi desteği iyileşmeyi mümkün kılar” ifadelerini kullandı.

Okula Dönüş Döneminde Artan Tehdit: Siber Zorbalık Haber

Okula Dönüş Döneminde Artan Tehdit: Siber Zorbalık

17 ülkeyi kapsayan 2023 Microsoft araştırmasına göre, "siber zorbalık ve taciz" dünya çapında ebeveynlerin en büyük endişesi ve ankete katılanların ortalama yüzde 39'unu meşgul ediyor. Bu durumun devam etmesine izin verilirse çocukların ruh sağlığı ve hatta fiziksel sağlığı üzerinde önemli bir etkiye sahip olabilir. Bu nedenle, yeni dönemin kabul edilemez çevrimiçi davranışlarda yeni bir dalgalanmaya yol açmamasını sağlamak herkesin görevi. Siber güvenlik şirketi ESET siber zorbalık ile nasıl başa çıkabileceğini irdeledi; bu konu ile ilgili önerilerini paylaştı. Microsoft tarafından yapılan araştırma, ebeveynlerin çocukların cinsel istismarı, dezenformasyon ve fiziksel şiddet tehditlerinden biraz daha fazla siber zorbalık konusunda endişeli olduğunu gösteriyor. Bu, Pew Research Center'ın ABD'deki gençlerin yaklaşık yarısının çevrimiçi tacize maruz kaldığını ve yaşça daha büyük kızların bu tacize daha fazla maruz kaldığını iddia eden araştırmasıyla da örtüşüyor. Bu taciz, isim takma ve yalan haber yaymaktan müstehcen görüntülerin paylaşılmasına ve fiziksel tehditlere kadar birçok şekilde ortaya çıkabilir. Bu tür faaliyetler, zorbaların akranları üzerinde hakimiyet kurmaya çalıştığı, yeni grupların oluştuğu ve akademik baskının yeni endişeler yarattığı Eylül ayında, yeni okul yılının başında daha da kötüleşebilir. Hem ebeveynler hem de okullar, dönem başında başka konulara odaklanabilir, bu da potansiyel olarak ciddi sorunların gözden kaçmasına neden olabilir. Bu bağlamda, işler kontrolden çıkmadan önce siber zorbalığın uyarı işaretlerini fark edebilmeniz çok önemlidir. Çocuğumun siber zorbalığa maruz kaldığını nasıl anlarım? Çocuğunuzun yaşadıklarını size anlatmasını sağlamak, siber zorbalıkla mücadele etmenin ilk ve genellikle en zor kısmıdır. Size anlatmaktan utanabilir veya durumun daha da kötüye gideceğinden korkabilirler. Bu nedenle, bir şeylerin yolunda gitmediğini gösteren ani davranış değişikliklerine dikkat edin. Bunlar arasında olağan dışı ruh hâli değişiklikleri, düşük özgüven, hobilerine ilgisizlik, ekran başında geçirdiği sürenin önemli ölçüde artması veya azalması, okuldan veya sosyal etkinliklerden kaçınma ve notlarının düşmesi sayılabilir. Yorgun görünebilir ve yeme alışkanlıklarında değişiklikler olabilir. Bu konuyu konuşmaya çalıştığınızda savunmaya geçebilirler. Siber zorbalık ile başa çıkmak için en iyi uygulamalar Söylemesi kolay, yapması zor olabilir ancak bu tür durumlarda iletişim kanallarını açık tutmaya çalışmak, şüphesiz yapabileceğiniz en olumlu şeydir. Anksiyete ve endişe, hayatımızın sessiz köşelerinde beslenir. Çocuklarınızın, yargılanma veya misilleme korkusu olmadan, karşılaştıkları her türlü sorunu size anlatabileceklerini bilmeleri önemlidir. Aynı nedenle, ciddi bir durum olduğuna inanmadığınız sürece, onların kişisel hayatlarına fazla karışmamak genellikle daha iyidir. "Her şey yolunda mı?" gibi açık uçlu sorular sormak, "Zorbalığa uğruyor musun?" gibi sorular sormaktan daha iyi olabilir. Ayrıca başkalarının duyamayacağı bir zaman ve yer seçmeye çalışın. Utanç, gençler arasında güçlü bir duygudur ve dürüst konuşmaların önündeki en büyük engeldir. Çocuklarınızla iletişim kanallarınız açık olsun Siber zorbalığın riskini azaltmak için yapabileceğiniz daha proaktif şeyler de vardır. Çocuklarınızla çevrimiçi gizlilik ve güvenlik hakkında konuşun. Hangi uygulamaları kullandıklarını anlamak için zaman ayırın ve ayarların yaşlarına uygun ve gizlilik açısından gelişmiş olduğundan emin olun. Sosyal medya sitelerinde ve oyun platformlarında vakit geçirmenin risklerini ve cinsel şantaj ve deepfake çıplak fotoğraflar gibi tehditleri bildiklerinden emin olun. Çevrimiçi etkileşimde bulundukları herkese, özellikle de yüz yüze tanışmadıkları kişilere karşı sağlıklı bir şüphecilik geliştirmeleri gerekir. Yabancılardan gelen istenmeyen arkadaşlık istekleri hemen reddedilmelidir. Bunun bir parçası olarak, çocuklarınızın çevrimiçi ve çevrim dışı arkadaşlarının kim olduğunu tam olarak anlamak yardımcı olabilir.Çocuklarınızın akıllı telefon ayarlarını belirli içeriğe erişimi ve ekran süresini sınırlayacak şekilde ayarlamak veya ebeveyn izleme yazılımı yüklemek olabilir. Bunu yapmak istiyorsanız önce çocuğunuza neden bunu yaptığınızı açıklayın. Onların desteğini alamazsanız kararlı bir gencin elinde planlarınız suya düşebilir. Çocuğunuzun çevrimiçi zorbalığa maruz kaldığını fark ederseniz panik yapmayın. Böyle bir durumu fark ettiğinizde sakin bir şekilde konuşun, tam olarak ne olduğunu ve çocuğunuzun nasıl hissettiğini öğrenin. Aşırı tepki vermeyin. Yapmanız gereken, çocuğunuza zorbalığı engellemeyi gösterin, ardından ekran görüntüsü alın ve tüm kanıtları saklayın. Olayı ilgili çevrimiçi platformlara bildirin. Gerekirse okulunuzla bir görüşme ayarlayın. Zorbalık ne yazık ki birçok çocuğun hayatının bir parçasıdır. Mobil cihazlara erişim sayesinde zorbalar, eskiden hiç olmadığı kadar evinize girebiliyor. Ebeveynlerin de elinde bazı güçlü araçlar var; empati, sabır, teknoloji bilgisi ve sevgi. Dikkatli olun. Çocuklarınızın yaşadıklarına dikkat edin. Onlara alan ve destek verin. Teknolojiyi doğru şekilde kullanmayı ve yapılandırmayı öğretin.

 Siber Zorbalık Aileleri Endişelendiriyor Haber

 Siber Zorbalık Aileleri Endişelendiriyor

Okulların kapanmasıyla birlikte çocuklar zamanlarını akıllı telefon, tablet ve bilgisayar başında geçiriyor. Çevrimiçi geçirilen bu süre, eğlence ve öğrenmenin yanı sıra siber zorbalık riskini de artırıyor. Ebeveynlerin en büyük kaygıları içerisinde çocuklarının internette kimlerle iletişimde olduğu, neler izlediği ve olası dijital tehditlerle nasıl başa çıkacakları yer alıyor. ESET Türkiye Ürün ve Pazarlama Müdürü Can Erginkurban, “Siber zorbalık günümüzde sadece okul koridorlarında veya sokakta değil, çocuğunuzun ekranında da karşısına çıkıyor. Çocukları yasaklarla değil, onları bilinçlendirerek korumalıyız” dedi. Siber zorbalık değişiyor: Artık anonim uygulamalar ve oyun sohbetleri öne çıkıyor Siber zorbalık; bir çocuğun ya da ergenin başka bir çocuk, ergen ya da yetişkin tarafından internet, sosyal medya, mesajlaşma uygulamaları veya oyun içi sohbetler aracılığıyla tehdit edilmesi, aşağılanması veya utandırılması şeklinde tanımlanıyor. Dijital dünya dışında zorbalık okuldan eve dönünce bitiyordu; şimdi ise bilgisayarda ya da cep telefonundaki bir bildirim her şeyi yeniden başlatabiliyor. ESET’ten ebeveynlere ve çocuklara 7 altın öneri Can Erginkurban, çocukları siber zorbalığa karşı korumak için ailelere ve çocuklara şu önerilerde bulundu: Kuralları birlikte koyun: Bilgisayar, tablet ve telefon kullanım sürelerini çocuğunuzla birlikte konuşarak belirleyin. Neden sınırlı olduğunu açıklayın; böylece kural koymaktan ziyade ortak karar almış olursunuz.Gizliliği öğretin: Çocuklar gerçek hayatta yabancılara kişisel bilgilerini vermemeyi bilebilir. Aynı şeyi internette de yapmaları gerektiğini anlatın. Profil gizlilik ayarlarını beraber kontrol edin.Kamera ve mikrofonlara dikkat: Akıllı cihazlardaki kameralar kötü niyetli kişilerce uzaktan ele geçirilebilir. Web kameraların ve mikrofon izinlerini yönetin.Arkadaş listesine bakın: Sosyal medyada “herkes” veya “arkadaşının arkadaşı” gibi geniş paylaşımlar yapmayın. Gelen her arkadaşlık isteğini otomatik kabul etmeyin.Uygulama ve yazılımlar güncel olsun: İşletim sistemini, uygulamaları ve güvenlik yazılımını güncel tutun.Dijital ayak izini hatırlatın: İnternete yüklenen hiçbir şey tamamen silinmez. Çocuğunuza gönderdiği bir fotoğrafın, kaybolduğunu düşündüğü bir hikâyenin bile ekran görüntüsü alınabileceğini anlatın.Hangi fotoğrafı paylaşacaklarını düşünmelerini sağlayın: Çocuklar sadece eğlenceli bir an paylaşmak isterken kötü niyetli kişilerin eline koz verebilir. “Bu fotoğraf başkasının eline geçerse rahatsız olur musun?” diye sorarak farkındalık oluşturun. Yasaklamak değil, anlamasını sağlamak önemli ESET Türkiye Ürün ve Pazarlama Müdürü Can Erginkurban, “Çocuğunuzla ne izlediğini, kimlerle konuştuğunu, hangi uygulamaları kullandığını açıkça konuşun. Yasaklamak yerine anlamasını ve kendini koruyacak beceriler geliştirmesini sağlamak uzun vadede çok daha etkili bir yöntemdir” dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.