Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Sınırda Karbon

Kapsül Haber Ajansı - Sınırda Karbon haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sınırda Karbon haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Ege Bölgesi’nin İhracat Şampiyonu Demir Ve Demirdışı Metaller Sektörü İhracat Şampiyonları Listesinde 28 Firmayla Yerini Aldı Haber

Ege Bölgesi’nin İhracat Şampiyonu Demir Ve Demirdışı Metaller Sektörü İhracat Şampiyonları Listesinde 28 Firmayla Yerini Aldı

Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkan Yardımcısı ve Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Fatih Uysal, otomotiv endüstrisinden inşaata, elektrik ve elektronikten makine sektörüne, iklimlendirmeden savunma sanayiine pek çok sektöre ürün tedarik ettiklerini ihracat şampiyonları listesinde 28 firmayla yer almanın mutluluğunu yaşadıklarını, 17 Haziran 2026 tarihinde İstanbul Sanayi Odası tarafından açıklanan Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu Araştırması’nda da 20 üyelerinin yer aldığını, 401 milyar 310 milyon TL’lik üretimden satış rakamına ulaştıklarını dile getirdi. Türkiye'de demir-çelik sektörünün üretiminin yaklaşık %70'inin elektrik ark ocaklı tesislerde büyük ölçüde hurda kullanılarak gerçekleştirildiğini ve bu yapısıyla dünyanın önde gelen düşük karbonlu çelik üreticileri arasında yer aldığını vurgulayan Uysal ““Avrupa Birliği'nde uygulanmaya başlayan Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması'na uyum sağlamada Çin ve diğer rakip ülkelerimize göre önemli bir avantaja sahibiz. Bu avantajın Avrupa Birliği'nin ticaret politikalarına da yansıması halinde, sektörümüz ihracatını ivmelendirebilecek üretim ve ihracat kabiliyetine sahiptir." şeklinde konuştu. Başak Metal Türkiye ikincisi Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği’nin ihracat birincisi olan Başak Metal Tic. ve San. A.Ş. 2025 yılında ihracatını yüzde 18’lik artışla 586,2 milyon dolardan 690,2 milyon dolara çıkararak TİM İlk 1000 İhracatçı Listesi’nde 5 basamak yükselerek 36. sıraya adını yazdırdı. Başak Metal, demir ve demirdışı metaller sektöründe Türkiye ikinciliğini de sağlamlaştırdı. PETKİM Petrokimya Holding A.Ş. 53. sırada Ege Bölgesi’nin ihracatta güçlü firmalarından EDDMİB üyesi Petkim Petrokimya Holding A.Ş. 460,2 milyon dolarlık ihracatla genel sıralamada 53. Sıraya adını yazdırdı. İzmir Demir Çelik A.Ş. 20 sıra ilerledi 2025 yılında ihracatını yüzde 23,3’lük artışla 218 milyon dolardan 268,8 milyon dolara taşıyan İzmir Demir Çelik Sanayi A.Ş. listede 20 sıralık yükselişle 107. basamağın yeni sahibi oldu. KCR Dış Ticaret A.Ş. 120.sırada yer aldı KCR Dış Ticaret A.Ş. ihracatını 2025 yılında yüzde 411’lik arışla 251 milyon 83 bin dolara yükselterek TİM İlk 1000 Listesi’nde en yüksek ihracat artışına imza atan firma oldu ve listede 120. Sırada yer aldı. Maxion İnci Jant 138. sırada Ege Bölgesi’nin güçlü firmalarından Maxion İnci Jant Sanayi ve Ticaret A.Ş. 228,5 milyon dolarlık ihracatla 138. Sıraya adını yazdırdı. Kardemir Dış Ticaret A.Ş. 159. Sıraya adını yazdırdı Türkiye’nin entegre demir-çelik üretim tesislerinden olan ve Ege Bölgesi’nin sanayi devleri arasında yer alan Kardemir Dış Ticaret A.Ş. 190 milyon dolarlık ihracatla 159. Sırada temsil edildi. Bağlantı elemanları ihracatının zirvesinde Norm Cıvata var Bağlantı elemanları sektöründe Türkiye’nin ihracat lideri Norm Cıvata Sanayi ve Ticaret A.Ş. 2025 yılında Türkiye’ye 182,7 milyon dolar döviz kazandırarak 165. En çok ihracat yapan firma olurken, bağlantı elemanları sektöründen TİM İlk 1000 İhracatçı Listesine giren tek ihracatçı oldu. Habaş, Çelik Sektöründe Türkiye İhracat Şampiyonu Kanuni merkezi İstanbul olan ancak İzmir’de üretim tesisleri olan Habaş Sınai ve Tıbbi Gazlar İstihsal Endüstrisi A.Ş. 2025 yılında 1 milyar 212 milyon dolarlık ihracatla Çelik sektörünün ihracat şampiyonluklarına yeni bir halka ekledi. Firma, Türkiye genelinde de en çok ihracat yapan 21. Firma olma başarısı gösterdi. Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği üyeleri arasında TİM İlk 1000 İhracatçı Listesinde yer alan diğer firmalar; “Atom Kablo Sanayi ve Ticaret A.Ş., Kocaer Çelik Sanayi ve Ticaret A.Ş., Vergo Enerji Sistemleri Sanayi ve Ticaret A.Ş., Maxion Jantaş Jant Sanayi ve Ticaret A.Ş., Jantsa Jant Sanayi ve Ticaret A.Ş., Klimasan Klima Sanayi ve Ticaret A.Ş., HN Metal Madencilik Geri Dönüşümlü Maddeler Taş. İnş. San. Dış Tic. Ltd. Şti., AKD Döküm Ticaret A.Ş., Krone Trailer International Ticaret Ltd. Şti., Kayseri Metal Center Sanayi ve Ticaret A.Ş., Nemak İzmir Döküm Sanayi A.Ş., Yarış Kabin Sanayii ve Ticaret A.Ş., Sarıgözoğlu Hidrolik Makine ve Kalıp Sanayi ve Ticaret A.Ş., Proline Yapı Sistemleri Pazarlama ve Ticaret A.Ş., AKG Termoteknik Sistemler Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti., Baylan Ölçü Aletleri Sanayi ve Ticaret A.Ş., Atlas TRF Elektrik San. ve Tic. A.Ş. ve Dikkan Dış Ticaret A.Ş. olurken, TİM İlk 1000 İhracatçı Listesi’nde yer alan iki firma araştırmaya katılmamayı tercih etti.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Küresel Metal Sektörü Büyümeyi Sürdürüyor Haber

Küresel Metal Sektörü Büyümeyi Sürdürüyor

Allianz Trade Metal Sektörü Raporu’nda; küresel metal ve madencilik sektörünü, demir cevheri ve çelikten bakır, altın, lityum ve nadir toprak elementlerine kadar sanayi gelişimini ve küresel enerji dönüşümünü destekleyen temel hammaddeleri ele aldı. Raporda, 2025 yılında temel metaller ve metal ürünleri sektörünün küresel brüt üretiminin yaklaşık 9,6 trilyon dolar seviyesine ulaştığı bilgisine yer verildi. Türkiye küresel metal sektöründe önemli bir pazar… Allianz Trade Metal Sektörü Raporu’nda Türkiye’ye de geniş yer verildi. Raporda Türkiye’nin, küresel metal sektöründe yapısal açıdan önemli bir konuma sahip olduğu belirtilirken, ülkenin 2024 yılında 36,9 milyon ton ham çelik üretimiyle dünyanın yedinci büyük çelik üreticisi konumunda olduğu vurgulandı. Raporda Türkiye’nin 2025 yılında 38,1 milyon ton olan ham çelik üretiminin, 2026 yılında 40,8 milyon tona yükselmesinin beklendiği belirtildi. Bu büyüme eğiliminin, sektörün güçlü yatırım ivmesini ve Türkiye'nin Avrupa, Orta Doğu ve Orta Asya pazarlarını birbirine bağlayan stratejik coğrafi konumunu yansıttığı görüşüne yer verilen raporda, daha geniş kapsamlı temel metaller ve metal ürünleri sektörünün, 2024 yılında yaklaşık 164 milyar dolar brüt üretim gerçekleştirdiğine dikkat çekildi. Bu rakamın 2025 yılında 182 milyar dolara, 2026 yılında ise 208 milyar dolara yükselmesi öngörülüyor. Böylece sektörün, küresel talepteki iyileşme ve hurda bazlı elektrik ark ocağı çelik üretimindeki rekabet avantajının desteğiyle 2026 yılında yaklaşık yüzde 14,4 yıllık büyüme kaydetmesi beklendiği de rapordaki bilgiler arasında bulunuyor. Allianz Trade Türkiye Krediler Genel Müdür Yardımcısı Altuğ Karagöz raporla ilgili şu değerlendirmede bulunuyor: “Allianz Trade Türkiye olarak, sanayimizin temel yapı taşı ve ihracatımızın ana kaldıraçlarından biri olan metal sektöründe verdiğimiz finansal garanti misyonumuzu kararlılıkla büyütmeye devam ediyoruz. Türkiye Çelik Üreticileri Derneği (TÇÜD) ve İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) verilerine göre, 2025 yılını 38,1 milyon tonluk ham çelik üretimi ve güçlü bir ihracat performansı ile kapatan sektör, 2026 yılında küresel pazarlardaki korumacı kotalar, Dahilde İşleme Rejimi (DİR) değişiklikleri ve Avrupa Birliği Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) gibi yapısal ve yeşil dönüşüm süreçlerini deneyimliyor. Bu zorlu ama fırsatlarla dolu konjonktürde, Türk metal üreticilerinin ve tedarik zincirinin likidite akışını korumak adına üstlendiğimiz toplam risk garanti büyüklüğünü, geçen yılın aynı dönemindeki 542 milyon Euro seviyesinden 677 milyon Euro’ya ulaştırarak sektöre sağladığımız desteği yüzde 25 oranında artırdık. Girdi maliyetleri baskısı ve küresel ticaret savaşlarının getirdiği volatiliteye karşı, proaktif risk yönetimi ve derin pazar içgörülerimizle ağır sanayimizin küresel rekabetçiliğini ve finansal sürdürülebilirliğini her adımda desteklemeyi sürdürüyoruz. Altuğ Karagöz sözlerine şöyle devam etti. “Metal sektöründeki 677 milyon Euro’luk risk portföyümüzü yönetirken, alt ürün gruplarındaki dinamikleri proaktif bir yaklaşımla takip ediyoruz. İç piyasa ve küresel kotaların baskıladığı inşaat demiri gibi uzun ürün grubuna kıyasla; otomotiv ve beyaz eşyanın ana girdisi olan yassı çelik grubu ile elektrifikasyon dalgasıyla büyüyen alüminyum ve bakır gibi demir dışı metaller daha dirençli bir talep yapısı sergiliyor. Allianz Trade Türkiye olarak, emtia fiyatlarındaki volatiliteye ve yapısal dönüşümlere rağmen, alt sektörlerin bu farklılaşan risk ve kârlılık döngülerini derinlemesine analiz ediyor, Türk metal sanayisinin tüm kırılımlarında vadeli ticaretin finansal sürdürülebilirliğini güvence altında tutuyoruz.” Allianz Trade Metal Sektörü Raporu’nda sektörün, katma değer açısından ekonomiye sağladığı katkının son derece önemli olduğu vurgulandı. Temel metaller ve metal ürünleri sektörünün, 2024 yılında yaklaşık 37,7 milyar dolar katma değer üretirken, bu tutarın 2025 yılında 42,5 milyar dolar olduğu, 2026 yılında ise yaklaşık 48,4 milyar dolara yükselmesinin beklendiği belirtildi. Böylece sektörün, Türkiye imalat sanayii gayrisafi yurt içi hasılasına en büyük katkıyı sağlayan sanayi kollarından biri olmayı sürdürdüğü raporda vurgulandı. Öte yandan sektör içerisinde demir-çeliğin, 2025-2026 döneminde yaklaşık 78-89 milyar dolar ile en büyük brüt üretim payına sahip olduğu ve demir dışı metallerin ise en hızlı büyüyen alt segment konumunda bulunduğu raporda belirtildi. Bu segmentte brüt üretimin 2024 yılındaki 24,6 milyar dolardan, 2025 yılında 34,0 milyar dolara ve 2026 yılında 40,9 milyar dolara yükselerek, yaklaşık yıllık yüzde 20 büyümesinin beklendiği raporda paylaşıldı. Demir dışı metallerdeki bu güçlü büyümenin, yurt içi madencilik yatırımlarıyla, inşaat ve otomotiv sektörlerinden gelen talebin desteği sayesinde Türkiye'nin bakır ve alüminyum işleme alanındaki artan rolünü yansıttığı da raporda yer verilen yorumlar arasında. İnşaat sektörü talebi desteklemeye devam ediyor Allianz Trade Raporu’na göre sektörde yatırımlar artış eğilimini sürdürüyor. Temel metaller ve metal ürünleri sektöründeki sermaye harcamalarının (CapEx) 2024 yılında 13,7 milyar dolar olduğu, 2025 yılında 16,4 milyar dolar ve 2026 yılında 17,8 milyar dolar seviyesine ulaşmasının beklendiği rapordaki bilgiler arasında yer alıyor. Raporda, bu yatırım görünümünün birkaç yapısal unsur tarafından desteklendiği belirtiliyor. Bunlardan ilkinin, Türkiye'nin yurt içinde çeliğin en büyük tüketicisi olan inşaat sektörü, yüksek konut kredisi faizleri ve deprem sonrası güney illerindeki yeniden inşa faaliyetlerinden kaynaklanan döngüsel baskılara rağmen talebi desteklemeye devam etmesi olduğu görüşü raporda yer alıyor. İkinci olarak, ihracat odaklı Türk çelik üreticilerinin, Avrupa'nın çelik tedarik zincirlerinde Rusya kaynaklı girdilere bağımlılığın azalmasıyla gerçekleşen yeniden yapılanmadan faydalandıkları ve özellikle Güney ve Doğu Avrupa'da pazar paylarını artırdıkları belirtiliyor. Üçüncü unsur olarak ise Türkiye'nin metal madenciliği alt sektörünün büyümesini sürdürmesi gösteriliyor. Brüt üretimin 2024 yılındaki 14,2 milyar dolar, 2025 yılında 17 milyar dolara ve 2026 yılında ise 18,2 milyar dolara yükselmesi de raporda yer verilen beklentiler arasında bulunuyor. Rapora göre; bu artış; altın, bakır ve bor madenciliğine yönelik yeni yatırımları yansıtıyor. Türkiye’nin, temiz enerji uygulamaları açısından giderek daha stratejik hâle gelen, dünyanın bilinen en büyük bor rezervlerine sahip olduğu da raporda vurgulanıyor. Türkiye dünyanın en büyük on çelik üreticisi arasındaki yerini koruyacak Raporda, 2028 yılına kadar olan orta vadeli görünümün, büyümenin devam edeceğine ancak hızının kademeli olarak yavaşlayacağına işaret ettiği bilgisi veriliyor. Sektörün brüt üretiminin 2027 yılında 221 milyar dolar, 2028 yılında ise 227 milyar dolara ulaşması rapordaki beklentiler arasında bulunuyor. Yıllık büyüme oranlarının, 2026 yılındaki güçlü toparlanmanın ardından daha sürdürülebilir yani yüzde 3-4 seviyelerine gerileyeceği öngörüsüne de raporda yer veriliyor. Çelik üretiminin ise 2027 yılında 41,9 milyon tona, 2028 yılında 43,3 milyon tona yükselerek Türkiye'nin dünyanın en büyük on çelik üreticisi arasındaki konumunu koruyacağı beklentisinden raporda söz ediliyor. Çin açık ara önde Çin'in hâkim olduğu Asya-Pasifik bölgesinin, küresel pazarın yaklaşık yüzde 60'ını oluşturduğu raporda belirtilirken, Avrupa’nın ise yaklaşık yüzde 21 ile ikinci sırada yer aldığı bilgisi veriliyor. Bu bölgesel yoğunlaşmanın, Çin'in çelik ve alüminyumdan nadir toprak elementlerine kadar metal sektörünün hemen her alanında açık ara en büyük üretici ve tüketici konumunda olduğunu yansıttığına da raporda dikkat çekiliyor. Öte yandan raporda, temel metaller ve metal ürünleri sektörünün küresel brüt üretiminin 2026 yılında yaklaşık 10,4 trilyon dolar seviyesine ulaşacağının tahmin edildiği, 2026-2028 dönemine ilişkin bileşik yıllık büyüme oranının (CAGR) ise yaklaşık yüzde 7 olacağının öngörüldüğü bilgisi veriliyor. Allianz Trade Metal Sektörü Raporu’na göre; 2021 yılındaki emtia süper döngüsü sırasında elde edilen olağanüstü kârların ardından sektörün finansal performansı 2023-2024 döneminde normalleşme sürecine girdi. Birçok baz metal ve hacimli emtianın fiyatı zirve seviyelerinden gerilerken, enerji, kimyasal reaktifler ve iş gücü gibi girdi maliyetlerinin yüksek seviyelerde kalmaya devam ettiği bilgisi de raporda yer verilen bilgiler arasında. Küresel metal ve madencilik sektörünün toplam FAVÖK (EBITDA) marjının 2025 yılında yaklaşık yüzde 15 seviyesinde gerçekleştiği, bu durumun 2021 yılındaki yüksek kârlılık döneminden itibaren normalleşmenin sürdüğünü gösterdiği raporda belirtildi. Rapora göre şirketler bu sürece sermaye disipliniyle karşılık verdi; emtia döngüsü sırasında oluşan fazla nakit, yeni kapasite yatırımlarına yönlendirilmek yerine büyük ölçüde hissedarlara dağıtıldı. Bu yaklaşım bilançoların güçlü kalmasını sağlarken gelecekteki arz artışını da sınırlandırdı. Yine rapora göre; söz konusu ihtiyatlı sermaye politikası mevcut fiyat seviyelerinde kârlılığı korusa da enerji dönüşümünün kritik minerallere yönelik talebi hızlandıkça gelecekte arz yetersizliği riskini beraberinde getirebilir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Vakıfbank’tan Deprem Bölgesi ve Yeşil Dönüşüm İçin 300 Milyon Dolarlık Finansman  Haber

Vakıfbank’tan Deprem Bölgesi ve Yeşil Dönüşüm İçin 300 Milyon Dolarlık Finansman 

VakıfBank ile Asya Altyapı Yatırım Bankası arasındaki ilk iş birliğiyle temin edilen 300 milyon dolar tutarındaki kaynakla hayata geçirilen Enerji ve Dönüşüm Finansmanı Programı, Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınma hedeflerine katkı sağlayacak stratejik yatırımlara uzun vadeli finansman sunmayı amaçlıyor. Program, deprem bölgesinin yeniden inşasından reel sektörün yeşil dönüşümüne uzanan geniş bir alanda ekonomik ve sosyal kalkınmayı destekleyen bütüncül bir finansman modeli sunmaktadır. Üretimi, istihdamı, ihracatı ve sürdürülebilir büyümeyi destekleyen stratejik bir kalkınma unsuru olarak ele alan VakıfBank da uluslararası kaynakları Türkiye’nin öncelikli yatırım alanlarına yönlendirerek reel sektörün dönüşümüne katkı sağlamayı hedeflemektedir. “Kalkınmaya değer katan finansman modelleri geliştirmeye devam edeceğiz” Programa ilişkin değerlendirmelerde bulunan VakıfBank Genel Müdürü Osman Arslan, şunları söyledi: “Finansmanı ülkemizin kalkınma hedeflerine katkı sunan stratejik bir araç olarak görüyoruz. Kalkınma Odaklı Değer Bankacılığı vizyonumuzun temelinde de bu anlayış yer alıyor. Asya Altyapı Yatırım Bankası’ndan temin ettiğimiz 300 milyon dolar tutarındaki kaynak, uluslararası finans kuruluşlarının Bankamıza duyduğu güvenin önemli bir göstergesi olmasının yanı sıra ülkemizin sürdürülebilir kalkınma hedeflerine katkı sunma kararlılığımızı da ortaya koyuyor.” Bu programla bir taraftan 6 Şubat depremlerinden etkilenen bölgelerin yeniden ayağa kalkmasına destek verirken, diğer taraftan KOBİ’lerin enerji verimliliği ve yeşil dönüşüm yatırımlarını finansmanla buluşturarak rekabet güçlerini artırmayı hedeflediklerini belirten Arslan sözlerine şöyle devam etti: “Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ve ülkemizin 2053 Net Sıfır Emisyon hedefi doğrultusunda firmalarımızın dönüşümünü desteklemeyi stratejik bir sorumluluk olarak görüyoruz. Üreticimizin, ihracatçımızın ve KOBİ’lerimizin yanında olmaya, kalkınmaya değer katan finansman modelleri geliştirmeye devam edeceğiz.” “KOBİ’lerin Türkiye’nin iklim dönüşümüne anlamlı bir şekilde katkıda bulunmalarını sağlıyoruz.” AIIB Finansal Kuruluşlar ve Fonlama Genel Direktörü Gregory Liu, konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Bu finansman, AIIB'nin Türkiye'yi kritik bir toparlanma döneminde destekleme konusundaki kararlılığını gösterirken, iklim eylemini de iş birliğimizin merkezinde tutmaktadır. VakıfBank ile ortaklık kurarak, yeniden yapılanma çalışmalarının hızlanmasına ve KOBİ'lerin Türkiye'nin iklim dönüşümüne anlamlı bir şekilde katkıda bulunmalarını sağlıyoruz." “11 ilin yeniden inşasına destek verilecek” Programın ilk ayağını, 6 Şubat depremlerinden etkilenen 11 ilde yürütülen yeniden inşa çalışmalarına yönelik finansman desteği oluşturuyor. Bu kapsamda sosyal konut, devlet okulu, hastane ve klinik yapımında görev alan yüklenici firmaların işletme sermayesi ihtiyaçları ile makine ve teçhizat yatırımları finanse edilecek. İşletme Kredisi ile maaş, SGK, inşaat malzemesi ve işçilik giderleri desteklenirken, Yatırım Kredisi ile makine ve teçhizat alımlarına finansman sağlanacak. Program kapsamında risk grubu bazında 10 milyon dolara kadar finansman imkânı sunulacak. Programın ikinci ayağında ise KOBİ’lerin yeşil dönüşüm yatırımlarına yönelik yeni imkânlar hayata geçirilecek. Enerji Verimliliği Kredisi, Yenilenebilir Enerji Kredisi, Sanayi Dekarbonizasyon Kredisi ve Temiz Ulaşım Kredisi olmak üzere dört başlık altında uygun koşullu kredi seçenekleri sunulacak. Bu kapsamda işletmelerin enerji verimliliğini artıran yatırımları, güneş ve rüzgâr enerjisi projeleri, batarya depolama sistemleri, elektrikli araç şarj altyapıları ile karbon emisyonunu azaltmaya yönelik sanayi uygulamaları teşvik edilecek. Elektrikli ticari araç ve filo dönüşümünden akıllı filo yönetimine kadar uzanan temiz ulaşım yatırımları da program kapsamındaki imkânlardan yararlanabilecek. Program kapsamında hayata geçirilecek yatırımların, ülkemizin enerji ithalatını azaltarak cari açığın düşürülmesine katkı sağlaması hedefleniyor. Sürdürülebilirlik temalı finansmanda ülkemizin lider bankası olan VakıfBank, Enerji ve Dönüşüm Finansmanı Programı ile Orta Vadeli Program, 12. Kalkınma Planı ve Türkiye’nin 2053 Net Sıfır Emisyon hedefleriyle uyumlu şekilde; deprem bölgesinin yeniden inşasına, sürdürülebilir üretimin yaygınlaşmasına ve reel sektörün yeşil dönüşümünü desteklemeyi hedefliyor. Banka, Kalkınma Odaklı Değer Bankacılığı vizyonu doğrultusunda geliştirdiği finansman modelleriyle üretime, istihdama ve sürdürülebilir kalkınmaya değer katmayı sürdürecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bir Ürün Gerçekten Ne Kadar Enerji Tüketiyor?  Haber

Bir Ürün Gerçekten Ne Kadar Enerji Tüketiyor? 

Üretim şirketleri için enerji maliyeti, uzun yıllar boyunca ay sonunda gelen fatura üzerinden görülen ve genel üretim giderleri içinde dağıtılan bir kalem olarak değerlendirildi. Ancak enerji talebinin arttığı, maliyet baskısının sürdüğü ve karbon düzenlemelerinin üretim kararlarını daha fazla etkilediği yeni dönemde bu yaklaşım şirketlere yeterli bir öngörü sağlamıyor. Uluslararası Enerji Ajansı’nın Electricity 2026 raporuna göre küresel elektrik talebinin 2026-2030 döneminde yıllık ortalama yüzde 3,6 artması bekleniyor. Bu tablo, sanayi şirketleri için enerji yönetiminin dönemsel bir maliyet takibi olmaktan çıkıp operasyonel karar alma süreçlerinin merkezine yerleştiğini gösteriyor. Bugün üreticiler açısından kritik soru “Bu ay ne kadar enerji faturası ödedik?” değil. Asıl ihtiyaç hangi ürünün, hattın, siparişin ve üretim koşulunun bu maliyeti yarattığını görebilmek. Üretim hattındaki bir makinenin beklenenden fazla enerji tüketmesi, plansız duruşlar, verimsiz çalışma süreleri ya da sipariş bazlı kapasite kullanımı, ürün kârlılığını doğrudan etkileyebiliyor. Ancak operasyonel veri ile finansal veri birbirinden kopuk ilerlediğinde, bu etki çoğu zaman dönem sonunda fark ediliyor. Enerji verisi üretim maliyetiyle birlikte okunmalı Kurumsal kaynak planlama (ERP) pazarının liderlerinden Industrial Application Software (IAS), enerji maliyetinin üretim süreçlerinden bağımsız bir gider kalemi olarak değil, ürün ve sipariş bazlı maliyet analizinin izlenebilir bir bileşeni olarak ele alınması gerektiğine dikkat çekiyor. Canias ERP’nin siparişe göre gerçek birim maliyet takibi, malzeme izlenebilirliği, kapasite planlaması ve operasyonel kalite kontrol gibi kabiliyetleri; enerji tüketimi verisinin de üretim performansı ve maliyet analiziyle aynı zeminde değerlendirilmesine imkan tanıyor. Canias IoT altyapısı ise üretim sahasından gelen verilerin ERP süreçleriyle bütünleşmesini destekliyor. Canias IoT Gateway; ERP sunucuları ile kontrol birimleri, sensörler ve akıllı cihazlar arasında iki yönlü bağlantı kurarak kaynak tüketimi ve çevresel değerler gibi verilerin gerçek zamanlı izlenmesini, analiz edilmesini ve görselleştirilmesini sağlıyor. Önceden tanımlanmış kurallara bağlı olaylarda izlenen veriler otomatik olarak ERP çözümüne aktarılabiliyor. Böylece enerji tüketimi, sahadan gelen ayrı bir teknik veri olarak kalmıyor; üretim emri, makine durumu, hat performansı, sipariş ve maliyet bilgisiyle birlikte yönetilebiliyor. Bu veri akışı, Canias ERP’nin Sürdürülebilirlik Yönetimi (ESM) modülüyle birlikte ele alındığında enerji tüketiminin maliyet analizinin yanı sıra karbon hesaplaması ve sürdürülebilirlik raporlamasında da kullanılmasını mümkün kılıyor. Bu sayede sahadan gelen enerji verisi; üretim emri, makine durumu, sipariş ve maliyet bilgisiyle birlikte karbon ayak izi hesaplamasını besleyen izlenebilir bir veri katmanına dönüşüyor. Ay sonu faturası yerine anlık karar verisi IAS CAO’su (Chief Automation Officer) Nuri Aycan, enerji tüketiminin ERP ve IoT entegrasyonuyla birlikte üretim şirketleri için daha yönetilebilir bir karar verisine dönüştüğünü belirterek şunları söyledi: “Enerji yönetimi artık üretimden ayrı takip edilen bir maliyet başlığı olarak ele alınamaz. Şirketler hangi ürünün, hattın ya da siparişin ne kadar enerji tükettiğini görebildiğinde, maliyet optimizasyonu ve sürdürülebilirlik aynı veri zemini üzerinde yönetilebilir hale geliyor. Canias, ERP ve IoT entegrasyonuyla üretim, enerji ve süreç verilerini gerçek zamanlı olarak birbirine bağlıyor. Böylece enerji tüketimi yalnızca dönem sonunda raporlanan bir gider değil; üretim planlamasını, fiyatlandırmayı, kârlılık analizini ve karbon hesaplamasını besleyen operasyonel bir karar verisine dönüşüyor.” Bu yaklaşım, özellikle dar marjlarla çalışan üretim şirketleri açısından kritik önem taşıyor. Enerji maliyetinin doğru ürünle, doğru hatla ve doğru siparişle ilişkilendirilememesi, kârlılık analizlerinde görünmeyen sapmalara yol açabiliyor. Ürün bazında enerji tüketimini izleyebilen şirketler, hangi üretim koşullarının maliyeti artırdığını daha hızlı görebiliyor; verimsiz çalışan hatları, yüksek tüketim yaratan makineleri veya planlama kaynaklı sapmaları daha erken tespit edebiliyor. Karbon düzenlemeleri enerji verisinin değerini artırıyor Enerji tüketiminin üretim verisiyle ilişkilendirilmesi, yalnızca maliyet yönetimi açısından değil, karbon raporlaması ve ihracat rekabeti açısından da önem kazanıyor. Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nda geçiş dönemi 2023-2025 arasında tamamlandı; mekanizmanın mali sonuçlar doğuran yeni uygulama dönemi ise 1 Ocak 2026 itibarıyla başladı. Bu yeni dönem, enerji ve emisyon verilerinin izlenebilir, doğrulanabilir ve raporlanabilir biçimde yönetilmesini özellikle ihracatçı üreticiler açısından daha kritik hale getiriyor. Canias ERP’nin Sürdürülebilirlik Yönetimi (ESM) modülü, sürdürülebilirlik verilerinin manuel tablolar üzerinden toplanması yerine üretim, satın alma ve finans süreçleriyle bağlantılı biçimde yönetilmesini destekliyor. ESM’nin Fatura Kontrol modülüyle entegrasyonu, karbon tüketim değerlerinin satın alınan ürünlerin faturaları üzerinden hesaplanmasına olanak tanırken; Temel Veriler entegrasyonu karbon tüketim değerlerinin malzeme ve malzeme-tedarikçi ikilisi bazında saklanmasını sağlıyor. Bu yapı, şirketlerin enerji tüketimini ve karbon verisini daha güvenilir, karşılaştırılabilir ve denetlenebilir biçimde yönetmesine yardımcı oluyor. Kapsam 1, 2 ve 3 seviyelerindeki tüketimlerin ayrı ayrı raporlanabilmesi; karbon ayak izinin daha sağlıklı hesaplanmasına, sürdürülebilirlik performansının daha şeffaf izlenmesine ve ihracat süreçlerinde gerekli veri altyapısının güçlenmesine zemin hazırlıyor. IAS CAO’su (Chief Automation Officer) Nuri Aycan, enerji maliyeti ve sürdürülebilirlik yönetiminin artık aynı operasyonel çerçevede ele alınması gerektiğini vurgulayarak sözlerini şöyle sürdürdü: “Enerji tüketimi, CO₂ emisyonları ve kaynak kullanımı artık üretimden bağımsız izlenebilecek başlıklar değil. Bu veriler üretim süreçleriyle birlikte okunduğunda şirketler hem maliyetlerini hem de sürdürülebilirlik performanslarını daha doğru yönetebiliyor. Canias ERP, IoT ve ESM Sürdürülebilirlik Yönetimi modülüyle sahadan gelen veriyi üretim planlaması, maliyet optimizasyonu ve karbon hesaplamasıyla aynı zeminde buluşturarak bu dönüşümü destekliyor.” Enerji, maliyet ve sürdürülebilirlik aynı dijital omurgada buluşuyor IAS’ın Almanya’da Factory Innovation Awards’ta “Sürdürülebilir Akıllı Fabrika” kategorisinde Altın Ödül’e layık görülmesi de Canias’ın sürdürülebilirliği üretim süreçlerinde ölçülebilir ve yönetilebilir bir performans alanına dönüştüren yaklaşımının uluslararası ölçekte karşılık bulduğunu gösterdi. Canias’ın bütünleşik yapısı, şirketlerin enerji tüketimini yalnızca maliyet kontrolü için değil, verimlilik, sürdürülebilirlik ve rekabet gücü açısından da yönetmesini mümkün kılıyor. Üretim sahasından gelen veriler ERP içinde işlendiğinde ve ESM Sürdürülebilirlik Yönetimi modülüyle karbon hesaplamalarına bağlandığında, enerji artık ay sonunda dağıtılan görünmez bir gider olmaktan çıkıyor; üretim planlamasını, ürün kârlılığını, fiyatlandırmayı ve karbon yönetimini etkileyen stratejik bir veri katmanına dönüşüyor. IAS, Canias ERP, IoT ve ESM çözümleriyle üretim şirketlerinin enerji, maliyet ve sürdürülebilirlik verilerini aynı dijital omurga üzerinde yönetmesine katkı sunuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

EY Enerji Konferansı’nda Küresel Enerji Sektörünün Gündemi Ve Geleceği Masaya Yatırıldı Haber

EY Enerji Konferansı’nda Küresel Enerji Sektörünün Gündemi Ve Geleceği Masaya Yatırıldı

Uluslararası denetim, vergi ve danışmanlık şirketi EY’ın 10-11 Haziran’da düzenlediği Bölgesel Enerji Konferansı’nın dördüncüsü, bu sene İstanbul’da gerçekleştirildi. Enerji sektörünün dönüşümüne yön veren başlıkların ele alındığı konferansta; jeopolitik gelişmeler, yapay zekâ, enerji güvenliği, yatırım stratejileri, siber güvenlik ve COP31 gündemi öne çıkan konular arasında yer aldı. 10’dan fazla ülkeden üst düzey enerji sektörü liderleri ve EY enerji uzmanlarının yer aldığı konferansta sektörün karşı karşıya olduğu riskler, zorluklar ve yeni fırsat alanları değerlendirildi. Enerji sektörünün geleceğine ilişkin farklı perspektiflerin bir araya geldiği program kapsamında yeni teknolojiler, enerji dönüşümü, yatırım trendleri ve sektörün geleceğine yönelik paneller ile enerji değer zinciri boyunca öne çıkan gelişmelerin değerlendirildiği interaktif oturumlar gerçekleştirildi. T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı Sayın Ahmet Berat Çonkar’ın katılımlarıyla düzenlenen konferansta; son birkaç yılda yaşanan jeopolitik gelişmelerle enerjinin küresel ekonominin en stratejik unsurlarından biri olmaya devam ettiğine dikkat çekildi. Sayın Çonkar konuşmasında; enerjinin geleceğini derinden etkileyecek yapısal eğilimlerden bahsederek yapay zekâ ve ileri teknolojilerin, yeni veri merkezleri aracılığıyla dünya genelinde yeni bir elektrik talebi katmanı oluşturduğunu vurguladı. Aynı zamanda giderek daha dijital hale gelen bir dünya için yeterli, güvenilir ve erişilebilir elektriğin nasıl sağlanacağıyla da ilgili görüşlerini aktardı. Ayrıca, enerji güvenliğinin artık yalnızca kaynaklara erişimle tanımlanmadığını; çeşitlendirilmiş tedarik kaynakları, dayanıklı altyapı ve sistem esnekliğini de gerektirdiğini belirten Çonkar; bu tür sistemleri kurabilen ülkelerin, küresel enerji dönüşümünün sunduğu fırsatlardan yararlanırken belirsizlikleri de daha etkin şekilde yönetebileceğinin altını çizdi. EY -CESA Enerji Sektörü Lideri Jaroslaw Wajer açılış konuşmasında, EY Bölgesel Enerji Konferansı’nın enerji sektörünün geleceğine ışık tutma konusundaki stratejik öneminden bahsederek, bu konferansın bu sene İstanbul’da düzenlenmesinden duyduğu memnuniyeti paylaştı. Bu yıl dördüncüsü düzenlenen konferansın enerji sektöründeki paydaşlar arasında bilgi paylaşımı, görüş alışverişi ve iş birliğini güçlendiren önemli bir platform haline geldiğine dikkat çekti. İstanbul’un seçilmesinin, şehrin stratejik konumu, gelişen enerji piyasası ve kültürel bir buluşma noktası olma özelliğiyle yakından ilişkili olduğunu vurgulayan Wajer, konferansın bölgedeki öncü ülkelerden enerji sektörü liderlerini bir araya getirerek sektörün geleceğine yön verecek tartışmalar için güçlü bir zemin sunduğunu ifade etti. EY Eurasia Bölge Lideri Metin Canoğulları ise konuşmasında, Türkiye’nin jeostratejik konumuna dikkat çekerek, Avrupa ile Asya arasında bir enerji köprüsü olma rolünün güçlendiğini vurguladı. Türkiye’nin enerji koridoru olmasının ötesinde, aynı zamanda bölgesel bir ticaret ve dağıtım merkezi haline geldiğini belirten Canoğulları, bu konumun enerji arz güvenliği, tedarik çeşitliliği ve bölgesel entegrasyon açısından kritik bir değer sunduğunu ifade etti. Dinamik küresel ortamda dayanıklılık, çeviklik ve uyum yeteneğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan EY-Parthenon Türkiye Enerji Sektörü Lideri ve şirket ortağı Cem Çamlı, enerji sektöründe yaşanan jeopolitik gelişmelerin etkilerinin, altı alanda ortaya çıktığını söyledi. Öncü ülkelerin enflasyon tahminlerinin yükseldiğini, ekonomik büyüme tahminlerinin düştüğünü, hammadde fiyatlarının artış eğilimine girdiğini ve merkez bankalarının para politikalarında daha dikkatli hareket ettiğini belirtti. Tüm bu gelişmelerin hepsinin birlikte yönetilmesi gerektiği bu dönemde, ülkelerin politikalarında enerji arz güvenliği bir numaralı öncelik haline geldi. Bugün yaşanan enerji krizlerinin devam etmesi senaryosunda, küresel enerji piyasası dinamiklerinin etkilerinin enerji sektörünün ötesinde ulaştırma, tarım, perakende, inşaat ve sanayi gibi birçok sektörü etkileyebileceğini söyledi. En başarılı kurumların reaktif kriz yönetiminden, proaktif dayanıklılık yönetimine geçebilen kurumlar olacağını ifade eden Çamlı; “Kararlarımızı farklı ticari senaryolara dayanarak vermeli ve çeşitli olası sonuçlara hazırlıklı olmalıyız” dedi. Enerjisa Üretim CEO'su İhsan Erbil Bayçöl moderatörlüğünde gerçekleştirilen ‘Dönüşüm sürecinde liderlik: Orta Avrupa’da riskleri fırsatlara dönüştürmek’ başlıklı panelde; IC Enterra CEO'su Cem Aşık, Başkentgaz CEO’su Emre Torun, TAURON CEO’su Grzegorz Lot, ENEA S.A. Ticari İşler Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Bartosz Krysta hızla değişen bir ortamda liderlerin stratejisi, enerji güvenliği, pazar dönüşümü ve dayanıklılık konuları hakkında görüş ve gelecek için önerilerini paylaştı. EY Parthenon Enerji Sektörü Lideri Kinga Charpentier moderatörlüğünde gerçekleştirilen ‘Sermaye için rekabet: Bir fırsatı yatırım yapılabilir kılan nedir?’ başlıklı panelde ise; EBRD Avrasya Enerji Bölümü Başkanı Şule Kılıç, Sunotec-Group Strateji Başkanı Alexander Zahariev, Actis LLP Başkan Yardımcısı Jonathan Herren ve OX2 A.B. Ülke Müdürü Lacramioara Diaconu katılımcılarla yüksek performans gösteren olgun pazarlardan güncel içgörüleri ve çıkarılan dersleri paylaştı. ‘Enerji güvenliğinin yeniden tanımlanması: Sahadan gelen dayanıklılık, egemenlik ve sistem hazırlığı’ panelinde ise uzun vadeli risklere yönelik stratejik yanıtlar EY Türkiye Siber Güvenlik Hizmetleri Lideri Ulvi Cemal Bucak moderatörlüğünde Corvion P.S.A. Genel Müdürü Mariusz Balicki ile ele alındı. Yapay zekâ kaynaklı elektrik talebi hızla büyüyor Konferansta, enerji sektörünün yapay zekâ yatırımlarındaki hızını da dikkat çekildi. Küresel çapta neredeyse tüm sektörlerdeki yapay zekâ yatırımlarındaki büyümenin enerji talebini de önemli ölçüde artırdığını belirtildi. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) projeksiyonlarına göre yapay zekâ kaynaklı elektrik talebinin on yılın sonuna kadar iki katından fazla artabileceği ifade edilerek, şebeke kapasitesi ve bağlantı süreçlerinin kritik öneme sahip olduğunu vurgulandı. Yapay zekâ ile enerji arasındaki ilişkinin önündeki temel engelin teknoloji değil, koordinasyon eksikliği olabileceği aktarıldı. Yapay zeka – Olga, Thierry, George isimlerini ekleyelim. Veri merkezleri enerji ekosisteminin yeni esnek varlıkları olabilir Veri merkezlerinin gelecekte enerji sistemlerinin esnek unsurlarına dönüşebileceğine dikkat çekilerek, EY’ın yapay zekâ ajanları ve süreç otomasyonuna önemli yatırımlar yaptığı belirtildi. Özellikle veri merkezlerinin enerji şebekelerine sağlayabileceği esneklik değerinin sektörün en önemli tartışma alanlarından biri haline geldiği ifade edildi. Enerjiye erişimin veri merkezi büyümesinin önündeki en büyük kısıtlardan biri haline geldiği vurgulanırken, teknoloji şirketleri ile enerji şirketleri arasında yeni iş birliği modellerinin geliştiğine de dikkat çekildi. Veri merkezleri enerji sisteminin esnek varlıkları hâline gelebilir mi, talebi gerektiğinde ayarlayabilirler mi, şebeke dengelemesine katkı sağlayabilirler mi, elektrik tüketen yapılar olmanın ötesine geçerek şebeke esnekliğini destekleyebilirler mi? gibi konu başlıkları ele alındı. Bu sene COP31’de odak, uygulama ve sonuçlar olacak Konferans programının önemli başlıkları arasında yer alan COP31 ile ilgili olarak EY Türkiye İklim Değişikliği ve Sürdürülebilirlik Hizmetleri Lideri Şirket Ortağı Ece Sevin; bu sene COP31 gündeminin artık daha fazla uygulama ve sonuç alma odağında şekillendiğini söyledi. Sevin; enerji dönüşümü, yenilenebilir enerji, yeşil sanayileşme, iklim finansmanı, gıda güvenliği, dayanıklı şehirler, sağlık sistemleri, döngüsel ekonomi ve atık yönetiminin COP31’in öne çıkan başlıkları arasında yer alacağını belirtti. İklim gündeminin yalnızca çevre politikalarıyla sınırlı olmadığını ifade eden Sevin, bu süreçlerin sermaye maliyetlerinden yatırım kararlarına, karbon piyasalarından sürdürülebilirlik raporlamasına kadar şirketlerin iş modellerini doğrudan etkilediğini vurguladı. Sevin, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) ve diğer iklim odaklı düzenlemelerin şirketlerin maliyet yapılarını doğrudan etkileyebileceğine değindi. Öte yandan sürdürülebilirlik raporlaması alanında da küresel ölçekte daha güçlü bir dönüşüm yaşandığının altı çizildi. Bu dönüşüm; ISSB standartları, CSRD ve diğer yeni raporlama gereklilikleri aracılığıyla giderek hız kazandığı, Kurumsal Sürdürülebilirlik Durum Tespiti Direktifi (CSDDD) gibi düzenlemelerin, tedarik zincirlerinin tamamında daha yüksek şeffaflık beklentileri oluşturduğu aktarıldı. Konferansın ikinci gününde ise uluslararası katılımcılarla birlikte Enerjisa Üretim Senkron Remote Operation Center’a ziyaret gerçekleştirilerek; enerji operasyonlarında dijitalleşme, verimlilik ve uzaktan yönetimin sektördeki etkisi yerinde incelendi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

EİB’de Üst Düzey Atama  Haber

EİB’de Üst Düzey Atama 

Yusuf Gabay, EİB bünyesinde Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Geçmiş Dönem Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Işık’tan sonra Sürdürülebilirlik ve Organik Ürünler Koordinatörlüğü görevini yürütecek ikinci isim olacak. Gabay, sürdürülebilirlik çalışmalarını daha ileri taşımak için çalışacaklarını söyledi. EİB sürdürülebilirlikte öncü kurumlar arasında yer alıyor Sürdürülebilirliğin küresel ticaretin geleceğini belirleyen temel unsurlardan biri haline geldiğini ifade eden Yusuf Gabay, Ege İhracatçı Birlikleri'nin bu alanda uzun yıllardır öncü çalışmalar yürüttüğünü belirtti. Gabay, "Dünya ticaretinin kuralları değişiyor. Artık rekabet karbon ayak izi, kaynak verimliliği, döngüsel ekonomi, izlenebilirlik ve sosyal sorumluluk kriterleriyle de şekilleniyor. Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatı, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ve sürdürülebilirlik raporlama yükümlülükleri ihracatçılarımız için yeni bir dönemin kapılarını açıyor. Ege İhracatçı Birlikleri olarak bu dönüşüm sürecinde üyelerimizin yanında yer alıyor, sürdürülebilirliği ihracatımızın geleceğini şekillendiren stratejik bir alan olarak görüyoruz." dedi. Global Compact'a üye olan ilk ihracatçı birliği EİB'nin sürdürülebilirlik alanında Türkiye'de birçok ilke imza attığını belirten Başkan Gabay, "Ege İhracatçı Birlikleri, dünyanın en büyük sürdürülebilirlik inisiyatifi olan Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi'ne (UN Global Compact) üye olan ilk ihracatçı birliği olmuştur. 2021 yılında sorumluluk bildirim raporumuzu sunarak bu küresel inisiyatifin bir parçası olduk. Düzenli olarak yayımladığımız İlerleme ve Sorumluluk Bildirim Raporlarımızla sürdürülebilirlik alanındaki performansımızı şeffaf bir şekilde kamuoyuyla paylaşıyoruz." diye konuştu. 8 bin ihracatçı firmanın yeşil dönüşüm yolculuğuna rehberlik ediyor EİB bünyesinde faaliyet gösteren Sürdürülebilirlik Çalışma Grubu'nun 12 ihracatçı birliğinin temsilcilerinden oluştuğunu ifade eden Gabay, sürdürülebilir ihracat, dijital dönüşüm, temiz teknolojiler, iklim değişikliğiyle mücadele ve döngüsel ekonomi alanlarında kapsamlı çalışmalar yürütüldüğünü söyledi. "Bugün 8 bini aşkın ihracatçı firmamızın yeşil dönüşüm yolculuğuna rehberlik ediyoruz." diyen Yusuf Gabay, şöyle devam etti: "Firmalarımıza karbon ayak izi hesaplama ve yönetimi, sürdürülebilir ihracat stratejileri, döngüsel ekonomi uygulamaları, AB Yeşil Mutabakatı ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması gibi konularda eğitimler ve danışmanlık hizmetleri sunuyoruz. Aynı zamanda yeşil finansman kaynaklarına erişim, sürdürülebilirlik raporlaması ve uluslararası mevzuatlara uyum süreçlerinde de üyelerimize destek oluyoruz. Amacımız ihracatçılarımızın küresel pazarlardaki rekabet gücünü korurken yeni ticaret düzenine en hızlı şekilde uyum sağlamalarını desteklemek." 2025 yılında 66 eğitimle 2 bin 500 katılımcıya ulaşıldı Sürdürülebilirliğin bilgi ve farkındalıkla güçleneceğini belirten Gabay, EİB'nin son yıllarda eğitim faaliyetlerine önemli kaynak ayırdığını söyleyerek, "2025 yılı boyunca sürdürülebilirlik temalı 66 eğitim, webinar, panel ve çalıştay düzenledik. Yaklaşık 2 bin 500 katılımcıya ulaştık. Bilim Temelli Hedefler Girişimi (SBTi), tekstilde sürdürülebilir çözümler, karbonsuzlaşma uygulamaları, AB mevzuatları, döngüsel ekonomi ve sürdürülebilir üretim konularında sektörlerimize yönelik çok sayıda program gerçekleştirdik. Bunun yanında kadınlar, gençler, üreticiler ve ihracatçılarımıza yönelik farkındalık projeleriyle sürdürülebilir kalkınmanın sosyal boyutunu da destekledik." diye konuştu. Devlet desteklerinde en kapsamlı hizmeti EİB sunuyor Başkan Gabay, “Devlet destekleri konusunda EİB olarak ihracatçı firmalarımıza en kapsamlı rehberlik hizmeti sunan kurumların başında geliyoruz. Yurt dışı fuarlar, Turquality, UR-GE, marka, tasarım, e-ihracat, pazara giriş belgeleri ve Responsible destekleri başta olmak üzere birçok alanda firmalara danışmanlık sağlıyoruz. Bu çalışmalar sayesinde firmalarımızın küresel pazarlarda daha güçlü markalar haline gelmesini destekliyoruz." dedi. Sürdürülebilirlik ödülleri Sektörlerin sürdürülebilir dönüşümünü destekleyen projelere büyük önem verdiklerini dile getiren Gabay, sürdürülebilirlik kriterlerinin EİB'nin UR-GE projelerinde temel öncelikler arasında yer aldığını vurgulayarak sözlerine şöyle devam etti: "Tarım sektörlerinde sürdürülebilir üretim ve izlenebilirlik uygulamaları, sanayi sektörlerinde enerji verimliliği ve düşük karbonlu üretim teknolojileri, madencilik sektöründe çevre dostu üretim ve kaynak verimliliği gibi alanlarda çalışmalar yürütüyoruz. Geçen sene ABD, İspanya, Avusturya ve Çin’in de aralarında bulunduğu sekiz ülkenin aday olduğu yarışmada, Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliğimiz, İspanya’da düzenlenen 42. Uluslararası Kuru ve Kabuklu Meyveler Kongresi’nden (INC) anlamlı bir ödülle döndü. Birliğimizin gıda güvenliği çalışmaları çerçevesinde geliştirdiği “Aflatoksinli Kuru İncirlerin Sürdürülebilir Yönetimi Projesi”, Palma de Mallorca’daki kongrede, “Sürdürülebilirlik Ödülü”ne değer görüldü. Türkiye’nin projeyle ortaya koyduğu bütüncül yaklaşım, INC tarafından “küresel ölçekte model” olarak değerlendirildi. Aynı zamanda geçtiğimiz günlerde tekstil sektöründe gerçekleştirilen Yaşam Döngüsü Analizi Danışmanlığı faaliyetimizin Ticaret Bakanlığımız tarafından 'İyi Uygulama Örneği' ödülüne layık görülmesi sürdürülebilirlik alanındaki çalışmalarımızın başarısını ortaya koymuştur." EİB'nin yalnızca üyelerine değil, kendi kurumsal yapısında da sürdürülebilirlik uygulamalarını hayata geçirdiğini belirten Yusuf Gabay, "ISO 14001 Çevre Yönetim Sistemi ve Sıfır Atık Belgesi kapsamında çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Dijitalleşme ve kağıtsız ofis uygulamalarıyla kaynak kullanımını azaltıyor, sera gazı emisyonlarımızı uluslararası standartlara uygun şekilde ölçüyor ve çevresel performansımızı düzenli olarak raporluyoruz. Kurum olarak örnek olmayı önemsiyoruz.” dedi. Yeni dönemde odak noktası: Karbon yönetimi ve yapay zeka Yeni dönemde ihracatçıların yeşil dönüşüm sürecine daha güçlü destek vermeyi hedeflediklerini söyleyen Gabay, "Önümüzdeki dönemde firmalarımızın karbon yönetimi ve iklim riskleri konusunda kapasitelerini artırmaya, SKDM ve sürdürülebilirlik raporlaması süreçlerine uyumlarını hızlandırmaya, döngüsel ekonomi uygulamalarını yaygınlaştırmaya ve enerji verimliliği projelerini desteklemeye odaklanacağız. Bunun yanında uluslararası fonlardan daha fazla yararlanılması, Avrupa Birliği projelerinde etkinliğin artırılması ve yapay zeka ile dijital teknolojilerin sürdürülebilirlik çalışmalarına entegrasyonu da önceliklerimiz arasında yer alacak. Hedefimiz, sektörlerimizin sürdürülebilirlik yol haritalarını güçlendirerek Türk ihracatının küresel rekabetçiliğine katkı sunmak." diye konuştu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.