Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Sınırda Karbon

Kapsül Haber Ajansı - Sınırda Karbon haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sınırda Karbon haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Türkiye’nin Temiz Sanayi Dönüşümüne Yönelik Yatırımların Önünü Açmak için Önemli Buluşma Haber

Türkiye’nin Temiz Sanayi Dönüşümüne Yönelik Yatırımların Önünü Açmak için Önemli Buluşma

Türkiye’de, derin karbonsuzlaştırılmış sanayi ürünlerinin üretimini hedefleyen, ticari ölçekli 13 temiz üretim projesinden oluşan yeni bir proje portföyü şekilleniyor. Bugün Ankara’da bir araya gelen üst düzey kamu, sanayi ve finans sektörü temsilcileri, uygun finansman ve politika koşullarının sağlanması halinde bu projelerin yatırım aşamasına ilerleyebileceği konusunda bilgilendirildi. Enerji yoğun sektörlerden, finans kuruluşlarından ve kamu kurumlarından 40’ı aşkın üst düzey temsilci, düşük karbonlu çelik, çimento, alüminyum ve gübre projelerinin nihai yatırım kararına (FID) ulaşabilmesi için gerekli koşulları değerlendirmek üzere Build Clean Now Türkiye Çalıştayı’nda bir araya geldi. Çalıştay, Sanayi Dönüşümü Hızlandırıcısı (ITA) tarafından, Türkiye Cumhuriyeti Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile yakın koordinasyon içerisinde ve Boston Consulting Group’un (BCG) desteğiyle gerçekleştirildi. Bu dört sektör, yılda yaklaşık 110 milyon ton CO₂ eşdeğeri sera gazı emisyonuna neden oluyor. Bu miktar, Türkiye’nin toplam sera gazı emisyonlarının yaklaşık altıda birine karşılık geliyor. Söz konusu sektörler aynı zamanda, Avrupa Birliği’ne ithal edilen ürünlerin içerdiği karbonu fiyatlandıran Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM/CBAM) kapsamında yer alıyor. Bu durum, söz konusu sektörlerin dönüşümünü Türkiye’nin ihracatta rekabet gücünü koruması açısından kritik hale getiriyor. Türkiye sanayisi için 71 milyar dolarlık yatırım fırsatı “Türkiye’nin Temiz Sanayi Fırsatı” başlıklı açılış konuşmasında Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Muhammet Kasım Gönüllü, çelik, çimento, alüminyum ve gübre sektörlerinin temiz dönüşümü için yaklaşık 71 milyar ABD doları tutarında yatırım gerektiğini belirtti. “Yeşil dönüşümü bir maliyet olarak değil; yeni yatırımlar, teknoloji geliştirme, pazar çeşitlendirmesi ve sürdürülebilir büyüme için bir fırsat olarak görüyoruz” diyen Gönüllü, sözlerini şöyle sürdürdü: “Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız ile Sanayi Dönüşümü Hızlandırıcısı arasında geliştirmeyi öngördüğümüz ITA Türkiye Programı’nı, sanayimizin rekabet gücünü koruyacak, yeni yatırım alanları açacak ve Türkiye’nin küresel değer zincirlerindeki konumunu güçlendirecek stratejik bir iş birliği olarak değerlendiriyoruz. Amacımız yalnızca desteklenen proje sayısını artırmak değil, yatırım kararlarını kolaylaştıran ve özel sektörü harekete geçiren kalıcı sonuçlar elde etmektir.” Gönüllü, Türkiye Sanayide Karbonsuzlaşma Yatırım Platformu’nun (TIDIP), 2030 yılına kadar 5 milyar avronun üzerinde yatırımı desteklemeyi ve yıllık sera gazı emisyonlarını 20 milyon ton CO₂ eşdeğeri azaltmayı hedeflediğini belirtti. Ayrıca ITA Türkiye Programı’nın mevcut politika ve finansman araçlarını tamamlayıcı nitelikte olacağını ifade etti. Temiz sanayi yatırımları gelişmekte olan ekonomilere yayılıyor Çalıştayın açılışında konuşan Mission Possible Partnership CEO’su ve Sanayi Dönüşümü Hızlandırıcısı (ITA) İcra Direktörü Faustine Delasalle, Türkiye’nin güçlü sanayi altyapısının ve yenilenebilir enerji potansiyelinin, temiz sanayi yatırımlarını çekme konusunda ülkeye önemli avantajlar sağladığını belirtti. Delasalle, dünya genelinde yaklaşık 1.000 temiz sanayi projesinin geliştirme aşamasında olduğunu, 160’tan fazla projenin ise nihai yatırım kararına (FID) ulaşarak faaliyete geçtiğini veya uygulama aşamasında bulunduğunu ifade etti. 2026 yılının ilk yarısında 19 ticari ölçekli projenin nihai yatırım kararına ulaştığını belirten Delasalle, bu sayının bir önceki yılın aynı dönemine göre iki katına çıktığını vurguladı. “Sanayide derin karbonsuzlaşma artık yalnızca bir hedef değil; dünya genelinde ticari ölçekte gerçekleşen ve gelişmekte olan ekonomilere yayılan bir dönüşüm” diyen Faustine Delasalle, sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye gibi güçlü sanayi temellerine ve önemli bir yenilenebilir enerji potansiyeline sahip ülkeler, enerji yoğun sanayi yatırımlarını çekme konusunda büyük rekabet avantajlarına sahip. Türkiye’de hâlihazırda sınırlı sayıda olan derin karbonsuzlaşma projelerinin, uygun yatırım koşullarının sağlanması halinde hızla artabileceğine inanıyoruz.” Delasalle, ITA’nın Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ve yerel uygulama ortağı Boston Consulting Group (BCG) ile başlattığı çalışmaların, önümüzdeki yıllarda temiz sanayi yatırımlarını hızlandırmaya yönelik ortak önceliklerin belirlenmesine katkı sağlayacağını ifade etti. Talep, finansman, düzenlemeler ve altyapı bir araya gelmeli ITA ve BCG’nin sanayi sektörüyle birlikte yürüttüğü kapsamlı analiz, temiz sanayi projelerinin hayata geçirilebilmesi için gerekli dört temel koşulu ortaya koydu. BCG Yönetici Direktörü ve Ortağı Batu Yiğit, “Temiz sanayi yatırımlarının hayata geçebilmesi için dört temel unsurun bir araya gelmesi gerekiyor: talep, uygun bir düzenleyici çerçeve, güçlü değer zincirleri ve altyapı” dedi. Yiğit, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu unsurlardan herhangi birinin eksik olması, yatırımların ilerlemesini zorlaştırıyor. Özellikle ortak altyapı yatırımlarında kamu-özel sektör iş birliği kritik önem taşıyor.” BCG Proje Lideri Betül Çahan, ekibin karşılaşılan engelleri belirlemek amacıyla yaklaşık 20 şirketle görüşmeler gerçekleştirdiğini belirtti. Çahan, “Görüşmelerimiz, temiz sanayi yatırımlarının önündeki en önemli engellerden birinin düşük karbonlu ürünlere yönelik yeterli ve sürdürülebilir talebin bulunmaması olduğunu gösteriyor” dedi. Çahan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Uzun vadeli alım garantileri, uygun finansman ve ortak altyapı çözümleri olmadan büyük ölçekli projeleri hayata geçirmek zorlaşıyor. Amacımız, sanayinin ihtiyaçlarından hareketle uygulanabilir çözümler geliştirmek.” Faustine Delasalle moderatörlüğünde gerçekleştirilen “Türkiye’de Nihai Yatırım Kararına Giden Yol Haritası” başlıklı üst düzey panelde, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Sanayi Genel Müdürlüğü Metal Sanayi ve Kritik Malzemeler Dairesi Başkanı Ahmet Türkarslan, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) Türkiye Ofisi Başkan Yardımcısı Mehmet Üvez ve Limak Çimento Grup Proses Direktörü Sabri Trabelsi bir araya geldi. Kapanış oturumunda ise ITA ve BCG, proje geliştiricilerinden elde edilen bulguları ve yatırımların hızlandırılmasına yönelik seçenekleri paylaştı. Türkiye’de giderek büyüyen proje portföyü ITA’nın sanayi şirketleri ve proje geliştiricileriyle yürüttüğü çalışmalar sonucunda aşağıdaki projeler tespit edildi: Ticari ölçekli üç temiz sanayi projesiİki pilot ve araştırma-geliştirme (Ar-Ge) ölçeğinde projelerHayata geçirilme potansiyeli bulunan 10 ilave projeSanayi kaynaklı emisyonları kısmen azaltmak amacıyla olgunlaşmış ve ticari olarak kendini kanıtlamış teknolojileri kullanan 116 düşük karbonlu proje Öneriler Antalya'da düzenlenecek COP31'de sunulacak Çalıştaydan elde edilen bulgular, ITA ve BCG tarafından yürütülen araştırmalarla birleştirilerek Antalya’da düzenlenecek COP31 kapsamında yayımlanması planlanan Türkiye Değerlendirme Bilgi Notu’nda (Türkiye Insights Briefing) ele alınacak. Söz konusu bilgi notunda, Türkiye’deki temiz sanayi projelerinin karşılaştığı engeller, projelerin ihtiyaç duyduğu finansman koşulları ve yatırımları hızlandırmaya yönelik somut adımlar ortaya konulacak. Türkiye, ITA’nın diğer ülkelerde edindiği deneyimlerden de yararlanacak. Brezilya’da ITA, düşük emisyonlu gübre üretimini desteklemeye yönelik politika tedbirlerinin geliştirilmesine katkı sağlarken, Hindistan’da hidrojen bazlı çelik ve e-metanol projeleri için yeni piyasa mekanizmaları geliştiriliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

EIF 2026 Enerji Sektörünü Antalya’da Buluşturmaya Hazırlanıyor Haber

EIF 2026 Enerji Sektörünü Antalya’da Buluşturmaya Hazırlanıyor

5–7 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya ANFAŞ Fuar Merkezi’nde gerçekleştirilecek EIF Enerji Kongresi ve Fuarı, 30 bin metrekarelik alanda yaklaşık 200 firmayı bir araya getirecek. 30 binin üzerinde ziyaretçinin hedeflendiği organizasyonda, yurt dışından 32 farklı alım heyetinin katılımı da planlanıyor. Kongre programında ise üç ayrı salonda düzenlenecek oturumlarla enerji depolamanın elektrik piyasasındaki rolü, güneş ve rüzgâr enerjisinde yeni yatırım alanları, projelerin finansmanı, yapay zekâ uygulamaları ve karbon piyasalarının iş dünyasına etkileri değerlendirilecek. “ENERJİ YATIRIMLARINI TEKNOLOJİ, FİNANSMAN VE MEVZUATLA BİRLİKTE ELE ALACAĞIZ” Kongrenin gündemini değerlendiren EIF Yönetim Kurulu Başkanı M. Murat Dilek, şunları söyledi: “Enerji sektöründe yeni yatırımları konuşurken üretim kapasitesinin yanında depolamayı, şebeke altyapısını, finansmanı ve değişen mevzuatı birlikte değerlendirmemiz gerekiyor. EIF 2026 Kongresi’nde depolamanın elektrik piyasasındaki rolünden güneş ve rüzgârda yeni yatırım alanlarına, projelerin finansmanından karbon piyasalarının iş dünyasına etkilerine kadar birbiriyle bağlantılı başlıkları ele alacağız. Yatırımcıların, teknoloji sağlayıcılarının ve finans kuruluşlarının farklı bakış açılarını aynı zeminde buluşturarak projelerin hayata geçirilmesi için ihtiyaç duyulan çözümleri tartışmayı hedefliyoruz.” DEPOLAMA, ELEKTRİK PİYASASINI NASIL DÖNÜŞTÜRECEK? Kongrenin önemli gündemlerinden biri, enerji depolamanın üretim ve elektrik ticaretindeki rolü olacak. “Yeni Nesil Elektrik Piyasası: Depolama, Toplayıcılık ve Enerji Ticareti” oturumunda, depolama teknolojileriyle birlikte gelişen piyasa yapısı ve yeni iş modelleri değerlendirilecek. “Yatırımcı Gözüyle Depolamalı Yatırımlarda Mevcut Durum” oturumu, projelerin geldiği aşamayı yatırımcı perspektifinden gündeme taşırken; yerinde üretim ve depolama lisansı ile uçtan uca depolama çözümleri de ayrı oturumlarda ele alınacak. Depolamalı rüzgâr enerjisi projeleri ve pompaj depolamalı hidroelektrik santralleri ise farklı üretim kaynaklarının depolamayla entegrasyonu kapsamında tartışılacak. GÜNEŞTE TARIMDAN YÜZER GES’E, RÜZGÂRDA DENİZ ÜSTÜ PROJELERE Güneş enerjisinde yeni kullanım alanları ve yerli üretimin rekabet gücü, kongrenin öne çıkan başlıkları arasında yer alacak. “Yerli Güneş Hücresi Üretiminde Teknoloji ve Küresel Rekabet” oturumunda üretim teknolojileri ve rekabet koşulları değerlendirilirken, “Güneş Enerjisinde Yeni Pazarlar: Tarımdan Sanayiye, Çatıdan Yüzer GES’e” oturumunda farklı uygulama alanlarının sunduğu fırsatlar ele alınacak. Rüzgâr enerjisi oturumlarında ise depolamalı projelerin yanı sıra yeni nesil teknolojiler ve Türkiye’nin deniz üstü rüzgâr enerjisi vizyonu tartışılacak. YATIRIMCI VE FİNANS KURULUŞLARI PROJELERİN FİNANSMANINI KONUŞACAK Enerji projelerinin hayata geçirilmesinde kritik rol oynayan finansman konusu, “Yatırımcılar ve Finans Kuruluşları Konuşuyor: RES-GES Projelerinin Finansmanı” oturumunda değerlendirilecek. “Karbonsuzlaşma Yolculuğunda İklim Finansmanı” oturumu da dönüşümün finansal boyutunu gündeme taşıyacak. Rüzgâr enerjisi projelerinde hukuki, teknik ve finansal risklerin yönetimi ise ayrı bir oturumda ele alınacak. İKLİM KANUNU VE KARBON PİYASALARININ İŞ DÜNYASINA ETKİLERİ Kongrede Türkiye İklim Kanunu’nun yasal çerçevesi, uygulama takvimi ve iş dünyasına yansımaları tartışılacak. “Karbon Piyasalarında Yeni Dönem: ETS, SKDM ve Yatırımcı İçin Ne Değişiyor?” oturumunda, Emisyon Ticaret Sistemi ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın yatırımcılar açısından etkileri değerlendirilecek. Bu kapsamda karbon piyasalarındaki gelişmelerin şirketlerin yatırım kararlarına, rekabet koşullarına ve uluslararası ticaret süreçlerine yansımaları ele alınacak. YAPAY ZEKÂ, ENERJİ VERİMLİLİĞİ VE ŞEBEKE ALTYAPISI “Yapay Zekâ ile Enerji Dönüşümü” oturumunda dijital teknolojilerin sektördeki rolü ele alınırken, enerji verimliliğine güç veren İsveç çözümleri de programda yer alacak. Yenilenebilir enerji ekipmanlarında verimlilik, kalite ve dayanıklılık ile şebeke yatırımlarında kablo ve tedarik güvenliği, dönüşümün teknoloji ve altyapı ihtiyaçları kapsamında değerlendirilecek. Biyogazdan biyometana geçiş ve jeotermal enerjinin elektrikten ısıya entegre kullanımı da kongrede tartışılacak. Böylece farklı enerji kaynaklarının kullanım alanları ve yeni yatırım olanakları programda yer bulacak. EIF Enerji Kongresi ve Fuarı, 5–7 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya ANFAŞ Fuar Merkezi’nde gerçekleştirilecek. Domino Organizasyon Hakkında Domino Organizasyon, 1999 yılından bu yana ulusal ve uluslararası kongre, seminer, sempozyum ve fuarlar düzenlemektedir. Deneyimli kadrosuyla farklı sektörlere yönelik organizasyonlar gerçekleştiren şirket, katılımcılar arasında bilgi paylaşımını ve ticari iş birliklerini destekleyen buluşmalar organize etmektedir. EIF Dünya Enerji Kongresi ve Fuarı Hakkında EIF Dünya Enerji Kongresi ve Fuarı; enerji şirketlerini, yerli ve yabancı yatırımcıları, teknoloji üreticilerini, finans kuruluşlarını ve sektör profesyonellerini bir araya getiren uluslararası bir buluşma platformudur. Kongre olarak başlayan ve zamanla fuar organizasyonuyla kapsamını genişleten EIF, enerji sektörünün yatırım, teknoloji ve dönüşüm gündemini oturumlar, B2B görüşmeler ve ticari buluşmalarla ele almaktadır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ali Y. Koç: “Elektrifikasyon Hedefinin Gerçekleşmesi, Ülke Olarak Rekabet Gücümüzü Artırır” Haber

Ali Y. Koç: “Elektrifikasyon Hedefinin Gerçekleşmesi, Ülke Olarak Rekabet Gücümüzü Artırır”

COP31 Küresel İş Ortağı Koç Holding’in Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Y. Koç, “Oksijen İklimin Ötesinde: Antalya’ya Doğru” zirvesinde Uluslararası Enerji Ajansı Başkanı Dr. Fatih Birol ile bir araya geldi. COP31 öncesinde Rahmi M. Koç Müzesi’nde gerçekleştirilen buluşmada; küresel enerji dönüşümü, rekabetçilik ve iş dünyasının dönüşüm sürecindeki rolü değerlendirildi. Ali Y. Koç ve Dr. Fatih Birol, gazeteci Barçın Yinanç’ın moderatörlüğünü üstlendiği oturumda, COP31’e giden süreçte enerji dönüşümünün ekonomik büyüme ve rekabetçilik üzerindeki etkilerini ele aldılar. Yeşil dönüşüm yatırımlarını teşvik edecek bir ortamın sağlanmasını önemli bulduğunu kaydeden Ali Y. Koç, “Doğası gereği yenilenebilir enerji yüzde 100 üretim yapamıyor, yani 7/24 çalışamıyor. Bugün geldiğimiz noktada yüzde 61 üretim kapasitesi, enerji tüketiminin yüzde 40'ını karşılıyor. Bu arayı kapatabilmek için ciddi anlamda şebeke yatırımlarına ve depolamaya ihtiyacımız var. Bu durum, aynı zamanda iş dünyası için potansiyel sunuyor. Şu anda dünyadaki depolama kapasitesinin 6 misline ihtiyaç var. Dolayısıyla kamunun da iş dünyasına yeşil dönüşüm için yatırım yapabileceği iklimi, yatırımcıyı cezbedecek ortamı sağlaması gerekiyor” dedi. Ali Y. Koç: “İklim, rekabeti belirleyen önemli bir faktör haline geldi” Uluslararası rekabette enerji, finansman, teknoloji, jeopolitik gibi konuların hiç olmadığı kadar birbirine bağlı olduğunu kaydeden Koç, “İklim daha önce bugün olduğu kadar rekabet faktörü değildi. Örneğin sınırda karbon maliyetlendirmesi veya iklimle ilgili teşvikler gibi bu alandaki düzenlemeler ülkeden ülkeye değişiyor. Avrupa'daki enerji maliyeti Amerika'nın iki katı. İşin maliyeti de rekabeti çok etkiliyor” ifadelerini kullandı. Çinli şirketlerin dünyada bu kadar pazar payının artmasının arkasında kamu desteklerinin olduğunu belirten Koç, Çin’in stratejik bağımsızlık perspektifi doğrultusunda uzun yıllardır elektrifikasyonu önceliklendirdiğine dikkat çekti. Ali Y. Koç: “Finans kuruluşları ile finansmana ihtiyacı olan ülkeleri birleştirmek önemli” Koç Holding’in COP31’in Küresel İş Ortaklığı’na değinen Koç, “Hem ülkemizin ev sahipliğine katkı verebileceğimiz için hem de yaptıklarımızı anlatabileceğimiz için heyecanlıyız. Yeni iş birliklerini, teşvikleri, o ağın içinde hem yurt içi hem yurt dışı yeni yatırım imkanlarını sağlayabileceğimizi, geliştirebileceğimizi düşünüyorum” dedi. COP31 Başkanlığının net bir yol haritası olduğunu kaydeden Koç, “Uluslararası Enerji Ajansı, 2035'te enerji tüketiminin yüzde 35'inin elektrik olması hedefinin yüzde 33 olarak gerçekleşeceğini söyledi. Demek ki 2035’te %35 hedefi koyarak gerçekten erişilebilir bir rakamdan bahsediyoruz. Hatta hedefe ulaşıldığı takdirde, özellikle bizim gibi enerjisi ithalata bağımlı ülkelerin enerji maliyetlerinin 400 milyar dolar daha azalacağı öngörülüyor. Bu, daha rekabetçi olabileceğiz demek” dedi. Dünyada sermaye eksikliği olmadığını belirten Koç, “Ülkelerin iklim hedefleri, dönüşüm planları, enerji güvenliği ve bağımsızlığına yönelik projeleri için finansmana ihtiyacı var. Finans kuruluşlarının finansman vermek istediği projeler var, fakat yeterince uygun proje bulamıyorlar. Finans kuruluşları ile finansmana ihtiyacı olan ülkeleri birleştirmek önemli” dedi. Fatih Birol: “Elektrifikasyon çevreye pozitif etkisinin yanı sıra enerji güvenliği açısından da son derece önemli” Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı Dr. Fatih Birol ise konuşmasında COP31’de elektrifikasyonla ilgili verilecek taahhütlerin önemine değindi. Birol: “Antalya'da COP31 bittiği zaman, örneğin 150 ülke ‘Dünyadaki şu anda elektriğin toplam enerjideki %23 olan payını 2035’de %35’e çıkarmayı hedefliyoruz’ diye bir bildirgenin altına imza atsa, bu sadece bir siyasi belge olarak kalmaktan çıkacak, piyasalara, yatırımcılara yön verecek” dedi. Birol ülkelerin bundan sonra elektrifikasyon alanında yapacakları yatırımların, alacağı tedbirlerin son derece önemli olduğuna değindi ve “Özellikle bizim gibi enerjiyi ithal eden ülkeler için yatırımlar önemli. Çünkü bizim ithalat rakamlarımız düşecek. Cari açığımızın büyük bir kısmı petrol, doğal gaz kullanımlarından geçiyor. Onlar düşecek. Çevreye pozitif etkisi olacak ve de elektrifikasyon enerji güvenliği açısından son derece önemli” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ege Bölgesi’nin İhracat Şampiyonu Demir Ve Demirdışı Metaller Sektörü İhracat Şampiyonları Listesinde 28 Firmayla Yerini Aldı Haber

Ege Bölgesi’nin İhracat Şampiyonu Demir Ve Demirdışı Metaller Sektörü İhracat Şampiyonları Listesinde 28 Firmayla Yerini Aldı

Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkan Yardımcısı ve Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Fatih Uysal, otomotiv endüstrisinden inşaata, elektrik ve elektronikten makine sektörüne, iklimlendirmeden savunma sanayiine pek çok sektöre ürün tedarik ettiklerini ihracat şampiyonları listesinde 28 firmayla yer almanın mutluluğunu yaşadıklarını, 17 Haziran 2026 tarihinde İstanbul Sanayi Odası tarafından açıklanan Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu Araştırması’nda da 20 üyelerinin yer aldığını, 401 milyar 310 milyon TL’lik üretimden satış rakamına ulaştıklarını dile getirdi. Türkiye'de demir-çelik sektörünün üretiminin yaklaşık %70'inin elektrik ark ocaklı tesislerde büyük ölçüde hurda kullanılarak gerçekleştirildiğini ve bu yapısıyla dünyanın önde gelen düşük karbonlu çelik üreticileri arasında yer aldığını vurgulayan Uysal ““Avrupa Birliği'nde uygulanmaya başlayan Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması'na uyum sağlamada Çin ve diğer rakip ülkelerimize göre önemli bir avantaja sahibiz. Bu avantajın Avrupa Birliği'nin ticaret politikalarına da yansıması halinde, sektörümüz ihracatını ivmelendirebilecek üretim ve ihracat kabiliyetine sahiptir." şeklinde konuştu. Başak Metal Türkiye ikincisi Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği’nin ihracat birincisi olan Başak Metal Tic. ve San. A.Ş. 2025 yılında ihracatını yüzde 18’lik artışla 586,2 milyon dolardan 690,2 milyon dolara çıkararak TİM İlk 1000 İhracatçı Listesi’nde 5 basamak yükselerek 36. sıraya adını yazdırdı. Başak Metal, demir ve demirdışı metaller sektöründe Türkiye ikinciliğini de sağlamlaştırdı. PETKİM Petrokimya Holding A.Ş. 53. sırada Ege Bölgesi’nin ihracatta güçlü firmalarından EDDMİB üyesi Petkim Petrokimya Holding A.Ş. 460,2 milyon dolarlık ihracatla genel sıralamada 53. Sıraya adını yazdırdı. İzmir Demir Çelik A.Ş. 20 sıra ilerledi 2025 yılında ihracatını yüzde 23,3’lük artışla 218 milyon dolardan 268,8 milyon dolara taşıyan İzmir Demir Çelik Sanayi A.Ş. listede 20 sıralık yükselişle 107. basamağın yeni sahibi oldu. KCR Dış Ticaret A.Ş. 120.sırada yer aldı KCR Dış Ticaret A.Ş. ihracatını 2025 yılında yüzde 411’lik arışla 251 milyon 83 bin dolara yükselterek TİM İlk 1000 Listesi’nde en yüksek ihracat artışına imza atan firma oldu ve listede 120. Sırada yer aldı. Maxion İnci Jant 138. sırada Ege Bölgesi’nin güçlü firmalarından Maxion İnci Jant Sanayi ve Ticaret A.Ş. 228,5 milyon dolarlık ihracatla 138. Sıraya adını yazdırdı. Kardemir Dış Ticaret A.Ş. 159. Sıraya adını yazdırdı Türkiye’nin entegre demir-çelik üretim tesislerinden olan ve Ege Bölgesi’nin sanayi devleri arasında yer alan Kardemir Dış Ticaret A.Ş. 190 milyon dolarlık ihracatla 159. Sırada temsil edildi. Bağlantı elemanları ihracatının zirvesinde Norm Cıvata var Bağlantı elemanları sektöründe Türkiye’nin ihracat lideri Norm Cıvata Sanayi ve Ticaret A.Ş. 2025 yılında Türkiye’ye 182,7 milyon dolar döviz kazandırarak 165. En çok ihracat yapan firma olurken, bağlantı elemanları sektöründen TİM İlk 1000 İhracatçı Listesine giren tek ihracatçı oldu. Habaş, Çelik Sektöründe Türkiye İhracat Şampiyonu Kanuni merkezi İstanbul olan ancak İzmir’de üretim tesisleri olan Habaş Sınai ve Tıbbi Gazlar İstihsal Endüstrisi A.Ş. 2025 yılında 1 milyar 212 milyon dolarlık ihracatla Çelik sektörünün ihracat şampiyonluklarına yeni bir halka ekledi. Firma, Türkiye genelinde de en çok ihracat yapan 21. Firma olma başarısı gösterdi. Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği üyeleri arasında TİM İlk 1000 İhracatçı Listesinde yer alan diğer firmalar; “Atom Kablo Sanayi ve Ticaret A.Ş., Kocaer Çelik Sanayi ve Ticaret A.Ş., Vergo Enerji Sistemleri Sanayi ve Ticaret A.Ş., Maxion Jantaş Jant Sanayi ve Ticaret A.Ş., Jantsa Jant Sanayi ve Ticaret A.Ş., Klimasan Klima Sanayi ve Ticaret A.Ş., HN Metal Madencilik Geri Dönüşümlü Maddeler Taş. İnş. San. Dış Tic. Ltd. Şti., AKD Döküm Ticaret A.Ş., Krone Trailer International Ticaret Ltd. Şti., Kayseri Metal Center Sanayi ve Ticaret A.Ş., Nemak İzmir Döküm Sanayi A.Ş., Yarış Kabin Sanayii ve Ticaret A.Ş., Sarıgözoğlu Hidrolik Makine ve Kalıp Sanayi ve Ticaret A.Ş., Proline Yapı Sistemleri Pazarlama ve Ticaret A.Ş., AKG Termoteknik Sistemler Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti., Baylan Ölçü Aletleri Sanayi ve Ticaret A.Ş., Atlas TRF Elektrik San. ve Tic. A.Ş. ve Dikkan Dış Ticaret A.Ş. olurken, TİM İlk 1000 İhracatçı Listesi’nde yer alan iki firma araştırmaya katılmamayı tercih etti.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Küresel Metal Sektörü Büyümeyi Sürdürüyor Haber

Küresel Metal Sektörü Büyümeyi Sürdürüyor

Allianz Trade Metal Sektörü Raporu’nda; küresel metal ve madencilik sektörünü, demir cevheri ve çelikten bakır, altın, lityum ve nadir toprak elementlerine kadar sanayi gelişimini ve küresel enerji dönüşümünü destekleyen temel hammaddeleri ele aldı. Raporda, 2025 yılında temel metaller ve metal ürünleri sektörünün küresel brüt üretiminin yaklaşık 9,6 trilyon dolar seviyesine ulaştığı bilgisine yer verildi. Türkiye küresel metal sektöründe önemli bir pazar… Allianz Trade Metal Sektörü Raporu’nda Türkiye’ye de geniş yer verildi. Raporda Türkiye’nin, küresel metal sektöründe yapısal açıdan önemli bir konuma sahip olduğu belirtilirken, ülkenin 2024 yılında 36,9 milyon ton ham çelik üretimiyle dünyanın yedinci büyük çelik üreticisi konumunda olduğu vurgulandı. Raporda Türkiye’nin 2025 yılında 38,1 milyon ton olan ham çelik üretiminin, 2026 yılında 40,8 milyon tona yükselmesinin beklendiği belirtildi. Bu büyüme eğiliminin, sektörün güçlü yatırım ivmesini ve Türkiye'nin Avrupa, Orta Doğu ve Orta Asya pazarlarını birbirine bağlayan stratejik coğrafi konumunu yansıttığı görüşüne yer verilen raporda, daha geniş kapsamlı temel metaller ve metal ürünleri sektörünün, 2024 yılında yaklaşık 164 milyar dolar brüt üretim gerçekleştirdiğine dikkat çekildi. Bu rakamın 2025 yılında 182 milyar dolara, 2026 yılında ise 208 milyar dolara yükselmesi öngörülüyor. Böylece sektörün, küresel talepteki iyileşme ve hurda bazlı elektrik ark ocağı çelik üretimindeki rekabet avantajının desteğiyle 2026 yılında yaklaşık yüzde 14,4 yıllık büyüme kaydetmesi beklendiği de rapordaki bilgiler arasında bulunuyor. Allianz Trade Türkiye Krediler Genel Müdür Yardımcısı Altuğ Karagöz raporla ilgili şu değerlendirmede bulunuyor: “Allianz Trade Türkiye olarak, sanayimizin temel yapı taşı ve ihracatımızın ana kaldıraçlarından biri olan metal sektöründe verdiğimiz finansal garanti misyonumuzu kararlılıkla büyütmeye devam ediyoruz. Türkiye Çelik Üreticileri Derneği (TÇÜD) ve İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) verilerine göre, 2025 yılını 38,1 milyon tonluk ham çelik üretimi ve güçlü bir ihracat performansı ile kapatan sektör, 2026 yılında küresel pazarlardaki korumacı kotalar, Dahilde İşleme Rejimi (DİR) değişiklikleri ve Avrupa Birliği Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) gibi yapısal ve yeşil dönüşüm süreçlerini deneyimliyor. Bu zorlu ama fırsatlarla dolu konjonktürde, Türk metal üreticilerinin ve tedarik zincirinin likidite akışını korumak adına üstlendiğimiz toplam risk garanti büyüklüğünü, geçen yılın aynı dönemindeki 542 milyon Euro seviyesinden 677 milyon Euro’ya ulaştırarak sektöre sağladığımız desteği yüzde 25 oranında artırdık. Girdi maliyetleri baskısı ve küresel ticaret savaşlarının getirdiği volatiliteye karşı, proaktif risk yönetimi ve derin pazar içgörülerimizle ağır sanayimizin küresel rekabetçiliğini ve finansal sürdürülebilirliğini her adımda desteklemeyi sürdürüyoruz. Altuğ Karagöz sözlerine şöyle devam etti. “Metal sektöründeki 677 milyon Euro’luk risk portföyümüzü yönetirken, alt ürün gruplarındaki dinamikleri proaktif bir yaklaşımla takip ediyoruz. İç piyasa ve küresel kotaların baskıladığı inşaat demiri gibi uzun ürün grubuna kıyasla; otomotiv ve beyaz eşyanın ana girdisi olan yassı çelik grubu ile elektrifikasyon dalgasıyla büyüyen alüminyum ve bakır gibi demir dışı metaller daha dirençli bir talep yapısı sergiliyor. Allianz Trade Türkiye olarak, emtia fiyatlarındaki volatiliteye ve yapısal dönüşümlere rağmen, alt sektörlerin bu farklılaşan risk ve kârlılık döngülerini derinlemesine analiz ediyor, Türk metal sanayisinin tüm kırılımlarında vadeli ticaretin finansal sürdürülebilirliğini güvence altında tutuyoruz.” Allianz Trade Metal Sektörü Raporu’nda sektörün, katma değer açısından ekonomiye sağladığı katkının son derece önemli olduğu vurgulandı. Temel metaller ve metal ürünleri sektörünün, 2024 yılında yaklaşık 37,7 milyar dolar katma değer üretirken, bu tutarın 2025 yılında 42,5 milyar dolar olduğu, 2026 yılında ise yaklaşık 48,4 milyar dolara yükselmesinin beklendiği belirtildi. Böylece sektörün, Türkiye imalat sanayii gayrisafi yurt içi hasılasına en büyük katkıyı sağlayan sanayi kollarından biri olmayı sürdürdüğü raporda vurgulandı. Öte yandan sektör içerisinde demir-çeliğin, 2025-2026 döneminde yaklaşık 78-89 milyar dolar ile en büyük brüt üretim payına sahip olduğu ve demir dışı metallerin ise en hızlı büyüyen alt segment konumunda bulunduğu raporda belirtildi. Bu segmentte brüt üretimin 2024 yılındaki 24,6 milyar dolardan, 2025 yılında 34,0 milyar dolara ve 2026 yılında 40,9 milyar dolara yükselerek, yaklaşık yıllık yüzde 20 büyümesinin beklendiği raporda paylaşıldı. Demir dışı metallerdeki bu güçlü büyümenin, yurt içi madencilik yatırımlarıyla, inşaat ve otomotiv sektörlerinden gelen talebin desteği sayesinde Türkiye'nin bakır ve alüminyum işleme alanındaki artan rolünü yansıttığı da raporda yer verilen yorumlar arasında. İnşaat sektörü talebi desteklemeye devam ediyor Allianz Trade Raporu’na göre sektörde yatırımlar artış eğilimini sürdürüyor. Temel metaller ve metal ürünleri sektöründeki sermaye harcamalarının (CapEx) 2024 yılında 13,7 milyar dolar olduğu, 2025 yılında 16,4 milyar dolar ve 2026 yılında 17,8 milyar dolar seviyesine ulaşmasının beklendiği rapordaki bilgiler arasında yer alıyor. Raporda, bu yatırım görünümünün birkaç yapısal unsur tarafından desteklendiği belirtiliyor. Bunlardan ilkinin, Türkiye'nin yurt içinde çeliğin en büyük tüketicisi olan inşaat sektörü, yüksek konut kredisi faizleri ve deprem sonrası güney illerindeki yeniden inşa faaliyetlerinden kaynaklanan döngüsel baskılara rağmen talebi desteklemeye devam etmesi olduğu görüşü raporda yer alıyor. İkinci olarak, ihracat odaklı Türk çelik üreticilerinin, Avrupa'nın çelik tedarik zincirlerinde Rusya kaynaklı girdilere bağımlılığın azalmasıyla gerçekleşen yeniden yapılanmadan faydalandıkları ve özellikle Güney ve Doğu Avrupa'da pazar paylarını artırdıkları belirtiliyor. Üçüncü unsur olarak ise Türkiye'nin metal madenciliği alt sektörünün büyümesini sürdürmesi gösteriliyor. Brüt üretimin 2024 yılındaki 14,2 milyar dolar, 2025 yılında 17 milyar dolara ve 2026 yılında ise 18,2 milyar dolara yükselmesi de raporda yer verilen beklentiler arasında bulunuyor. Rapora göre; bu artış; altın, bakır ve bor madenciliğine yönelik yeni yatırımları yansıtıyor. Türkiye’nin, temiz enerji uygulamaları açısından giderek daha stratejik hâle gelen, dünyanın bilinen en büyük bor rezervlerine sahip olduğu da raporda vurgulanıyor. Türkiye dünyanın en büyük on çelik üreticisi arasındaki yerini koruyacak Raporda, 2028 yılına kadar olan orta vadeli görünümün, büyümenin devam edeceğine ancak hızının kademeli olarak yavaşlayacağına işaret ettiği bilgisi veriliyor. Sektörün brüt üretiminin 2027 yılında 221 milyar dolar, 2028 yılında ise 227 milyar dolara ulaşması rapordaki beklentiler arasında bulunuyor. Yıllık büyüme oranlarının, 2026 yılındaki güçlü toparlanmanın ardından daha sürdürülebilir yani yüzde 3-4 seviyelerine gerileyeceği öngörüsüne de raporda yer veriliyor. Çelik üretiminin ise 2027 yılında 41,9 milyon tona, 2028 yılında 43,3 milyon tona yükselerek Türkiye'nin dünyanın en büyük on çelik üreticisi arasındaki konumunu koruyacağı beklentisinden raporda söz ediliyor. Çin açık ara önde Çin'in hâkim olduğu Asya-Pasifik bölgesinin, küresel pazarın yaklaşık yüzde 60'ını oluşturduğu raporda belirtilirken, Avrupa’nın ise yaklaşık yüzde 21 ile ikinci sırada yer aldığı bilgisi veriliyor. Bu bölgesel yoğunlaşmanın, Çin'in çelik ve alüminyumdan nadir toprak elementlerine kadar metal sektörünün hemen her alanında açık ara en büyük üretici ve tüketici konumunda olduğunu yansıttığına da raporda dikkat çekiliyor. Öte yandan raporda, temel metaller ve metal ürünleri sektörünün küresel brüt üretiminin 2026 yılında yaklaşık 10,4 trilyon dolar seviyesine ulaşacağının tahmin edildiği, 2026-2028 dönemine ilişkin bileşik yıllık büyüme oranının (CAGR) ise yaklaşık yüzde 7 olacağının öngörüldüğü bilgisi veriliyor. Allianz Trade Metal Sektörü Raporu’na göre; 2021 yılındaki emtia süper döngüsü sırasında elde edilen olağanüstü kârların ardından sektörün finansal performansı 2023-2024 döneminde normalleşme sürecine girdi. Birçok baz metal ve hacimli emtianın fiyatı zirve seviyelerinden gerilerken, enerji, kimyasal reaktifler ve iş gücü gibi girdi maliyetlerinin yüksek seviyelerde kalmaya devam ettiği bilgisi de raporda yer verilen bilgiler arasında. Küresel metal ve madencilik sektörünün toplam FAVÖK (EBITDA) marjının 2025 yılında yaklaşık yüzde 15 seviyesinde gerçekleştiği, bu durumun 2021 yılındaki yüksek kârlılık döneminden itibaren normalleşmenin sürdüğünü gösterdiği raporda belirtildi. Rapora göre şirketler bu sürece sermaye disipliniyle karşılık verdi; emtia döngüsü sırasında oluşan fazla nakit, yeni kapasite yatırımlarına yönlendirilmek yerine büyük ölçüde hissedarlara dağıtıldı. Bu yaklaşım bilançoların güçlü kalmasını sağlarken gelecekteki arz artışını da sınırlandırdı. Yine rapora göre; söz konusu ihtiyatlı sermaye politikası mevcut fiyat seviyelerinde kârlılığı korusa da enerji dönüşümünün kritik minerallere yönelik talebi hızlandıkça gelecekte arz yetersizliği riskini beraberinde getirebilir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Vakıfbank’tan Deprem Bölgesi ve Yeşil Dönüşüm İçin 300 Milyon Dolarlık Finansman  Haber

Vakıfbank’tan Deprem Bölgesi ve Yeşil Dönüşüm İçin 300 Milyon Dolarlık Finansman 

VakıfBank ile Asya Altyapı Yatırım Bankası arasındaki ilk iş birliğiyle temin edilen 300 milyon dolar tutarındaki kaynakla hayata geçirilen Enerji ve Dönüşüm Finansmanı Programı, Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınma hedeflerine katkı sağlayacak stratejik yatırımlara uzun vadeli finansman sunmayı amaçlıyor. Program, deprem bölgesinin yeniden inşasından reel sektörün yeşil dönüşümüne uzanan geniş bir alanda ekonomik ve sosyal kalkınmayı destekleyen bütüncül bir finansman modeli sunmaktadır. Üretimi, istihdamı, ihracatı ve sürdürülebilir büyümeyi destekleyen stratejik bir kalkınma unsuru olarak ele alan VakıfBank da uluslararası kaynakları Türkiye’nin öncelikli yatırım alanlarına yönlendirerek reel sektörün dönüşümüne katkı sağlamayı hedeflemektedir. “Kalkınmaya değer katan finansman modelleri geliştirmeye devam edeceğiz” Programa ilişkin değerlendirmelerde bulunan VakıfBank Genel Müdürü Osman Arslan, şunları söyledi: “Finansmanı ülkemizin kalkınma hedeflerine katkı sunan stratejik bir araç olarak görüyoruz. Kalkınma Odaklı Değer Bankacılığı vizyonumuzun temelinde de bu anlayış yer alıyor. Asya Altyapı Yatırım Bankası’ndan temin ettiğimiz 300 milyon dolar tutarındaki kaynak, uluslararası finans kuruluşlarının Bankamıza duyduğu güvenin önemli bir göstergesi olmasının yanı sıra ülkemizin sürdürülebilir kalkınma hedeflerine katkı sunma kararlılığımızı da ortaya koyuyor.” Bu programla bir taraftan 6 Şubat depremlerinden etkilenen bölgelerin yeniden ayağa kalkmasına destek verirken, diğer taraftan KOBİ’lerin enerji verimliliği ve yeşil dönüşüm yatırımlarını finansmanla buluşturarak rekabet güçlerini artırmayı hedeflediklerini belirten Arslan sözlerine şöyle devam etti: “Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ve ülkemizin 2053 Net Sıfır Emisyon hedefi doğrultusunda firmalarımızın dönüşümünü desteklemeyi stratejik bir sorumluluk olarak görüyoruz. Üreticimizin, ihracatçımızın ve KOBİ’lerimizin yanında olmaya, kalkınmaya değer katan finansman modelleri geliştirmeye devam edeceğiz.” “KOBİ’lerin Türkiye’nin iklim dönüşümüne anlamlı bir şekilde katkıda bulunmalarını sağlıyoruz.” AIIB Finansal Kuruluşlar ve Fonlama Genel Direktörü Gregory Liu, konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Bu finansman, AIIB'nin Türkiye'yi kritik bir toparlanma döneminde destekleme konusundaki kararlılığını gösterirken, iklim eylemini de iş birliğimizin merkezinde tutmaktadır. VakıfBank ile ortaklık kurarak, yeniden yapılanma çalışmalarının hızlanmasına ve KOBİ'lerin Türkiye'nin iklim dönüşümüne anlamlı bir şekilde katkıda bulunmalarını sağlıyoruz." “11 ilin yeniden inşasına destek verilecek” Programın ilk ayağını, 6 Şubat depremlerinden etkilenen 11 ilde yürütülen yeniden inşa çalışmalarına yönelik finansman desteği oluşturuyor. Bu kapsamda sosyal konut, devlet okulu, hastane ve klinik yapımında görev alan yüklenici firmaların işletme sermayesi ihtiyaçları ile makine ve teçhizat yatırımları finanse edilecek. İşletme Kredisi ile maaş, SGK, inşaat malzemesi ve işçilik giderleri desteklenirken, Yatırım Kredisi ile makine ve teçhizat alımlarına finansman sağlanacak. Program kapsamında risk grubu bazında 10 milyon dolara kadar finansman imkânı sunulacak. Programın ikinci ayağında ise KOBİ’lerin yeşil dönüşüm yatırımlarına yönelik yeni imkânlar hayata geçirilecek. Enerji Verimliliği Kredisi, Yenilenebilir Enerji Kredisi, Sanayi Dekarbonizasyon Kredisi ve Temiz Ulaşım Kredisi olmak üzere dört başlık altında uygun koşullu kredi seçenekleri sunulacak. Bu kapsamda işletmelerin enerji verimliliğini artıran yatırımları, güneş ve rüzgâr enerjisi projeleri, batarya depolama sistemleri, elektrikli araç şarj altyapıları ile karbon emisyonunu azaltmaya yönelik sanayi uygulamaları teşvik edilecek. Elektrikli ticari araç ve filo dönüşümünden akıllı filo yönetimine kadar uzanan temiz ulaşım yatırımları da program kapsamındaki imkânlardan yararlanabilecek. Program kapsamında hayata geçirilecek yatırımların, ülkemizin enerji ithalatını azaltarak cari açığın düşürülmesine katkı sağlaması hedefleniyor. Sürdürülebilirlik temalı finansmanda ülkemizin lider bankası olan VakıfBank, Enerji ve Dönüşüm Finansmanı Programı ile Orta Vadeli Program, 12. Kalkınma Planı ve Türkiye’nin 2053 Net Sıfır Emisyon hedefleriyle uyumlu şekilde; deprem bölgesinin yeniden inşasına, sürdürülebilir üretimin yaygınlaşmasına ve reel sektörün yeşil dönüşümünü desteklemeyi hedefliyor. Banka, Kalkınma Odaklı Değer Bankacılığı vizyonu doğrultusunda geliştirdiği finansman modelleriyle üretime, istihdama ve sürdürülebilir kalkınmaya değer katmayı sürdürecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bir Ürün Gerçekten Ne Kadar Enerji Tüketiyor?  Haber

Bir Ürün Gerçekten Ne Kadar Enerji Tüketiyor? 

Üretim şirketleri için enerji maliyeti, uzun yıllar boyunca ay sonunda gelen fatura üzerinden görülen ve genel üretim giderleri içinde dağıtılan bir kalem olarak değerlendirildi. Ancak enerji talebinin arttığı, maliyet baskısının sürdüğü ve karbon düzenlemelerinin üretim kararlarını daha fazla etkilediği yeni dönemde bu yaklaşım şirketlere yeterli bir öngörü sağlamıyor. Uluslararası Enerji Ajansı’nın Electricity 2026 raporuna göre küresel elektrik talebinin 2026-2030 döneminde yıllık ortalama yüzde 3,6 artması bekleniyor. Bu tablo, sanayi şirketleri için enerji yönetiminin dönemsel bir maliyet takibi olmaktan çıkıp operasyonel karar alma süreçlerinin merkezine yerleştiğini gösteriyor. Bugün üreticiler açısından kritik soru “Bu ay ne kadar enerji faturası ödedik?” değil. Asıl ihtiyaç hangi ürünün, hattın, siparişin ve üretim koşulunun bu maliyeti yarattığını görebilmek. Üretim hattındaki bir makinenin beklenenden fazla enerji tüketmesi, plansız duruşlar, verimsiz çalışma süreleri ya da sipariş bazlı kapasite kullanımı, ürün kârlılığını doğrudan etkileyebiliyor. Ancak operasyonel veri ile finansal veri birbirinden kopuk ilerlediğinde, bu etki çoğu zaman dönem sonunda fark ediliyor. Enerji verisi üretim maliyetiyle birlikte okunmalı Kurumsal kaynak planlama (ERP) pazarının liderlerinden Industrial Application Software (IAS), enerji maliyetinin üretim süreçlerinden bağımsız bir gider kalemi olarak değil, ürün ve sipariş bazlı maliyet analizinin izlenebilir bir bileşeni olarak ele alınması gerektiğine dikkat çekiyor. Canias ERP’nin siparişe göre gerçek birim maliyet takibi, malzeme izlenebilirliği, kapasite planlaması ve operasyonel kalite kontrol gibi kabiliyetleri; enerji tüketimi verisinin de üretim performansı ve maliyet analiziyle aynı zeminde değerlendirilmesine imkan tanıyor. Canias IoT altyapısı ise üretim sahasından gelen verilerin ERP süreçleriyle bütünleşmesini destekliyor. Canias IoT Gateway; ERP sunucuları ile kontrol birimleri, sensörler ve akıllı cihazlar arasında iki yönlü bağlantı kurarak kaynak tüketimi ve çevresel değerler gibi verilerin gerçek zamanlı izlenmesini, analiz edilmesini ve görselleştirilmesini sağlıyor. Önceden tanımlanmış kurallara bağlı olaylarda izlenen veriler otomatik olarak ERP çözümüne aktarılabiliyor. Böylece enerji tüketimi, sahadan gelen ayrı bir teknik veri olarak kalmıyor; üretim emri, makine durumu, hat performansı, sipariş ve maliyet bilgisiyle birlikte yönetilebiliyor. Bu veri akışı, Canias ERP’nin Sürdürülebilirlik Yönetimi (ESM) modülüyle birlikte ele alındığında enerji tüketiminin maliyet analizinin yanı sıra karbon hesaplaması ve sürdürülebilirlik raporlamasında da kullanılmasını mümkün kılıyor. Bu sayede sahadan gelen enerji verisi; üretim emri, makine durumu, sipariş ve maliyet bilgisiyle birlikte karbon ayak izi hesaplamasını besleyen izlenebilir bir veri katmanına dönüşüyor. Ay sonu faturası yerine anlık karar verisi IAS CAO’su (Chief Automation Officer) Nuri Aycan, enerji tüketiminin ERP ve IoT entegrasyonuyla birlikte üretim şirketleri için daha yönetilebilir bir karar verisine dönüştüğünü belirterek şunları söyledi: “Enerji yönetimi artık üretimden ayrı takip edilen bir maliyet başlığı olarak ele alınamaz. Şirketler hangi ürünün, hattın ya da siparişin ne kadar enerji tükettiğini görebildiğinde, maliyet optimizasyonu ve sürdürülebilirlik aynı veri zemini üzerinde yönetilebilir hale geliyor. Canias, ERP ve IoT entegrasyonuyla üretim, enerji ve süreç verilerini gerçek zamanlı olarak birbirine bağlıyor. Böylece enerji tüketimi yalnızca dönem sonunda raporlanan bir gider değil; üretim planlamasını, fiyatlandırmayı, kârlılık analizini ve karbon hesaplamasını besleyen operasyonel bir karar verisine dönüşüyor.” Bu yaklaşım, özellikle dar marjlarla çalışan üretim şirketleri açısından kritik önem taşıyor. Enerji maliyetinin doğru ürünle, doğru hatla ve doğru siparişle ilişkilendirilememesi, kârlılık analizlerinde görünmeyen sapmalara yol açabiliyor. Ürün bazında enerji tüketimini izleyebilen şirketler, hangi üretim koşullarının maliyeti artırdığını daha hızlı görebiliyor; verimsiz çalışan hatları, yüksek tüketim yaratan makineleri veya planlama kaynaklı sapmaları daha erken tespit edebiliyor. Karbon düzenlemeleri enerji verisinin değerini artırıyor Enerji tüketiminin üretim verisiyle ilişkilendirilmesi, yalnızca maliyet yönetimi açısından değil, karbon raporlaması ve ihracat rekabeti açısından da önem kazanıyor. Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nda geçiş dönemi 2023-2025 arasında tamamlandı; mekanizmanın mali sonuçlar doğuran yeni uygulama dönemi ise 1 Ocak 2026 itibarıyla başladı. Bu yeni dönem, enerji ve emisyon verilerinin izlenebilir, doğrulanabilir ve raporlanabilir biçimde yönetilmesini özellikle ihracatçı üreticiler açısından daha kritik hale getiriyor. Canias ERP’nin Sürdürülebilirlik Yönetimi (ESM) modülü, sürdürülebilirlik verilerinin manuel tablolar üzerinden toplanması yerine üretim, satın alma ve finans süreçleriyle bağlantılı biçimde yönetilmesini destekliyor. ESM’nin Fatura Kontrol modülüyle entegrasyonu, karbon tüketim değerlerinin satın alınan ürünlerin faturaları üzerinden hesaplanmasına olanak tanırken; Temel Veriler entegrasyonu karbon tüketim değerlerinin malzeme ve malzeme-tedarikçi ikilisi bazında saklanmasını sağlıyor. Bu yapı, şirketlerin enerji tüketimini ve karbon verisini daha güvenilir, karşılaştırılabilir ve denetlenebilir biçimde yönetmesine yardımcı oluyor. Kapsam 1, 2 ve 3 seviyelerindeki tüketimlerin ayrı ayrı raporlanabilmesi; karbon ayak izinin daha sağlıklı hesaplanmasına, sürdürülebilirlik performansının daha şeffaf izlenmesine ve ihracat süreçlerinde gerekli veri altyapısının güçlenmesine zemin hazırlıyor. IAS CAO’su (Chief Automation Officer) Nuri Aycan, enerji maliyeti ve sürdürülebilirlik yönetiminin artık aynı operasyonel çerçevede ele alınması gerektiğini vurgulayarak sözlerini şöyle sürdürdü: “Enerji tüketimi, CO₂ emisyonları ve kaynak kullanımı artık üretimden bağımsız izlenebilecek başlıklar değil. Bu veriler üretim süreçleriyle birlikte okunduğunda şirketler hem maliyetlerini hem de sürdürülebilirlik performanslarını daha doğru yönetebiliyor. Canias ERP, IoT ve ESM Sürdürülebilirlik Yönetimi modülüyle sahadan gelen veriyi üretim planlaması, maliyet optimizasyonu ve karbon hesaplamasıyla aynı zeminde buluşturarak bu dönüşümü destekliyor.” Enerji, maliyet ve sürdürülebilirlik aynı dijital omurgada buluşuyor IAS’ın Almanya’da Factory Innovation Awards’ta “Sürdürülebilir Akıllı Fabrika” kategorisinde Altın Ödül’e layık görülmesi de Canias’ın sürdürülebilirliği üretim süreçlerinde ölçülebilir ve yönetilebilir bir performans alanına dönüştüren yaklaşımının uluslararası ölçekte karşılık bulduğunu gösterdi. Canias’ın bütünleşik yapısı, şirketlerin enerji tüketimini yalnızca maliyet kontrolü için değil, verimlilik, sürdürülebilirlik ve rekabet gücü açısından da yönetmesini mümkün kılıyor. Üretim sahasından gelen veriler ERP içinde işlendiğinde ve ESM Sürdürülebilirlik Yönetimi modülüyle karbon hesaplamalarına bağlandığında, enerji artık ay sonunda dağıtılan görünmez bir gider olmaktan çıkıyor; üretim planlamasını, ürün kârlılığını, fiyatlandırmayı ve karbon yönetimini etkileyen stratejik bir veri katmanına dönüşüyor. IAS, Canias ERP, IoT ve ESM çözümleriyle üretim şirketlerinin enerji, maliyet ve sürdürülebilirlik verilerini aynı dijital omurga üzerinde yönetmesine katkı sunuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.