Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Şirketler

Kapsül Haber Ajansı - Şirketler haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Şirketler haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Küresel Tahsilat Zorluğu 100 Üzerinden 47,2 İle “Yüksek” Seviyeye Ulaştı Haber

Küresel Tahsilat Zorluğu 100 Üzerinden 47,2 İle “Yüksek” Seviyeye Ulaştı

Allianz Trade, Tahsilat Zorluğu Skoru ve Derecelendirmesi (Collection Complexity Score and Rating) Raporunun 4’üncü baskısını yayınladı. Rapor, küresel GSYİH ve ticaretin yüzde 90'ını temsil eden 52 ülke ekonomisinde şirketlerin alacaklarını tahsil etmesinin ne kadar kolay veya zor olduğuna dair net bir değerlendirme sunuyor. Ticari alacak sigortası alanında dünya lideri olan Allianz Trade'e göre, küresel tahsilat zorluğu 100 üzerinden 47,2 ile “yüksek” seviyeye ulaştı. Türkiye’de uluslararası tahsilat zorluklarında son dört yılda iyileşme kaydedildi Allianz Trade’in raporuna göre; 2022 yılında borç tahsilatının en zor yapıldığı ülkeler arasında 13’üncü sırada yer alan Türkiye, 2026 değerlendirmesinde 52 ülke arasında 27’nci sıraya düştü. 2022 yılında uluslararası tahsilat zorluğunun “çok yüksek” olduğu Türkiye’de son dört yılda mahkeme süreçleri ve iflas düzenlemelerinde kaydedilen iyileşmelerle tahsilat zorlukları “yüksek” dereceye geriledi. Uluslararası tahsilat zorlukları bakımından uzun alacak vadeleri gibi ödemelere ilişkin sıkıntılar Türkiye’de en önemli sorun olarak öne çıkıyor. Öte yandan raporda, Türk şirketlerin en çok ihracat yaptığı 20 ülke arasında alacaklarını en zor tahsil ettikleri ülkeler Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Çin olarak öne çıkıyor. Küresel tahsilat zorluğu biraz azalıyor, ancak borç tahsilatı şirketler için başlıca sorunlardan biri olmaya devam ediyor Raporun tahsilat zorluğu skoru dört dereceden oluşuyor: 40’ın altında “Belirgin”, 40 ile 50 arasında “Yüksek”, 50 ile 60 arasında “Çok Yüksek” ve 60'ın üzerinde “Ciddi”. Küresel ortalamanın 47,2 olduğu ve 100 üzerinden 49 olan 2022 raporuna göre biraz daha düşük olduğu da raporda verilen bilgiler arasında yer alıyor. Rapora göre risk dağılımı da daha dar bir alana yayıldı. Tahsilat zorluğunun 2022'deki yüzde 16'ya karşı yüzde 15 olarak “ciddi” ve 2022'deki yüzde 29'a karşı yüzde 21 ile “çok yüksek” derecede olduğu ülke sayısının toplam içindeki oranı azalırken, 2022'deki yüzde 24'e karşı yüzde 29 ile “yüksek” ve 2022'deki yüzde 31'e karşı yüzde 35 ile “belirgin” derecede olduğu ülke oranında artış kaydedildi. Ancak, dünya çapında ticari iflasların yüksek seviyelerde seyretmesi ve değişen ticaret akışları, korumacı devlet politikaları, jeopolitik gerilimler ve artan dijital riskler nedeniyle küresel parçalanmanın derinleşmesiyle birlikte alacak tahsilatının şirketler, özellikle de ihracatçılar için giderek daha da zorlaştığına da raporda dikkat çekildi. Allianz Trade Yönetim Kurulu, Kredi İstihbaratı, Reasürans ve Kefaletten Sorumlu Üyesi Fabrice Desnos şu değerlendirmede bulundu: “Uluslararası ticari alacaklarının yüzde 48'inin, tahsilat zorluğu “Çok Yüksek” (%22’si) veya “Ciddi” (%26’sı) düzeyde olan ülkelerde bulunduğunu tahmin ediyoruz. 2022 ile karşılaştırıldığında, +1 puan sınırlı bir artış anlamına geliyor olsa da küresel ticaretin genişlemesi nedeniyle mutlak değer olarak bakıldığında 1,1 trilyon ABD dolarına ulaşan önemli bir rakama tekabül ediyor. İflaslar, hâlâ tüm bölgelerde tahsilat zorluğunun başlıca nedenlerinden biri. Orta Doğu'da tahsilat zorluğunun ana nedeni olarak yerel ödeme uygulamaları öne çıkarken, Batı Avrupa'da mahkeme süreçleriyle ilgili karmaşıklıklar Orta Doğu, Afrika ve Latin Amerika'ya göre daha az yaşanıyor. Bu yapısal faktörler nedeniyle, uluslararası alacak tahsilatı dünya çapında zor bir süreç olmaya devam ediyor.” Suudi Arabistan, Meksika ve Birleşik Arap Emirlikleri, borç tahsilatı açısından en zor pazarlar Raporda; yerel ödeme uygulamaları, mahkeme süreçleri ve iflas düzenlemeleri dikkate alındığında, Almanya, Hollanda ve Portekiz'in uluslararası borçların en kolay tahsil edildiği üç ülke olduğu, Suudi Arabistan, Meksika ve BAE'nin ise en zorlu ülkeler olmaya devam ettiği belirtiliyor. Allianz Trade Grup Alacak ve Tahsilat Müdürü Pascal Personne bu durumu şöyle açıklıyor: “Uluslararası borç tahsilatı, Suudi Arabistan’da Almanya'ya göre neredeyse üç kat daha zor… Ancak, uluslararası tahsilat açısından Almanya’da da hiç zorluk olmadığı söylenemez. Bu bağlamda, gelişmiş ekonomiler ile gelişmekte olan pazarlar arasında hâlâ fark olsa da özellikle de Asya'da bu fark zamanla giderek azalıyor. Çoğu gelişmiş ekonomide “belirgin” bir düzeyde tahsilat zorluğu var. Tahsilatın ortalama olarak en zor olduğu iki bölge ise Orta Doğu ve Afrika.” Yeni Nesil Ticaret Merkezlerinde iş yapmak seçicilik gerektiriyor Raporda yer verilen bilgilere göre; küresel ticaret sistemindeki yapısal değişimlerle birlikte yeni ticaret merkezleri yeni ticaret rotalarının bağlantı noktaları haline geliyor ve ayrıca yeni üretim merkezleri de ortaya çıkıyor. Ancak, bu pazarlar cazip olmalarına rağmen, söz konusu pazarlara ihracat yapanlar için mevcut ülke risklerine ek olarak alacak tahsilatı zorluklarının da devam ettiği raporda belirtiliyor. Allianz Trade İflas Araştırmaları Baş Analisti Maxime Lemerle jeopolitik gelişmeler, korumacılık politikaları ve iklim değişikliğinin etkileriyle bölünmüş bir dünyada, küresel ticaretin kendine yeni yollar oluşturduğunu söylüyor. “BAE, Vietnam ve Malezya gibi yükselen “Yeni Nesil Ticaret Merkezleri”, ortalama 62 puanlık “Ciddi” düzeyde tahsilat zorluğuna sahip. Bu pazarlar mevcut bağlamda giderek daha kritik hale gelirken söz konusu pazarlarda iş yapmayı ve ticaretini artırmayı düşünenlerin seçici davranması ve sıkı alacak takibinin yapıldığı, iyi bir kredi yönetimi anlayışına sahip olması gerekiyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Küresel Ölçekte Ticari İflasların 2026 Yılında Yüzde 2,8 Artması Bekleniyor Haber

Küresel Ölçekte Ticari İflasların 2026 Yılında Yüzde 2,8 Artması Bekleniyor

İşletme kredilerinde yalnızca 25 baz puanlık olası bir faiz artışı ise küresel iflas artışını yeniden yüzde 4–5 bandına taşıyabilecek kritik bir eşik olarak öne çıkıyor. Ticari alacak sigortası ve ticari risk yönetimi alanında dünyada ve Türkiye’de lider konumda bulunan Coface, 2026 yılına ilişkin iflas görünümünde kalıcı bir toparlanmadan çok temkinli ve kırılgan bir dengeye işaret etti. Coface’in Kuzeybatı Avrupa (Birleşik Krallık ve İrlanda, Benelüks ve Nordik ülkeler) Ekonomisti Jonathan Steenberg’in değerlendirmelerine göre, 2026 yılında küresel ölçekte ticari iflasların yüzde 2,8 artması bekleniyor ancak bu tablo gerçek bir toparlanmadan çok geçici bir duraklamaya işaret ediyor. Steenberg’in değerlendirmelerine göre; Fransa ve Birleşik Krallık’ta iflas artışı yüzde 2 seviyesinde gerçekleşirken, ABD’de gümrük vergileri gibi son politika adımlarından etkilenen sektörlerin etkisiyle bu oran yüzde 4’e ulaşabilir. Almanya’da kamu teşviklerine rağmen özel sektör faaliyetlerindeki zayıflık nedeniyle artışın yüzde 1 ile sınırlı kalması öngörülürken, aktif şirket sayısındaki düşüşün etkisiyle İtalya’da yüzde 2 oranında artış, güçlenen makroekonomik ivmenin desteğiyle İspanya’da ise yüzde 3 oranında gerileme bekleniyor. “2026’da iflaslar azalmayacak, sadece artış hızı yavaşlayacak” 2026’nın bir iyileşme yılından ziyade, geçici bir nefes alma dönemi olacağını vurgulayan Coface’in Kuzeybatı Avrupa Ekonomisti Jonathan Steenberg, iflas sayısının düşmeyeceğini, sadece artış hızının duracağını, faizlerin beklenenden daha yavaş gevşemesi halinde ise bu istikrarın hızla ortadan kalkacağını belirtti. Üç yıl süren güçlü artışların ardından, 2026’nın bir sakinleşme dönemi olmasının beklendiğini söyleyen Jonathan Steenberg, şöyle devam etti: “İflaslar artmaya devam edecek, ancak daha yavaş bir hızda; bunu faiz oranları ve kredi koşullarındaki kademeli gevşeme destekleyecek. Ancak bu istikrar kırılganlığını koruyor, borç seviyeleri yüksek kalmaya devam ediyor, kâr marjları baskı altında ve en fazla risk altındaki sektörler gerilim belirtileri göstermeyi sürdürüyor” dedi. “Avrupa’da istikrar finansman maliyetlerine bağlı” Avrupa’da 2026 görünümünün ülkeden ülkeye farklılık gösterse de ortak noktada finansman maliyetlerine yüksek bağımlılık taşıdığını vurgulayan Jonathan Steenberg, Almanya’da iflasların yüzde 1 artmasının, Fransa ve Birleşik Krallık’ta bu oranın yüzde 2 seviyesinde kalmasının beklendiğini, İspanya’nın ise daha güçlü makroekonomik ivme sayesinde yüzde 3’lük bir gerilemeden faydalanacağını belirtti. İtalya’da yüzde 2’lik düşüşün ağırlıklı olarak usul reformlarının yarattığı istatistiksel etkilerden kaynaklandığını ifade eden Jonathan Steenberg, Hollanda’da beklenen yüzde 4’lük artışın pandemi öncesi seviyelere kademeli bir dönüşü yansıttığını söyledi. Kıtanın kredi maliyetine son derece duyarlı olmaya devam ettiğini vurgulayan Steenberg, 2026’daki gidişatın büyük ölçüde finansman koşulları tarafından belirleneceğini belirterek şöyle devam etti: “Bu tablo, Avrupa’nın kredi maliyetlerine ne kadar hassas olduğunu açık biçimde ortaya koyuyor. Finansman koşullarındaki en küçük değişim bile ülkeler ve sektörler arasındaki dengeleri kısa sürede yeniden şekillendirebilecek bir etkiye sahip.” “Kuzey Amerika ve Asya-Pasifik’te tek bir tablo yok: İflas eğilimleri ayrışıyor” Kuzey Amerika ve Asya-Pasifik’te 2026 görünümünün yüzeyde bir rahatlama hissi yaratsa da bölgesel dinamiklerin belirgin biçimde ayrıştığını ifade eden Jonathan Steenberg, ABD’de iflasların yüzde 4 artmasının yavaşlayan ekonomi ve yükselen gümrük tarifelerinin şirketler üzerindeki baskısını yansıttığını, Kanada’da ise uzun süren büyüme döngüsünün ardından yüzde 5’lik bir gerilemeyle daha belirgin bir düşüş sürecine girileceğini belirtti. Asya-Pasifik tarafında Japonya’nın yüzde 7’lik artışla kalıcı biçimde yüksek seyreden faiz oranları ve kırılgan sektörlerin etkisini hissetmeye devam edeceğini, Avustralya’nın ise pandemi sonrası güçlü normalleşmenin ardından yüzde 0,5 ile daha yatay bir seyir izlemesinin beklendiğini söyleyen Steenberg, bu tabloyu şöyle değerlendirdi: “Bu dinamikler, 2026 yılında iflasların seyrinin küresel bir trendden çok, yerel şoklar tarafından belirleneceğini açıkça ortaya koyuyor. Parasal, sektörel ya da düzenleyici nitelikteki her gelişme, ülkelerin risk görünümünü farklı yönlerde şekillendirmeye devam edecek.” “25 baz puanlık bir artış, tüm dengeleri tersine çevirebilir” 2026 için öngörülen görece istikrarın, faiz oranlarında kesintisiz bir gevşemeye bağlı olduğunu vurgulayan Coface Kuzeybatı Avrupa Ekonomisti Jonathan Steenberg, şirketlerin uzun süredir devam eden yüksek borçluluk nedeniyle kredi maliyetlerine son derece hassas hale geldiğine dikkat çekti. Steenberg, borçlanma faizlerinde yalnızca 25 baz puanlık olası bir artışın küresel iflas oranlarını yeniden yüzde 4–5 bandına taşıyabilecek kritik bir eşik olduğunu belirterek şunları söyledi: “Bu tablo, 2026 yılında iflasların seyrinin büyümeden çok parasal uyumun hızına bağlı olacağını açıkça gösteriyor. Finansman maliyeti, gelecek yılın gerçek belirleyicisi olacak ve en küçük faiz hareketi bile küresel dengeleri hızla değiştirebilecek bir dinamiğe sahip olacak.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Great Place To Work® Türkiye, Best Workplaces for Women™ 2025 Raporunu Yayınladı Haber

Great Place To Work® Türkiye, Best Workplaces for Women™ 2025 Raporunu Yayınladı

Kapsayıcılık ve Adalet: Güven Kültürünün Temeli Best Workplaces for Women™ 2025 verileri, kadın çalışanların aidiyet duygusunun adalet ve kapsayıcılıkla güçlendiğini ortaya koyuyor. Listede yer alan şirketlerde kadın çalışanların %85'i, "çalışanlara yaşlarına bakılmaksızın adil davran ldığını" belirtirken; bu oran liste dışı şirketlerde %56'ya düşüyor. Bu fark, yalnızca politikaların değil, kültürün de kapsayıcı bir anlayışla şekillendiğini gösteriyor. En iyi iş yerlerinde adil ve eşit davranma algısının güçlü biçimde yerleşmiş olması, kapsayıcı ve güvenli bir çalışma ortamının çalışanların aidiyet duygusunu güçlendirmede belirleyici bir rol oynadığını ortaya koyuyor. Takdir Kültürü İşte Kalma İsteğini Güçlendiriyor Kadınların iş hayatında sürdürülebilir aidiyetini şekillendiren en önemli unsur, emeklerinin fark edilip değer görmesi olarak vurgulanıyor. Araştırma verileri de bu durumun, kadınların işyerine uzun vadeli bağlılığını belirleyen en kritik faktör olduğunu göst eriyor. Best Workplaces for Women™ 2025 listesinde yer alan şirketlerde kadın çalışanların %68'i, "burada herkesin fark edilme ve takdir edilme imkânı bulunmaktadır" ifadesine katılıyor. Bu oran, liste dışı şirketlerde ise yalnızca %35. Bu fark, takdir kültürünün sadece bir motivasyon unsuru değil, güveni ve aidiyeti besleyen bir kurum değeri olduğunu gösteriyor. Görülmek ve takdir edilmek, kadın çalışanlar için yalnızca bir duygusal ihtiyaç değil, sürdürülebilir başarı kültürünün de temel taşı haline geliyor. Psikolojik Güvenliğin Yol Haritası: Etik ve Şeffaf Bir Kültür Kadın çalışanların güçlü bir aidiyet duygusu hissettiği kurumlarda ortak bir payda göze çarpıyor: etik değerlere bağlılık ve şeffaf iletişimin nceliklendirilmesi. Best Workplaces for Women™ 2025 listesinde yer alan şirketlerde kadın çalışanların %76'sı, "çalışanlar entrikaya başvurmaz, başkalarının arkasından iş çevirmez" ifadesine katılıyor. Bu oran, liste dışında kalan şirketlerde %47'ye düşüyor. Bu sonuçlar, etik değerlere dayanan organizasyon kültürünün, kadınların hem kendilerini güvende hissetmelerini hem de potansiyellerini tam anlamıyla ortaya koymalarını desteklediğini gösteriyor. Eyüp Toprak: "Güven, Sürdürülebilir Başarının Ön Koşulu; Eşitlik ise Güvenin Temel Taşı" Great Place To Work® Türkiye CEO'su Eyüp Toprak, 2025 Best Workplaces for Women™ raporuna ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: "200 bine yakın çalışanın deneyimiyle ortaya çıkan sonuçlar, Türkiye iş dünyasına çok açık bir mesaj veriyor: Güven inşa eden, emeği görünür kılan ve adil biçimde değerlendiren organizasyonlar, geleceğin kazananları olacak. Eşitlik, artık sadece etik bir sorumluluk değil, aynı zamanda sürdürülebilir ekonomik başarının stratejik bir zorunluluğudur. Nitekim, kadın çalışanların sesine kulak veren ve onları karar mekanizmalarına dahil eden şirketler, liste dışı şirketlere kıyasla tam %31 daha yüksek adalet algısı yaratarak bu alanda liderliğini kanıtlamıştır. Güven, sadece güçlü iş yeri kültürlerinin değil, aynı zamanda geleceğin de temel taşıdır. Türkiye iş dünyası liderlerini, bu farkındalığı kalıcı bir kültürel dönüşüme evirmeye davet ediyoruz. Kadınların güven ini kazanan kurumlar, yetenek savaşını da kazanacaktır."

Sürdürülebilirlik Dönüşümünün Aktörleri UN Global Compact Türkiye 2025 Zirvesi’nde Buluştu Haber

Sürdürülebilirlik Dönüşümünün Aktörleri UN Global Compact Türkiye 2025 Zirvesi’nde Buluştu

UN Global Compact Türkiye 2025 Zirvesi; Türkiye’den ve Avrupa’dan iş dünyası liderleri, Birleşmiş Milletler, kamu ve sivil toplum temsilcilerini daha adil, kapsayıcı ve yaşanabilir bir dünya için eylemleri hızlandırmak üzere Hilton İstanbul Bosphorus’ta bir araya getirdi. Ahmet Dördüncü: Sürdürülebilirlik, yalnız yürüyenlerin değil, birlikte ilerleyenlerin hikayesi UN Global Compact Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Dördüncü açılış konuşmasında “Sürdürülebilirlik yolculuğu, yalnız yürüyenlerin değil, birlikte ilerleyenlerin hikâyesi olacak. Dünya artık iki gerçeği çok iyi biliyor: Birincisi hiçbir aktör küresel krizleri tek başına çözemez. İkincisi, şirketler de içinde bulundukları ekosistemden bağımsız hareket edemez. Dönüşüm bugün atacağımız adımların hızına, ölçeğine ve kararlılığına bağlı. Peki bu dönüşüm mümkün mü? Evet çünkü artık hiç olmadığı kadar güçlü araçlara sahibiz. Ancak her gecikme, her ek salım ve her tahribat, dönüş yolunu daha maliyetli ve daha riskli hale getiriyor.” dedi. İş dünyasının yalnızca kendi operasyonlarında değil, tüm değer zinciri boyunca adil ve kapsayıcı bir dönüşümü hayata geçirebileceğine dikkat çeken Dördüncü “Şirketler sadece bu dönüşümün paydaşı değil; hızlandırıcısı.” şeklinde konuştu. “Sürdürülebilirlik bir trend değil; uzun vadeli dayanıklılık ve başarı için bir gereklilik” UN Global Compact’in CEO’su Sanda Ojiambo video mesajında “UN Global Compact, tam olarak bu Zirve’de sergilenen çok paydaşlı diyalog ve iş birliğini teşvik etmek amacıyla kuruldu. Bu yıl 160 ülkeden 20 bini aşkın şirketin katılımıyla dünyanın en büyük kurumsal sürdürülebilirlik girişimi olarak 25. yılımızı kutladık. Türkiye şirketleri ülke ve bölge genelinde sürdürülebilirliği ileri taşıma konusunda ciddi bir potansiyele sahip.” şeklinde konuştu. Zirvede konuk konuşmacı olarak yer alan TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan “Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın ve Paris Anlaşması’nın kabul edilmesinin üzerinden tam on yıl geçti. Bu süreçte küresel hedeflerde ilerleme sınırlı. Ekosistem dayanıklılığını önceliklendiren; su, enerji, kaynak verimliliğini merkeze alan; bütüncül politikaların ve iş modellerinin geliştirilmesi kritik önem taşıyor. Şirketlerin uzun vadeli planlamalarına, ölçeklenebilir çözümler, verimlilik artışı ve inovasyon odaklı uygulamaları entegre etmesi, güvenilir ve dirençli geçiş adımlarının oluşturulması açısından önemli. Dönüşümü mümkün kılacak kritik unsurların en başında yetkin insan kaynağı ve kapsayıcı beceri geliştirme geliyor. İnsan sermayesi, yatırım ve güçlü yönetişim ile girişimcilik ekosisteminin birlikte çalışması “daha hızlı, daha ileri” adımların gerçek anlamda hayata geçmesini mümkün kılıyor.” şeklinde konuştu. İklim krizi iş dünyasına daha iyi bir geleceğe katkıda bulunmak için fırsat sunuyor Zirvenin ana tema konuşmasını Financial Times’ın sürdürülebilirlik ve etik ekonomiyi odağına alan Moral Money platformunun editörü Simon Mundy yaptı. Mundy; “Yarınlar için Yarış: İklim Değişikliğine Karşı Küresel Mücadele ve İş Dünyası için Anlamı” başlıklı konuşmasında şunları söyledi: “İklim krizi, iş dünyası için benzeri görülmemiş zorluklar yaratıyor. Ancak aynı zamanda, küresel ekonomi ve enerji sistemindeki tarihi değişimlerden yararlanmak ve her açıdan gerçekten daha iyi, daha adil ve daha sürdürülebilir bir geleceğe katkıda bulunmak için büyük fırsatlar da yaratıyor.” İş Dünyası Liderleri Geleceği Şekillendirecek İçgörülerini Paylaştı Zirvede iş dünyası liderleri kurumsal sürdürülebilir dönüşümde üst düzey liderliğin rolünü masaya yatırdı. Boyner Holding Yönetim Kurulu Üyesi Ümit Boyner, Unilever Türkiye Ülke Başkanı & Unilever Türkiye ve Orta Doğu Ev Bakım Genel Müdürü Ali Fuat Orhonoğlu, Pegasus Hava Yolları CEO’su Güliz Öztürk, Kibar Holding CEO’su Haluk Kayabaşı, Enerjisa Üretim CEO’su İhsan Erbil Bayçöl, TSKB CEO’su Ozan Uyar, Borusan Cat CEO’su Özgür Günaydın, Aydem Enerji CEO’su Serdar Marangoz ve Alarko Şirketler Topluluğu CEO’su Ümit N. Yıldız da konuşmacılar arasında yer aldı. Zirve Alarko Şirketler Topluluğu, Aydem Enerji, Borusan Holding, Doğan Holding, Kibar Holding, Koç Holding, Sabancı Holding, TSKB, Unilever ve Yıldız Holding sponsorluğunda ve Hilton İstanbul Bosphorus’un mekan sponsorluğunda gerçekleşti.

İş Dünyasında “Sessiz İstifa"nın Dünya Ekonomisine Faturası: 8,9 Trilyon Dolar Haber

İş Dünyasında “Sessiz İstifa"nın Dünya Ekonomisine Faturası: 8,9 Trilyon Dolar

Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan İnsan ve Kültür Strateji Uzmanı ve Neotalent Kurucusu Zeynep Mete, “Sessiz istifa, kişinin işten ayrılmadığı ama içten içe işten uzaklaştığı bir durum. Sessiz istifadan sonra sessiz işten çıkarma gibi yeni tanımların da ortaya çıktığını görüyoruz.” dedi. Son yıllarda şirketlerin en büyük gündemlerinden biri haline gelen ‘sessiz istifa’, çalışanların işten kopuşunu sessizce ve adım adım gösteren yeni nesil bir iş yeri davranışı olarak karşımıza çıkıyor. Konuyla ilgili görüşlerini aktaran İnsan ve Kültür Strateji Uzmanı ve Neotalent Kurucusu Zeynep Mete, sessiz istifada kişinin işe gitmeye devam ettiğini ancak enerjisini, hevesini, yaratıcılığını geri çektiğini belirtti. İş Hayatında ‘Denge’ Arayışı Başladı Sessiz istifanın nedenleri konusunda da değerlendirmelerde bulunan Mete, “Sessiz istifanın altında bir matematik var. Ücret adaletsizliği, adil ve şeffaf sistemlerin olmayışı, şirketlerdeki rol ve beklentilerin net tanımlanmaması, iletişim kanallarının içeride kısıtlanması, psikolojik güvenliğin olmayışı, çalışanların denge ihtiyacı ve gelişim beklentisi bunun sebepleri arasında yer alıyor. Pandemi sonrası insanların iş hayatında denge arayışı pek çok pazarda ücretin önüne geçmeye başladı. Anlam, denge, adalet, esneklik ve gelişim ihtiyacı karşılanmadığında sessiz istifa kaçınılmaz hale geliyor. Sessiz istifa ise bağlılığın düştüğünün en görünür işareti” dedi. Dünya Ekonomisinde 8,9 Trilyon Dolarlık Fatura Güncel global araştırma verilerine dayanarak çalışan bağlılığı oranlarını paylaşan Mete, “Dünyadaki genel tabloya baktığımızda çalışan bağlılığı düşüşte. Global araştırmalara göre 2024 verileri %21, 2023 senesi ise bu oran %23’tü. Giderek düşen bir ivme var. Türkiye ise dünya ortalamasının da altında, yaklaşık %14 bandında. Bu düşündürücü bir tablo. Düşük bağlılığın dünya ekonomisine yıllık faturasının 8,9 trilyon dolar olduğunu düşünürsek, bağlılık sadece moral ve motivasyon meselesi değil; şirketler için sert bir performans göstergesi.” dedi.

Şirketlerin finansal kaynaklarını değerlendirmek için uygulaması gereken 3 temel strateji ne olmalı? Haber

Şirketlerin finansal kaynaklarını değerlendirmek için uygulaması gereken 3 temel strateji ne olmalı?

Küresel ekonomik dalgalanmaların süregeldiği son yıllarda iş dünyası, yüzünü 2025’in ikinci çeyreğine çevirdi. Uzun yıllara dayanan finans, yatırım ve operasyon yönetimi deneyimiyle hem Türkiye ekonomisine hem de uluslararası pazarların gelişimine katkıda bulunmayı misyon edinen Yosun Çelikler, geride bıraktığımız yılın ekonomik izlerini değerlendirirken 2025’e dair de öngörülerini paylaştı. Şirketlerin finansal kaynaklarını değerlendirmek için uygulaması gereken 3 temel stratejiyi dijitalleşme, esnek finansman kaynakları ve risk yönetimi olarak açıkladı.  Amerika Birleşik Devletleri’nde başlayan kariyer yolculuğunun ardından Türkiye’den Güney Afrika’ya, Nijerya’dan Mısır’a kadar uzanan geniş bir coğrafyada büyük ölçekli projelerin finansal yönetimini üstlenen Yosun Çelikler, “2024, hem Türkiye’de hem de küresel ölçekte ekonomik belirsizliklerin ve fırsatların bir arada yaşandığı bir yıl oldu. Yüksek enflasyon, merkez bankalarının sıkı para politikaları ve jeopolitik gelişmeler, iş dünyasını derinden etkiledi. Teknoloji ve dijitalleşmeye yatırım yapan şirketler rekabette öne çıkarken, sürdürülebilirlik odaklı iş modelleri daha fazla önem kazandı. Türkiye özelinde, ihracata dayalı büyüme stratejileri ve altyapı projeleri ekonomiyi desteklerken, döviz kuru dalgalanmaları ve finansmana erişim zorlukları bazı sektörler için risk oluşturdu” dedi. Yosun Çelikler, 2025’te şirketlerin uygulaması gereken stratejileri açıkladı Avrupa, Afrika ve Ortadoğu’daki çok uluslu şirketlerde edindiğim deneyimler ışığında, böylesi dönemlerde küresel yatırım stratejileri, mali risk yönetimi ve operasyonel mükemmeliyet konularında yeni standartlar belirlenerek çevik yapılar oluşturulması gerektiğine inandığını söyleyen Yosun Çelikler, bir şirketin ekonomik açıdan en çok göz önünde bulundurması gereken parametreleri açıkladı: “Finansal yönetim süreçlerinde en çok dikkat edilen unsurlar arasında nakit akışı yönetimi, yatırımın geri dönüşü (ROI), büyüme ve kârlılık dengesi, kur riski yönetimi ve sürdürülebilir finans kriterleri yer alıyor. Küresel ve yerel ekonomik gelişmelerin sürekli takip edilerek piyasa dinamiklerine hızla uyum sağlanması gerekiyor.” Finans danışmanı Yosun Çelikler, iş dünyasının finansal kaynaklarını değerlendirmek konusunda 2025’te izlemesi gereken 3 ana stratejiyi de şu sözlerle aktardı: “Bunların başında dijital dönüşüm ve teknoloji yatırımları bulunuyor. Şirketler, finansal verimliliği artırmak için dijitalleşmeyi önceliklendirmeli. Yapay zeka, blokzinciri ve büyük veri analitiği gibi teknolojiler, maliyetleri optimize etmeye ve müşteri deneyimini iyileştirmeye yardımcı olabilir. 2025 yılında kredi maliyetlerinin değişkenliği göz önünde bulundurulduğunda ise şirketler sadece banka kredilerine bağımlı kalmamalı, daha esnek davranmalı. Halka arz, girişim sermayesi fonları ve yeşil finansman gibi alternatifleri değerlendirmeli. Döviz riskleri, faiz oranları ve global tedarik zinciri dalgalanmaları gibi faktörlere karşı proaktif bir finansal strateji izlemeli. Özellikle ihracat yapan şirketler, kur risklerini minimize edecek hedge mekanizmalarını daha aktif kullanmalı.” Yosun Çelikler, 2025’in iş dünyasında daha fazla adaptasyon ve yenilik gerektiren bir dönem olacağını öngörürken, veriye dayalı karar alma, sürdürülebilir finans ve dijitalleşmenin şirketler için en kritik unsurlar arasında yer alacağını bildirdi. Mentorluk programlarıyla finans dünyasına yeni yetenekler kazandırdı Harvard ve Bilkent Üniversitesi’nden aldığı güçlü akademik eğitimle iş dünyasına adım atan Yosun Çelikler, kariyeri boyunca finansal yönetim, yatırım danışmanlığı ve operasyonel verimlilik alanlarında kritik görevler üstlendi. Türkiye’nin ekonomik kalkınmasını destekleyen  Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) Ham Petrol Boru Hattı Projesi, JT International Türkiye,  MENEAT Operasyonları , Gıda Sektöründe Yatırımları, Lojistik ve Depolama Çözümleri , Devlet Destekli Güneş Enerjisi Santralleri (GES) Yatırımları gibi projelerde aktif roller üstlenen Yosun Çelikler, bu kapsamda altyapı yatırımları, yenilenebilir enerji projeleri, dijital bankacılık ve fintek çözümleriyle ihracat odaklı büyüme stratejileri üzerinde çalışmalar gerçekleştirdi. Kamu ve özel sektör işbirlikleriyle finansmana erişimi artıran projeler ve sürdürülebilir yatırım modelleri geliştirdi. Yarının ekonomik dinamiklerine hazır olmak için genç liderlere yatırım yapılmasının önemine de dikkat çeken Yosun Çelikler, bu alanda kendi gerçekleştirdiği uygulamalar hakkında şu detayları paylaştı: “Mentorluk programlarıyla finans dünyasına yeni yetenekler kazandırarak inovatif düşünce yapısının gelişmesine katkıda bulunuyorum. Bu süreçte, genç liderlerin yetişmesi için liderlik ve stratejik düşünme becerilerini geliştiren eğitim programlarının hayata geçirilmesinde aktif rol oynadım. Kapsayıcı mentorluk programlarıyla genç profesyonellere finansal analiz, yatırım stratejileri, kriz yönetimi ve sürdürülebilir büyüme modelleri konularında rehberlik ettim. Ayrıca, kadın liderlerin iş dünyasındaki rolünü güçlendirmek adına girişimcilik ve yönetim alanlarında özel mentorluk programları yürüttüm. Bir iş lideri olarak sadece sektördeki değil, toplumdaki tüm paydaşlara da faydalı olmayı misyon ediniyorum. Gerek Türkiye’nin gerekse görev aldığım global şirketlerin uluslararası pazarlarda güç kazanmasını desteklemeye devam edeceğim.”

Türk şirketlerinden Tataristan’a 2 milyar dolar yatırım Haber

Türk şirketlerinden Tataristan’a 2 milyar dolar yatırım

Tataristan Cumhuriyeti’nin başkenti Kazan Belediye Başkanı İlsur Metşin, Türk yatırımcıları ülkesine davet etti. Hali hazırda Tataristan’daki yabancı yatırımcıların yüzde 26’sını Türk yatırımcılar olduğunu söyleyen Metşin, “Türkiye Cumhuriyeti Tataristan'ın önde gelen yabancı ortaklarından biri. Türk şirketleri Tataristan’a yaklaşık 2 milyar dolar yatırım yaptı” dedi. Tataristan’ın başkenti Kazan’da düzenlenen Uluslararası Mimarlık ve İnşaat Forumu’nda konuşan Kazan Belediye Başkanı İlsur Metşin, “Tataristan'daki tüm yabancı yatırımların yüzde 26'sı Türk iş dünyasına aittir ve ülkede 280'den fazla Türk sermayeli işletme faaliyet göstermektedir. Türkiye Cumhuriyeti Tataristan'ın önde gelen yabancı ortaklarından biri. Geçen yıl ticaret hacmi yaklaşık 2,9 milyar dolar olarak gerçekleşmiş ve neredeyse 2,5 katlık etkileyici bir büyüme göstermiştir. Türk şirketleri Tataristan’a yaklaşık 2 milyar dolar yatırım yaptı” şeklinde konuştu. Tataristan’ın başkenti Kazan’da düzenlenen Uluslararası Mimarlık ve İnşaat Forumu’na (Kazanysh) 23 ülkeden 11 bin kişi katıldı. Bu yıl 4’üncüsü düzenlenen Forum’a ev sahipliği yapan Kazan, geçtiğimiz aylarda BRICS Zirvesine ev sahipliği yapmıştı. Forum kapsamında uluslararası iş birliğin güçlendirmek amacıyla BRICS+ Ülkeleri Şehirler ve Belediyeler Birliği Mimarlık ve Kentsel Gelişim Komitesi'nin ilk toplantısı da düzenlendi. Toplantıya 23 ülkeden 11 bin kişi katıldı. İnşaat ve mimarlık alanında lider konumdaki Türkiye forumda büyük çapta temsil edildi. Dünyanın birçok ülkesinden belediye başkanları, şehir plancıları, mimarlar ve yöneticiler katıldı. Yeni Kamala Tiyatrosu binasında gerçekleşen Forum, Tataristan Cumhurbaşkanı Rüstem Minnihanov ve Kazan Belediye Başkanı İlsur Metşin’in selamlama konuşması ile başladı. Türk şirketleri 2 milyar dolar yatırım yaptı Tataristan Cumhuriyeti’ndeki yabancı yatırımların yüzde 26’sını Türklerin oluşturduğunu belirten Kazan Belediye Başkanı Metşin, şunları söyledi: “Türkiye ile Tataristan arasında ekonomik ve kültürel bağlarını uzun süredir aktif bir şekilde geliştirmektedir. Tataristan'daki tüm yabancı yatırımların yüzde 26'sı Türk iş dünyasına aittir ve ülkede 280'den fazla Türk sermayeli işletme faaliyet göstermektedir. Ekonomik iş birliğinin en dikkat çekici yönlerinden biri Tataristan topraklarında uygulanan ortak yatırım projeleridir. Örneğin, ‘Alabuga’ Özel Ekonomik Bölgesi'nde Türk sermayesini çeken projeler aktif olarak uygulanmaktadır. Bunun bir örneği, Türk şirketi olan Hayat Kimya'nın yönetiminde hijyenik kağıt ürünleri üretimine yönelik bir tesisin faaliyete geçmesi ve yatırımların 5,7 milyar Ruble'yi aşmasıdır. Bu proje sadece yeni istihdam yaratmakla kalmıyor, aynı zamanda Türk yatırımcıların Rusya Federasyonu'nun devasa iç pazarına erişimini de sağlıyor. İstatistikler bu bilgiyi doğruluyor. Türkiye Cumhuriyeti Tataristan'ın önde gelen yabancı ortaklarından biri. Geçen yıl ticaret hacmi yaklaşık 2,9 milyar dolar olarak gerçekleşmiş ve neredeyse 2,5 katlık etkileyici bir büyüme göstermiştir. Türk şirketleri Tataristan’a yaklaşık 2 milyar dolar yatırım yaptı.”

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.