Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Soğuk Hava

Kapsül Haber Ajansı - Soğuk Hava haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Soğuk Hava haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

AKOM’dan Fırtına Ve Kar Yağışı Uyarısı Haber

AKOM’dan Fırtına Ve Kar Yağışı Uyarısı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Afet İşleri Dairesi AKOM’un değerlendirmelerine göre, bugün akşam saatlerinden (18.00) itibaren rüzgârın kuzeyli yönlerden (poyraz) kuvvetlenerek aralıklarla fırtına şeklinde (40–75 km/s) eseceği; gece saatlerine (22.00) kadar ise yer yer kuvvetli sağanak yağmur geçişlerinin yaşanmasının beklendiği belirtildi. Gece saatlerinde etkisini azaltması öngörülen yağışların, pazartesi (yarın) sabah saatlerinden (07.00) itibaren yeniden etkili olmaya başlaması ve gün boyunca il genelinde kuvvetli sağanak geçişlerinin görülmesi bekleniyor. SOĞUK HAVA VE KAR UYARISI Pazartesi sabah saatlerinden itibaren bölgemize giriş yapması tahmin edilen soğuk hava dalgası ile birlikte sıcaklıkların 2–4°C daha azalarak kar değerlerine gerileyeceği; Silivri, Çatalca, Arnavutköy, Büyükçekmece ve Başakşehir başta olmak üzere batı bölgelerinde yağışların karla karışık yağmur ve yer yer kar şeklinde görülebileceği öngörülüyor. HAFTA ORTASINDA SICAKLIK ARTIŞI Soğuk ve yağışlı havanın salı sabah saatlerine kadar etkisini sürdürmesi, hafta ortasından (çarşamba) itibaren ise sıcaklıkların yeniden artarak 15°C seviyelerine ulaşması bekleniyor. OLASI RİSKLERE KARŞI UYARI Yetkililer, pazar ve pazartesi günleri beklenen kuvvetli sağanak yağışlar ile pazartesi ve salı sabahına kadar etkili olması beklenen kış koşulları nedeniyle yaşanabilecek su baskını, göllenme, kar yağışı, buzlanma, don ve ulaşımda aksamalar gibi olumsuzluklara karşı vatandaşların dikkatli olmaları gerektiğini belirtti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kış Lastiklerinin Hava Basıncı Ne Olmalı? Haber

Kış Lastiklerinin Hava Basıncı Ne Olmalı?

Soğuk hava, lastiklerdeki hava basıncını önemli ölçüde etkiliyor. Kış aylarında hava basıncı ölçüm ve kontrollerinin daha sık yapılması gerektiğini kaydeden LASİD Genel Sekreteri Erdal Kurt, lastikteki hava basıncının güvenli sürüşteki önemine dikkat çekti: ‘’Kış koşullarında bazı sürücülerimiz lastiklerine gerekli hava basıncını sağlamadan trafiğe çıkabiliyor. Bazı sürücüler arasında ise karlı yollarda lastiklerin daha az şişirilmesi gerektiği yönünde oluşan yanlış bir algı var. Oysa lastikteki basınç hava sıcaklığının düşmesine paralel olarak azalır. Bu nedenle soğukta, özellikle karlı ve buzlu yollarda hava basıncını kesinlikle düşürmemek gerekir.’’ Düşük hava basıncı, yol tutuşunu azaltabilir Düşük hava basıncının yol tutuşunu ve aracın hakimiyetini azalttığını, güvenli sürüşü riske attığını belirten LASİD Genel Sekreteri Erdal Kurt, doğru hava basınının önemine işaret etti: ‘’Doğru hava basıncı, güvenli sürüş için en önemli unsurlardan biridir. Lastikleriniz doğru hava basıncında olduğunda aracınızın kontrolünü kaybetme, virajda savrulma ve suda kızaklama riskleri azalır. Aynı zamanda, doğru basınç lastiklerinizin vaktinden önce aşınmasını ve iç yapısında geri dönüşü olmayan hasarın oluşmasını engeller. Doğru lastik ayrıca yakıt tasarrufu da sağlar. Ancak hava basıncı, ortam ısısındaki değişiklikler veya lastikteki küçük delikler aracılığıyla düşebilir ve değişebilir. Hava basıncı düştüğünde lastiklerinizin hasar görme riski artar. Hava basıncı olması gerekenin altında olan lastikler, araçların yol tutuşunu ve araç hakimiyetini azaltır, fren mesafesini artırır ve lastiklerin daha çabuk aşınmasına sebep olur.’’ Her 10 derece düşüşünde basınç da düşer LASİD Genel Sekreteri Erdal Kurt; sürücülerin özellikle kış aylarında kış lastiklerinde doğru hava basıncı için yapması gerekenleri ise şöyle sıraladı: ‘’Hava sıcaklığının her 10 derece düşüşünde, lastiklerin hava basıncı azalır. Bu durum özellikle kış aylarında soğuk havada yaşanan bir durum olduğu için sürücülerin kış aylarında hava basıncını daha dikkatli ve düzenli bir şekilde kontrol etmesi gerekir. Bu nedenle bazı sürücülerde oluşan daha az şişirmek algısı yanlıştır. Karlı ve buzlu yollarda lastiğinizin hava basıncını kesinlikle düşürmeyin. Özel otomobil, ticari veya ağır tonajlı her tür lastik için doğru hava basıncı araç üreticileri tarafından belirlenmiştir. Sürücüler, doğru bilgilere araçlarının kapı içlerinden, torpido gözünden veya yakıt deposu kapağından ulaşabilirler. Hava basıncı, tercihen lastikler soğukken, güneşe maruz kalmamışken veya en azından 2 saat boyunca hareket etmemişken ölçülmelidir. Yedek lastik dahil olmak üzere lastiklerin hava basıncı, 15 günde bir kez ve herhangi bir uzun yolculuktan önce, mutlaka kontrol edilmelidir.’’ Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kış Aylarında Bağışıklık için Dengeyi Korumak Önemli Haber

Kış Aylarında Bağışıklık için Dengeyi Korumak Önemli

Uzmanlara göre bunun nedeni yalnızca soğuk hava değil; aynı zamanda güneş ışığından daha az faydalanmamız, kapalı alanlarda daha fazla vakit geçirmemiz ve günlük yaşam temposunun bağışıklık sistemi üzerinde yarattığı ek yük (1). Orzax Medikal Grup Müdürü Dr. Göktuğ Göktaş, kış aylarında bağışıklık sisteminin daha hassas hale gelmesinin birçok çevresel faktörün aynı anda devreye girmesinden kaynaklandığını belirtiyor. Soğuk hava koşulları, güneş ışığına daha az maruz kalınmasına bağlı olarak D vitamini düzeylerinde yaşanan düşüş ve kapalı alanlarda artan temasın, bağışıklık yanıtı üzerinde doğal bir baskı oluşturduğunu ifade eden Göktaş; bu dönemde bağışıklığı aşırı uyarmaya çalışmak yerine, onu dengede tutacak doğru günlük yaşam alışkanlıkları odaklanılmasının daha sağlıklı bir yaklaşım olacağını vurguluyor. Bilimsel araştırmalar, kış aylarında bağışıklık sisteminin hem çevresel koşullar hem de kişisel alışkanlıklar nedeniyle daha hassas hâle gelebildiğini gösteriyor. Soğuk ve kuru hava, üst solunum yollarının doğal savunma mekanizmalarını zayıflatabiliyor; bazı virüslerin bu koşullarda daha uzun süre canlı kalabilmesi ise enfeksiyon riskini artırıyor (2,3). Güneş ışığının azalmasıyla birlikte düşen D vitamini seviyeleri de bağışıklık dengesini etkileyen önemli faktörler arasında yer alıyor (4). Kışın beslenme alışkanlıkları da değişiyor Bağışıklık sisteminin güçlü kalabilmesi; yeterli uyku, dengeli beslenme ve genel yaşam dengesinin korunmasıyla yakından ilişkili. Ancak kış aylarında besin çeşitliliğinin azalması, C vitamini, D vitamini, çinko ve selenyum gibi bağışıklık için önemli mikro besinlerin yeterince alınamamasına yol açabiliyor (5,6). Araştırmalar, bu mikro besinlerin bağışıklık hücrelerinin sağlıklı çalışmasında önemli rol oynadığını; eksiklik durumunda vücudun enfeksiyonlarla mücadelesinin zorlaşabildiğini ortaya koyuyor (5,7). Özellikle C vitamini ve çinkonun, bağışıklık sisteminin doğal savunma mekanizmalarını desteklediğine dair bilimsel veriler bulunuyor (8,9). Ekinezya ve beta glukan gibi doğal bileşenlerin de bağışıklık sisteminin ilk savunma hattını destekleyebildiği; D vitamininin ise bağışıklık yanıtının dengelenmesinde özel bir role sahip olduğu belirtiliyor (10,11). “Bağışıklığı uyarmak değil, dengelemek gerekiyor” Dr. Göktuğ Göktaş, bağışıklık konusuna yaklaşırken ölçünün önemine de dikkat çekerek: “Bağışıklık söz konusu olduğunda amaç, sistemi sürekli uyarmak değil; vücudun ihtiyaç duyduğu mikro besinleri doğru şekilde destekleyerek bağışıklık yanıtını dengede tutmak olmalı. Dengeli beslenme, yeterli D vitamini ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları, kış aylarını daha rahat geçirmek için güçlü bir zemin oluşturur.” dedi Dünya Sağlık Örgütü de bağışıklık fonksiyonlarının korunmasında mikro besin yeterliliğinin halk sağlığı açısından önemine dikkat çekiyor (12). Uzmanlar, özellikle yaşlılar ve kronik rahatsızlığı bulunan bireylerin kış aylarında beslenme düzenlerine ve mikro besin alımlarına daha fazla özen göstermesi gerektiğini vurguluyor (13). Kış aylarında bağışıklığı tek bir yöntemle “güçlendirmeye” çalışmak yerine; beslenme, yaşam alışkanlıkları ve bilimsel temelli desteklerin birlikte ele alındığı dengeli bir yaklaşım hem bağışıklık sisteminin hem de günlük yaşamın ritmini korumaya yardımcı oluyor (5,6,13).

Donma mı, Hipotermi mi?  Belirtileri Ayırt Etmek Hayat Kurtarıyor! Haber

Donma mı, Hipotermi mi?  Belirtileri Ayırt Etmek Hayat Kurtarıyor!

Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Prof. Dr. Deniz Demirci, bu iki durumun belirtilerinin doğru ayırt edilmesinin erken müdahale açısından hayati önem taşıdığını vurguladı. Hipotermi vücudun tamamını etkilerken, donmanın sadece vücutta soğuğa doğrudan maruz kalan bölgelerin etkilendiğini (özellikle uç kısımlar: parmaklar, ayak parmakları, burun, kulaklar) belirten Prof. Dr. Demirci, “Hipotermi, genellikle hava sıcaklığının çok düşük olduğu, rüzgarlı, nemli ortamda uzun süre kalmak sonucu oluşur. Donma ise doğrudan soğuğa maruz kalan, genellikle rüzgarlı ve nemli ortamlarda, çıplak ciltle soğuğa temasla daha hızlı gelişir.” dedi. Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Prof. Dr. Deniz Demirci, soğuk hava koşullarına ve hipoterminin zamanında fark edilmediğinde ölümcül sonuçlara yol açabileceğine dikkat çekti. Hipotermi nedir? Hipoterminin vücut sıcaklığının 35 derecenin altına düşmesiyle meydana gelen tehlikeli bir durum olduğunu dile getiren Prof. Dr. Deniz Demirci, “Normal vücut sıcaklığı genellikle 36.5°C ile 37.5°C arasında olup, bu aralık vücudun optimal işlevlerini sürdürebilmesi için gereklidir. Vücut ısısı 35°C’nin altına düştüğünde, vücut normal işlevlerini yerine getiremez ve hayati tehlike söz konusu olabilir. Hipotermi genellikle aşırı soğuk havalarda, suda uzun süre kalma, yeterince giyinmemek, yorgunluk veya açlık gibi durumlarla ilişkilidir. Bunun yanı sıra, alkol ve bazı ilaçlar da vücutta ısının kaybını hızlandırabilir.” dedi. Vücut sıcaklığı düştükçe, vücutta bir dizi fizyolojik değişiklikler meydana geliyor Vücut sıcaklığı düştükçe, vücutta bir dizi fizyolojik değişiklikler meydana geldiğini ifade eden Prof. Dr. Deniz Demirci, “Hipoterminin etkileri, vücut sıcaklığının ne kadar düştüğüne ve ne kadar süreyle bu düşük sıcaklığın etkisi altında kalındığına bağlı olarak değişebilir.” ifadesinde bulundu. Prof. Dr. Demirci, vücut sıcaklığı düştükçe birçok hayati sistemin olumsuz etkilendiğini belirterek, dolaşım sistemiyle ilgili olarak şunları kaydetti: “Vücut ısısının düşmesiyle birlikte, kan damarları daralır (vazokonstriksiyon). Bu, kanın vücut yüzeyinden iç organlara yönlendirilmesine ve böylece hayati organların korunmasına yardımcı olur. Ancak, bu durum ciltte solukluk, soğukluk ve mavi renge (siyanoz) yol açabilir. Uzun süreli hipotermi, kan basıncında düşüşe neden olabilir, bu da organlara yeterli kanın ulaşamamasına yol açar ve organ fonksiyonlarını bozabilir.” Vücut ısısı düştükçe, beyin işlevleri yavaşlıyor Sinir sistemi üzerindeki etkilerinin de hayati öneme sahip olduğunu belirten Prof. Dr. Demirci, “Hipotermi, sinir sistemi üzerinde de etkiler yaratır. Vücut ısısı düştükçe, beyin işlevleri yavaşlar. Başlangıçta titreme, konuşma bozukluğu ve koordinasyon kaybı gibi belirtiler görülür. Sıcaklık daha da düşerse, bilinç kaybı, koma ve sonunda ölüm riski artar. Beyin, vücut ısısının kontrolünü sağlamak için daha fazla enerji harcar ve bu durum, zihinsel işlevlerde bozulmalara yol açabilir. Hipotermi sırasında kaslarda titreme başlar. Titreme, vücutta ısının korunmasını sağlamak için kasların kasılmasından kaynaklanır ve bu, vücudun ısınmasını sağlayan bir tepkidir. Ancak, vücut sıcaklığı iyice düştüğünde, titreme durur ve kaslar zayıflar.” diye konuştu. Vücut sıcaklığının düşmesiyle metabolizma yavaşlıyor Hipoterminin metabolizma üzerindeki etkilerine de dikkat çeken Prof. Dr. Demirci, “Vücut sıcaklığının düşmesiyle metabolizma yavaşlar. Hipotermi, enerji üretimi ve kullanımı üzerinde olumsuz etkilere yol açar. Karaciğer ve böbrek gibi organlar, ısı üretmek için daha fazla çalışmak zorunda kalır, ancak bu süreçler verimsizleşir. Ayrıca, kan şekerinin düşmesi ve diğer metabolik dengesizlikler görülebilir.” şeklinde konuştu. Şiddetli hipotermi, solunumda durmaya yol açabiliyor Solunum sistemi üzerindeki etkilerini de anlatan Prof. Dr. Demirci, “Solunum hızı, vücut ısısının düşmesiyle birlikte azalır ve bu da oksijenin vücutta daha verimli bir şekilde taşınmasını zorlaştırır. Şiddetli hipotermi, solunumda durmaya yol açabilir. Ayrıca, soğuk hava solumak, solunum yollarında kuruluk ve tahrişe neden olabilir.” dedi. Prof. Dr. Demirci, kardiyovasküler sistem üzerindeki etkileri de vurgu yaparak, “Hipotermi, kalp atışlarını etkileyebilir. Vücut sıcaklığı düştükçe, kalp atış hızı yavaşlar ve düzensizleşebilir. Şiddetli hipotermi durumunda, kalp durması riski ortaya çıkabilir. Kalp atışlarındaki düzensizlikler (aritmi) hayati tehlike oluşturabilir.” ifadesinde bulundu. Soğuk hava koşullarında uygun kıyafetler giyilmeli Hipotermiden korunmak için soğuk hava koşullarında uygun kıyafetler giyilmesi, aşırı soğuk ortamlarda uzun süre kalmaktan kaçınılması ve vücut ısısının düşmesini engellemek için önlemler alınmasının önemli olduğunu kaydeden Prof. Dr. Deniz Demirci, “Hipotermi tedavisinde, kişinin ısısını yavaşça artırmak gerekir. Bu, sıcak içecekler, ısınma battaniyeleri veya ısınma cihazları kullanılarak yapılabilir. Ancak, tedavi hızlı ve dikkatli bir şekilde yapılmalıdır, çünkü aşırı hızlı ısınma, vücuttaki kan dolaşımını olumsuz etkileyebilir.” dedi. Donma ve hipotermi arasındaki farklar neler? Donma ve hipoterminin, her ikisinin de soğukla ilgili tehlikeli sağlık durumlar olduğunu ancak farklı mekanizmalarla vücutta etkiler oluşturduğunu anlatan Prof. Dr. Demirci, “Hipotermi, vücut sıcaklığının 35°C’nin altına düşmesi durumudur. Vücut, soğuk ortamda ısısını kaybeder ve bu durum organ fonksiyonlarını bozarak hayati tehlike yaratabilir. Hipotermide tüm vücut etkilenir. Donma, vücut dokularının (genellikle eller, ayaklar, burun, kulaklar gibi vücut uç bölgeleri) aşırı soğuk nedeniyle donmasıdır. Donma, dondurucu soğukta uzun süre kalma sonucu, özellikle kan damarlarının tıkanmasıyla doku hasarına yol açar. Bu, lokal bir durumdur ve genellikle vücudun uç bölgelerinde görülür.” diye konuştu. Donmada dokularda nekroz yaşanabiliyor Hipotermide, vücut ısısının genel olarak düştüğünü ve bu durum bütün organları etkilediğini ifade eden Prof. Dr. Demirci, “Kalp, solunum ve merkezi sinir sistemi en fazla etkilenen bölgeler arasındadır. Hipotermide kaslar titrer, solunum yavaşlar, kalp hızı düşer, düşünme ve koordinasyon bozulur. Donma, sadece vücudun bazı bölümlerinde meydana gelir. Doku, aşırı soğuk nedeniyle donarak hasar görür. Başlangıçta cilt soluklaşır ve uyuşur, sonra dokular buz gibi sertleşebilir. Ciddi vakalarda, dokular nekroz yaşayabilir.” şeklinde konuştu. Hipotermi vücudun tamamını etkiliyor Hipotermi vücudun tamamını etkilerken, donmanın sadece vücutta soğuğa doğrudan maruz kalan bölgelerin etkilendiğini (özellikle uç kısımlar: parmaklar, ayak parmakları, burun, kulaklar) belirten Prof. Dr. Demirci, “Hipotermi, genellikle hava sıcaklığının çok düşük olduğu, rüzgarlı, nemli ortamda uzun süre kalmak sonucu oluşur. Donma ise doğrudan soğuğa maruz kalan, genellikle rüzgarlı ve nemli ortamlarda, çıplak ciltle soğuğa temasla daha hızlı gelişir.” dedi. Donma ve hipoterminin belirtileri nasıl ayırt edilir? Prof. Dr. Deniz Demirci, hipotermi belirtilerini şöyle sıraladı: “Başlangıçta, titreme, yorgunluk, uyuşma, baş dönmesi, konuşmada bozulma, kas zayıflığı, koordinasyon kaybı olur. Orta düzey hipotermi de titreme durur, bilinç kaybı, hızla düşünme ve karar verme zorluğu, nefes almanın zorlaşması, kalp atışlarının yavaşlaması meydana gelir. İleri düzey hipotermi de ise bilinç kaybı (komaya girme), vücut ısısının 30°C’nin altına düşmesi, kalp durması riski oluşur.” Donma belirtilerini de sıralayan Prof. Dr. Demirci, şöyle devam etti: “Başlangıçta, cilt soğur ve beyazlaşır, uyuşukluk ve karıncalanma hissi olur. İleri aşamada ise cilt sertleşir, morarma, buz gibi bir hissiyat, ağrı veya yanma hissi olur. Vücut kısmı hareket ettirilemez hale gelebilir. Şiddetli donmada ise cilt ve doku tamamen donar, şişlik ve kabuklanma oluşur, doku ölümü (nekroz) gelişebilir. Tedavi edilmezse, etkilenen doku kaybolabilir.” Vücudu yavaşça ısıtmak gerekiyor Hipotermi tedavisinde vücudu yavaşça ısıtmak gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Demirci, “Öncelikle sıcak, kuru bir ortamda kişiyi ısıtmak, sıcak içecekler vermek, ısınma battaniyeleri kullanmak önemlidir. Ağızdan ısıtma yapılabilir, ancak hızlı ısıtma, vücudun şok yaşamasına yol açabileceğinden dikkatli olunmalıdır. Donma tedavisinde ise donmuş bölgeyi ılık suyla ısıtmak, donmuş dokuyu tekrar soğuğa maruz bırakmamak gerekir. Donmuş bölgeye doğrudan ısı uygulamaktan kaçınılmalıdır. Şiddetli donma durumlarında, etkilenen doku nekrozu gelişebileceği için cerrahi müdahale gerekebilir.” şeklinde sözlerini tamamladı.

Soğuk ve Rüzgârlı Havalar Yüz Felci Riskini Artırıyor Haber

Soğuk ve Rüzgârlı Havalar Yüz Felci Riskini Artırıyor

Yüz felcinin ne olduğundan bahseden Prof. Dr. Kazkayası, “Yüz felci (fasiyal paralizi), yüz mimik kaslarını kontrol eden 7. kraniyal sinirin hasarına bağlı olarak gelişen ve yüzün bir yarısında hareket kaybıyla seyreden bir klinik tablodur. Kadın ve erkeklerde benzer sıklıkta görülmekle birlikte; gebelik, doğum sonrası dönem, hipertansiyon, diyabet ve otoimmün hastalıkları olan bireylerde risk daha yüksektir” diye konuştu. ‘YÜZ FELCİNE VİRÜSLER DE NEDEN OLABİLİR’ Yüz felcinin nedenlerine değinen Prof. Dr. Kazkayası, “Yüz felcinin kesin nedeni her zaman saptanamasa da olguların yaklaşık üçte ikisi ‘idiopatik (nedeni saptanamayan)’ olarak değerlendirilir. En sık kabul gören neden viral inflamasyondur. Herpes simpleks tip 1, varisella zoster ve Epstein-Barr gibi virüsler de sinirde iltihaplanmaya yol açabilir. Bu virüsler, daha önce vücuda girmişken stres, soğuk hava, fiziksel travma ve mevsimsel değişikliklerle yeniden aktive olabilir” dedi. ‘SOĞUK ORTAMLAR RİSKİ ARTIRIYOR’ Soğuk ve rüzgâra uzun süre maruz kalmanın yüz sinirinde hassasiyete neden olabileceğini belirten Prof. Dr. Kazkayası, geçmişte yüz felcinin “şoför hastalığı” olarak adlandırıldığını hatırlattı. Araçlarda klima bulunmadığı dönemlerde açık camdan gelen rüzgâra maruz kalan sürücülerde yüz felcinin sık görüldüğünü aktaran Prof. Dr. Kazkayası, “Banyo veya duş sonrası saçlar kurutulmadan dışarı çıkmak da yüz felcine davetiye çıkarabilir. Saçlar kurutulsa bile vücudun dış ortam ısısına uyum sağlaması için evde bir süre beklenmesi faydalıdır” dedi. ‘KULAK ARKASINDAKİ AĞRI GÖZ ARDI EDİLMEMELİ’ Yüz felcinin en sık belirtilerinin yüzün bir yarısında hareket kaybı, ağız köşesinde sarkma, göz kapamada güçlük ve yüzde asimetri olduğunu söyleyen Prof. Dr. Kazkayası, “Bazı hastalarda felç gelişmeden önce kulak arkasında ağrı görülebilir. Özellikle kulak arkasında başlayan ve orta şiddette olan ağrının yüz felcinin habercisi olabilir. Ağrının şiddetli olması ise prognoz açısından olumsuz bir işaret olabilir. Kulakta dolgunluk hissi, yüksek sese tahammülsüzlük ve tat duyusunda azalma da eşlik edebilen diğer belirtiler arasındadır” açıklamasında bulundu. ‘TANI VE TEDAVİDE ERKEN MÜDAHALE ÖNEMLİ’ Yüz felci tanısında ayrıntılı öykü ve fizik muayenenin yanı sıra odyolojik testler, görüntüleme yöntemleri ve laboratuvar tetkiklerinden yararlanıldığını belirten Prof. Dr. Kazkayası, “Gerek görülen hastalarda bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans görüntüleme ile enfeksiyöz ya da tümöral nedenler dışlanabilir” dedi. ‘HASTALARIN BÜYÜK KISMI İLK ÜÇ AYDA İYİLEŞİYOR’ Yüz felci geçiren hastaların yaklaşık yüzde 80-85’inde ilk üç ay içinde tama yakın iyileşme görüldüğünü söyleyen Prof. Dr. Kazkayası, “Yüzde 15-20 oranında hastada ise hafif ya da ciddi sekel kalabilir. Felcin tam olması, üç haftaya rağmen düzelme görülmemesi, ileri yaş, şiddetli kulak arkası ağrısı ve eşlik eden kronik hastalıklar iyileşme sürecini olumsuz etkileyebilir” ifadelerini kullandı. ‘BELİRTİLER VARSA VAKİT KAYBETMEDEN SAĞLIK KURULUŞUNA BAŞVURUN’ Prof. Dr. Kazkayası, “Soğuk havalarda ıslak saçla dışarı çıkmaktan kaçınılması, rüzgâra doğrudan maruziyetin azaltılması ve yüz felci belirtileri fark edildiğinde vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulması, kalıcı hasarın önlenmesi açısından büyük önem taşıyor” diyerek açıklamalarını sonlandırdı.

Kar Yağışları Başladı, Lastik Zinciri Satışları 10 Kat Arttı Haber

Kar Yağışları Başladı, Lastik Zinciri Satışları 10 Kat Arttı

Trendyol verileri, sürücülerin buzlanma, görüş azalması ve kayma gibi risklere karşı hazırlandığını gösteriyor. Son dönemde güvenli sürüşe yönelik ürünlerde lastik zinciri satışları önceki döneme kıyasla yaklaşık on katına çıkarken, buz kazıyıcı ürünlerinde üç kat artış yaşandı. Kış mevsimiyle birlikte düşen sıcaklıklar, ani yağışlar ve buzlanma riski, sürücüler için yola çıkmadan önce alınacak önlemleri hayati hale getiriyor. Görüşün azalması, camlarda buğulanma ve buzlanma, kaygan zemin nedeniyle uzayan fren mesafeleri kış aylarında en sık karşılaşılan riskler arasında yer alıyor. Bu tablo, sürüş öncesi hazırlığın ve doğru ekipmanın önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Trendyol’un son dönem satış verileri, sürücülerin bu risklere karşı daha bilinçli hareket ettiğini gösteriyor. Özellikle karlı ve buzlu yol koşullarında çekişi artırmaya yardımcı olan ürünlerde güçlü bir talep artışı dikkat çekiyor. Lastik zinciri satışları önceki döneme kıyasla yaklaşık on katına çıkarken, buz kazıyıcı ürünlerinde üç kat artış kaydedildi. Görüşü korumaya yönelik cam buğu gidericilerin satışları ise yaklaşık iki kat arttı. Sürücünün Konforu da Yol Tutuş Kadar Önemli Veriler kış koşullarında sadece araç yol tutuşunun değil, sürücü görüş ve konforunun da önem kazandığını gösteriyor. Cam suları ve antifriz gibi temel bakım ürünlerinde artış görülürken, soğuk hava koşullarında sürücü ve yolcuları korumaya yönelik maske ve balaklava gibi ürünlerde iki kata varan artış yaşandı. Ürün satışlarındaki artışlara bakıldığında İstanbul, Ankara, Bursa, Diyarbakır, Kocaeli öne çıkan şehirler arasında yer alıyor.

Kış Hastalıklarına Karşı 10 Etkili Öneri!  Haber

Kış Hastalıklarına Karşı 10 Etkili Öneri! 

Uzmanlara göre, kış aylarında bu hastalıkların bulaşma riski yaz aylarına nazaran 3 kat daha yüksek. Bunun nedeni ise kapalı alanlarda daha uzun süre kalınması ve havalandırmanın yetersiz olması sebebiyle mikropların yayılımının kolaylaşması. Ayrıca, bağışıklık sisteminin soğuk havada zayıflaması da enfeksiyonlara olan yatkınlığı artırıyor. Acıbadem Maslak Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Alpay Medetalibeyoğlu, aslında doğru önlemlerle bu enfeksiyonlardan korunmanın veya hastalığa yakalanma riskini ciddi oranda azaltmanın mümkün olduğunu belirterek, “Hem kişisel hijyen hem de yaşam tarzı alışkanlıkları bu süreçte büyük önem taşıyor. Kışın sağlığımızı korumak için en önemli kural ise kalabalık ve kapalı ortamları sınırlamak, doğru havalandırma yapmak ve bağışıklığı güçlü tutmaktır. Ayrıca, öksürme ve hapşırmayla yayılan damlacıklar kolayca bulaşabildikleri için özellikle yüz yüze olan karşılıklı konuşmalarda aramızdaki mesafenin en az 70 cm olmasına özen göstermeliyiz” diyor. İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Alpay Medetalibeyoğlu, kış aylarında hastalıklardan korunmamız için dikkat etmeniz gereken 10 kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. Kapalı ve kalabalık ortamlardan kaçının Kışın kapalı ve kalabalık ortamlardan mümkün olduğunca kaçınmanız çok önemli. Zira, insanların birbirine yakın bulundukları alanlarda influenza, solunum sinsityal virüsü (RSV) ve COVID-19 gibi virüsler çok hızlı yayılıyorlar. Araştırmalar, kalabalık ve kötü havalandırılan ortamlarda bulaşma riskinin 10 kata kadar arttığını ortaya koyuyor. Dolayısıyla, sinema, AVM, toplu taşıma ve toplantı salonlarında uzun süre kalmaktan kaçınmak enfeksiyon riskini ciddi şekilde azaltıyor. Mecburi durumlarda maske takmak da etkili olan bir başka önlem. Haftada en az 3 kez 1’er saat yürüyün Düzenli egzersiz bağışıklık hücrelerinin dolaşımını artırarak enfeksiyonlara karşı koruyucu etki sağlıyor. Araştırmalar, haftada en az 150 dakika yürüyen kişilerde solunum yolu enfeksiyonlarının yüzde 30 oranında daha az görüldüğünü gösteriyor. İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Alpay Medetalibeyoğlu, kışın soğuk havaya rağmen açık havada yapılan tempolu yürüyüşün hem D vitamini sentezine katkı sağladığını hem de kişiyi kapalı alan kalabalığından uzak tuttuğunu belirterek, “Yürüyüşü mümkünse gün içinde ve rüzgârdan korunaklı bir rota seçerek yapın. Aşırı terlemeyi ve üşümeyi önlemek için kat kat giyinmeye de dikkat edin” diyor. Odalarınızı günde 3 kez 15’er dakika havalandırın Kışın pencereler genelde kapalı kaldıkları için virüsler havada daha uzun süre asılı kalıyorlar. Bu nedenle, oturduğumuz, çalıştığımız veya uyuduğumuz ortamları günde 3 kez en az 10–15 dakika havalandırmak büyük fark oluşturuyor. Dünya Sağlık Örgütü, iyi havalandırmanın solunum yolu hastalıklarını yüzde 50 oranında azalttığını bildiriyor. Havalandırma sırasında kısa süreli ısı kaybı olsa bile hava kalitesinin korunması enfeksiyon riskini ciddi oranda düşürüyor. Kapalı ortamlarda sürekli klima veya soba kullanımı havayı kuruttuğu için nem dengesini korumak da önem taşıyor. Aşılarınızı mutlaka tamamlayın Grip aşısı, özellikle risk grubunda yer alan kişilerde hastaneye yatış riskini yüzde 60 oranına kadar azaltıyor. COVID-19 hatırlatma dozları bağışıklık düzeyinin düştüğü kış aylarında koruma sağlıyor. Doç. Dr. Alpay Medetalibeyoğlu, 65 yaş üstünde veya kronik hastalığı olanlarda zatürre (pnömokok) aşısının da ciddi enfeksiyonları önleyebildiğini vurgulayarak, “Aşılar hastalıkların bulaşmalarını ve ağır seyretmelerini önleyen en güçlü araçlardandır. Üstelik, sadece sizi değil çevrenizdeki hassas kişileri de koruyor” bilgisini veriyor. Eve geldiğinizde ilk iş ellerinizi yıkamak olsun Virüslerin büyük bir bölümü eller yoluyla bulaşıyor. Bu nedenle, ellerinizi yıkamadan yüzünüze, burnunuza veya gözlerinize asla dokunmayın. Ellerin su ve sabunla en az 20 saniye yıkanması enfeksiyon riskini yüzde 40–50 oranında azaltıyor. Dolayısıyla, özellikle toplu taşıma, market, okul veya iş yerinden dönüşte bu alışkanlık çok önem taşıyor. Su ve sabun yoksa en az yüzde 60 alkol içeren el antiseptikleri de fayda sağlıyor. Boyun ve burun bölgenizi koruyun Soğuk hava solunum yolu mukozasını zayıflatarak virüslere daha duyarlı hâle getiriyor. Boyun ve burun bölgesini korumak ise özellikle rüzgârın etkisini azaltarak mukozanın kurumasını ve bu sayede virüslerin solunum yollarında kolayca tutunmalarını önlüyor. Yaygın inanışın aksine, üşümek doğrudan hastalık yapmıyor; ancak bağışıklığı baskılayarak enfeksiyonlara zemin hazırlıyor. Dolayısıyla dışarı çıkmadan önce termal içlik ve atkı kullanmak faydalı oluyor. Bunların yanı sıra ince tek bir kıyafet yerine kat kat giyinmek vücut ısısını dengede tutuyor. Günde 7–8 saat kesintisiz uyuyun Uykusuzluk bağışıklık sistemi hücrelerinin aktivitelerini azaltıyor ve bu nedenle viral enfeksiyonların gelişme riskini artırıyor. Bilimsel çalışmalar, günde 6 saatten az uyuyan kişilerde hastalanma riskinin yaklaşık 4 kat arttığını gösteriyor. “Düzenli ve kaliteli uyku için uyku saatlerinin mutlaka sabit olması gerektiğini belirten Doç. Dr. Alpay Medetalibeyoğlu, “Yoğun günlerde kısa molalar vermek stres hormonlarının seviyelerini düşürüyor ve böylece bağışıklığı güçlendiriyor. Akşam geç saatlerde ekran kullanımını sınırlandırmak da uyku kalitesini artırıyor” diye konuşuyor. Bağışıklığı güçlendiren beslenme düzenini sürdürün Yetersiz beslenme, enfeksiyonlara yatkınlığı yüzde 20–30 oranında artırıyor. Bu nedenle, dengeli ve yeterli beslenme bağışıklık sisteminin güçlenmesi açısından büyük önem taşıyor. Günde birkaç porsiyon sebze ve meyve tüketimi bağışıklığı destekliyor. Ayrıca, C vitamini, çinko, D vitamini ve omega-3 bakımından zengin gıdalar, antioksidan ve antiinflamatuar etkileri sayesinde enfeksiyon riskini azaltıyor. Haftada 2 kez balık, her gün yoğurt veya kefir tüketimi ise güçlü bir bağışıklık sisteminde önemli rol oynayan bağırsak florasını destekliyor. Aşırı şekerli ve işlenmiş gıdalardan kaçınmak da enfeksiyon süresini kısaltmaya yardımcı oluyor. Geceleri odanıza bir bardak su koyun Kışın kullanılan ısıtıcılar odadaki nemi düşürüyor; kuru hava, virüslerin solunum yollarına kolayca tutunmalarına yol açıyor. Burun içinin kuruması da hem kanamaya hem enfeksiyona yatkınlık oluşturuyor. Bu nedenle, ortam neminin yüzde 40–60 arasında olması ideal kabul ediliyor. Geceleri odaya bir bardak su koymak veya nemlendirici cihaz kullanmak odanın nemlenmesinde fayda sağlıyor. Bu basit önlem bile üst solunum yolu enfeksiyonlarını azaltabiliyor. Yüz yüze konuşurken en az 70 cm uzak durun Kış aylarında aile ortamlarında bulaşma riski oldukça yükseliyor. Öyle ki temas hâlindeki her 3 kişiden 1’i enfeksiyonu kapabiliyor. Doç. Dr. Alpay Medetalibeyoğlu, basit temas önlemlerinin bile bulaşma riskini önemli şekilde azaltabildiğini vurgulayarak, “Bunun için yüz yüze konuşurken mesafe korunmalı ve mümkünse maske kullanılmalı. Ortak havlular, bardaklar veya telefonlar paylaşılmamalı. Bunların yanı sıra hastanın ayrı odada kalması ve sık havalandırma da çok önemlidir” diyerek sözlerini tamamlıyor.

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.