Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Soğuk Zincir

Kapsül Haber Ajansı - Soğuk Zincir haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Soğuk Zincir haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Botoks Artık Tutmuyorsa Nedeni İlaç Olmayabilir! Haber

Botoks Artık Tutmuyorsa Nedeni İlaç Olmayabilir!

Medikal estetik uzmanı Dr. Merve Demir Güzel, direncin nadir ancak geri dönüşü zor bir tablo olduğunu, en büyük risk faktörünün "biraz daha" isteyen hasta ile "evet" diyen klinik ikilisi olduğunu belirtiyor. Botoks, dünyada en sık uygulanan cerrahi olmayan estetik işlem. Yıllardır düzenli uygulama yaptıran hasta sayısı hızla artarken, kliniklerde yeni bir şikâyet profili öne çıkıyor: İlk yıllarda mükemmel sonuç veren uygulama, zamanla daha kısa süreli ve daha zayıf etki göstermeye başlıyor. Literatür bu tabloyu "ikincil yanıtsızlık" olarak adlandırıyor: Botoksun başlangıçta etkili olduğu, ancak tekrarlayan uygulamalar sonrasında etkisini kaybettiği durum. Estetik uygulamalardaki yanıtsızlık vakalarının büyük çoğunluğu bu tipte. Vücut botoksa direnç geliştirebilir mi? Evet, ancak nadir. Botulinum toksin bir protein ve bağışıklık sistemi, tekrarlayan maruziyet sonrasında bu proteine karşı nötralizan antikor üretebiliyor. Antikorlar toksini hedefine ulaşmadan etkisiz hâle getiriyor; sonuç, uygulamanın "tutmaması". Farklı endikasyonları kapsayan bir meta-analizde nötralizan antikor sıklığı yüzde 1,2 ile 2,3 arasında bildiriliyor. Estetik uygulamalarda düşük dozlar kullanıldığı için oran daha da düşük olabiliyor; ancak literatürde düşük dozlarda bile direnç gelişen vakalar mevcut. Medikal estetik uzmanı Dr. Merve Demir Güzel, direncin "tutmadı" şikâyetinin yalnızca bir nedeni olduğunu vurguluyor: "'Botoksum tutmadı' diyen hastada ilk düşündüğüm şey direnç değil. Önce ürün: Kaçak mı, sulandırılmış mı, soğuk zinciri kırık mı? Sonra teknik: Doz yeterli miydi, doğru noktaya mı yapıldı? Bunlar elendikten sonra, hastanın öyküsünde 'her seferinde daha kısa sürdü' deseni varsa, o zaman direnç aklıma geliyor. Direnç nadir; ama geliştiğinde geri almak çok zor. Bu yüzden önlemek, tedavi etmekten önemli." Riski artıran alışkanlıklar Literatürde antikor gelişimiyle ilişkilendirilen faktörler büyük ölçüde uygulama davranışıyla ilgili: Üç aydan kısa aralıklar — Etki bitmeden tekrar uygulama, bağışıklık sistemini sık uyarıyor Erken "rötuş" — İlk uygulamadan üç hafta içinde yapılan ek enjeksiyonlar, en yüksek riskli davranış olarak tanımlanıyor Yüksek kümülatif doz — Yıllar içinde biriken toplam miktar Tek seansta yüksek doz — Aynı anda çok bölgeye, yüksek ünite Formülasyon — Bazı ürünlerdeki yardımcı proteinlerin bağışıklık yanıtını güçlendirebildiği bildiriliyor "En riskli hasta, üç haftada bir 'şurası az olmuş' diye gelen hasta. Her rötuş, bağışıklık sistemine bir uyarı daha. Bir de bunu yapmaya istekli klinik varsa — 'tabii, hemen ekleyelim' — o hastayı birkaç yılda dirence götürüyorsunuz. Ben rötuş isteyene şunu söylüyorum: İki hafta bekle, tam etkiyi gör, sonra konuşalım. Üç aydan önce tekrar yok. Bu kural hastayı kızdırıyor bazen, ama hastanın geleceğini koruyor." Direnç gelişirse ne olur Nötralizan antikor gelişen hastada botoks etkisi giderek azalıyor ve bazı vakalarda tamamen kayboluyor. Bu durum yalnızca estetik uygulamayı değil, ileride gerekebilecek tıbbi botulinum toksin tedavilerini de — migren, aşırı terleme, kas spazmı gibi — etkileyebiliyor. Literatürde tanımlanan yönetim seçenekleri arasında uygulamaya ara verilmesi, aralıkların uzatılması ve yardımcı protein içermeyen formülasyonlara geçiş sayılıyor. Ancak antikorların vücuttan tamamen temizlenmesi uzun sürebiliyor ve her hastada gerçekleşmiyor. "Dirençli hastaya 'dozu artıralım' demek en kötü refleks. Daha fazla toksin, daha fazla antikor. Doğru yaklaşım tam tersi: Ara ver, bağışıklık sistemi sakinleşsin. Bazı hastalarda aylarca, bazılarında daha uzun. Bu sürede hasta 'çizgilerim geri geldi' diye üzülüyor. Ama alternatifi, botoksun bir daha hiç işe yaramaması. Bunu hastaya açıkça anlatmak gerekir." Sık sorulan sorular Botoksa direnç ne kadar sık görülür? Nadir; farklı kullanımları kapsayan çalışmalarda yüzde 1-2 civarında bildiriliyor. Estetik dozlarda daha düşük olabiliyor ancak sıfır değil. Direnç geliştiğini nasıl anlarım? Aynı ürün ve dozla yapılan uygulamaların etkisinin her seferinde daha kısa sürmesi ve zayıflaması tipik desen. Kesin tanı için laboratuvar testi gerekir. Rötuş yaptırmak zararlı mı? İlk uygulamadan sonraki ilk üç hafta içinde yapılan ek enjeksiyonlar, antikor gelişimi açısından en riskli davranış olarak tanımlanıyor. Direnç gelişirse botoks bir daha hiç işe yaramaz mı? Her zaman değil. Ara verme ve formülasyon değişikliğiyle bazı hastalarda yanıt geri dönebiliyor; ancak bu süreç uzun ve garantisi yok. Sık botoks yaptırmak güvenli mi? Üç ay ve üzeri aralıklarla, uygun dozda yapıldığında uzun süreli kullanım güvenli kabul ediliyor. Sorun sıklık ve doz aşımında başlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

DHL Supply Chain Türkiye ve Lilly Türkiye'den Yeni Soğuk Depo Yatırımı Haber

DHL Supply Chain Türkiye ve Lilly Türkiye'den Yeni Soğuk Depo Yatırımı

Dünyanın lider lojistik firması DHL Group bünyesinde faaliyet gösteren DHL Supply Chain Türkiye, 1995 yılından bu yana sağlık lojistiği alanındaki iş ortağı Lilly Türkiye’ye sunduğu hizmet kapsamını yeni yatırımlarıyla genişletti. Şirketin, Avrupa 3 tesisinde hizmete alınan yeni soğuk depo yatırımıyla dünyanın önde gelen ilaç şirketlerinden Lilly'nin büyüyen operasyonları desteklenirken, hassas sağlık ürünlerinin depolamadan son teslimat noktasına kadar güvenli, izlenebilir ve kalite standartlarına uygun şekilde yönetilmesine katkı sağlanacak. Otuz yılı aşkın iş ortaklığı boyunca DHL Supply Chain Türkiye ve Lilly Türkiye ilk etapta dört ilde başlayan taşıma operasyonları bugün yüzde 97’lik oranıyla neredeyse Türkiye'nin tamamına ulaşan bir dağıtım ağına dönüştü. 2025 yılından bu yana operasyonların hacmi iki katına, katma değerli hizmet (VAS) hacmi ise üç katına ulaştı. Bu geniş ağı destekleyen ve aktif taşıma sistemiyle çalışan sıcaklık kontrollü araçlar, taşıma boyunca gerekli sıcaklık aralıklarını koruyarak ürünleri doğrudan depodan nihai teslimat noktasına ulaştırıyor. Bu yaklaşım, strafor ambalaj ihtiyacını ortadan kaldırarak ambalaj atıklarının azaltılmasına katkıda bulunuyor ve daha sürdürülebilir operasyonlara imkân tanıyor. Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan DHL Supply Chain Türkiye Genel Müdürü Buket Cox, "DHL Supply Chain Türkiye olarak Lilly Türkiye ile 1995 yılından bu yana güvene dayalı, uzun soluklu bir iş ortaklığı yürütüyoruz. Geçen 30 yılı aşkın sürede Lilly Türkiye’nin artan operasyonları ve değişen ihtiyaçları doğrultusunda, biz de bu ihtiyaçları karşılamak üzere kapasitemizi, altyapımızı ve yetkinliklerimizi sürekli geliştiriyoruz. Avrupa 3 tesisimizde hayata geçirdiğimiz yeni soğuk depo yatırımı da bu yaklaşımın önemli bir göstergesi. Sağlık lojistiğinde yalnızca depolama ve taşımacılık hizmeti sunmuyoruz. Katma değerli hizmetler, sıcaklık kontrollü dağıtım ve uçtan uca çözümlerle iş ortaklarımızın büyüme yolculuğuna katkı sağlıyoruz. Lilly Türkiye ile uzun yıllara dayanan iş birliğimizi daha da ileriye taşımaktan ve önümüzdeki dönemde de birlikte değer yaratmayı sürdürmekten büyük mutluluk duyuyoruz" dedi. Lilly Türkiye Genel Müdürü Ryan Dawson ise “Lilly olarak 150 yıldır bilimi, insanların yaşamlarında anlamlı fark yaratabilecek tedavilere dönüştürmek için çalışıyoruz. Ancak bizim için inovasyon yalnızca yeni tedaviler geliştirmekten ibaret değil. Bir ilacın gerçek etkisinin, ona ihtiyaç duyan hastalara güvenilir ve kesintisiz şekilde ulaştığında ortaya çıktığına inanıyoruz. Bu nedenle ilaçlarımıza erişimin sürekliliğini sağlamak, yenilikçi tedaviler geliştirmek kadar kritik bir önceliğimizdir. Kardiyometabolik sağlık alanındaki hasta ihtiyaçlarını karşılamak adına sürekliliği ön planda tutuyor, güçlü tedarik zinciri altyapısına büyük önem veriyoruz. DHL Supply Chain Türkiye ile iş birliğimiz kapsamında hayata geçirilen bu yeni soğuk zincir depolama alanı da Türkiye’de büyüyen operasyonlarımız açısından önemli bir dönüm noktası. Lilly Türkiye olarak, hasta odaklı yaklaşımımız doğrultusunda iş ortaklarımızla birlikte büyümeye, Türkiye’nin sağlık ekosistemine değer katmaya devam edeceğiz" dedi. Bu yatırım aynı zamanda, Yaşam Bilimleri ve Sağlık Hizmetleri'ni küresel ölçekte ana büyüme sektörlerinden biri olarak tanımlayan DHL Group'un 2030 Stratejisi'ni de destekliyor. DHL Group, DHL Health Logistics aracılığıyla uzmanlaşmış altyapı ve soğuk zincir çözümleri de dahil olmak üzere dünya genelindeki sağlık lojistiği kapasitesini genişletmek için 2030 yılına kadar 2 milyar avro yatırım yapıyor. Avrupa 3 tesisindeki genişletme gibi yatırımlar, kurumsal stratejinin müşterileri ve büyüyen sağlık sektörünü doğrudan desteklemek amacıyla yerel düzeyde nasıl hayata geçirildiğini gösteriyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Metro Türkiye’den Bodrum Marinalarında Kesintisiz Soğuk Zincir Güvencesinde Çevreci Çözüm Haber

Metro Türkiye’den Bodrum Marinalarında Kesintisiz Soğuk Zincir Güvencesinde Çevreci Çözüm

Netlog Lojistik Grubu iş birliğiyle devreye alınan, -18°C’ye kadar soğutma kapasitesine sahip elektrikli yeni Musoshi Pop-Up Midi araçlar sayesinde Bodrum sıcağında kesintisiz soğuk zincir güvencesi sunulurken, taze ve güvenilir gıda teslimatı çevre dostu lojistik teknolojisiyle bir araya geliyor. Yat ve tekne turizminin en önemli duraklarından Bodrum'da, deniz tutkunu müşterilerinin tüm yeme-içme ihtiyaçlarını 2015 yılından bu yana marinalara kadar ulaştıran Metro Türkiye, bu özel sevkiyat hizmetinde yeni bir dönem başlattı. Netlog Lojistik Grubu bünyesinde yer alan Netfilo tarafından Metro Türkiye’ye özel olarak hazırlanan elektrikli ve soğutuculu yeni araç hizmeti, Bodrum Marina’da sevkiyata başladı. Teslimat kalitesini ve hızını artırmak üzere sahaya inen bu hizmet, sıcak yaz aylarında gıda güvenliğini en üst standartta sağlarken sürdürülebilir lojistik yaklaşımını da destekliyor. Metro Türkiye Satış ve Operasyon Direktörü ve Yönetim Kurulu Üyesi Benedykt Pacholczyk, “Tekne ve yat seyahatlerine özel olarak uzun yıllar önce başlattığımız sevkiyat hizmetimizi, müşterilerimize her zaman en güvenilir ve en kaliteli çözümleri sunmak adına yeni teknolojilerle sürekli geliştiriyoruz. Bodrum gibi sıcaklığı yüksek bir lokasyonda bizim için en büyük öncelik, ürünlerin tazeliğini ve kalitesini koruyarak gıda güvenliğinden ödün vermemek. Bu doğrultuda Netlog ile gerçekleştirdiğimiz iş birliği kapsamında devreye aldığımız frigo kasalı yeni araç hizmetimiz, -18°C’ye kadar inen soğutma kapasitesiyle en kritik ürün gruplarında bile kesintisiz bir soğuk zincir koruması sağlıyor. Sipariş anından teslimat anına kadar ürünlerimizin tazeliğini tam güvence altına alarak müşterilerimizin yeme-içme ihtiyaçlarını en üst kalitede karşılıyoruz” dedi. Gıda güvenliğinin yanı sıra sürdürülebilirlik ve operasyonel verimlilik hedeflerine de dikkat çeken Pacholczyk, “Mavi yolculuğa çıkan müşterilerimizin taleplerini karşılarken, bu operasyonu çevreye duyarlı hale getirmeyi de önemsiyoruz. Yeni araç kaynağımızın tamamen elektrikli yapısı sayesinde karbon ayak izimizi azaltarak marinalarda çevre dostu bir lojistik süreç uyguluyoruz. Ayrıca genişleyen iç hacmi sayesinde tek seferde daha fazla siparişi teslim etme kolaylığı sunan, kompakt tasarımıyla da marinalardaki en dar alanlara bile sessizce erişebilen bu yeni araç yatırımıyla, müşterilerimize sunduğumuz pratik ve güvenilir hizmeti çok daha ileri bir boyuta taşımaktan mutluluk duyuyoruz” diye konuştu. Kesintisiz soğuk zincir ve yüksek taşıma kapasitesi bir arada Bodrum Marina’da hizmet vermeye başlayan Musoshi Pop-Up Midi elektrikli araçlar, özellikle marina, tekne, yat ve özel teslimat noktalarındaki dar alanlara erişim kolaylığı ve yüksek manevra kabiliyeti sunması için özel olarak tasarlandı. Sessiz çalışma performansı ve düşük emisyon avantajıyla öne çıkan yeni nesil araç hizmeti, daha geniş taşıma kapasiteleriyle operasyonel süreçlere büyük bir hız kazandırıyor. Araçta yer alan -18°C’ye kadar soğutma özellikli özel frigo kasa uygulaması taze balık çeşitlerinden et ve tavuk ürünlerine, mezelerden donmuş gıdalara kadar binlerce çeşit ürünün tazeliğini ilk günkü gibi koruyarak güvenle teslim edilmesini sağlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Oraklar Lojistik, Verimlilik Odaklı Filo Yatırımlarını Renault Trucks T 520 İle Sürdürüyor Haber

Oraklar Lojistik, Verimlilik Odaklı Filo Yatırımlarını Renault Trucks T 520 İle Sürdürüyor

1995 yılından bu yana Mersin merkezli faaliyet gösteren Oraklar Lojistik, karayolu taşımacılığında 30 yılı aşan deneyimiyle Avrupa’dan, İskandinav ülkeleri, Balkanlar, Ortadoğu ve Türk Cumhuriyetleri’ne kadar uzanan geniş bir coğrafyada hizmet veriyor. Ağırlıklı olarak soğuk zincir taşımacılığı gerçekleştiren şirket, yaş sebze ve meyve, et ürünleri, balık ve diğer hassas gıda ürünlerinin güvenli şekilde taşınmasındaki uzmanlığıyla operasyonlarını sürdürüyor. Oraklar Lojistik operasyonlarının yaklaşık yüzde 80'ini gıda taşımacılığı oluşturuyor. Dolayısıyla zamanında teslimat, araç güvenilirliği ve soğuk zincirin kesintisiz korunması günlük operasyonların temel öncelikleri arasında bulunuyor. Bu doğrultuda filosuna 5 adet Renault Trucks T 520 çekici katan Oraklar Lojistik, yeni araçlarını Mersin'de düzenlenen törenle teslim aldı. Törene Oraklar Lojistik Onursal Başkanı Behçet Orak, Yönetim Kurulu Başkanı Bilal Orak, Genel Müdürü Engin Orak, Erman Ticari Araçlar Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Deniz, Genel Müdürü Ahmet Gözü ve Satış Müdürü Can Ariş katıldılar. Oraklar Lojistik Yönetim Kurulu Başkanı Bilal Orak, yeni yatırımları ile ilgili şu değerlendirmede bulundu; “1970'li yıllardan bu yana lojistik sektöründe deneyimli bir ailenin üçüncü kuşağı olarak hizmet vermeyi sürdürüyoruz. Günümüzde yakıt, bakım ve operasyon maliyetlerinin arttığı lojistik sektöründe, verimlilik sağlayan filo yatırımları her zamankinden daha büyük önem taşıyor. Araç başına yılda yaklaşık 180 bin kilometre yol aldığımız düşünüldüğünde, yakıt tüketimindeki küçük iyileşmeler veya servis süreçlerindeki zaman kazançları dahi önemli sonuçlar yaratabiliyor. Bu nedenle filo yatırımlarımızda yakıt ekonomisi, servis ağı, operasyonel süreklilik ve sürücü memnuniyetini birlikte değerlendiriyoruz. Renault Trucks ile iş birliğimiz de bu yaklaşımla 2015 yılında başladı. Özellikle yakıt performansı ve satış sonrası hizmetlerden duyduğumuz memnuniyet, yeni yatırımlarımızda da etkili oldu." “Sürücü konforu önceliklerimiz arasında yer alıyor.” Üçüncü kuşak lojistik deneyimiyle faaliyetlerini sürdüren Oraklar Lojistik için filo yatırımlarında verimlilik kadar sürücü memnuniyeti de önemli kriterler arasında yer alıyor. Bilal Orak; "Kemikleşmiş ve deneyimli bir sürücü ekibimiz bulunuyor. Sürücülerimizin çalışma koşullarını iyileştirmek ve güvenli bir çalışma ortamı sunmak bizim için önem taşıyor. Renault Trucks T 520’nin sunduğu sürüş konforu, kabin ergonomisi ve güvenlik sistemleri de tercihimizde etkili oluyor" şeklinde açıklıyor. Genç filo yapısını satış sonrası hizmetlerle destekliyor Bugün tamamı frigorifik araçlardan oluşan özmal filosuyla faaliyet gösteren Oraklar Lojistik’in araçlarının yaş ortalaması 3 yıl seviyesinde bulunuyor. Genç filo yapısı sayesinde yüksek operasyonel verimlilik ve hizmet sürekliliğini hedefleyen Oraklar, satış sonrası hizmetler için de Renault Trucks’ın Reference Bakım Paketi’ni tercih ediyor. Şirket, Reference Bakım Paketi kapsamında sunulan kişiselleştirilmiş bakım programları sayesinde araçlarının planlı bakım süreçlerini daha etkin yönetirken, olası arızaların önüne geçerek operasyonel sürekliliği destekliyor. Temel bakım işlemlerinin yanı sıra ağır bakımları da kapsayan paket, düzenli kontroller ve önleyici bakım uygulamalarıyla araçların maksimum çalışma süresine ulaşmasına katkı sağlıyor. Oraklar Lojistik'in Renault Trucks ile yeni filo yatırımlarını değerlendiren Erman Ticari Araçlar Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Deniz, son dönemde lojistik sektöründe yatırım kararlarının çok daha seçici şekilde alındığına dikkat çekerek şunları söyledi: "Genel olarak ekonominin ve sektörün karşı karşıya olduğu zorluklara rağmen Oraklar Lojistik'in filosunu büyütmeye devam etmesi, faaliyet gösterdiği pazarlara ve geleceğe duyduğu güveni gösteriyor. Bu yatırım aynı zamanda Renault Trucks'ın uzun yol ve frigorifik taşımacılık operasyonlarında sunduğu verimliliğin müşterilerimiz tarafından sahada karşılık bulduğunu gösteriyor. Uluslararası frigorifik taşımacılık gibi operasyonel hassasiyetin yüksek olduğu bir alanda faaliyet gösteren Oraklar Lojistik ile 10 yılı aşkın süredir devam eden iş birliğimizin yeni teslimatlarla güçlenmesinden memnuniyet duyuyoruz.” Araç yatırımında Renault Trucks Finansal Hizmetler'in sunduğu çözümlerden de yararlanan Oraklar Lojistik, finansman süreçlerinde sağlanan esnek yapı sayesinde filo yenileme yatırımlarını daha verimli şekilde planlayabiliyor. Bilal Orak, finansal ve operasyonel anlamda RTFS'nin çözümleri sayesinde araç yatırım süreçlerinin daha avantajlı ve pratik ilerlediğini belirtiyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Turizm Rekoru Gıda Lojistiğini Hareketlendirdi Haber

Turizm Rekoru Gıda Lojistiğini Hareketlendirdi

Akca Lojistik, turizm bölgelerine yönelik sevkiyatlarının geçen yıla göre yüzde 10 arttığını açıklarken, sıcak hava nedeniyle soğuk zincir yönetiminin gıda kayıplarını önlemede kritik rol oynadığına dikkat çekiyor. Türkiye'nin yaz sezonuna girmesiyle birlikte turizm hareketliliği, gıda tedarik zincirinde de yoğunluğu artırdı. TÜİK verilerine göre geçen yıl Türkiye'yi ziyaret eden yaklaşık 64 milyon turistin 23,6 milyonu yalnızca Temmuz-Eylül döneminde ülkeye gelirken, oteller, restoranlar ve turizm bölgelerindeki perakende satış noktalarında artan gıda talebi lojistik operasyonlarını hızlandırdı. Akca Lojistik'in verilerine göre şirketin turizm bölgelerine yönelik sevkiyat hacmi 2025 yılında yüzde 10 artış gösterdi. Yaz aylarında özellikle yaş meyve-sebze, süt ürünleri ve sıcaklık kontrollü taşınması gereken gıdalarda operasyon yoğunluğu yükselirken, depolama, dağıtım ve soğuk zincir yönetimi sektörün en kritik başlıkları arasında yer alıyor. Akca Lojistik Genel Müdürü Enes Akça, Türkiye'nin turizmde ulaştığı büyüklüğün lojistik sektörünü doğrudan etkilediğini belirterek şunları söyledi: "Turizm hareketliliğinin etkisini ilk hisseden sektörlerden biri lojistik oluyor. Turizm bölgelerine hizmet veren satış noktalarının gıda talebi ciddi şekilde artıyor. Biz de bu hareketliliği depolama, mikro dağıtım ve nakliye operasyonlarımızda doğrudan görüyoruz.” Yazın En Büyük Riski: Gıda Kaybı Dünya genelinde her yıl yaklaşık 1,5 milyar ton, Türkiye'de ise 23-26 milyon ton gıda israf ediliyor. Kişi başına düşen yıllık gıda israfı 102 kilogram seviyesinde seyrediyor. Verilere göre bu israfın yüzde 60'ı hanelerde, yüzde 28'i hizmet sektöründe, yüzde 12'si ise perakende sektöründe meydana geliyor. Uzmanlara göre yaz aylarında yükselen sıcaklıklar ve artan tüketim, uygun koşullarda taşınmayan ürünlerde kayıp riskini daha da artırıyor. Lojistik süreçlerin gıda israfının azaltılmasında kritik bir sorumluluk üstlendiğini belirten Akça, şunları söyledi: "Bir gıda ürünü tüketiciye ulaşıncaya kadar ömrünün önemli bölümünü lojistik operasyonlarının içinde geçiriyor. Gıda, hata toleransının en düşük olduğu ürün gruplarından biri. Bir gıda ürünü bozulduğunda bunu geri döndürmek mümkün olmuyor ve ürün zayi oluyor. Bu nedenle ürünün doğru koşullarda depolanması, taşınması ve zamanında teslim edilmesi çok önemli. Yapılan hesaplamalar, Türkiye'de gıda israfının yüzde 10 azaltılmasıyla yaklaşık 50 milyar TL tasarruf sağlanabileceğini ortaya koyuyor. Lojistik süreçleri ne kadar doğru planlar ve etkin yönetebilirsek, ürün kayıplarını o ölçüde azaltır, ülke ekonomisine de o kadar fazla katkı sağlayabiliriz.” İzlenebilirlik Gıda Güvenliğini Destekliyor Teknolojinin gıda lojistiğinde verimliliğin yanında ürün güvenliği açısından da önemli katkılar sağladığını belirten Enes Akça; "Bugün lojistikte en önemli konulardan biri izlenebilirlik. Operasyonu ne kadar iyi takip ederseniz, olası risklere o kadar hızlı müdahale edebilirsiniz. Biz de bu anlayışla dijital altyapılarımız sayesinde depolarımızı, araçlarımızı ve ürün hareketlerimizi anlık olarak izliyoruz. Sıcaklık değişimlerini veya herhangi bir sapmayı anında tespit ederek gerekli aksiyonları alabiliyoruz. Süreçlerin dijital olarak yönetilmesi operasyonel verimlilik ve gıda güvenliği açısından çok önemli” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

"Türkiye Süt Üretiminde Güçlü Ama Tüketimde Bilinç Şart" Haber

"Türkiye Süt Üretiminde Güçlü Ama Tüketimde Bilinç Şart"

Ambalajlı Süt ve Süt Ürünleri Sanayicileri Derneği (ASÜD) Yönetim Kurulu Başkanı Harun Çallı, 1 Haziran Dünya Süt Günü dolayısıyla yaptığı değerlendirmede, süt ve süt ürünlerinin hem çocuklar hem yetişkinler için dengeli beslenmenin temel bileşenlerinden biri olduğunu söyledi. Türkiye'nin Avrupa'nın en büyük süt üreticileri arasında yer aldığını belirten Çallı, sektörün üretim gücünün yanı sıra gıda güvencesi, kalite ve ihracat açısından da stratejik önem taşıdığını ifade etti. 2025 yılında Türkiye'nin süt ve süt ürünleri ihracatının 523,3 milyon dolara ulaştığını hatırlatan Çallı, ihracattaki en büyük payın 236 milyon dolar ile (%45,1) peynire ait olduğunu, dondurma ihracatının ise 72,7 milyon dolarla toplam ihracatın %13,9'unu oluşturduğunu söyledi. Çallı, süt ve süt ürünlerinin ekonomik erişilebilirlik açısından da önemli bir hayvansal gıda ürünü olduğuna dikkat çekerek şu değerlendirmeyi yaptı: "S üt ve süt ürünleri, özellikle çocuklar ve gençler için en ulaşılabilir protein kaynakları arasında yer alıyor. Protein ihtiyacını et ürünlerinden karşılamak için daha yüksek maliyet gerekiyor. Bu nedenle halen en ucuz hayvansal protein kaynağı olan süt ürünleri, toplum beslenmesinde ve kalkınmada kritik öneme sahip." ASÜD öncülüğünde başlatılan ve geçmiş yıllarda yürütülen Okul Sütü Programı'nın önemine dikkat çeken Çallı, çocukların süt tüketim alışkanlığı kazanmasının uzun vadeli halk sağlığı açısından önemli olduğunu söyledi, "Okul Sütü gibi uygulamalar yalnızca bir gıda desteği değildir. Aynı zamanda çocukların süt içme alışkanlığı kazanmasını sağlayan sosyal bir yatırımdır. Sağlık Bakanlığı verilerinde de görülen protein eksikliği ve bodurluk riskine karşı mücadelede de önemli katkı sağlar" dedi. Süt ve süt ürünlerinin ileri yaşlardaki yetişkinler için de kemik sağlığı, kas kütlesinin korunması ve dengeli beslenme bağlamında önemli bir role sahip olduğunu dile getiren Çallı, "Akademik unvanlı bazı kişilerin bilimsel bilgiyle çelişen açıklamalarına inanan yetişkin bireylerin beslenmelerinde süt ürünlerine yer vermemeleri, bitkisel içeceklere yöneltilmeleri önemli sağlık sorunları doğuracaktır. Geçmişten beri tüketilen, süt gibi sağlıklı bir gıdanın bugün kalkıp sağlıksız olduğunu söylemek ve 'çiftçinin emeği ak süte kara çalmak' akıl alır gibi değil. Ebeveynler olarak kendi sağlığımız ve gelecek nesillerin sağlığı için gazlı ve şekerli içecekler yerine ayran, yoğurt, peynir ürünlere soframızda daha fazla yer açmalı, çocuklarımıza da örnek olmalıyız" dedi. "Sokak sütü romantizmi halk sağlığı riski oluşturuyor" Kayıt dışı ve kaynağı belirsiz süt satışlarına ilişkin de bir değerlendirme yapan Harun Çallı, tüketicilerin güvenilir süt ürünlerini tercih etmesi gerektiğini söyledi, "Sağlığın en kıymetli hazine olduğunu bir kez daha idrak ettiğimiz bir dönemde halen nerede, hangi koşullarda, hangi hayvandan sağıldığı belli olmayan çiğ sütlerin tüketiciye sunulduğunu görüyoruz. Uygun koşullarda muhafaza edilmeyen, sıcak havalarda mahallenize kadar soğutulmadan açıkta taşınan çiğ sütlerde, zoonotik ve gıda kaynaklı enfeksiyon riskleri bulunduğu gerçeği unutulmamalı" diye konuştu. Çallı, "Gelişmiş ülkelerde örneğine ra stlanmayan sokak sütü satışlarının, 'doğal', 'organik' yada 'köy sütü' algısıyla masum gösterilmeye çalışılması tüketiciyi yanıltıyor. Oysa bu ürünlerin önemli bir bölümü, kalite ve gıda güvenliği kriterlerini karşılamayan, içeriği ve üretim koşulları tam olarak bilinmeyen sütlerden oluşabiliyor. Tüketicinin güvenilir, denetlenen ve izlenebilir ürünleri tercih etmesi büyük önem taşıyor. Gıda güvenliği ihmale gelmez. Ambalajlı ve kayıtlı ürünler; izlenebilirlik, denetim ve soğuk zincir güvencesiyle tüketiciye ulaşıyor. Tüketicinin güvenilir gıdaya erişimi açısından bu sistem büyük önem taşıyor. Unutulmamalıdır ki süt ve süt ürünleri üretim tesislerimiz, satış noktalarımız yılın 365 günü 24 saat Tarım ve Orman Bakanlığımızın denetimindedir" dedi. "Süt sektörü ortak akılla yönetilmeli" Süt sektörünün yalnızca üretim değil, tarım, hayvancılık, halk sağlığı ve ekonomi açısından stratejik bir alan olduğuna dikkat çeken Çallı, sektörün günlük değil uzun vadeli politikalarla yönetilmesi gerektiğini söyledi. Yem maliyetlerinin üretici üzerindeki baskıyı artırdığını belirten Çallı, sürdürülebilir üretim için çiftçinin Avrupalı rakipleri gibi desteklenmesinin zorunlu olduğunu ifade etti ve şunları ekledi: "Hayvan yeminin erişilebilir maliyetlere düşürülmesi için üreticinin desteklenmesi gerekiyor. Süt sektörünün günlük kararlarla değil, ortak akıl ve uzun vadeli politikalarla yönetilmesi büyük önem taşıyor. Unutulmamalıdır ki; süt tü ketimindeki artış yalnızca halk sağlığına değil, üreticiye, kırsal kalkınmaya ve ülke ekonomisine de katkı sağlıyor." "Türkiye'nin güçlü süt sanayisi korunmalı" Türkiye süt sektörünün bugün 100'ü aşkın ülkeye süt ve süt ürünleri ihraç eden önemli bir üretici konumunda bulunduğunu belirten Çallı, 42 tesisin AB'ye ihracat onayına sahip olduğunu, bunun yanında farklı ülkelerden ihracat yetkisi alan çok sayıda modern tesisin de uluslararası standartlarda üretim gerçekleştirdiğini söyledi. "Türkiye'nin güçlü bir süt sanayisi var. Gıda güvenliği standartları yüksek, denetlenen ve kayıtlı üretim yapan işletmelerimiz hem iç pazarda hem ihracatta öneml i başarılar elde ediyor" diyen Çallı, 1 Haziran Dünya Süt Günü'nün toplumda sağlıklı beslenme bilincinin güçlendirilmesine katkı sağlamasını temenni etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Başkent’te Bayram Dayanışması Büyüdü Haber

Başkent’te Bayram Dayanışması Büyüdü

Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB), Kurban Bayramı’nda dayanışma ve paylaşma kültürünü Başkent’in dört bir yanında yaşattı. “Paylaştığın Senindir, Hemşehrini Sevindir” sloganıyla sürdürülen et bağışı kampanyası kapsamında hayırsever vatandaşlardan teslim alınan kurban payları, hijyenik koşullarda muhafaza edilerek ihtiyaç sahibi ailelere dağıtılmaya başlandı. Bayramın birinci ve ikinci günü Başkent’in farklı noktalarında kurulan bağış alanlarında teslim alınan kurban etleri, soğuk zincir araçlarıyla korunarak Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığı ekipleri tarafından ailelere ulaştırılıyor. “DAYANIŞMAYI BÜYÜTMEK İÇİN SAHADAYIZ” Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığı Personel Sorumlusu Ali Kemal Demir, bayram boyunca dayanışmayı büyütmek içi çalışmalarını sürdürdüklerini belirterek şunları söyledi: “Bu bayramda da dayanışmanın en güzel örneklerinden birini hep birlikte yaşadık. Ankara Büyükşehir Belediyesi olarak, Kurban Bayramı’nda hayırsever vatandaşlarımızın bizlere emanet ettiği kurban paylarını teslim aldık. Toplanan kurban etlerini hijyenik koşullarda ve soğuk zincir araçlarımızla muhafaza ederek, ihtiyaç sahibi ailelerimize ulaştırmaya başladık. Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığı olarak dayanışmayı büyütmek için sahada çalışmalarımızı sürdürmeye devam ediyoruz. Bu anlamlı dayanışmaya destek veren tüm hemşehrilerimize teşekkür ederiz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kütahya Blueberry Üretiminde Uluslararası Tarım Üssü Olmaya Hazırlanıyor Haber

Kütahya Blueberry Üretiminde Uluslararası Tarım Üssü Olmaya Hazırlanıyor

Kütahya Ticaret Borsası (KÜTBO) ile Hollanda Büyükelçiliği iş birliğinde hayata geçirilen “Blueberry / Yaban Mersini Yetiştiriciliği” odaklı proje, Türkiye’de tarım alanında son dönemin en dikkat çekici uluslararası iş birliklerinden biri olarak öne çıkıyor. Proje; eğitim, teknoloji transferi, yatırım, ihracat, sözleşmeli üretim ve yüksek katma değerli tarım modeliyle Kütahya’yı yeni nesil tarımın merkezlerinden biri haline getirmeyi hedefliyor. Kütahya’da düzenlenen “Yaban Mersini (Blueberry) Yetiştiriciliği Eğitimi ve Uluslararası İş Birliği Buluşması”, projenin kamuoyuna açık en kapsamlı adımı oldu. Programa; Kütahya Valisi Musa Işın, Kütahya Belediye Başkanı Eyüp Kahveci, KÜTBO Yönetim Kurulu Başkanı Necati Gültekin, KÜTBO Onursal Başkanı Nafi Güral, Hollanda Ticaret Müsteşarı Niels Veenis, Hollanda Büyükelçiliği Tarım Müşaviri Yardımcısı Uğur Işın, Hollandalı sektör temsilcileri, yatırımcılar, üreticiler ve çok sayıda davetli katıldı. Toplantıda blueberry üretiminin yalnızca alternatif bir tarım ürünü değil; yüksek gelir sağlayan, ihracat potansiyeli taşıyan ve modern teknolojiyle desteklenen stratejik bir üretim modeli olduğu vurgulandı. Yapılan değerlendirmelerde Kütahya’nın, klasik tarım anlayışından yüksek katma değerli üretime geçişte önemli bir merkez olabileceği ifade edildi. Projede öne çıkan en önemli başlıklardan biri ise Hollanda’nın ileri tarım teknolojilerinin Kütahya’ya adapte edilmesi oldu. Hollandalı uzmanlar tarafından üreticilere; modern blueberry yetiştiriciliği, doğru çeşit seçimi, yüksek verim teknikleri, sulama yönetimi, iklim ve toprak optimizasyonu, kontrollü tarım uygulamaları, hasat sonrası depolama, paketleme süreçleri ve ihracata uygun kalite standartları konusunda kapsamlı eğitimler verildi. Yetkililer, projenin temel hedeflerinden birinin Hollanda’nın üretim modeli ile Türkiye’nin güçlü tarımsal potansiyelini bir araya getirmek olduğunu belirtti. Dünyanın en büyük ikinci tarım ihracatçısı konumundaki Hollanda’nın başarısının arkasında teknoloji, planlama, lojistik, soğuk zincir ve örgütlü üretim sistemi bulunduğuna dikkat çekildi. KÜTBO Yönetim Kurulu Başkanı Necati Gültekin, sürecin uzun süredir planlandığını belirterek Yeni Zelanda’daki başarılı örneklerin de incelendiğini ifade etti. Gültekin, “Hollandalı yetkililer projeye ve Kütahya’nın potansiyeline oldukça olumlu yaklaştı. Bu iş birliği yalnızca üretim değil, aynı zamanda bilgi ve teknoloji paylaşımı açısından da büyük önem taşıyor” dedi. KÜTBO Onursal Başkanı Nafi Güral ise projenin yalnızca tarımsal değil, aynı zamanda stratejik bir kalkınma modeli olduğuna dikkat çekti. Güral, “Yıllardır Kütahya’nın üretim gücüne, toprağına ve insan kaynağına inanıyoruz. Blueberry yatırımıyla birlikte yalnızca yeni bir tarım ürününü değil; teknolojiyle desteklenen, ihracat odaklı ve yüksek katma değer üreten yeni bir tarım vizyonunu Kütahya’ya kazandırmayı hedefliyoruz. Hollanda ile kurulan bu iş birliği sayesinde üreticilerimizin dünya standartlarında üretim yapabilmesi ve uluslararası pazarlara erişebilmesi için önemli bir adım atıyoruz. Biz bu projeyi sadece ekonomik değil; kırsal kalkınma, istihdam ve sürdürülebilir üretim açısından da stratejik bir yatırım olarak görüyoruz” ifadelerini kullandı. Kütahya Valisi Musa Işın ise kentte yaklaşık 306 bin hektarlık tarım arazisi bulunduğunu belirterek, bölgenin iklim yapısının blueberry üretimi için uygun olduğunu söyledi. Yüksek katma değerli ürünlerin kırsal kalkınma açısından büyük önem taşıdığına dikkat çeken Işın, yatırım ve üretim süreçlerinde gerekli desteğin sağlanacağını ifade etti. Toplantıda yalnızca eğitim süreçleri değil, doğrudan ticari iş birlikleri de gündeme geldi. Hollandalı firmalar ile üreticiler arasında gerçekleştirilen B2B görüşmelerde; fide ve teknik ekipman tedariki, üretim altyapısı, lojistik zinciri, paketleme sistemleri ve Avrupa’ya ihracat modelleri üzerine kapsamlı temaslar gerçekleştirildi. Programın dikkat çeken başlıklarından biri de sözleşmeli üretim modeli oldu. Hollandalı firmaların üreticiye fide, teknik danışmanlık, üretim planlaması ve satın alma garantisi sunduğu sistemin Türkiye’de de uygulanabileceği belirtilirken, bu modelin üretici açısından önemli bir güven ortamı oluşturacağı ifade edildi. Uzmanlar, blueberry üretiminin saksılı sistemlerle yapılabilmesinin önemli avantajlar sunduğunu belirtti. Bu yöntem sayesinde küçük ve parçalı arazilerde dahi verimli üretim yapılabileceği, ayrıca hastalık durumunda bitkinin kolayca değiştirilebilmesinin üretici açısından önemli kolaylık sağladığı vurgulandı. Kadın kooperatiflerinin projeye dahil edilmesi konusu da toplantının öne çıkan başlıkları arasında yer aldı. Kadınların üretim süreçlerinde daha aktif rol alması ve kırsal ekonomiye daha güçlü şekilde katılması için çalışmalar yapılacağı belirtildi. Toplantıda Türkiye’nin blueberry üretimindeki avantajlarına da dikkat çekildi. Erkenci ve geç çeşitler sayesinde üretim sezonunun uzun bir döneme yayılabildiği, Türkiye’nin iklim avantajıyla dünya pazarında güçlü bir konuma ulaşabileceği belirtildi. Önümüzdeki 3-5 yıl içerisinde Türkiye’nin dünya blueberry pazarında ilk 10 üretici ülke arasına girebileceği ifade edildi. KÜTBO yetkilileri, Kütahya’daki tarım arazilerinin yalnızca yüzde 1’lik kısmının blueberry üretimine ayrılması durumunda dahi yüz milyonlarca euroluk ekonomik hacim oluşabileceğine dikkat çekti. Modern sera yatırımları, kontrollü üretim alanları, demo bahçeler ve uygulamalı eğitim merkezleriyle Kütahya’nın Türkiye’nin önemli blueberry üretim merkezlerinden biri haline getirilmesinin hedeflendiği belirtildi. Toplantının sonunda taraflar, Türkiye ile Hollanda arasındaki tarımsal iş birliğinin önümüzdeki dönemde daha da güçleneceği konusunda görüş birliğine vardı. Türkiye’nin üretim gücü ile Hollanda’nın teknoloji, know-how ve küresel pazarlama ağının birleşmesiyle güçlü bir tarım modeli oluşturulabileceği vurgulandı. Projeyle birlikte; gençlerin tarımda tutulması, modern üretim modellerinin yaygınlaştırılması, kooperatifleşmenin güçlendirilmesi ve yüksek katma değerli ürünlere yönelim konusunda ortak çalışmaların devam edeceği ifade edildi. Kütahya’nın önümüzdeki dönemde yalnızca Türkiye’de değil, Avrupa pazarında da adı anılan önemli bir blueberry üretim merkezi haline gelmesi hedefleniyor.

Süt Endüstrisi, Ulusal Süt Zirvesi’nde Buluştu Haber

Süt Endüstrisi, Ulusal Süt Zirvesi’nde Buluştu

500’den fazla katılımcı, 40 konuşmacı ve 100’ün üzerinde firmanın yer aldığı zirve, yoğun katılım ile başladı. Yerel Güç, Küresel Vizyon temasıyla sektörün en büyük buluşma noktası olan Ulusal Süt Zirvesi’nde; T.C. Ticaret Bakan Yardımcısı Ö. Volkan Ağar, T.C. Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Gümen ve Ulusal Süt Konseyi Başkanı Hamit Can açılış konuşmalarında sektöre dair önemli açıklamalarda bulundu… MAL VE HİZMET İHRACATIMIZ 391,8 MİLYAR DOLAR OLDU T.C. Ticaret Bakan Yardımcısı Ö. Volkan Ağar: Süt sektörü; kırsal kalkınmanın omurgası, çocuklarımızın sağlıklı beslenmesinin teminatı ve gıda arz güvenliğimizin en kritik unsurlarından biridir. Bu zirve, sadece bir toplantı değil; farklı başlıklardaki uzman panelleriyle, Sektörel Alım Heyetiyle ve Türkiye–Rusya Süt Ürünleri Ticaret Forumuyla, son derece dolu, kapsamlı ve hedef odaklı bir program sunuyor. Üreticiden ihracatçıya, akademiden kamuya kadar geniş bir katılımın sağlanacağı zirvede oluşacak bilgi paylaşımı ve iş birliklerinin, sektörümüze somut ve kalıcı katkılar getireceğine inanıyorum. Mal ve hizmet ihracatında hedefimiz olan 390 milyar doları aşarak, 391,8 milyar dolarlık bir ihracat hacmini yakaladık. Bu performans sayesinde Mayıs 2023’te 55,9 milyar dolar olan yıllık cari açık, Eylül 2025’te 20 milyar dolara kadar gerilemiş durumda. Bu güçlü tablo içinde tarım ürünleri ihracatımız da stratejik bir yer tutuyor. 2002 yılında 3,7 milyar dolar olan ihracatımız, 2024 yılında yaklaşık 8 kat artarak 32,6 milyar dolara yükseldi. 10,8 milyar dolarlık dış ticaret fazlasıyla ekonomimize önemli bir değer sağlayan sektörümüz, küresel pazardan aldığı payı istikrarlı biçimde artırarak, 2024 itibarıyla %1,5 pay ile 21’inci sıraya yükseldi. 2025 Ocak–Ekim döneminde ise tarım ve gıda sanayi ihracatımız 26,1 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti (%1 düşüş). SÜT ÜRÜNLERİ İHRACATIMIZ 2025 YILINDA 334 MİLYON DOLARA ULAŞTI Ülke olarak, Ortadoğu bölgesinin en büyük 3’üncü, Avrupa Birliği’nin en büyük 6’ncı tarımsal ürün tedarikçisi konumunda olduğumuzu dile getiren Ağar: “Bu büyük resmin içinde, süt ve süt ürünleri ihracatımız ise ayrı bir başarı hikâyesi yazıyor. 2023 yılında yaklaşık 266 milyon dolar (102 bin ton) olan sektör ihracatımız, 2024’te (%36’lık artışla) 363 milyon dolar (175 bin ton) seviyesine yükselmiş; 2025 yılının Ocak–Ekim döneminde ise (%19 artışla) 334 milyon dolara (158 bin ton) ulaşmıştır. Hem miktar hem değer bazında, üst üste iki yıldır güçlü ve çift haneli artışlar yakalayan bir sektörden söz ediyoruz. Süt tozu, tereyağı, peynir, yoğurt ve diğer işlenmiş süt ürünlerinde son iki yılda adeta bir “sıçrama dönemi” yaşıyoruz. 2024 yılı ihracat değerlerine baktığımızda, bir önceki yıla kıyasla süt tozunda %358, peynir altı suyunda %127, tereyağı ve süt bazlı yağlarda %97, yoğurtta ise %12 oranlarında artışlar göze çarpıyor. Süt ve süt mamullerini, basit bir emtia ihracatı gibi değil; teknoloji, hijyen altyapısı, soğuk zincir, Ar-Ge ve markalaşma gerektiren ürünler olarak değerlendirmemiz gerekiyor. Bugüne kadar, süt ve süt ürünleri sektöründe 5 UR-GE projesini başarıyla tamamlamış durumdayız. Yine sektörümüz özelinde, 2024 yılında 3, 2025 yılında ise 6 adet ticaret ve alım heyeti gerçekleştirdik. Zirve kapsamında, sadece süt sektörü özelinde kurgulanan ve Bakanlığımızca da desteklenen alım heyetiyle, Türk süt ürünlerini dünya alıcılarıyla doğrudan buluşturuyor, “marka Türkiye” hedefimiz doğrultusunda bir adım daha atıyoruz” dedi. KIRSALIN GELECEĞİ KADINLER VE GENÇLERLE ŞEKİLLENECEK T.C. Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Gümen: Bizim için süt sadece bir gıda ürünü değildir, bu ülkenin köklü hayvancılık kültürünün, aile işletmelerimizin kırsaldaki hayatın devamının sembolüdür. Devlet olarak görevimiz bu geleneği koruyarak geleceğe taşımak, tüketicimizin alın terini, tüketicimizin sofrasını, ülkenin gıda güvenliğini aynı anda gözeten dengeli bir yapı kurmaktır. Ulusal Süt Zirvesi vesilesiyle hem bugünümüzü hem de yarınlarımızı yakından ilgilendiren hayvancılık ve süt politikalarımızı sizlerle paylaşmaktan büyük büyük memnuniyet duyuyorum. Değerli katılımcılar sayın bakanımızın geçtiğimiz yıl açıkladığı 2024-2028 hayvancılık yol haritasının uzun yıllardır konuşulan üretim planlanması sözleşmeli üretim ve destekleme modelini eşzamanlı olarak hayata geçirdik. O günden beri olan tüm adımlar bir planın parçası olarak uygulanmaktadır. Tüm bu unsurlar ve özellikle ilk defa üç yıllık olarak açıklanan yeni hayvancılık destekleme modeli ile öngörülebilirliği sağladık. Ayrıca “kırsalda bereket hayvancılığa destek” projesi ve “güçlü üretim projesi” gibi çok önemli iki projeyi ve hastalıkta işletme eylem planını hayata geçirerek üretim planlamamızı bölgenin kaba yem potansiyelini, su kaynaklarını, iklim özelliklerini, pazar erişimini dikkate alarak kurguladık. Bu sayede hem kaynaklarımızı daha etkin kullandık hem de üretimimizi geleceğin piyasa koşullarına hazırlamaya çalıştık. Planlı yönetimle birlikte hayvancılık destekleri ile bu planlamayı güçlendirecek şekilde yönlendirdik. Tarımsal destekleri sadece para veren anlayışla değil yön veren şekilde kurguladık. Hayvancılık desteklerimizi kayıtlı üretimi teşvik eden, verimliliği artıran, kaliteyi inceleyen ve üretimi ödüllendiren bir yapıya dönüştürdük. Kırsalın geleceği gençlerle ve kadınlarla birlikte şekillenecek. Bu nedenle hayvancılık desteklerinde kadın ve genç çiftçilerimizi özellikle öne çıkardık. Hibe oranlarında ilave puanla bazı çağrılarda kadın ve genç üreticilerimize özel başvuru imkanları tanıyarak kırsalda yeni bir dinamizm kazandırmayı hedefliyoruz. Amacımız; gençlerin ve kadınların görünmeyen emeğini görünür kılmak ve yönetici, girişimci ve işletme sahibi olarak öne çıkmalarını teşvik etmek. Bu nedenle kadın ve genç girişimciler ile aile işletmelerini destekleme politikalarında pozitif ayrımcılık uyguladık” açıklamasında bulundu. ÜRETİMDEN TÜKETİME KADAR BİLİMSEL YAKLAŞIMLR BENİMSENMELİ Ulusal Süt Konseyi Yönetim Kurulu Başkanı Hamit Can: “Bu zirveyi düzenlemekteki temel amacımız üreticiden tüketiciye kadar uzanan değer zincirinin tüm halkalarının daha dinamik daha verimli ve uyumlu çalışması için gerekenleri ortaya çıkarmak, sorunların giderilmesini sağlamak. Hedefimiz “YEREK GÜÇ KÜRESEL VİZYON” mottosu ile hayata geçirdiğimiz bu zirvenin 2 yılda bir yapılıp uluslararası bir statüye getirebilmek. Süt sektörü, Türkiye’nin en geniş ve en köklü alanlarından birisi. Üretimden tüketime kadar her aşamada bilimsel yaklaşım, izlenebilirlik ve kalite odaklı çalışma artık tartışmasız bir zorunluluk. Sektör olarak elbette zorluklarımız var. Artan üretim maliyetleri, iklim değişikliğinin etkileri, yem ve enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar, uluslararası rekabet… Ama şunu çok iyi biliyoruz: Bu ülkenin süt sektörü, her dönem koşullara uyum sağlayarak ayakta kalmayı başardı. Bugün de yeni çözümler üretme zamanı. Verimliliği artıran teknolojiler, kayıpları azaltan yöntemler, üreticiyi güçlendiren modeller, gıda güvenliği ilkeleri çerçevesinde tüketicilerin süt ürünlerine erişimini temin edecek uygulamalar… Ulusal Süt Zirvesi bu nedenle büyük önem taşıyor; Buradan çıkacak her fikir, üreticinin cebine, sanayicinin fabrikasına, tüketicinin sofrasına dokunacak kadar gerçek bir etkiye sahip olacak” dedi. Zirve kapsamında interaktif paneller, fuar alanı, sosyal etkinlikler ve medya görünürlüğü gibi pek çok fırsat sunuluyor. Türkiye’nin dört bir yanından gelecek olan sektör temsilcileri ve uluslararası katılımcılar, sektördeki yenilikleri paylaşarak süt endüstrisinin geleceğini şekillendirecek. Yerel Güç, Küresel Vizyon temasıyla düzenlenecek zirve, sektöre yön veren önemli bir platform olarak öne çıkıyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.