Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Solunum

Kapsül Haber Ajansı - Solunum haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Solunum haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Donma mı, Hipotermi mi?  Belirtileri Ayırt Etmek Hayat Kurtarıyor! Haber

Donma mı, Hipotermi mi?  Belirtileri Ayırt Etmek Hayat Kurtarıyor!

Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Prof. Dr. Deniz Demirci, bu iki durumun belirtilerinin doğru ayırt edilmesinin erken müdahale açısından hayati önem taşıdığını vurguladı. Hipotermi vücudun tamamını etkilerken, donmanın sadece vücutta soğuğa doğrudan maruz kalan bölgelerin etkilendiğini (özellikle uç kısımlar: parmaklar, ayak parmakları, burun, kulaklar) belirten Prof. Dr. Demirci, “Hipotermi, genellikle hava sıcaklığının çok düşük olduğu, rüzgarlı, nemli ortamda uzun süre kalmak sonucu oluşur. Donma ise doğrudan soğuğa maruz kalan, genellikle rüzgarlı ve nemli ortamlarda, çıplak ciltle soğuğa temasla daha hızlı gelişir.” dedi. Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Prof. Dr. Deniz Demirci, soğuk hava koşullarına ve hipoterminin zamanında fark edilmediğinde ölümcül sonuçlara yol açabileceğine dikkat çekti. Hipotermi nedir? Hipoterminin vücut sıcaklığının 35 derecenin altına düşmesiyle meydana gelen tehlikeli bir durum olduğunu dile getiren Prof. Dr. Deniz Demirci, “Normal vücut sıcaklığı genellikle 36.5°C ile 37.5°C arasında olup, bu aralık vücudun optimal işlevlerini sürdürebilmesi için gereklidir. Vücut ısısı 35°C’nin altına düştüğünde, vücut normal işlevlerini yerine getiremez ve hayati tehlike söz konusu olabilir. Hipotermi genellikle aşırı soğuk havalarda, suda uzun süre kalma, yeterince giyinmemek, yorgunluk veya açlık gibi durumlarla ilişkilidir. Bunun yanı sıra, alkol ve bazı ilaçlar da vücutta ısının kaybını hızlandırabilir.” dedi. Vücut sıcaklığı düştükçe, vücutta bir dizi fizyolojik değişiklikler meydana geliyor Vücut sıcaklığı düştükçe, vücutta bir dizi fizyolojik değişiklikler meydana geldiğini ifade eden Prof. Dr. Deniz Demirci, “Hipoterminin etkileri, vücut sıcaklığının ne kadar düştüğüne ve ne kadar süreyle bu düşük sıcaklığın etkisi altında kalındığına bağlı olarak değişebilir.” ifadesinde bulundu. Prof. Dr. Demirci, vücut sıcaklığı düştükçe birçok hayati sistemin olumsuz etkilendiğini belirterek, dolaşım sistemiyle ilgili olarak şunları kaydetti: “Vücut ısısının düşmesiyle birlikte, kan damarları daralır (vazokonstriksiyon). Bu, kanın vücut yüzeyinden iç organlara yönlendirilmesine ve böylece hayati organların korunmasına yardımcı olur. Ancak, bu durum ciltte solukluk, soğukluk ve mavi renge (siyanoz) yol açabilir. Uzun süreli hipotermi, kan basıncında düşüşe neden olabilir, bu da organlara yeterli kanın ulaşamamasına yol açar ve organ fonksiyonlarını bozabilir.” Vücut ısısı düştükçe, beyin işlevleri yavaşlıyor Sinir sistemi üzerindeki etkilerinin de hayati öneme sahip olduğunu belirten Prof. Dr. Demirci, “Hipotermi, sinir sistemi üzerinde de etkiler yaratır. Vücut ısısı düştükçe, beyin işlevleri yavaşlar. Başlangıçta titreme, konuşma bozukluğu ve koordinasyon kaybı gibi belirtiler görülür. Sıcaklık daha da düşerse, bilinç kaybı, koma ve sonunda ölüm riski artar. Beyin, vücut ısısının kontrolünü sağlamak için daha fazla enerji harcar ve bu durum, zihinsel işlevlerde bozulmalara yol açabilir. Hipotermi sırasında kaslarda titreme başlar. Titreme, vücutta ısının korunmasını sağlamak için kasların kasılmasından kaynaklanır ve bu, vücudun ısınmasını sağlayan bir tepkidir. Ancak, vücut sıcaklığı iyice düştüğünde, titreme durur ve kaslar zayıflar.” diye konuştu. Vücut sıcaklığının düşmesiyle metabolizma yavaşlıyor Hipoterminin metabolizma üzerindeki etkilerine de dikkat çeken Prof. Dr. Demirci, “Vücut sıcaklığının düşmesiyle metabolizma yavaşlar. Hipotermi, enerji üretimi ve kullanımı üzerinde olumsuz etkilere yol açar. Karaciğer ve böbrek gibi organlar, ısı üretmek için daha fazla çalışmak zorunda kalır, ancak bu süreçler verimsizleşir. Ayrıca, kan şekerinin düşmesi ve diğer metabolik dengesizlikler görülebilir.” şeklinde konuştu. Şiddetli hipotermi, solunumda durmaya yol açabiliyor Solunum sistemi üzerindeki etkilerini de anlatan Prof. Dr. Demirci, “Solunum hızı, vücut ısısının düşmesiyle birlikte azalır ve bu da oksijenin vücutta daha verimli bir şekilde taşınmasını zorlaştırır. Şiddetli hipotermi, solunumda durmaya yol açabilir. Ayrıca, soğuk hava solumak, solunum yollarında kuruluk ve tahrişe neden olabilir.” dedi. Prof. Dr. Demirci, kardiyovasküler sistem üzerindeki etkileri de vurgu yaparak, “Hipotermi, kalp atışlarını etkileyebilir. Vücut sıcaklığı düştükçe, kalp atış hızı yavaşlar ve düzensizleşebilir. Şiddetli hipotermi durumunda, kalp durması riski ortaya çıkabilir. Kalp atışlarındaki düzensizlikler (aritmi) hayati tehlike oluşturabilir.” ifadesinde bulundu. Soğuk hava koşullarında uygun kıyafetler giyilmeli Hipotermiden korunmak için soğuk hava koşullarında uygun kıyafetler giyilmesi, aşırı soğuk ortamlarda uzun süre kalmaktan kaçınılması ve vücut ısısının düşmesini engellemek için önlemler alınmasının önemli olduğunu kaydeden Prof. Dr. Deniz Demirci, “Hipotermi tedavisinde, kişinin ısısını yavaşça artırmak gerekir. Bu, sıcak içecekler, ısınma battaniyeleri veya ısınma cihazları kullanılarak yapılabilir. Ancak, tedavi hızlı ve dikkatli bir şekilde yapılmalıdır, çünkü aşırı hızlı ısınma, vücuttaki kan dolaşımını olumsuz etkileyebilir.” dedi. Donma ve hipotermi arasındaki farklar neler? Donma ve hipoterminin, her ikisinin de soğukla ilgili tehlikeli sağlık durumlar olduğunu ancak farklı mekanizmalarla vücutta etkiler oluşturduğunu anlatan Prof. Dr. Demirci, “Hipotermi, vücut sıcaklığının 35°C’nin altına düşmesi durumudur. Vücut, soğuk ortamda ısısını kaybeder ve bu durum organ fonksiyonlarını bozarak hayati tehlike yaratabilir. Hipotermide tüm vücut etkilenir. Donma, vücut dokularının (genellikle eller, ayaklar, burun, kulaklar gibi vücut uç bölgeleri) aşırı soğuk nedeniyle donmasıdır. Donma, dondurucu soğukta uzun süre kalma sonucu, özellikle kan damarlarının tıkanmasıyla doku hasarına yol açar. Bu, lokal bir durumdur ve genellikle vücudun uç bölgelerinde görülür.” diye konuştu. Donmada dokularda nekroz yaşanabiliyor Hipotermide, vücut ısısının genel olarak düştüğünü ve bu durum bütün organları etkilediğini ifade eden Prof. Dr. Demirci, “Kalp, solunum ve merkezi sinir sistemi en fazla etkilenen bölgeler arasındadır. Hipotermide kaslar titrer, solunum yavaşlar, kalp hızı düşer, düşünme ve koordinasyon bozulur. Donma, sadece vücudun bazı bölümlerinde meydana gelir. Doku, aşırı soğuk nedeniyle donarak hasar görür. Başlangıçta cilt soluklaşır ve uyuşur, sonra dokular buz gibi sertleşebilir. Ciddi vakalarda, dokular nekroz yaşayabilir.” şeklinde konuştu. Hipotermi vücudun tamamını etkiliyor Hipotermi vücudun tamamını etkilerken, donmanın sadece vücutta soğuğa doğrudan maruz kalan bölgelerin etkilendiğini (özellikle uç kısımlar: parmaklar, ayak parmakları, burun, kulaklar) belirten Prof. Dr. Demirci, “Hipotermi, genellikle hava sıcaklığının çok düşük olduğu, rüzgarlı, nemli ortamda uzun süre kalmak sonucu oluşur. Donma ise doğrudan soğuğa maruz kalan, genellikle rüzgarlı ve nemli ortamlarda, çıplak ciltle soğuğa temasla daha hızlı gelişir.” dedi. Donma ve hipoterminin belirtileri nasıl ayırt edilir? Prof. Dr. Deniz Demirci, hipotermi belirtilerini şöyle sıraladı: “Başlangıçta, titreme, yorgunluk, uyuşma, baş dönmesi, konuşmada bozulma, kas zayıflığı, koordinasyon kaybı olur. Orta düzey hipotermi de titreme durur, bilinç kaybı, hızla düşünme ve karar verme zorluğu, nefes almanın zorlaşması, kalp atışlarının yavaşlaması meydana gelir. İleri düzey hipotermi de ise bilinç kaybı (komaya girme), vücut ısısının 30°C’nin altına düşmesi, kalp durması riski oluşur.” Donma belirtilerini de sıralayan Prof. Dr. Demirci, şöyle devam etti: “Başlangıçta, cilt soğur ve beyazlaşır, uyuşukluk ve karıncalanma hissi olur. İleri aşamada ise cilt sertleşir, morarma, buz gibi bir hissiyat, ağrı veya yanma hissi olur. Vücut kısmı hareket ettirilemez hale gelebilir. Şiddetli donmada ise cilt ve doku tamamen donar, şişlik ve kabuklanma oluşur, doku ölümü (nekroz) gelişebilir. Tedavi edilmezse, etkilenen doku kaybolabilir.” Vücudu yavaşça ısıtmak gerekiyor Hipotermi tedavisinde vücudu yavaşça ısıtmak gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Demirci, “Öncelikle sıcak, kuru bir ortamda kişiyi ısıtmak, sıcak içecekler vermek, ısınma battaniyeleri kullanmak önemlidir. Ağızdan ısıtma yapılabilir, ancak hızlı ısıtma, vücudun şok yaşamasına yol açabileceğinden dikkatli olunmalıdır. Donma tedavisinde ise donmuş bölgeyi ılık suyla ısıtmak, donmuş dokuyu tekrar soğuğa maruz bırakmamak gerekir. Donmuş bölgeye doğrudan ısı uygulamaktan kaçınılmalıdır. Şiddetli donma durumlarında, etkilenen doku nekrozu gelişebileceği için cerrahi müdahale gerekebilir.” şeklinde sözlerini tamamladı.

Toksinler Saatler İçinde Solunum Kaslarını Felç Edebilir Haber

Toksinler Saatler İçinde Solunum Kaslarını Felç Edebilir

İstinye Üniversitesi’nden Doç. Dr. Çağdaş Erdoğan, bu kadar hızlı seyreden vakaların çoğunlukla toksin kaynaklı olduğuna dikkat çekerek midyenin güçlü bir ihtimal olduğunu belirtiyor. Erdoğan, toksinlerin pişirmeyle yok olmadığını ve kabuklu deniz ürünlerinde ölümcül sonuçlara yol açabileceğini vurguluyor. Gıda zehirlenmeleri bazı durumlarda ölümcül olabilecek sonuçlara varabiliyor. Geçtiğimiz günlerde Fatih'te bir otelde konaklayan Servet ve Çiğdem Böcek ile çocukları Kadir Muhammet ve Masal, mide bulantısı ve kusma şikayetleri üzerine hastaneye kaldırıldı. Çocuklar ve anne hayatını kaybetti. Babanın ise tedavisi devam ediyor. Ailenin midye ve kumpir tükettiği belirtilirken kesin ölüm nedenleri için laboratuvar sonuçları bekleniyor. İstinye Üniversitesi Gastroenteroloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Çağdaş Erdoğan, laboratuvar sonuçlarını görmeden kesin bir yargıya varılamayacağını belirterek olası bir zehirlenmenin midyeden kaynaklanabileceğini belirtiyor. Erdoğan’a göre, hızlı ilerleyen ve ölümcül olabilen gıda zehirlenmeleri genellikle toksin kaynaklı oluyor. Bu nedenle de bu olayda gıda zehirlenmesi varsa bunun midyeden kaynaklı olma ihtimalinin daha yüksek olduğuna dikkat çekiyor. “Toksinler ısıya karşı dayanıklıdır” Doç. Dr. Çağdaş Erdoğan, olayla ilgili şunları söylüyor: “Öncelikle şunu vurgulamak gerekir: Bu tür olaylarda kesin neden ancak laboratuvar sonuçlarıyla ortaya çıkar. Bir hekim olarak sonuçlar çıkmadan ‘kesin budur’ dememiz mümkün değil. Ancak tablonun çok hızlı gelişmiş olması, bazı ihtimalleri diğerlerinden daha ön plana çıkarıyor. Genel olarak gıda zehirlenmelerinin büyük bölümü hafif seyreder; bulantı, kusma gibi belirtilerle kendiliğinden düzelir. Fakat hızlı ilerleyen ve ölümcül olabilen gıda zehirlenmeleri de vardır. Bunlar genellikle toksin kaynaklıdır. Yani gıdanın içinde daha önceden oluşmuş bir zehirden söz ediyoruz, bu nedenle pişirmek veya kaynatmak çoğu zaman koruyucu olmaz. Toksinler ısıya dayanıklıdır.” “Toksinler saatler içinde solunum kaslarını felç edebilir” Kabuklu deniz ürünlerinde biriken toksinlerin dakikalarla, saatler içinde solunum kaslarını felç edebileceğinden bahseden Doç. Dr. Erdoğan, şöyle devam ediyor: “Botulinum toksini (botoks zehirlenmesi) en bilinen örneklerden biridir; özellikle ev yapımı konservelerde görülür. Daha çok görme bozukluğu, çift görme, yutma güçlüğü gibi belirtilerle başlar ve solunum kaslarını etkileyebilir. Ancak bu toksinin belirtilerinin başlaması genellikle birkaç saat ile üç gün arasında değiştiği için, çok ani seyreden tablolarda ilk sırada düşündüğümüz etken değildir. Buna karşılık özellikle kabuklu deniz ürünlerinde, yani midye gibi filtrasyon yoluyla beslenen canlılarda biriken ciddi nörotoksinler vardır. Bu toksinler dakikalarla saatler içinde solunum kaslarını felç edebilir ve bu durum ani hayati kayıplara yol açabilir. En önemli özellikleri, ne kadar pişirilirse pişirilsin yok olmamalarıdır. Dolayısıyla ‘piştiği için güvenlidir’ düşüncesi doğru değildir.” “Salmonella, böyle hızlı bir tabloya sebep olmaz” Geçtiğimiz aylarda İzmir’de bir vatandaşın kumpir yedikten sonra hayatını kaybetmesi Salmonella bakterisini gündeme getirmişti. Doç. Dr. Erdoğan bu bakterinin bu kadar hızlı ölüme götürmediğini belirterek şu açıklamayı yapıyor: “Enfeksiyon kaynaklı bir gıda zehirlenmesi, örneğin salmonella, böyle hızlı bir tabloya sebep olmaz. Salmonellada belirtiler daha yavaş gelişir; kanlı ishal ve ateş gibi bulgular olur. Bu nedenle enfeksiyon ihtimali bu olayda öncelikli görünmüyor.” “Toksinin vücuda dağılmasında kilo önemli bir belirleyicidir” Toksinlerin herkeste farklı şekilde etki edebileceğini belirten Erdoğan, “Ailenin farklı bireylerinin farklı hızlarda etkilenmesi de açıklanabilir bir durum. Çünkü her midye aynı miktarda toksin içermez. Ayrıca toksinin vücuda dağılmasında kilo önemli bir belirleyicidir; çocukların ve annenin daha hızlı etkilenmesi bu nedenle olağandır. Tabii çok düşük bir ihtimal de olsa yiyeceğe karışmış kimyasal bir madde—örneğin bir temizlik ürünü—de benzer şekilde hızlı etki yaratabilir. Fakat toksin ihtimali daha güçlü bir olasılık olarak duruyor” diyor. “Zamanında hastaneye ulaşıldığında iyileşme ihtimali var” Bu tür vakalarda erken müdahalenin hayati önem taşıdığını belirten Erdoğan, şöyle devam ediyor: “Eğer toksin solunum kaslarını felç ettiyse, hastanın solunumu durabilir. Böyle bir durumda tek tedavi, solunum cihazıyla hastayı yaşatıp toksinin etkisi geçene kadar destek sağlamak. Yani zamanında hastaneye ulaşıldığında iyileşme ihtimali var.” “Bulantı ve kusma başlarsa zaman kaybetmeden acil servise başvurulmalı” “Vatandaşlar açısından bakarsak, böyle bir tehlikeyi gıdanın tadından, kokusundan veya görünüşünden anlamak mümkün değil. Bu yüzden özellikle kabuklu deniz ürünlerinin mutlaka denetimli ve güvenilir kaynaklardan alınması gerekir. Sokakta satılan ürünler her zaman daha risklidir. Kumpir gibi mayonez, sosis, sucuk gibi kolay bozulan malzemeler içeren ve uzun süre açıkta bekleyebilen yiyeceklerde de risk artar. Aynı gıdayı yiyen birden fazla kişide kısa sürede bulantı ve kusma başlarsa, özellikle çocuklarda zaman kaybetmeden acil servise başvurulmalı. Son olarak tekrar söylemek lazım: Kesin neden laboratuvar sonuçlarıyla belirlenecek. Ancak mevcut bilgiler ışığında bu kadar hızlı gelişen bir tabloda nörotoksinler daha olası görünüyor.”

Bu Kanserin Belirtileri, Üst Solunum Yolu Enfeksiyonu İle Karışabiliyor! Haber

Bu Kanserin Belirtileri, Üst Solunum Yolu Enfeksiyonu İle Karışabiliyor!

Gırtlak kanserinin (larenks kanseri) belirtilerinin çoğunlukla üst solunum yolu enfeksiyonu ile karışabildiği, bu nedenle tanıda geç kalınabildiği uyarısında bulunan Doç. Dr. Yılmaz, özellikle 3 haftadan uzun süren ses kısıklığı ve boğazda takılma hissinin mutlaka araştırılması gerektiğini vurguluyor. KBB Uzmanı Doç. Dr. Yetkin Zeki Yılmaz, gırtlak kanserinde en sık görülen ve ihmale gelmez belirtileri sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. Sigara ve alkol kullanımı, yapılan tüm bilimsel çalışmalarda gırtlak kanserinin önde gelen nedenleri arasında yer alıyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Doç. Dr. Yetkin Zeki Yılmaz, “Gırtlak kanserinde en önemli risk faktörleri sigara ve alkol kullanımıdır. Bu ikisinin birlikte kullanılması ise riskin katlanarak artmasına neden olmaktadır. Sigara ve alkolün bırakılması larenks kanser riskini azaltsa da, genç popülasyonda ve kadınlarda sigara kullanım sıklığının artmış olması bu gruplarda görülen larenks kanserlerini arttırmaktadır. Özellikle genç bireylerde yaygınlaşan sigara kullanımının artması, gırtlak kanseri görülme yaşını maalesef erkene çekmiştir” diyor. Doç. Dr. Yılmaz, diğer önemli risk faktörlerine yönelik şöyle konuşuyor: “Güncel veriler; kötü beslenme alışkanlıkları, obezite, kontrolsüz diyabet gibi metabolik bozuklukların da larenks kanserine bağlı ölüm oranlarını arttırdığını göstermektedir. Özellikle 65 yaş üzeri olanlar, ailede gırtlak kanseri öyküsü bulunanlar, mesleki olarak asbest, boya, ahşap tozu ve metal dumanları gibi zehirli maddelere maruz kalanlar, gastro-özefageal reflü hastaları ve Human Papilloma Virüs (özellikle tip 16) bulunanlarda risk çok daha fazladır.” Gırtlak kanserinde bu belirtileri önemseyin! Gırtlak kanserinin en sık ses tellerinden kaynaklandığını, bu nedenle ses kısıklığının ilk ve en erken belirti olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Yılmaz “Fakat gırtlağın üst kesiminden kaynaklanan tümörlerin belirtileri daha sinsi olup; yutma güçlüğü, boğazda takılma hissi vb müphem semptomlar ile kendini gösterebilir. Bu nedenle tanı alması gecikebilir. Kanlı balgam, nefes darlığı, boyunda şişlik gibi şikayetler sıklıkla ileri evreye işaret eder” diyor. Ses kısıklığı, yutma güçlüğü ve boğazda takılma hissi gibi belirtilerin larenks kanserine özel olmayıp, basit bir üst solunum yolu enfeksiyonunda bile görülebildiğini belirten Doç. Dr. Yılmaz sözlerine şöyle devam ediyor: “Önemli olan bu belirtilerin ne kadar süre olduğudur. Örneğin; 1 aydır geçmeyen boğazda takılma hissi veya 3 haftadan uzun süren ses kısıklığı gibi şikayetler mevcutsa ve özellikle kişinin sigara ya da alkol kullanımı, kötü beslenme alışkanlıkları vb risk faktörleri de varsa en kısa sürede bir KBB hekimine başvurmalıdır.” Erken tanı, tedavinin yöntemini belirliyor! Hastaların başlangıçta basit ses kısıklığı gibi olan bulgularının gecikildiğinde, nefes darlığı, kanlı balgam, ciddi beslenme problemleri, yutamama gibi sorunlara ilerleyeceğini belirten Doç. Dr. Yılmaz, “Bu durumda tedavi daha zorlu olacaktır. Kitlenin giderek büyümesi, gırtlakta tıkanmaya ve acil olarak nefes borusuna delik açılmasına (trakeotomi) neden olabilir” diyor. Erken tanının hayat kurtardığını vurgulayan Doç. Dr. Yılmaz, tanının muayenehane koşullarında ağrısız ve endoskopik olarak yapılabildiğini belirterek “Kişi ne kadar erken tanı alırsa tedavi seçenekleri de daha az girişimsel olacaktır. Her kanserde olduğu gibi larenks kanserinde de erken tanı, hem fonksiyonları korunmuş bir tedavi seçeneği sunar hem de hayat kurtarır” diye konuşuyor. Tedavide en güncel yöntemler KBB Uzmanı Doç. Dr. Yetkin Zeki Yılmaz, en güncel tedavi yöntemlerini şöyle anlatıyor: “Konuşma, yutma ve nefes alma larenksin temel görevidir. Erken evre tedavi yöntemlerinde bu fonksiyonların çok büyük kısmı korunabilmektedir. Erken evre tümörlerde tedavi yöntemleri; Trans-oral LAZER Cerrahisi (boğaza delik açılmadan ağız içerisinden, gırtlaktaki tümörün LASER ile çıkarılması), Trans-oral Robotik Cerrahi (boğaza delik açılmadan ağız içerisinden, gırtlaktaki tümörün robotik cerrahi ile çıkarılması), Açık Parsiyel Larenjektomiler (gırtlağın bir kısmı korunarak tümörlü bölgenin çıkarılması) veya Radyoterapidir. İleri evre tümörlerde ise birkaç tedavi yöntemi bir arada uygulanmaktadır. Gırtlağın tamamının alınması konuşma fonksiyonunun bir daha olamayacağı korkusuyla hastalarımız tarafından çekinilen bir cerrahi gibi gözükse de birçok hastamız bu cerrahi sonrası konuşma protezi aparatları ve özefageal konuşma (yemek borusundan konuşma) ile anlaşılabilir bir konuşmaya sahip olabilmektedirler.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.