Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Solunum Yolu

Kapsül Haber Ajansı - Solunum Yolu haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Solunum Yolu haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

D Vitamini Takviyesinde Yeni Yaklaşım: Kimler Kullanmalı? Haber

D Vitamini Takviyesinde Yeni Yaklaşım: Kimler Kullanmalı?

Amerikan Endokrinoloji Derneği’nin hazırladığı D vitamini kılavuzu, çocuklar, gebeler, 75 yaş ve üzerindekiler ile yüksek riskli prediyabetli bireylerde takviyenin potansiyel faydalarına dikkat çekiyor. Orzax Medikal Grup Müdürü Göktuğ Göktaş, 2 Kasım Dünya D Vitamini Günü kapsamında takviye kullanımında bireysel ihtiyaçların önemini vurguladı. Kemik ve kas sağlığının korunmasında, bağışıklık sisteminin normal işleyişinde önemli rol oynayan D vitamini, yaşamın farklı dönemlerinde değişen ihtiyaçlarla öne çıkıyor. Amerikan Endokrinoloji Derneği’nin yayımladığı “Hastalıkların Önlenmesinde D Vitamini” başlıklı kılavuz, belirli yaş ve risk gruplarında takviyenin sağlayabileceği potansiyel faydaları ele alırken rutin D vitamini düzeyi ölçümü yapılmadan takviye uygulanabilecek gruplara da dikkat çekiyor. Kılavuza göre 1-18 yaş arasındaki çocuk ve ergenlerde D vitamini takviyesi, kemiklerin yumuşamasına ve zayıflamasına neden olan raşitizmin önlenmesine ve solunum yolu enfeksiyonu riskinin azaltılmasına katkı sağlayabiliyor. 75 yaş ve üzerindeki bireylerde ise ölüm riskini azaltma potansiyeli nedeniyle takviye öneriliyor. Kılavuz, her iki grupta da D vitamini takviyesinin sağlayabileceği faydalara dikkat çekerken ihtiyaç duyulan miktarın bireysel özelliklere göre değişebileceğini ortaya koyuyor. Gebelikte ve prediyabette D vitamini takviyesi öne çıkıyor Gebelik döneminde de D vitamini takviyesi öneren kılavuz, bu takviyenin preeklampsi (gebelikte görülen bir kan basıncı bozukluğu), anne karnında bebek kaybı (rahim içi ölüm), erken doğum ve gebelik haftasına göre beklenenden küçük bebek doğumu riskini azaltabileceğine dikkat çekiyor. Takviyenin yenidoğan ölümü riskini de azaltma potansiyeli bulunuyor. Diyabete ilerleme riski yüksek prediyabetli yetişkinlerde ise sağlıklı beslenme ve fiziksel aktivite gibi yaşam tarzı değişikliklerine ek olarak D vitamini takviyesi öneriliyor. Kılavuz, bu grupta takviyenin tip 2 diyabete ilerleme riskini azaltmaya yardımcı olabileceğini belirtiyor. D vitamini kullanımında bireysel ihtiyaçlar belirleyici Orzax Medikal Grup Müdürü Göktuğ Göktaş, kılavuzun D vitamini takviyesi veya tedavisine ihtiyaç duyan 50 yaş ve üzerindeki yetişkinlerde yüksek dozların belirli aralıklarla alınması yerine günlük düşük doz kullanımını önerdiğini belirtti. Bu yaklaşımın takviyenin kullanım sıklığı açısından önemli bir ayrım ortaya koyduğunu ifade eden Göktaş, D vitamini ihtiyacının kişiden kişiye değişebileceğine dikkat çekti: “D vitamini takviyesinde her bireyin aynı miktara ihtiyaç duymadığının bilinmesi gerekiyor. Araştırmalarda kullanılan dozlar, herkes için geçerli bir kullanım önerisi anlamına gelmiyor. Bu nedenle takviyenin kişinin ihtiyaçları doğrultusunda, sağlık profesyonellerinin değerlendirmesiyle planlanması önem taşıyor.” Türkiye’deki D vitamini pazarında büyüme dikkat çekiyor Türkiye'de D vitamini pazarının gelişimini değerlendiren Orzax Pazarlama ve Kurumsal İletişim Direktörü Müge Turan, şunları söyledi: “Türkiye'de gıda takviyesi pazarı büyümesini sürdürürken D vitamini kategorisi de dikkat çekici bir performans sergiliyor. IQVIA verilerine göre 2025 yılında Türkiye gıda takviyesi pazarı değer bazında yüzde 56,7 büyürken D vitamini kategorisindeki büyüme yüzde 72,09'a ulaştı. Orzax olarak aynı dönemde D vitamini kategorisinde yüzde 83,06 büyüme kaydettik. Bu gelişmeler, D vitamini kategorisinin sektör içindeki önemini ortaya koyarken doğru bilgilendirme konusundaki sorumluluğumuzu da artırıyor. Bilimsel gelişmeleri yakından takip ederek tüketicilerin bireysel ihtiyaçlarına uygun, bilinçli tercihler yapmalarını desteklemeyi önceliklendiriyoruz. Bu anlayışla D vitamini eksikliğine dikkat çekmek amacıyla yıllardır ‘7’den 70’e Sarı Destek’ projemiz kapsamında çeşitli sosyal sorumluluk çalışmaları yürütüyoruz. Kahramanmaraş’ta depremzede çocuklarla gerçekleştirdiğimiz etkinlikler, Sarıyer’de hayata geçirdiğimiz Sarı Destek Oyun Alanı ve Fahrettin Aslan Ortaokulu’nda gerçekleştirdiğimiz okul boyama projesiyle D vitamini farkındalığını toplumsal faydayla buluşturuyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sel Sonrası Eve Dönüşte Görünmeyen Tehlikelere Dikkat! Haber

Sel Sonrası Eve Dönüşte Görünmeyen Tehlikelere Dikkat!

Sel felaketinin ardından evlere ve iş yerlerine dönüş, yalnızca hasarın giderilmesiyle sınırlı değil. Taşkın sularıyla taşınan kanalizasyon atıkları, kimyasal kalıntılar ve çeşitli mikroorganizmalar yaşam alanlarında sağlık riskleri oluşturabiliyor. Islak kalan eşyalarda ve duvarlarda gelişen küf de özellikle solunum yolu hastalıkları bulunan kişiler için sorun yaratabiliyor. İstanbul Rumeli Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Müdür Yardımcısı Öğr. Gör. Selay Duran, sel sonrasında temizlik çalışmalarına başlamadan önce can güvenliğinin sağlanması gerektiğini belirterek, “Suların çekilmesi, bir binanın güvenli olduğu anlamına gelmez. Hasarlı yapılara, yetkililer güvenli olduğunu bildirmeden girilmemeli. Sel suyuyla kaplı yollar yürüyerek ya da araçla geçilmemeli. Elektrik tesisatı ve gaz bağlantıları da uzman kontrolünden geçmeden kullanılmamalı” dedi. Temizlik sırasında yapılan hatalar sağlık riskini artırabiliyor Selin ardından ev ve iş yerlerinde biriken suyun ve çamurun temizlenmesi sırasında koruyucu ekipman kullanılması gerekiyor. Su geçirmez çizme, dayanıklı eldiven, uzun kollu giysi ve koruyucu gözlük, kirli su ve atıklarla teması azaltan önlemler arasında yer alıyor. Toz ve küf bulunan alanlarda ise uygun bir solunum koruyucu kullanılması önem taşıyor. Duran, temizlik çalışmalarında özellikle temizlik ürünlerinin yanlış kullanımına karşı uyararak, “Sel sonrası temizlikte yalnızca kir ve çamurun uzaklaştırılması yeterli değil; işlemin güvenli biçimde yapılması da gerekiyor. Sert yüzeyler öncelikle su ve deterjanla temizlenmeli, dezenfektanlar gerektiğinde ürünün kullanım talimatlarına uygun olarak kullanılmalı. Çamaşır suyu kesinlikle amonyak, asitli ürünler veya başka temizlik maddeleriyle karıştırılmamalı. Bu karışımlar tehlikeli gazların açığa çıkmasına neden olabilir” diye konuştu. Temizlik sırasında çocukların, gebelerin, bağışıklık sistemi baskılanmış kişilerin ve kronik solunum hastalığı bulunanların kirli veya küflü alanlardan uzak tutulması da önem taşıyor. Nemli kalan evlerde küf tehlikesi Selden sonra suyun uzaklaştırılması kadar, ıslanan alanların kurutulması da önem taşıyor. Uzun süre nemli kalan duvarlar, zeminler ve eşyalar küf oluşumuna yol açabiliyor. Küf, alerjik reaksiyonları ve solunum yolu şikâyetlerini artırabiliyor. Öğr. Gör. Selay Duran, “Sel suyuna maruz kalan mekânlar ve eşyalar mümkünse ilk 24-48 saat içinde tamamen kurutulmalı. Yeterince temizlenemeyen veya kurutulamayan halı, yatak ve döşemeli mobilyalar gibi eşyaların uzaklaştırılması gerekebilir. Görünür küf bulunan alanlarda, temizlik yapılmadan güçlü fanlarla havalandırma sağlamak küf parçacıklarının yayılmasına neden olabilir. Yaygın küf oluşumu veya kanalizasyon kaynaklı kirlilik varsa uzman desteği alınmalı” ifadelerini kullandı. Sel suyuyla temas eden gıdalar tüketilmemeli Sel, şebeke suyunu ve kuyuları da kirletebiliyor. Bu nedenle içme, yemek hazırlama, diş fırçalama ve bebek maması hazırlama gibi işlemlerde yalnızca güvenli olduğu doğrulanmış suyun kullanılması gerekiyor. Yerel yetkililerin suya ilişkin duyurularının takip edilmesi de önem taşıyor. Duran, suyun kaynatılmasının her türlü kirlenmeyi ortadan kaldırmadığını vurgulayarak, “Kaynatma işlemi bazı mikroorganizmaları etkisiz hâle getirebilir ancak sudaki kimyasal kirleticileri gidermez. Bu nedenle suyun güvenli olup olmadığı konusunda yetkili kurumların açıklamaları esas alınmalı. Sel suyuyla temas etmiş gıdalar tüketilmemeli; elektrik kesintisi nedeniyle uygun soğuklukta korunamayan, bozulabilir besinler de kullanılmamalı” dedi. Küçük yaralanmalar da ihmal edilmemeli Sel sonrası temizlik sırasında cam kırıkları, metal parçaları ve diğer atıklar kesik veya delici yaralanmalara neden olabiliyor. Kirli suyla temas eden yaralarda enfeksiyon riski artabiliyor. Kesiklerin temiz suyla yıkanması ve uygun pansumanla kapatılması, kirli, derin veya delici yaralanmalarda ise tetanos aşısı gereksiniminin sağlık personeli tarafından değerlendirilmesi gerekiyor. Duran, sel sonrasında ortaya çıkan sağlık belirtilerinin göz ardı edilmemesi gerektiğine dikkat çekerek, “Ateş, ishal, kusma, solunum sıkıntısı veya yarada artan kızarıklık, şişlik ve akıntı gelişirse sağlık kuruluşuna başvurulmalı. Temizlik sırasında dinlenmeye ve güvenli içme suyuna erişime de dikkat edilmeli. Sel sonrası iyileşme sürecinde hem kişisel korunma hem de sağlık sorunlarının erken fark edilmesi önemli” diye konuştu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Çocuklarda Belirtisi Ateş Olan 3 Hastalık Haber

Çocuklarda Belirtisi Ateş Olan 3 Hastalık

Sıcaklık ve nem değişimi nedeniyle okul çağı çocuklarının virüsleri taşıması mevsimsel hastalıkların artmasına zemin hazırlıyor. Ateş ise hastalığın sinyalini önceden vererek gerekli tedbirlerin alınmasına imkân sağlıyor. Ebeveynlerin tıbbi yardımın ne zaman alınması gerektiği konusunda belirtileri iyi okuması hayati önem taşıyor. Memorial Kayseri Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Ufuk Ertural, sonbaharda çocuklar arasında artış gösteren hastalıklarla ilgili bilgi verdi. Çocuklar daha çok etkileniyor Bağışıklık sistemi gelişme aşamasında olan çocuklar; okullarda, kreşlerde ve oyun alanlarında sık sık diğer çocuklarla yakın temas halinde oldukları için enfeksiyonlardan etkilenmesi yetişkinlere göre daha yüksek düzeydedir. Mevsimsel olarak ortaya çıkan virüslere sık maruz kalmak çocuklar açısından normaldir. Ancak yaygın hastalıkların farkında olmak, çocuklardaki belirtileri anlamak ve ne zaman tıbbi yardım alınması gerektiğini bilmek anne ve babaların sorumluluğundadır. Kronik sorunu varsa dikkat edilmeli Okulların açılması, kapalı ortamlarda geçirilen sürenin artması ve havaların soğumasıyla çocuklarda solunum yolu enfeksiyonları, mide enfeksiyonları, boğaz enfeksiyonları çok sık görülür. Bazı enfeksiyon kaynaklı hastalıklar hafif belirtilerle geçer ve destekleyici bakımla kolay bir şekilde atlatılabilir. Ancak bebekler, kronik sorunları olanlar ile kalıcı semptomları olan çocuklar hastanede gözlem altında tutulmalıdır. Ateş bağışıklık sisteminin yanıtıdır Ebeveynler, çocuklarında ateş belirtisini görmeden harekete geçmez. Ateş bir hastalık değildir, bağışıklık sisteminin enfeksiyona verdiği bir yanıttır. Ateş, çocuklarda sık görülen bir semptomdur ve birçok farklı nedenden kaynaklanabilir. Ancak unutulmamalıdır ki küçük çocuklarda düşmeyen ateş tehlikeli bir durumun başlangıcı olabilir. Çocuklarda ateşin sık görülen nedenleri ise şunlardır; Viral solunum yolu enfeksiyonlarıGrip ve benzerleriMide enfeksiyonlarıDiğer bakteriyel veya viral enfeksiyonlar 1. Soğuk algınlığı (nezle) ve viral solunum yolu enfeksiyonları Solunum yolu enfeksiyonları, çocukluk çağında en sık görülen enfeksiyonlar arasındadır. Virüslerin neden olduğu bu sorun solunum yolundan dışarı atılan damlacıklar, kirlenmiş yüzeyler ve yakın temas yoluyla yayılır. Dinlenme, bol sıvı tüketimi ve destekleyici bakımla hastalık ilerlemeden atlatılır. En belirgin belirtileri ise şunlardır; Burun akması, hapşırma, öksürükHafif ateş ve yorgunlukBoğaz ağrısı ve iştahta azalma Anne ve babaların, hastalık belirtilerini net bir şekilde tarif edemeyecek küçük çocukları yakından takip etmesi gerekir. 2. Grip ve grip benzeri hastalıklar Grip, grip virüslerinin neden olduğu bir solunum yolu enfeksiyonları özellikle küçük çocuklarda veya altta yatan sağlık sorunları olanlarda, komplikasyon riski yüksektir. Mevcut durum ağırlaşabilir ya da beklenmeyen başka sorunlar ortaya çıkabilir. Genellikle şu belirtiler ortaya çıkmaktadır; Ateş, titreme ve kas ağrılarıÖksürük, boğaz ağrısıBitkinlik ve iştah azalması Aşılama, komplikasyon riskini azaltmaya yardımcı olabilir. 3. Mide enfeksiyonları ve gastroenterit Mevsimsel değişiklikler mide enfeksiyonlarının da artmasına neden olmaktadır. Gastroenterit nedeniyle çocuklarda kusma, ishal, mide ağrısı, iştah azalması ve en önemlisi ateş görülebilmektedir. Çocuklarda kusma ve ishalin en büyük endişe kaynağı dehidratasyon yani vücudun aşırı miktardaki sıvı kaybıdır. Dehitrasyon söz konusu olduğunda acil tıbbi yardım alınması kaçınılmazdır. Doktora ne zaman gidilmeli? Gün boyunca düşen veya çıkan ateş varsa.Çocuk her zamankinden daha az hareketliyse. Çocuk sıvı almayı reddediyorsa.Nefes almada güçlük varsa.Son aşamada ise düşmeyen yüksek ateş söz konusu ise zaman kaybetmeden doktora gidilmelidir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Influenza’ya Karşı 7 Etkili Önlem! Haber

Influenza’ya Karşı 7 Etkili Önlem!

Sonbaharın gelmesiyle birlikte influenza (grip) vakalarının görülme sıklığı artabiliyor. Hava sıcaklıklarındaki değişimler, okulların açılması ve kapalı, kalabalık ortamlarda daha fazla zaman geçirilmesi solunum yolu virüslerinin daha kolay yayılmasına zemin hazırlayabiliyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Kristine Koyunseven “İnfluenza, temel olarak A ve B tipleriyle mevsimsel gribe neden olan ve genetik yapısı zaman içinde değişebilen bir virüstür. Bu değişken yapı, influenza virüslerinin toplumda her yıl yeniden dolaşıma girebilmesinin ve grip aşılarının düzenli olarak güncellenmesinin önemli nedenlerinden biridir” diyor. Influenzanın ani başlayan ateş, kuru öksürük ve kas ağrılarıyla kendini gösterebildiğini, boğaz ağrısı, baş ağrısı, burun tıkanıklığı ve bulantının da eşlik edebildiğini belirten Dr. Koyunseven, özellikle 65 yaş üzeri bireyler, gebeler, kronik hastalığı bulunanlar ve obezitesi olan kişilerde daha ağır seyredebildiğini vurguluyor. Bazı basit ama etkili önlemlerle influenzadan korunmanın mümkün olabildiğini vurgulayan Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Koyunseven, 7 etkili önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. Grip aşınızı olun! Influenzadan korunmada en etkili yöntemlerden biri; yıllık grip aşısıdır. Influenza virüsü zaman içinde değişebildiği için aşı içeriği, dolaşımdaki virüslere ilişkin küresel veriler doğrultusunda her yıl güncellenmektedir. Genel olarak 6 ay ve üzerindeki, aşıya engel bir durumu bulunmayan kişilerin yıllık influenza aşısı yaptırmasında büyük fayda vardır. Özellikle komplikasyon riski yüksek kişilerde aşılama hastalığın ağır seyretme ve ciddi sonuçlara yol açma riskini azaltmada önem taşır. Antikor korumasının en yüksek seviyeye ulaşması yaklaşık 2 hafta sürer. Kuzey Yarımküre’de aşı influenza aktivitesi başlamadan önce, tercihen ekim ayı sonuna kadar uygulanmalıdır; ancak bu dönemi kaçıran kişiler influenza sezonu devam ettiği sürece aşı olabilir. Aşının koruyuculuğu kişiye ve dolaşımdaki virüslerle aşıdaki virüs türlerinin uyumuna göre değişebilse de, influenza gelişmesi durumunda hastalığın şiddetini, yoğun bakım gereksinimini ve ölüm riskini azaltabilir. Sağlıklı ve dengeli beslenin! Sağlıklı ve dengeli beslenme, bağışıklık sisteminin normal işlevlerini destekleyerek vücudun enfeksiyonlara karşı doğal savunmasına katkı sağlar. Özellikle taze sebze ve meyvelerden zengin, yeterli ve dengeli bir beslenme düzeni; bağışıklık yanıtı için gerekli vitamin, mineral ve diğer besin öğelerinin karşılanması açısından önemlidir. Öğün atlamak veya aşırı kısıtlayıcı diyetler uygulamak yerine, yeterli ve dengeli beslenme sürdürülebilir bir yaşam biçimi haline getirilmelidir. Ancak sağlıklı beslenmenin tek başına influenzadan korumadığı; aşılama ve diğer koruyucu önlemlerin yerini tutmadığı unutulmamalıdır. Uyku düzeninize dikkat edin! Uyku, byin fonksiyonlarından bağışıklığa kadar vücudun temel bakım süreçlerinden biridir. Metabolik atıkları temizlemek ve bağışıklığı düzenlemek gibi kritik roller üstlenen uyku, yetersiz ve kalitesiz olduğunda bağışıklığı zayıflatarak enfeksiyon riskini artırabilir. Özellikle sonbahar ve kış aylarında influenza gibi solunum yolu enfeksiyonlarının daha sık görüldüğü dönemlerde, düzenli ve yeterli uyku bağışıklık savunmasına destek olarak enfeksiyonlardan korunmada önemli rol oynar. ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri (CDC) de influenza önlemleri arasında yeterli ve kaliteli uykunun önemine dikkat çekmektedir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı El hijyenine çok özen gösterin! El hijyeni, influenza virüsünün eller aracılığıyla göz, burun ve ağız mukozasına taşınmasını önlemeye yardımcı olan önemli koruyucu önlemlerden biridir. Ellerin su ve sabunla düzenli olarak yıkanması veya uygun durumlarda alkol bazlı el antiseptiği kullanılması bulaş riskinin azaltılmasına katkı sağlar. Özellikle öksürme, hapşırma veya ortak yüzeylere temas sonrasında ellerin temizlenmesi; yıkanmamış ellerle göz, burun ve ağıza dokunmaktan kaçınılması önemlidir. Hasta kişilerle temastan uzak durun! Influenza, öksürme, hapşırma sonrasında ortaya çıkan solunum parçacıklarıyla kolayca bulaşabilir. Bu nedenle hasta kişilerle yakın temastan mümkün olduğunca kaçınmak ve hastalık belirtileri olan kişilerin dinlenerek evde kalması, bulaşın azaltılmasında önemli rol oynar. Özellikle kapalı ve kalabalık ortamlarda yakın teması azaltmaya da özen gösterilmelidir. Ortamı sık sık havalandırın Kapalı ve kalabalık ortamların düzenli olarak havalandırılması, havadaki solunum parçacıklarının yoğunluğunu azaltarak influenza gibi solunum yolu enfeksiyonlarının bulaşma riskinin düşürülmesine yardımcı olabilir. Ev, iş yeri, sınıf ve diğer kapalı alanlarda pencereleri sık sık açarak temiz hava girişini sağlamak önemli bir korunma önlemidir. Maske takın Maskeler, öksürme, hapşırma, konuşma ve solunum sırasında çevreye yayılan solunum parçacıklarının yayılımını azaltarak hem hastalığın başkalarına bulaşmasını hem de kişisel maruziyeti azaltmaya yardımcı olur. Etkili bir korunma için maskenin ağız ve burnu tamamen kapatacak şekilde doğru kullanılması önemlidir. İnfluenzadan korunmada maske tek başına yeterli olmayabileceğinden; el hijyeni, ortamların düzenli havalandırılması, hasta kişilerle yakın temastan kaçınma ve aşılama gibi diğer koruyucu önlemlerle birlikte uygulanmalıdır.

Dikkat! Bu hata anne adayını ve bebeği tehdit ediyor! Haber

Dikkat! Bu hata anne adayını ve bebeği tehdit ediyor!

Acıbadem Taksim Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Meriç Kabakcı, gebelikte bağışıklık sisteminin influenza ve diğer enfeksiyonlara karşı daha savunmasız hale geldiğini belirterek “Son günlerde hamilelerde özellikle influenza ile çok sık karşılaşıyoruz. Bu nedenle anne adayları olası bir burun akıntısı ya da baş ağrısı gibi enfeksiyon belirtilerini hafife alıp 'nasıl olsa geçer’ düşüncesiyle ilaç kullanarak zaman kaybetmemeli, mutlaka kadın hastalıkları ve doğum uzmanına ya da ilgili hekime başvurmalıdır. Aksi taktirde gebelikte bilinçsiz ilaç kullanımı anne ve bebek sağlığı açısından hayati riske yol açabilmektedir” diyor. Alınacak basit ama düzenli önlemlerle enfeksiyon riskini büyük ölçüde azaltmanın mümkün olduğunu vurgulayan Dr. Meriç Kabakcı kış hamileliğinde enfeksiyonlara karşı 7 etkili önerisini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. Hijyene dikkat edin Hijyen, kış enfeksiyonlarından korunmanın en etkili yollarından biridir. Eller gün içinde sık sık, en az 20 saniye boyunca sabun ve suyla yıkanmalıdır. Özellikle dışarıdan eve gelindiğinde, toplu taşıma kullanıldıktan sonra ve yemeklerden önce el hijyenine özen gösterilmelidir. El yıkama imkanı olmayan durumlarda alkol bazlı el antiseptikleri kullanılabilir. Kapalı ve kalabalık ortamlardan uzak durun Kalabalık ve kapalı ortamlardan mümkün olduğunca uzak durmak, hamileler için önemli bir diğer korunma yöntemidir. Alışveriş merkezleri, toplu taşıma araçları ve havalandırması yetersiz kapalı alanlarda virüsler çok kolay ve çok hızlı bulaşırken, hamilelikte bağışıklık sistemi daha hassas olduğu için bu ortamlarda enfeksiyon kapma riski çok daha fazladır. Mecbur kalınan durumlarda maske kullanımı ve mesafenin korunması faydalı olacaktır. Beslenmenize dikkat edin Kış aylarında beslenme düzeni bağışıklık sistemini desteklemede kilit rol oynar. C vitamini, çinko ve protein açısından zengin besinler bağışıklığın güçlenmesine yardımcı olur. Mevsim sebze ve meyveleri, yeterli süt ve süt ürünleri, iyi pişmiş et ve baklagiller ile yeterli su tüketimi vücudun enfeksiyonlarla savaşma kapasitesini artırır. Herhangi bir vitamin veya takviye kullanımı mutlaka doktor önerisiyle yapılmalıdır. Uyku düzeninize özen gösterin Dr. Meriç Kabakcı “Yapılan araştırmalar; yetersiz uykunun bağışıklık sistemini zayıflattığını göstermektedir. Hamilelikte hormonal değişimler uyku düzenini zorlaştırsa da, mümkün olduğunca düzenli ve kaliteli uyumaya çalışmak, vücudun kendini yenilemesini sağlar ve enfeksiyonlara karşı direnci artırır. Günde ortalama 7–9 saat uyumaya özen göstermek, mümkünse aynı saatlerde yatıp kalkmak, aşırı yorgunluktan kaçınmak ve stresi yönetmeyi öğrenmek bağışıklık sistemi açısından büyük fayda sağlayacaktır” diyor. Ortamı sık sık havalandırın Ortamın havalandırılması da çoğu zaman göz ardı edilen ancak oldukça etkili bir önlemdir. Kapalı alanlarda biriken mikroplar, havalandırma yapılmadığında daha kolay yayılır. Ev ve iş ortamları günde birkaç kez, kısa süreli de olsa mutlaka havalandırılmalıdır. Soğuk havadan çekinerek camları hiç açmamak, virüslerin kapalı alanda daha kolay yayılmasına neden olabilir. Aşı olun Dr. Meriç Kabakcı “Influenza (grip) aşısı hamilelikte güvenle uygulanabilen ve hem anne hem de bebeği koruyan önemli bir önlemdir. Grip aşısı, gebeliğin uygun dönemlerinde doktor kontrolünde güvenle yapılabilir. Kış aylarında sık görülen grip ve benzeri enfeksiyonlar gebelerde daha ağır seyredebildiği için, aşı ile korunmak ciddi komplikasyonların önüne geçebilir. Ancak aşı kararı mutlaka doktorla değerlendirilmelidir” diyor. Doktora başvurmadan ilaç almayın Boğaz ağrısı, halsizlik, burun akıntısı ve ateş gibi şikayetler ortaya çıktığında ‘nasıl olsa geçer’ düşüncesiyle doktora danışmadan, rastgele ilaç kullanmak hem anneye hem bebeğe zarar verir. Hamilelikte her ilaç güvenli değildir. Bu nedenle en küçük belirtide bile mutlaka doktora başvurulmalı ve tedavi uzman kontrolünde yapılmalıdır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Zatürrenin Erken Belirtilerine Dikkat!  Haber

Zatürrenin Erken Belirtilerine Dikkat! 

Acıbadem Fulya Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Reha Baran, sonbahar ve kış aylarında kapalı alanlarda daha fazla zaman geçirilmesi nedeniyle görülme sıklığı artan zatürrenin özellikle ileri yaşta ve kronik hastalığı olan kişilerde son derece ciddi ve ölümcül seyredebileceğine dikkat çekerek, “Enfeksiyon sebebiyle vücuttaki oksijen seviyesinin düşmesi tüm organları etkilemektedir. Bunun sonucunda akciğerin yanı sıra böbrek, kalp ile karaciğer yetmezlikleri gelişebilmektedir. Özellikle 65 yaş üstü ve kronik hastalığı olan kişilerde bu organlar çok daha kolay hasar görmektedir” diyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Reha Baran, dolayısıyla zatürreden korunmanın yaşamsal önem taşıdığını vurgulayarak, “Bu enfeksiyondan en etkili korunma yöntemi ise özellikle 65 yaş üstü ve/veya altta kronik hastalığı olanların düzenli yıllık grip aşısı ve 1 kez zatürre aşısı yaptırmalarıdır” diyor. Kapalı alanlarda hızla bulaşıyor Sonbahar ve kış aylarında zatürrenin görülme sıklığı belirgin şekilde artış gösteriyor. Bu artışın nedenleri arasında grip (influenza), RSV (Respiratuar Sinsityal Virüs), koronavirus gibi solunum yolu virüslerinin bu mevsimlerde daha yaygın olmaları yer alıyor. Virüsler akciğerlerin savunmasını zayıflatıyor ve bakterilerin yerleşip iltihap yapmalarını kolaylaştırıyor. Soğuk havada kapalı ortamlarda uzun süre zaman geçirilmesi de damlacık yoluyla bulaşan mikroorganizmaların hızla yayılmalarını kolaylaştırıyor. Aynı zamanda soğuk hava burun ve solunum sistemindeki savunma mekanizmalarını zayıflatıyor. Güneş ışığının az olması da D vitamini düzeylerinin düşmesine ve bağışıklık sisteminin zayıflamasına sebep olabiliyor. Bu etkenler zatürrenin görülme sıklığını dolaylı olarak artırıyor. KOAH, kalp yetmezliği ve diyabet gibi kronik hastalıklar da soğuk havalarda kötüleşerek zatürrenin gelişimini kolaylaştırıyor. Mikroplar oksijen seviyesini düşürüyor! Bakterilerin, virüslerin ve nadir olarak mantar enfeksiyonlarının akciğerlere ulaşmasıyla gelişen zatürre bulaşıcı ve hızlı ilerleyebilen bir hastalık. Çoğunlukla solunum yoluyla bulaşan zatürrenin bulaşma riski ise virüs veya bakterilerin türüne göre değişiyor. Hasta bir kişi öksürürken veya hapşırırken damlacıklar havaya karışıyor. Sağlıklı kişi bu damlacıkları soluduğunda mikroplar burun, boğaz veya soluk borusundan akciğerlere ulaşıyor. Normalde akciğerler kendini iyi koruyor; burun, soluk borusundaki tüyleri ve mukus ise mikropları dışarı atarken, bağışıklık hücreleri de mikropları yutuyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Reha Baran, “Ancak grip ve soğuk algınlığı gibi üst solunum yolu enfeksiyonu sonrasında, sigara kullanımında, bağışıklık sistemi zayıfladığında, aşırı yorgunlukta veya beslenme bozukluğunda mikroplar akciğerin hava keseciklerine kadar ulaşmaktadır” uyarısında bulunuyor. Vücudun burada çoğalan mikropları yok etmek için iltihap karşıtı hücrelerini bölgeye gönderdiğini belirten Prof. Dr. Reha Baran, “Bu savaş sırasında alveoller, yani akciğer dokuları sıvı iltihap hücreleri ve bakterilerle dolmaktadır. Bunun sonucunda, vücutta oksijen seviyesi düşerken; ateş, öksürük ve göğüs ağrısı gibi sorunlar başlamaktadır” diyor. Hafif öksürük ve ateş erken belirtisi olabilir! Zatürre basit bir soğuk algınlığı gibi başlayıp, hızla ağırlaşabilen bir hastalık. Başlangıcında genellikle 38-40 derece ateş, titreme ve öksürük görülüyor. Önce kuru özellik sergileyen öksürük daha sonra sarı, yeşil veya pas renginde balgamlı hale geliyor. Nefes alırken göğüste batar tarzda ağrı, halsizlik, yorgunluk, hafif egzersizlerde veya konuşurken hissedilen nefes darlığı, özellikle virüs zatürrelerinde kas-eklem ağrıları, diğer belirtilerini oluşturuyor. Prof. Dr. Reha Baran, bu dönemde hekime başvurmanın yaşamsal önem taşıdığı uyarısında bulunarak, “Risk grubunda olanlarda ise sadece hafif öksürük ve ateş bile erken zatürre belirtisi olabilmektedir” diyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Reha Baran, erken tanı konulduğunda enfeksiyonun akciğerin tamamına yayılmadan durdurulabildiğine işaret ederek, “Bu sayede solunum yetmezliği ve kan zehirlenmesi gibi komplikasyonlar önlenirken, hastaneye yatış ihtimali azalmaktadır. Özellikle yaşlılarda ve kronik bir hastalığı olanlarda erken tedavi ölüm riskini önemli ölçüde düşürmektedir” diye konuşuyor. Bol sıvı alımı ve istirahat önemli! Zatürrenin tedavisinde amaç enfeksiyonu yok etmek, akciğer fonksiyonunu düzeltmek ve nefes darlığı ile organ yetmezliği gibi komplikasyonları önlemek. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Reha Baran, bakteri kaynaklı zatürrelerde tedavinin temelini antibiyotiklerin oluşturduğunu belirterek, “Viral zatürrelerde ise antibiyotik etkisizdir. Bu durumda; bol sıvı alımı, istirahat, ateş düşürücü ilaçlar ve gerekiyorsa oksijen desteği önemlidir. İnfluenza (grip) kaynaklı gelişen zatürrelerde özel bir antiviral ilaçlar ve covid-19 gibi enfeksiyonlarda ise kortizon kullanılabilir” bilgisini veriyor. Zatürreden korunmak için 8 kritik kural! Zatürre ve grip aşılarınızı yaptırın. Sigara ve alkolü mutlaka bırakın. Ellerinizi sık sık sabunlu suyla en az 2 dakika boyunca yıkamayı alışkanlık edinin. Kapalı ortamlarda bulunmaktan kaçının, eğer mecbursanız mutlaka maske kullanın. Hastalar ile yakın temasta bulunmamaya özen gösterin. Bağışıklık sistemini güçlendirmek için dengeli beslenin, özellikle protein ve C vitamini yönünden zengin besinler tüketin, yeterli süre uyuyun, düzenli egzersiz yapın, stresi yönetmeye çalışın, kronik bir hastalığınız varsa düzenli olarak kontrolünü yaptırın. Odanızı her gün üç kez olacak şekilde 15’er dakika havalandırın. Ayrıca, nem oranı çok düşük ortamlarda bulunmamaya dikkat edin. Soğuk havada burundan nefes alın. Burun, soğuk havayı akciğerlere ulaşmadan önce ısıtır ve nemlendirir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.