Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Sosyal Etkileşim

Kapsül Haber Ajansı - Sosyal Etkileşim haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sosyal Etkileşim haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Konuşma Güçlüğü Okul Hayatını Etkileyebilir! Haber

Konuşma Güçlüğü Okul Hayatını Etkileyebilir!

Konuşma seslerindeki her güçlüğün okuma yazma problemi anlamına gelmediğini ifade eden Uzman Dil ve Konuşma Terapisti Hazel Ezgi Dündar, “Konuşma sesi bozukluğu dediğimiz bozukluğun içerisinde farklı düzeyler ya da farklı bozukluklar da yer alır. Çocuk ‘kapı’ya ‘tapı’ diyordur ama söylediğinin farkındadır. Bu durumlarda okuma yazma güçlüğünü çok görmüyoruz.” dedi. Dil bozukluklarının zekâyla doğrudan ilişkili olmadığına dikkat çeken Dündar, akranlarından belirgin şekilde farklı konuşan çocuklarda terapi için çok beklenmemesi gerektiğini vurguladı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Dil ve Konuşma Terapisti Hazel Ezgi Dündar, çocuklarda dil ve konuşma becerilerindeki farklılıkların okuma-yazma, akademik başarı, sosyal iletişim ve kaygı üzerindeki olası etkileri ile hangi durumlarda dil ve konuşma terapisine başvurulması gerektiği hakkında açıklamalarda bulundu. Konuşma sesindeki her güçlük okuma yazma sorununa yol açmıyor! Çocuklarda konuşma seslerindeki güçlüklerin okuma yazma problemlerine neden olup olmayacağı konusunda ailelerin endişe duyduğunu ifade eden Hazel Ezgi Dündar, “Konuşma sesi bozukluğu dediğimiz bozukluğun içerisinde farklı düzeyler ya da farklı bozukluklar da yer alır.” dedi. Çocuğun sadece sesi üretemiyor olabileceğini aktaran Dündar, “Ancak bu sesin farkında olabilir. Sadece ‘kapı’ya ‘tapı’ diyordur ama söylediğinin farkındadır. Normalde işitsel olarak ‘kapı’ ile ‘tapı’yı ayırt ediyordur. Bu durumlarda okuma yazma güçlüğünü çok görmüyoruz.” şeklinde konuştu. Dil bozukluklarının zekâ ile doğrudan bir ilişkisi yok! Ancak farkındalıkların da gelişim esnasında artikülasyon becerileri gibi geriden gelmiş olmasının okuma yazma güçlüğüne sebep olabilme riski taşıdığına işaret eden Dündar, “Bu ayrımı yapmak önemlidir. Şunu bilmek gerekir; dil bozukluklarının zekâ ile doğrudan bir ilişkisi yoktur.” dedi. Çocukların bunu yapamamasının herhangi bir bilişsel kapasite problemi olmadığını vurgulayan Dündar, “Çocuğun sadece o alanda desteklenmesi gerekir. Aileler çok kaygılanabiliyor, ancak stres yapmamalılar. Artikülasyon bozuklukları her düzeyde çok sistematik bir şekilde çözülebilen sorunlardır.” ifadelerini kullandı. Konuşmanın anlaşılmaması çocukta kaygıya ve sosyal geri çekilmeye yol açabilir! Çocuğun konuşmasında anlaşılırlık problemi olması durumunun da aileler tarafından endişeyle karşılandığını kaydeden Dündar, “Aileler bu konuda iki şeyi soruyor; birincisi, akademik becerileri nasıl etkileyecek? İkincisi, hem arkadaşlarıyla hem öğretmeniyle iletişimini ve etkileşimini nasıl etkileyecek?” dedi. Bu noktada dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi veren Dündar, şunları söyledi: “Okuma yazma becerileriyle çok ilişkili olup olmadığına bakılmalı. Bunun haricinde çocuk; ‘Ben anlaşılmıyorum, tekrar tekrar soruluyor. Bu bende kaygı yaratıyor. Bu sebeple de arkadaşlarımla çok etkileşim kurmak istemiyorum. Daha sessiz, daha geride kalıyorum. Sınıfta soruyu bilsem de anlaşılmayacağımı düşündüğüm için parmak kaldırmak istemiyorum’ diye düşünebilir. Her çocuk böyle bir durum yaşayacak diyemeyiz. Ancak gözlemlediğinizde böyle bir durum sezerseniz bu, çözmemiz gereken bir bozukluktur.” Kekemelik yaşayan çocuğa konuşma şekline değil, söylediklerine odaklanarak yaklaşılmalı! Okul hayatında ya da başka ortamlardaki heyecan ve stresin var olan sorunları tetikleyebileceğini dile getiren Hazel Ezgi Dündar, “Özellikle kekemelik bu tür durumlarda ortaya çıkabilir. Burada şunu unutmamak gerekir; herhangi bir heyecan ya da stres sıfırdan kekemelik oluşturmaz. Bu zaten doğuştan yatkın olunan bir durumdur.” dedi. Sorunun artması, kaygı geçtiği halde konuşmanın düzelmemesi ya da kasılmalar, zorlanmalar veya tekrarlı davranışlar gibi fiziksel belirtiler görülmeye başlanması durumunda müdahale edilmesi gereken bir problem hâline gelmiş olabileceğine dikkat çeken Dündar, “Ufak bir kaygıdan dolayı biraz artış olduğunda çocuğun nasıl söylediğine değil, ne söylediğine dikkat etmek gerekir. Bunu çocuğa hissettirmek çok önemlidir. Ne kadar takılırsa takılsın ya da nasıl takılırsa takılsın sonuna kadar dinleneceğini, bir problem olmadığını hissettirmek gerekir. Göz temasını kesmeden sonuna kadar dinleyerek, konuşma şekliyle ilgili değil konuşma içeriğiyle ilgili gerekli geri bildirimleri vermek çocuğun kendini daha güvenli bir alanda hissetmesini sağlar. ‘Bir nefes al, biraz yavaşla, daha rahat söyle’ demek sanki ona zaman kazandırıyormuş gibi görünse de yavaşlatmaz, tam tersine hızlandırır. ‘Hemen nefes almalıyım, hemen söylemeliyim, yapmalıyım’ hissi yaratarak daha büyük bir zaman baskısına ve var olan stresin artmasına yol açar; bundan kaçınılmalıdır.” açıklamasını yaptı. Çocuğun konuşması akranlarından belirgin şekilde farklıysa terapi için beklememek gerekiyor! Dil ve konuşma terapisine ne zaman başlanması gerektiğinin tek bir reçetesi olmadığına değinen Dündar, “Harf hataları varsa, bunlar gelişim sürecinde yavaş yavaş düzelmiyorsa, artık akademik bozukluklara sebep olabilecek bir duruma geldiyse, çocuk bununla ilgili sosyal kaygılar yaşamaya başladıysa, çeşitli çekingenlikler ve kaçınmalar ortaya çıktıysa başvurulabilir. Dil becerileri yeterli değilse; yani akranlarından çok daha farklı bir şekilde konuşuyorsa, cümle kurmasına rağmen cümle niteliği 2-3 yaş küçük arkadaş gruplarına daha uygunsa ya da anlaşılırlığı daha küçük çocuklar gibiyse başvurulmalıdır.” dedi. Yaklaşık 4,5-5 yaşında çocuğun konuşmasının anlaşılırlık ve nitelik olarak bir yetişkin konuşmasına benzemeye başladığını hatırlatan Dündar, şöyle devam etti: “Okul çağı çocuğunda hâlâ bunlar görülmüyorsa, bunlara bağlı kaygılar ve endişeler varsa, zorbalık ihtimalinden endişe ediliyorsa çok beklememekte fayda var. Farklı metotlar ve düzeyler bulunur. Terapist bazen bunun normal bir süreç olduğunu söyleyecek, bazen aileye ve öğretmene öneriler vererek ilerleyecek, bazen birkaç ayda bir takip edecek, bazen de sıklığı çocuğa göre belirlenen bir terapi sürecine başlayacaktır.” Dil ve konuşma becerileri sadece konuşmaktan ibaret değil! Kelimeleri olan, cümle kurabilen ama buna rağmen akranlarından farklı olan durumlar da olduğunu ifade eden Dündar, “Akranlarına hafta sonu ne yaptığı sorulduğunda bütün bir günü, duygusunu ve detayları sıralı olarak anlatabilirken; bazı çocuklar sadece ‘hafta sonu parka gittik’ diyebilir. Detaylandıramama, sıralandıramama ve duygularını ifade edememe durumlarında dil becerileri kelime bilmenin ya da anlaşılır söylemenin ötesinde geriden geliyor olabilir.” dedi. Dil terapisinin yalnızca hiç konuşulmadığı zaman ihtiyaç duyulan bir alan olmadığını aktaran Dündar, “Okul çağıyla beraber evde ya da okulda verilen yönergeleri çocuğun anladığı düşünülse de yerine getiremediği durumlar gözlemlenebilir. Bu bir dikkat problemi olabileceği gibi dille ilişkili bilişsel becerilerden biri olan işitsel bellek ile de ilgili olabilir. İşitsel bellek; birden fazla birim bilgiyi alma, işleme, hafızada tutma ve üzerine işlem yapabilme becerisidir. Çocuğa ‘Matematik kitabını aç, 54. sayfanın sonundaki soruyu çöz’ dendiğinde sadece kitabı açıp devamını hatırlamayabilir. Ya da ‘Cevap kırmızı mı, pembe mi, yeşil mi, sarı mı?’ dendiğinde yönergelerin tamamı işlenemediği için hep son söylenen ya da ilk söylenen hatırlanabilir. Bu durum dinlemek istememekten ya da dikkat probleminden kaynaklanmayabilir; dille ilgili bilişsel becerilerin henüz akran düzeyine erişmemesinden ileri gelebilir. Dil ve konuşma becerileri sadece ağız çevresiyle sınırlı değildir, beyinde pek çok bileşeni vardır ve oralardan desteklenebilir.” diye konuştu. Kitap okumaktan kaçınmanın nedeni dil güçlüğü olabilir! Çocuğun kitap okumayı sevmemesinin de pek çok nedene bağlı olabileceğini belirten Hazel Ezgi Dündar, “Kitap okumanın keyfine henüz varılmamış veya ilgi alanı bulunamamış olabileceği gibi dil güçlüğü de söz konusu olabilir. Bir yabancı dili kelime düzeyinde bilip cümle kurarak günlük hayat sürdürülebilse de bir metin okurken devreye giren kurallar ve ekler nedeniyle yorulup sıkılma ve okumayı bırakma durumu ortaya çıkabilir. Bazı çocuklar bunu Türkçe içinde yaşarlar. Bildiği yapıların dışındaki detayların içinde kaybolabilirler; bu da onların çok daha efor sarf ederek okumasına neden olur. Okumaya devam etmek istememeleri veya dikkatlerinin dağılması normaldir. Bu beceriler desteklendiğinde metni anlamak ve keyif almak daha kolay hâle gelecektir.” dedi. Ekranın kendisinden çok, çocuğun hayatında neyin yerine geçtiğine bakılmalı! Ekranın çok kullanılmasının da merak edilen bir başka konu olduğuna işaret eden Dündar, sözlerini şöyle tamamladı: “Ekranın çocuğun hayatında neyin yerine geçtiğine bakılmalı. Tüm gelişim alanlarında olduğu gibi dil ve konuşma gelişiminde de çevresel uyaranlar ve sosyal etkileşim çok kıymetlidir. Çocuk ekran karşısındayken etkileşimden, temas kurmaktan, uyaran almaktan ya da uykusundan geri kalıyorsa bu durum gelişimin farklı alanlarında aksamaya yol açar. Zararlı bir şey vermekten ziyade yararlı bir şey hayatından çıktığı için gelişim olumsuz etkilenebilir. Ekran yerine sosyal etkileşim ve iletişim konulması tercih edilse de günümüz teknolojisinde maruz kalma durumunda neyden kaybedildiğine bakılarak bir dengeleme yapılabilir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Otizmli Çocukların Nitelikli Eğitime Erişimi İçin Çağrı Haber

Otizmli Çocukların Nitelikli Eğitime Erişimi İçin Çağrı

Türkiye’de eğitim çağında yaklaşık 700 bin otizmli çocuk bulunuyor. Bu çocukların yalnızca 44 bini, başka bir ifadeyle her 100 otizmli çocuktan yalnızca 6’sı nitelikli eğitime erişebiliyor. Tohum Otizm Vakfı, “Okula Dönüş” kampanyasıyla bu tabloya dikkat çekerek otizmli çocukların eğitime eşit erişimi için toplumsal destek çağrısında bulunuyor. Yeni eğitim-öğretim yılı öncesinde milyonlarca öğrenci okula dönüş heyecanı yaşarken, otizmli çocukların önemli bir bölümü ihtiyaçlarına uygun eğitim ortamlarına eşit koşullarda erişemiyor. Tohum Otizm Vakfı, “Otizmin Tek Çaresi Eğitim” mesajıyla hayata geçirdiği kampanyada, erken tanı sonrasında yoğun, sürekli ve bilimsel temelli özel eğitime erişimin önemini hatırlatarak toplumun tüm kesimlerini bu alandaki çalışmalara katkı sunmaya davet ediyor. Erken Tanı ve Bilimsel Temelli Özel Eğitim Büyük Önem Taşıyor Otizm spektrum bozukluğu, doğuştan gelen ve belirtileri yaşamın ilk yıllarında görülebilen nörogelişimsel bir farklılıktır. Dünyada ve ülkemizde otizmin görülme sıklığı hızla artarken, bilimsel çalışmalar erken tanı sonrasında başlayan nitelikli özel eğitimin, otizmli çocukların gelişimlerinin desteklenmesinde önemli bir rol oynadığını gösteriyor. Bireysel ihtiyaçlara uygun programlarla yürütülen eğitim süreçleri çocukların iletişim, sosyal etkileşim, günlük yaşam, akademik ve bağımsız yaşam becerilerinin gelişimine katkı sağlıyor. Çocuklarda göz teması kurmama, ismine tepki vermeme, konuşmada gecikme, akranlarıyla iletişim kurmakta zorlanma, tekrarlayıcı hareketler ve sınırlı ilgi alanları gibi belirtiler gözlemlendiğinde uzman bir çocuk ve ergen psikiyatristine başvurulması öneriliyor. Nitelikli Eğitime Erişim, Otizmli Çocuklar İçin Eşit Fırsatlara Erişim Demek Otizmli çocukların erken tanı sonrasında ihtiyaçlarına uygun eğitim süreçlerine zamanında yönlendirilmesi büyük önem taşıyor. Akranlarıyla birlikte öğrenebilecekleri kapsayıcı eğitim ortamlarının yaygınlaşması, çocukların eğitim süreçlerini güçlendirirken toplumsal yaşamda eşit fırsatlara erişimlerini de destekliyor. Tohum Otizm Vakfı olarak, daha fazla otizmli çocuğun nitelikli eğitime erişebilmesi için aileleri, öğretmenleri ve ilgili tüm paydaşları destekleyen çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Vakfın “Okula Dönüş” kampanyası kapsamında yapılacak bağışlar, daha fazla otizmli çocuğun nitelikli özel eğitime erişmesine ve eğitim burslarından yararlanmasına katkı sağlayacak. Tohum Otizm Vakfı, “Bağışınızla daha çok çocuğa ulaşmamız mümkün!” çağrısıyla herkesi kampanyaya destek olmaya davet ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sinaptik Budama Beyni Daha Verimli Kılıyor! Haber

Sinaptik Budama Beyni Daha Verimli Kılıyor!

Özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde yoğunlaşan ve bu süreçte kullanılan sinir bağlantılarının güçlendiğini, kullanılmayanların ise zayıfladığını dile getiren Dr. Şalçini, “Kitap okumak, yeni bir dil öğrenmek, müzikle ilgilenmek, spor yapmak ve sosyal etkileşim içinde olmak beynin kullandığı sinir ağlarını güçlendirir. Beyin, yaşam boyunca deneyimlere göre kendini yeniden düzenleyen dinamik bir yapıya sahiptir.” dedi. Kaliteli uykunun da öğrenilen bilgilerin pekiştirilmesi ve gereksiz bağlantıların ayıklanmasında önemli rol oynadığı kaydeden Dr. Şalçini, dengeli beslenme, düzenli egzersiz, zihinsel aktivite ve kaliteli uykunun beyin sağlığını desteklediğini vurguladı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, sinaptik budamanın beynin gelişimi ve öğrenme süreçlerindeki rolü, çocukluk ve ergenlikteki önemi ve yaşam boyu beyin sağlığını destekleyen alışkanlıklarla ilişkisi hakkında açıklamalarda bulundu. Beyinde daha fazla bağlantı, daha yüksek zekâ anlamına gelmiyor! Sinaptik budamanın beynin gelişimi için vazgeçilmez bir mekanizma olduğunu dile getiren Dr. Celal Şalçini, “İnsan beyni doğumdan sonra çok sayıda sinaptik bağlantı oluşturur. Ancak bu bağlantıların tamamının korunması mümkün değildir. Beyin, kullanılmayan veya işlevsel olmayan bağlantıları zamanla ortadan kaldırarak daha güçlü ve daha verimli sinir ağları oluşturur. Sinaptik budama olarak adlandırılan bu süreç, sağlıklı beyin gelişiminin doğal ve gerekli bir parçasıdır.” dedi. Sinaptik budamanın yanlış anlaşılan bir konu olduğuna dikkat çeken Dr. Şalçini, “Toplumda daha fazla sinir bağlantısının daha yüksek zeka anlamına geldiği yönünde yaygın bir inanış var. Oysa önemli olan bağlantıların sayısı değil, etkinliğidir. Beyin gereksiz bağlantıları ortadan kaldırarak bilgi işlemeyi hızlandırır, dikkatin odaklanmasını kolaylaştırır ve öğrenmeyi daha verimli hale getirir.” ifadelerini kullandı. İlk yıllar ve ergenlik kritik dönemler! Sinaptik budamanın özellikle yaşamın ilk yıllarında ve ergenlik döneminde yoğunlaştığını vurgulayan Dr. Şalçini, “Bebeklik döneminde beyin çok hızlı yeni bağlantılar oluşturur. Çocuk büyüdükçe kullanılan bağlantılar güçlenirken kullanılmayanlar elenir.” dedi. Ergenlikte ise beynin özellikle planlama, dikkat ve karar verme gibi işlevlerden sorumlu ön bölgesinin yeniden şekillendiğini dile getiren Dr. Şalçini, bu nedenle çocukluk ve ergenlik dönemindeki deneyimlerin, beynin gelişiminde kalıcı izler bıraktığını aktardı. Kullanılmayan sinir ağları zamanla zayıflıyor! Öğrenmenin sinaptik bağlantılar üzerinde doğrudan etkili olduğunu belirten Dr. Celal Şalçini, şöyle devam etti: “Kitap okumak, yeni bir dil öğrenmek, müzikle ilgilenmek, spor yapmak ve sosyal etkileşim içinde olmak beynin kullandığı sinir ağlarını güçlendirir. Kullanılmayan bağlantılar ise zamanla zayıflar. Beyin, yaşam boyunca deneyimlere göre kendini yeniden düzenleyen dinamik bir yapıya sahiptir.” Kaliteli uyku beyin için bir bakım süreci! Uyku ile sinaptik budama arasındaki ilişkiye değinen Dr. Şalçini, “Uyku yalnızca dinlenme zamanı değildir. Beyin uyku sırasında gün içinde öğrenilen bilgileri değerlendirir, önemli olanları pekiştirirken gereksiz olanları ayıklar. Özellikle çocuklar ve ergenler için yeterli ve kaliteli uyku, sağlıklı beyin gelişiminin temel unsurlarından biridir.” şeklinde konuştu. Sağlıklı yaşam alışkanlıkları beyin gelişimini destekliyor! Dengeli beslenme ve fiziksel aktivitenin de önemli olduğuna işaret eden Dr. Şalçini, “Omega-3 açısından zengin beslenme, düzenli egzersiz, kaliteli uyku ve zihinsel olarak aktif kalmak, beynin sağlıklı işleyişini destekleyen yaşam alışkanlıklarıdır. Bu faktörler sinir hücrelerinin iletişimini güçlendirerek bilişsel fonksiyonların korunmasına katkı sağlayabilir.” açıklamasını yaptı. Sinaptik budamadaki farklılıklar bazı nörogelişimsel hastalıklarla ilişkili olabilir! Sinaptik budamanın bazı nörogelişimsel hastalıklarla ilişkisini inceleyen çalışmaların sürdüğü bilgisini veren Dr. Celal Şalçini, “Bilimsel araştırmalar, sinaptik budama süreçlerindeki farklılıkların otizm spektrum bozukluğu, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ile şizofreni gibi bazı hastalıklarla ilişkili olabileceğini gösteriyor.” dedi. Dr. Şalçini, ancak bu hastalıkların tek bir nedene bağlı olmadığını, genetik ve çevresel birçok faktörün birlikte rol oynadığını hatırlattı. Beyin yaşam boyu değişmeye devam ediyor! Beynin gelişiminin çocuklukla sınırlı olmadığının altını çizen Dr. Celal Şalçini, sözlerini şöyle tamamladı: “Eskiden erişkin beyninin değişmediği düşünülüyordu. Günümüzde ise beynin yaşam boyunca yeni bağlantılar kurabildiğini ve kullanılmayan bağlantıları yeniden düzenleyebildiğini biliyoruz. Bu nedenle öğrenmenin yaşı yoktur. Yeni beceriler kazanmak, zihinsel olarak aktif kalmak ve sosyal yaşamın içinde olmak beyin sağlığını destekleyen önemli alışkanlıklardır.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’nin İlk Şirketler Arası Padel Turnuvası Meditopia Padel Cup Başladı Haber

Türkiye’nin İlk Şirketler Arası Padel Turnuvası Meditopia Padel Cup Başladı

İş dünyasını korta taşıyan Türkiye’nin ilk şirketler arası padel turnuvası Meditopia Padel Cup, QNB Türkiye ana sponsorluğunda başladı. Çalışan sağlığını bütüncül bir yaklaşımla ele alan Meditopia'nın hayata geçirdiği Türkiye'nin ilk şirketler arası padel turnuvası, 7 Haziran 2026 tarihine kadar devam edecek. QNB Türkiye ana sponsorluğunda gerçekleşen Meditopia Padel Cup, iş dünyasını spor, rekabet ve sosyal etkileşim etrafında bir araya getiriyor. Turnuva sonunda kupayı kazanan takım belli olacak. 4 Nisan'da başlayan turnuvada takımlar, grup aşamasında karşılaştıkça yalnızca skor üretmekle kalmıyor, aynı zamanda enerjisi yüksek ve dinamik bir atmosferin parçası haline geliyor. 13 kurumdan takımların yer aldığı ve yaklaşık 200 karşılaşmaya sahne olacak organizasyon, 7 Haziran 2026 tarihine kadar devam edecek. Kortta geçen her an, rekabetin yanı sıra takım ruhunu, birlikte hareket etmenin gücünü ve oyunun keyfini öne çıkarıyor. Günlük iş temposuna kısa bir mola niteliği taşıyan turnuva, katılımcılara hem fiziksel olarak aktif olabilecekleri hem de farklı kurumlarla bir araya gelerek yeni bağlar kurabilecekleri bir alan sunuyor. Bu kapsamda Meditopia Padel Turnuvası, yalnızca bir spor organizasyonu olmanın ötesine geçerek çalışanların fiziksel ve zihinsel iyilik halini destekleyen bir buluşma alanı yaratıyor. İş dünyasını spor aracılığıyla bir araya getiren organizasyon, kurumlar arasında sağlıklı rekabeti teşvik ederken aynı zamanda sosyal bağların güçlenmesine de katkı sunuyor. Meditopia'nın bütüncül sağlık yaklaşımıyla hayata geçirilen turnuva, çalışanların daha dengeli, motive ve bağlantı halinde oldukları bir iş yaşamına katkı sağlamayı hedefliyor. Turnuvanın Kazanan Takımı Kupanın Sahibi Olacak Meditopia Padel Turnuvası'nda final etabıyla birlikte kazanan takım kupanın sahibi olacak. İlk üçe giren takımlar ise turnuva sponsorlarından PadelMedit'in padel raketi ve toplarından oluşan özel hediyelerle ödüllendirilecek. Bu ödüller, kortta gösterilen emeği ve performansı taçlandırırken rekabetin heyecanını da yukarı taşıyor. Katılımcılar, hem korttaki başarılarının karşılığını alacak hem de bu deneyimi değerli bir hatıra ile tamamlayacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bakanlıktan Ebeveynlere Dijital Uygulamalarda “Ekran Süresi” Uyarısı Haber

Bakanlıktan Ebeveynlere Dijital Uygulamalarda “Ekran Süresi” Uyarısı

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığınca, çocukların dijital dünyadaki risklerden korunması ve ebeveynlere rehber olması için hazırlanan "Çocuklar Güvende" internet sitesinde, 6 yaşındaki çocuklar için ekran süresinin günde en fazla 1 saat olması gerektiği belirtildi. Bakanlık, çocukların dijital alanlarda karşılaşabilecekleri risklerin neler olduğu ve bu risklere karşı hangi tedbirlerin alınabileceği konusunda ebeveynlerin ve toplumun bilgilendirilmesi amacıyla çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda, çocukların dijital dünyada güvenliğine katkı sağlaması için "Çocuklar Güvende" internet sitesi ve mobil uygulaması hayata geçirildi. Ebeveynlerin rehberliğinde çocuklar için güvenli dijital ortam oluşturma hedefiyle uygulamaya konulan internet sitesinde, "Çevrimiçinde çocukları hedef alan tehlikeler", "Oyun dünyasındaki tuzaklar", "Ekran süresi", "Dijital ebeveyn olmak" ve "Çocuklar için güvenli içerik seçimi" başta olmak üzere birçok bilgilendirici içerik bulunuyor. “Çocuklar Güvende" internet sitesinin, "Ekran süresi: Sağlıklı Kullanım Önerileri" bölümünde, ekran kullanımının çocukların gelişim süreçlerini olumsuz etkileyebileceği, bu nedenle çocukların yaşına uygun sürelerin belirlenmesi ve sınırlar konularak kontrollü kullanımın sağlanması gerektiği vurgulandı. 3 yaşına kadar çocuklar ekrandan uzak tutulmalı 0-3 yaş arası dönemin, çocukların beyin ve sosyal gelişimi açısından kritik süreç olduğunun altı çizilerek ekran kullanımının bu gelişimi olumsuz etkileyebileceğinden, 3 yaşına kadar çocukların ekrandan tamamen uzak tutulması önerisinde bulunuldu. İnternet sitesinde, 3-6 yaş arasındaki çocuklarda ekran süresinin sınırlandırılması ve yaş ilerledikçe bu sürenin aşamalı olarak artırılması tavsiye edilerek video izleme, dijital oyunlar ve televizyon gibi aktivitelerin de bu süreye dahil edilmesi gerektiğine işaret edildi. Ekran süresinin çocukların yaşlarına uygun şekilde belirlenmesi gerektiği belirtilerek, "3 yaşındaki çocuklar için ekran kullanımı günde en fazla 30 dakika olmalıdır. 4 yaşında bu süre 40 dakika, 5 yaşında ise 50 dakika olmalıdır. 6 yaşındaki çocuklar için ise ekran süresi günde en fazla 60 dakika olarak belirlenmelidir. Ekran kullanımında sınırlar, çocuğun yaşına, gelişim düzeyine ve aile dinamiklerine göre belirlenmelidir. Bu süre, çocuğun fiziksel aktivite, uyku düzeni ve sosyal etkileşim gibi diğer önemli alışkanlıklarıyla dengelenmelidir." tavsiyelerine yer verildi. Yemek sırasında, uyku öncesinde ve çocuk odasında dijital araçların kullanılmamasının önemi vurgulanan bölümde öneriler şu şekilde sıralandı: "Ebeveynler, kurallara uyarak çocuklara örnek olmalıdır. Kurallar net ve anlaşılır olmalı, süre bitmeden önce hatırlatmalar yapılmalıdır. Ekran süresi sona erdiğinde, çocuğun duygularına empati gösterilip, dikkatini başka bir aktiviteye yönlendirmek için önerilerde bulunulmalıdır. Ebeveyn rehberliğiyle, çocukların ekran alışkanlıkları sağlıklı bir şekilde yönlendirilebilir ve kontrollü ekran süreleri, çocukların dijital dünyanın faydalarından yararlanırken, risklerden korunmalarına yardımcı olur."

SOBE’de Robot Destekli Eğitim Haber

SOBE’de Robot Destekli Eğitim

SOBE Vakfı, otizmli bireylerin eğitiminde yenilikçi ve teknoloji tabanlı uygulamalara öncülük etmeye devam ediyor. Akınsoft tarafından geliştirilen Ada robot, özel eğitimde teknolojinin gücünü gösterirken çocukların sosyal hayata uyumunu da destekliyor. Ada robot, vakıf bünyesindeki eğitimlerde iletişim becerileri, sohbet etme, sıra alma, oyun ve sosyal etkileşim gibi alanlarda aktif rol oynuyor. Hareketli yapısı ve oyun temelli öğretim yöntemleri sayesinde dersler hem eğlenceli hem de ilgi çekici hale geliyor. Öğrenciler, robotla etkileşim sırasında göz teması kurma, soru-cevaplama ve basit yönergeleri takip etme gibi sosyal becerileri doğal şekilde pekiştiriyor. Okullarda öğrencilere otizmi anlatıyor Bu yenilikçi uygulama yalnızca vakıf öğrencileriyle sınırlı kalmıyor. SOBE Vakfı, devlet ve özel okullarda düzenlediği otizm farkındalığı etkinliklerinde de Ada’yı farklı okullara götürüyor. Robot, sınıflarda çocuklara otizmli arkadaşlarını daha iyi anlama, onlara destek olma ve doğru iletişim yollarını öğrenme konusunda interaktif eğitim sunuyor. Samimi ve dikkat çekici etkileşimi, farkındalık mesajlarının etkili bir şekilde aktarılmasını sağlıyor. “Robotu çocukların eğitimlerine entegre etmeye çalıştık” SOBE Vakfı Ar-Ge Birimi Koordinatörü Şerife İlkaya, robotların çocuklar için çok sevilen teknolojik cihazlar olduğunu belirterek, “Biz de bunu derslerimizde nasıl kullanabiliriz diye düşündük. Çocukların eğitimlerine entegre etmeye çalıştık. Derslerde, öğrencilerimiz için büyük motivasyon kaynağı olduğunu gözlemledik. Normalde göz teması kuramayan otizmli öğrencilerimiz, robotun gözlerine bakarak konuşmaya çalışıyor, sorular soruyor. Ada robot ile iletişim becerilerini öğretmek için çok iyi bir fırsat yakalıyoruz” dedi. “Çocuklar, ilgi ve hevesle Ada robotu dinledi” İlkaya, robotların çocuklarda yarattığı ilgiyi toplumsal farkındalık amacıyla da kullandıklarını söyleyerek, “Devlet ve özel okullardaki çocuklarımıza, sınıflarında ya da çevrelerindeki otizmli bireylerin nasıl hissettiklerini, onlara nasıl yaklaşmaları gerektiğini Ada robottan dinlemelerini istedik. Çocuklar, ilgi ve hevesle Ada robotu dinledi, sorular sordu, otizmi anlamaya çalıştı. Bizim için de çok keyifli bir deneyim oldu. SOBE Vakfı olarak başta şehrimiz olmak üzere, farkındalık etkinliklerini yapmaya devam edeceğiz” diye konuştu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.