Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Sosyal Güvenlik

Kapsül Haber Ajansı - Sosyal Güvenlik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sosyal Güvenlik haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Uluslararası Girişimcilik Forumu’nda Yapay Zekâ ve İşin Geleceği Değerlendirildi Haber

Uluslararası Girişimcilik Forumu’nda Yapay Zekâ ve İşin Geleceği Değerlendirildi

“Yapay Zekâ Çağında Girişimcilik, Değerler ve İyi Olma Hâli” temasıyla düzenlenen forumda yapay zekânın iş dünyası, girişimcilik ekosistemleri, etik, kapsayıcılık ve çalışanların iyi olma hâli üzerindeki etkileri farklı perspektiflerden ele alındı. Dr. Ganesh Natarajan, üretken ve otonom yapay zekâ uygulamalarının hızla yaygınlaştığına dikkat çekerek mevcut işlerin yüzde 90-95’inin otomasyona konu olabileceğini öngörürken yapay zekânın girişimciler için pazar araştırması, yatırımcı ve iş ortağı bulma, sunum ve belge hazırlama gibi alanlarda önemli bir kapasite artışı sağlayabileceği değerlendirildi. Nihai kararın ve etik sorumluluğun insanda kalması gerektiği görüşü öne çıktı. 2001 yılından bu yana Avrupa, Orta Doğu, Afrika, Latin Amerika ve Asya’da düzenlediği konferans ve çalıştaylarla girişimcilik, inovasyon, ekonomik ve toplumsal kalkınma konularında uluslararası bir tartışma zemini oluşturarak bugüne kadar 13 ülkede, beş farklı bölgede 5 binden fazla katılımcıyı bir araya getiren IEF, İstanbul’a ilk kez 2009 yılında gelmişti. Forumun 22’nci buluşması, 17 yıl sonra yeniden İstanbul’da, bu kez Özyeğin Üniversitesi’nin ev sahipliğinde, akademisyenleri, girişimcileri, iş dünyası temsilcilerini ve politika yapıcıları buluşturdu. Forumun küratörlüğünü IEF Kurucusu Prof. Jay Mitra ile Özyeğin Üniversitesi Dekan Yardımcısı ve Girişimcilik Programı Başkanı Dr. Ahmet Murat Fiş üstlendi. Forumun açılışında konuşan Özyeğin Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Barış Tan, girişimciliğin üniversitenin kuruluşundan bu yana kurumsal yaklaşımının önemli bir parçası olduğunu vurguladı. Özyeğin Üniversitesi’nin 15 bin mezununun bugüne kadar yaklaşık 800 girişim kurduğuna dikkat çeken Tan, üniversitenin yapay zekâ stratejisinin araştırma kapasitesini artırmak, yapay zekâyı 200’ün üzerinde derse entegre etmek, 30 büyük şirketle iş birliği yapan ÖzÜ Yapay Zekâ Platformu’nu geliştirmek ve iyi olma hâli ile eşitlik alanındaki çalışmaları güçlendirmek üzere dört eksende ilerlediğini paylaştı. Yapay zekâ iş süreçlerini dönüştürüyor Forumun ana oturumları, yapay zekânın girişimcilik açısından yarattığı fırsatların yanı sıra çalışma hayatı ve toplumsal yapı üzerindeki etkilerine de odaklandı. 5F World ve Honeywell Automation India Ltd. Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ganesh Natarajan, üretken ve otonom yapay zekâ uygulamalarının hızla yaygınlaştığına dikkat çekerek mevcut işlerin yüzde 90-95’inin otomasyona konu olabileceğini öngördü. Bu dönüşümün özellikle güçlü sosyal güvenlik ağlarına sahip olmayan toplumlarda önemli sonuçlar yaratabileceğini belirten Natarajan, şirketlerin yapay zekâyı mevcut süreçlere eklemekle yetinmeyip organizasyonlarını yeniden düşünmeleri, çalışanların ise kapsamlı yeniden yetkinlik kazanma programlarıyla desteklenmesi gerektiğini vurguladı. Panellerde, yapay zekânın girişimciler için pazar araştırması, yatırımcı ve iş ortağı bulma, sunum ve belge hazırlama gibi alanlarda önemli bir kapasite artışı sağlayabileceği değerlendirilirken, nihai kararın ve etik sorumluluğun insanda kalması gerektiği görüşü öne çıktı. Girişimcilik ekosistemlerinin dijital bağlantıların ötesinde güven, karşılıklılık ve sürdürülebilir insan ilişkilerine dayandığı, bu nedenle yapay zekânın insan etkileşiminin yerini bütünüyle alamayacağına dikkat çekildi. Çalışanların iyi olma hâlinin ele alındığı oturumlarda ise yapay zekânın sağladığı zaman tasarrufunun her zaman daha az iş yükü anlamına gelmediği tartışıldı. Verimlilik sayesinde açılan zamanın yeni görevlerle doldurulmasının “iş yoğunlaşması” yaratabildiği, yapay zekâ tarafından üretilen çıktıların sürekli kontrol edilmesinin zihinsel yorgunluğu artırabildiği belirtildi. Değişime uyum kapasitesi, psikolojik dayanıklılık, işte anlam duygusu ve insan ilişkilerinin yapay zekâ çağındaki çalışma modelleri açısından daha kritik hâle geleceği değerlendirildi. Özyeğin Üniversitesi Kampüsü’nden girişimcilik ekosistemine İki gün boyunca Özyeğin Üniversitesi Çekmeköy Kampüsü’nde gerçekleştirilen programda yapay zekânın girişimcilik fırsatlarına etkisi, bireysel ve kurumsal iyi olma hâli, girişimcilikte kapsayıcılık ve toplumsal cinsiyet, teknolojik ve ekonomik belirsizliklere uyum, girişimcilik etiği ve değerler ile toplumsal iyi olma hâli ve girişimcilik ekosistemleri altı ayrı panelde ele alındı. İlk günün sonunda katılımcılar, üniversite kampüsünde Le Cordon Bleu İstanbul tarafından hazırlanan kokteyl resepsiyonunda bir araya geldi. Türkiye’nin ve İstanbul’un büyüyen teknoloji ve girişimcilik ekosisteminden ve girişimcilere sağlanan desteklerden örnekler sunulan İTÜ ARI Teknokent ziyareti ile program tamamlandı. Forumun organizasyon sürecinde Özyeğin Üniversitesi İşletme Fakültesi ve Girişimcilik Merkezi de önemli katkı sundu. Özyeğin Üniversitesi Girişimcilik Kulübü (ÖzÜ Entrepreneurship Society) ve gönüllü öğrenciler ise forum süresince karşılama ve saha koordinasyonuna destek vererek uluslararası katılımcıların kampüs deneyimine katkı sağladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’de İşgücü Maliyeti Avrupa’nın 10 Katı Hızla Arttı Haber

Türkiye’de İşgücü Maliyeti Avrupa’nın 10 Katı Hızla Arttı

AB içindeki en yüksek artış %16,4 ile Macaristan'da, en düşük artış %1,3 ile Malta'da gerçekleşti. Türkiye'deki maliyet artışı, listenin zirvesindeki Macaristan'ın iki katından fazla olsa da, istihdam canlılığını koruyor. TÜİK verilerine göre aynı dönemde istihdam %1,7, çalışılan saat ise %2,7 yükseldi. Bu iki verinin birlikte artması, yükselen maliyete rağmen şirketlerin ekip büyüklüğünü ya da çalışma saatlerini daraltma yoluna gitmediğini gösteriyor. Artışın Kaynağı Yalnızca Maaşlar Değil Toplam işgücü maliyeti, sadece çalışana ödenen brüt ücretle sınırlı değil. Sosyal güvenlik ve işsizlik sigortası payları ile kıdem ve ihbar tazminatı karşılıkları toplam maliyetin bir parçası ve bu bileşenler “ücret dışı işgücü maliyeti” olarak tanımlanıyor. Türkiye'de ikinci çeyrekte brüt ücretler yaklaşık %35,8 artarken, ücret dışı maliyetlerdeki artış %42,9'a ulaştı. Avrupa'da ise bu iki maliyet bileşeni birbirine paralel ilerliyor. Eurostat verilerine göre AB genelinde ücretler %3,7, ücret dışı maliyetler %3,2 arttı. Türkiye'de ise ücret dışı maliyetler, ücret artışının yaklaşık yedi puan önünde seyrediyor. Bu da ücret artışını izlemenin toplam maliyeti öngörmeye yetmediğini gösteriyor. Şirketlerin işgücü maliyetini “ücret” ve “ücret dışı” olarak izleyen, yıllık bütçe çalışmasıyla sınırlı kalmayan bir planlamaya geçmesi gerekiyor. Maliyet Artışının Karşılığı Verimlilikle Kurulur İnsan kaynakları danışmanlık firması Gilda&Partners Consulting Kurucu Ortağı Jilda Bal, bu verilerin maliyet planlamasını ve verimlilik odağını şirketlerin gündemine taşıdığını belirtiyor: Bal, “İşgücü maliyeti hızla artarken, şirketlerin daha disiplinli bütçe planlaması yapması gerekiyor. Ancak rekabet gücünü asıl belirleyecek olan, bu artışın karşılığında ne üretildiği olacaktır. Maliyet artışı aynı sektördeki bütün şirketler için benzer şekilde işliyor, fark ise her çalışanın yarattığı değerden doğuyor. Bu nedenle yeni dönemde şirketlerde verimlilik odağının belirgin şekilde artması gerekiyor. İş süreçlerinin sadeleştirilmesi, teknolojinin doğru kullanımı, yetkinlik gelişimi ve çalışan başına yaratılan değerin düzenli ölçülmesi bu odağın somut adımlarıdır. Verimliliği bir tasarruf programının ötesinde, çalışan deneyimini de iyileştiren bir iş stratejisi olarak ele almak gerekiyor. İstihdamın artmaya devam etmesi, şirketlerin büyüme hedeflerini koruduğunu gösteriyor. Bu büyümeyi sürdürülebilir kılmanın yolu, maliyet artışını verimlilik artışıyla dengelemekten geçiyor" diyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye Sigorta’dan “Uzun Yaşam Ekonomisi” Raporu Haber

Türkiye Sigorta’dan “Uzun Yaşam Ekonomisi” Raporu

Türkiye, gelişmiş ülkelere kıyasla daha genç demografik yapısını korurken; değişen nüfus yapısı, kronik hastalık riskleri ve aktif/pasif oranındaki düşüş, sigorta ve emeklilik sistemleri açısından yeni ihtiyaçları beraberinde getiriyor. Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat Emeklilik’in Ekonomik Araştırmalar Müdürlüğü tarafından hazırlanan “Uzun Yaşam Ekonomisi: Yaşlanan Nüfusun Sigorta ve Emeklilik Sektörüne Etkileri" başlıklı rapor yayımlandı. Demografik dönüşümü ekonomik ve sektörel etkileriyle ele alan rapor; uzayan yaşam süresinin sağlık sisteminden sosyal güvenliğe, bireysel tasarruftan sigorta ve emeklilik ürünlerine kadar yarattığı dönüşümü inceliyor. Raporda ayrıca, yeni nesil sağlık teknolojilerinin ve yapay zekânın sektöre etkileri ile uzayan insan ömrünün beraberinde getirdiği ekonomik, sosyal ve etik boyutlar değerlendiriliyor. Türkiye Sigorta Hazine ve Emeklilik Operasyonları Genel Müdür Yardımcısı Gürol Sami Özer, rapora ilişkin değerlendirmesinde, uzun yaşamın ekonomik ve sosyal sistemler açısından yeni bir dönemin kapısını araladığını belirterek, şunları kaydetti: “Uzayan insan ömrünü sadece demografik bir değişim ya da yönetilmesi gereken bir risk olarak görmemek gerekiyor. Asıl hedef, ömre eklenen yılları sağlıklı, üretken ve finansal açıdan güvenceli hale getirmek olmalı. Sağlıklı yaşam süresinin uzaması, sağlık sistemleri üzerindeki yükü azaltırken, bireylerin üretkenliğini ve ekonomiye katkısını da artırabilecek önemli bir potansiyel taşıyor. Diğer yandan, daha uzun yaşam beraberinde daha uzun süreli sağlık, bakım ve emeklilik ihtiyacını da getiriyor. Bu nedenle geleceğin sistemini kamu, özel sektör ve birey arasında dengeli bir sorumluluk paylaşımı üzerine kurmamız gerektiğini düşünüyoruz. Önümüzdeki dönemde önleyici sağlığı, uzun vadeli tasarrufu ve değişen bakım ihtiyaçlarını finansal güvenceyle birlikte ele alan çözümlerin çok daha önemli hale geleceğine inanıyoruz.” 65 yaş üstü nüfus 2050’de 1,6 milyara ulaşacak Rapora göre, dünya ekonomisi nüfusun yaşlanmasıyla birlikte önemli bir yapısal dönüşüm sürecinden geçiyor. Bugün dünya genelinde her 10 kişiden biri 65 yaşın üzerindeyken, 2050 yılında bu oranın her 6 kişiden birine yükselmesi bekleniyor. Küresel ölçekte 65 yaş üstü nüfusun ise 862 milyondan 1,6 milyara çıkarak neredeyse iki katına ulaşacağı öngörülüyor. Raporda, Türkiye’nin birçok gelişmiş ekonomiye kıyasla demografik açıdan daha avantajlı konumda bulunduğuna dikkat çekiliyor. Türkiye’nin, 2050 yılında nüfusunun yaklaşık üçte birinin 65 yaş ve üzerindeki bireylerden oluşması beklenen Japonya ve İtalya gibi “ileri yaşlı” toplumlar arasında yer almayacağı öngörülüyor. Bununla birlikte Türkiye’de beklenen yaşam süresi 77,3 yıl ile 81,1 yıllık OECD ortalamasının altında bulunurken, her emekliye sadece 1,6 çalışan düşüyor. Uzun yaşam kadar sağlıklı yaşam da önem kazanıyor Raporda, uzun yaşam ekonomisinin en önemli başlıklarından biri olarak “önleyici sağlık” öne çıkıyor. 2050 yılında ortalama bir insanın 78 yıl yaşaması, ancak bunun 11,4 yılını kötü sağlık koşullarında geçirmesi bekleniyor. Sağlık harcamalarının aynı dönemde 20,5 trilyon dolara ulaşabileceği öngörülürken, kanıtlanmış sağlık müdahalelerinin hastalık yükünü yüzde 35 azaltma potansiyeli taşıdığı belirtiliyor. Rapora göre, yapay zekâ da bu dönüşümün önemli unsurlarından biri. İlaç geliştirme ve erken teşhisten operasyonel süreçlere kadar geniş bir alanda kullanılan yapay zekâ uygulamalarının, sağlık hizmetlerinde verimliliği artırarak yükselen maliyetlerin yönetilmesine katkı sağlaması bekleniyor. Yapay zekânın ilaç keşif süreçlerini hızlandırması ve Ar-Ge maliyetlerini düşürmesinin de sağlık sistemleri açısından önemli bir verimlilik alanı oluşturduğu belirtiliyor. Raporda, uzun yaşam ekonomisini şekillendiren gelişmeler arasında GLP-1 (obezite) grubu ilaçlarına da dikkat çekiliyor. Kronik hastalık risklerinin azaltılmasına katkı sağlayan bu ilaçların tüketim alışkanlıklarında da dönüşüm yarattığı belirtilirken, GLP-1 pazarının 2035 yılına kadar 190 milyar dolarlık büyüklüğe ulaşacağı öngörülüyor. Yaşlanan nüfus sigorta ve emeklilik sistemlerini dönüştürüyor Rapora göre, yaşam sürelerinin uzaması sosyal güvenlik ve emeklilik sistemleri üzerinde de baskı oluşturuyor. Avrupa’da bugün bir emekliyi finanse etmek için 3,4 çalışma çağında insan bulunurken, bu oranın 2050 yılında 2’ye gerilemesi bekleniyor. Uzayan yaşam sürelerinin aktüeryal hesaplamaları da daha karmaşık hale getirdiğine dikkat çekilen raporda, “yaşam süresi riskinin” kamudan bireylere doğru kaydığı belirtiliyor. Bu dönüşüm, bireylerin emeklilik dönemleri için daha fazla ve daha uzun vadeli tasarruf yapmasını gerekli hale getirirken, Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) ve Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi (TES) gibi tasarruf mekanizmalarının önemini artırıyor. Sağlık sigortacılığı da uzun yaşam ekonomisinin önemli büyüme alanlarından biri olarak öne çıkıyor. Küresel sağlık sigortası prim üretimi 2025 yılında yüzde 12,3 büyüyerek 1,68 trilyon euroya ulaşırken, Türkiye’de özel sağlık sigortalarının GSYH içindeki payı yüzde 0,3 seviyesinde bulunuyor. Türkiye’de sağlık sigortası primlerinin 2026-2036 döneminde yıllık ortalama yüzde 15,3 büyümesi bekleniyor. Uzun yaşam yeni etik ve sosyal soruları da beraberinde getiriyor Raporda, insan ömrünü uzatmaya yönelik biyoteknolojik gelişmelerin ekonomik etkilerinin yanı sıra etik ve sosyal sonuçları da ele alınıyor. Yeni teknolojilere erişimde ortaya çıkabilecek sosyoekonomik eşitsizliklerin zamanla sağlık ve yaşam süresi açısından daha belirgin farklılıklara yol açabileceğine dikkat çekilirken, uzayan yaşam sürelerinin kuşaklar arası dengeler ve toplumsal yapı üzerindeki olası etkileri de değerlendiriliyor. Çalışmada ayrıca, sigorta ve emeklilik sistemlerinin değişen yaşam beklentisine uyum sağlamasına yönelik yeni modellerin önem kazanacağı belirtiliyor. Bu kapsamda emeklilik koşullarının yaşam beklentisindeki değişimlere uyum sağlayabildiği modellerin yanı sıra yüksek maliyetli yeni nesil tedavilerin yaşam tarzı destek programlarıyla birlikte yönetilmesi ve ömür boyu yenileme garantili sağlık çözümlerinin yaygınlaştırılması, sektör açısından öne çıkan başlıklar arasında gösteriliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Anne ve Bebek Sağlığı İçin Örnek Adım Haber

Anne ve Bebek Sağlığı İçin Örnek Adım

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi'nin güçlü desteğiyle hayata geçirilen proje; sağlık, eğitim ve istihdamı aynı çatı altında buluşturarak hem anne adaylarına hem de geleceğin sağlık çalışanlarına önemli katkılar sunacak. Gaziantep Üniversitesi, İŞKUR ve Gaziantep İl Sağlık Müdürlüğü iş birliğinde, Gaziantep Valiliği koordinasyonunda yürütülecek proje kapsamında Gaziantep Valiliği Fuaye Salonu'nda düzenlenen törende protokol imzaları atıldı. Büyükşehir Belediyesi'nin son yıllarda sağlık alanında ortaya koyduğu vizyoner çalışmaların yeni halkasını oluşturan proje, gebelik sürecindeki kadınların sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştırırken, anne ve bebek sağlığının korunmasına yönelik bütüncül bir model sunacak. ŞAHİN: BİN KADRO ALDIK Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin protokolün imza töreninde yaptığı konuşmada teoriyle pratiği geliştirerek hem okuyan öğrencilerin kariyer alanında destek sağladığı hem de annenin temel destek ve ihtiyaçlarını katkıda bulunulduğunu belirterek şunları söyledi: “Bu çok önemli bir kadroydu çünkü staj programlarında teoriyle pratiği birleştirmek ve şehrin sağlıklı şehir olması konusundaki ihtiyaçları gidermek gerekiyordu. Çünkü bin kadro aldık şu anda. Bu önemli bir başlangıçtı. Fakülteyi ziyaret ettiğimizde, ebelik okuyan öğrencilerimizle bir araya geldiğimizde onların da öğrendiği bilgiyi pratikte kullanmak istediklerini bize söylediler. Aynı zamanda esnek çalışmanın sosyal güvenlik ayağı şu anda çalışıyor. Çocuklarımız sigortalı oluyorlar. Yarın için çok önemli bir başlangıç olacak.” HER BİR BİREYİMİZİN SAĞLIKLI BİR ŞEKİLDE DOĞMASI, SAĞLIKLI BİR ŞEKİLDE AKTİF YAŞAMASI EN BÜYÜK AMACIMIZ Açıklamasının devamında anne ve bebek için yapılan çalışmalara değinen Başkan Şahin, sözlerini şu ifadelerle tamamladı: “Gerçekten anne sütü zekayı artırıyor. Normal doğum çok kıymetli. Ama o dokuz aylık süreçte anne bunu hazırlamak gerekiyor. Her yönden hazırlamak gerekiyor. Bu hazırlık bunun sonucu olacak. Nesillerimiz daha ilk dünyaya geldiğinde sağlıklı bir şekilde gelecek. İşte biraz önce gördüğünüz gibi dört altı yaşta Kur'an kursunda kreşlerde eğitimini alacak. Günün sonunda Alzheimer merkezini geçen on beş gün önce açtık. Her bir bireyimizin sağlıklı bir şekilde doğması, sağlıklı bir şekilde aktif yaşaması bizim Büyükşehir Belediyemizin en büyük amacı.” ÇEBER: BİZİM BURADA TABİ ŞANSIMIZ KURUCU AİLE BAKANIMIZ Gaziantep Valisi Kemal Çeber proje ile ilgili birkaç boyutuyla ilgilenildiğini belirterek, “Bizim burada tabi şansımız Kurucu Aile Bakanımız. Gebe okullarının içeriğini de yardımcı oluyor. Özellikle İnayet Topçuoğlu'nu da merkez alarak orada gebe okulları, sekiz haftalık eğitimler, lazım olan bütün malzemeler bu konularda büyükşehir belediyemiz meselenin öncülüğünü yapıyor ve son derece güzel bir projeyi hayata geçirmiş oluyoruz. Ben bu başlıklarla yani bir taşta birçok kuşu vurduğumuz ve en iyi şekilde istifade edeceğimiz bu başlıklarda inşallah projenin gebelerimize, sonra onlarla ilgilenecek olan ebelerimize ve ondan sonra inşallah aramıza katılacak sağlıklı bebeklerimize, neslimize hayırlı olmasını temenni ediyorum” açıklamasında bulundu. Gaziantep Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Fahrettin Göğüş sağlıklı bireylerin yetiştirilmesinde ilk adım olduğunu ifade ederek, “Bireyler anne karnında sağlıkla tanışıyorlar ve sonrasında birer birey olarak topluma sağlıklı bireyler ve sağlıklı toplumların yetiştirilmesinde katkı sunan ebelerimizin rolünü biz bu projeyle çok daha net görmüş olacağız” açıklamasında bulundu. Gaziantep Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haluk Şen hizmet fikrinden dolayı Başkan Fatma Şahin’e teşekkür ederek, “Çok faydalı olacak çünkü sağlıklı nesiller sağlıklı gebelikle başar. Bu düsturla yola çıktık. İnşallah sonuçlarımız da iyi olacak” diye konuştu. Gaziantep Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölümü Başkanı Doç. Dr. Semra Çevik hem kadınlara hem öğrencilere avantaj sağladığını vurgulayarak, “Her gebeye bir ebe projesi her anlamda hem gebe kadınlara sunacağımız bir hizmet olacak. Hem gebeliklerin sağlıklı sürdürülmesini sağlamak, anne bebek sağlığını güçlendirmek Gaziantep ile içerisinde. Aynı zamanda da üniversite olarak öğrencilerimizin uygulamadaki etkinliğini artırmak, onların sahada daha aktif olmasını sağlamak” ifadelerini kullandı. İŞKUR İl Müdürü Aytekin Doğan hem annelerin sağlığı konusunda çalışmalar yapılması hem de istihdamın geliştirilmesi açısından bir çalışma olması çok önemli olduğunu belirterek, “Ayrıca burada bizim kullanacağımız bir enstrüman olarak İYUP programı var. Program sayesinde hem öğrencilerimizin staj imkanlarının doğması hem de iş hayatına atılacak kişilerin, iş hayatına hazırlık aşaması olarak değerlendirilecek. Bu program kapsamında haftada 3 gün çalışarak ve belli 1 ücret getirisiyle birlikte hem iş hayatına hazırlık hem de burada gebe annelerimizin sağlıklı şekilde doğumlarının gerçekleşmesi sağlanacak” açıklamasında bulundu. Gaziantep İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Doç. Dr. Mikail Özdemir istenmeyen anne ve bebek ölümlerinin azalmasını sağlayacak ve anneye birçok konuda destek veren proje hakkında “Öğrencilerimiz her gebe bir ebe projesini yereldeki bir alt basamağı olan bu projeyle oradaki ebelik öğrencileri işin ciddiyetini bilerek, teorik anlamda gördüğü şeyi pratikte de uygulayarak yetişecekler ve günün sonunda yine bizlere hizmet edecekler ve daha kaliteli bir hizmet sunacaklar.” diye konuştu. BÜYÜKŞEHİR'İN SAĞLIK VİZYONUNA YENİ HALKA Gaziantep Büyükşehir Belediyesi, bugüne kadar yaşlı bakımından engelli hizmetlerine, evde sağlık hizmetlerinden koruyucu sağlık çalışmalarına, İnayet Topçuoğlu Hastanesi'nden sağlık merkezlerine kadar birçok yatırımı hayata geçirirken, "Her Gebeye Bir Ebe" Projesi ile anne ve çocuk sağlığı alanında da örnek bir uygulamayı kente kazandırıyor. Proje kapsamında Gaziantep İl Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı kamu hastaneleri, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi bünyesindeki İnayet Topçuoğlu Hastanesi ile Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi bünyesinde faaliyet gösteren Gebe Okulları koordineli şekilde hizmet verecek. Gaziantep genelindeki anne adayları, gebelik sürecinin ilk döneminden itibaren uzman ebeler tarafından takip edilecek. Böylece gebelerin sağlık süreçleri planlı, düzenli ve bire bir takip sistemiyle yürütülecek. HER GEBEYE BİRE BİR EBE DESTEĞİ VERİLECEK Proje kapsamında her gebeye bir ebe atanacak. Anne adayları için sekiz haftalık eğitim programları düzenlenecek, gebelik süreci dijital sağlık sistemleri üzerinden takip edilecek, doğuma hazırlık eğitimleri verilecek, emzirme danışmanlığı sunulacak ve doğum sonrasındaki süreçte de rehberlik hizmetleri devam edecek. Normal doğumun teşvik edilmesini amaçlayan proje ile birlikte ebe süreklilik bakım modeli uygulanacak. Böylece gebeler aynı ebe tarafından düzenli olarak takip edilerek güven ilişkisi kurulacak. Ayrıca dijital sağlık teknolojileri sayesinde gebelik süreci kayıt altına alınacak, riskli gebelikler erken dönemde tespit edilerek gerekli sağlık müdahaleleri zamanında gerçekleştirilecek. ÖĞRENCİLER HEM DENEYİM KAZANACAK HEM İSTİHDAMA KATILACAK "Her Gebeye Bir Ebe" Projesi'nin önemli ayaklarından birini de üniversite öğrencileri oluşturuyor. İşgücü Uyum Programı (İUP) kapsamında Gaziantep Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölümü 3'üncü sınıf öğrencileri sahada aktif görev alacak. Böylece öğrenciler teorik eğitimlerini uygulamayla pekiştirme fırsatı bulurken aynı zamanda meslek hayatına hazırlanacak, sigortalı çalışma imkânı elde edecek ve istihdama önemli bir adım atmış olacak. Bu yönüyle proje, sağlık hizmetlerinin niteliğini artırırken genç istihdamına da doğrudan katkı sağlayacak. İstihdamı destekleyen, üniversite-kamu iş birliğini güçlendiren ve sağlık hizmetlerinin niteliğini artıran proje, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi'nin "önleyici sağlık, güçlü aile ve sağlıklı nesiller" vizyonunun yeni ve önemli adımlarından biri olarak öne çıkıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

150 Bin Müteahhide Rahat Nefes Haber

150 Bin Müteahhide Rahat Nefes

Ankara Ticaret Odası (ATO) Yönetim Kurulu Başkanı Gürsel Baran, inşaat sektöründe uzun süredir mağduriyet oluşturan SGK asgari işçilik uygulamasına ilişkin sorunun, Resmi Gazete'de hafta sonu yayımlanan yönetmelik değişikliği ile çözüme kavuştuğunu belirterek, "35 No'lu İkamet Amaçlı İnşaat Müteahhitliği Meslek Komitemizin uzun süredir yürüttüğü çalışmalar sonuç verdi. Yeni düzenlemeyle sektörde daha adil ve hakkaniyetli bir hesaplama sistemi hayata geçirildi. Reel sektörün sesine kulak vererek, sorunlarının çözümü konusunda destek ve katkı sağlayan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız Prof. Dr. Sayın Vedat Işıkhan'a ve Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanımız Sayın Yunus Elitaş'a şükranlarımızı sunarız" dedi. Baran, konuyla ilgili yaptığı değerlendirmede şu ifadelere yer verdi: "İnşaat sektörünün, ilimizdeki yaklaşık 40 bin, ülke genelinde de yaklaşık 150 bin üyesinin çok önemli bir sorunu daha Ankara Ticaret Odamızın çözüm odaklı çalışmalarıyla ortadan kaldırıldı. Gerek ihale mevzuatına göre yaptırılan inşaat işlerinde gerekse özel nitelikteki inşaat işlerinde, inşaat tamamlandıktan sonra Sosyal Güvenlik Kurumu'na bildirilmesi gereken prime esas kazanç tutarının tespitinde, başladığı yıl içinde bitirilmiş olan inşaat maliyetinin hesaplanmasında inşaatın bittiği tarihte yürürlükte olan, başladığı yıldan sonraki yıllarda bitirilmiş inşaatın maliyetinin hesabında ise inşaatın bitirildiği yıldan önceki yıla ait yayımlanan son inşaat birim maliyet bedeli esas alınmaktaydı. Bilhassa, üretimi birden fazla yıla yayılan inşaat işlerinde bu durum prime esas kazanç tutarının adil ve rasyonel olmayan bir şekilde haddinden fazla hesaplanmasına neden olmaktaydı. Maliyetler de doğal olarak daha fazla gerçekleşmekteydi. Yeni düzenleme ile asgari işçilik uygulamasında SGK'ya bildirilmesi gereken prime esas kazanç tutarı tespit edilirken, başladığı yıl içinde bitirilmiş olan inşaat maliyetinin hesaplanmasında inşaatın bittiği tarihte geçerli olan birim maliyet bedeli esas alınmaya devam edilecek. Başladığı yıldan sonraki yıllarda bitirilmiş inşaatların maliyet hesabında ise; inşaatın bitirildiği yılın dışındaki yıllara ait birim maliyet bedellerinin aritmetik ortalaması sonucu bulunan birim maliyet bedeli esas alınacak. Bu değişiklikle inşaat sektöründe asgari işçilik uygulaması konusunda hakkaniyetli bir hesaplama sistemi oluştu. Yapılan düzenlemeyle inşaat sektöründe önemli bir maliyet kalemi makul ve daha gerçekçi düzeye indirildi. Komitemizin üyeleri için yaptığı çalışma ülke genelinde faaliyet gösteren tüm müteahhitlere fayda sağladı. Reel sektörün sesine kulak vererek, sorunlarının çözümü konusunda destek ve katkı sağlayan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız Prof. Dr. Sayın Vedat Işıkhan'a ve Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanımız Sayın Yunus Elitaş'a şükranlarımızı sunar; üyelerinin taleplerine hassasiyetle duyarlılık gösteren 35 No'lu İkamet Amaçlı İnşaat Müteahhitliği Meslek Komitemize teşekkür ederiz." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’de Öz Bakım Politikalarında Yeni Perspektif Haber

Türkiye’de Öz Bakım Politikalarında Yeni Perspektif

Kamu, sektör, akademi ve uluslararası kuruluş temsilcilerinin katılımıyla gerçekleşen toplantıda; tüketici sağlığı ürünlerinin toplum sağlığına katkısı ile düzenleyici çerçevenin önemi öne çıkan gündem maddeleri arasında yer aldı. Toplantı, Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ayar, Ticaret Bakanlığı Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürü Avni Dilber ve TÜKSA Yönetim Kurulu Başkanı Av. Süleyman Kara’nın açılış konuşmalarıyla başladı. BİLİM TEMELLİ VE GÜVEN ODAKLI DÜZENLEYİCİ YAKLAŞIM Tüketici sağlığı alanındaki düzenleyici süreçlere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ayar; “Kurumumuzun temel sorumluluğu, halkımıza sunulan ürünlerin güvenli, kaliteli ve etkili olmasını sağlamaktır. Bu doğrultuda üretim süreçleri, içerik yapıları ve tesis standartları hem piyasaya arz öncesinde hem de sonrasında bilimsel kriterlerle ve risk esaslı denetim anlayışıyla değerlendirilmektedir. Uluslararası standartlara uyum ve sürekli gözetim mekanizmaları tüketici güvenliğinin temel dayanaklarını oluşturmaktadır. Sağlık alanında güven yalnızca ürün kalitesiyle değil; şeffaflık, bilimsel kanıt ve güçlü denetim kültürüyle inşa edilir. Bununla birlikte ilaç üretim süreçlerinin çevresel etkilerini de göz ardı etmemek gerekir. Sürdürülebilir üretim anlayışı, sağlık sektörünün ayrılmaz bir parçası olmalıdır. Tüketici sağlığı alanında paydaşların ortak bir çatı altında buluşması, koordinasyon ve iş birliği açısından büyük önem taşımaktadır. Sağlık okuryazarlığının güçlendirilmesi ise hem bireysel bilinç düzeyini artıracak hem de sağlık sisteminin üzerindeki yükü azaltacaktır. Amacımız; üretici ile tüketici arasında güven temelli, sürdürülebilir ve öngörülebilir bir sistemin devamlılığını sağlamaktır.” dedi. TÜKETİCİ SAĞLIĞINDA DENGE VE KORUMA VURGUSU Tüketici sağlığı alanındaki düzenleyici çerçeveye ilişkin değerlendirmelerde bulunan Ticaret Bakanlığı Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürü Avni Dilber; “Geldiğimiz çağda reklamın önemi her geçen gün artmakta, tanıtım faaliyetlerinin yaklaşık yüzde 75’i dijital mecralarda gerçekleştirilmektedir. Bu dönüşüm, özellikle sağlıkla ilişkili ürünlerde yapılan iletişim faaliyetlerinde daha yüksek bir sorumluluk gerektirmektedir. Reklamların doğru, dürüst ve ispat edilebilir olması; tüketiciyi yanıltmaması ve rakip ürünleri kötülememesi temel ilkeler arasında yer almaktadır. Adil rekabet ortamının korunması hem tüketici güveni hem de sürdürülebilir piyasa yapısı açısından kritik önemdedir. Özellikle OTC grubu ürünlerde hangi ifadelerin kullanılabileceği, hangi beyanların mevzuat kapsamında değerlendirilemeyeceği konusu hassas bir alan olup, bu ince çizginin doğru analiz edilmesi gerekmektedir. Sağlıkla ilgili beyan içeren tanıtımlarda mevzuatın belirlediği sınırların gözetilmesi, hem sektörün sağlıklı gelişimi hem de toplum sağlığının korunması açısından büyük önem taşımaktadır.” ifadelerini kullandı. KÜRESEL SAĞLIK POLİTİKALARINDA ÖZ BAKIM DÖNÜŞÜMÜ Küresel sağlık sistemlerindeki değişime dikkat çeken Global Self Care Federation Genel Direktörü Greg Perry, konuşmasında öz bakımın dünya genelinde sağlık politikalarının merkezine yerleştiğini belirterek; “Öz bakım artık yalnızca bireysel bir tercih değil, sağlık sistemlerinin sürdürülebilirliği açısından stratejik bir gereklilik olarak değerlendirilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü’nün tanımına göre öz bakım; bireylerin ve toplumların sağlığı geliştirme ve yönetme kapasitesini güçlendiren bir yaklaşımdır. Kanıta dayalı reçetesiz ürünlere erişimin artması, birincil sağlık hizmetleri üzerindeki yükü azaltarak sistemde alan açmaktadır. COVID-19 sonrası dönemde artan sağlık farkındalığı ise bu dönüşüm için önemli bir fırsat sunmaktadır. Öz bakımın doğru politikalarla desteklenmesi, daha dirençli ve sürdürülebilir sağlık sistemlerinin inşasına katkı sağlayacaktır.” ifadelerini kullandı. DEMOGRAFİK DÖNÜŞÜM SÜRECİNDE SAĞLIK OKURYAZARLIĞI STRATEJİK ÖNEMİ Demografik dönüşüm ve sağlık okuryazarlığının güçlendirilmesine ilişkin açıklamalarda bulunan TÜKSA Yönetim Kurulu Başkanı Av. Süleyman Kara; “Türkiye’nin içinden geçtiği demografik değişim süreci, bireylerin sağlık süreçlerinde daha bilinçli ve aktif rol üstlenmesini zorunlu kılmaktadır. Nüfusun yaşlanma eğilimi ve kronik risklerin artışı, öz bakım kültürünün güçlendirilmesini daha da kritik hale getirmektedir. Uluslararası veriler, bu yaklaşımın sistem üzerindeki etkisini açıkça ortaya koymaktadır. 150 ülkeyi kapsayan 2025 tarihli çalışmaya göre öz bakım uygulamaları küresel ölçekte 120 milyar dolarlık tasarruf potansiyeli yaratmakta; 1,8 milyar hekim saatinin serbestleşmesine ve 41 milyar iş günü kazanımına katkı sağlamaktadır. Amerika’da tüketici sağlığına harcanan her 1 doların sağlık sistemi üzerindeki 7 dolarlık yükü azalttığı görülmektedir. Sağlık okuryazarlığının güçlendirilmesi, hem bireylerin bilinçli karar almasını hem de sağlık kaynaklarının daha verimli kullanılmasını sağlayacaktır. TÜKSA olarak bu dönüşümün sorumluluğunu üstlenmeye devam edeceğiz,” ifadelerinde bulundu. TÜKSA Tanıtım Toplantısı kapsamında gerçekleştirilen “Eczanelerle Güçlenen Özbakım Kültürü: Erişilebilirlikten Etkin Danışmanlığa”, “Türkiye’de Tüketici Sağlığında Değer Zinciri”, “Aktif Yaşlanmada Özbakımın Rolü” ve “Sağlık Okuryazarlığının Güçlendirilmesinde Sağlık İletişiminin Rolü” başlıklı panellerde; öz bakım yaklaşımının sağlık sistemindeki yeri çok boyutlu bir çerçevede ele alındı. Eczanelerin danışmanlık rolünden üretim ve düzenleyici yapıya, aktif ve sağlıklı yaşlanma perspektifinden doğru ve bilim temelli sağlık iletişimine kadar uzanan başlıklar; kamu, akademi, sektör ve sivil toplum temsilcilerinin katkılarıyla kapsamlı biçimde değerlendirildi. ÖZ BAKIM VE KÜRESEL SAĞLIK POLİTİKALARINDA YENİ DÖNEM Toplantı kapsamında gerçekleştirilen “Tüketici Sağlığı Nedir? – Globalde OTC Mevzuatı”, “Koruyucu Sağlık Modelinde Özbakımın Yeri” ve “Özbakım Eksikliğinin Sosyal Güvenlik Sistemi Üzerindeki Yükü” başlıklı sunumlarda; öz bakımın hem küresel sağlık politikaları hem de Türkiye’deki sistem üzerindeki etkileri farklı boyutlarıyla ele alındı. Global Self Care Federation Genel Direktörü Greg Perry, öz bakımın dünya genelinde sağlık sistemlerinin sürdürülebilirliği açısından stratejik bir alan haline geldiğini vurgularken, kanıta dayalı reçetesiz ürünlere erişimin artmasının birincil sağlık hizmetleri üzerindeki yükü azalttığına dikkat çekti. Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı, Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Haydar Sur ise koruyucu sağlık yaklaşımının önemine işaret ederek, sağlığın tedavi aşamasına gelmeden korunması gerektiğini belirtti; bireysel yaşam alışkanlıkları, erken müdahale ve doğru zamanlamanın kronik hastalık yükünü azaltmada belirleyici rol oynadığını ifade etti. İş ve Sosyal Güvenlik Uzmanı İsmail Sevinç de öz bakım eksikliğinin sosyal güvenlik sistemi üzerinde artan bir mali yük oluşturduğunu vurgulayarak, koruyucu uygulamaların güçlendirilmesinin hem kamu kaynaklarının etkin kullanımı hem de sistemin sürdürülebilirliği açısından kritik olduğunu dile getirdi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TÜKSA Tanıtım Toplantısında Halk Sağlığı Gündemi Masaya Yatırıldı Haber

TÜKSA Tanıtım Toplantısında Halk Sağlığı Gündemi Masaya Yatırıldı

Kamu, sektör, akademi ve uluslararası kuruluş temsilcilerinin katılımıyla gerçekleşen toplantıda; tüketici sağlığı ürünlerinin toplum sağlığına katkısı ile düzenleyici çerçevenin önemi öne çıkan gündem maddeleri arasında yer aldı. Toplantı, Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ayar, Ticaret Bakanlığı Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürü Avni Dilber ve TÜKSA Yönetim Kurulu Başkanı Av. Süleyman Kara’nın açılış konuşmalarıyla başladı. BİLİM TEMELLİ VE GÜVEN ODAKLI DÜZENLEYİCİ YAKLAŞIM Tüketici sağlığı alanındaki düzenleyici süreçlere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ayar; “Kurumumuzun temel sorumluluğu, halkımıza sunulan ürünlerin güvenli, kaliteli ve etkili olmasını sağlamaktır. Bu doğrultuda üretim süreçleri, içerik yapıları ve tesis standartları hem piyasaya arz öncesinde hem de sonrasında bilimsel kriterlerle ve risk esaslı denetim anlayışıyla değerlendirilmektedir. Uluslararası standartlara uyum ve sürekli gözetim mekanizmaları tüketici güvenliğinin temel dayanaklarını oluşturmaktadır. Sağlık alanında güven yalnızca ürün kalitesiyle değil; şeffaflık, bilimsel kanıt ve güçlü denetim kültürüyle inşa edilir. Bununla birlikte ilaç üretim süreçlerinin çevresel etkilerini de göz ardı etmemek gerekir. Sürdürülebilir üretim anlayışı, sağlık sektörünün ayrılmaz bir parçası olmalıdır. Tüketici sağlığı alanında paydaşların ortak bir çatı altında buluşması, koordinasyon ve iş birliği açısından büyük önem taşımaktadır. Sağlık okuryazarlığının güçlendirilmesi ise hem bireysel bilinç düzeyini artıracak hem de sağlık sisteminin üzerindeki yükü azaltacaktır. Amacımız; üretici ile tüketici arasında güven temelli, sürdürülebilir ve öngörülebilir bir sistemin devamlılığını sağlamaktır.” dedi. TÜKETİCİ SAĞLIĞINDA DENGE VE KORUMA VURGUSU Tüketici sağlığı alanındaki düzenleyici çerçeveye ilişkin değerlendirmelerde bulunan Ticaret Bakanlığı Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürü Avni Dilber; “Geldiğimiz çağda reklamın önemi her geçen gün artmakta, tanıtım faaliyetlerinin yaklaşık yüzde 75’i dijital mecralarda gerçekleştirilmektedir. Bu dönüşüm, özellikle sağlıkla ilişkili ürünlerde yapılan iletişim faaliyetlerinde daha yüksek bir sorumluluk gerektirmektedir. Reklamların doğru, dürüst ve ispat edilebilir olması; tüketiciyi yanıltmaması ve rakip ürünleri kötülememesi temel ilkeler arasında yer almaktadır. Adil rekabet ortamının korunması hem tüketici güveni hem de sürdürülebilir piyasa yapısı açısından kritik önemdedir. Özellikle OTC grubu ürünlerde hangi ifadelerin kullanılabileceği, hangi beyanların mevzuat kapsamında değerlendirilemeyeceği konusu hassas bir alan olup, bu ince çizginin doğru analiz edilmesi gerekmektedir. Sağlıkla ilgili beyan içeren tanıtımlarda mevzuatın belirlediği sınırların gözetilmesi, hem sektörün sağlıklı gelişimi hem de toplum sağlığının korunması açısından büyük önem taşımaktadır.” ifadelerini kullandı. KÜRESEL SAĞLIK POLİTİKALARINDA ÖZ BAKIM DÖNÜŞÜMÜ Küresel sağlık sistemlerindeki değişime dikkat çeken Global Self Care Federation Genel Direktörü Greg Perry, konuşmasında öz bakımın dünya genelinde sağlık politikalarının merkezine yerleştiğini belirterek; “Öz bakım artık yalnızca bireysel bir tercih değil, sağlık sistemlerinin sürdürülebilirliği açısından stratejik bir gereklilik olarak değerlendirilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü’nün tanımına göre öz bakım; bireylerin ve toplumların sağlığı geliştirme ve yönetme kapasitesini güçlendiren bir yaklaşımdır. Kanıta dayalı reçetesiz ürünlere erişimin artması, birincil sağlık hizmetleri üzerindeki yükü azaltarak sistemde alan açmaktadır. COVID-19 sonrası dönemde artan sağlık farkındalığı ise bu dönüşüm için önemli bir fırsat sunmaktadır. Öz bakımın doğru politikalarla desteklenmesi, daha dirençli ve sürdürülebilir sağlık sistemlerinin inşasına katkı sağlayacaktır.” ifadelerini kullandı. DEMOGRAFİK DÖNÜŞÜM SÜRECİNDE SAĞLIK OKURYAZARLIĞI STRATEJİK ÖNEMİ Demografik dönüşüm ve sağlık okuryazarlığının güçlendirilmesine ilişkin açıklamalarda bulunan TÜKSA Yönetim Kurulu Başkanı Av. Süleyman Kara; “Türkiye’nin içinden geçtiği demografik değişim süreci, bireylerin sağlık süreçlerinde daha bilinçli ve aktif rol üstlenmesini zorunlu kılmaktadır. Nüfusun yaşlanma eğilimi ve kronik risklerin artışı, öz bakım kültürünün güçlendirilmesini daha da kritik hale getirmektedir. Uluslararası veriler, bu yaklaşımın sistem üzerindeki etkisini açıkça ortaya koymaktadır. 150 ülkeyi kapsayan 2025 tarihli çalışmaya göre öz bakım uygulamaları küresel ölçekte 120 milyar dolarlık tasarruf potansiyeli yaratmakta; 1,8 milyar hekim saatinin serbestleşmesine ve 41 milyar iş günü kazanımına katkı sağlamaktadır. Amerika’da tüketici sağlığına harcanan her 1 doların sağlık sistemi üzerindeki 7 dolarlık yükü azalttığı görülmektedir. Sağlık okuryazarlığının güçlendirilmesi, hem bireylerin bilinçli karar almasını hem de sağlık kaynaklarının daha verimli kullanılmasını sağlayacaktır. TÜKSA olarak bu dönüşümün sorumluluğunu üstlenmeye devam edeceğiz,” ifadelerinde bulundu. TÜKSA Tanıtım Toplantısı kapsamında gerçekleştirilen “Eczanelerle Güçlenen Özbakım Kültürü: Erişilebilirlikten Etkin Danışmanlığa”, “Türkiye’de Tüketici Sağlığında Değer Zinciri”, “Aktif Yaşlanmada Özbakımın Rolü” ve “Sağlık Okuryazarlığının Güçlendirilmesinde Sağlık İletişiminin Rolü” başlıklı panellerde; öz bakım yaklaşımının sağlık sistemindeki yeri çok boyutlu bir çerçevede ele alındı. Eczanelerin danışmanlık rolünden üretim ve düzenleyici yapıya, aktif ve sağlıklı yaşlanma perspektifinden doğru ve bilim temelli sağlık iletişimine kadar uzanan başlıklar; kamu, akademi, sektör ve sivil toplum temsilcilerinin katkılarıyla kapsamlı biçimde değerlendirildi. ÖZ BAKIM VE KÜRESEL SAĞLIK POLİTİKALARINDA YENİ DÖNEM Toplantı kapsamında gerçekleştirilen “Tüketici Sağlığı Nedir? – Globalde OTC Mevzuatı”, “Koruyucu Sağlık Modelinde Özbakımın Yeri” ve “Özbakım Eksikliğinin Sosyal Güvenlik Sistemi Üzerindeki Yükü” başlıklı sunumlarda; öz bakımın hem küresel sağlık politikaları hem de Türkiye’deki sistem üzerindeki etkileri farklı boyutlarıyla ele alındı. Global Self Care Federation Genel Direktörü Greg Perry, öz bakımın dünya genelinde sağlık sistemlerinin sürdürülebilirliği açısından stratejik bir alan haline geldiğini vurgularken, kanıta dayalı reçetesiz ürünlere erişimin artmasının birincil sağlık hizmetleri üzerindeki yükü azalttığına dikkat çekti. Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı, Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Haydar Sur ise koruyucu sağlık yaklaşımının önemine işaret ederek, sağlığın tedavi aşamasına gelmeden korunması gerektiğini belirtti; bireysel yaşam alışkanlıkları, erken müdahale ve doğru zamanlamanın kronik hastalık yükünü azaltmada belirleyici rol oynadığını ifade etti. İş ve Sosyal Güvenlik Uzmanı İsmail Sevinç de öz bakım eksikliğinin sosyal güvenlik sistemi üzerinde artan bir mali yük oluşturduğunu vurgulayarak, koruyucu uygulamaların güçlendirilmesinin hem kamu kaynaklarının etkin kullanımı hem de sistemin sürdürülebilirliği açısından kritik olduğunu dile getirdi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.