Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Sosyal Medya

Kapsül Haber Ajansı - Sosyal Medya haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sosyal Medya haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Deepfake Dolandırıcılığına Karşı Güvenlik Kelimesi Haber

Deepfake Dolandırıcılığına Karşı Güvenlik Kelimesi

Siber güvenlikte küresel bir lider olan ESET, deepfake dolandırıcılığına karşı alınabilecek önlemleri inceledi; önlemleri sıraladı. En yaygın dolandırıcılık yöntemlerinden biri, bir akrabayı rastgele arayarak, sevdiklerinin kaçırıldığını düşünmelerini sağlamak için tasarlanmış deepfake ses kaydı dinletmek. Bu sanal kaçırma dolandırıcılıkları, sosyal medya hesaplarından elde edilen kişisel ayrıntılar kullanılarak daha gerçekçi hâle getirilebilir. Dolandırıcılar, saldırı için en uygun zamanı seçmek amacıyla kurbanın veya akrabalarının sosyal medya profillerini de takip edebilirler. Dolandırıcılar için en önemli nokta, kurbanın akrabalarını belirsizlik içinde tutmak ve travmaya uğratmaktır. Bu amaçla, klonlanmış sesi her seferinde sadece birkaç saniye kullanır, hıçkırık sesleriyle karıştırır ve tüm olayı daha inandırıcı ve kaotik hâle getirmek için arka plan gürültüsü ekleyebilirler. Güvenlik kelimesi nedir? Bir dolandırıcılığı fark etmek için yapabilecek en basit ama en etkili şeylerden biri, aile üyeleriyle bir "güvenli kelime" üzerinde anlaşmaktır. Bu, aile üyesinin sesinizin deepfake ile değiştirilmiş olabileceğini düşündüğünde isteyebileceği, hatırlanması kolay bir kelime veya cümle olmalıdır. Bir dolandırıcı, güvenli kelimenin ne olduğunu öğrenmenin hiçbir yoluna sahip olmayacaktır; böylece ailenizi fidye ödemesi için kandırmaya yönelik herhangi bir komplo ortaya çıkarılır. Bu kelime hem akılda kalıcı hem de sıra dışı olmalıdır. Ayrıca sosyal medya paylaşımlarınızı okuyarak elde edilebilecek bir şey olmamalıdır. Güvenlik kelimesini unutulursa ne olur? Birisi güvenlik kelimesini hatırlayamazsa bir yedek planın olması önemlidir. Yapılacak en iyi şey, aile üyelerini aramayı sonlandırmaya ve ardından adres defterlerinde kayıtlı olan numaranızdan geri aramaya teşvik etmektir. Ya da kurduğunuz mevcut bir grup üzerinden size mesaj göndermelerini sağlayın. Bu, başınızın dertte olup olmadığını onlara anında gösterecektir. Alternatif olarak, sadece aile üyelerinin bileceği başka bir soru sormayı deneyebilirler. Bu, internette araştırılabilecek herhangi bir bilgi olmamalıdır. Ayrıca bir şeylerin ters gittiğini hissederlerse asla para veya kişisel bilgi göndermemeleri gerektiğini de bilmelidirler. Deepfake dolandırıcılığına kurban gittiyseniz ne yapmalısınız? Deepfake teknolojisi her geçen gün daha da inandırıcı hâle geliyor. Siz veya bir aile üyeniz dolandırıldıysa: Dolandırıcıyla iletişimi derhal kesin.Bankanızla iletişime geçerek olanları açıklayın ve dolandırılan paranın bloke edilmesi veya iade edilmesi için bir yol olup olmadığını sorun.İlgili tüm hesaplarda ifşa olmuş olabilecek parolaları değiştirin. Bu, iki faktörlü kimlik doğrulamayı (2FA) etkinleştirmek ve parola yöneticisinde saklanan her hesap için güçlü, benzersiz parolalara geçmek için iyi bir fırsattır.İlgili tüm kanıtları ( telefon numaraları, kayıtlar) saklayın.Dolandırıcılığı ilgili makamlara bildirin. Bir ücret karşılığında paranızı geri alacağını veya hesaplarınızı güvence altına alacağını vaat eden ikincil dolandırıcılarına karşı tetikte olun. Yalan söylüyorlar. Onlara ödeme yapmak, kayıplarınızı sadece artıracaktır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Günde 1 Milyondan Fazla Dijital Bahsetme Analiz Ediliyor Haber

Günde 1 Milyondan Fazla Dijital Bahsetme Analiz Ediliyor

Markalar sosyal medya konuşmalarını, haberleri, forumları, kullanıcı yorumlarını, şikayetleri, rakip hareketlerini ve içerik performansını farklı ekranlardan izliyor. Parçalı veri yapısı, iletişim ekiplerinin gündemi bütün olarak görmesini ve kritik gelişmelere hızla yanıt vermesini zorlaştırıyor. BraindPower, bu kaynaklardan gelen verileri tek merkezde toplayıp yapay zekayla analiz ederek kurumlara güncel bir dijital görünüm ve karar desteği sunuyor. Platform; takip, analiz, içgörü, içerik planlama, yayın ve raporlama süreçlerini birbirine bağlı tek bir akışta yürütüyor. Duygu ve tutum değişimleri, yükselen konular, riskler ve fırsatlar anlaşılır çıktılara dönüştürülüyor. Karar vericiler ayrı raporlar arasında bağlantı kurmaya çalışmadan öncelikli gelişmeleri aynı görünüm üzerinden değerlendirebiliyor. Ölçek ve platform kapsamı BraindPower, günde 1 milyonun üzerinde dijital bahsetmeyi işliyor, 10'dan fazla platform ve kaynağı izliyor ve 7 gün 24 saat esasıyla gerçek zamanlı takip sağlarken platforma 100'den fazla marka ve ajans güveniyor. Platformun yapay zeka motoru; niyet, duygu, bağlam ve dil nüansını 50'den fazla dilde analiz ediyor. Platform için yüzde 99,9 çalışma süresi garantisi de veriliyor. BraindPower Genel Müdürü Refik Söylemez, dijital analizin üç temel soruya cevap vermesi gerektiğini düşündüğünü belirterek bu soruları şu şekilde ifade ediyor: "Markam hakkında ne konuşuluyor, insanlar bu konuda ne hissediyor ve bu konuşmalar nereye doğru gidiyor?" Dijital veriler bağlamıyla birlikte okunuyor Konuşulma hacmindeki artış tek başına olumlu ya da olumsuz bir sonuç göstermiyor. Artışın bir kampanyaya gösterilen ilgiden mi, tekrarlayan müşteri şikayetlerinden mi yoksa büyüyen bir krizden mi kaynaklandığı; duygu değişimi, kelime frekansı, gündem başlıkları ve kullanıcı davranışları birlikte incelendiğinde anlaşılıyor. BraindPower; sosyal dinleme, duygu ve tutum analizi, haber ve medya takibi, X analizi, YouTube analizi, şikayet analizi gibi işlevleri aynı yapıda sunuyor. Kurumlar konuşulma hacmini, duygu dağılımını, öne çıkan kavramları, etkili kullanıcıları ve algının zaman içindeki değişimini tek ekrandan takip edebiliyor. Kriz sinyalleri erken aşamada görünür oluyor Söylemez, iletişim krizlerinin çoğu zaman küçük işaretlerle başladığını ifade ediyor. Negatif yorumların artması, benzer şikayetlerin tekrarlanması, belirli kelimelerin öne çıkması ve yüksek etkileşimli kullanıcıların tartışmaya katılması riski büyütebiliyor. BraindPower'ın kriz alarm sistemi ani negatif yorum artışlarını, tekrar eden şikayetleri, hassas konu kümelerini ve gündem yoğunlaşmalarını erken aşamada görünür kılıyor. Sistem her olumsuz içeriği kriz olarak değerlendirmiyor. Tekil yorumlarla büyüyen örüntüleri ayırarak ekiplerin riski bağlamıyla incelemesine yardım ediyor. İletişim ekipleri konu yayılmadan değerlendirme yapabiliyor, yaklaşımını belirleyebiliyor ve müdahale zamanını güncel verilerle planlayabiliyor. İçgörüler planlama ve yayına aktarılıyor Platform, rakiplerin paylaşımlarını ve etkileşim performansını kullanıcı tepkileri, duygu dağılımı ve gündem bağlamıyla birlikte analiz ediyor. Kitle analizi ilgi alanlarını, konu yakınlıklarını, davranış eğilimlerini ve içerik tercihlerini ortaya koyuyor. Etkili kullanıcı ve coğrafi dağılım analizleri, konuşmayı yönlendiren hesapları ve etkileşimin yoğunlaştığı bölgeleri gösteriyor. Elde edilen içgörüler içerik planlama ve yayın yönetimine aktarılıyor. İçerik takvimi, gönderi zamanlama, çoklu platform yönetimi, yayın takibi ve performans ölçümü aynı akış içinde ilerliyor. Ekipler yayımlanan içeriğin sonucunu izleyerek sonraki planı güncel verilerle oluşturabiliyor. Veri toplama, ekran görüntüsü alma, dosya düzenleme ve rapor hazırlama gibi işler aynı sistemde toplandığında iletişim ekipleri değerlendirmeye daha fazla zaman ayırabiliyor. Sosyal medya yönetimi, sosyal dinleme, haber takibi, rakip analizi ve raporlama süreçlerinin birbirine bağlanması, yöneticiler ile iletişim ekiplerinin aynı güncel görünüm üzerinden çalışmasını sağlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sağlıkta Öncesi-Sonrası Görüntülerinin Paylaşımı Türk Hastada Yasak, Yabancı Hastada Serbest mi? Haber

Sağlıkta Öncesi-Sonrası Görüntülerinin Paylaşımı Türk Hastada Yasak, Yabancı Hastada Serbest mi?

İzmir Barosu Sağlık Hukuku Komisyonu Üyesi Avukat Özge Özmen Korkut’a göre konu “yasak” ve “serbest” şeklinde ikiye ayrılacak kadar basit değil. Sağlık hizmetlerinde tanıtım ve bilgilendirme faaliyetlerine ilişkin düzenlemeler, hasta görüntülerinin kullanımına önemli sınırlamalar getiriyor. Özellikle estetik cerrahi, saç ekimi, diş tedavileri ve benzeri alanlarda sık kullanılan öncesi-sonrası görüntüleri açısından uyulması gereken özel kurallar bulunuyor. Uluslararası sağlık turizmi kapsamında yurt dışına yönelik gerçekleştirilen tanıtımlarda ise belirli şartlar altında farklı uygulamalar söz konusu olabiliyor. Avukat Özge Özmen Korkut, sağlıkta öncesi-sonrası görüntülerinin paylaşımı konusunda önemli bilgiler verdi: SAĞLIK TURİZMİ YETKİ BELGESİ ÖNEMLİ “Yabancı hastalara yönelik tanıtım yapılabilmesi, hastanın yabancı olmasından dolayı otomatik olarak serbest hale gelmiyor. Uluslararası sağlık turizmi kapsamında tanıtım yapacak sağlık kuruluşlarının ilgili mevzuatta belirtilen şartları taşıması gerekiyor. Tanıtımların yurt dışındaki hedef kitleye yönelik olması ve sağlık turizmine ilişkin kurallara uygun şekilde gerçekleştirilmesi önem taşıyor. Hasta mahremiyetinin korunması ve kişisel verilerin kullanılmasına ilişkin gerekli izinlerin alınması da sürecin temel şartları arasında yer alıyor. Dolayısıyla hastanın görüntülerinin kullanılmasına izin vermesi, sağlık kuruluşuna bu görüntüleri sınırsız şekilde kullanma hakkı vermiyor. ÖNCESİ-SONRASI FOTOĞRAFLARINDA KURALLAR VAR Öncesi-sonrası fotoğrafları sağlık sektöründe özellikle estetik işlemlerin sonuçlarını göstermek amacıyla kullanılıyor. Ancak bu görüntülerin yanıltıcı olmaması ve gerçeği yansıtması gerekiyor. Görüntüler üzerinde tedavinin veya işlemin sonucunu olduğundan farklı gösterecek düzenlemeler yapılması hukuki sorunlara yol açabiliyor. Öncesi ve sonrası fotoğraflarının mümkün olduğunca aynı teknik koşullarda çekilmesi de sonuçların yanıltıcı şekilde sunulmaması açısından önem taşıyor. Tıbbi müdahale veya ameliyat sırasında çekilen hasta görüntüleri konusunda ise çok daha sıkı sınırlamalar bulunuyor. “HASTA İZİN VERDİ” DEMEK YETERLİ DEĞİL Hasta görüntülerinin kullanılmasında en önemli konulardan biri verilen iznin kapsamı. Hastanın görüntülerinin hangi amaçla kullanılacağını bilmesi gerekiyor. Örneğin görüntüler yalnızca sağlık kuruluşunun internet sitesinde mi yayımlanacak, Instagram veya diğer sosyal medya hesaplarında mı kullanılacak, yoksa ücretli reklam kampanyalarında da yer alacak mı? Hangi fotoğraf veya videoların kullanılacağı ve kullanımın kapsamı gibi konuların hastaya açık şekilde anlatılması gerekiyor. Yabancı hastanın imzaladığı belgeyi anlaması gerekiyor SAĞLIK TURİZMİNDE BİR BAŞKA ÖNEMLİ KONU DİL Yabancı bir hastaya Türkçe hazırlanmış bir izin belgesinin imzalatılması, hastanın belgenin içeriğini gerçekten anladığını tek başına göstermeyebilir. Bu nedenle hastanın verdiği iznin kapsamını anlayabilmesi gerekiyor. Gerektiğinde belgelerin hastanın anlayabileceği dile çevrilmesi ve tercüman desteğinden yararlanılması önem taşıyor. REKLAM YAPILAN ÜLKENİN MEVZUATI DA DİKKATE ALINMALI Türkiye'deki mevzuata uygun şekilde hazırlanmış bir sağlık turizmi reklamının başka bir ülkede de otomatik olarak hukuka uygun olduğu varsayılamaz. Örneğin Türkiye'deki düzenlemelerin izin verdiği bir hasta görüntüsü kullanımına reklamın gösterildiği ülkede daha sıkı sınırlamalar getirilmiş olabilir. Bu durumda reklamın yayınlandığı veya hedeflendiği ülkenin sağlık reklamları, tüketicinin korunması ve kişisel verilerin kullanımına ilişkin mevzuatının da değerlendirilmesi gerekiyor. Bu nedenle uluslararası reklam kampanyalarında yalnızca Türkiye'deki mevzuata göre hareket etmek yeterli olmayabilir. SONUÇ: YABANCI HASTANIN GÖRÜNTÜSÜ SINIRSIZ ŞEKİLDE KULLANILAMAZ Sağlık turizminde yabancı hastaların öncesi-sonrası görüntülerinin kullanılması konusunda belirli imkânlar bulunması, bu görüntülerin sınırsız şekilde paylaşılabileceği anlamına gelmiyor. Yetki belgesi, reklamın hedef kitlesi, kullanılan platform, hasta mahremiyeti, kişisel verilerin korunması, hastanın bilgilendirilmesi ve gerekli rızanın alınması gibi birçok unsurun birlikte değerlendirilmesi gerekiyor. Ayrıca reklamın yayınlandığı ülkenin mevzuatı da dikkate alınmalı. Kısacası mesele, “Türk hastanın görüntüsü yasak, yabancı hastanın görüntüsü serbest” şeklinde basit bir ayrıma indirgenemeyecek kadar kapsamlı.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

BMS Türkiye’den Sağlık Okuryazarlığını Destekleyen Dijital Proje Haber

BMS Türkiye’den Sağlık Okuryazarlığını Destekleyen Dijital Proje

Sosyal medya üzerinden yayınlanan seri, kalp hastalıklarından kan hastalıklarına, kanserden psikososyal desteğe uzanan farklı başlıklarda bilimsel bilgiyi anlaşılır içeriklerle toplumla buluşturuyor. Ciddi hastalıklarla mücadele eden hastalar için yenilikçi tedaviler geliştirmeye odaklanan Bristol Myers Squibb (BMS), bilimsel araştırmalarının yanı sıra sağlık bilgisinin doğru ve anlaşılır biçimde toplumla buluşmasını destekliyor. Türkiye’de onkoloji, hematoloji ve immünoloji alanlarında faaliyet gösteren BMS Türkiye, sağlık okuryazarlığının güçlendirilmesine yönelik çalışmalar da yürütüyor. Sağlık okuryazarlığının güçlendirilmesine duyulan ihtiyacın boyutunu, T.C. Sağlık Bakanlığı Sağlığın Geliştirilmesi Genel Müdürlüğü’nün 81 ili kapsayan Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Düzeyi ve İlişkili Faktörleri Araştırması ortaya koyuyor. Araştırmaya göre Türkiye’de her 10 kişiden yaklaşık 2’sinin sağlık okuryazarlığı yetersiz, 3’ünün ise sorunlu-sınırlı düzeyde. Her 10 kişiden yaklaşık 6’sı sağlıkla ilgili bilgi edinmek için internet arama motorlarına, 3’ü ise sosyal medyaya başvuruyor. Bu tablo, Türkiye’de sağlık okuryazarlığının güçlendirilmesini önemli bir toplumsal ihtiyaç haline getiriyor. BMS Türkiye de kendi bilimsel birikimi ve hasta odaklı yaklaşımıyla bu ihtiyaca katkı sunmak üzere “BMS ile Sağlık 101”i geliştirdi. Bu projede; kalp krizi risk sinyallerinden MDS ve Beta Talasemi gibi kan hastalıklarına, kanser sürecinde psikolojik desteğe kadar farklı konuları anlaşılır içeriklerle ele alıyor. İçerikler, koruyucu sağlık ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları konusunda bilinç oluşturmayı destekliyor. Olası belirtilerin erken fark edilmesinin ardından doğru zamanda uzman hekime başvurulması, erken tanı süreçlerinin desteklenmesi ve kişisel sağlık kararlarının hekim görüşü doğrultusunda alınması sürdürülebilir toplumsal sağlık açısından önem taşıyor. “BMS ile Sağlık 101, bilimsel uzmanlığımızı toplumsal faydaya dönüştüren önemli bir adım” BMS Türkiye Genel Müdürü Ece Kaşıkcı, “BMS ile Sağlık 101 ile bilimsel uzmanlığımızı sağlık okuryazarlığını artırmak için kullanıyoruz. Amacımız koruyucu sağlığı desteklemek, erken tanı süreçlerine katkı sunmak ve bireylerin kendi sağlıklarına sahip çıkmalarını sağlamak. Bu yolculukta tedaviyle ilgili kararların mutlaka bir uzman hekime danışarak alınmasını da önemli buluyoruz.” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

“Yeni Nesil Kırtasiye” İçin Düğmeye Basıldı! Haber

“Yeni Nesil Kırtasiye” İçin Düğmeye Basıldı!

Yeni eğitim-öğretim yılının başlamasına sayılı günler kala kırtasiye sektörü yoğun alışveriş dönemine hazırlanırken, bir yandan da perakendede yeni bir dönüşüm sürecinin sinyallerini veriyor. TÜKİD’in gündeme taşıdığı “Yeni Nesil Kırtasiye” yaklaşımı, yalnızca mağazaların dekorasyonunun yenilenmesini değil; mağaza düzeni, ürün çeşitliliği, teknoloji kullanımı, müşteri hizmetleri ve mağazada geçirilen zamanın niteliğini kapsayan daha geniş bir dönüşümü ifade ediyor. Hedef yalnızca okul sezonu değil, 12 ay kırtasiyecilik Kırtasiyeleri birer ‘yaşam alanı’ haline getiren yeni nesil bir dönüşüme ihtiyaç olduğunu belirten Tüm Kırtasiyeciler Derneği (TÜKİD) Yönetim Kurulu Başkanı Taha Keresteci, “Türkiye genelinde 8 bin civarında kırtasiyeci bulunuyor. Bugün ‘Yeni Nesil Kırtasiye’ anlayışına yakın olarak değerlendirebileceğimiz işletme sayısı 500 civarında. Bu sayının önümüzdeki 5 yıl içerisinde binlerce noktaya ulaşması mümkün” dedi. Kasım ayında gerçekleştirilecek 1. TÜKİD Perakende Zirvesi'nin sektördeki bu dönüşümün önemli başlangıç noktası olacağını belirten Taha Keresteci, “Yeni Nesil Kırtasiye de zirvenin ana gündemlerinden biri olacak. Mağazacılık nereye gidiyor, tüketicinin beklentisi nasıl değişiyor, kırtasiyelerimizi nasıl daha cazip hale getirebiliriz, tüketicileri, her yaş grubundan tüketicilerimizi mağazaya nasıl çekebiliriz; bunları konuşacağız. Yeni Nesil Kırtasiye ile aslında sektörümüzün yalnızca okul sezonuyla anılmasını değil, 12 ay kırtasiyecilik anlayışımızı da ortaya koymuş olacağız. Kırtasiye alışveriş yapılan yerden, insanların gelmek ve vakit geçirmek istediği bir noktaya dönüşürse bundan hem esnafımız hem de bütün sektör kazanır” dedi. Dönüşüm başlamış durumda Dönüşümün farklı aşamaları olduğuna dikkat çeken Taha Keresteci, “Bir mağaza fiziksel olarak tamamen yenilenmiş olabilir, diğeri dijitalleşmede çok ileridedir, başka biri ürün çeşitliliğinde veya müşteri deneyiminde farklılaşmıştır. Bazı mağazalar ise artık yalnızca satış noktası değil, atölyeleri, etkinlikleri ve farklı kullanım alanlarıyla müşterinin daha uzun süre vakit geçirebildiği yerlere dönüşüyor. Dolayısıyla dönüşüm başlamış durumda.” dedi. Kırtasiyecinin bütçesine göre işe vitrininden, raflarından veya aydınlatmasından başlayabileceğini ifade eden Taha Keresteci, “Dijital altyapısını geliştirebilir. Küçük bir hobi veya etkinlik alanı oluşturabilir. Daha büyük mağazalarda ise oturma alanları, atölyeler veya kafe gibi daha kapsamlı yatırımlar gündeme gelebilir. Dolayısıyla maliyet tamamen mağazanın ölçeğine ve hedeflediği konsepte göre değişir. Burada asıl bakmamız gereken konu şu: Yapılan yatırım kırtasiyeciye ne kadar geri dönüş sağlayacak? Bizce esas mesele yatırımın büyüklüğü değil, doğru yere yapılması” diye konuştu. Kırtasiyeciler arasındaki rekabet gücü de artacak Dönüşümün öncelikli olarak kırtasiyeciler arasında rekabet gücünü de artıracağını belirten Taha Keresteci, “Bugün tüketicinin önünde çok fazla seçenek var. E-ticaret var, büyük perakende kanalları var, farklı satış platformları var. Kırtasiyecinin burada yalnızca ürünü rafına koyarak rekabet etmesi giderek zorlaşıyor. Ancak kırtasiyenin çok önemli bir avantajı var; müşteriyle doğrudan temas. Yeni nesil mağazacılıkla bizim biraz daha güçlendirmek istediğimiz taraf da bu” dedi. Mağaza tasarımı, müşteri deneyimi, dijitalleşme, sosyal medya, e-ticaret, kategori ve stok yönetiminin yanında mağazaların yaşam alanına dönüşmesi de gündemimizde olacak. Atölyeler, etkinlik alanları, sanat ve hobi bölümleri, oturma alanları, uygun mağazalarda kafe konseptleri gibi farklı uygulamaları da değerlendirmek istiyoruz” dedi. İnsanlar ekrandan kaçış yolu arıyor Bugün insanların ekrandan bir kaçış yolu aradığını da dikkat çeken Taha Keresteci, ekranlarla çevrili bir dünyada kalem ve kâğıdın yeniden değer kazandığını belirterek, genç kuşağın kırtasiye ürünlerine yaklaşımındaki değişimin sektör için yeni bir potansiyel yarattığını ifade etti. Ayrıca kırtasiyenin sessizce büyüyen bir ekonomi olduğunu ifade ederek sözlerini şöyle sürdürdü; “Bir defterin, bir kalemin arkasında bugün Türkiye’nin en çeşitli ve en rekabetçi şirketleri ve markaları var. Bizim kuşağımız kırtasiyeyi bir zorunluluk olarak gördü. Bugünün gençleri ise onu bir kimlik, hatta bir sosyal medya estetiği haline getirdi. Bu, sektörümüzün daha önce sahip olmadığı yeni bir pazarlama gücü. Biz de bu değişimi doğru okuyarak kırtasiyeyi yeni nesil tüketici için daha cazip, daha deneyimsel ve daha yaşayan bir alana dönüştürmek istiyoruz” diye konuştu. “Enflasyondan en az etkilenen sektörler arasındayız” Yaz döneminde yeni eğitim ve öğretim sezonuna dair hazırlıkların yoğun bir şekilde yapıldığını ve şu an sektörün okul alışverişine tamamen hazır olduğunu belirten Keresteci, şu bilgileri paylaştı: “Üreticisinden ithalatçısına, toptancısından perakendeci firmalarına kadar sektörün tüm aktörleri ürünlerini, stoklarını, fiyatlandırmalarını ve satış stratejilerini yapmış durumda. Özellikle son günlerde çanta, defter, kalem, boya ürünleri, beslenme ürünleri ve temel okul ihtiyaçlarında ciddi bir talep söz konusu. Bununla birlikte bu yıl kırtasiye ürünlerinde fiyat artışları diğer sektörlere kıyasla çok daha sınırlı seyretti. Bu da sektörümüzün tüketiciyi korumak adına kâr marjlarını minimumda tutma gayretinin en net sonuçlarından biri. Son birkaç yılda gıda, giyim veya elektronik gibi alanlarda fiyat artışları ciddi seviyelere ulaşmışken sektörümüzde bu oranlar çok daha sınırlı seviyelerde seyretti. Üretici ve tedarikçi firmalarımız kâr marjlarını düşük tutarak, velilerimizi, tüketicilerimizi korumayı öncelik edindi. Dolayısıyla enflasyondan en az etkilenen sektörler arasındayız. Bu olumlu tablonun bu yılki kırtasiye alışverişine de olumlu yansıyacağını tahmin ediyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

“Düzce 3 Yılda 2 Sınıf Yükseldi” Haber

“Düzce 3 Yılda 2 Sınıf Yükseldi”

Belediye başkan yardımcıları ve birim müdürlerinin de katıldığı toplantıda mahalle sakinlerine hitap eden Başkan Özlü, mahalle ziyaretlerinin temel amacının vatandaşlardan doğrudan bilgi almak olduğunu belirterek, “Biz her bir mahallemize ziyaretler gerçekleştiriyoruz ve her bir mahallemizde mahalle sohbetleri yapıyoruz. O mahallenin ve Düzce’nin sorunlarını, bizim duymadığımız, bilmediğimiz konuları öğrenmek için geliyoruz. Benim sizlerden ricam, aklınıza takılan ne varsa lütfen çekinmeyin, sorun” dedi. Düzce’nin daha güzel ve yaşanabilir bir şehir olması için gece gündüz çalıştıklarını vurgulayan Özlü, yapılan çalışmaların kentin gelişimine olumlu şekilde yansıdığını ifade etti. “DÜZCE 3 YILDA İKİ SINIF YÜKSELDİ” Konuşmasında Düzce’nin belediyelerin gelişmişlik sınıflandırmasındaki yükselişine de değinen Başkan Özlü, göreve geldiklerinde B5 grubunda bulunan Düzce Belediyesi’nin önce B6, ardından B7 grubuna yükseldiğini söyledi. Özlü, “Bundan üç yıl önce biz Düzce Belediyesi olarak B5 grubundaydık. O tarihlerde turizm konusunda bir atılım yapacağımızı ifade ederek güzel bir plan hazırladık ve bakanlığımız ile paylaştık. Çalışmamızı yaptık, bakanlığa sunduk. Çevre Bakanlığı Düzce’yi B6 grubuna yükseltti. Yani bir sınıf atladık. Bolu ile aynı statüye geldik. Bundan 10 gün önce 2026 yılı için yapılan çalışmaların sonuçları yayınlandı. Biz B7 grubuna yükseltildik. Yani bir sınıf daha atladık. Yaptığımız çalışmalar meyvesini veriyor” diye konuştu. “DÜZCE GÖÇ ALAN, TERCİH EDİLEN BİR ŞEHİR” Düzce’nin eksikliklerinin bulunduğunu, ancak güçlü yönlerinin çok daha fazla olduğunu dile getiren Özlü, “Diyorlar ki; bu şehirde çok eksik, çok kusur var. Evet, bu şehirde eksik, kusur var. Ama bu şehrin fazlalıkları eksikliklerinden çok daha fazladır. İnsanları serbest bıraktığınız zamana nereye gidip yerleşiyorlarsa bilin ki orası iyi bir yerdir. Bunu nereden biliyoruz? Çünkü Düzce’nin nüfusu artıyor. Göçlerle artıyor. Biz göç alan bir şehiriz. Düzce güzel bir yer, iyi bir yer ve insanlar Düzce’ye yerleşiyorlar” ifadelerini kullandı. “BİZ RAKAMLARLA, MATEMATİKLE KONUŞURUZ” Yapılan çalışmaların somut verilere ve hesaplamalara dayandığını vurgulayan Başkan Özlü, belediyecilik anlayışlarında planlama ve hesaplamanın önemli bir yere sahip olduğunu vurgulayarak şunları söyledi: “Geçenlerde bize muhalif ulusal bir gazete bir yayın yapmış. Türkiye’de değer kazanan, öne çıkan 3 şehir var, bunların başında Düzce geliyor diyor. Bir şey söylerken rakamlara oturtmanız lazım. Ben mühendisim. Biz rakamlarla konuşuruz, matematikle konuşuruz. Bizim yaptığımız her şeyin arkasında ciddi bir matematik ve hesap vardır. Biz 40 defa düşünür, 40 defa hesap yapar, bir defa adım atarız ve bundan da dönmeyiz. Hesaplaşır, çalışırız, yaparız.” “BORU BAĞLANTILARI TAMAMLANINCA ASFALTLANACAK” Düzce’de devam eden içme suyu altyapı çalışmalarına da değinen Özlü, altyapı yatırımı kapsamında 35 kilometrelik yolun kazıldığını ve boru döşeme çalışmalarının gerçekleştirildiğini belirtti. Ana boru bağlantılarının tamamlanmasının ardından kazılan yolların asfaltlanacağını kaydeden Özlü, “Önümüzdeki 50-60 gün içerisinde bağlantıları bitiriyoruz, ondan sonra da asfaltlıyoruz” dedi. Düzce tarihinin en büyük içme suyu altyapı yatırımlarından birini gerçekleştirdiklerini belirten Özlü, ayrıca 60 dönümlük arazi üzerinde yeni bir arıtma tesisi kurulduğunu söyledi. Asfalt çalışmalarının da yoğun şekilde sürdüğünü belirten Başkan Özlü, görev süresi içerisinde Düzce’de asfaltlanmamış cadde ve sokak bırakmama hedefini bir kez daha vurguladı. Sosyal medya üzerinden yapılan eleştirilerle ilgili de değerlendirmelerde bulunan Özlü, “Biz eleştiriye açığız, eleştirilmeyi de istiyoruz. Ama sosyal medyadaki eleştirilerin ve tenkitlerin hiçbir kıymeti yok. Biz çalışıyoruz, gece gündüz çalışıyoruz ve çalışmaya devam ediyoruz” ifadelerini kullandı. “BÜTÜN AMACIMIZ MİLLETİMİZE LAYIK OLMAK” Konuşmasının sonunda belediye yönetimi olarak temel amaçlarının Düzcelilere layık olmak olduğunu vurgulayan Başkan Özlü, “Millet bir karar verdi. Millet bizi seçti, bize yetki verdi. Biz de bu yetkiye layık olmaya çalışacağız. Bizim bütün amacımız milletimize layık olmaktır. Milletimizin gönlüne girebilmektir” dedi. Toplantının devamında Başkan Özlü, tespit ettikleri eksiklikler ve sorunlara yönelik çözüm önerilerini paylaştı. Vatandaşların talep, istek ve şikayetlerini de dinleyen Özlü, ilgili başkan yardımcılarına ve birim müdürlerine gerekli çalışmaların yapılması talimatını verdi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sistem Global’den Doğu Anadolu’nun Genç Yeteneklerine İstihdam Köprüsü Haber

Sistem Global’den Doğu Anadolu’nun Genç Yeteneklerine İstihdam Köprüsü

Türkiye’de iş gücü piyasasının dönüşen ihtiyaçları, dijital yetkinliklere sahip çalışanlara olan talebi artırırken gençlerin yaşadıkları şehirden bağımsız olarak iş dünyasına dahil olabilmelerini sağlayan yeni çalışma modellerini de öne çıkarıyor. KOBİ’ler başta olmak üzere, katma değerli üretim hedefleyen her ölçekten şirkete büyüme odaklı iş servisleri ve danışmanlığı sunan Sistem Global ve Doğu Anadolu Kalkınma Ajansı (DAKA) bu ihtiyaçtan hareketle hayata geçirdikleri İstihdam Köprüsü Projesi kapsamında bölgedeki gençlerin yetkinliklerini iş dünyasının ihtiyaçlarıyla buluşturan uygulama odaklı bir eğitim modeli oluşturdu. Program kapsamında adaylar dijital okuryazarlık sürecinin ardından ilgili alanlardaki uzman isimler tarafından verilen altı haftalık online eğitimlere katılıyor. Eğitim süreci boyunca katılımcılara mentorluk desteği sağlanırken programı tamamlayan gençler kazandıkları yetkinlikleri dijital sertifikalarla belgelendiriyor. Başarılı katılımcıların uzaktan çalışmaya uygun pozisyonlar, dijital süreçlerde destek rolleri ve kurumsal şirketlerdeki başlangıç seviyesi görevler için Jobtogo istihdam platformunda yer almaları sağlanarak istihdam fırsatlarına erişimleri destekleniyor. İstihdam Köprüsü Projesi kapsamında sunulan eğitimler farklı alanlara odaklanıyor. Projenin 2025 döneminde Sistem Global uzmanları tarafından katılımcılara Dijital Muhasebe ile Temel Muhasebe ve Bordro Uzmanlığı eğitimleri sunuldu. 2026 döneminde ise 100’ün üzerinde şirketten 140’ı aşkın üst yönetim asistanını bünyesinde bulunduran Yönetici Asistanları Derneği (YAD) iş birliğiyle Uzaktan Çalışma Modeliyle Yeni Nesil Ofis Yönetimi Eğitimi gerçekleştirildi. Ağustos 2026 itibarıyla tamamlanan eğitimin ardından, gelecek dönemlerde e-Ticaret Operasyon Yönetimi, İçerik Üretimi, Dijital Pazarlama ve Sosyal Medya Yönetimi gibi farklı alanlarda yeni eğitim programlarının hayata geçirilmesi planlanıyor. Programın önemli ayaklarından birini de eğitim sonrasında gençlerle iş dünyası arasındaki bağlantının devam ettirilmesi oluşturuyor. Mezunların profilleri yetenek ve iş gücü platformu Jobtogo’ya aktarılıyor. Böylece mezunların potansiyel iş fırsatlarıyla buluşabileceği ilave bir kanal oluşturuluyor. “Gençlerin mesleki yetkinlikler kazanmasına katkı sağlamayı hedefliyoruz” Konuya ilişkin açıklamada bulunan Sistem Global Proje Koordinatörü Yulia Çimen, “Bugün teknoloji ve uzaktan çalışma modelleri, nitelikli bir gencin kariyer olanaklarını yaşadığı şehrin sınırlarının ötesine taşıyor. Biz de bu imkânı Doğu Anadolu’daki gençler için somut bir fırsata dönüştürmek istiyoruz. Eğitim içeriklerini şirketlerin ihtiyaç duyduğu yetkinlikler üzerinden oluşturuyor, katılımcıları uygulamalı çalışmalar ve mentorluk süreçleriyle destekliyor, sürecin sonunda iş dünyasıyla temaslarını sürdürüyoruz. Önümüzdeki dönemde eğitim başlıklarını genişleterek daha fazla gencin yetkinliklerini geliştirmesine ve bölgedeki nitelikli insan kaynağının ekonomik değere dönüşmesine katkı sağlamayı hedefliyoruz. Orta vadede hedefimiz, bölgede yerel bir dijital ekosistemin güçlenmesine ve sürdürülebilir istihdamın desteklenmesine katkı sağlamak. Uzun vadede ise bölgesel dijital dönüşümü besleyen kalıcı ve nitelikli bir iş gücü yapısının oluşmasına zemin hazırlamayı amaçlıyoruz” dedi. Sistem Global Hakkında: Sistem Global; KOBİ’ler başta olmak üzere, start-up’lardan uluslararası firmalara kadar her ölçekten şirkete profesyonel hizmetler sunan danışmanlık şirketidir. 30 yıldır 15 binden fazla şirketin sürdürülebilir değer üretimine katkıda bulunan Sistem Global; Finansal ve Vergi Danışmanlıkları, Mevzuat & Uyum, Globalleşme, Ar-Ge ve Patent alanlarında hizmetler sunmaktadır. Türkiye’de 10 farklı şehirde, 650’den fazla iç uzmanı ile hizmet veren Sistem Global, uluslararası ekosistemdeki faaliyetlerini Birleşik Krallık, Almanya, Singapur, Belçika, BAE, Hollanda, Suudi Arabistan, Kazakistan, Özbekistan, İtalya ve Azerbaycan’da bulunan ofisleri üzerinden yürütmektedir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Akran Zorbalığı Okul Kapısında Bitmiyor, Çocuğun Odasına Kadar Giriyor! Haber

Akran Zorbalığı Okul Kapısında Bitmiyor, Çocuğun Odasına Kadar Giriyor!

Akran zorbalığının artık okul bahçesinden dijital dünyaya taşındığına dikkat çeken Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Siber zorbalıkta okulun kapısı kapanmıyor. Telefon çocuğun cebinde olduğu için tehdit, hakaret, ifşa ve dışlama eve, hatta çocuğun odasına kadar geliyor.” dedi. Prof. Dr. Tarhan, zorbalıkla mücadelenin yalnızca ceza üzerinden yürütülemeyeceğini belirterek, “Akran zorbalığının karşısına akran nezaketini koymak gerekir. Akran zorbalığının ilacı empatik iletişimdir.” ifadelerini kullandı. Türkiye Büyük Millet Meclisi Dilekçe Komisyonu bünyesinde kurulan İlköğretim ile Ortaöğretim Kurumlarında Akran Zorbalığının Araştırılması ve Alınabilecek Önlemlerin Belirlenmesi Alt Komisyonu’nun tutanak ve sunumlarından derlenen rapor, çocuklar arasındaki zorbalığın ulaştığı boyutları ortaya koydu. Komisyon tutanaklarının yanı sıra Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) sunumları ve TÜİK Türkiye Çocuk Araştırması verilerinin kullanıldığı çalışmada, hem geleneksel akran zorbalığı hem de giderek büyüyen siber zorbalık riski ele alındı. Her 100 çocuktan yaklaşık 14’ü zorbalığa maruz kalıyor Rapora göre 6-17 yaş grubundaki çocukların yüzde 13,8’i akranları tarafından zorbalığa maruz kalıyor. En sık rastlanan zorbalık biçimi ise alay edilme. Çocukların yüzde 7,2’si kasıtlı biçimde sosyal gruplardan dışlanırken, fiziksel şiddete maruz kalanların oranı yaklaşık yüzde 4,4 olarak bildiriliyor. İşlevsel zorluk yaşayan çocuklarda tablo daha da ağırlaşıyor. Görme, duyma, yürüme, öğrenme, iletişim kurma veya öz bakım gibi alanlarda zorluk yaşayan çocukların zorbalığa uğrama oranı yaklaşık yüzde 27’ye yükseliyor. Prof. Dr. Tarhan: “Her çocuk çatışması zorbalık değildir” Akran zorbalığının çocuklar arasındaki sıradan anlaşmazlıklarla karıştırılmaması gerektiğini belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Öncelikle zorbalığı doğru tanımlamak gerekiyor. Çocuklar ve ergenler zaman zaman tartışabilir, kavga edebilir, bir süre sonra da barışabilirler. Her tartışmayı, her ses yükseltmeyi veya çocuklar arasındaki her anlaşmazlığı akran zorbalığı olarak değerlendirmek doğru değildir. Bir davranışın zorbalık olarak tanımlanabilmesi için kasıtlı olması, tekrarlayıcı olması ve taraflar arasında bir güç dengesizliği bulunması gerekir. Planlı, sistematik ve karşı tarafı ezmeye, sindirmeye veya dışlamaya yönelik bir davranış varsa burada zorbalıktan söz ederiz.” dedi. Zorbalığın yalnızca fiziksel şiddetten ibaret olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Alay etme, lakap takma, hakaret, tehdit gibi sözel davranışların yanı sıra dedikodu çıkarma, gruba almama, kasıtlı olarak yalnız bırakma gibi ilişkisel zorbalık biçimleri de vardır.” diye konuştu. “Çocuk çoğu zaman ‘Bana zorbalık yapılıyor’ demez” Zorbalığın fark edilmesinde aile ve öğretmenlerin çocuğun davranışlarındaki değişimi iyi gözlemlemesi gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, çocuğun yaşadıklarını doğrudan anlatmayabileceğini söyledi. Prof. Dr. Tarhan, “Çocuk çoğu zaman ‘Bana zorbalık yapılıyor’ diye gelip söylemez. Özellikle eleştirilmekten, suçlanmaktan veya ‘Sen de karşılık verseydin’ denmesinden korkuyorsa yaşadıklarını içine atabilir. Daha önce severek okula giden bir çocuk okula gitmek istemiyorsa, sabahları karın veya baş ağrısı gibi yakınmalar geliştiriyorsa, ders başarısı düşüyorsa, içine kapanıyorsa, arkadaşlarından uzaklaşıyorsa, odasına kapanmaya başladıysa, uyku ve iştah düzeni değiştiyse bunun arka planına bakmak gerekir. Okul reddinin arkasından kimi zaman akran zorbalığı çıktığını görüyoruz.” şeklinde konuştu. Çocuğun sorgulanmak yerine dinlenmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “‘Niye konuşmuyorsun, sana ne oldu?’ diye herkesin içinde çocuğu sıkıştırmak yerine, birebir konuşup ‘Senin için yapabileceğim bir şey var mı, anlatmak ister misin?’ denilmelidir. Çocuğu konuşturmanın yolu konferans vermek değil, yatay ilişki kurmak ve onu gerçekten dinlemektir.” dedi. Farklı olan çocuk daha kolay hedef haline gelebiliyor Raporda işlevsel zorluk yaşayan çocuklarda zorbalık oranının yaklaşık yüzde 27’ye çıkmasını değerlendiren Prof. Dr. Tarhan, farklılıkların okul ortamında kolaylıkla hedef haline getirilebildiğine dikkat çekti. “Özel yetenekli, sosyal iletişimde zorlanan veya takım ilişkilerine uyum sağlamakta güçlük çeken çocukların daha fazla zorbalığa maruz kalabildiğini görüyoruz.” diyen Prof. Dr. Tarhan, akademik zekâsı yüksek bir çocuğun dahi sosyal ipuçlarını okumakta zorlanabileceğini ifade etti. Prof. Dr. Tarhan, “Diğer çocuklarla aynı biçimde tepki vermeyince önce farklı görülür, ardından alay konusu olabilir ve süreç zorbalığa dönüşebilir. Akademik zekâ ile sosyal ve duygusal beceriler her zaman aynı ölçüde gelişmiyor. Bu nedenle çocuğu yalnızca ‘utangaç’, ‘uyumsuz’ veya ‘garip’ şeklinde etiketlemek yerine sosyal iletişim becerileri açısından değerlendirmek gerekir.” dedi. “Ben güçlüyüm, o savunmasız; o halde onu ezebilirim” Zorbalığın merkezinde çoğu zaman yanlış bir güç algısının bulunduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Zorbalığın temelinde çoğu zaman güç üzerinden kurulan yanlış bir ilişki vardır: ‘Ben güçlüyüm, o savunmasız; o halde onu ezebilirim.’ Empati ve merhametin zayıfladığı ortamlarda farklı olan çocuk daha kolay hedef haline gelir. Bir başka önemli sorun da sessiz kalan öğrencilerin görünmez hale gelmesidir. Zorbalık yalnızca zorbanın ve mağdurun sorunu değildir; sınıfın tamamını ilgilendiren bir okul iklimi problemidir.” ifadesinde bulundu. Bu noktada öğretmene önemli sorumluluk düştüğünü söyleyen Prof. Dr. Tarhan, sınıfın liderinin öğretmen olması gerektiğini belirterek, “İyi bir öğretmen sınıfındaki öğrencileri tanır; geride kalanı, sessizleşeni, dışlananı fark eder. Fakat bunu çocuğu herkesin önünde teşhir ederek değil, birebir ve empatik iletişim kurarak yapar.” dedi. “Zorbalık yapan çocuğu da sadece ‘kötü çocuk’ diye damgalamayın” “Zorbalık yapan çocuk da sadece ‘kötü çocuk’ diye damgalanmamalıdır.” diyen Prof. Dr. Tarhan, “Her şiddet davranışı aynı zamanda bir mesajdır. Çocuğun hangi duygusal ihtiyacının karşılanmadığına, ailede nasıl bir iletişim gördüğüne, kendisini değersiz hissedip hissetmediğine bakmak gerekir.” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Tarhan, sevginin az, baskının ve eleştirinin fazla olduğu ailelerde çocuğun şiddeti problem çözme yöntemi olarak öğrenebildiğini belirterek, “Ailede sıcak bir ortamın olmaması hem fail olmaya hem de kurban olmaya zemin hazırlayabiliyor.” dedi. Siber zorbalıkta “güvenli alan” ortadan kalkıyor Raporun dikkat çeken başlıklarından biri de dijitalleşmeyle birlikte zorbalığın okul dışına taşınması oldu. Siber zorbalık raporda; dijital platformlar üzerinden tehdit, taciz, alay, iftira, siber şantaj ve mahremiyet ihlali yoluyla çocukların psikolojik ve sosyal olarak hedef alınması şeklinde tanımlanıyor. Prof. Dr. Tarhan ise sosyal medyanın zorbalığın “seyirci kitlesini” büyüttüğünü belirterek, “Eskiden birkaç kişinin gördüğü bir alay veya dışlama olayı sınırlı bir çevrede kalırken, bugün sosyal medyanın viral etkisiyle onlarca, yüzlerce hatta çok daha fazla kişiye ulaşabiliyor.” dedi. “Siber zorbalıkta okulun kapısı kapanmıyor” Siber zorbalığın yüz yüze zorbalığa göre en önemli farklarından birinin süreklilik olduğuna dikkat çeken Tarhan, şu ifadeleri kullandı: “Yüz yüze zorbalık çoğunlukla belirli bir fiziksel ortamda meydana gelir. Çocuk okuldan çıktığında belli ölçüde güvenli alanına dönebilir. Siber zorbalıkta okulun kapısı kapanmıyor. Telefon çocuğun cebinde olduğu için tehdit, hakaret, ifşa ve dışlama eve, hatta çocuğun odasına kadar geliyor. Bu durum mağdurda ‘kaçabileceğim güvenli bir alan yok’ duygusunu oluşturabiliyor.” Dijital ortamda bir fotoğraf veya videonun tekrar tekrar paylaşılmasının travmatik etkiyi sürdürebildiğini kaydeden Tarhan, çocuklarda okul reddi, akademik başarı düşüşü, içe kapanma, depresif belirtiler ve yoğun kaygının görülebileceğini belirtti. Çocukların yüzde 80’i günde 3 saatten fazla ekranda Raporda çocukların yaklaşık yüzde 80’inin günde üç saatten fazla aktif olarak dijital ekran karşısında kaldığı bildiriliyor. Raporda aşırı ekran maruziyetinin odaklanma zafiyeti ve öğrenilen bilgilerin uzun süreli belleğe aktarılmasında sorunlarla ilişkilendirildiği de ifade ediliyor. Kontrolsüz kullanımın gerçek ilişkilerin yerine sanal ilişkileri geçirebildiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “Ben sosyal medyanın akran ilişkilerinde zaman zaman toksik etki yaptığını düşünüyorum. Gerçek akran ilişkisinde yüz yüze iletişim, fiziksel temas, mimikleri okuma, karşı tarafın sevincini ve üzüntüsünü gözlemleme vardır. Empati bu ilişkiler içerisinde gelişir. Ekran ilişkisinde ise bunların önemli bir bölümü ortadan kalkıyor.” dedi. “Dijital anestezi” uyarısı Uzun süreli ve amaçsız ekran kullanımını “dijital anestezi” kavramıyla açıklayan Prof. Dr. Tarhan, “Çocuk ekranın karşısına geçtiğinde zaman ve öncelik algısını kaybedebiliyor. Çocuğa amaçlı kullanmayı, zaman yönetimini, dijital ortamda karşısındakinin de duyguları olan gerçek bir insan olduğunu öğretmek gerekir. Empatiyi öğretmek burada çok değerlidir; çünkü empatiyi öğrenen çocuk siber zorbalığa daha az yönelir.” ifadelerini kullandı. Dünyada sosyal medyaya yaş sınırı gündemde Raporda farklı ülkelerin çocukları dijital risklerden korumak amacıyla aldığı önlemlere de yer veriliyor. Çin’de 16 yaşından küçüklerin ebeveyn izni olmadan sosyal medya hesabı açmasına sınırlama getirildiği, Güney Kore’de 16 yaş altındaki çocuklara yönelik gece çevrimiçi oyun kısıtlamalarının uygulandığı, ABD’nin Florida eyaletinde küçük yaştaki çocukların sosyal medya kullanımına ilişkin yasal düzenlemelerin bulunduğu aktarılıyor. Raporda ayrıca Avustralya, Yunanistan ve İrlanda’daki düzenleme tartışmaları ile Türkiye’de 13 yaş altının sosyal ağlara erişimine yönelik çalışma bilgileri de yer alıyor. “Hedef dış denetimden iç denetime geçiş olmalı” Küçük yaşlarda ekran kullanımının sınırlandırılması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Ergenlik döneminde yalnızca yasaklayıcı bir yaklaşım çoğu zaman ters etki yapabilir. Çocuk, anne babanın bulunmadığı ortamda yine dijital dünyayla karşılaşacaktır. Eğer iç denetim geliştirmemişse yasak kalktığı anda kontrolsüz kullanıma yönelebilir. Bu nedenle hedef dış denetimden iç denetime geçiş olmalıdır.” dedi. “Burada dijital ebeveynlik gerekiyor.” diyen Tarhan, anne ve babanın hem sınır koyması hem de sınırın nedenini anlatması gerektiğini belirterek, çocuklara medya okuryazarlığı ve bilinçli dijital kullanım becerileri kazandırılması gerektiğini söyledi. Raporda dikkat çeken kavram; “Akran nezaketi” Raporda zorbalıkla mücadelede “akran nezaketi” ve “dijital nezaket” kavramları da öne çıkıyor. Milli Eğitim Bakanlığı ve sivil toplum iş birliğiyle “Zorbalıktan Uzak Programı”nın pilot uygulamalarının yürütüldüğü, 12-13 yaş grubunda akrandan akrana eğitim programlarının gerçekleştirildiği belirtiliyor. Uzmanların ilkokul üçüncü sınıftan itibaren dijital etik kuralların müfredata alınmasını istediği aktarılırken, BTK’nın da siber zorbalığı “siber nezakete”, akran zorbalığını ise “akran nezaketine” dönüştürmeyi amaçlayan çalışmalar yürüttüğü ifade ediliyor. “Negatifle mücadelenin yolu pozitifi artırmaktır” Prof. Dr. Nevzat Tarhan da zorbalığı yalnızca yasaklama ve cezalandırma yaklaşımıyla çözmenin mümkün olmadığını belirterek “akran nezaketi” kavramının önemine dikkat çekti. Tarhan, “Akran zorbalığıyla mücadelede yalnızca negatifi ortadan kaldırmaya çalışmak yeterli değildir. Negatifle mücadelenin en etkili yollarından biri pozitifi artırmaktır. Bu nedenle ‘akran zorbalığı’nın karşısına ‘akran nezaketi’ni koymak gerekir. Nezaketin içerisinde empati vardır; karşı tarafın hakkını, ihtiyacını ve duygusunu dikkate almak vardır. Yalnızca karşı tarafı anlamak değil, onu incitmeden problemi çözme becerisi vardır.” diye konuştu. “Teknoloji hız verir ama değerler yön gösterir” Zorbalığı önlemede sosyal ve duygusal eğitimin ergenliğe bırakılmaması gerektiğini vurgulayan Tarhan, “Bilgi yüklemekten önce çocuğun karakterine bir pusula kazandırılması önemlidir. Çünkü teknoloji hız verir ama değerler yön gösterir.” ifadelerini kullandı. Empatinin doğuştan değişmez bir özellik değil, öğrenilebilen bir beceri olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Değer eğitimini yalnızca haftada bir saatlik ders olarak düşünmemek gerekir. Değer içerikli eğitim olmalıdır. Matematikte, edebiyatta, tarihte, hatta fen derslerinde bile olaylar üzerinden adalet, dürüstlük, merhamet, iş birliği ve sorumluluk tartışılabilir. Böylece değerler teorik bir bilgi olmaktan çıkar, günlük hayatın parçası haline gelir.” dedi. “Akran zorbalığının ilacı empatik iletişimdir” Zorbalık gerçekleştikten sonra yalnızca cezalandırmaya odaklanmanın yeterli olmadığını söyleyen Tarhan, sözlerini şöyle tamamladı: “Zorbalık yapan çocuğun yaptığı davranışın sonucunu görmesi, mağdurun ne hissettiğini anlaması ve sorumluluk alması sağlanmalıdır. Akran zorbalığının karşısına akran nezaketini koymak gerekir. Akran zorbalığının ilacı empatik iletişimdir. Bütün kötücül davranışların ortak noktalarından biri empati yoksunluğudur. Çocuğun vicdanını, merhametini ve empati kapasitesini geliştirirsek zorbalık ortaya çıktıktan sonra peşinden koşmak yerine daha ortaya çıkmadan önleyebiliriz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.