Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Sosyal Sorumluluk

Kapsül Haber Ajansı - Sosyal Sorumluluk haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sosyal Sorumluluk haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Enerjisa’nın Enerji Verimliliği Projesi Hatay’da Çocuklara Ulaştı Haber

Enerjisa’nın Enerji Verimliliği Projesi Hatay’da Çocuklara Ulaştı

‘Herkes İçin Daha İyi Bir Gelecek’ vizyonuyla Türkiye’nin enerji dönüşümüne öncülük eden Enerjisa Enerji, geleceğin mimarları olan çocukların enerji bilinçliliğine değer katarak toplumsal fayda odaklı çalışmalarına yeni bir heyecan katmak için önemli bir çalışmaya imza attı. 16 yıldır 400 bine yakın çocuğa ulaşarak enerji tasarrufu ve verimlilik farkındalığı oluşturan Enerjimi Koruyorum Sosyal Sorumluluk Projesi, günümüz ihtiyaçlarına göre pedagoglar eşliğinde yeniden kaleme alınan senaryosuyla bu kez Hatay’da çocuklarla buluştu. Hatay’da 5 ilçede 3 binden fazla çocuk tiyatroyla buluştu Hatay Büyükşehir Belediyesi’nin tiyatro tırı desteğiyle 24-28 Ağustos tarihleri arasında hayata geçen yaz turnesi boyunca kentin İskenderun, Arsuz, Yayladağ, Samandağ ve Defne ilçeleri olmak üzere toplam 5 ilçede tiyatronun birleştirici ve öğretici gücü bölgeye taşındı. 5 gün boyunca farklı ilçelerde sahnelenen oyunlarla 3 binden fazla çocuğa ulaşılırken, enerji verimliliği ve sürdürülebilir yaşam alışkanlıkları eğlenceli bir hikaye üzerinden keşfedildi. Dijitalleşen dünyada çocukluğun değişen dinamiklerini sahneye taşıyan yeni metin; sadece kaynakları verimli kullanmayı ve yenilenebilir enerjinin gücünü anlatmakla kalmıyor, ekran başında geçirilen uzun saatler yerine sokakta, akranlarla oyun oynamanın kıymetini de vurguluyor. Hatay’da 5 farklı noktada sahnelenen gösterimlerle çocukların hem kendi yaşam enerjilerini korumaları hem de arkadaşlarıyla birlikte keyifli, eğitici bir deneyim paylaşmaları amaçlandı. Enerjimi Koruyorum’da her 1 TL yatırım 3,17 TL sosyal değer yaratıyor Enerjisa Enerji, sosyal sorumluluk projelerinin oluşturduğu değeri bilimsel yöntemlerle ölçmeye devam ediyor. Bu kapsamda gerçekleştirilen Sosyal Getiri Yatırım (SROI) analizine göre Enerjimi Koruyorum Sosyal Sorumluluk Projesine yapılan her 1 TL'lik yatırımın, 3,17 TL sosyal değer oluşturduğu hesaplandı. Ebru Taşcıoğlu: Çocukların tebessümü en büyük enerji kaynağımız Tiyatro turnesinin önemine değinen Enerjisa Enerji Sürdürülebilirlik ve Kurumsal Yetkinlikler Bölüm Başkanı Ebru Taşcıoğlu, Hatay’da yoğun ilgi gören yaz turnesine ilişkin şu sözlerle değerlendirmede bulundu: “Enerimi Koruyorum ile 16 yıldır çocukların enerji ve çevre konusunda erken yaşta farkındalık kazanmalarına katkı sağlıyoruz. Çünkü daha iyi bir geleceğin, çocuklara bugün kazandırdığımız bilinç ve alışkanlıklarla şekilleneceğine inanıyoruz. Bu yıl oyunumuzu pedagogların katkısıyla yenilerken çocukların değişen dünyasını da dikkate aldık. Enerji verimliliği ve sürdürülebilir yaşamın yanında arkadaşlığın, birlikte vakit geçirmenin ve çocuk olmanın değerine odaklandık. Sanatın birleştirici ve iyileştirici gücüyle çocuklara hem düşündüren hem de yüzlerini güldüren bir deneyim yaşatmak istedik. Yenilenen oyunumuzu Hatay’da çocuklarla buluşturmak da bu nedenle bizim için çok değerliydi. Beş gün boyunca onların heyecanına, merakına ve mutluluğuna ortak olduk. Çocukların yüzlerindeki tebessümün en büyük enerji kaynağımız. Bu nedenle Enerjimi Koruyorum projemizi 16 yıldır sürdürüyor, çocukların hayatında güzel bir iz bırakmak ve onlarla birlikte daha iyi bir geleceğe katkı sunmak için çalışıyoruz.” Enerjisa Enerji Hakkında ‘Daha iyi bir gelecek’ vizyonuyla sürdürülebilirlik ve teknolojinin çarpan etkisini kullanarak Türkiye’nin enerji dönüşümüne öncülük eden Enerjisa Enerji, ana iş kolları olan elektrik dağıtım ve perakende satış alanlarında Türkiye’nin yüzde 25’ine hizmet sunuyor. Sektörün en büyük oyuncusu olan Enerjisa Enerji, 14 ilde 11 milyon müşteriye ulaşarak 22,3 milyonu aşkın kullanıcıya elektrik dağıtım hizmeti sağlıyor. Enerjisa Enerji, İşimin Enerjisi markasıyla müşterilerine, yenilenebilir enerji ve verimlilik çözümleri sunarken; hisselerinin tamamına sahip olduğu Eşarj ile Türkiye’nin ilk şarj istasyonu ağını işletiyor. Ana sermayedarları Sabancı Holding ve E. ON olan Enerjisa Enerji’nin yüzde 20 hissesi halka açık olup Borsa İstanbul’da işlem görüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Gezen Sinema Türkiye’nin 81 İlinin Tamamına Ulaştı  Haber

Gezen Sinema Türkiye’nin 81 İlinin Tamamına Ulaştı 

Sekiz yılda 681 ilçeyi ziyaret eden proje kapsamında bir buçuk milyondan fazla çocuğun sinemayla buluştuğunu belirten Ersoy, “Kültür ve sanatı çocuklarımızın ayağına götürmeye, Türkiye’nin dört bir yanında yeni hayallere perde açmaya devam edeceğiz.” dedi. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü tarafından beyaz perdeye erişim imkânı bulamayan çocukları sinemayla tanıştırmak amacıyla 2018 yılında başlatılan Çocuklar İçin Gezen Sinema, sekiz yıllık yolculuğunda önemli bir kilometre taşını geride bıraktı. Şehir şehir, ilçe ilçe Türkiye’yi dolaşan proje, 81 ilin tamamına ulaşırken bugüne kadar 681 ilçede bir buçuk milyondan fazla çocuğu sinemanın heyecanıyla buluşturdu. Sanat İçin Yola Çık Kültür ve Sanat Derneği ile Türk Telekom iş birliğinde yürütülen proje kapsamında özel olarak tasarlanan sinema tırları, özellikle sinema salonu bulunmayan ilçe, belde ve köylere ulaşıyor. Çocuklara ücretsiz film gösterimlerinin gerçekleştirildiği proje, kültür ve sanata erişim imkânlarının yaygınlaştırılmasına katkı sağlıyor. Ersoy: “Artık Türkiye’nin 81 ilinin tamamındayız” Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy da projenin ulaştığı noktayı sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla duyurdu. Ersoy, “Çocuklarımızın sinemayla tanışması için 2018 yılında başlattığımız Çocuklar İçin Gezen Sinema ile artık Türkiye’nin 81 ilinin tamamındayız. Sekiz yılda 681 ilçeye ulaştık, bir buçuk milyondan fazla çocuğumuzu beyaz perdenin heyecanıyla buluşturduk.” ifadelerini kullandı. Sinema salonu bulunmayan ilçe, belde ve köylere kadar uzanan yolculuğun önemine dikkati çeken Bakan Ersoy, çocukların kimi zaman ilk kez bir filmi beyaz perdede izlemelerine ve sinemanın dünyasıyla tanışmalarına vesile olduklarını belirtti. Yoğun ilgiyle kapasite iki katına çıktı Projeye gösterilen yoğun ilginin ardından Gezen Sinema’nın erişim kapasitesi 2025 yılında artırıldı. Türk Telekom’un desteğiyle sinema tırı sayısı ikiye çıkarılırken gösterim takvimi de genişletildi. Böylece daha fazla ilçe ve beldeye ulaşılması sağlandı. Bakan Ersoy, projenin büyüyerek devam edeceğini vurgulayarak, “Kültür ve sanatı çocuklarımızın ayağına götürmeye, Türkiye’nin dört bir yanında yeni hayallere perde açmaya devam edeceğiz.” dedi. Ersoy, projeye katkı sunan Sinema Genel Müdürlüğüne, Sanat İçin Yola Çık Kültür ve Sanat Derneğine ve Türk Telekom’a da teşekkür etti. Gezen Sinema her yaştan izleyiciye ulaşıyor Çocuklara yönelik gösterimlerin yanı sıra Gezen Sinema, özellikle yaz aylarında ilçe ve köy meydanlarında düzenlenen açık hava gösterimleriyle her yaştan sinemaseveri bir araya getiriyor. Projenin sosyal sorumluluk faaliyetleri kapsamında ceza infaz kurumları, hastaneler ve yaşlılara hizmet veren sosyal hizmet kuruluşlarında da film gösterimleri gerçekleştiriliyor. Bazı gösterimlerde sanatçılar da izleyicilerle buluşuyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü, Gezen Sinema ile çocukların nitelikli kültür ve sanat etkinliklerine erişimini artırmayı, sinema kültürünü yaygınlaştırmayı ve Türkiye’nin her köşesinde yeni izleyici kuşaklarının yetişmesine katkı sağlamayı sürdürüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İGSAŞ, Sektörde Bir İlke İmza Atarak ‘Tarım Danışma Kurulu’nu Hayata Geçirdi Haber

İGSAŞ, Sektörde Bir İlke İmza Atarak ‘Tarım Danışma Kurulu’nu Hayata Geçirdi

Yıldızlar Yatırım Holding bünyesinde faaliyet gösteren ve Türkiye tarım ve kimya sektörünün öncü şirketlerinden İGSAŞ, Türk tarım sektöründe bir ilke imza atarak ülkenin sürdürülebilir geleceğine katkı sunmak amacıyla hayata geçirdiği Tarım Danışma Kurulu’nun ilk toplantısını gerçekleştirdi. Şirket yöneticileri ile finans, medya, akademi ve strateji alanlarından bağımsız uzman isimleri buluşturan kurul, "Tarımda Dönüşüm: İklim, Enerji, Tedarik Zinciri, Dijitalleşme ve Sürdürülebilirlik" teması etrafında bir araya geldi. Sektördeki görünümü ve gelecek stratejilerini kapsamlı şekilde ele alan yapı, ortaya koyacağı ortak akılla hem İGSAŞ’ın yol haritasına hem de Türkiye tarımının yarınlarına rehberlik etmeyi hedefliyor. Gübre ve tarım girdileri sektörünün öncü markalarından İGSAŞ, ülke tarımına değer katmak ve sektörün sürdürülebilir gelişimini desteklemek amacıyla Tarım Danışma Kurulu’nu kurdu. Sektöründe bir ilk olma niteliği taşıyan kurul, ilk toplantısını gerçekleştirdi. Farklı disiplinlerden gelen uzmanlıkları ortak bir değerlendirme zemininde birleştiren kurul, tarım ekosistemine bütüncül bir perspektif kazandırmayı amaçlıyor. Toplantıda İGSAŞ yönetimini Genel Müdür İlkay Ünal ile şirket yöneticileri temsil etti. Danışma kurulunda Türkiye İş Bankası Tarım Bankacılığı Pazarlama Müdürü Umut Yiğit, Stratejik Danışman Tunç Emre Toptaş ve İGSAŞ Akademik Danışmanı Metin Turan’ın yanı sıra medya sektöründen bir temsilci de yer alarak görüş ve önerilerini paylaştı. Kapsamlı Gündem: İklimden Dijitalleşmeye Tarımda Dönüşüm “Tarımda Dönüşüm: İklim, Enerji, Tedarik Zinciri, Dijitalleşme ve Sürdürülebilirlik” başlığı altında gerçekleşen ilk buluşmada, küresel ve yerel tarım sektörünün mevcut durumu kapsamlı bir şekilde masaya yatırıldı. İklim değişikliğinin yansımaları ve yeni karbon düzenlemelerinin sektöre etkilerinin yanı sıra enerji maliyetleri, tedarik zinciri dayanıklılığı ve dijital teknolojilerin sunduğu fırsatlar detaylıca değerlendirildi. Toplantıda ayrıca önümüzdeki dönemin öncelikli stratejik başlıkları tespit edildi. Ortak Akılla Geleceğe Yön Verilecek Farklı uzmanlık alanlarının sunduğu zengin bakış açısını merkeze alan İGSAŞ Tarım Danışma Kurulu, düzenli toplantılarla çalışmalarına devam edecek. Yapılan değerlendirmelerin ve üretilen stratejik fikirlerin, İGSAŞ’ın uzun vadeli yol haritasına yön vermesinin yanında Türkiye tarımının küresel ölçekte rekabet edebilir ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşmasına da önemli katkılar sunması hedefleniyor. Yıldızlar Yatırım Holding Hakkında Temelleri 1890’lı yıllarda Hasan Yıldız’ın Trabzon’un Of ilçesinde başlattığı kereste ticaretiyle atılan Yıldızlar Yatırım Holding, 130 yılı aşkın köklü geçmişiyle Türkiye’nin önde gelen sanayi gruplarından biridir. Holding, bugün Yıldız Entegre, İGSAŞ ve Yıldız Demir Çelik gibi sektörünün öncü şirketleriyle orman ürünleri, kimya ve gübre sanayi, demir-çelik, liman işletmeciliği, deniz taşımacılığı, enerji ve sigortacılık olmak üzere sekiz ana sektörde faaliyetlerini sürdürmektedir. Holding, Türkiye’nin farklı bölgelerinde yer alan 14 üretim tesisi, 2 limanı ve 5 bini aşkın çalışanıyla ülke ekonomisine değer katmaktadır. Romanya ve Slovenya’daki uluslararası yatırımlarıyla küresel ölçekte üretim ve dağıtım gerçekleştiren Yıldızlar Yatırım Holding, bugün 80’i aşkın ülkeye ihracat yapmaktadır. Yıldızlar Yatırım Holding, toplumsal fayda yaklaşımını “Sürdürülebilir İyiliğin İzinde” vizyonu doğrultusunda şekillendirmekte, sosyal sorumluluk projelerini Fehmi Yıldız Vakfı aracılığıyla hayata geçirmektedir. Holding’in Kurucusu Fehmi Yıldız’ın topluma kalıcı eserler bırakma anlayışıyla şekillenen Vakıf, eğitim, çevre, Sanat, Spor ve toplumsal fayda alanlarında yürüttüğü çalışmalarla özellikle çocukların ve gençlerin gelişimini desteklemeyi, eğitim olanaklarının güçlendirilmesine katkı sunmayı ve kalıcı sosyal değer üretmeyi hedeflemektedir. İGSAŞ Hakkında 1971’den bu yana faaliyet gösteren İstanbul Gübre Sanayi A.Ş. (İGSAŞ), 900’ü aşkın çalışanı, 800’ü aşkın bayisi ve güçlü endüstriyel iş ortaklarıyla Türkiye’nin lider gübre üreticisi konumundadır. Türkiye’nin gübre ihtiyacının yüzde 20’sini tek başına karşılayan İGSAŞ; Kocaeli, Kütahya, Antalya, Samsun ve Hatay’daki modern tesislerinde üre, NPK, DAP, CAN, AS ve AN gibi temel gübrelerin yanı sıra özel formülasyonlu ve organomineral ürünleriyle çiftçilere ve sanayiye güvenilir çözümler sunmaktadır. Türkiye’nin ilk üre, PPAN ve potasyum nitrat üreticisi olarak sektördeki benzersiz konumunu koruyan İGSAŞ, sürdürülebilir tarımı destekleyen, geniş yelpazede yenilikçi ve çevre dostu çözümleriyle tarımın geleceğine yön vermektedir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Tezyapı İnşaat Kurucu Ortağı Kamber Tezik: Dün Çarık Giyen Babam, Bugün Görüntülü Telefon ile Konuşuyor Haber

Tezyapı İnşaat Kurucu Ortağı Kamber Tezik: Dün Çarık Giyen Babam, Bugün Görüntülü Telefon ile Konuşuyor

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? 1977 Tunceli doğumluyum. Kalabalık bir ailede büyüdüm. Zorluklarının yanında bana kattıkları da değerli.10 kişi aynı tencereden yemek yerseniz, paylaşmayı öğrenirsiniz. Öyle bir yoksulluk vardı ki, bir kaşığı ya da bardağı iki kardeş sırasıyla kullanırdık. Bir yudum o alırdı, bir yudum ben. Bu imkansız gelebilir, ama böyleydi. Böyle olunca başkasının hakkına saygı duymayı öğreniyorsunuz. Ya da hakkı yenilen, buna karşı bir direnç gösteriyor. Bu da esasen bir mücadele ruhu veriyor ???? Babam, bütün bu imkânsızlıklara rağmen eğitime çok önem veren biriydi. Şartlarımız kolay değildi, ama çocuklarını okutmaktan hiçbir zaman vazgeçmedi, başardı da. Çoğumuz okuduk. Kariyerinizde bugünlere gelene kadar hangi önemli dönüm noktalarını yaşadınız? Hayatımın en önemli dönüm noktalarından biri kesinlikle gazeteciliğe başladığım gündür. Aslında oraya gelene kadar da kolay bir yolculuğum olmadı. Ailemin bizi okutacak maddi imkânı yoktu. Bu nedenle hem çalıştım hem okudum. Gazeteciliğe başlangıcım da biraz böyle oldu. Düşünün; 1988 yılında televizyonla tanıştım, 1996 yılında kalkıp gazetecilik yapmaya çalışıyorum. Üstelik beni oraya gönderen, aracı olan ya da referans veren hiç kimse de yok. Bir gün kendi başıma, çat kapı gazeteye gittim ve “Ben köşe yazarlığı ya da muhabirlik için başvurmak istiyorum” dedim. Tabii hemen, “Dur bakalım, köşe yazarlığı için ciddi bir birikim gerekir. Sen önce muhabirlikten başla” dediler. İşin ilginç tarafı, o gün muhabirlik yapabilecek birikime de sahip değilim. Ama öyle bir cesaret ve özgüven var. Biraz da öğrenciliğin verdiği rahatlık var. Çünkü bir şekilde anketörlük yaparak bile hayatımı idame ettiriyorum. Daha sonra haber müdürümüz bana, “Bugüne kadar buraya kendi başına gelip bu şekilde başvuran ilk kişisin” demişti. Sanırım benim o cesaretim onun da hoşuna gitmişti ve böylece gazetecilik serüvenim başladı. Gazetecilik benim için sadece bir meslek olmadı, adeta ikinci bir okul oldu. Çok farklı insanları, kurumları ve sektörleri tanıma fırsatı buldum. Araştırmayı, soru sormayı, gözlemlemeyi ve en önemlisi insanı anlamayı orada öğrendim. Bugün iş hayatında aldığım kararlarda, insanlarla kurduğum ilişkilerde ve yöneticilik anlayışımda gazeteciliğin bana kazandırdığı o bakış açısının çok büyük payı olduğunu düşünüyorum. Sizin için 'başarı'yı tanımlar mısınız? Sizi diğerlerinden farklı kılan ve başarınızı sağlayan kişisel stratejiler neler? Aslında hayat bir koşudur. Burada başarı da esasında başladığın ile geldiğin nokta arasındaki mesafedir. Dikkat edilecek esas şudur: Kimisi hazır bir yolda ilerlerken, kimi bir yol bulmaya ya da bir yol açmaya çalışıyor. Emin olun, inanırsanız başarırsınız. Sadece hazır bir yolda ilerleyene karşı, bir yol bulmanız gerekiyorsa, ona göre biraz daha fazla çalışacaksınız. Zorlukla karşılaştığınız her an Hannibal’e atfedilen şu sözü hatırlayın: Ya bir yol bulacağız ya bir yol yapacağız. Başarıya giden yolda karşılaştığınız en büyük zorluk neydi ve bunu nasıl aştınız? Size şartlardan şikâyet etmek yerine, o şartlardan bir fikir, bir fırsat çıkarmanın güzel bir hikayesini anlatacağım: Gazetecilikten sonra bir kafe açmaya karar vermiştik. Bir miktar paramız vardı ama hayal ettiğimiz kafeyi kurmaya yetecek kadar değildi. Bütçeyi yaptığımızda en büyük maliyetlerden birinin oturma grupları olduğunu gördük. O zaman kendi kendimize, “Madem yeni mobilya alacak paramız yok, bunu neden dezavantaj olarak görelim?” dedik. Kafenin adını “Eskici” koymaya karar verdik. Evlerimizdeki eski koltukları, sandalyeleri topladık, getirdik. Artık eski koltuklar fakirlikten değil, konseptten oradaydı. İnsanlar da yadırgamadı; tam tersine mekânın ruhunun bir parçası olarak gördüler. Fakat başka bir problemimiz daha vardı. Kafe ara sokaktaydı. İnsanların bizi bulması kolay olmayacaktı. Gazeteci refleksi ile bunun için de küçük bir fikir geliştirdik. Gelen müşterilerimizin siyah-beyaz fotoğraflarını çekiyor ve onlara hediye ediyorduk. Bir hafta sonra gelip alabiliyorlardı. Gelince de genellikle farklı kişilerle geliyorlar. Tekrar çekiyoruz, tekrar geliyorlar. Bu şekilde müşteri bağlanmış oldu. Ekonomik durumu iyi olmayan müşterilerimiz için de “askıda fiş” uygulamamız vardı. Parası olmayan biri gelip askıdan fişi alıyor, hesap öder gibi kasaya gidip fişi veriyor. Bu da insanların hoşuna gidiyor. Bir yıl sonra Eskici Kafe adres tariflerinde kullanılıyordu. Bugün, sizin konumunuza ulaşmak isteyen birisi için en kritik öneriniz ne olurdu? Başkasının yolunu bire bir takip etmeye çalışmayın. İlham alın ama kendi yolunuzu yapın. Başkasıyla aynı işi yaparsanız sadece mevcut pastadan pay alırsınız, ki bu kolay değil. Başarmak için ya yeni bir iş yapacaksınız ya da herkesin yaptığı bir işe fark katacaksınız. Liderlik anlayışınızı nasıl tanımlarsınız? Ekibinizi motive etmek ve yönlendirmek için hangi stratejileri benimsiyorsunuz? Esasında lider, timini iyi kuran bir komutandır. Bu komutan, ekibini doğru kişilerden seçmişse başarılı olma şansı yüksektir. Dolaysıyla ben liderliği her şeyi bilen, her işe müdahale eden kişi olmak olarak görmüyorum. Bana göre liderin en önemli görevi doğru insanları bir araya getirmek ve doğru işe doğru kişiyi vermektir. Liderin işi de bu yapının doğru çalışmasını sağlamaktır. İki şey çok önemserim ahlak ve şeffaflık. Bu insanların size güvenmesini sağlayacaktır. Güvenin olmadığı yerde, ekibi uzun süre bir arada tutmanız mümkün değildir. Ekibe sürekli ne yapmaları gerektiğini söylemek yerine onlara güvenmeli ve sorumluluk vermelisiniz. Başarıyı takdir etmeli, ödüllendirmeli ve kutlamalısınız. Bu motivasyonu arttırdığı gibi ekibe aidiyet duygusu da kazandırır. Şirketinizin vizyonu ve misyonu doğrultusunda önümüzdeki yıllara dair büyük hedefleriniz nelerdir? Esasında temel faaliyet alanımız inşaat. Dijital medya alanında bir şirketimiz var. Çok aktif değil. İnşaat tarafında hedefimiz sadece daha fazla proje yapmak değil. Daha nitelikli, teknolojiyi kullanan, çevreye ve insana karşı sorumluluğunu bilen işler ortaya koymak istiyoruz. Kendi enerji ve su ihtiyacının önemli bölümünü karşılayan deprem dayanıklılığı yüksek binalar yapmak istiyoruz. Maalesef ki mevzuat, kamu ve yerel yönetimler bu alanlarda çok geriden geliyor. Dijital medya tarafında ise dünya çok hızlı değişiyor. Özellikle yapay zekâ ile birlikte önümüzde bambaşka bir dönem açılıyor. Biz bu değişimi uzaktan izleyen değil, mümkün olduğunca erken anlayan ve işine adapte eden tarafta olmak istiyoruz. İçerik üretiminden iletişime, marka yönetiminden yeni dijital projelere kadar bu alanda ciddi bir büyüme potansiyeli görüyoruz. Tezyapı İnşaat olarak hangi alanlarda faaliyet gösteriyorsunuz? Hayata geçirdiğiniz projelerden, çalışma modelinizden ve sizi sektörde farklılaştıran yaklaşımınızdan bahseder misiniz? Tezyapı İnşaat olarak sektördeki faaliyetlerimizin iki temel ayağı var. Birincisi nitelikli tadilat ve renovasyon projeleri, ikincisi ise konut üretimi. Nitelikli tadilat tarafında Türkiye’nin iyi firmalarıyla iş ortaklığımız var. Anahtar teslim üstlendiğimiz taahhütlü işlerde, mimari, inşaat, elektrik ve mekanik süreçleri bir bütün olarak yönetiyoruz. İnşaat sektöründe işi yapacak insan bulabilirsiniz; fakat işi doğru planlayacak, farklı ekipleri aynı hedef doğrultusunda yönetecek, sahada ortaya çıkan sorunlara hızlı çözüm üretecek ve başladığı işi aynı kalite standardıyla teslim edecek profesyonel bir organizasyon bulmak o kadar kolay değil. Biz yıllar içerisinde bu açığı fark ettik ve tam olarak bunu oluşturmaya çalıştık. Bugün en büyük gücümüzün profesyonel ekiplerimiz, iş disiplinimiz ve oluşturduğumuz çalışma ahlak ve kültürü olduğunu düşünüyorum. Ekiplerimiz işini yaparken, “kendi işini yapıyormuş gibi” empati kurarak hareket ediyor. Yıllardır bu kültürü oluşturmaya çalıştık. Öte yandan kaliteyi ucuza satmıyoruz. Kalitenin bir bedeli varsa, bu işi yaptıran tarafından ödenmelidir. Zira, fiyatı aşağı çekmek istediğinizde, mutlaka bir yerden fedakârlık etmek zorundasınız. Malzemeden, işçilikten, zamandan, iş güvenliğinden ya da çalışanların çalışma koşullarından... Şunu biliyoruz: Bir yerde olağanüstü ucuz bir fiyat varsa, çoğu zaman görünmeyen bir bedel de vardır. O bedeli bazen kalitesiz malzemeyle yapı öder, bazen birkaç yıl sonra yeniden tadilat yaptırmak zorunda kalan işveren öder, bazen de emeğinin karşılığını alamayan çalışan öder. Biz Tezyapı olarak bu anlayışın dışında durmaya çalışıyoruz ve o bedeli başkasına ödetmek istemiyoruz. Nitelikli insanlarla çalışmanın, doğru malzeme kullanmanın, çalışanlarınıza insani çalışma koşulları sağlamanın, iş güvenliğinden taviz vermemenin ve işinizi zamanında teslim etmenin bir maliyeti var. Bunun da yapılan işin fiyatında bir karşılığı olması gerektiğine inanıyorum. Bu nedenle anahtar teslim projelerden en küçük tadilat işlerine kadar aynı anlayışla çalışıyoruz. Profesyonel ekiplerle, doğru malzemeyle, şeffaf teklif ve ihale süreçleriyle ilerliyoruz. Çalışanlarımızın insani koşullarda çalışmasını ve emeğinin karşılığını almasını da yaptığımız işin kalitesinden ayrı görmüyoruz. Faaliyetlerimizin ikinci ayağı olan konut üretiminde de aynı hassasiyeti gösteriyoruz… Ürettiğimiz konutlarda, özellikle statik anlamda, her zaman yerel yönetim standartlarının üzerinde durmaya çalıştık. Projede öngörülenin üzerinde, donatı ve beton kullandık, kullanıyoruz… Bunun yanında bir hayalimiz daha var: Kendi elektriğinin ve su ihtiyacının önemli bir bölümünü karşılayabilen, enerjiyi verimli kullanan akıllı yapılar üretmek. Bugün güneş enerjisinden yağmur suyunun geri kazanımına kadar bunun teknolojisi var. Bence burada yalnızca müteahhitlere değil, genel ve yerel yönetimlere de önemli bir sorumluluk düşüyor. Bazı standartların tercihe bırakılmaması, zaman içerisinde yapı mevzuatının doğal bir parçası haline getirilmesi gerekiyor. Öte yandan özellikle denetim süreçlerinde mevzuatın güncellenip saha gerçekleriyle uyumlu hale getirilmesi lazım. Aslında kağıt üzerinde baktığınızda, mevzuatın öngördüğü sistem doğru ve eksiksiz çalışsa, bir müteahhidin standartların dışında bir yapı üretmesi son derece zordur. Çünkü yapı ruhsatını belediye veriyor, projeler onaylanıyor, şantiye şefi atanıyor, yapı denetim kuruluşu sürece dahil oluyor. İnşaatın çeşitli aşamalarında kontroller yapılıyor, beton ve donatıyla ilgili test ve numune süreçleri yürütülüyor. Yapı tamamlandığında da gerekli şartları sağlaması halinde yapı kullanma izin belgesi veriliyor. Dolayısıyla aslında müteahhidin bu süreçlerde hiçbir dahli yok. O halde soru şu: Bütün bu mekanizmalara rağmen standart dışı yapılar nasıl ortaya çıkabiliyor? İşte gerçekte durum böyle değil. Şöyle ki paydaşları dahil edilmeden hazırlanan mevzuat sahanın gerçekleri pek uyuşmuyor. İstanbul'dan basit bir örnek vereyim. Şantiye Avcılar'da, o şantiyeyi denetlemesi gereken yapı denetim kuruluşu şehrin diğer ucunda, Tuzla'da olabiliyor. İstanbul trafiğini bilen herkes bunun pratikte ne anlama geldiğini bilir. Bu durumda, sahada denetim yapmayan yapı denetim elamanı, müteahhidi arıyor: “Abi, birkaç fotoğraf çekip gönder.” Bu durumda iş sadece müteahhidin insafına kalıyor…. Bir yapının güvenliği hiçbir zaman bu cümleye teslim edilmemeli Maraş depreminden sonra denetimler biraz daha sıkılaştırıldı, sistem daha sağlıklı hale geldi. Ama hala alınması gereken çok yol var. Örneğin şantiye şefi ataması: Bir şantiye şefi mühendis ya da mimar aynı zamanda beş şantiyede görevlendirme alabiliyor. İşin garip tarafı, bu şantiye şefi aynı zamanda tam zamanlı olarak bir firmada çalışabiliyor. Tam zamanlı bir firmada çalışan bir mimar ya da mühendisin, şefliğini yaptığı şantiyeyi denetleme şansı var mı? Bence kamunun artık kâğıt üzerinde doğru görünen sistemlerden çok, sahada uygulanabilir sistemler kurmaya odaklanması gerekiyor. Küresel ekonomik belirsizlikler ve rekabet ortamında şirketinizi nasıl konumlandırıyorsunuz? Yerel ve uluslararası pazarda fark yaratmak için ne yapıyorsunuz? Ekonomik belirsizlik, krizler aslında bizim gibi ülkelerde iş dünyasının yabancı olduğu bir durum değil. Yıllardır değişen ekonomik koşulların içerisinde iş yapmayı, gerektiğinde hızlı karar almayı ve şartlara uyum sağlamayı öğrendik. Belirsizlik dönemlerinde en büyük hatanın paniğe kapılmak olduğunu düşünüyorum. Böyle dönemlerde daha dikkatli olacaksınız ama hareket kabiliyetinizi de kaybetmeyeceksiniz. Krizler aslında bir tsunami ya da fırtına gibidir. Bu dönemde kendinizi korumaya alıp tehlikenin geçmesini beklemeniz gerekir. Rekabette fark yaratmanın sadece fiyatla mümkün olduğuna da inanmıyorum. Her zaman sizden daha düşük fiyat veren biri çıkabilir. Ama güven, kalite ve verdiğiniz sözün arkasında durmak kolay taklit edilebilen şeyler değil. Biz özellikle bu noktada farklılaşmak istiyoruz. Sürdürülebilirlik ve toplumsal fayda konusunda nasıl bir yaklaşım benimsiyorsunuz? İş dünyasının bu konudaki sorumluluğunu nasıl görüyorsunuz? Ben sürdürülebilirliği sadece çevreyle ilgili bir kavram olarak görmüyorum. Elbette ki faaliyetlerimizde doğaya karşı olan sorumluluğumuzun bilincindeyiz. Ama bana göre sürdürülebilirliğin bir de insani ve toplumsal tarafı var. Belki kendi hayat hikâyem nedeniyle bu konuya biraz daha hassas bakıyorum. İmkânları sınırlı bir aileden geldim. Hem çalışıp hem okumak zorunda kaldım. Dolayısıyla bazen bir insanın hayatının, karşısına çıkan küçücük bir fırsatla bile değişebileceğini biliyorum. Kafe işlettiğimiz yıllarda yaptığımız “askıda fiş” uygulaması aslında bunun çok küçük bir örneğiydi. Parası olmayan bir öğrenci gelip o fişle bir şey yiyip içebiliyordu. O zaman bunun adına sosyal sorumluluk demiyorduk. Sadece yapılması gereken doğru şeyin bu olduğunu düşünüyorduk. Bugün de bakışım çok değişmiş değil. Bir şirket para kazanacak, büyüyecek, istihdam yaratacak; bunlar zaten iş dünyasının doğasında var. Ama faaliyet gösterdiğiniz toplumdan kazanıyorsanız, o topluma karşı da bir sorumluluğunuz olduğunu düşünüyorum. Özellikle eğitim ve gençler konusunda iş dünyasının daha fazla sorumluluk alması gerektiğine inanıyorum. Çünkü her yetenekli genç hayata aynı imkânlarla başlamıyor. Bazen ihtiyacı olan şey para bile olmayabilir; bir eğitim fırsatı, bir staj, doğru bir insanla tanışmak ya da kendisine “Sen bunu yapabilirsin” denilmesidir. Dijitalleşme ve yapay zekâ gibi teknolojiler, iş modellerinizi nasıl dönüştürüyor? Bu değişime adapte olmak için nasıl bir yol izliyorsunuz? Dün çarık giyen babam, bugün görüntülü telefon ile konuşuyor. Bu bir yüzyıl içinde, inanılmaz bir dönüşüm. Bunu durdurmanız mümkün değil. O zaman adapte olmanız gerekir. Direnirseniz, yok olursunuz. Dolayısıyla mesele yapay zekânın hayatımıza girip girmeyeceği değil; bizim onu ne kadar doğru anlayıp kullanabileceğimiz. Esasında yapay zeka, malzeme kullanımından ihale süreçlerine kadar inanılmaz bir kolaylık sağlıyor. Ama doğru kullanmak ve insan tecrübesiyle birleştirmek şartıyla. Doğru kullanılmadığı zaman ciddi tehlikeleri olan da bir alan. Beni en fazla düşündüren konulardan biri, özellikle genç kuşakların düşünme ve üretme yeteneği üzerindeki etkisi. Gençler artık CV’sini bile yapay zekaya hazırlatıyor. Danimarka Eğitim Bakanlığı, bu konuda tedbirler aldı. Çünkü yanlış kullanıldığında, yapay zekanın, nesli ciddi şekilde tembelleştiren ve düşünme yetisini kaybetmesine yol açabilecek riskleri de var. Ben bunu navigasyona benzetiyorum. Navigasyon hayatımıza girmeden önce gittiğimiz yolları, sokakları, yönleri öğrenirdik. Bugün navigasyon olmadan yıllardır yaşadığı şehirde yolunu bulmakta zorlanan insanlar var. Çünkü kullanmadığımız bir yeteneğimizi zaman içerisinde kaybetmeye başlıyoruz. Yapay zekâda bunun çok daha büyük ölçekte yaşanma ihtimali var. Dün Çarık Giyen Babam, Bugün Görüntülü Telefon ile Konuşuyor. Bu Bir Yüzyıl İçinde, İnanılmaz Bir Dönüşüm Bugünün iş dünyasında başarılı olmak isteyen gençlere, kariyerlerini sağlam temeller üzerine inşa etmeleri için hangi kritik tavsiyeleri verirsiniz? Başarısız olmaktan korkmayın. Hiçbir şey yapmayan insanın başarılı ya da başarısız olma şansı yok. Başarısızlık, bir şeyler deneyen insanların karşılaştığı bir sonuçtur. Deneyin, kaybedebilirsiniz. Tekrar deneyin, yine kaybedebilirsiniz. Ama her denemede bir şey öğrenirsiniz. Bazen ne yapmanız gerektiğini, bazen de neyi bir daha asla yapmamanız gerektiğini öğrenirsiniz. O tecrübe zamanla sizin en büyük sermayeniz haline gelir. Bir gün bir yerde bir şey okumuştum: Deneyin batabilirsiniz, tekrar deneyin, biraz daha batabilirsiniz, tekrar deneyin. Biraz daha batabilirsiniz. En son dipten destek alıp yüzeye fırlayacaksınız. Esasında bütün özet bu. Hayatta bazen şartları seçemiyorsunuz ama o şartlar karşısında ne yapacağınızı seçebiliyorsunuz. Bir insan kaynakları eğitiminde, eğitmenin anlattığı ve esasında bakış açısını anlatan bir hikayeyi hatırladığım kadarıyla, sizinle paylaşmak isterim: İki satıcı, bir ada kabilesine ayakkabı satmaya gidiyor. Bakıyorlar ki kimse ayakkabı giymiyor. Satıcının biri geri bildirim yapıyor: Üretimi durdurun, burada kimsenin ayakkabıya ihtiyacı yok. Diğeri de “Üretimi arttırın. Burada herkesin ayakkabıya ihtiyacı var” diye bildiriyor. İşte iki farklı bakış açısı. Elinizde olmayanlara bakarak hayatınızı ertelemeyin. Elinizde olanlarla ne yapabileceğinize bakın. Paranız olmayabilir, çevreniz olmayabilir, ilk denemenizde yeterli bilginiz de olmayabilir. Öğrenebilirsiniz. Ama merakınız, çalışma isteğiniz ve bir kapıyı çalma cesaretiniz yoksa, en büyük imkânlara sahip olmanız bile sizi bir yere taşımayabilir. Bugünün gençlerinin bizim kuşağımızdan çok daha güçlü teknolojik imkânları var. Yapay zekâ bunların başında geliyor. Mutlaka kullansınlar, öğrensinler, hatta bizden çok daha iyi kullansınlar. Ama düşünme işini yapay zekâya bırakmasınlar. Öte yandan çok okusunlar, araştırsınlar, sorgulasınlar. Özellikle felsefe ve sosyoloji hayatlarının bir parçası olsun. Bu şekilde hem sorgulamayı öğrenir, hem de yaşadıkları toplumun temel davranış nedenlerini kavrayabilir ve stratejilerinizi ona göre geliştirebilirler.

Tezyapı İnşaat Kurucu Ortağı Kamber Tezik: Dün Çarık Giyen Babam, Bugün Görüntülü Telefon ile Konuşuyor Haber

Tezyapı İnşaat Kurucu Ortağı Kamber Tezik: Dün Çarık Giyen Babam, Bugün Görüntülü Telefon ile Konuşuyor

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? 1977 Tunceli doğumluyum. Kalabalık bir ailede büyüdüm. Zorluklarının yanında bana kattıkları da değerli.10 kişi aynı tencereden yemek yerseniz, paylaşmayı öğrenirsiniz. Öyle bir yoksulluk vardı ki, bir kaşığı ya da bardağı iki kardeş sırasıyla kullanırdık. Bir yudum o alırdı, bir yudum ben. Bu imkansız gelebilir, ama böyleydi. Böyle olunca başkasının hakkına saygı duymayı öğreniyorsunuz. Ya da hakkı yenilen, buna karşı bir direnç gösteriyor. Bu da esasen bir mücadele ruhu veriyor ???? Babam, bütün bu imkânsızlıklara rağmen eğitime çok önem veren biriydi. Şartlarımız kolay değildi, ama çocuklarını okutmaktan hiçbir zaman vazgeçmedi, başardı da. Çoğumuz okuduk. Kariyerinizde bugünlere gelene kadar hangi önemli dönüm noktalarını yaşadınız? Hayatımın en önemli dönüm noktalarından biri kesinlikle gazeteciliğe başladığım gündür. Aslında oraya gelene kadar da kolay bir yolculuğum olmadı. Ailemin bizi okutacak maddi imkânı yoktu. Bu nedenle hem çalıştım hem okudum. Gazeteciliğe başlangıcım da biraz böyle oldu. Düşünün; 1988 yılında televizyonla tanıştım, 1996 yılında kalkıp gazetecilik yapmaya çalışıyorum. Üstelik beni oraya gönderen, aracı olan ya da referans veren hiç kimse de yok. Bir gün kendi başıma, çat kapı gazeteye gittim ve “Ben köşe yazarlığı ya da muhabirlik için başvurmak istiyorum” dedim. Tabii hemen, “Dur bakalım, köşe yazarlığı için ciddi bir birikim gerekir. Sen önce muhabirlikten başla” dediler. İşin ilginç tarafı, o gün muhabirlik yapabilecek birikime de sahip değilim. Ama öyle bir cesaret ve özgüven var. Biraz da öğrenciliğin verdiği rahatlık var. Çünkü bir şekilde anketörlük yaparak bile hayatımı idame ettiriyorum. Daha sonra haber müdürümüz bana, “Bugüne kadar buraya kendi başına gelip bu şekilde başvuran ilk kişisin” demişti. Sanırım benim o cesaretim onun da hoşuna gitmişti ve böylece gazetecilik serüvenim başladı. Gazetecilik benim için sadece bir meslek olmadı, adeta ikinci bir okul oldu. Çok farklı insanları, kurumları ve sektörleri tanıma fırsatı buldum. Araştırmayı, soru sormayı, gözlemlemeyi ve en önemlisi insanı anlamayı orada öğrendim. Bugün iş hayatında aldığım kararlarda, insanlarla kurduğum ilişkilerde ve yöneticilik anlayışımda gazeteciliğin bana kazandırdığı o bakış açısının çok büyük payı olduğunu düşünüyorum. Sizin için 'başarı'yı tanımlar mısınız? Sizi diğerlerinden farklı kılan ve başarınızı sağlayan kişisel stratejiler neler? Aslında hayat bir koşudur. Burada başarı da esasında başladığın ile geldiğin nokta arasındaki mesafedir. Dikkat edilecek esas şudur: Kimisi hazır bir yolda ilerlerken, kimi bir yol bulmaya ya da bir yol açmaya çalışıyor. Emin olun, inanırsanız başarırsınız. Sadece hazır bir yolda ilerleyene karşı, bir yol bulmanız gerekiyorsa, ona göre biraz daha fazla çalışacaksınız. Zorlukla karşılaştığınız her an Hannibal’e atfedilen şu sözü hatırlayın: Ya bir yol bulacağız ya bir yol yapacağız. Başarıya giden yolda karşılaştığınız en büyük zorluk neydi ve bunu nasıl aştınız? Size şartlardan şikâyet etmek yerine, o şartlardan bir fikir, bir fırsat çıkarmanın güzel bir hikayesini anlatacağım: Gazetecilikten sonra bir kafe açmaya karar vermiştik. Bir miktar paramız vardı ama hayal ettiğimiz kafeyi kurmaya yetecek kadar değildi. Bütçeyi yaptığımızda en büyük maliyetlerden birinin oturma grupları olduğunu gördük. O zaman kendi kendimize, “Madem yeni mobilya alacak paramız yok, bunu neden dezavantaj olarak görelim?” dedik. Kafenin adını “Eskici” koymaya karar verdik. Evlerimizdeki eski koltukları, sandalyeleri topladık, getirdik. Artık eski koltuklar fakirlikten değil, konseptten oradaydı. İnsanlar da yadırgamadı; tam tersine mekânın ruhunun bir parçası olarak gördüler. Fakat başka bir problemimiz daha vardı. Kafe ara sokaktaydı. İnsanların bizi bulması kolay olmayacaktı. Gazeteci refleksi ile bunun için de küçük bir fikir geliştirdik. Gelen müşterilerimizin siyah-beyaz fotoğraflarını çekiyor ve onlara hediye ediyorduk. Bir hafta sonra gelip alabiliyorlardı. Gelince de genellikle farklı kişilerle geliyorlar. Tekrar çekiyoruz, tekrar geliyorlar. Bu şekilde müşteri bağlanmış oldu. Ekonomik durumu iyi olmayan müşterilerimiz için de “askıda fiş” uygulamamız vardı. Parası olmayan biri gelip askıdan fişi alıyor, hesap öder gibi kasaya gidip fişi veriyor. Bu da insanların hoşuna gidiyor. Bir yıl sonra Eskici Kafe adres tariflerinde kullanılıyordu. Bugün, sizin konumunuza ulaşmak isteyen birisi için en kritik öneriniz ne olurdu? Başkasının yolunu bire bir takip etmeye çalışmayın. İlham alın ama kendi yolunuzu yapın. Başkasıyla aynı işi yaparsanız sadece mevcut pastadan pay alırsınız, ki bu kolay değil. Başarmak için ya yeni bir iş yapacaksınız ya da herkesin yaptığı bir işe fark katacaksınız. Liderlik anlayışınızı nasıl tanımlarsınız? Ekibinizi motive etmek ve yönlendirmek için hangi stratejileri benimsiyorsunuz? Esasında lider, timini iyi kuran bir komutandır. Bu komutan, ekibini doğru kişilerden seçmişse başarılı olma şansı yüksektir. Dolaysıyla ben liderliği her şeyi bilen, her işe müdahale eden kişi olmak olarak görmüyorum. Bana göre liderin en önemli görevi doğru insanları bir araya getirmek ve doğru işe doğru kişiyi vermektir. Liderin işi de bu yapının doğru çalışmasını sağlamaktır. İki şey çok önemserim ahlak ve şeffaflık. Bu insanların size güvenmesini sağlayacaktır. Güvenin olmadığı yerde, ekibi uzun süre bir arada tutmanız mümkün değildir. Ekibe sürekli ne yapmaları gerektiğini söylemek yerine onlara güvenmeli ve sorumluluk vermelisiniz. Başarıyı takdir etmeli, ödüllendirmeli ve kutlamalısınız. Bu motivasyonu arttırdığı gibi ekibe aidiyet duygusu da kazandırır. Şirketinizin vizyonu ve misyonu doğrultusunda önümüzdeki yıllara dair büyük hedefleriniz nelerdir? Esasında temel faaliyet alanımız inşaat. Dijital medya alanında bir şirketimiz var. Çok aktif değil. İnşaat tarafında hedefimiz sadece daha fazla proje yapmak değil. Daha nitelikli, teknolojiyi kullanan, çevreye ve insana karşı sorumluluğunu bilen işler ortaya koymak istiyoruz. Kendi enerji ve su ihtiyacının önemli bölümünü karşılayan deprem dayanıklılığı yüksek binalar yapmak istiyoruz. Maalesef ki mevzuat, kamu ve yerel yönetimler bu alanlarda çok geriden geliyor. Dijital medya tarafında ise dünya çok hızlı değişiyor. Özellikle yapay zekâ ile birlikte önümüzde bambaşka bir dönem açılıyor. Biz bu değişimi uzaktan izleyen değil, mümkün olduğunca erken anlayan ve işine adapte eden tarafta olmak istiyoruz. İçerik üretiminden iletişime, marka yönetiminden yeni dijital projelere kadar bu alanda ciddi bir büyüme potansiyeli görüyoruz. Tezyapı İnşaat olarak hangi alanlarda faaliyet gösteriyorsunuz? Hayata geçirdiğiniz projelerden, çalışma modelinizden ve sizi sektörde farklılaştıran yaklaşımınızdan bahseder misiniz? Tezyapı İnşaat olarak sektördeki faaliyetlerimizin iki temel ayağı var. Birincisi nitelikli tadilat ve renovasyon projeleri, ikincisi ise konut üretimi. Nitelikli tadilat tarafında Türkiye’nin iyi firmalarıyla iş ortaklığımız var. Anahtar teslim üstlendiğimiz taahhütlü işlerde, mimari, inşaat, elektrik ve mekanik süreçleri bir bütün olarak yönetiyoruz. İnşaat sektöründe işi yapacak insan bulabilirsiniz; fakat işi doğru planlayacak, farklı ekipleri aynı hedef doğrultusunda yönetecek, sahada ortaya çıkan sorunlara hızlı çözüm üretecek ve başladığı işi aynı kalite standardıyla teslim edecek profesyonel bir organizasyon bulmak o kadar kolay değil. Biz yıllar içerisinde bu açığı fark ettik ve tam olarak bunu oluşturmaya çalıştık. Bugün en büyük gücümüzün profesyonel ekiplerimiz, iş disiplinimiz ve oluşturduğumuz çalışma ahlak ve kültürü olduğunu düşünüyorum. Ekiplerimiz işini yaparken, “kendi işini yapıyormuş gibi” empati kurarak hareket ediyor. Yıllardır bu kültürü oluşturmaya çalıştık. Öte yandan kaliteyi ucuza satmıyoruz. Kalitenin bir bedeli varsa, bu işi yaptıran tarafından ödenmelidir. Zira, fiyatı aşağı çekmek istediğinizde, mutlaka bir yerden fedakârlık etmek zorundasınız. Malzemeden, işçilikten, zamandan, iş güvenliğinden ya da çalışanların çalışma koşullarından... Şunu biliyoruz: Bir yerde olağanüstü ucuz bir fiyat varsa, çoğu zaman görünmeyen bir bedel de vardır. O bedeli bazen kalitesiz malzemeyle yapı öder, bazen birkaç yıl sonra yeniden tadilat yaptırmak zorunda kalan işveren öder, bazen de emeğinin karşılığını alamayan çalışan öder. Biz Tezyapı olarak bu anlayışın dışında durmaya çalışıyoruz ve o bedeli başkasına ödetmek istemiyoruz. Nitelikli insanlarla çalışmanın, doğru malzeme kullanmanın, çalışanlarınıza insani çalışma koşulları sağlamanın, iş güvenliğinden taviz vermemenin ve işinizi zamanında teslim etmenin bir maliyeti var. Bunun da yapılan işin fiyatında bir karşılığı olması gerektiğine inanıyorum. Bu nedenle anahtar teslim projelerden en küçük tadilat işlerine kadar aynı anlayışla çalışıyoruz. Profesyonel ekiplerle, doğru malzemeyle, şeffaf teklif ve ihale süreçleriyle ilerliyoruz. Çalışanlarımızın insani koşullarda çalışmasını ve emeğinin karşılığını almasını da yaptığımız işin kalitesinden ayrı görmüyoruz. Faaliyetlerimizin ikinci ayağı olan konut üretiminde de aynı hassasiyeti gösteriyoruz… Ürettiğimiz konutlarda, özellikle statik anlamda, her zaman yerel yönetim standartlarının üzerinde durmaya çalıştık. Projede öngörülenin üzerinde, donatı ve beton kullandık, kullanıyoruz… Bunun yanında bir hayalimiz daha var: Kendi elektriğinin ve su ihtiyacının önemli bir bölümünü karşılayabilen, enerjiyi verimli kullanan akıllı yapılar üretmek. Bugün güneş enerjisinden yağmur suyunun geri kazanımına kadar bunun teknolojisi var. Bence burada yalnızca müteahhitlere değil, genel ve yerel yönetimlere de önemli bir sorumluluk düşüyor. Bazı standartların tercihe bırakılmaması, zaman içerisinde yapı mevzuatının doğal bir parçası haline getirilmesi gerekiyor. Öte yandan özellikle denetim süreçlerinde mevzuatın güncellenip saha gerçekleriyle uyumlu hale getirilmesi lazım. Aslında kağıt üzerinde baktığınızda, mevzuatın öngördüğü sistem doğru ve eksiksiz çalışsa, bir müteahhidin standartların dışında bir yapı üretmesi son derece zordur. Çünkü yapı ruhsatını belediye veriyor, projeler onaylanıyor, şantiye şefi atanıyor, yapı denetim kuruluşu sürece dahil oluyor. İnşaatın çeşitli aşamalarında kontroller yapılıyor, beton ve donatıyla ilgili test ve numune süreçleri yürütülüyor. Yapı tamamlandığında da gerekli şartları sağlaması halinde yapı kullanma izin belgesi veriliyor. Dolayısıyla aslında müteahhidin bu süreçlerde hiçbir dahli yok. O halde soru şu: Bütün bu mekanizmalara rağmen standart dışı yapılar nasıl ortaya çıkabiliyor? İşte gerçekte durum böyle değil. Şöyle ki paydaşları dahil edilmeden hazırlanan mevzuat sahanın gerçekleri pek uyuşmuyor. İstanbul'dan basit bir örnek vereyim. Şantiye Avcılar'da, o şantiyeyi denetlemesi gereken yapı denetim kuruluşu şehrin diğer ucunda, Tuzla'da olabiliyor. İstanbul trafiğini bilen herkes bunun pratikte ne anlama geldiğini bilir. Bu durumda, sahada denetim yapmayan yapı denetim elamanı, müteahhidi arıyor: “Abi, birkaç fotoğraf çekip gönder.” Bu durumda iş sadece müteahhidin insafına kalıyor…. Bir yapının güvenliği hiçbir zaman bu cümleye teslim edilmemeli Maraş depreminden sonra denetimler biraz daha sıkılaştırıldı, sistem daha sağlıklı hale geldi. Ama hala alınması gereken çok yol var. Örneğin şantiye şefi ataması: Bir şantiye şefi mühendis ya da mimar aynı zamanda beş şantiyede görevlendirme alabiliyor. İşin garip tarafı, bu şantiye şefi aynı zamanda tam zamanlı olarak bir firmada çalışabiliyor. Tam zamanlı bir firmada çalışan bir mimar ya da mühendisin, şefliğini yaptığı şantiyeyi denetleme şansı var mı? Bence kamunun artık kâğıt üzerinde doğru görünen sistemlerden çok, sahada uygulanabilir sistemler kurmaya odaklanması gerekiyor. Küresel ekonomik belirsizlikler ve rekabet ortamında şirketinizi nasıl konumlandırıyorsunuz? Yerel ve uluslararası pazarda fark yaratmak için ne yapıyorsunuz? Ekonomik belirsizlik, krizler aslında bizim gibi ülkelerde iş dünyasının yabancı olduğu bir durum değil. Yıllardır değişen ekonomik koşulların içerisinde iş yapmayı, gerektiğinde hızlı karar almayı ve şartlara uyum sağlamayı öğrendik. Belirsizlik dönemlerinde en büyük hatanın paniğe kapılmak olduğunu düşünüyorum. Böyle dönemlerde daha dikkatli olacaksınız ama hareket kabiliyetinizi de kaybetmeyeceksiniz. Krizler aslında bir tsunami ya da fırtına gibidir. Bu dönemde kendinizi korumaya alıp tehlikenin geçmesini beklemeniz gerekir. Rekabette fark yaratmanın sadece fiyatla mümkün olduğuna da inanmıyorum. Her zaman sizden daha düşük fiyat veren biri çıkabilir. Ama güven, kalite ve verdiğiniz sözün arkasında durmak kolay taklit edilebilen şeyler değil. Biz özellikle bu noktada farklılaşmak istiyoruz. Sürdürülebilirlik ve toplumsal fayda konusunda nasıl bir yaklaşım benimsiyorsunuz? İş dünyasının bu konudaki sorumluluğunu nasıl görüyorsunuz? Ben sürdürülebilirliği sadece çevreyle ilgili bir kavram olarak görmüyorum. Elbette ki faaliyetlerimizde doğaya karşı olan sorumluluğumuzun bilincindeyiz. Ama bana göre sürdürülebilirliğin bir de insani ve toplumsal tarafı var. Belki kendi hayat hikâyem nedeniyle bu konuya biraz daha hassas bakıyorum. İmkânları sınırlı bir aileden geldim. Hem çalışıp hem okumak zorunda kaldım. Dolayısıyla bazen bir insanın hayatının, karşısına çıkan küçücük bir fırsatla bile değişebileceğini biliyorum. Kafe işlettiğimiz yıllarda yaptığımız “askıda fiş” uygulaması aslında bunun çok küçük bir örneğiydi. Parası olmayan bir öğrenci gelip o fişle bir şey yiyip içebiliyordu. O zaman bunun adına sosyal sorumluluk demiyorduk. Sadece yapılması gereken doğru şeyin bu olduğunu düşünüyorduk. Bugün de bakışım çok değişmiş değil. Bir şirket para kazanacak, büyüyecek, istihdam yaratacak; bunlar zaten iş dünyasının doğasında var. Ama faaliyet gösterdiğiniz toplumdan kazanıyorsanız, o topluma karşı da bir sorumluluğunuz olduğunu düşünüyorum. Özellikle eğitim ve gençler konusunda iş dünyasının daha fazla sorumluluk alması gerektiğine inanıyorum. Çünkü her yetenekli genç hayata aynı imkânlarla başlamıyor. Bazen ihtiyacı olan şey para bile olmayabilir; bir eğitim fırsatı, bir staj, doğru bir insanla tanışmak ya da kendisine “Sen bunu yapabilirsin” denilmesidir. Dijitalleşme ve yapay zekâ gibi teknolojiler, iş modellerinizi nasıl dönüştürüyor? Bu değişime adapte olmak için nasıl bir yol izliyorsunuz? Dün çarık giyen babam, bugün görüntülü telefon ile konuşuyor. Bu bir yüzyıl içinde, inanılmaz bir dönüşüm. Bunu durdurmanız mümkün değil. O zaman adapte olmanız gerekir. Direnirseniz, yok olursunuz. Dolayısıyla mesele yapay zekânın hayatımıza girip girmeyeceği değil; bizim onu ne kadar doğru anlayıp kullanabileceğimiz. Esasında yapay zeka, malzeme kullanımından ihale süreçlerine kadar inanılmaz bir kolaylık sağlıyor. Ama doğru kullanmak ve insan tecrübesiyle birleştirmek şartıyla. Doğru kullanılmadığı zaman ciddi tehlikeleri olan da bir alan. Beni en fazla düşündüren konulardan biri, özellikle genç kuşakların düşünme ve üretme yeteneği üzerindeki etkisi. Gençler artık CV’sini bile yapay zekaya hazırlatıyor. Danimarka Eğitim Bakanlığı, bu konuda tedbirler aldı. Çünkü yanlış kullanıldığında, yapay zekanın, nesli ciddi şekilde tembelleştiren ve düşünme yetisini kaybetmesine yol açabilecek riskleri de var. Ben bunu navigasyona benzetiyorum. Navigasyon hayatımıza girmeden önce gittiğimiz yolları, sokakları, yönleri öğrenirdik. Bugün navigasyon olmadan yıllardır yaşadığı şehirde yolunu bulmakta zorlanan insanlar var. Çünkü kullanmadığımız bir yeteneğimizi zaman içerisinde kaybetmeye başlıyoruz. Yapay zekâda bunun çok daha büyük ölçekte yaşanma ihtimali var. Dün Çarık Giyen Babam, Bugün Görüntülü Telefon ile Konuşuyor. Bu Bir Yüzyıl İçinde, İnanılmaz Bir Dönüşüm Bugünün iş dünyasında başarılı olmak isteyen gençlere, kariyerlerini sağlam temeller üzerine inşa etmeleri için hangi kritik tavsiyeleri verirsiniz? Başarısız olmaktan korkmayın. Hiçbir şey yapmayan insanın başarılı ya da başarısız olma şansı yok. Başarısızlık, bir şeyler deneyen insanların karşılaştığı bir sonuçtur. Deneyin, kaybedebilirsiniz. Tekrar deneyin, yine kaybedebilirsiniz. Ama her denemede bir şey öğrenirsiniz. Bazen ne yapmanız gerektiğini, bazen de neyi bir daha asla yapmamanız gerektiğini öğrenirsiniz. O tecrübe zamanla sizin en büyük sermayeniz haline gelir. Bir gün bir yerde bir şey okumuştum: Deneyin batabilirsiniz, tekrar deneyin, biraz daha batabilirsiniz, tekrar deneyin. Biraz daha batabilirsiniz. En son dipten destek alıp yüzeye fırlayacaksınız. Esasında bütün özet bu. Hayatta bazen şartları seçemiyorsunuz ama o şartlar karşısında ne yapacağınızı seçebiliyorsunuz. Bir insan kaynakları eğitiminde, eğitmenin anlattığı ve esasında bakış açısını anlatan bir hikayeyi hatırladığım kadarıyla, sizinle paylaşmak isterim: İki satıcı, bir ada kabilesine ayakkabı satmaya gidiyor. Bakıyorlar ki kimse ayakkabı giymiyor. Satıcının biri geri bildirim yapıyor: Üretimi durdurun, burada kimsenin ayakkabıya ihtiyacı yok. Diğeri de “Üretimi arttırın. Burada herkesin ayakkabıya ihtiyacı var” diye bildiriyor. İşte iki farklı bakış açısı. Elinizde olmayanlara bakarak hayatınızı ertelemeyin. Elinizde olanlarla ne yapabileceğinize bakın. Paranız olmayabilir, çevreniz olmayabilir, ilk denemenizde yeterli bilginiz de olmayabilir. Öğrenebilirsiniz. Ama merakınız, çalışma isteğiniz ve bir kapıyı çalma cesaretiniz yoksa, en büyük imkânlara sahip olmanız bile sizi bir yere taşımayabilir. Bugünün gençlerinin bizim kuşağımızdan çok daha güçlü teknolojik imkânları var. Yapay zekâ bunların başında geliyor. Mutlaka kullansınlar, öğrensinler, hatta bizden çok daha iyi kullansınlar. Ama düşünme işini yapay zekâya bırakmasınlar. Öte yandan çok okusunlar, araştırsınlar, sorgulasınlar. Özellikle felsefe ve sosyoloji hayatlarının bir parçası olsun. Bu şekilde hem sorgulamayı öğrenir, hem de yaşadıkları toplumun temel davranış nedenlerini kavrayabilir ve stratejilerinizi ona göre geliştirebilirler.

Anadolu Efes One Team Kurumsal Sosyal Sorumluluk Projesiyle Euroleague One Team Ödülleri’nde Finale Kaldı Haber

Anadolu Efes One Team Kurumsal Sosyal Sorumluluk Projesiyle Euroleague One Team Ödülleri’nde Finale Kaldı

Anadolu Efes Spor Kulübü’nün, EuroLeague’in sosyal sorumluluk programı One Team kapsamında 2025–2026 sezonunda Antalya’da hayata geçirdiği proje, EuroLeague One Team Ödülleri’nde finalist oldu. EuroLeague ve BKT EuroCup’ta mücadele eden takımların One Team programları arasından 10 kulüp ödüller için kısa listeye seçilirken, kulüpler Altın, Gümüş ve Bronz One Team Program Ödülleri için yarışıyor. Ödüller, 9 Eylül’de gerçekleştirilecek One Team Annual Workshop’ta sahiplerini bulacak. Kısa liste değerlendirmesinde kulüplerin One Team çalışmalarını planlama ve hayata geçirme biçimleri, One Team elçilerinin programlardaki aktif katılımı, pazarlama ve iletişim çalışmaları ile ticari partnerlerin projeye katkıları dikkate alındı. Bu kapsamda Anadolu Efes’in projesi; özel sporcuların gelişimini destekleyen yaşam becerileri odaklı yapısı, partnerlerin finansman, uygulama ve proje tasarımındaki aktif rolü, projenin hikâyesini daha geniş kitlelere taşıyan belgesel formatındaki filmi ve düzenli iletişim çalışmalarıyla finale kaldı. Basketbolun birleştirici gücüyle Antalya’da sosyal etki Anadolu Efes Spor Kulübü, 2014 yılından bu yana 12 sezondur sürdürdüğü One Team programıyla basketbolun birleştirici gücünü toplumsal faydaya dönüştürüyor. Kulüp, bugüne kadar farklı toplumsal konulara odaklanan projelerle 305 çocuk ve ailesinin hayatına dokundu. Anadolu Efes, 2019 ve 2020 yıllarında da üst üste iki kez EuroLeague One Team Altın Ödülü’nün sahibi olmuştu. 2025–2026 sezonunda Anadolu Efes ve Corendon iş birliğinde Antalya’da gerçekleştirilen projede, ZİÇEV bünyesinde bulunan öğrenme güçlüğü yaşayan 12–25 yaş aralığındaki 15 özel sporcu sekiz hafta boyunca Muratpaşa Belediyesi basketbol antrenmanları eşliğinde atölye çalışmalarına katıldı. Programda iletişim ve uyum, dikkat ve odaklanma, özgüven, sabır ve kontrol, iş birliği, problem çözme, kurallara uyum ve sorumluluk gibi yaşam becerilerine odaklanıldı. Projenin elçiliğini Anadolu Efes oyuncusu Erkan Yılmaz üstlenirken, Muratpaşa Belediyesi basketbol antrenörü İrgecan Işık One Team Koçu olarak süreci yönetti. Programın en özel anlarından biri ise ZİÇEV katılımcılarının Anadolu Efes–Partizan karşılaşması öncesinde oyuncularla birlikte parkeye çıkması oldu. Bazı katılımcılar ilk kez uçağa binerek EuroLeague atmosferini deneyimlerken, hayranı oldukları basketbolcularla aynı sahayı paylaşma fırsatı buldu. Projenin iki sezon boyunca Antalya’da sürdürülen yapısı ve katılımcıların gelişim hikâyeleri, 2025–2026 sezonunda hazırlanan özel bir filmle de görünür hâle getirildi. Katılımcıların, ailelerin ve proje paydaşlarının deneyimlerini merkeze alan film, One Team yolculuğunu yalnızca saha içindeki çalışmalarla değil, yarattığı sosyal etkiyle birlikte ele aldı. Anadolu Efes Spor Kulübü’nün EuroLeague One Team Ödülleri’nde 10 kulüplük kısa listede yer alması, kulübün 12 sezondur sürdürdüğü sosyal etki çalışmalarının Avrupa basketbolundaki karşılığını bir kez daha ortaya koyarken basketbolun potadan hayata, kalplerden rüyalara uzanan gücünü de görünür kılıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Legrand Türkiye Grubu, Kurumsal Değerlerini   Toplumsal Etkiyle Buluşturuyor Haber

Legrand Türkiye Grubu, Kurumsal Değerlerini Toplumsal Etkiyle Buluşturuyor

Grup; kadınların ve gençlerin gelişiminden çalışan eğitimlerine, enerji verimliliğinden döngüsel ekonomiye ve müşteri deneyimine kadar uzanan çalışmalarını “Yaşamları İyileştirmek” yaklaşımı altında bir araya getiriyor. Legrand’ın yaklaşık 20 yıldır stratejisinin merkezinde yer alan sürdürülebilirlik yaklaşımı, çevresel etkilerin azaltılmasına odaklanmanın yanı sıra sosyal ve ekonomik boyutları da kapsıyor. Çalışanların gelişimini destekleyen, farklılıkların çalışma hayatına katılımını teşvik eden, gençlere yeni fırsatlar sunan ve iş ortaklarıyla sorumlu ilişkiler kurmayı hedefleyen çalışmalar da bu anlayışın bir parçasını oluşturuyor. 2025–2027 Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) Yol Haritası kapsamında çeşitlilik ve kapsayıcılık, iklim, döngüsel ekonomi, müşteriler için değer yaratma ve sorumlu işletme olmak üzere beş temel eylem alanı bulunuyor. Üç yıllık yol haritaları hazırlanırken çalışanların ve paydaşların fikir ve görüşleri, önem ve önceliklendirme anketleri aracılığıyla toplanıyor. Böylelikle, farklı bakış açılarını bir araya getiren kapsayıcı ve kolektif bir yol haritası oluşturuluyor. Fırsat Eşitliğinden Geleceğin İş Gücüne Legrand Türkiye Grubu’nun insan odaklı çalışmalarının önemli bir bölümünü fırsat eşitliği oluşturuyor. 2018 yılından bu yana sürdürülen ellegrand projesi (Legrand’ta Kadın), kız çocuklarının teknik alanlara ilgisini desteklerken kadın çalışanların kariyer gelişimine yönelik uygulamalarla kurum içinde de karşılık buluyor. Eğitim bursları, teknik ekipman destekleri, okul ziyaretleri ve mentorluk çalışmalarıyla ilerleyen proje, kadınların teknik alanlardaki temsiliyetini güçlendirme hedefini farklı kariyer aşamalarına taşıyor. Legrand Türkiye Grubu’nun toplumsal cinsiyet eşitliği alanındaki çalışmaları, Arborus tarafından oluşturulan ve Bureau Veritas Certification tarafından denetlenen Avrupa ve Uluslararası Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Çeşitlilik Sertifikası’nı (GEEIS) Türkiye’de alan ilk üretim şirketi olmasıyla uluslararası ölçekte de tescillenmiş bulunuyor. Fırsat eşitliğine yönelik çalışmalarını gençlerin gelişimine yönelik uygulamalarla sürdüren Grup, geleceğin iş gücünün yetkinlik kazanmasına da katkı sunuyor. Gençlerin iş dünyasını yakından tanımasına, fikirlerini paylaşmasına ve yeteneklerini geliştirmesine alan açan Genç Kurul ve Yönetici Aday Programı (YAP) gibi uygulamalar, gençlerin kariyer yolculuklarının farklı aşamalarında desteklenmesini amaçlıyor. 2025–2027 KSS Yol Haritası kapsamında yönetim pozisyonlarında kadın temsilinin artırılması ve kariyerinin başındaki bireylere her yıl yeni fırsatlar sunulması da bu alandaki hedefler arasında yer alıyor. Çalışanlardan İş Ortaklarına Uzanan Sorumlu İş Anlayışı Legrand Türkiye Grubu, insan odaklı yaklaşımını yalnızca fırsat eşitliği ve gençlerin gelişimiyle sınırlı tutmuyor; çalışanların gelişiminden iş ortaklarıyla kurulan ilişkilere kadar uzanan sorumlu bir iş yapış biçimini de kurumsal değerlerinin bir parçası olarak ele alıyor. Çalışanların beceri gelişimi, iş sağlığı ve güvenliği, iş ahlakı ve uyum, insan hakları ve tedarikçilerle kurulan ilişkiler, 2025–2027 KSS Yol Haritası kapsamında aynı sorumluluk çerçevesinde değerlendiriliyor. Grup, 2027 yılına kadar çalışanların %90’ına her yıl eğitim verilmesini ve çalışan başına yıllık 10 saat eğitim hedefine ulaşılmasını amaçlıyor. Bunun yanı sıra tedarikçi ilişkilerinde insan hakları standartlarının gözetilmesini de öncelikleri arasında tutuyor. Böylece sorumlu iş yapış biçimi, kurum içindeki uygulamalardan değer zincirindeki iş ortaklarına kadar genişleyen bir yapı içinde ele alınıyor. Çevresel Etkiyi Değer Zinciri Boyunca Ele Alıyor Legrand Türkiye Grubu’nun sürdürülebilirlik yaklaşımının bir diğer önemli boyutunu çevresel hedefler oluşturuyor. 2025–2027 KSS Yol Haritası kapsamında iklim değişikliğiyle mücadele ve döngüsel ekonomi alanlarında emisyonların azaltılması, eko-tasarım kriterlerinin yaygınlaştırılması ve sürdürülebilir malzeme kullanımının artırılması hedefleniyor. Grup, çevresel etkiyi kendi operasyonlarının ötesinde, müşterilerine sunduğu çözümler üzerinden de ele alıyor. Enerji verimliliği çözümleriyle üç yıl içinde 20 milyon ton karbondioksit emisyonunun önlenmesi hedeflenirken, 2050 yılına kadar Net Sıfır olma taahhüdü de uzun vadeli iklim hedefini ortaya koyuyor. Böylece çevresel sorumluluk, hem operasyonel süreçlerde hem de Legrand’ın sunduğu çözümlerin yarattığı etki üzerinden değerlendiriliyor. Çalışanların gelişiminden fırsat eşitliğine, sorumlu iş yapış biçiminden çevresel etkiye kadar uzanan bu çalışmalar, Legrand Türkiye Grubu’nun “Yaşamları İyileştirmek” amacının farklı alanlardaki karşılığını oluşturuyor. Grup, kurumsal değerlerini yalnızca kendi organizasyonu içinde değil; çalışanları, iş ortakları, müşterileri, toplum ve çevre üzerinde yarattığı etkiyle birlikte ele alıyor. Legrand’ın sürdürülebilirlik alanındaki yaklaşımı, şirketlerin çevresel, sosyal ve etik performanslarını değerlendiren uluslararası sürdürülebilirlik derecelendirme kuruluşu EcoVadis’in değerlendirmesinde de karşılık buluyor. Legrand, 29 Temmuz 2026 tarihli EcoVadis değerlendirmesinde 100 üzerinden 88 puanla bir kez daha Platin Madalya elde etti. Bir önceki değerlendirmeye göre puanını 4 puan artıran Legrand, EcoVadis tarafından değerlendirilen şirketler arasında ilk %1’lik dilimde yer aldı. Değerlendirmede Legrand, “Çevre” kategorisinde 100/100 tam puan elde ederken, “Sürdürülebilir Tedarik” alanında önemli ilerleme kaydetti ve “Çalışma Koşulları ve İnsan Hakları” alanındaki güçlü performansını korudu. “Yaşamları İyileştirmek İlkemizi Bütünsel Bir Anlayışla Hayata Geçiriyoruz” Legrand Türkiye Grubu’nun kurumsal değerleri ve toplumsal etki odaklı çalışmaları hakkında değerlendirmede bulunan Legrand Türkiye Grubu CMO’su Gül Sevinç Selçuk, “Legrand Türkiye Grubu olarak, “Yaşamları İyileştirmek” ilkemizi sunduğumuz ürün ve çözümlerden çalışma kültürümüze, paydaşlarımızla kurduğumuz ilişkilerden toplumsal ve çevresel etkimize uzanan bütünsel bir anlayışla hayata geçiriyoruz. Kadınların teknik alanlardaki gelişimini desteklemek, gençlerin kariyer yolculuklarına alan açmak, çalışanlarımızın yetkinliklerini geliştirmek ve çevresel etkimizi azaltmak bizim için birbirinden bağımsız başlıklar değil. Bunların tamamını, uzun vadeli ve sorumlu bir değer yaratma anlayışının parçaları olarak görüyoruz. Önümüzdeki dönemde de ölçülebilir hedeflerimiz doğrultusunda bu çalışmalarımızı geliştirerek çalışanlarımız, iş ortaklarımız, müşterilerimiz ve toplum için kalıcı değer yaratmaya devam edeceğiz.” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Efeler’de Gençlik ve İzcilik için Dev İş Birliği Haber

Efeler’de Gençlik ve İzcilik için Dev İş Birliği

Protokol kapsamında; izcilik faaliyetlerinden doğa eğitimlerine, afet farkındalığından sosyal sorumluluk projelerine kadar pek çok alanda ortak çalışmalar yürütülecek. GENÇLER DOĞAYLA BULUŞACAK, AFET FARKINDALIĞI ARTACAK İmzalanan protokol ile 7 yaş ve üzerindeki bireylere yönelik izcilik kampları, doğa yürüyüşleri, çevre koruma etkinlikleri ve fidan dikim organizasyonları planlanıyor. Ayrıca gençlere ilk yardım, temel sağlık bilgileri, liderlik ve karakter gelişimi gibi konularda eğitimler verilirken; olası acil durumlara karşı afet bilincini artıracak uygulamalı çalışmalar gerçekleştirilecek. İş birliği kapsamında ihtiyaç sahibi çocukların faaliyetlere katılımına da özel imkânlar tanınacak. TESİS VE ULAŞIM DESTEĞİ EFELER BELEDİYESİ TARAFINDAN SAĞLANACAK Protokol uyarınca Efeler Belediyesi, bünyesindeki tesis, eğitim ve kamp alanlarını kulübün kullanımına sunacak; imkânlar dâhilinde ulaşım, lojistik ve malzeme desteği sağlayacak. Faaliyetlerin sahada etkin ve güvenli bir şekilde yürütülmesi amacıyla iki kurum temsilcilerinden oluşan bir Ortak Koordinasyon Kurulu kurulacak. Kurul, yıllık çalışma planlarını hazırlayarak tesis ve saha kullanımlarını koordine edecek. ÇOCUK KORUMA VE GÜVENLİK ÖN PLANDA TUTULACAK Protokolde, tüm etkinliklerde çocuk hakları ve güvenliği esas alınacak. Yaz ve kış kampları başta olmak üzere tüm organizasyonlarda sağlık ve emniyet tedbirleri en üst düzeyde planlanacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Aksa Elektrik’ten Erişilebilir İletişim İçin Yeni Adım Haber

Aksa Elektrik’ten Erişilebilir İletişim İçin Yeni Adım

Çoruh ve Fırat bölgelerinde 4 milyondan fazla nüfusa elektrik hizmeti sunan Aksa Elektrik, kurumsal sosyal sorumluluk vizyonu ve sürdürülebilir hizmet odaklılığı kapsamında toplumsal kapsayıcılığı güçlendiren önemli bir uygulamayı devreye aldı. "Geleceğin enerjisini birlikte inşa etmek, birbirimizi anlamakla başlar" yaklaşımıyla hayata geçirilen "İletişime El Ver" projesi, işitme engelli vatandaşların elektrik hizmetlerine erişimindeki iletişim engelini ortadan kaldırmayı hedefliyor. İşitme Engelliler Eğitim Faaliyetleri Derneği (İEEF) iş birliğiyle yürütülen proje kapsamında Artvin, Giresun, Gümüşhane, Rize, Trabzon, Bingöl, Elazığ, Malatya ve Tunceli'deki müşteri hizmet merkezleri ile merkez ofislerde görev yapan çalışanlar, Türk İşaret Dili eğitimini tamamladı. Eğitim programında çalışanlara işaret dilinin temel kullanımının yanı sıra hizmet noktalarında karşılaşılabilecek iletişim ihtiyaçlarına yönelik uygulamalı eğitimler verildi. Doğrudan, kolay ve erişilebilir iletişim Bu stratejik eğitim hamlesiyle birlikte, işitme engelli bireylerin elektrik tedariki ve dağıtımıyla ilgili tüm hizmet ve işlem süreçlerinde, kurum çalışanlarıyla doğrudan, kolay ve tamamen erişilebilir bir iletişim kurabilmeleri amaçlanıyor. Proje, yalnızca bir eğitim çalışması olmanın ötesinde, Aksa Elektrik’in müşteri deneyiminde dönüştürücü ve uzun soluklu bir hizmet geliştirme yolculuğunun ilk ve en güçlü adımını oluşturuyor. Dijital kanallara engelsiz erişim Aksa Elektrik'in erişilebilirlik yaklaşımı sahayla sınırlı kalmıyor. Çoruh EDAŞ, Fırat EDAŞ ile Aksa Çoruh ve Aksa Fırat internet sitelerinde yer alan “Engelsiz Çeviri” özelliği sayesinde içerikler işaret dili desteğiyle takip edilebiliyor. Kullanıcılar ilgili içeriklere tıklayarak metinlerin işaret dili çevirilerini görüntüleyebiliyor. Böylece Aksa Elektrik, dijital kanallarda işaret dili çeviri desteğini, hizmet noktalarında ise işaret dili eğitimi alan çalışanlarını aynı erişilebilir hizmet yaklaşımı altında buluşturuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.