Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Sosyalleşme

Kapsül Haber Ajansı - Sosyalleşme haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sosyalleşme haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Gemi Turlarına İlgi Her Yıl Artıyor Haber

Gemi Turlarına İlgi Her Yıl Artıyor

Konforlu seyahat imkânı ve farklı destinasyonları tek tatilde keşfetme fırsatı sunan kruvaziyer turları, son yıllarda tatilcilerin en çok tercih ettiği turizm seçeneklerinden biri haline geldi. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı verilerine göre, 2025 yılında Türkiye limanlarına gelen kruvaziyer yolcu sayısı bir önceki yıla göre yüzde 13,2 artarak 2 milyon 138 bin 136’ya ulaştı. Aynı dönemde Türkiye limanlarına yanaşan kruvaziyer gemi sayısı da yüzde 15,1 artış göstererek 1375’e çıktı. Coral Travel Türkiye Genel Müdürü Mehmet Kamçı’ya göre, “uçuşsuz seyahat” isteğinin artması ve “yavaş seyahat” yaklaşımının yaygınlaşmasıyla birlikte, gemi turlarına geçtiğimiz yıl belirgin şekilde artan talebin bu yıl daha da güçlenmesi bekleniyor. Daha geniş kitleye hitap ediyor Gemi turları uzun yıllar belirli bir kitleye hitap ederken, son dönemde gençler ve yoğun tempoda çalışan profesyoneller tarafından da yoğun ilgi görüyor. Farklı destinasyonları tek plan içerisinde deneyimleme imkânı, zaman yönetimi açısından avantaj sağlarken, gemi üzerindeki sosyal alanlar ve etkinlikler bu tatili aynı zamanda bir sosyalleşme deneyimine dönüştürüyor. Daha konforlu ve stressiz bir seyahat deneyimi arayan misafirler, gemi turlarına yöneliyor. Yavaş seyahat yaklaşımı ise yolculuğun kendisini de deneyimin bir parçası haline getiriyor. Gemi turları, destinasyonlar arasında acele etmeden, planlı ve keyifli bir seyahat sunarak bu beklentiyi karşılıyor. Türkiye çıkışlı rotalar ve Yunan Adaları önde Türkiye çıkışlı gemi turları, pratiklik ve erişilebilirlik açısından öne çıkıyor. İstanbul ve Kuşadası kalkışlı programlar, misafirlere kolay ulaşım avantajı sağlıyor. Yunan Adaları, gemi turlarında en çok tercih edilen rotalar arasında yer alıyor. Kapıda vize veya vizeli seçeneklerle sunulan Mikonos, Santorini, Rodos ve Kos gibi destinasyonlar, özellikle kısa süreli tatillerde yoğun talep görüyor. Akdeniz ve Adriyatik rotalarında İtalya, Fransa ve İspanya kıyılarını kapsayan daha kapsamlı programlar da dikkatleri çekiyor. Kişiye özel kampanyalar sunuluyor Avrupa, Asya, Amerika dâhil dünyada limanı olan tüm ülkelerde misafirlerine çok sayıda Cruise Tur alternatifleri sunan Coral Travel, kampanyalarla da bu ilgiyi destekliyor. Yeşil pasaport sahibi misafirlere özel indirim fırsatları, belirli dönemlerde sunulan avantajlı fiyatlar ve farklı ödeme seçenekleri, tatil planlarını daha erişilebilir hale getiriyor. Coral Travel Türkiye, gemi turları dahil tüm ürünlerinde misafirlerine bütünleşik bir deneyim sunuyor. Yetkili acenteler, çağrı merkezi ve dijital kanallar üzerinden sunulan rezervasyon imkanları da gemi turlarına erişimi kolaylaştırıyor. Konfor ve deneyim odaklı tatil Mehmet Kamçı gemi turlarına ilginin son yıllarda giderek artışını şöyle değerlendirdi: “Gemi turlarına olan ilginin son yıllarda belirgin şekilde arttığını görüyoruz. Özellikle gençler ve yoğun iş temposunda çalışan profesyoneller, ulaşım stresi yaşamadan farklı destinasyonları deneyimleyebilecekleri tatil alternatiflerine yöneliyor. Uçuşsuz seyahat tercihleri ve yavaş seyahat yaklaşımı da bu ilgiyi destekliyor. Türkiye çıkışlı programlarımız ve Yunan Adaları başta olmak üzere sunduğumuz farklı rotalarla misafirlerimize konforlu ve deneyim odaklı bir tatil sunuyoruz. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’ye Örnek Olacak Kahramanmaraş Gençlik ve Spor Merkezi Yükseliyor Haber

Türkiye’ye Örnek Olacak Kahramanmaraş Gençlik ve Spor Merkezi Yükseliyor

Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi, gençlere yönelik vizyon projelerini hayata geçirmeyi sürdürüyor. Başkan Fırat Görgel’in liderliğinde sürdürülen çalışmalar kapsamında şehrin sosyal yaşamına yeni bir dinamizm kazandıracak olan Kahramanmaraş Gençlik ve Spor Merkezi’nin 4 bin metrekarelik kapalı alanındaki inşa çalışmaları tüm hızıyla sürdürülüyor. Yamaçtepe Mahallesi’nde 370 Milyon TL’lik yatırımla hayata geçirilen proje, donanım ve kapasiteyle Kahramanmaraş’ın yanı sıra Türkiye’nin de dikkat çeken gençlik yatırımları arasında yer alıyor. Her Yönüyle Gençlere Hitap Edecek Modern mimari anlayışla tasarlanan Gençlik ve Spor Merkezi, gençlerin farklı ihtiyaçlarını tek çatı altında karşılayabilecek şekilde planlandı. Spor, kültür, sanat ve sosyal yaşam alanlarını bir araya getiren proje sahne ve gösteri alanları, tiyatrodan söyleşilere, konserlerden çeşitli kültürel etkinliklere kadar birçok organizasyona ev sahipliği yapacak. Proje kapsamında planlanan eğitim ve atölye alanları, gençlerin ilgi duydukları alanlarda kendilerini geliştirebilmelerine imkân tanıyacak. Sporcular İçin Modern Ortam Gençlik ve Spor Merkezi, sporcuların ihtiyaçlarına cevap verecek modern donatılarıyla da gençlere hitap edecek. Spor faaliyetlerinin verimli şekilde yürütülebilmesi amacıyla hazırlanan destek birimleri, antrenman ve organizasyon süreçlerinin daha profesyonel bir ortamda gerçekleştirilmesine imkân sağlayacak. Tesis içerisinde oluşturulan teknik alanlar ve sporcu kullanımına yönelik bölümler sayesinde hem amatör hem de profesyonel sporcular için uygun bir çalışma ortamı sunulacak. Sosyal Yaşamın Yeni Adresi Olacak Projede yer alan geniş ortak kullanım alanları, dinlenme bölümleri ve sosyal mekânlar, merkezi günün her saatinde canlı tutacak unsurlar arasında yer alıyor. Vatandaşların bir araya gelebileceği bu alanlar, tesisin komple bir alan olmasına olanak tanıyacak. Kafeteryalar, bekleme alanları ve sosyal bölümler sayesinde ziyaretçiler keyifli vakit geçirebilecek, gençler ise güvenli ve modern bir ortamda sosyalleşme imkânı bulacak. “Ülkemizde Örnek Yatırımlardan Biri Olacak” Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel, “Kahramanmaraş’ımızın geleceğini gençlerimizle birlikte inşa ediyoruz. Bu anlayışla hayata geçirdiğimiz Gençlik ve Spor Merkezimiz gençlerimizin kendilerini geliştirebilecekleri, yeteneklerini keşfedebilecekleri ve sosyal hayata daha güçlü katılabilecekleri kapsamlı bir yaşam alanı olacak. Merkezimizde yer alacak kültür ve sanat alanları, atölyeler, sinema ve tiyatro salonlarıyla gençlerimizin eğitimine ve kişisel gelişimine katkı sunarken, modern spor alanlarımızla da sağlıklı yaşamı teşvik edeceğiz. Amacımız, gençlerimizin zamanlarını verimli değerlendirebilecekleri, üretebilecekleri ve sosyalleşebilecekleri nitelikli mekânlar oluşturmak. Kahramanmaraş Gençlik ve Spor Merkezi tamamlandığında, sahip olduğu donanım ve çok yönlü yapısıyla ülkemizde örnek yatıırmlardan biri olacak. Gençlerimize yapılan her yatırımın geleceğimize yapılan yatırım olduğuna inanıyor, bu doğrultuda çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Günde En Az Üç Kez Sarılın Haber

Günde En Az Üç Kez Sarılın

İyi ilişkilerin yaşam süresi ve hastalıklar üzerindeki etkisine değinen Prof. Dr. Doğan, “İnsan ilişkileri iyiyse, kişi memnuniyeti yüksekse, yalnızlık azsa; daha az Alzheimer görülüyor, daha sağlıklı ve daha uzun yaşanıyor. Ama yalnızlık varsa erken ölüm, kalp krizi ve demans gibi hastalıklar daha sık görülüyor. O yüzden iyi yaşam, iyi ilişkilerle inşa edilir.” dedi. Fiziksel temas ve iletişimin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Doğan, “Minimum 20 saniyelik sarılmalar oksitosin salgılar. Günde en az üç kez sarılın. Göz teması kurun, yemek masasında telefonu bırakın, birlikte vakit geçirin. Üsküdar Üniversitesi tarafından düzenlenen “Toplum İçin Bilim Eğitim Seminerleri” kapsamında Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tayfun Doğan katılımcılarla buluştu. “İnsan İlişkilerinin Nörobilimi: Sosyal Beyin" başlıklı seminerde konuşan Prof. Dr. Tayfun Doğan, insanın en temel özelliğinin sosyal bir canlı olması olduğunu vurguladı. Konuşmasında uzun yıllardır pozitif psikoloji alanında mutluluk, umut ve iyi oluş üzerine çalışmalar yürüttüğünü belirten Prof. Dr. Tayfun Doğan, son dönemde insan ilişkileri ve sosyal zekâ konularına yeniden yoğunlaştığını söyledi. Prof. Dr. Tayfun Doğan, “İnsanı tek bir sıfatla tanımlayacak olsak, en doğru ifade ‘sosyal bir canlı’ olur. Gerçekten beynimiz buna göre şekillenmiş durumda. Doğduğumuz andan hayatımızın sonuna kadar bizi arayan, merak eden, güvende hissettiren ve önemseyen insanlara ihtiyaç duyarız. İnsan ilişkileri bizim doğal yaşam alanımızdır” dedi. Eş zamanlılık ilişkileri güçlendiriyor Seminerde özellikle eş zamanlılık, ahenk ve senkronizasyon kavramları üzerinde duran Prof. Dr. Doğan, iki ya da daha fazla kişinin birlikte hareket etmesinin beyin üzerinde güçlü etkiler oluşturduğunu ifade etti. Prof. Dr. Doğan, “Birlikte nefes alıp vermek, jest ve mimiklerin benzemesi, konuşma ritimlerinin ve hatta kalp atışlarının birbirine yaklaşması kişiler arasında güçlü bir bağ oluşturur. Bu durum, adeta iki insanın birbirine bağlanması gibidir. Beyin de bu bağı ödüllendirir.” diye konuştu. Bu ödül mekanizmasının temelinde oksitosin hormonu bulunduğunu anlatan Prof. Dr. Doğan, oksitosinin halk arasında sevgi, bağlanma ve güven hormonu olarak bilindiğini belirtti. Prof. Dr. Doğan, “Eş zamanlılık sağlandığında oksitosin salgılanır. Oksitosin de stres hormonu olarak bilinen kortizolün salınımını azaltır. Böylece stres düşer, güven artar, çatışmalar azalır. Eşler arasındaki tartışmaların, çocuklar arasındaki kavgaların azalmasında da bu mekanizma önemli rol oynar.” ifadelerini kullandı. Sarılmak, birlikte yürümek, şarkı söylemek bile etkili Oksitosin salgısını artırmanın gündelik yaşamda oldukça basit yolları olduğunu belirten Prof. Dr. Doğan, birlikte yapılan etkinliklerin ilişkileri güçlendirdiğini söyledi. “Beraber yemek yapmak, birlikte şarkı söylemek, ritmik hareketler yapmak, dans etmek, aynı tempoda yürümek, hatta uzun süre sarılmak bile oksitosin salgısını artırır.” diyen Prof. Dr. Doğan, özellikle 20 saniyeyi aşan sarılmaların kişiler üzerinde rahatlatıcı etkiler oluşturduğunu vurguladı. Prof. Dr. Doğan, toplu ibadetlerin, iftar sofralarının, birlikte film ya da maç izlemenin de aynı mekanizmayı desteklediğini belirterek, “İnsanlar ortak bir ritimde buluştuğunda psikolojik olarak birbirlerine daha çok bağlanıyorlar.” dedi. Oksitosin beynin alarm sistemini sakinleştiriyor Seminerde beynin işleyişine ilişkin nörobilimsel açıklamalarda da bulunan Prof. Dr. Doğan, oksitosinin beynin hipotalamus bölgesinde salgılandığını ve doğrudan amigdala üzerinde etkili olduğunu söyledi. Amigdalanın beynin erken uyarı ve alarm sistemi olduğunu ifade eden Prof. Dr. Doğan, “Amigdala tehlike sezdiğinde bizi kaygılandırır ve stres hormonlarını harekete geçirir. Ancak oksitosin amigdalaya ‘her şey yolunda, güvendesin’ mesajı verir. Böylece kaygı ve stres daha ortaya çıkmadan önlenmiş olur.” diye konuştu. İş görüşmelerinden aile ilişkilerine kadar etkili Eş zamanlılığın sadece aile ilişkilerinde değil, iş ve eğitim yaşamında da önemli sonuçlar doğurduğunu belirten Prof. Dr. Doğan, özellikle beden dili uyumunun kişiler arasındaki güveni artırdığını ifade etti. “İş görüşmelerinde, öğretmen-öğrenci ilişkisinde, terapist-danışan ilişkisinde senkronizasyon çok önemlidir. Karşı tarafla uyumlu beden dili geliştirmek kabul görme ihtimalini artırır.” diyen Prof. Dr. Doğan, terapi süreçlerinde başarının en önemli unsurlarından birinin danışanla kurulan uyum olduğunu söyledi. Öğrenmeyi de güçlendiriyor Öğretmen ve öğrenci arasındaki uyumun öğrenme üzerinde doğrudan etkili olduğunu ifade eden Prof. Dr. Doğan, sevilen öğretmenlerin derslerinin daha verimli geçmesinin temel nedenlerinden birinin bu olduğunu belirtti. Prof. Dr. Doğan, “Öğretmen ile sınıf arasında ahenk sağlandığında öğrenciler dersi daha iyi kavrıyor. Aslında hepimizin hayatında sevdiği bir öğretmenin dersini daha iyi anladığı dönemler olmuştur. Bunun altında yatan neden senkronizasyondur.” ifadesinde bulundu. Yalnızlık doğamıza uygun değil İnsanın sosyal bir varlık olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Doğan, yalnızlığın biyolojik düzeyde ciddi sonuçlar doğurduğunu belirtti ve “Yalnızlık doğamıza uygun değil. Peki ne yapıyor yalnızlık? Neden bizi strese sokuyor? Bu konuda yapılan araştırmalar var. Cacioppo’nun çalışmasında katılımcılara gün içinde yalnızlık düzeylerini ve fizyolojik tepkilerini ölçmeleri istendi. Sonuçta şunu gördük: Yalnızlık hisseden insanlar, adeta fiziksel bir saldırıya uğramış gibi kortizol salgılıyor.” şeklinde konuştu. Yalnızlığın vücutta “savaş ya da kaç” tepkisini tetiklediğini ifade eden Prof. Dr. Doğan, bunun bağışıklık sistemi ve uyku üzerinde olumsuz etkiler oluşturduğunu söyledi. Prof. Dr. Doğan, “Yalnızlık durumunda vücudumuz alarm moduna geçiyor. Kortizol yükseliyor. Bu da bağışıklık sistemimizi zayıflatıyor, uyku düzenimizi bozuyor. Gece uyanmalarının önemli nedenlerinden biri de yüksek stres hormonudur. Beyin sürekli tehlike varmış gibi çalışır.” dedi. Sosyal bağ kimyasal bir ilaçtır Seminerde hayvan deneylerinden örnekler de paylaşan Prof. Dr. Tayfun Doğan, “Felç edilen fareler üzerinde yapılan deneylerde, sosyal ortamda bulunan farelerin çok daha hızlı iyileştiği görülüyor. İzole edilen farelerde ise iyileşme neredeyse yok. Bunun nedeni oksitosin hormonu. Sosyal bağ aslında kimyasal bir ilaçtır.” diye konuştu. Yapay oksitosin verilmesi durumunda bile iyileşmenin hızlandığını belirten Prof. Dr. Doğan, ancak bunun doğal yollarla sağlanması gerektiğini vurguladı ve “Buradan ‘gidip oksitosin alın’ sonucu çıkarmıyoruz. Oksitosini doğal yollarla artırmalıyız. Sarılmak, birlikte yemek yemek, yürüyüş yapmak, şarkı söylemek… Bunların hepsi oksitosin salgılatır.” ifadesinde bulundu. Bağımlılık, eksik sosyal bağın telafisidir “Bağımlılık sosyal ilişkilerden almamız gereken kimyasalları alamadığımızda bunları yapay yollarla telafi etme çabasıdır.” diyen Prof. Dr. Doğan, bu durumun yalnızca madde bağımlılığıyla sınırlı olmadığını belirterek, şunları söyledi: “Yeterli sosyal bağ kuramayan bireyler bu eksikliği yemekle, internetle, kumarla ya da başka bağımlılıklarla doldurmaya çalışır. Yalnızlık acı vericidir ve bu acıyı azaltmak için insanlar farklı yollar arar.” Yalnızlık bir uyarı sinyali Yalnızlığın evrimsel bir anlamı olduğunu ifade eden Prof. Dr. Doğan, “Eğer yalnızlık keyifli bir şey olsaydı insan türü yok olurdu. Yalnızlık bize ‘git ve sosyalleş’ mesajı verir. Tıpkı açlık gibi… Açlık nasıl bize ‘yemek bul’ diyorsa, yalnızlık da ‘insan bul’ der.” şeklinde konuştu. Modern şehir yaşamı ‘insanat bahçesi’ne dönüşüyor Modern yaşamın yalnızlığı artırdığına dikkat çeken Prof. Dr. Doğan, “Apartman yaşamı, yalnız bireyler… Aslında hepimiz izole fareler gibiyiz. Depresyon, bağımlılık, aşırı yeme davranışları bu yüzden artıyor. Desmond Morris modern şehirler için ‘insanat bahçesi’ ifadesini kullanıyor. Hayvanat bahçesi hayvanların doğasına uygun değilse, bu yaşam da insanın doğasına uygun değil.” dedi. Sosyalleşme beyni fiziksel olarak değiştiriyor Sosyal etkileşimin beyin yapısı üzerindeki etkilerine de değinen Prof. Dr. Doğan, bilimsel bulguları şöyle aktardı: “Sosyal ortamda yaşayan bireylerin beyin kabuğu daha kalın oluyor. BDNF dediğimiz, beynin gelişimi için çok önemli olan madde artıyor. Nöronlar arası bağlantılar güçleniyor. Yani sosyalleşmek sadece psikolojik değil, fizyolojik olarak da beyni geliştiriyor.” Prof. Dr. Tayfun Doğan, uzun yıllara yayılan bilimsel araştırmaların insan ilişkilerinin yaşam kalitesi üzerindeki belirleyici rolünü ortaya koyduğunu söyledi. İnsan ilişkilerinin sağlık ve mutluluk üzerindeki etkileri neler? Konuşmasında dünyaca ünlü Harvard çalışmasına dikkat çeken Prof. Dr. Doğan, insan ilişkilerinin sağlık ve mutluluk üzerindeki etkisini şu sözlerle anlattı: “Meşhur bir araştırma var. Medyada genellikle Harvard mutluluk araştırması diye geçer ama asıl adı Harvard Yetişkin Gelişimi Araştırması. 1938’de başlıyor ve bugün 88 yılı geride bıraktı. Katılımcıların her yıl kan değerlerine bakılıyor, beyin görüntülemeleri yapılıyor, psikolojik testler uygulanıyor, birebir görüşmeler gerçekleştiriliyor. Kariyer, para, statü gibi birçok değişken inceleniyor. Ama sonuç çok net: Mutluluk ve sağlıkta bir numaralı faktör insan ilişkileri.” İyi ilişkilerin yaşam süresi ve hastalıklar üzerindeki etkisine de değinen Prof. Dr. Doğan, “İnsan ilişkileri iyiyse, kişi memnuniyeti yüksekse, yalnızlık azsa; daha az Alzheimer görülüyor, daha sağlıklı ve daha uzun yaşanıyor. Ama yalnızlık varsa erken ölüm, kalp krizi ve demans gibi hastalıklar daha sık görülüyor. O yüzden iyi yaşam, iyi ilişkilerle inşa edilir.” dedi. Yalnızlık erken ölüm riskini artırıyor Yalnızlığın sağlık üzerindeki etkilerine ilişkin geniş çaplı araştırmalara da değinen Prof. Dr. Doğan, “3 milyon kişi üzerinde yapılan meta-analizler, kronik yalnızlığın erken ölüm riskini yüzde 20-30 artırdığını gösteriyor. Ayrıca demans ve kalp hastalıkları riskini de yükseltiyor. Hatta kronik yalnızlık, günde 15 sigara içmek kadar zararlı.” ifadesinde bulundu. Kötü ilişki, yalnızlıktan daha zararlı olabilir Sağlıklı ilişkilerin önemine vurgu yapan Prof. Dr. Doğan, her sosyal bağın olumlu olmadığını belirterek, “Yalnız kalmamak adına her ilişkiye tutunmak doğru değil. Hayatımıza giren insanlara şu soruyu sormalıyız: ‘Bana yalnızlıktan daha mı iyi geleceksin, yoksa yalnızlığın güzelliğini mi hatırlatacaksın?’ Çünkü kötü ilişkiler bazen yalnızlıktan daha fazla zarar verir.” diye konuştu. Ayrılık acısının biyolojik temeli var İnsanların sevdiklerinden ayrıldıklarında yaşadıkları duygusal acının biyolojik bir karşılığı olduğunu belirten Prof. Dr. Doğan, “Sevdiğimiz kişilerle birlikteyken beynimiz belirli kimyasallara alışır. Ayrılık, kayıp ya da uzaklaşma durumunda bu kimyasallar kesilir ve bir tür yoksunluk yaşarız. Bu yüzden acı çekeriz. Zamanla beyin bu durumu kabullenir ve iyileşme başlar.” ifadesinde bulundu. Besleyici ilişki oksitosin üretir, zehirleyici ilişki stres artırır Seminerde “besleyici” ve “zehirleyici” ilişki kavramlarına da değinen Prof. Dr. Doğan, “Doğuştan bir ilişki tarzımız yoktur. Sonradan öğreniriz. Besleyici ilişkiler; saygılı, samimi, destekleyici ve karşı tarafın değerli hissetmesini sağlayan ilişkilerdir. Bu tarz ilişkiler oksitosin üretir. Zehirleyici ilişkiler ise eleştiren, küçümseyen, öfke yüklü ve karşı tarafın özsaygısını zedeleyen ilişkilerdir. Bunlar da kortizol üretir.” dedi. Sosyal destek iyileşmeyi hızlandırıyor Sosyal bağların fiziksel sağlık üzerindeki etkisine de dikkat çeken Prof. Dr. Doğan, “Oksitosin salgılandığında hücresel onarım artar, doğal ağrı kesici etki oluşur. Ameliyat sonrası yanında destek olan kişiler varsa iyileşmenin daha hızlı olması tesadüf değildir. Sosyal destek bir şifadır.” şeklinde konuştu. Günde en az üç kez sarılın Günlük yaşamda uygulanabilecek basit öneriler de paylaşan Prof. Dr. Doğan, özellikle fiziksel temas ve iletişimin önemine dikkat çekti ve “Minimum 20 saniyelik sarılmalar oksitosin salgılar. Günde en az üç kez sarılın. Göz teması kurun, yemek masasında telefonu bırakın, birlikte vakit geçirin. Küçük iyilikler bile büyük etkiler oluşturur. İyilik yapan kişi, iyilik görenden daha mutlu olur. Çünkü en büyük kazancı o elde eder. Küçük bir yardım, kısa bir sohbet bile insanın oksitosin düzeyini artırır.” dedi. Sosyalleşmek yaşlanmayı geciktiriyor Sosyalleşmenin biyolojik etkilerine de değinen Prof. Dr. Doğan, hücre yaşlanmasıyla ilgili önemli bir noktaya dikkat çekti ve “Telomer dediğimiz yapılar hücrelerin yaşlanmasını belirler. Sosyalleşme bu yapıların kısalmasını yavaşlatır. Yani sosyal ilişkiler daha uzun ve sağlıklı yaşam sağlar.” diye konuştu. Konuşmasında katılımcılara çağrıda bulunan Prof. Dr. Doğan, “Kalbinizi ısıtın. Size iyi gelen şeyleri hayatınıza dahil edin. Derin bağlar kurun, iyilik yapın, sevdiklerinizi arayın. Her insan günde en az bir kez ‘iyi ki varsın’ sözünü duymalı. Eğer bunu duymuyorsanız, siz başkalarına söyleyin.” ifadesinde bulundu. Seminerin sonunda katılımcıların sorularını yanıtlayan Prof. Dr. Doğan, insanın sosyal bir varlık olduğunu hatırlatarak, “Birbirimize ihtiyacımız var. Bu bir lüks değil, temel bir ihtiyaç.” şeklinde sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Gençler Kahve Zincirlerinden Uzaklaşıyor: Yeni Neslin Gözdesi Artık Deneyim Sunan Mekânlar Haber

Gençler Kahve Zincirlerinden Uzaklaşıyor: Yeni Neslin Gözdesi Artık Deneyim Sunan Mekânlar

Kahve tüketim alışkanlıkları son yıllarda büyük bir değişim geçirirken, özellikle genç kuşağın tercihleri sektörün yönünü yeniden şekillendiriyor. Standart kahve zincirlerinden uzaklaşan yeni nesil tüketiciler, artık yalnızca kahve içmek için değil; sosyalleşmek, çalışmak, içerik üretmek ve farklı deneyimler yaşamak için özgün mekânları tercih ediyor. Şehir hayatındaki dönüşümle birlikte butik kahveciler, konsept kafeler ve çok amaçlı sosyal alanlar gençlerin yeni buluşma noktaları haline geliyor. Uzmanlara göre bu değişim, yalnızca damak tadıyla sınırlı değil. Genç kullanıcılar mekân seçiminde atmosfer, tasarım, sürdürülebilirlik, dijital uyumluluk ve sosyal medya görünürlüğü gibi kriterleri de ön planda tutuyor. Özellikle Z kuşağı ve genç profesyoneller arasında yükselen “deneyim odaklı tüketim” anlayışı, kahve sektöründe yeni bir dönemin kapısını aralıyor. Kahve Artık Sadece Bir İçecek Değil Geleneksel kahve kültürü yerini çok yönlü bir yaşam deneyimine bırakıyor. Gençler için bir kafeye gitmek artık yalnızca kahve tüketmek anlamına gelmiyor. Çalışma alanı sunan, estetik tasarıma sahip, sessiz köşeler barındıran ve sosyal etkileşime açık mekânlar daha fazla ilgi görüyor. Özellikle büyük şehirlerde artış gösteren butik kahveciler, kişiselleştirilmiş hizmet anlayışıyla öne çıkıyor. Yerel kahve çekirdekleri, özel demleme yöntemleri ve özgün sunumlar genç tüketicinin ilgisini çekerken, standart menü anlayışına sahip zincir markalar eski cazibesini kaybetmeye başlıyor. Sektör temsilcileri, gençlerin “aynı deneyimi tekrar eden” mekânlardan uzaklaştığını ve daha özgün atmosferler aradığını belirtiyor. Ahşap tasarımlar, doğal ışık kullanımı, vintage dekorasyon ve sanatsal dokunuşlar yeni nesil kahve mekânlarının temel özellikleri arasında yer alıyor. Sosyal Medya Etkisi Mekân Tercihlerini Değiştiriyor Kafelerin tercih edilmesinde sosyal medyanın etkisi her geçen gün daha belirgin hale geliyor. Özellikle Instagram, TikTok ve Pinterest gibi platformlarda paylaşılabilir alanlar sunan mekânlar gençlerin radarına daha hızlı giriyor. Görsel açıdan dikkat çeken sunumlar, estetik kahve bardakları ve konsept dekorasyonlar kullanıcı deneyiminin önemli bir parçası haline geliyor. Uzmanlara göre genç tüketiciler artık bir mekânı seçerken yalnızca ürün kalitesine değil, “hikâye sunup sunmadığına” da dikkat ediyor. Bu nedenle işletmeler sadece kahve satışı değil, aynı zamanda marka kimliği ve yaşam tarzı deneyimi oluşturmaya yöneliyor. Özellikle sessiz çalışma alanları, kitap okuma köşeleri, canlı müzik etkinlikleri ve sanat atölyeleri düzenleyen kafeler yoğun ilgi görüyor. Bu yaklaşım, kahve mekânlarını klasik tüketim alanlarından çıkarıp sosyal yaşam merkezlerine dönüştürüyor. Gençler Zincir Markalar Yerine Yerel İşletmelere Yöneliyor Son dönemde gençlerin yerel işletmelere olan ilgisinde dikkat çekici bir artış yaşanıyor. Küresel kahve zincirlerinin standart hizmet anlayışı yerine samimi ve özgün deneyim sunan küçük işletmeler tercih ediliyor. Özellikle sürdürülebilir üretim yapan, geri dönüştürülebilir ürün kullanan ve yerel üreticileri destekleyen markalar genç tüketicilerden daha fazla ilgi görüyor. Kahve sektöründe faaliyet gösteren işletmeciler, yeni neslin marka sadakatinden çok deneyim sadakatine önem verdiğini ifade ediyor. Genç kullanıcılar için bir mekânın “trend” olması kadar, kendilerini özel hissettirmesi de büyük önem taşıyor. Bu değişimle birlikte birçok yeni nesil kahve mekânı hibrit konseptlere yöneliyor. Gün içinde çalışma alanı olarak kullanılan kafeler, akşam saatlerinde etkinlik ve sosyalleşme alanına dönüşüyor. Bu çok yönlü kullanım modeli özellikle freelance çalışanlar, öğrenciler ve dijital içerik üreticileri arasında yaygınlaşıyor. Kahve Sektöründe Rekabet Yeni Bir Boyuta Taşınıyor Değişen tüketici alışkanlıkları, kahve sektöründeki rekabeti de yeniden şekillendiriyor. İşletmeler artık yalnızca kaliteli kahve sunarak öne çıkamıyor. Mekân deneyimi, müşteri ilişkileri, dijital görünürlük ve konsept tasarım gibi unsurlar başarı için kritik hale geliyor. Sektör uzmanları, önümüzdeki dönemde deneyim odaklı kahve mekânlarının daha da yaygınlaşacağını öngörüyor. Özellikle genç nüfusun yoğun olduğu bölgelerde açılan konsept kafeler, klasik işletme anlayışının yerini almaya başlıyor. Yeni nesil tüketici profili, kahve sektörünü yalnızca gastronomi alanında değil; mimari, teknoloji ve sosyal yaşam açısından da dönüştürüyor. Bu dönüşüm, kahve kültürünü sıradan bir tüketim alışkanlığından çıkararak modern şehir yaşamının önemli bir parçası haline getiriyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Gaziantep Aktif Yaşam Merkezi’nde İkinci Bahar” Hikâyesi Haber

Gaziantep Aktif Yaşam Merkezi’nde İkinci Bahar” Hikâyesi

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Aktif Yaşam ve Eğitim Merkezi, 60 yaş ve üzeri vatandaşların sosyal hayata daha aktif katılmalarını sağlamak, yalnızlık duygusunu azaltmak ve sağlıklı bir yaşlanma sürecine katkı sunmak amacıyla hizmet veriyor. Spor, sanat, eğitim ve sosyal etkinliklerle yaşlı bireylerin yaşam kalitesini artırmayı hedefleyen merkez, aynı zamanda yeni dostlukların kurulmasına da ortam hazırlıyor. Merkezde kurulan dostluklardan biri ise Fatma ve Fatih Erdizci’nin hayatında yeni bir sayfa açtı. Aktif Yaşam Merkezi’nde aynı sınıfta eğitim alırken tanışan çift, zamanla gelişen arkadaşlıklarını evlilik kararıyla yeni bir hayata taşıdı. FATMA ERDİZCİ: BU KURUM BİZİM BABA OCAĞIMIZ GİBİ Fatma Erdizci, uzun yıllar Kıbrıs’ta yaşadığını, çocuklarının yönlendirmesiyle Gaziantep’e geldikten sonra Aktif Yaşam ve Eğitim Merkezi ile tanıştığını söyledi. Merkeze ilk geldiğinde hayatında önemli bir değişim yaşadığını belirten Erdizci, “130 kiloydum ve spor yapmak istiyordum. Burada spor dersleri olduğunu öğrendim ve katılmaya başladım. Bir arkadaşımın annesi aracılığıyla merkeze geldim ve çok sevdim. 2022’den beri yaklaşık dört yıldır bu kurumun danışanıyım” dedi. İlk geldiği dönemde kendisini hayattan kopmuş hissettiğini anlatan Erdizci, merkezdeki faaliyetlerin kendisine yeniden yaşam sevinci kazandırdığını ifade etti. “Şarkı sözlerini bile hatırlamıyordum. Sanki hayat durmuş gibiydi. Ama şimdi müzik derslerinde çocukluğumda ve gençliğimde söylediğim şarkıları yeniden hatırlıyorum. Alzaymır olmamak için zeka oyunları sınıfımızdan vazgeçmiyoruz. Çok mutluyuz. Bu kurum bizim ana evimiz, baba ocağımız gibi” dedi. Merkez çalışanlarının kendilerini büyük bir ilgiyle karşıladığını da belirten Erdizci, “Buraya her geldiğimizde güler yüzle karşılanıyoruz. Hocalarımız evlatlarımız gibi” diye konuştu. EVLİLİK TEKLİFİ DERS SIRASINDA GELDİ Fatma Erdizci, eşiyle sınıf arkadaşı olarak tanışmalarının ilişkilerini daha doğal bir şekilde geliştirdiğini söyledi. “Evlilik amacıyla tanışmış olsaydık belki birbirimize gerçek hallerimizi göstermeyebilirdik” diyen Erdizci, şöyle devam etti: “Biz birbirimizin en doğal hallerini biliyoruz. Bir gün derste Fatih Bey bana ‘Ben ölürsem sigortam sana kalır’ dedi. İlk başta ne demek istediğini anlamadım. Sonra meğerse bana evlilik teklif etmiş. Çok şaşırdım.” Birbirlerini tanıyan çok sayıda ortak tanıdık ve akrabalarının olduğunu öğrenmelerinin de evlilik kararını kolaylaştırdığını belirten Erdizci, “Evliliği düşünmüyordum ama çevremizde birbirimizi tanıyan insanların olması beni cesaretlendirdi” dedi. HAFTANIN BEŞ GÜNÜ MERKEZDELER Evlendikten sonra merkeze daha sık gelmeye başladıklarını anlatan Fatma Erdizci, hayatlarını neredeyse tamamen merkezdeki etkinliklere göre planladıklarını söyledi. “Şimdi haftanın beş günü buraya geliyoruz. Mutluyuz. Bütün işlerimi bile buradaki programlara göre ayarlıyorum” diyen Erdizci, Aktif Yaşam ve Eğitim Merkezi’nin kendileri için sadece bir kurs merkezi değil, aynı zamanda sosyal bir yaşam alanı olduğunu ifade etti. Spor, sanat ve eğitim faaliyetlerinin yanı sıra sosyal bağların da güçlendiği merkez, Fatma ve Fatih Erdizci çiftinin hikayesinde olduğu gibi, kimi zaman yeni dostlukların, kimi zaman da hayatın ikinci baharının kapısını aralıyor. FATİH ERDİZCİ: HAFTANIN BÜYÜK BÖLÜMÜNÜ EŞİMLE BİRLİKTE BURADA GEÇİRİYORUZ 1955 Gaziantep doğumlu olan 70 yaşındaki Fatih Erdizci, evdeki rutin hayatından sıkıldığı için yeni bir arayış içine girdiğini söylüyor. Bu süreçte Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’nin Aktif Yaşam ve Eğitim Merkezi’ni keşfettiğini anlatan Erdizci, merkezin hayatında önemli değişikliklere vesile olduğunu ifade etti. Üç yıldır merkezde danışan olarak hizmet aldığını belirten Erdizci, “Buradaki aktiviteler sayesinde yaşam kalitem arttı. Özgüvenim yükseldi, kendimi yaşlı hissetmemeye başladım. Bu kurum bana adeta gençlik aşısı gibi geldi. Çevrem genişledi, arkadaş ortamım çoğaldı. Buraya geldikten sonra belediyenin diğer hizmetlerinden de haberdar olup daha fazla sosyalleşme imkanı buldum” dedi. Merkezdeki akıl ve zeka oyunları sınıfında Fatma Erdizci ile tanıştıklarını anlatan Fatih Erdizci, başlangıçta evlilik gibi bir düşüncesinin olmadığını söyledi. Erdizci, “İlk önce sınıf arkadaşıydık. Birlikte oyunlar oynadık, sohbet ettik. Zamanla birbirimizi daha iyi tanıdık ve süreç bizi evliliğe kadar götürdü. Şimdi çok mutluyuz. Haftanın büyük bölümünü eşimle birlikte burada geçiriyoruz” diye konuştu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Aileler Eğlenceye Ne Kadar Ayırıyor? Haber

Aileler Eğlenceye Ne Kadar Ayırıyor?

Eğlence, giderek lüks bir harcama olmaktan çıkarak planlı ve sürdürülebilir bir bütçe kalemi hâline dönüşüyor. Bu eğilim, şehirlerin gelişim rotasını da doğrudan etkiliyor. Perakende ve AVM yatırımlarında eğlence, oyun ve deneyim alanlarının payı artarken; parklar, spor ve aktivite alanları, bahçeler, havuzlar ile sosyal tesisler şehir planlamasının vazgeçilmez unsurları arasında yer alıyor. Eğlenceye yapılan yatırımlar ise şehir ekonomisine, istihdama ve iç tüketime doğrudan katkı sağlıyor. ATRAX, Eğlence ve Rekreasyon Ekonomisinin Buluşma Noktası Oluyor Bu dönüşümden yola çıkarak 15-17 Ocak 2026 tarihlerinde gerçekleştirilecek ATRAX – Uluslararası Eğlence, Park, Spor ve Rekreasyon Alanları Fuarı, bu yıl “Ciddi Eğlence – Yarının Mutlu Şehirleri İçin Eğlenceyi Ciddiye Alıyoruz” temasıyla sektörü bir araya getiriyor. “Şehirlerin Estetiği, Tesislerin Cazibesi, Eğlencenin Geleceği” sloganıyla düzenlenen fuar, eğlenceyi yalnızca bir tüketim alanı olarak değil; şehir yaşamının, toplumsal mutluluğun ve ekonomik gelişimin stratejik bir unsuru olarak ele alıyor. Eğlence ve rekreasyon alanlarının şehir yaşamındaki rolüne dikkat çeken Tureks Uluslararası Fuarcılık Yönetim Kurulu Başkanı ve Fuar Organizatörü Nergis Aslan, “Bugün sinemadan dijital platformlara, çocuklara yönelik tematik alanlardan konserlere kadar uzanan geniş bir eğlence ekosisteminden söz ediyoruz. Özellikle çocuklu aileler, ekonomik belirsizliklere rağmen deneyim odaklı harcamaları hayatlarından çıkarmıyor. Bu tablo bize şunu net biçimde gösteriyor ki eğlence artık bir lüks değil, yaşam kalitesinin ayrılmaz bir parçası. Çocukla birlikte sosyalleşme ihtiyacının artması, ebeveynlerin ortak zaman geçirebilecekleri güvenli ve nitelikli alanlara yönelmesi, tematik çocuk eğlence merkezlerinin çoğalması ve deneyim odaklı tüketimin güçlenmesiyle birlikte eğlence harcamalarını daha görünür hâle getiriyor. 15–17 Ocak 2026 tarihleri arasında İstanbul Fuar Merkezi’nde gerçekleşecek ATRAX – Uluslararası Eğlence, Park, Spor ve Rekreasyon Alanları Fuarı’nı da bu dönüşümün merkezinde konumlandırıyoruz. Eğlencenin yalnızca tüketilen bir alan olmadığını; şehirlerin estetiğini güçlendiren, gayrimenkulden turizme kadar pek çok sektöre değer katan stratejik bir unsur olduğunu vurguluyoruz. Spor ve rekreasyon yatırımlarının şehir planlamasında yarattığı katma değer her geçen gün daha iyi anlaşılıyor. ATRAX, firmalara yalnızca ürünlerini sergileyecekleri bir platform değil; aynı zamanda ihracatlarını büyütecekleri, yeni iş birlikleri kuracakları ve uluslararası pazarlara açılacakları güçlü bir buluşma noktası sunuyor. Önümüzdeki dönemde, ailelerin eğlenceye ayırdığı payın dengeli bir şekilde artmaya devam etmesini; eğlence ve rekreasyon alanlarının ise şehirlerin geleceğinde çok daha merkezi ve stratejik bir rol üstlenmesini öngörüyoruz” dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.