Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Sosyoloji

Kapsül Haber Ajansı - Sosyoloji haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sosyoloji haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Kopya İntiharlara Dikkat! Haber

Kopya İntiharlara Dikkat!

Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, intiharı önlemede risk gruplarının ve kök nedenlerin bilimsel olarak analiz edilmesi gerektiğini vurgularken, “İnsanlarda umutsuzluk duygusu, ‘Çıkış yolu yok’ düşüncesi ve anlam karmaşası intihar riskini artırabiliyor. Siber zorbalık da özellikle ergenlerde önemli.” dedi. Tarhan, kopya intiharlara da dikkat çekti. İnsanın duygu ve çatışmalarını yönetebilmesinin yaşamın anlamını güçlendirebileceğini belirten Rektör Prof. Dr. Nazife Güngör, “İnsanın kendi ruh durumunu, kendi krizlerini, kendi iç ve dış çatışmalarını daha kolay yönetebilmesi; var olmayı ve varlığını sürdürmeyi daha anlamlı bulabilmesi anlamına geliyor.” dedi. Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi tarafından, intihar konusunda toplumsal farkındalığın artırılması amacıyla “İntihar Olgusuna Çok Disiplinli Bakış ve Farkındalık” başlıklı çevrim içi seminer düzenlendi. Programın açılış konuşmalarını Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör ve İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak gerçekleştirdi. Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Gerçeklerle yüzleşmezsek kendimizi düzeltemeyiz” Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, intiharı önlemede yalnızca farkındalık çalışmalarının yeterli olmadığını, risk gruplarının ve vakaların bilimsel olarak analiz edilmesi gerektiğini vurguladı. Türkiye’de intiharın önlenmesine ilişkin sistematik çalışmalar yürütülmesi gerektiğini ifade eden Tarhan, “Gerçeklerle yüzleşmezsek kendimizi düzeltemeyiz. Güzel sözler söyleyerek intiharı önleyemeyiz. İntihar, yalnızca halkı bilinçlendirme çalışmalarıyla önlenmiyor; vakaların analizleriyle öğreniliyor.” diye konuştu. İntiharın nedenlerinin sosyolojik çalışmalarla da araştırılması gerektiğini dile getiren Tarhan, “Toplum içerisinde intihar risk gruplarının belirlenmesi ve istatistiklerin risk gruplarına göre değerlendirilerek müdahale planlarının yapılması gerekiyor. Problemin teşhisini yaparsak ancak bunu çözebiliriz.” dedi. Kopya intiharlara dikkat! Türkiye’deki vakaların yalnızca ekonomik nedenlerle açıklanamayacağını kaydeden Prof. Dr. Tarhan; ruhsal hastalıklar, alkol ve madde kullanımı, kumar ve bahis, yalnızlık, ilişki kayıpları, şiddet, zorbalık ve umutsuzluk gibi farklı faktörlerin de değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Tarhan, “Türkiye’de bunun kök nedenlerinin analizinin yapılması gerekiyor. Neden kaynaklanıyor bu? Bazıları sadece ekonomik nedene bağlıyor ama çok daha farklı nedenler var. Sosyalleşmenin, medyanın ve kopya intiharların etkisini de göz ardı etmemek gerekiyor.” ifadelerini kullandı. “Umutsuzluk ve çıkış yolu görememe önemli” Yalnızlık, ilişki kaybı, şiddet ve zorbalığın da risk faktörleri arasında bulunduğunu dile getiren Tarhan, “İnsanlarda umutsuzluk duygusu, ‘Çıkış yolu yok’ düşüncesi ve anlam karmaşası intihar riskini artırabiliyor. Siber zorbalık da özellikle ergenlerde önemli.” dedi. Dijitalleşmenin gençler üzerindeki etkilerine de değinen Tarhan, sosyal medyada başkalarının yaşamlarını sürekli takip etmenin yetersizlik duygusunu besleyebildiğini ve “gelişmeleri kaçırma korkusu” olarak tanımlanan FOMO’nun da bu açıdan dikkate alınması gereken olgulardan biri olduğunu ifade etti. “Gerçeklerle yüzleşmezsek kendimizi düzeltemeyiz” İntiharı önlemenin yalnızca bilgilendirme toplantılarıyla mümkün olmayacağını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Gerçeklerle yüzleşmezsek kendimizi düzeltemeyiz. Güzel sözler söyleyerek intiharı önleyemeyiz. İntihar yalnızca halkı bilinçlendirme çalışmalarıyla önlenmiyor, vakaların analizleriyle öğreniliyor.” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Tarhan, “Bir insanın ‘ölmek istiyorum’ demesi tek başına yetmiyor. İntihar isteği, intihar niyeti, intihar planı ve girişim ayrı ayrı değerlendiriliyor. Kişinin ölüm düşüncesi ayrı, intihar düşüncesi ayrı.” ifadelerini kullandı. “Antidepresan tek başına yetmez, terapiyle birlikte yürütülmeli” Depresyon ve intihar riski arasındaki ilişkiye de değinen Prof. Dr. Tarhan, “Antidepresan ilaçlar ciddi şekilde farmakolojik iyileşme yapıyor ama tek başına yetmez. Muhakkak terapi ile yapılması gerekiyor.” diye konuştu. Prof. Dr. Nazife Güngör: “Büyük dönüşümler toplumlarda kaotik ortam oluşturabiliyor” Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör de intihar olgusunun insanlık tarihi boyunca var olduğuna dikkat çekerek, özellikle büyük toplumsal dönüşüm dönemlerinde bireyin varlığını ve yaşamın anlamını daha fazla sorgulayabildiğini söyledi. Prof. Dr. Güngör, “Ne zaman makro düzeyde büyük dönüşümler yaşansa toplumlarda bir şekilde kaos oluşuyor, krizler oluyor. Kaotik ortamların en önemli göstergelerinden biri de toplum içerisinde yaşayan bireylerin dünyadaki, yaşamdaki varlıklarını tekrar sorgulamaları.” dedi. “İnsan varlık ve anlam sorgulamasını tekrar tekrar yapıyor” Bireyin krizlerle karşı karşıya kaldığında yaşamın anlamını sorgulayabildiğini dile getiren Prof. Dr. Güngör, “Sıkıntı çektikçe, acıları yaşadıkça ya da yeni gelişmelere ve dönüşümlere uyum sağlamakta zorlandıkça varlık sorgulamasını tekrar tekrar yapıyor. Kendi kendine sorduğu sorulara yanıt bulamadığı ya da sorunlara çözüm bulmakta zorlandığı zaman karşısına birtakım alternatifler geliyor.” ifadesinde bulundu. İnsanın duygu ve çatışmalarını yönetebilmesinin yaşamın anlamını güçlendirebileceğini belirten Prof. Dr. Güngör, “İnsanın kendi ruh durumunu, kendi krizlerini, kendi iç ve dış çatışmalarını daha kolay yönetebilmesi; var olmayı ve varlığını sürdürmeyi daha anlamlı bulabilmesi anlamına geliyor.” dedi. Prof. Dr. Kaynak: “Bağlantı bolluğu ve bağsızlık bir arada” İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak ise intihar olgusuna farklı disiplinlerden bakmanın önemine işaret etti. Üniversitelerin sahip oldukları akademik bilgiyi toplumla paylaşmalarının önemini vurgulayan Prof. Dr. Kaynak, dijitalleşmeyle birlikte ortaya çıkan yalnızlaşmaya dikkat çekti. Prof. Dr. Kaynak, “Dünya üzerinde sonsuz sayıda bağlantı kurabilme imkânımızın olduğu ama neredeyse hiç bağımızın kalmadığı bir yeni ortama girmiş durumdayız. Bağlantı bolluğu ve bağsızlık bir arada, insanları çok zor durumda bırakıyor.” ifadelerini kullandı. İntihar olgusuna ilişkin rakamların tek başına değerlendirilmemesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Kaynak, toplumsal ve psikolojik değişimlerin de dikkate alınması gerektiğini söyledi. Barış Erdoğan: “İntihar son derece bireysel görünse de toplumsal bir sorun” “Toplumsal Bir Olgu Olarak İntihar” başlıklı sunumunu gerçekleştiren Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Barış Erdoğan, intiharın yalnızca psikoloji ve psikiyatrinin konusu olmadığını söyledi. İntihar olgusunun tarih, felsefe ve sosyoloji gibi farklı disiplinler tarafından da tartışılmasının önemine işaret eden Erdoğan, “İntihar dediğimiz olgu bir yanıyla baktığımızda son derece bireysel. Peki bu kadar bireysel bir konu nasıl bir toplumsal sorun haline geldi? İşte tam da bu noktada sosyoloji intihar olgusunu ele alıyor.” dedi. “İntiharı sadece psikolojik ya da ekonomik bir olgu olarak görürsek yanılırız” Prof. Dr. Erdoğan, “İntiharı sadece psikolojik bir olgu olarak görmeye çalışırsak ya da sadece ekonomik sorunlardan kaynaklanan bir vaka olduğunu düşünürsek yanılırız.” ifadelerini kullandı. İntihar oranlarının toplumdan topluma ve dönemden döneme değişmesinin, olgunun toplumsal boyutunu ortaya koyduğunu ifade eden Erdoğan, “İnsan biyolojisi dünyanın her tarafında aşağı yukarı aynı. Neden bir ülkede insanların intihar eğilimi artarken başka bir ülkede düşüyor diye sorarsak, o zaman resmin başka bir tarafına bakmamız gerekiyor.” dedi. “Bağlarımız koptukça bizi yaşama bağlayan unsurlar da azalıyor” Toplumsal bütünleşmenin koruyucu rolüne dikkat çeken Prof. Dr. Erdoğan, aile, sosyal çevre ve toplumsal gruplarla kurulan bağların insanın hayata tutunmasında önemli olduğuna işaret etti. İntiharın ilk bakışta bireysel bir eylem olarak algılandığını kaydeden Erdoğan, “İntihar dediğimiz olgu, bir yanıyla baktığımızda son derece bireysel. Peki bu kadar bireysel bir konu nasıl bir toplumsal sorun haline geldi? İşte tam da bu noktada sosyoloji intihar olgusunu ele alıyor.” ifadelerini kullandı. “Toplumsal değişimlere karşı dirençli bireyler yetiştirilmeli” Hızlı toplumsal değişimlerin bireylerde yarattığı etkilerin de göz önünde bulundurulması gerektiğini belirten Erdoğan, yalnızca bireysel psikolojik müdahalelerle yetinilmemesi gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Erdoğan, “Toplumsal değişimlere karşı sosyal olarak dirençli bireyler yetiştirecek ve oluşturacak politikalar üretirsek bu intihar konusunda önemli bir mesafe alabileceğimizi düşünüyorum.” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Hadiye Yılmaz intihar olgusunu tarihsel vakalarla ele aldı Üsküdar Üniversitesi Tarih Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hadiye Yılmaz, “Tarih Boyunca İntihar Olgusu: Tarihsel Örnek Vakalar ve Türkiye Gerçeği” başlıklı sunumunu gerçekleştirdi. Yılmaz, Osmanlı’nın son döneminde kamuoyunda geniş yankı uyandıran Sultan Abdülaziz’in ölümü ile Beşir Fuad’ın intiharı üzerinden konunun tarihsel görünümünü değerlendirdi. “Sultan Abdülaziz için bugün bile net konuşamıyoruz” Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesinden beş gün sonra Feriye Sarayı’nda bilekleri kesilmiş halde bulunduğunu hatırlatan Prof. Dr. Yılmaz, olayın intihar mı yoksa cinayet mi olduğuna ilişkin tartışmaların günümüzde de sürdüğünü söyledi. Beşir Fuad vakasına dikkat çekti Prof. Dr. Yılmaz, Osmanlı düşünce tarihinde materyalist düşüncenin erken temsilcilerinden Beşir Fuad’ın intiharının ise tarihsel belgeler açısından daha açık bir vaka olduğunu söyledi. Beşir Fuad’ın yaşamına son verirken yaşadıklarını kaydetmeye çalışmasının olayın zaman içerisinde bazı çevrelerde idealize edilmesine yol açtığını dile getiren Yılmaz, bunun yanıltıcı bir yaklaşım olabileceğine dikkat çekti. “Osmanlı’da intihar daha azdı demek kolay değil” Tarihsel verilerin değerlendirilmesinde kayıt sistemlerinin dikkate alınması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Yılmaz, Osmanlı döneminde intiharın daha az görüldüğü şeklinde kesin bir yargıya varmanın bilimsel açıdan mümkün olmadığını ifade etti. Modernleşme, kentleşme ve bireyselleşme etkisi… İntihar olgusunun tarihsel değişiminde modernleşme sürecine de dikkat çeken Yılmaz; yoğun sanayileşme, kentleşme, bireyselleşme, sekülerleşme ile ekonomik ve toplumsal istikrarsızlıkların araştırmacıların üzerinde durduğu faktörler arasında bulunduğunu söyledi. Avrupa’da kayıt sistemine daha erken geçilmesinin istatistiklerdeki görünürlüğü de artırmış olabileceğini ifade eden Prof. Dr. Yılmaz, Osmanlı toplumunda dini ve cemaat temelli normların daha güçlü olmasının da farklı bir toplumsal yapı oluşturduğunu kaydetti. Tarihsel sürecin önemli bir noktayı ortaya koyduğunu ifade eden Prof. Dr. Yılmaz, “İntiharın sadece bireysel bir eylem olmadığını görüyoruz. İkincisi, modernleşme ve intihar olgusu arasında bir tarihsel ilişki olduğunu görüyoruz. Ama imtina ediyorum; modernleşme intiharı artırmıştır demiyorum, arasında bir ilişki olduğunu söylüyoruz.” dedi. “Yalnızlaşıyoruz ve toplumsal desteği kaybediyoruz” Geleneksel toplumdan modern topluma geçişin bireyin sosyal çevresiyle ilişkisini de değiştirdiğini belirten Prof. Dr. Yılmaz, “Geleneksel toplum yapısından moderne geçerken evvelden aile, mahalle, cemaat vesaire her şeyde yanımızda olan insanlar daha az. Dolayısıyla yalnızlaşıyoruz ve toplumsal desteği kaybediyoruz.” ifadelerini kullandı. Tayfun Doğan: “Elimizdeki en güçlü şey sosyal destek” “Hayata Tutunmak İçin Nedenler: Umut Psikolojisi” başlıklı sunumunu gerçekleştiren Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tayfun Doğan, intihar olgusunun psikolojik boyutunu ve umudun koruyucu rolünü değerlendirdi. İnsanların bazen yaşamla yeniden bağ kurabilmeleri için küçük bir destek noktasına ihtiyaç duyabildiğini söyleyen Doğan, “Bazen küçücük bağlanabileceği bir yer olursa, tutunabileceği bir yer olursa insanlar intihardan vazgeçebiliyor. O yüzden elimizdeki en güçlü şey aslında intihar vakalarında sosyal destek.” dedi. “Depresyonda umutsuzluk çok önemli” Ruh sağlığı sorunlarının göz ardı edilmemesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Doğan, özellikle depresyon ile umutsuzluk arasındaki ilişkiye dikkat çekerek, “Ruh sağlığı sorunlarını göz ardı etmememiz gerekiyor. Çünkü burada özellikle umudun azalması, yaşamak için bir neden bulamama çok önemli bir etken.” ifadelerini kullandı. “Umutsuzluk, sizi yaşama bağlayan her şeye inancınızı yitirmektir” Umutsuzluğun yalnızca kötü hissetmekten ibaret olmadığını ifade eden Doğan, “Gerçek anlamda umutsuzluk, sizi yaşama bağlayan her şeye inancınızı yitirmiş olmanız demektir. Bu aileniz olabilir, inancınız olabilir, kariyeriniz, idealleriniz olabilir. Sizi yaşama bağlayan her şeye karşı inancınızı yitirmiş olmak demektir.” dedi. Umutsuz kişinin içinde bulunduğu olumsuz koşulların hiç değişmeyeceğini düşünme eğiliminde olduğunu belirten Doğan, “Umutsuzluk anı mutlaklaştırmak anlamına geliyor. Takvimi durdurmak, saati durdurmak; içinde bulunduğumuz koşullar hiç değişmeyecekmiş gibi düşünmek, geleceğe ipotek koymak aslında umutsuzluk dediğimiz şey.” dedi. “Umut öğrenilebilir ve geliştirilebilir” Umut kavramının yalnızca bir duygu olmadığını, aynı zamanda zihinsel bir beceri olarak değerlendirilebileceğini söyleyen Prof. Dr. Doğan, bunun geliştirilebilir olmasının önemli olduğunu dile getirerek, “Ben büyük oranda umudu mental bir beceri olarak görüyorum. Umut, içinde bulunduğumuz koşullardan çok zihinsel tutumla, olaylara yaklaşım biçimimizle alakalıdır. Umudun öğrenilebilir, geliştirilebilir bir şey olması bizim için en umut verici tarafı. Bir şeyi beceri olarak nitelendiriyorsak bu, öğrenilebilir, öğretilebilir, geliştirilebilir ve artırılabilir anlamına geliyor.” dedi. “Umutlu insan tek bir seçeneğe odaklanmıyor” Umutlu insanların geleceğin daha iyi olabileceğine inandığını, bunun için kendi çabalarının önemli olduğunu düşündüğünü ve hedeflerine ulaşmak için alternatif yollar geliştirebildiğini belirten Doğan, “Umutlu insanlar ‘Amaçlarıma ulaşabilmem için birçok yol vardır’ diye düşünüyorlar. Bu inanılmaz güçlü bir cümle. Hayatta seçeneklerin olduğunu bilmek, tek bir kapıya odaklanmamak çok önemli.” şeklinde konuştu. Felsefe Bölümü Araştırma Görevlisi Arş. Gör. Dr. Merve Arlı Özekes de “Felsefi Bir Soruşturma Olarak İntihar” başlıklı sunumuyla konuyu felsefi açıdan ele aldı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

“Kolektif Öğrenilmiş Çaresizlik” Yeni Bir Kavram Olarak Literatüre Girdi! Haber

“Kolektif Öğrenilmiş Çaresizlik” Yeni Bir Kavram Olarak Literatüre Girdi!

Makalede, “kolektif öğrenilmiş çaresizlik” kavramı şöyle tanımlandı: “Bir toplumun geniş kesimlerinin, süregelen veya tekrarlanan travmatik olaylara yanıt olarak kronik motivasyon kaybı yaşaması, değişimin mümkün olduğuna dair inancını yitirmesi ve genel bir pasiflik hali geliştirmesidir.” Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı ve Tıp Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay ve Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Barış Erdoğan, iki farklı disiplinden bir araya gelerek bireysel psikolojinin önemli kavramlarından “öğrenilmiş çaresizlik” teorisini toplumsal düzeye taşıyarak dikkat çeken bir akademik çalışmaya imza attı. Uluslararası saygınlığı yüksek dergilerden Theory and Society’de yayımlanan makale, “kolektif öğrenilmiş çaresizlik” kavramını teorik bir çerçeveye oturttu. Araştırma, özellikle günümüzde toplumların iklim krizi, ekonomik eşitsizlik ve demokrasi sorunları karşısında neden giderek daha pasif kaldığını anlamaya yönelik önemli bir açıklama sunuyor. Bireysel bir teori, toplumsal bir açıklama aracına dönüştü Makalenin çıkış noktasının, psikolog Martin Seligman tarafından geliştirilen “öğrenilmiş çaresizlik” kavramı olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tayfun Uzbay, bu kavramın bireylerle sınırlı kalmadığını vurguladı ve “Öğrenilmiş çaresizlik, bireylerin tekrarlanan ve kontrol edilemeyen olumsuz deneyimler sonucunda çaba göstermeyi bırakmasıdır. Benzer bir süreç, kolektif travmalara maruz kalan toplumlarda da ortaya çıkabilir.” dedi. Makalede, “kolektif öğrenilmiş çaresizlik” kavramı şöyle tanımlanıyor: “Bir toplumun geniş kesimlerinin, süregelen veya tekrarlanan travmatik olaylara yanıt olarak kronik motivasyon kaybı yaşaması, değişimin mümkün olduğuna dair inancını yitirmesi ve genel bir pasiflik hali geliştirmesidir.” “Ne yaparsak yapalım değişmez” inancı yayılıyor Çalışmaya göre bu süreç bireysel değil, sosyal ağlar üzerinden yayılan bir mekanizma ile güç kazanıyor. “Başarısızlık deneyimleri bireyler arasında paylaşılır, yayılır ve zamanla kolektif bir zihinsel çerçeveye dönüşür. Böylece ‘ne yaparsak yapalım hiçbir şey değişmez’ inancı toplumsal bir norm haline gelir.” diyen Prof. Dr. Barış Erdoğan, bu durumun yalnızca psikolojik değil, aynı zamanda sosyolojik ve politik sonuçlar doğurduğuna dikkat çekti. Kolektif travma, depresyon ve çaresizlik aynı şey değil Makalede, sıkça karıştırılan üç kavram arasında net bir ayrım yapılarak, şöyle devam edildi: “Kolektif travma, savaş, doğal afet veya soykırım gibi toplumun maruz kaldığı sarsıcı olaylardır. Kolektif depresyon, bu travmaların sonrası ortaya çıkan yaygın umutsuzluk ve karamsarlık gibi duygusal sonuçlarıdır. Kolektif öğrenilmiş çaresizlik ise tekrarlanan başarısızlıklar sonucu oluşan eylemin faydasızlığına dair inanç ve davranışsal pasiflik sürecidir. Negatif koşullar ortadan kalksa bile bu pasiflik devam edebilir.” Makalede, bu yönüyle kavramın, yalnızca bir duygu durumunu değil, doğrudan eylemsizliği açıklayan bir çerçeve sunduğu vurgulandı. Beyindeki nöronlar ve toplum benzerliği vurgusu… Makalede, beyindeki nöronlar arasındaki sinaptik bağlar ile toplumdaki bireyler/kurumlar arasındaki etkileşim arasında bir benzetme yapıldı ve beyindeki bağların zayıflamasının depresyona yol açtığı hatırlatıldı. Sosyal plastisite kavramına da işaret edilen makalede, “Sosyal plastisite toplumun travmalara uyum sağlama yeteneğidir. Eğitim, ifade özgürlüğü ve adil hukuk sistemleri toplumsal direnci (sosyal plastisiteyi) artırırken; otoriter rejimler ve adaletsizlik bu direnci kırarak kolektif öğrenilmiş çaresizliğe zemin hazırlar.” vurgusunda da bulunuldu. Çözüm için demokratik katılımın yeniden inşası kritik rol oynuyor Makalede çözüm yollarına da işaret edilerek, “Öğrenilmiş çaresizlik, bireylerde harekete geçme ve kontrolü geri kazanma ile tersine çevrilebilir” görüşüne yer verilerek, toplumsal dönüşüm için de kurumsal reformlar, şeffaflık ve adaletin güçlendirilmesi, sivil toplumun somut başarılar üretmesi ve demokratik katılımın yeniden inşasının kritik rol oynadığına da işaret edildi. Makalede, kolektif öğrenilmiş çaresizliğin günümüzde demokrasilerin gerilemesi, gelir adaletsizliği ve çevre krizleri karşısındaki toplumsal ataleti (eylemsizliği) açıklamak için güçlü bir araç olduğuna dikkat çekilerek, bu kavramın sosyoloji, psikoloji, nörobilim ve siyaset bilimi arasında köprü kurarak daha derinlemesine incelenmesi gerektiğine vurgu yapıldı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

IBS’de Önemli Atama Haber

IBS’de Önemli Atama

Türkiye’de sigorta ve reasürans brokerliği alanında güçlü konumunu sürdüren IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği, üst düzey yönetim yapısını daha da güçlendirerek Meliha Bora Özkan’ı İnsan ve Kültürden Sorumlu Başkan Yardımcısı olarak bünyesine kattı. Meliha Bora Özkan, lisans eğitimini Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde tamamlamıştır. Halen Organizasyonel Psikoloji üzerine eğitimine devam etmektedir. Stratejik insan kaynakları, organizasyonel gelişim, değişim yönetimi ve kültür dönüşümü, çalışan deneyimi alanlarında 17 yıllık deneyime sahip olan Özkan; kariyeri boyunca yurt içi ve yurt dışında farklı sektörlerde üstlendiği değişim ve büyüme odaklı liderlik rolleri ile değişim yönetimi, kurum kültürü, yetenek yönetimi ve stratejik insan kaynakları uygulamalarında güçlü bir uzmanlık geliştirmiştir. Kariyeri boyunca TAV Havalimanları, Duman Yönetim Danışmanlığı ve STFA Holding, İBB gibi önemli kurumlarda insan kaynakları fonksiyonuna liderlik eden Özkan, NEF Gayrimenkul’de İnsan Kaynaklarından Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı ve İcra Kurulu Üyesi olarak görev almıştır. Son olarak SOYAK Enerji’de İnsan Kaynakları Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yapan Özkan, bu dönemde yurt içi ve yurt dışı yatırım ve projelerinde insan kaynakları ve organizasyonel gelişim süreçlerinin kurulması, yapılandırılması ve dönüşümüne liderlik etmiştir. Yeni görevinde Özkan, IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği’nin büyüme hedefleri doğrultusunda insan ve kültür stratejilerinin şekillendirilmesi, organizasyonel gelişim süreçlerinin yönetimi, çalışan deneyiminin güçlendirilmesi ve liderlik gelişimi programlarının hayata geçirilmesine liderlik edecektir. Meliha Bora Özkan’ın atanmasına ilişkin değerlendirmede bulunan IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO’su Murat Çiftçi, “IBS olarak büyüme yolculuğumuzda yalnızca finansal başarıyı değil, kültürel dönüşümü ve insan odağını da stratejik önceliklerimiz arasında konumlandırıyoruz. Bu doğrultuda, Meliha Bora Özkan’ın İnsan ve Kültürden Sorumlu Başkan Yardımcısı olarak aramıza katılması; kurum kültürümüzü daha da güçlendirmek ve çalışan deneyimini ileriye taşımak adına önemli bir adım. Farklı sektörlerde edindiği liderlik deneyiminin, IBS’in sürdürülebilir büyüme hedeflerine ve organizasyonel gelişim vizyonuna güçlü katkılar sağlayacağına inanıyorum. Kendisini IBS ailesinde görmekten büyük memnuniyet duyuyoruz.” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Pusula Holding’in CEO’luğuna Sait Aytaç atandı Haber

Pusula Holding’in CEO’luğuna Sait Aytaç atandı

“Tek pusula, güçlü bir finansal ekosistem” vizyonuyla büyüyen Pusula Holding’te CEO’luk görevine sektörde 33 yıllık tecrübeye sahip bir isim olan Sait Aytaç atandı. Aytaç, Pusula Holding’in finansın farklı alanlarında faaliyet gösteren “İktisat Katılım Bankası, Katılımevim, Birevim, Pusula Portföy ve Pusula Menkul Değerler” şirketlerini holding çatısı altında buluşturan, “bütünleşik finansal mimari” yaklaşımının liderliğini üstlenecek. İKTİSAT KATILIM BANKASI İLE EN STRATEJİK HALKA DA TAMAMLANDI Finansal gücü, kurumsal yönetim anlayışı, uzun vadeli bakış açısı ile güçlü ve sürdürülebilir değer yaratma hedefi ile faaliyet gösteren Pusula Holding, son olarak İktisat Katılım Bankası ile katılım bankacılığına adım atarken, zincirin en stratejik halkasını da tamamlamış oldu. Yeni organizasyon yapısıyla birlikte her bir marka kendi uzmanlık alanındaki derinliğini korurken, Holding çatısı altında birbirini tamamlayan ve güçlendiren bir yapı oluşturulması amaçlanıyor. Bu strateji ile Pusula Holding’te CEO’luk görevini üstlenen Sait Aytaç, “Hedefimiz; tasarruf finansmanının samimiyetini, katılım bankacılığının evrensel disiplinini ve sermaye piyasalarının stratejik bakış açısını tek bir finansal platformda bütünleştirmek. Müşterimize her adımda değer üreten, Türkiye’nin en çevik finansal mimarisini inşa ediyoruz” değerlendirmesinde bulundu. SAİT AYTAÇ KİMDİR? 3 Mart 2026 tarihi itibarı ile Pusula Holding Ailesi’ne katılan Sait Aytaç, lisans eğitimini Boğaziçi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde tamamladıktan sonra yüksek lisansını Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde sosyoloji alanında yaptı. Finans sektöründeki kariyerine 1993 yılında katılım bankacılığı alanında adım atan Aytaç, kamu ve özel sektörün önde gelen katılım bankalarında uzun yıllar çalıştı. 2003-2015 yıllara arasında Türkiye Finans Katılım Bankası’nda şube müdürlüğü, bölge müdürlüğü ve grup müdürlüğü gibi stratejik kademelerde bulunan Sait Aytaç, 2015-2018 yıllarında Vakıf Katılım Bankası’nda pazarlamadan sorumlu genel müdür yardımcısı olarak görev yaptı. Tasarruf finansmanı alanında da önemli deneyimleri bulunan ve 2021 yılında Eminevim’de genel müdürlük görevini üstlenen Aytaç, kurumun büyüme ve dönüşüm süreçlerinde önemli rol oynadı. Son olarak Kasım 2022 - Şubat 2026 döneminde Fuzul Tasarruf bünyesinde genel müdür olarak görev alarak üst düzey yönetim ve strateji geliştirme süreçlerini yürüten Aytaç, sahip olduğu bilgi ve tecrübe ile Pusula Holding’in güçlü finans ekosistemine katkı sunacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Prof. Dr. Nermin Abadan Unat Saygı ve Özlemle Anıldı Haber

Prof. Dr. Nermin Abadan Unat Saygı ve Özlemle Anıldı

Atatürk ve cumhuriyetin kazanımları sayesinde eğitimini tamamlayarak alanında öncü ve uluslararası yetkinlikte bir bilim insanı olan Prof. Dr. Nermin Abadan Unat’ı anma programı, ÇYDD Genel Başkanı Prof. Dr. Ayşe Yüksel’in açış konuşmasıyla başladı. Programın kolaylaştırıcılığını ise ÇYDD Genel Başkan Yardımcısı Av. Sedat Durna üstlendi. Etkinlikte; 19. Çağdaş Yaşam Cumhuriyet Ödülü sahibi Av. Nazan Moroğlu, İstanbul Barosu Önceki Başkanı Av. Mehmet Durakoğlu, Prof. Dr. Nermin Abadan Unat’ın oğlu Mimar Mustafa Kemal Abadan ile Gazeteci-Yazar Zeynep Oral konuşmacı olarak yer aldı. Konuşmalarda, Nermin Abadan Unat’ın akademik çalışmaları, iletişim, siyaset bilimi ve sosyoloji alanındaki öncü çalışmaları, demokrasi mücadelesi ve kadınların eğitim ile toplumsal yaşamda güçlenmelerine yönelik fikirleri ve çalışmaları ele alındı. Sunuculuğunu Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi Rüveyda Çakmak’ın yaptığı programda, Cumhuriyet’in anıt kadınlarından biri olan Prof. Dr. Nermin Abadan Unat’ın yaşamı ve düşünsel mirası, farklı kuşaklardan katılımcıların tanıklıklarıyla aktarıldı. Yoğun katılımla gerçekleştirilen anma programı, Prof. Dr. Nermin Abadan Unat’ın düşünsel ve toplumsal mirasının gelecek kuşaklara aktarılmasının önemini vurgulayan değerlendirmelerle sona erdi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.