Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Sözleşmeler

Kapsül Haber Ajansı - Sözleşmeler haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sözleşmeler haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Start-Up'lar Kurulurken Yapılan 10 Hata Haber

Start-Up'lar Kurulurken Yapılan 10 Hata

Avukat Özge Özmen Korkut, start-up’larda en büyük hukuki risklerden birinin sistemin en baştan doğru kurulmaması olduğuna dikkat çekiyor. Özellikle “Önce şirketi kuralım, sorunları daha sonra çözeriz” yaklaşımının, başlangıçta işleri hızlandırıyor gibi görünse de ilerleyen dönemde ortaklar arasındaki anlaşmazlıklardan yatırım süreçlerine kadar birçok alanda ciddi riskler yaratabileceğini belirtiyor. Peki Avukat Özge Özmen Korkut’a göre start-up’lar kurulurken en sık hangi hatalar yapılıyor?  1.⁠ ⁠“KERVAN YOLDA DÜZÜLÜR” MANTIĞIYLA HAREKET ETMEK Start-up'larda yapılan en temel hatalardan biri, hukuki altyapıyı şirket büyüdükten sonra oluşturmayı düşünmek. Girişim henüz küçükken önemsiz görünen konular, şirket büyüdüğünde ciddi uyuşmazlıklara dönüşebiliyor. Özge Özmen Korkut’a göre şirketin kuruluşundan itibaren ortaklık yapısından sözleşmelere, çalışan ilişkilerinden yatırım süreçlerine kadar temel hukuki çerçevenin belirlenmesi gerekiyor. Sonradan sistemi değiştirmek, en başta doğru sistemi kurmaktan çok daha zor olabiliyor.  2.⁠ ⁠ORTAKLAR ARASINDAKİ İLİŞKİLERİ BAŞTAN BELİRLEMEMEK Arkadaşlık, aile ilişkisi veya karşılıklı güven, ortaklık sözleşmesinin yerini tutmuyor. Girişimin ilk günlerinde ortaklar arasında herhangi bir sorun bulunmaması, ileride de bulunmayacağı anlamına gelmiyor. Ortakların şirketteki görevleri, sorumlulukları, karar alma yetkileri ve şirketten ayrılmaları halinde uygulanacak kurallar mümkün olduğunca baştan belirlenmeli. Böylece şirket büyüdüğünde ortaya çıkabilecek anlaşmazlıkların önüne geçilebilir.  3.⁠ ⁠HİSSE VE PAY DAĞILIMINI NETLEŞTİRMEMEK Şirket kurulurken kimin ne kadar pay sahibi olacağı kadar, bu payların gelecekte nasıl devredilebileceği de önem taşıyor. Yeni bir yatırımcının şirkete girmesi, ortaklardan birinin ayrılması veya hisselerini devretmek istemesi halinde uygulanacak mekanizmaların önceden düşünülmemesi önemli sorunlar yaratabilir. Hisse ve pay yapısının yalnızca bugünkü duruma göre değil, şirketin gelecekte büyüyebileceği düşünülerek planlanması gerekir.  4.⁠ ⁠ŞİRKET ANA SÖZLEŞMESİNİ STANDART BİR EVRAK OLARAK GÖRMEK Avukat Korkut, uygulamada şirket ana sözleşmelerinin zaman zaman muhasebe kanalıyla hızlı ve matbu sözleşmeler üzerinden hazırlandığına dikkat çekiyor. Oysa ana sözleşme, şirketin gelecekteki yapısını doğrudan etkileyen temel belgelerden biri. Özellikle hisse ve pay devirleri, yönetim yapısı, yatırım alınması ve ortakların hakları gibi konular düşünüldüğünde şirket ana sözleşmesinin girişimin ihtiyaçlarına ve gelecekteki hedeflerine uygun biçimde hazırlanması önem taşıyor.  5.⁠ ⁠ÇALIŞAN SÖZLEŞMELERİNİ İHMAL ETMEK Start-up'larda ekipler çoğu zaman hızlı kuruluyor. Özellikle ilk çalışanlarla ilişkiler daha samimi ve esnek yürütülebildiği için yazılı sözleşmeler ikinci plana atılabiliyor. Ancak şirket büyüdükçe çalışanların görevleri, ücret ve yan hakları, sorumlulukları ve şirketle olan hukuki ilişkilerinin açık biçimde belirlenmesi önem kazanıyor. Çalışma ilişkilerinin baştan yazılı ve doğru bir sisteme oturtulması hem şirketi hem de çalışanı koruyor.  6.⁠ ⁠GİZLİLİK SÖZLEŞMELERİNİ HAZIRLAMAMAK Bir start-up'ın en değerli varlıklarından biri bazen fiziksel mal varlığı değil; geliştirdiği fikir, teknoloji, yazılım, yöntem, müşteri bilgileri veya ticari sırları olabilir. Bu nedenle çalışanların, ortakların, danışmanların ve gerektiğinde iş ortaklarının hangi bilgileri gizli tutması gerektiğinin açık biçimde belirlenmesi önemlidir. Gizlilik yükümlülüklerinin yalnızca sözlü güven ilişkisine bırakılması, şirket açısından ileride önemli riskler doğurabilir.  7.⁠ ⁠HUKUK VE MUHASEBEYİ BİRBİRİNDEN TAMAMEN AYRI YÜRÜTMEK Avukat Özge Özmen Korkut, hukuk ve muhasebenin birbirinden tamamen bağımsız iki alan olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurguluyor. Özellikle şirket kuruluşu, sermaye yapısı, hisse değişiklikleri ve yatırım süreçlerinde hukuki ve mali sonuçların birlikte ele alınması gerekiyor. Muhasebe ve hukuk tarafının koordineli çalışması, ileride ortaya çıkabilecek birçok problemin daha başlangıç aşamasında fark edilmesine yardımcı olabilir.  8.⁠ ⁠HUKUKÇUYU YALNIZCA SORUN ÇIKTIĞINDA HATIRLAMAK Girişimciler açısından sık karşılaşılan yanılgılardan biri de hukuki danışmanlığın ancak dava, alacak veya ortaklık anlaşmazlığı ortaya çıktığında gerekli olduğunu düşünmek. Oysa start-up'lar açısından hukuk yalnızca ortaya çıkan problemi çözmek için değil, problemin ortaya çıkmasını engellemek için de kullanılmalı. Düzenli hukuki danışmanlık, şirket büyüdükçe karşılaşılabilecek risklerin daha erken fark edilmesini sağlayabilir.  9.⁠ ⁠YATIRIM SÜRECİNE HAZIRLIKSIZ YAKALANMAK Bir start-up bugün küçük olabilir ancak birkaç yıl, hatta birkaç ay sonra yerli veya yabancı yatırımcıların ilgisini çekebilir. Yatırım gündeme geldiğinde şirketin hukuki geçmişi ve mevcut yapısı önem kazanır. Korkut, özellikle hukuki altyapısı sağlam olmayan start-up'ların yabancı yatırımcı arayışına girdiklerinde bunun karşılarına bir dezavantaj olarak çıkabileceğine dikkat çekiyor. Ortaklık ilişkileri belirsiz, sözleşmeleri eksik veya hisse yapısı problemli bir girişimin yatırım süreci zorlaşabilir. 10.⁠ ⁠ŞİRKETİN BÜYÜYEBİLECEĞİNİ HESABA KATMAMAK Belki de bütün hataların ortak noktası, girişimi yalnızca bugünkü büyüklüğüyle değerlendirmek. Bir start-up kurulurken şirketin ileride büyüyebileceği, yeni ortaklar alabileceği, yabancı yatırım çekebileceği, hisselerinin devredilebileceği veya girişimcilerin şirketten çıkış yapabileceği ihtimalleri de göz önünde bulundurulmalı. Avukat Özge Özmen Korkut, girişimcilerin şirketlerini her zaman küçük kalacak bir yapı olarak değil, gelecekte büyüyebilecek, devredilebilecek, yatırımcı çekebilecek veya “yap-işlet-sat” modeline konu olabilecek bir şirket perspektifiyle değerlendirmeleri gerektiğini ifade ediyor. HUKUKİ ALTYAPI SORUN ÇIKMADAN KURULMALI Start-up'larda hukuki altyapının en başta oluşturulması gereksiz bir bürokrasi olarak görülmemeli. Doğru hazırlanmış sözleşmeler, açık bir ortaklık yapısı ve düzenli hukuki danışmanlık, şirket büyüdükçe ortaya çıkabilecek uyuşmazlıkların önlenmesinde önemli bir koruma sağlayabilir. Avukat Korkut’un değerlendirmelerinden hareketle girişimcinin başlangıçta sorması gereken soru yalnızca “Bugün şirketi nasıl kurarım?” değil; “Bu şirket büyürse, yatırım alırsa veya ortaklık yapısı değişirse sistem nasıl işleyecek?” olmalı. Çünkü güçlü bir start-up yalnızca iyi bir fikir üzerine değil, o fikrin büyümesine imkân sağlayacak sağlam bir hukuki ve mali altyapı üzerine kurulmalıdır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sağlık Turizminde Komplikasyon Sigortası Karı, Kimleri Nasıl Etkileyecek? Haber

Sağlık Turizminde Komplikasyon Sigortası Karı, Kimleri Nasıl Etkileyecek?

Peki, yürütmenin durdurulması kararı bu alanda faaliyet gösteren klinikleri, hastaneleri ya da aracı kuruluşları sorumluluktan kurtardı mı? Hayır. Yürütmenin durdurulması kararı yalnızca komplikasyon sigortası zorunluluğuna yönelik. İzmir Barosu Sağlık Hukuku Komisyonu Üyesi Avukat Özge Özmen Korkut, komplikasyon sigortasında, bundan sonraki süreç hakkında şu bilgileri verdi: ARTIK KOMPLİKASYON SİGORTASI ZORUNLU DEĞİL AMA… “Komplikasyon sigortası zorunluluğunun getirilmesiyle birlikte, aslında amaca çok da hizmet etmeyen ve yalnızca yönetmelikteki yükümlülüğü yerine getirmek amacıyla çok düşük teminatlı, yetersiz sigortaların yapılmaya başlandığını görmüştük. Dolayısıyla yürütmenin durdurulması kararının bu anlamda olumlu bir gelişme olduğunu söyleyebiliriz. Artık komplikasyon sigortasını zorunlu olarak yaptırmak durumunda değilsiniz. Ancak elbette isteğe bağlı olarak yaptırabilirsiniz. Komplikasyon sigortasının getirilme amacına baktığımızda, hastaların yaşayabilecekleri istenmeyen durumlar karşısında korunması, en azından ortaya çıkabilecek zararların bir sigortayla karşılanması ve hastaların gerektiğinde daha kolay bir şekilde Türkiye'ye gelebilmelerinin sağlanması hedeflenmişti. AMACA HİZMET ETMEDİ Peki, düzenleme bu amaca hizmet etti mi? Bence etmedi. Düzenlemenin yeterince netleştirilmemesi nedeniyle sigorta şirketleri açısından da hangi sigortanın yapılacağı, sigortanın nasıl düzenleneceği ve kapsamının nasıl belirleneceği gibi birçok konuda belirsizlik ortaya çıktı. Dolayısıyla uygulamada amacına tam olarak ulaşamayan bir düzenlemeyle karşı karşıya kaldık. Peki, yürütmenin durdurulması kararı sağlık turizmi alanındaki diğer sorumlulukların da ortadan kalktığı anlamına mı geliyor? Hayır. Burada yalnızca komplikasyon sigortasından bahsediyoruz. Bunun dışında kliniklerin, hastanelerin ve aracı kuruluşların yerine getirmesi gereken sorumluluklar ve yükümlülükler devam ediyor. Komplikasyon sigortası ilk getirildiğinde önemli bir hukuki tartışma da yaşandı. Komplikasyon, hukuken her durumda sorumluluk doğuran bir alan olarak değerlendirilmez. Bu nedenle, sorumluluk atfedilemeyen bir durum için neden zorunlu sigorta yaptırılması gerektiği sorgulandı. Komplikasyon dediğimiz şey, tıbbi müdahale sırasında gerekli özen gösterilmesine rağmen ortaya çıkabilen istenmeyen sonuçları ifade ediyor. Dolayısıyla, hukuki sorumluluğun bulunmadığı durumlarda neden ayrıca bir sigorta yükümlülüğü getirildiği ve bunun için neden ücret ödenmesi gerektiği tartışıldı. Hastaneler, hekimler, klinikler ve aracı kuruluşlar açısından bu yönde eleştiriler vardı. Nitekim açılan davada da bu hususlar dile getirildi ve yürütmenin durdurulması kararı verildi. KOMPLİKASYON DIŞINDAKİ ZORUNLULUKLAR Peki, sağlık turizmi dediğimizde bütün mesele komplikasyon sigortasından mı ibaret? Elbette değil. Sağlık turizmi oldukça kompleks bir yapı. Bu alanda faaliyet gösteren klinikler, hastaneler ve aracı kuruluşlar birçok farklı yükümlülüğü yerine getirmek durumunda. Bunların başında kişisel verilerin korunmasına ilişkin süreçler geliyor. Sağlık turizminde hastalara ait fotoğraf ve görüntülerin kullanılması sık karşılaşılan bir durum. Bu nedenle KVKK kapsamında kişisel verilerin korunmasına ilişkin süreçlerin doğru şekilde yönetilmesi büyük önem taşıyor. Bunun dışında aracı kuruluşlarla yapılan sözleşmeler ve alınan her bir hizmete ilişkin sözleşmelerin doğru şekilde hazırlanması gerekiyor. Bir diğer önemli konu ise tercüme hizmetleri. Hastalara yönelik tercümelerin doğru ve eksiksiz yapılması, alanında yetkin tercümanlarla çalışılması gerekiyor. Özellikle hizmet verilen ülkenin diline hâkim, mümkünse o dili ana dili düzeyinde konuşabilen kişilerin tercüman olarak görevlendirilmesi, ortaya çıkabilecek hukuki risklerin azaltılmasına katkı sağlayacaktır. Aynı şekilde hastaların olası ve öngörülebilir komplikasyonlar konusunda çok iyi aydınlatılması gerekiyor. Türk hukuku ve sağlık hukuku açısından yerine getirilmesi gereken birtakım işlemler bulunuyor. Aydınlatılmış onam formunun hazırlanması, hastanın yeterli ve anlaşılır biçimde bilgilendirilmesi ve gerekli süreçlerin eksiksiz yürütülmesi bunların başında geliyor. Bunların aynı zamanda hastaya kendi dilinde, doğru ve anlaşılır bir şekilde aktarılması gerekiyor. Hukuki danışmanlık açısından baktığımızda, mevzuatta açıkça zorunlu tutulmayan bazı tedbirlerin dahi hukuki riskleri azaltmak amacıyla alınmasını gerekli görüyoruz. Sonuç olarak komplikasyon sigortasına ilişkin yürütmenin durdurulması kararı, sağlık turizmi alanında faaliyet gösterenlerin üzerindeki gereksiz sayılabilecek bir yükü kaldırmış olabilir. Ancak bu karar, sağlık kuruluşlarının ve diğer ilgililerin komplikasyonlar veya sağlık turizmi kapsamındaki diğer süreçler açısından bütün sorumluluklarının ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Hasta, yaşadığı bir sorunla ilgili olarak her zaman dava açabilir ve hukuki yollara başvurabilir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sağlık Turizminde Hastanelerin En Sık Yaptığı Hukuki Hatalar Haber

Sağlık Turizminde Hastanelerin En Sık Yaptığı Hukuki Hatalar

Bu nedenle özellikle hastane, hasta ve hizmet alınan aracı kuruluşlar arasındaki sorumlulukların nasıl paylaşıldığı büyük önem taşıyor. İzmir Barosu Sağlık Hukuku Komisyonu Üyesi Avukat Özge Özmen Korkut, sağlık turizminde hastanelerin karşılaşabileceği hukuki riskler ve dikkat edilmesi gereken noktalar hakkında şu bilgileri verdi: YOLCULUK VE KONAKLAMA “Hastanın, hastanenizden alacağı hizmet kapsamında Türkiye’ye nasıl geleceği ve ulaşımının nasıl sağlanacağı konusunda yapılan anlaşmalar önem taşıyor. Eğer bu konuda bir aracı kurumla çalışıyorsanız, aracı kurumla yaptığınız sözleşmeler de sürecin önemli bir parçasını oluşturuyor. Bunun yanında hastanın nerede konaklayacağı da önemli. Hasta hastaneniz bünyesinde mi kalacak, yoksa başka bir yerde konaklaması mı sağlanacak? Buna ilişkin yapılan anlaşmalar da sorumluluk kapsamına giriyor. Hastanın hastanede aldığı medikal hizmetten, tedavisinin ardından yeniden havalimanına ulaştırılmasına ve ülkesine dönmek üzere uçağa binmesine kadar geçen tüm süreçler, sunmayı taahhüt ettiğiniz hizmetin kapsamına göre sorumluluğunuzun bir parçası hâline gelebiliyor. ANLAŞMANIN KAPSAMI Burada dikkat edilmesi gereken önemli konulardan biri de hastayla yaptığınız anlaşmanın kapsamı. Eğer hastaya, ‘Biz bütün bu süreçleri yöneteceğiz ve bunun karşılığında size şu fiyatı veriyoruz’ diyorsanız ve bu hizmetleri sağlamayı taahhüt ediyorsanız, doğal olarak bu süreçlere ilişkin sorumluluğu da üstlenmiş oluyorsunuz. Elbette bir hastanenin bütün bu süreçleri tek başına yönetmesi beklenmiyor. Büyük ihtimalle bu hizmetlerin bir bölümünü başka kişi veya kuruluşlardan satın alacaksınız. SÖZLEŞMELER Peki, hizmet aldığınız kişi ve kuruluşlarla sorumluluğu nasıl paylaşacaksınız? İşte bu noktada sözleşmeler devreye giriyor. Sözleşmeleriniz son derece önemli. Sorumlulukların kimler arasında ve nasıl paylaşıldığını açıkça ortaya koyabilmeniz ve gerektiğinde bunu ispatlayabilecek durumda olmanız gerekiyor. Çünkü hasta sizi muhatap aldığı için herhangi bir sorunla karşılaştığında ilk başvuracağı taraf da büyük olasılıkla siz olacaksınız. REKLAM VE TANITIM Sağlık turizmi kapsamında reklam ve tanıtım faaliyetlerinin de hukuki sınırları bulunuyor. Bunun özellikle altını çizmek gerekiyor. Bu sınırlar içerisinde reklam ve tanıtım yaparken hastaya ait verileri kullanıyorsanız, bu verilerin de hukuka uygun şekilde işlenmesi ve yönetilmesi gerekiyor. Bununla bağlantılı olarak KVKK kapsamındaki süreçlerin de doğru şekilde yürütülmesi gerekiyor. Dolayısıyla yabancı bir hastadan ve sağlık turizminden söz ettiğimizde, standart bir hastaya uygulanan prosedürden daha kapsamlı ve kompleks bir süreçle karşı karşıya olduğumuzu söyleyebiliriz. Sağlık turizminde hastanenin sorumluluğu yalnızca medikal sorumluluktan ibaret değil. Aynı zamanda idari, operasyonel ve hukuki sorumlulukların yanı sıra kişisel verilerin korunmasına ilişkin pek çok yükümlülüğü de beraberinde getiriyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İsveç’te dikkat çeken rapor: Kriz ve savaş dönemlerinde en kritik güç özel sektör Haber

İsveç’te dikkat çeken rapor: Kriz ve savaş dönemlerinde en kritik güç özel sektör

İsveç’te yayımlanan yeni bir değerlendirme, ülkenin krizlere karşı direncinde en önemli unsurun şirketler ve özellikle ulaşım sektörü olduğunu ortaya koydu. İsveç Sivil Savunma Kurumu (MCF) tarafından hazırlanan “Şirketler için Hazırlık” başlıklı rehber, ülkenin savunma ve kriz yönetimi stratejisinde özel sektörün kritik rolüne dikkat çekti. Tågföretagen ve Transportföretagen tarafından düzenlenen webinarda ele alınan rapora göre, şirketlerin faaliyetlerini sürdürebilme kapasitesi, İsveç’in genel direncinin temelini oluşturuyor. Demiryolu Taşımacılığı Kritik Öneme Sahip Raporda özellikle demiryolu taşımacılığının, İsveç’in toplam savunma sistemi içinde hayati bir rol oynadığı vurgulandı. Hem sivil hem de askeri taşımacılıkta kullanılabilen bu sistemin, kriz anlarında ülke içi hareketliliğin devamlılığını sağladığı ifade edildi. Uzmanlara göre demiryolu operatörleri, kriz durumlarında: planlama kesintileri yönetme lojistik organizasyon konularında yüksek kabiliyete sahip. Bu nedenle bu kapasitenin daha etkin kullanılması gerektiği belirtiliyor. Şirketlerin Güçlü Olması Ulusal Güvenliği Etkiliyor MCF’nin raporunda dikkat çeken en önemli başlıklardan biri ise şu oldu: “Şirketlerin direnci, ülkenin direncidir.” Bu yaklaşım, özellikle savaş ve kriz dönemlerinde ekonomik ve lojistik faaliyetlerin devamlılığının ne kadar kritik olduğunu gözler önüne seriyor. Rapora göre: Güçlü şirketler krizlerde ayakta kalabiliyor Ayakta kalan şirketler ise savaş dönemlerinde daha fazla tercih ediliyor Devlet ve Özel Sektör Arasında Net İş Birliği Şart Raporda, demiryolu operatörlerinin kriz hazırlık süreçlerinde aktif rol alması gerektiği belirtilirken, bu süreçte mali yüklerin şirketlere tek başına bırakılmaması gerektiği vurgulandı. Uzmanlar, sürdürülebilir bir sistem için: Devlet ile şirketler arasında net sözleşmeler yapılması Sorumlulukların açık şekilde belirlenmesi Maliyetlerin karşılanması gerektiğini ifade etti. Güçlü Demiryolu Altyapısı Olmazsa Olmaz İsveç’in krizlere karşı dayanıklılığını artırmak için demiryolu altyapısının güçlendirilmesi gerektiği de raporda öne çıkan başlıklar arasında yer aldı. Bu kapsamda: Bakım eksikliklerinin giderilmesi Kapasitenin artırılması Alternatif hatların oluşturulması öncelikli ihtiyaçlar olarak sıralandı. Ayrıca yapılacak yatırımların hem sivil hem askeri kullanım için uygun olması gerektiği, yani “çift kullanımlı (dual use)” altyapıların geliştirilmesinin önem taşıdığı vurgulandı. “Ulaşım Her Koşulda Devam Etmeli” Raporda dikkat çeken bir diğer mesaj ise ulaşım sektörünün rolüne ilişkin oldu. Kriz ya da barış fark etmeksizin sektörün temel görevinin değişmediği belirtilerek şu ifade öne çıktı: “Ulaşım sektörü, her koşulda insanları ve yükleri hareket ettirmekle yükümlüdür.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Garanti BBVA ve BÜYEM İş Birliğiyle Kadın Girişimci Akademisi Eğitimleri Kıbrıs’ta Sürüyor Haber

Garanti BBVA ve BÜYEM İş Birliğiyle Kadın Girişimci Akademisi Eğitimleri Kıbrıs’ta Sürüyor

Garanti BBVA ve Boğaziçi Üniversitesi Yaşamboyu Eğitim Merkezi (BÜYEM) iş birliğiyle 2012 yılında hayata geçirilen Kadın Girişimci Akademisi, kadın girişimcilerin iş hayatlarında gelişimini desteklemek hedefiyle yoluna devam ediyor. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki kadın girişimcilerin katılımı ile 21 Ocak tarihinde başlayacak olan akademi, Kıbrıs Türk Girişimci Kadınlar Derneği (GİKAD) destekleriyle gerçekleştirilecek. 21 Ocak – 6 Mart 2025 tarihleri arasında sınırlı kontenjanla düzenlenecek eğitimler için başvurular, 15 Ocak 2026 tarihine kadar www.garantibbvakadingirisimci.com adresi üzerinden yapılabilecek. Eğitimler, Kıbrıs Türk Ticaret Odası Seminer Salonu’nda ve Zoom Cloud Meetings Platformu üzerinden, Boğaziçi Üniversitesi’nin deneyimli akademisyenleri ve alanında uzman profesyonelleri tarafından hem fiziksel hem de çevrim içi olarak verilecek. Katılımcılar; dijital pazarlama, insan kaynakları, müşteri deneyimi, kurum içi iletişim, sosyal medya ve e-ticaret, finansal yönetim, liderlik, sürdürülebilir şirket yönetimi, yenilikçi iş modelleri, ticaret hukuku ve sözleşmeler gibi iş hayatına doğrudan katkı sağlayacak konularda bilgi edinecekler. Kadın Girişimci Akademisi, Garanti BBVA’nın 2006 yılından bu yana sürdürdüğü kadın girişimcilere destek programlarının önemli bir parçasını oluşturuyor. Banka, kadın girişimcilerin finansmana erişimlerinin yanı sıra eğitim ve network geliştirme imkanlarını artırarak iş hayatında daha güçlü ve sürdürülebilir bir varlık göstermelerine katkı sağlamayı amaçlıyor. Programı başarıyla tamamlayan girişimciler, Boğaziçi Üniversitesi Yaşamboyu Eğitim Merkezi tarafından düzenlenen sertifikanın sahibi olacak.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.