Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Sözlü Tarih

Kapsül Haber Ajansı - Sözlü Tarih haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sözlü Tarih haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Türkiye Yüzyılı: Darbesiz Türkiye, Yeni Sivil ve Milli Anayasa İnşa Projesi” Konferansı Düzenlendi Haber

Türkiye Yüzyılı: Darbesiz Türkiye, Yeni Sivil ve Milli Anayasa İnşa Projesi” Konferansı Düzenlendi

İstanbul 2 Nolu Barosu Başkanı Av. Yasin Şamlı’nın da konuşmacı olarak katıldığı programda Prof. Dr. Nevzat Tarhan, darbelere karşı toplumda oluşan kolektif bilincin korunması ve anayasal güvencelerle desteklenmesi gerektiğinin altını çizdi. Tarhan, “Toplumun her kesimi ‘Bu anayasa benim anayasam’ diyebilmeli.” dedi. 28 Şubat mağduru hikayelerini kanıta dayalı ve belgeleriyle belgesel niteliğinde 2004 yılında ‘Ben Disiplinsiz Değilim’ isimli kitapta topladıklarını belirten Tarhan, o yıllarda yayınevlerinin korku nedeniyle çalışmayı basamadıklarını, ASDER olarak askeri vesayet konusundaki bu ve benzeri korkuların yenilmesine aracılık ettiklerini söyledi. Bu bağlamda korkunun yenilmesinde ilk taşı ASDER’in attığının altını çizen Tarhan, korkunun yenilmesiyle kolektif bir bilincin de oluştuğunu sözlerine ekledi. Üsküdar Üniversitesi ve Adaleti Savunanlar Derneği (ASDER) tarafından yürütülen “Türkiye Yüzyılı: Darbesiz Türkiye, Yeni Sivil ve Milli Anayasa İnşa Projesi” nin açılış ve konferans programı, Üsküdar Üniversitesi Fuat Sezgin Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi. İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğünün desteklediği projeye, Üsküdar Üniversitesi Postkolonyal Çalışmalar Uygulama ve Araştırma Merkezi (PAMER), 28 Şubat Öğrenci Derneği ile İnsan ve Kalite Derneği katkı sundu. Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Bu haksızlığa sessiz kalamayız dedik” Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Yönetim Üst Kurulu Başkanı ve Proje Akademik Danışmanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, açılış konuşmasında ASDER’in darbelere karşı yürüttüğü sivil toplum çalışmalarını ve kendi yaşadığı süreci anlattı. GATA’da görev yaptığı dönemde Çorlu’ya atandığını, yargı yoluna başvurarak görevine döndükten sonra yeniden aynı yere atamasının yapıldığını belirten Prof. Dr. Tarhan, bu süreçte kendisine yaşam tarzının gerekçe gösterildiğini ifade etti. Yaşadıklarının ardından kendi isteğiyle ayrılmak zorunda kaldığını söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Bu haksızlığa sessiz kalamayız dedik.” sözleriyle sivil toplum çalışmalarına yönelişini anlattı. Darbe mağdurlarının tanıklıkları kitaplaştırıldı ASDER bünyesinde yürüttükleri ilk çalışmalardan birinin, Silahlı Kuvvetlerden ayrılmak zorunda kalan kişilerin yaşadıklarını kayıt altına almak olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “21 subay, astsubay 28 Şubat mağduru hikayelerini kanıta dayalı ve belgesel niteliğinde yayınladık. ‘Ben disiplinsiz değilim’ isimli kitapta yayınlandı. 2004 yılında bu çalışmayı basacak yayın evi bulamadık. Çünkü korkuyorlardı. ASDER olarak askeri vesayet konusundaki bu ve benzeri korkuların yenilmesine aracılık ettik. Korkunun yenilmesinde ilk taşı ASDER olarak biz atık. Böylece korkunun yenilmesiyle kolektif bir bilinç de oluştu” İfadelerini kullandı. “Kolektif bilincin ayakta tutulması ve anayasal dayanaklara dönüşmesi” 15 Temmuz darbe girişimi sırasında ASDER üyelerinin de kendiliğinden sokağa çıkarak darbeye karşı tepki gösterdiğini anlatan Prof. Dr. Tarhan, geçmiş darbelerin toplumda bıraktığı izlerin ortak bir karşı duruş oluşturduğunu söyledi. Darbelerin yol açtığı travmaların toplumsal hafızadaki etkisine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Şu anda da bizim bu programdaki hedeflerimizden birisi de bu kolektif bilincin ayakta tutulması ve anayasal dayanaklara dönüşmesi.” dedi. Toplumun her kesimi “Bu anayasa benim anayasam” diyebilmeli… Darbe girişimlerine zemin oluşturabilecek düzenlemelerin gözden geçirilmesi gerektiğini savunan Prof. Dr. Tarhan, anayasanın toplumun bütün kesimlerinde aidiyet duygusu oluşturması gerektiğini vurguladı. Prof. Dr. Tarhan, “Bütün bunlar gösteriyor ki darbe karşıtı kolektif bilincin ve sivil direnişin, bir yayın gerilimi gibi canlı tutulması gerekiyor. Bunun için anayasa değişikliği sürecinde darbeye zemin oluşturabilecek riskli maddelerin gözden geçirilmesi gerekiyor. Yeni anayasanın da gelişmiş ülkelerdeki anayasalar gibi olması gerekiyor. Anayasa, herhangi bir ideolojiyi dayatmayan, buyurgan bir anlayış taşımayan ve insanların kendilerini ait hissettikleri bir toplumsal sözleşmedir. Toplumun her kesimi ‘Bu anayasa benim anayasam’ diyebilmeli. Anayasada mesela ırkçılığı çağrıştıran bir resmî ideoloji olmamalı. Farklılıkların zenginlik olarak görüldüğü, insanlığın ulaştığı demokratik düzeye uygun bir anayasa hazırlanmalı.” dedi. Dr. Hüseyin Uludağ: “Darbe mağduriyetleri sözlü tarih arşivi ve dijital kütüphane oluşturmak istiyoruz” Proje Koordinatörü Dr. Hasan Hüseyin Uludağ, projenin geçmişte yaşanan darbe süreçlerinin gelecek nesiller tarafından yeniden yaşanmaması amacıyla hazırlandığını söyledi. Eski askerlerin deneyimlerini akademisyenlerin, hukukçuların ve darbe mağdurlarının görüşleriyle bir araya getirmeyi hedeflediklerini belirten Uludağ, “Darbeler tarihi ve kurumsal yapıyı anlamak ve anlatmak hedefimiz. Darbe mağduriyetleri sözlü tarih arşivi ve dijital kütüphane oluşturmak istiyoruz.” dedi. Gençlerin önerileri dijital platformla alınacak Daha geniş kesimlerin anayasa çalışmalarına katılımını sağlamayı amaçladıklarını belirten Uludağ, “Hedef kitleyle dijital katılımcı anayasa platformu oluşturmak istiyoruz.” dedi. Özellikle gençlerin ve üniversite öğrencilerinin düşüncelerini, tavsiyelerini ve önerilerini almak istediklerini kaydeden Uludağ, yapay zekâ, siber güvenlik ve sosyal medyanın ortaya çıkardığı yeni meselelerin de proje kapsamında değerlendirileceğini söyledi. Dr. Öğr. Üyesi Fehmi Ağca çalıştayın sonuçlarını paylaştı Üsküdar Üniversitesi PAMER Müdürü ve Proje Akademik Danışmanı Dr. Öğr. Üyesi Fehmi Ağca, 24 Eylül 2026 tarihinde Güney Yerleşke RİNAP Salonu’nda gerçekleştirilen çalıştayın üç oturumdan oluştuğunu belirtti. İlk oturumda projenin yürütülmesine ilişkin esas ve usullerin, ikinci oturumda anayasa ve kanunlardan kaynaklandığı değerlendirilen demokrasi ve insan hakları ihlallerinin ele alındığını anlatan Ağca, “Üçüncü oturumda vesayete dayanan değil, insan haklarını ve demokrasiyi esas alan anayasa nasıl olmalıdır konusunu çok detaylı, bütün katılımcıların katkılarıyla tartıştık.” dedi. Anayasa metnini başlangıç bölümünden itibaren incelediklerini belirten Ağca, “Hangi maddeler çıkarılmalı, hangi maddeler yeniden düzenlenmeli, tek tek üzerinde durduk.” ifadelerini kullandı. Daha kısa ve anlaşılır bir anayasa metni üzerinde duruldu Ağca, çalıştayda anayasanın başlangıç bölümünün daha kısa ve anlaşılır yazılması, laiklik kavramının açık biçimde tanımlanması ve yüksek mahkemelerin yetkilerinin netleştirilmesi yönünde görüşlerin dile getirildiğini söyledi. Aile hekimliği ve aile hukuk danışmanlığı birimlerinin anayasada yer alması, Anayasa Mahkemesinin anayasa değişikliklerine ilişkin denetim yetkisinin kaldırılması ve anayasa tekniğine uymadığı değerlendirilen maddelerin çıkarılması önerilerinin de tartışıldığını aktardı. Av. Namık Kemal Urhan: “Her türlü fikre açığız” ASDER Genel Başkanı Av. Namık Kemal Urhan, yeni anayasanın nasıl olması gerektiği konusunu, darbe mağduriyetleri yaşamış bir dernek olarak gündemlerine aldıklarını söyledi. Mevcut anayasanın zaman içinde yapılan değişiklikler ve eklemelerle karmaşık hale geldiğini savunan Urhan, “Bizce anayasa, temel yasa olarak, bütün yasaların özü olarak ve olabildiğince kısa, birçok ülkede olduğu gibi oldukça kısa bir şekilde olmalıdır.” dedi. Kanunlarla düzenlenebilecek ayrıntıların anayasa metninde yer almaması gerektiğini belirten Urhan, akademisyenlerin ve öğrencilerin katkılarını beklediklerini ifade ederek, “Her türlü fikre açığız. Öğrenci arkadaşlarımız dahil olmak kaydıyla bu konudaki her türlü fikirlerini iletebilirler.” diye konuştu. Proje kapsamında seminer, panel ve ziyaretler düzenlenecek Proje kapsamında Ankara ve İstanbul’da seminer, çalıştay ve paneller düzenlenmesi; darbelere ilişkin toplumsal hafızayı canlı tutacak ziyaretler gerçekleştirilmesi planlanıyor. Gençlerin katılımıyla bir Milli İrade Forumu oluşturulması da hedefleniyor. Çalışmaların, Temmuz 2027’de demokratik, milli ve sivil bir anayasa için taslak metin hazırlanmasına yönelik çalıştay ve sonuç raporuyla tamamlanması öngörülüyor. Av. Yasin Şamlı: “15 Temmuz, darbeler devrinin sonu oldu” Açılış konuşmalarının ardından İstanbul 2 Nolu Barosu Başkanı Av. Yasin Şamlı, “Darbelerin Nedenleri, Toplumsal Etkileri ve Anayasal Düzenlemelere Yansımaları” başlıklı konferansında Türkiye’deki darbeler ile anayasal düzenlemeler arasındaki ilişkiyi değerlendirdi. “Aslında darbelerin nedenleri olmaz darbenin bir nedeni, birçok bahanesi var.” diyen Şamlı, “Türkiye Cumhuriyeti tarihi, her 10 yılda bir yapılan darbeleri, bunların felsefi arka planlarını, kaynaklarını, kullanılan maşaları, perde arkasındaki kişileri, hepsini birlikte değerlendirdiğimizde kanaatimce darbelerin bir tane nedeni vardır o da emperyalistlerin talimatı.” İfadelerini kullandı. Türkiye’de darbelerin yargı eliyle tamamlandığını, darbecilerin müdahalelerini kurumsallaştırmak istediklerine dikkat çeken Şamlı, 15 Temmuz’un bir dönüm noktası olduğunu belirterek, “15 Temmuz, bir devrin sonu, darbeler devrinin sonu oldu. Darbecilerin yargılandığı devrin de başı oldu.” Şeklinde konuştu. Toplu foto çekildi Program, belge takdimi ve toplu fotoğraf çekimiyle sona erdi. Programda, 28 Şubat Öğrenci Derneği Genel Başkanı Emine İlyas, İnsan ve Kalite Derneği Denetim Kurulu Başkanı ve Proje Kalite Denetim Danışmanı Abdullah Sertkaya, İstanbul İl Sivil Toplumla İlişkiler Müdürü İlhan Ocaklı ve katılımcılara teşekkür de edildi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Mersin Kent Belleği Ofisi ile Mersin’in Gazete Hafızası Dijital Arşivle Yaşatılıyor Haber

Mersin Kent Belleği Ofisi ile Mersin’in Gazete Hafızası Dijital Arşivle Yaşatılıyor

Geçmiş dönemin haberlerinin yanı sıra kentin sosyal, kültürel ve ekonomik yaşamına ilişkin önemli bilgiler barındıran gazete arşivi, dijitalleştirme çalışmalarıyla korunuyor. Gazete sayfalarından fotoğraflara, haritalardan eski evraklara, kişisel tanıklıklardan sözlü tarih kayıtlarına kadar kentin geçmişine ait farklı kaynakları bir araya getiren Mersin Kent Belleği Ofisi, Mersin’in ortak hafızasını koruyarak geleceğe taşıyor. Mersin Büyükşehir Belediyesi Kültür, Sanat ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Mersin Bellek Ofisi, kentin yakın tarihine ışık tutan yerel basın arşivlerini dijitalleştirerek, geçmişin gazete sayfalarını gelecek kuşaklara taşıyor. Bu kapsamda Tarsus Yeni Ses Gazetesi’nin 1969-2011 yılları arasındaki nüshaları taranarak dijital arşive aktarılıyor. Mersin’in geçmişi, bugün dijital arşivlerde korunarak yarının belleğine bırakılıyor. Önemli bir arşiv çalışmasına imza atılıyor Ofis; kentin yazılı, görsel, sözlü hafızasının korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması amacıyla önemli bir arşiv çalışmasına imza atıyor. Çalışmaların önemli başlıklarından birini ise geçmiş dönemlere ait yerel gazetelerin dijitalleştirilmesi oluşturuyor. Bu kapsamda, Tarsus Yeni Ses Gazetesi’nin 1969-2011 yılları arasında yayımlanan nüshaları taranarak dijital ortama aktarılıyor. Yaklaşık yarım asırlık bir döneme yayılan gazete arşivi, yalnızca dönemin haberlerini değil; Tarsus ve Mersin’in sosyal, kültürel ve ekonomik yaşamına ilişkin çok sayıda ayrıntıyı da geleceğe taşıyor. Gazete sayfalarında yer alan haber, ilan, duyuru, fotoğraf ve çeşitli içerikler; yayımlandıkları dönemin gündelik yaşamına, kentte yaşanan değişimlere ve toplumsal yapıya ilişkin önemli izler barındırıyor. Yıpranan sayfalardan kalıcı dijital hafızaya Zaman içerisinde fiziksel olarak yıpranabilen, kaybolma riski taşıyan veya erişimi zorlaşan gazete nüshaları, dijitalleştirme çalışmaları sayesinde korunuyor. Materyaller yüksek çözünürlükte taranarak teknik kontrollerden geçiriliyor ve arşiv standartlarına uygun dijital formatlarda saklanıyor. Çalışmaların tamamlanmasının ardından oluşturulacak dijital arşivin, yalnızca akademisyen ve araştırmacıların değil, Mersin ve Tarsus tarihine ilgi duyan vatandaşların da kullanımına sunulması planlanıyor. Kent belleği, geçmişten geleceğe uzanan bir köprü… Ofis’in çalışmaları yalnızca gazete arşivlerinin dijitalleştirilmesiyle sınırlı kalmıyor. Ofis, kentin tarihsel, kültürel ve sosyal hafızasını farklı kaynaklardan derleyerek bütüncül bir kent belleği oluşturmayı amaçlıyor. Gazete ve dergilerin yanı sıra fotoğraf, harita, efemera ve eski evrak gibi kentin geçmişine ışık tutan materyaller de arşive kazandırılıyor. Bu çalışmalar kentlerin yalnızca binalar, caddeler ve meydanlardan ibaret olmadığı; ortak hafızanın, kültürel birikimin ve toplumsal deneyimlerin de kentin kimliğini oluşturduğu anlayışıyla yürütülüyor. Mersinlilerin tanıklıkları da kayıt altına alınıyor Yazılı kaynakların yanı sıra sözlü tarih çalışmalarına da önem verilen Ofis’te, Mersin’de doğmuş, yaşamış veya kentin gelişimine önemli katkılar sunmuş kişilerle gerçekleştirilen sözlü tarih görüşmeleri de profesyonel ekipmanlarla kayıt altına alınıyor. Görüşmelerin deşifre edilmesinin ardından elde edilen içeriklerin kitap ve belgesel serileri şeklinde yayımlanması hedefleniyor. Böylece kişisel yaşam öyküleri ve tanıklıklar da kentin yakın tarihinin önemli parçaları olarak korunuyor. Kent tarihi için güçlü bir arşiv oluşturuluyor Tarsus Yeni Ses Gazetesi’nin 1969-2011 yılları arasındaki nüshalarının dijitalleştirilmesi de bu kapsamda, Mersin ve ilçelerinin yakın tarihinin korunması açısından önemli bir adım olarak öne çıkıyor. Mersin’in geçmişine ait gazete sayfalarından fotoğraflara, haritalardan kişisel tanıklıklara kadar farklı kaynakların korunmasıyla kent belleğinin sürekliliğinin sağlanması; gelecek kuşakların yaşadıkları kenti daha iyi tanımaları ve kentin kültürel mirasına ilişkin farkındalığın artırılması amaçlanıyor. Mersin Kent Belleği Ofisi, geçmişin izlerini koruyarak kentin hafızasını geleceğe taşıyor. Dijital arşiv çalışmaları ise yıllar önce basılmış gazete sayfalarını yalnızca birer tarihi belge olmaktan çıkarıp, kentin değişimine tanıklık eden yaşayan bir kent hafızasına dönüştürüyor. Akça: “Mersin’in kültürel ve sosyolojik geçmişini kayıt altına alıyoruz” Kültür, Sanat ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı Kent Katılımı ve Sivil Toplum ile İlişkiler Şube Müdürü Başar Akça, Mersin Kent Belleği Ofisi’nin Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) ve Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer öncülüğünde hayata geçirilen, Mersin’e Değer Katanlar Kurulu’nun (MEDEKA) en güzel projelerden biri olduğunu belirtti. MEDEKA’nın alt kurullarından bir tanesi olan Kent Tarihi Araştırmaları Kurulu’nun önerisiyle çalışmalarına başlayan Ofis’in temel amacının, Mersin’in sahip olduğu kültürel ve sosyolojik geçmişi ve buna bağlı tüm kültürel değerleri araştırmak, tasnif etmek, kayıt altına almak ve dijitalleştirerek gelecek kuşaklara aktarmak olduğunu söyledi. Akça, “Bu anlamda özellikle Mersin’in yakın dönemine tanıklık edecek her türlü hatıraları; gerek birinci ağızdan, gerek anlatılardan, gerekse de kaynaklardan tarayarak kendi arşivlerimize kaydediyoruz. Sonrasında da kentimizde yaşayan ve ulusalda Mersin’le alakalı araştırma yapmak isteyen herkesin kullanımına sunmak üzere, güzel bir dijital ortama alıyoruz” dedi. Ofis’in sözlü tarih çalışmalarına da devam ettiğini belirten Akça, “Sözlü tarih çalışmalarından elde ettiğimiz verileri deşifre yöntemleriyle kayıt altına alıyoruz. Mersin ve tüm ilçelerimizi kapsayacak şekilde, kent tarihi ve belleğine uygun konularda, uzman tarihçiler ve o dönemin gerçek tanıklarıyla söyleşiler gerçekleştiriyoruz. Bu söyleşilerin tam kayıtlarını alarak dijitalleştiriyoruz” diye konuştu. Akça, Kent Belleği Ofisi’nin yalnızca arşiv ve sözlü tarih çalışmalarıyla sınırlı kalmadığını da vurgulayarak, “Kent tarihine katkı sunabilecek, ışık tutabilecek sempozyum, çalıştay, panel ve atölye çalışmalarıyla da Mersin Büyükşehir Belediyesi çatısı altında çalışmalarımıza devam ediyoruz” ifadelerini kullandı. Sümer: “Gazeteleri dijitale aktararak, aslında kentin hafızasını gelecek nesillere aktarıyoruz” Mersin Kent Belleği Ofisi’nde tarihçi olarak görev yapan Alkım Sümer, Ofis’te tarihçi ve arkeolog kadrolarla birlikte, özellikle kent kültürüyle alakalı önemli çalışmalara imza attıklarının altını çizdi. Sümer, eski gazetelerin dijitale aktarılmasının kent kültürü açısından çok önemli bir çalışma olduğunu ifade ederek, Mersin’in genç bir kent olmasına karşın, ilçelerinin köklü geçmişlere sahip olduğunu ifade etti. Özellikle Tarsus’un uzun yıllardır var olan önemli bir gazete arşivine sahip olduğunu belirten Sümer, “1969’lu yıllarda gazete, sosyal hayat açısından çok önemli. Giderek maalesef değerini yitiriyor. Bunların içerisinde bir yok olma tehdidi var. Gazete için kullanılan ürün yıllar içerisinde nemden, hava şartlarından etkilenerek yok olmaya yüz tutuyor. Biz bunu dijitale aktararak, aslında kentin hafızasını gelecek nesillere aktarmış oluyoruz. Daha sağlıklı bir şekilde, daha uzun yıllar korunabilecek bir hale getiriyoruz. Onun için bu çok değerli bir çalışma. Bunun devamı da gelecek. Sadece Tarsus özelinde değil, diğer ilçelerimizde de bu tarz çalışmalarımız devam ediyor” dedi. Kent dinamiklerinin de çalışmalara önemli katkılar sunduğunu belirten Sümer, “Çünkü biz katılımcı bir anlayışla çalışıyoruz. Mersin’e Değer Katanlar Kurulu (MEDEKA) ve Tarsus’a Değer Katanlar Kurulu (TADEKA) da bu konuda bize yardımcı oluyor. Ellerindeki arşivleri, bilgileri ve koleksiyonları bizimle paylaşıyorlar. Bizler de dijitale aktararak, aslında bunu Mersin’in geleceğine aktarmış oluyoruz” diye konuştu. “Arşivleme işleminde özel programlar ve makineler kullanıyoruz” Dijitale aktarma sürecinin teknolojik bir altyapı ile gerçekleştiğini ifade eden Sümer, “Bir tarayıcının içerisinde bunu tarayarak, ardından bilgisayara, dijitale aktarıyoruz. Saklama kısmı da çok önemli. NAS diske atıyoruz. Çok sağlıklı bir şekilde depoluyoruz. Bu iş ve işlemleri yapan arkadaşlarımız, bilgisayarda özel programlar ve özel makineler kullanıyorlar. Çok kıymetli, kalıcı ve sağlıklı bir hale bürünmüş oluyor bu şekilde” dedi ve yazılı olarak da gazeteleri muhafaza edeceklerinin altını çizdi. “Kent Belleği Ofisi, Başkan Seçer’in vizyonunun bir sonucu olarak çalışıyor” Mersin’in bir balıkçı köyünden dünya kentine dönüşme sürecinin, kentte yaşayan bazı kişilerin tanıklıklarıyla anlam kazandığını belirten Sümer, sözlü tarih çalışmalarının bu açıdan büyük önem taşıdığını söyledi. Sümer, “Bizim yapmış olduğumuz sözlü tarih çalışmaları ve onlardan almış olduğumuz ürünleri hem dijital ortamda hem de oluşturduğumuz müzelerde sergileyecek olmamız, belki de diğer kentlere nazaran çok daha önemli bir hal almış oluyor. Biz de bu tarz ürünleri bulabilmek daha zor. Aslında bizim şu an kaybolmasın diye gösterdiğimiz çaba keşke daha önce gösterilmiş olsaydı. Belki de bir sürü kaybolan ürünler, koleksiyonlar ve en önemlisi kaybolan değerler var. Dinlenecek bir sözü olan, Mersin’in gelişmesine tanıklık etmiş, ama hiçbir şekilde kaydı olmayan insanlar var. Biz bu eksikleri gidermek için var gücümüzle çalışıyoruz” dedi. Bu sürecin, Başkan Seçer’in 2019’da başlatmış olduğu bir kent kültürü süreci olduğunu kaydeden Sümer, “Kent Belleği Ofisi de o vizyonun bir sonucu olarak çalışıyor” diye belirtti. “Kent fotoğrafları da bir hazinedir” Kent Belleği Ofisi’nin yalnızca gazete ve dergilerden oluşan bir arşiv çalışması yürütmediğini sözlerine ekleyen Sümer, kent fotoğraflarının da büyük önem taşıdığını söyledi. Sümer, “Kent fotoğrafları, Mersin’e ait yıkılmış, yok olmuş binaların fotoğrafları bir hazinedir. Biz onlara ulaşmak için çaba sarf ediyoruz. İyi de bir yol kat ettiğimizi düşünüyoruz. Umarım böylece, Mersin’in geleceği artık daha çok incelenebilir, üzerine tezler ve kitaplar yazılabilir bir hal alır. Kent belleği ve Mersin Kent Belleği Ofisi; geçmişten geleceğe uzanan bir köprüdür” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye'nin Tasarım Hafızası Dijital Arşive Dönüşüyor Haber

Türkiye'nin Tasarım Hafızası Dijital Arşive Dönüşüyor

Tercüman ve Haliç Üniversitesi’nin iş birliğinde, sunuculuğunu Tercüman Yazı İşleri Müdürü Olcay Can Kaplan'ın üstlendiği seri, Türkiye'nin tasarım tarihine yalnızca akademik bir perspektiften değil; bizzat dönemin içinde yer almış bir ismin anlatımıyla ışık tutuyor. YouTube üzerinden yayınlanan beş bölümlük ilk seri, mimarlıktan endüstriyel tasarıma, Anadolu'nun üretim kültüründen Osmanlı sanayileşmesine ve Türkiye'nin otomotiv serüvenine uzanan geniş bir tarihsel yolculuk sunuyor. Yedi bölüm olarak planlanan podcast her Cuma günü tercüman.com ve Tercüman dijital kanallarında yayınlanıyor. Türkiye'nin Tasarım Belleği Kayıt Altına Alınıyor "Tasarımın Hafızası", yalnızca bir podcast değil; Türkiye'nin tasarım kültürünü gelecek kuşaklara aktarmayı hedefleyen sözlü tarih ve kültürel miras projesi niteliği taşıyor. Serinin ilk beş bölümünde; Türkiye'de endüstriyel tasarım eğitiminin kuruluş süreci,Anadolu'nun binlerce yıllık üretim ve tasarım kültürü,Osmanlı'nın sanayileşme vizyonu ve tasarım anlayışı,Türkiye otomotiv sanayisinin gelişim süreci ve Tofaş deneyimi,Camın Büyüsü ve Paşabahçe Serüveni Prof. Dr. Önder Küçükerman'ın birebir tanıklıklarıyla ele alınıyor. Her bölüm, yalnızca tarih anlatmıyor; tasarımın toplumsal hafıza, üretim kültürü ve medeniyet inşasındaki rolünü görünür kılıyor. Endüstriyel Tasarımın Kurucu Kuşağından Bir Tanıklık Prof. Dr. Önder Küçükerman, Türkiye'de endüstriyel tasarım disiplininin oluşumunda doğrudan rol üstlenmiş en önemli akademisyen ve araştırmacılar arasında yer alıyor. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde Sedad Hakkı Eldem'in öğrencisi ve asistanı olarak yetişen Küçükerman, 1971 yılında Türkiye'nin ilk Endüstri Tasarımı Bölümü'nün kuruluşunda görev aldı. Akademik yaşamı boyunca endüstriyel tasarım eğitiminin gelişmesine öncülük ederken; otomotiv, cam, seramik, mobilya ve sanayi üretimi üzerine yürüttüğü çalışmalarla tasarımın yalnızca estetik değil, kültürel ve ekonomik bir kalkınma aracı olduğunu ortaya koydu. Türkiye otomotiv sanayisinin gelişim süreçlerinde, özellikle Tofaş'ın tasarım ve ürün geliştirme çalışmalarında aktif görev alan Küçükerman; aynı zamanda Osmanlı sanayi tarihi, Beykoz Camları, Anadolu üretim kültürü ve geleneksel tasarım mirası üzerine yayımladığı çok sayıdaki kitap ve araştırmayla alanının en önemli referans isimlerinden biri olarak kabul ediliyor. Bugün yarım asrı aşan akademik birikimiyle, Türkiye'nin tasarım tarihini ilk elden anlatabilecek sayılı isimlerden biri olma özelliğini taşıyor. İlk Beş Bölüm Yayında Haliç Üniversitesi’nin destekleriyle hazırlanan ve beş bölümü yayınlanan serinin kalan iki bölümünde ise; Evimizin İçindeki Tarih: Türk Evi ve MobilyaGeleceği Tasarlamak: Yaratıcılığın Yeni Sınırları konuşulacak. "Tasarımın Hafızası", yalnızca tasarım profesyonellerine değil; mimarlık, sanat tarihi, kültürel miras, mühendislik, sanayi tarihi ve Türkiye'nin modernleşme süreciyle ilgilenen herkes için önemli bir başvuru kaynağı olmayı hedefliyor. Kültürel Bir Miras Projesi Günümüzde hızla dijitalleşen bilgi çağında, yaşayan hafızaların kayıt altına alınması her geçen gün daha büyük önem kazanıyor. "Tasarımın Hafızası", Prof. Dr. Önder Küçükerman'ın altmış yılı aşan bilgi birikimini gelecek kuşaklara aktarırken; Türkiye'nin tasarım kültürünü, üretim hafızasını ve sanayi tarihini belgelendiren kalıcı bir dijital arşiv oluşturmayı amaçlıyor. İlk beş bölümü tercüman.com ‘da yayınlanan seri, ilerleyen dönemlerde Türkiye'nin tasarım geçmişine ışık tutacak yeni söyleşiler ve tanıklıklarla büyümeye devam edecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Hititlerin Başkenti Çorum, Gastronomiyle UNESCO Yolunda Haber

Hititlerin Başkenti Çorum, Gastronomiyle UNESCO Yolunda

Bu yolculuğun ilk güçlü uluslararası adımı ise 4–7 Haziran’da Çorum’da gerçekleşecek Açık Ateş gastronomi etkinliği olacak. Farklı ülkelerden şefleri, gastronomi profesyonellerini ve fikir insanlarını ağırlayacak etkinlik, Çorum’u dünya gastronomi çevrelerinin dikkatle izleyeceği önemli bir buluşma noktasına dönüştürmeye hazırlanıyor. Çorum, bugün tarihsel mirasını, üretim gücünü, tarımsal zenginliğini ve mutfak hafızasını yeniden yorumlayarak güçlü bir şehir markası oluşturma yolunda ilerliyor. Bu yeni vizyon, Çorum Belediye Başkanı Dr. Halil İbrahim Aşgın’ın ev sahipliğinde, Anadolu mutfağının İstanbul’daki önemli temsilcilerinden Sade Beş Denizler’de gerçekleşen özel buluşmada paylaşıldı. Zeynep Aktaş, Hatice Ünal Bilen, Dinçer Karacalar, Fatoş Karahasan, Yücel Koç, Zühre Kurt, Lale Elmacıoğlu, Aliye Gümüş, Medine İşbilir, Vahap Munyar, Adnan Şahin, Faruk Şüyün, Mehmet Tel, Reha Tartıcı, Zeynep Kakınç ve Gökhan Yılmaz’ın da aralarında bulunduğu medya, ekonomi, gastronomi ve turizm dünyasının önde gelen isimlerinin katıldığı toplantıda; Çorum’un gastronomi ekseninde şekillenen gelecek vizyonu, UNESCO Gastronomi Şehri hedefi ve uluslararası açılım planları değerlendirildi. Toplantıda konuşan Başkan Aşgın, şehrin yalnızca geçmişiyle değil geleceğiyle de güçlü bir potansiyele sahip olduğunu vurgulayarak şunları söyledi: “Çorum’u tek bir ürünle anlatmak mümkün değil. Bu şehir tarih, üretim, tarım, kültür ve güçlü bir mutfak hafızasını aynı anda taşıyor. Biz mutfağa yalnızca lezzet olarak değil; kültürel miras, turizm ve ekonomik kalkınmanın önemli bir bileşeni olarak bakıyoruz.” HİTİTLERDEN BUGÜNE UZANAN SOFRA HAFIZASI Bir dönem Hitit İmparatorluğu’na başkentlik yapan Çorum, Anadolu’nun en köklü medeniyet hafızalarından birini taşıyor. Bu miras yalnızca arkeolojik alanlarda değil; tahıl kültüründe, kolektif sofra geleneğinde, pişirme tekniklerinde, üretim alışkanlıklarında ve kuşaktan kuşağa aktarılan mutfak bilgisinde yaşamaya devam ediyor. İnsanlık tarihinin ilk yazılı barış antlaşması olan Kadeş’in mirasını taşıyan şehir, bugün geçmişini yalnızca tarihsel bir referans olarak değil; yaşayan bir kültürel değer olarak yeniden okuyor. Tahıl ve bakliyat temelli beslenme alışkanlıkları, uzun pişirme teknikleri, saklama yöntemleri, imece kültürü, toplu sofra geleneği ve kadın emeğiyle şekillenen mutfak yapısı; Çorum’u Anadolu’daki birçok şehirden ayrıştıran temel unsurlar arasında yer alıyor. Bugün çoğu zaman Çorum, Leblebisi ile anılsa da şehir; İskilip dolması, Kargı tulumu, Osmancık pirinci, Çorum mantısı, tandır kebabı, has baklava, Alaca boranası, hingal, yarma aşı ve geleneksel hamur işleriyle çok daha katmanlı bir gastronomik hafızaya sahip. Türk Patent ve Marka Kurumu verilerine göre Çorum’un coğrafi işaretli ürün sayısı bugün 36’ya ulaşmış durumda. Hitit Üniversitesi iş birliğiyle yürütülen akademik çalışmalarda; Hitit tabletlerinde yer alan üretim ve pişirme izleri incelenirken, yerel üreticiler, ustalar ve mutfak hafızasını taşıyan isimlerle sözlü tarih çalışmaları gerçekleştiriliyor. Amaç, bu birikimi yalnızca anlatmak değil; kayıt altına alarak geleceğe taşımak. UNESCO GASTRONOMİ ŞEHRİ HEDEFİ Çorum Belediyesi öncülüğünde yürütülen UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı Gastronomi Şehri hazırlıkları kapsamında geniş katılımlı bir çalışma modeli oluşturuldu. Çorum Valiliği, Hitit Üniversitesi, Ticaret ve Sanayi Odası, Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği, kamu kurumları, turizm temsilcileri ve ilgili paydaşların dahil olduğu süreçte hedef; Çorum’un gastronomik potansiyelini kalıcı ve sürdürülebilir bir şehir modeline dönüştürmek. Başkan Aşgın bu süreci şöyle değerlendirdi: “Bizim meselemiz yalnızca bir listeye girmek değil. Yerel üreticiyi destekleyen, mutfak hafızasını koruyan, genç kuşaklara aktaran ve ekonomik dönüşüm yaratan kalıcı bir gastronomi ekosistemi oluşturmak istiyoruz.” GASTRO ÇORUM: YENİ NESİL ŞEHİR ANLATISI Çorum Belediyesi’nin geliştirdiği Gastro Çorum yaklaşımı; mutfak kültürünü restoran deneyiminin ötesine taşıyarak üretim, turizm, kültürel sürdürülebilirlik ve şehir ekonomisiyle bütünleştiriyor. Hazırlanan yol haritasında; gastronomi rotaları köy sofraları yerel üretim deneyimleri usta-çırak eğitim programları dijital gastronomi arşivi üretici odaklı projeler mutfak hafızasının belgelenmesi gibi başlıklar yer alıyor. Restore edilerek yeniden işlevlendirilen tarihi yapılar da bu yaklaşımın somut örnekleri arasında bulunuyor. Bu kapsamda yeniden hayat bulan Veli Paşa Hanı, geleneksel Çorum mutfağının yaşatıldığı önemli gastronomi duraklarından biri haline geldi. GÜÇLÜ TARIM, GÜÇLÜ ÜRETİM Çorum’un bu yaklaşımının arkasında güçlü bir üretim altyapısı bulunuyor. Türkiye’nin önemli tarım merkezlerinden biri olan şehir; tahıl, bakliyat ve farklı üretim kalemlerindeki kapasitesiyle gastronomiyi yalnızca kültürel değil, ekonomik kalkınma açısından da stratejik bir alan olarak konumluyor. ULUSLARARASI GASTRONOMİ GÜNDEMİNDE ÇORUM Çorum, gastronomi eksenli şehir vizyonunu uluslararası platformlara da taşımaya başladı. EMITT, Travel Turkey ve ITB Berlin gibi önemli organizasyonlarda yer alan şehir, önümüzdeki dönemde İspanya’daki önemli gastronomi platformlarında da görünürlüğünü artırmayı hedefliyor. Bu çerçevede Açık Ateş, Çorum’un uluslararası gastronomi sahnesine güçlü çıkışlarından biri olarak öne çıkıyor. 4–7 Haziran 2026 tarihlerinde gerçekleşecek etkinlikte İspanya, Fransa, İtalya, Brezilya ve farklı ülkelerden şefler ile gastronomi profesyonelleri Çorum’da buluşacak. Açık ateş pişirme kültürü, kadim üretim teknikleri, sürdürülebilirlik, yerel ürünler ve gastronomik hafıza; paneller, deneyim alanları ve şef buluşmalarıyla farklı perspektiflerden ele alınacak. Açık Ateş, yalnızca bir etkinlik değil; Çorum’un gastronomi üzerinden dünyaya açılan yeni hikâyesinin güçlü başlangıçlarından biri olarak görülüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Badırgalı Çocuklar El Emeklerini Başkan Şadi Özdemir’e Hediye Etti Haber

Badırgalı Çocuklar El Emeklerini Başkan Şadi Özdemir’e Hediye Etti

Nilüfer Belediyesi, 9-14 yaş arası çocukların yaşadıkları bölgeyi tanıması, koruma bilinci ve farkındalık kazanması ve sürdürülebilir projeler üretmesi amacıyla “Köyünün Geleceği Misin?” isimli proje düzenliyor. Her yıl farklı mahallede hayata geçirilen proje, 2025’te Badırga Mahallesi’nde yapıldı. Çocukların hem kişisel gelişimlerine, hem de yaşadıkları bölgeye dair derinlemesine bilgi ve aidiyet duygusu kazanmalarına katkı sağlaması hedeflenen projeye 22 çocuk katıldı. Çocuklara; sinema, kısa film, arkeoloji, sözlü tarih, kırsal turizm, oryantiring, fotoğrafçılık, seramik, proje yazma, sosyal medya ve ritim gibi çeşitli atölye ve eğitimler verildi. Nilüfer Belediyesi Kültürel Miras Bürosu uzmanları ve gönüllü akademisyenler tarafından yürütülen programda, takım çalışması ile başlayıp, sözlü tarih ve arkeolojik keşiflerle bölgenin tarihinin öğrenilmesi, sanat atölyeleri ve teknik eğitimlerle zenginleşti. DENEYİMLERİNİ SERAMİĞE DÖNÜŞTÜRDÜLER Proje süresince edindikleri bilgi ve deneyimleri sanata dönüştüren Badırgalı çocuklar, köylerinin kültürel mirasını yansıtan bir seramik pano hazırladılar. Ortaya koydukları bu eseri sunmak üzere Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir’i makamında ziyaret eden çocuklar, projeye katılmaktan duydukları mutluluğu paylaştılar. “ÇOCUKLARIMIZI VE GENÇLERİMİZİ ÖNEMSİYORUZ” Çalışmalarından dolayı çocukları tebrik eden Başkan Şadi Özdemir, bu tür projelerin toplumsal gelişimdeki rolüne dikkat çekti. Çocuklara kendilerini her alanda geliştirebilecekleri bu tip fırsatları sunmaya devam edeceklerini söyleyen Başkan Şadi Özdemir, “Onların hem kültürel değerlerine sahip çıkmalarını, hem de sosyal hayatta aktif rol alarak kötü alışkanlıklardan uzak durmalarını önemsiyoruz. Hepinize teşekkür ediyorum” diye konuştu. Ziyaretin sonunda çocukların taleplerini de dinleyen Başkan Şadi Özdemir, günün anısına çeşitli hediyeler vererek, hatıra fotoğrafı çektirdi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.