Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Strateji

Kapsül Haber Ajansı - Strateji haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Strateji haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

İstanbul Sabiha Gökçen’de Büyük Başarı: 25 Yılda 460 Milyon Yolcu Haber

İstanbul Sabiha Gökçen’de Büyük Başarı: 25 Yılda 460 Milyon Yolcu

Türkiye’nin yolcu sayısında en büyük 2’nci, Avrupa’nın ise en yoğun 9’uncu havalimanı olan İstanbul Sabiha Gökçen (ISG) Uluslararası Havalimanı, 25. yaşını terminalde düzenlenen törenle kutladı. Sabiha Gökçen terminal işletmecisi Malezya Havalimanları Holdings Berhad (MAHB) Yönetici Direktörü Dato' Mohd Izani Ghani ile ISG üst yönetimi ve çalışanların katıldığı törende, konuşmaların ardından kutlama pastası kesildi. 8 Ocak 2001 tarihinde hizmete açılan ve o yıl 47 bin yolcuya hizmet veren havalimanı, 2025 yılında 48,4 milyon yolcuya ulaştı. İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’nda geride kalan çeyrek asırda toplam 460 milyon yolcu ağırlandı. Sabiha Gökçen Havalimanı'nın terminal işletmecisi Malezya Havalimanları Holdings Berhad (MAHB) Yönetici Direktörü Dato' Mohd Izani Ghani, “Sabiha Gökçen Havalimanı’nın gelişim yolculuğuna en başından beri eşlik etmiş bir kurum olarak, sergilenen bu olağanüstü büyümeden, yükselişten büyük bir gurur duyuyoruz. Dünyanın önde gelen havalimanı işletmecilerinden biri olan MAHB için Sabiha Gökçen stratejik bir önem taşımaktadır. ISG; Malezya ve Türkiye arasında karşılıklı güven, ortak hedefler ve uzun vadeli bir büyüme vizyonu üzerine inşa edilen stratejik iş birliğinin en somut yansımasıdır. Türkiye'de bizlere gösterilen güven ve sunulan destek için en derin şükranlarımı sunuyorum. Birlikte, küresel havacılığın son çeyrek asırdaki en dinamik başarı hikayelerinden birini ortaklaşa kaleme alıyoruz; bu yolculuğa emek veren herkesi gönülden tebrik ediyorum.” Sabiha Gökçen Havalimanı Ticari İşler ve Strateji Genel Müdür Yardımcısı Kerem Maybek ise havalimanının güçlü büyümesini sürdürülebilir büyümeye dönüştürme yolunda önemli mesafeler kaydedildiğini vurguladı. ISG’nin İstanbul’un ve Türkiye’nin en büyük “giriş” ve “bağlantı” noktalarından biri olarak “tamamlayıcı” rolüyle örnek hizmetler verdiğinin altını çizen Kerem Maybek, Sabiha Gökçen, “hızlı, kolay, bütçe dostu ve dijital” bir ikincil havalimanı olarak hem yolculara hem de Türk havacılık sektörüne stratejik değerler sunuyor. Her yıl üzerine yeni bir şeyler ekleyerek gelişiyoruz ve 25 yılda çok önemli bir mesafe kat ettik. Bu süreçte katkısı bulunan, bugün aramızda olmayan çalışma arkadaşlarımızı saygı ve sevgiyle anıyoruz. Bu başarıda emeği geçen herkese teşekkür ederiz. Gelecek 25 yılda da ülkemize en yüksek katkıyı sağlamak ve yolcularımıza en iyi seyahat deneyimini sunmak için paydaşlarımızla uyum içinde çalışmaya devam edeceğiz.” dedi. İstanbul ve çevresindeki destinasyonlara yakınlığıyla “Şehrin Havalimanı” olarak adlandırılan; kara, deniz ve raylı sistem bağlantılarıyla ideal bir transfer noktası olarak talep gören Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı, 54 ülkede 39 iç hat, 115 dış hat olmak üzere toplam 154 destinasyonu İstanbul’a bağlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

EY Küresel İklim Eylem Barometresi’ni Yayımladı Haber

EY Küresel İklim Eylem Barometresi’ni Yayımladı

Araştırmaya katılan şirketlerin sadece %12’sinin iklime yönelik yeni geçiş planları geliştirerek veya mevcut planlarını açıklayarak önemli bir ilerleme kaydettiği görülüyor. Uluslararası danışmanlık, denetim, kurumsal finansman, strateji ve vergi hizmetleri şirketi EY; işletmeleri iklim hedefleri doğrultusunda analiz ederek, ilerlemelerini araştırdığı EY Küresel İklim Eylem Barometresi’ni yayımladı. Araştırma; 50 ülke ve 13 sektörden, küresel çaptaki 850’den fazla şirketin katılımıyla yapıldı. Barometre; araştırmaya katılan işletmelerin %64’ünün “net sıfır” geçişi için bir plana sahip olduğunu gösterirken, sadece %12’sinin yeni geçiş planları geliştirerek veya mevcut planlarını açıklayarak önemli bir ilerleme kaydettiğinin altını çiziyor. Ancak barometrede, ilerlemeyi sekteye uğratma riski taşıyan eksikliklere de dikkat çekiliyor. Buna göre; dünyanın en büyük şirketlerinin önemli bir bölümünün geçiş planı hazır olsa da henüz, küresel sıcaklık artışlarını sınırlamaya yönelik çabaları destekleyecek güçte değil. Araştırmaya katılan şirketlerin %68’inin iklim değişikliğiyle bağlantılı, karbonsuzlaşma sürecinde karşılaşılan veya doğrudan iklim olaylarından kaynaklanan fiziksel ve geçiş risklerini değerlendirdiği belirtiliyor. Ancak, şirketlerin sadece %17’si önemli risklerin finansal etkilerini raporluyor. Bu da iklim değişikliğine fiziksel açıdan maruz kalma düzeylerinin henüz tam olarak net ve ölçülebilir olmadığını gösteriyor. Karbon kredisi kullanımı artıyor Net sıfır hedefi bulunan şirketlerin %63’ü karbon kredilerine bağımlı olduklarını belirtiyor. Bu durum emisyonları aktif olarak azaltmak yerine sadece dengelemeye yöneldiği anlamına geliyor. Araştırmada, karbon kredisi kullanım oranının özellikle finansal hizmetler (%78), ulaşım (%69) gibi karbonsuzlaşma sürecinde zorluk yaşayan sektörlerde yüksek olduğu gözlemleniyor. Diğer yandan, araştırmaya katılan şirketlerin %34’ünün azalan finansman veya regülasyon belirsizliği gibi etkenleri dikkate alarak iklim hedeflerini yeniden belirlediği vurgulanıyor. Bu revizyonlar genellikle hedeflerin zayıflatılmasıyla (%44) ya da hedef zamanların ertelenmesiyle sonuçlanıyor. İklim değişikliğiyle mücadeleyi zayıflatabilecek yönetişim eksiklikleri söz konusu olabilir Araştırmaya katılan şirketlerin %92’si; fiziksel risklerin operasyonları üzerindeki olası etkilerini tamamen analiz ettiklerini belirtiyor. Ancak bu şirketlerin yalnızca %44’ü, söz konusu riskleri yönetmeye ve uyum sağlamaya yardımcı olacak önlemleri henüz hayata geçirdiklerini ifade ediyor. Araştırma, birçok şirkette iklim değişikliğiyle mücadele çabalarını zayıflatabilecek bir durum olan etkili yönetişim eksikliklerine de dikkat çekiyor. Araştırmaya katılan şirketlerin yalnızca %8’inde sermaye tahsisi, %21’inde hedef belirleme ve %41’inde ilerlemenin izlenmesine yönelik yönetim kurulu düzeyinde gözetim ekibi bulunuyor. Barometre bulgularıyla birlikte değerlendirilen başka bir EY analizi ise iklim risklerine karşı eylemsizliğin işletmeler açısından maliyetine dikkat çekiyor. İklim değişikliği risklerini ele almayan şirketlerin, yıllık gelirlerinin %15’ine kadarını kaybedebileceği vurgulanıyor. İklim eyleminde liderlik isteyen işletmelerin öncelikli atması gereken 5 adım 1. İşletmeler iddialı ancak ulaşılabilir hedefler belirlemeli ve sermayelerini iklimle bağlantılı yatırımlara yönlendirerek iklim hedeflerini temel stratejilerine entegre etmeli. 2. İşletmeler; yönetişim yapıları, Paris Anlaşması ile uyumlu emisyon azaltım hedefleri, karbonsuzlaşma stratejileri, sürdürülebilir ürün ve hizmetlere geçiş adımları, şeffaf finansman mekanizmaları ile bu planın dayandığı varsayımlar ve bağımlılıkları içeren kapsamlı ve uygulanabilir bir geçiş planı geliştirmeli ve kamuya açıklamalı. 3. İşletmeler, karbon kredilerine olan bağımlılığı en aza indirmeli ve gerçek emisyon azaltımlarını teşvik etmek için iç karbon fiyatlamasını (ICP) stratejik bir araç olarak kullanmaya odaklanmalı. 4. İşletmeler, Kapsam 3 emisyonları ve ötesindeki önemli zorlukları ele almak için tedarikçilerinin net-sıfır hedefler belirlemesini ve geçiş planları geliştirmesini teşvik ederek değer zincirleriyle aktif bir şekilde çalışmalı. 5. İşletmeler yapay zekâyı sorumlu bir şekilde benimsemeli. EY Türkiye Şirket Ortağı, İklim Değişikliği ve Sürdürülebilirlik Hizmetleri Lideri Ece Sevin EY Küresel İklim Eylem Barometresi araştırmasıyla ilgili şunları söyledi: “Artan iklimsel etkilerin gittikçe daha yıkıcı hale gelmesi, kurumsal iklim eylem planlarının aciliyetini her zamankinden daha fazla öne çıkarıyor. EY Küresel İklim Eylem Barometresi 2025’e göre, iklim eylemleri konusunda ilerlemenin sektör ve ülke bazında eşit dağılmadığını görüyoruz. Bazı bölgeler iklim raporlamasında ve geçiş stratejilerinde hızla ilerlerken, bazı bölgelerin direnç ortamı veya farklı öncelikler sebebiyle geride kaldığını söyleyebiliriz. Dünya ısınmaya devam ederken, iklim değişikliği hem insanlar hem de gezegen için yenileyici ve döngüsel bir ekonomi ihtiyacını da beraberinde getiriyor. İklim değişikliğinin küresel finansal istikrar için de tehdit oluşturduğu gerçeğinden hareketle; bugün iklim eylemlerini aksiyona dönüştüren şirketlerin, yarının liderleri olacağını ve rekabette öne çıkacaklarını ifade edebiliriz. Ayrıca, araştırma bulgularımız; şirketlerin iklim raporlamasında henüz sınırlı ilerleme kaydettiğini ve bunun somut uygulama süreçlerinde karşılaşılan yapısal zorluklar, iklim risk değerlendirmesi ile stres testlerinin olgunluk düzeyindeki yetersizlikler ve yönetişim yapılarındaki eksikliklerden kaynaklandığını ortaya koyuyor. Bu çerçevede, EY olarak işletmelerin söz konusu dönüşüm sürecini stratejik bir fırsata dönüştürmeleri için karbonsuzlaşma sürecinden, finansal raporlamalarına ve iklim risklerini yönetmelerine kadar her alanda destek oluyoruz.”

ANTGİAD'ın Konuğu Fikret Orman Oldu Haber

ANTGİAD'ın Konuğu Fikret Orman Oldu

Toplantının onur konuğu; Beşiktaş Jimnastik Kulübü’ne modernleşme hamleleri kazandıran, UEFA başarılarıyla adından söz ettiren ve Vodafone Park stadyumunu hayata geçiren geçmiş dönem Beşiktaş başkanlarından iş ve spor insanı Fikret Orman oldu. Kahvaltı eşliğinde gerçekleşen etkinlikte, ANTGİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ercan Yavaş’ın yaptığı açılış konuşması büyük beğeni topladı. Konuşmasında ANTGİAD’ın girişimcilik, eğitim, kadın liderliği ve genç istihdamı alanlarındaki projelerini ayrıntılarıyla anlatan Yavaş, sosyal sorumluluk faaliyetlerinin dernek için temel bir değer olduğunun altını çizdi. “ TEMİZ TOPLUM, TEMİZ SİYASET, TEMİZ SPOR “ Yavaş konuşmasında ayrıca, son dönemde Türkiye’nin gündeminde yer alan “temiz toplum, temiz iş dünyası ve temiz spor” başlıklarına dikkat çekerek yasa dışı bahis ve şike tartışmalarına vurgu yaptı. Yavaş, “Alın teri kutsaldır. Emek kutsaldır. Rekabet sahada olmalıdır. Şeffaflık ve adalet hem iş dünyasının hem sporun temel taşıdır. Diliyoruz ki spor camiası arınmış ve hak edenin kazandığı adil bir iklime kavuşsun.” ifadelerini kullandı. Fikret Orman’la Liderlik, Spor Yönetimi ve İş Dünyası Üzerine Derin Bir Söyleşi Açılış konuşmasının ardından sahneye davet edilen Fikret Orman, Başkan Ercan Yavaş’ın sorularını büyük bir açıklık ve samimiyetle yanıtladı. Yavaş’ın yönelttiği sorular; Beşiktaş’ın yeniden yapılanma sürecinden modern spor ekonomisine,teknik direktör seçimlerinden transfer stratejilerine,şampiyonlukların arka planındaki yönetim aklından , iş dünyasındaki büyük projelere kadar geniş bir çerçeveyi kapsadı. “Başkanlığa aday olmaya nasıl karar verdiniz?” sorusuna Orman, Beşiktaş’ın zorlu bir dönemden geçtiğini ve sorumluluktan kaçamayacağını hissettiği için aday olduğunu söyledi. “Göreve geldiğinizde karşınızdaki tablo nasıldı?” sorusuna ise Orman şu sözlerle yanıt verdi: “Beşiktaş büyük bir kulüptü ama ekonomik olarak ciddi sıkıntılar içindeydi. Bu tabloyu değiştirmek için hem finansal hem de yapısal dönüşüm gerekiyordu.” ŞAMPİYONLUKLARIN ARKASINDAKİ STRATEJİ Yavaş’ın, “Arka arkaya gelen şampiyonlukların ve Avrupa başarılarının görünmeyen stratejisi neydi?” sorusunu Orman şöyle yanıtladı: “Başarı tesadüf değildir. Doğru kadroyu kurmak, doğru hocayı seçmek, doğru finansal modeli uygulamak ve camiayı tek yürek yapmak zorundasınız. Biz o dönemde tüm bu unsurları aynı anda doğru yönetmeyi başardık.” Orman ayrıca genç yeteneklere verilen önemi ve sportif başarıyla ekonomik disiplinin bir arada yürütülmesi gerektiğini vurguladı. FİNANS YÖNETİMİ , BORÇ YAPISI VE KRİZLERLE MÜCADELE Yavaş’ın, “Spor kulüplerinde borcu artıran faktörler nelerdir?” sorusu üzerine Orman; kur riskleri, futbol ekonomisindeki aşırı enflasyon, yüksek oyuncu maliyetleri ve Avrupa’daki rekabet seviyesi gibi unsurları sıraladı. Süleyman Seba ile Kıyaslanmak: “Sorumluluğu ağır, gururu büyüktür.” Söyleşinin duygusal bölümlerinden biri, Ercan Yavaş’ın şu sorusu oldu: “Beşiktaş camiasında Süleyman Seba’dan sonra en iz bırakan başkanlardan biri olarak anılmak size ne hissettiriyor?” Fikret Orman bu soruya şu sözlerle yanıt verdi: “Süleyman Seba ile aynı cümlede anılmak büyük bir gururdur ama aynı zamanda omuzlarınıza büyük bir sorumluluk yükler. Ben Beşiktaş’ta kalıcı değerler bırakmak için çalıştım.” İş Dünyası ve Yatırım Felsefesi Başkan Yavaş’ın iş dünyasına yönelik sorularına Fikret ORMAN net cevaplar verdi. İnşaat ve turizm sektörlerinde yatırım yaparken en önemli göstergelerinin lokasyon, finansman modeli ve talep projeksiyonu olduğunu belirten ORMAN, “ Bir projeye başlarken ilk baktığım şey nakit akışının sürdürülebilir olup olmadığıdır.” sözleriyle cevapladı. ANTGİAD üyelerinin sorularını da içtenlikle yanıtlayan Orman , Gençlere yönelik mesajında ise “ Ölçmeden büyümeye kalkmayın. Önceden ölçtüğünüz rakamlar sizi her zaman korur.” ifadelerini kullandı. ANTGİAD: Üreten, Büyüten ve Değer Yaratan Bir Mekanizma Etkinlik sonunda Başkan Ercan Yavaş, ANTGİAD’ın yalnızca bir dernek olmadığını, şehrin geleceğine yön veren güçlü bir vizyon örgütü olduğunu vurguladı.Yavaş, “ANTGİAD’ın enerjisini siz değerli üyelerimizden alıyoruz. Bu ailenin her ferdi, Antalya’nın ve Türkiye’nin yarınlarına imza atmaktan gurur duyuyor “ diyerek toplantıyı sonlandırdı.

TatilBudur, Dijital Dönüşüm ve Marka Yenilenmesiyle Güçlenmeye Devam Ediyor Haber

TatilBudur, Dijital Dönüşüm ve Marka Yenilenmesiyle Güçlenmeye Devam Ediyor

Türkiye genelinde 56 ilde 500’ün üzerindeki acente ağı ve 2.500’den fazla tatil danışmanı ile hizmet veren TatilBudur, toplantıda yeni dönemin stratejik hedeflerini, yatırım planlarını, dijital dönüşüm adımlarını ve turizm pazarına yönelik öngörülerini paylaştı. Toplantıya; TatilBudur Yönetim Kurulu Başkanı ve İş Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı A.Ş. Genel Müdürü Kubilay Aykol ve TatilBudur Genel Müdürü Onur Otruş katıldı. TatilBudur Yönetim Kurulu Başkanı ve İş Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı A.Ş. Genel Müdürü Kubilay Aykol toplantıda; “İş Girişim olarak 2000 yılından bu yana aktif bir girişim sermayesi şirketiyiz. Turizmin yalnızca sektöre ve ekonomiye katkı sağlamakla kalmayıp, cari açığın azaltılmasına destek olan ve ülke ekonomisinde bir direnç noktası haline gelen kritik bir alan olduğunu hepimiz biliyoruz. TatilBudur ile yolculuğumuz 2015 yılında başladı. Bu süreçte pandemi gibi zorlu bir dönemden geçtik, ancak sonrasında birlikte büyümeye devam ettik. TatilBudur, bizim için yalnızca bir turizm markası değil; aynı zamanda güçlü bir turizm teknoloji platformu. TatilBudur’un en belirgin özelliği, insanı merkeze koyan bir şirket kültürüne sahip olması. Reklamlarında gördüğünüz gülümseyen yüzler ve hissettirdiği sıcaklık, şirketin gerçek yapısıyla birebir örtüşüyor. Çünkü burada gerçekten mutlu, işini iyi yapan ve değer üreten bir ekip var. Biz de insana yatırım yapan bu turizm teknoloji şirketinin yanında olmayı bu nedenle tercih ediyoruz. TatilBudur, 28 yıldır bu sektörde faaliyet gösteriyor ve turizm için 28 yıl uzun ve kıymetli bir süre. TatilBudur’un büyüme yolculuğunun güçlü bir parçası olmaktan gurur duyuyoruz” dedi. Yeni yapılanma döneminin TatilBudur için önemli bir dönüm noktası olduğunu belirten TatilBudur Genel Müdürü Onur Otruş ise; “TatilBudur, pazarı takip eden değil pazara yön veren bir marka konumuna yükseldi. Bu başarı yalnızca büyüme rakamlarından değil; doğru strateji, doğru yatırım ve güçlü organizasyon yapısından besleniyor. Rakamsal başarı önem taşısa da markanın gerçek gücünü belirleyen unsurun, tüketicinin duyduğu güven olduğuna inanıyoruz. Sorbunu platformunun gerçekleştirdiği bağımsız araştırmaya göre TatilBudur, %97 tavsiye oranıyla sektörün en yüksek memnuniyet seviyesine ulaştı. Bu sonuç bizim için yalnızca bir skor değil; müşteri deneyimini doğru yönettiğimizin en somut göstergesi. 2026 ve sonrası için TatilBudur markasının geleceğini şekillendirecek stratejilerimizi oluşturduk ve bu doğrultuda yatırımlarımızı bir yıldır hayata geçiriyoruz. Konaklama tarafında da büyümeye devam ediyoruz; 2026 yılında otel işletme sayımızı 7’ye çıkarmayı hedefliyoruz. TatilBudur olarak yalnızca bugünün değil, sektörün geleceğinin de sorumluluğunu üstleniyoruz. Bu doğrultuda hayata geçirdiğimiz Dijital Eğitim Platformu ile sektördeki önemli eğitim ihtiyacını karşılamaya başlayacağız. Bu platform ile mevcut işgücünün eğitimini, oteller ve diğer işverenler için erişilebilir kılmayı, turizm eğitimi alan öğrencilerin ve sektöre ilgi duyan potansiyel işgücü adayların eğitim ihtiyaçlarını desteklemeyi hedefliyoruz. Bu bizim toplumsal fayda hedefli girişim projemiz. “dedi. Ayrıca teknolojik yatırımlarından da bahseden Otruş, “Teknoloji, yaptığımız tüm yatırımların merkezinde yer alıyor. 2018’den bu yana yerinde Ar-Ge yapımız ve 65’i aşkın yazılımcıdan oluşan ekibimizle, TatilBudur’un yanı sıra konaklama ve uluslararası operasyonlarımız için teknoloji temelli projeler geliştiriyoruz. Bu kapsamda Almanya’nın önde gelen tur operatörlerinden ForYou Travel ile önemli bir iş birliğine imza attık ve şirketin Türkiye envanterinin sağlanmasına yönelik anlaşma gerçekleştirdik. 2026 yılında Almanya pazarında agresif bir büyüme hedefliyoruz. Ayrıca 2025’in son çeyreğinde Almanya’da TatilBudur adıyla bir iştirak kurduk ve B2C kanallar üzerinden Türkiye’ye misafir getirmeye hazırlanıyoruz. Aynı zamanda son bir yıldır yoğun şekilde çalıştığımız marka dönüşüm sürecini tamamladık. TatilBudur’un iletişim stratejisini, deneyim tasarımını ve marka vaadini “TatilBudur Hissi” adı altında tek bir çatı altında topladık. Bu yaklaşım, tüketiciyle kurulan ilişkiyi basit bir rezervasyon deneyiminin ötesine taşıyarak markanın insana dokunan yönünü stratejik bir yapı haline getiriyor. Bundan sonraki tüm iletişim çalışmalarımız bu çerçevede ilerleyecek.” açıklamalarında bulundu.

Risk Değil, Rota: Yalın Yüregil ile Türkiye'den Avrupa'ya Güvenle Açılmanın Formülü Haber

Risk Değil, Rota: Yalın Yüregil ile Türkiye'den Avrupa'ya Güvenle Açılmanın Formülü

Prag merkezli YeYe Agency'nin Kurucusu ve CEO'su Yalın Yüregil, "Türk şirketlerini Avrupa pazarına güvenle taşımak" misyonuyla çıktığı yolda, özellikle lojistik sektöründe nasıl vazgeçilmez bir stratejik partner haline geldiğini anlattı. İşte o keyifli röportajla sizleri baş başa bırakıyoruz... Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Ben Yalın Yüregil. Prag merkezli YeYe Agency’nin kurucusu ve CEO’suyum; işim, Türk şirketlerini Avrupa pazarına güvenle ve sistemli şekilde taşımak. Özellikle lojistik, üretim ve hizmet sektörlerinde; şirket kuruluşu, lisanslar, back-office yönetimi ve iş geliştirme tarafında çalışıyorum. Çek-Türk Ortak Ticaret Odası Başkanı ve DTİK / DEİK ekosisteminde aktif bir temsilci olarak Türkiye–Çekya hattında köprü kuruyorum. Bir de hayatımda çok önemli başka bir rolüm var: Efe’nin babasıyım. Kariyerinizde bugünlere gelene kadar hangi önemli dönüm noktalarını yaşadınız? Kariyerimin ilk yıllarında POS Media’da çalışırken Kiev, İstanbul, Münih ve Moskova’da ofis açmaktan sorumluydum; bu dönem bana “yeni bir ülkede sıfırdan iş kurma” disiplinini öğretti. 2014’te YeYe Agency’yi kurmam ise ikinci büyük kırılma noktasıydı; odak noktamı tamamen “şirketleri yeni pazarlara taşımaya” çevirdim. Son yıllarda lojistik sektörünü stratejik öncelik haline getirmemiz ve Çekya’yı bir merkez ülke olarak konumlandırmamız hem YeYe’nin hem de benim hikâyemde yeni bir faz başlattı. Sizin için 'başarı'yı tanımlar mısınız? Sizi diğerlerinden farklı kılan ve başarınızı sağlayan kişisel stratejiler neler? Benim için başarı; karmaşık görünen bir süreci, müşterim için öngörülebilir ve tekrarlanabilir hale getirebilmektir. Türkiye’den Avrupa’ya açılmak birçok iş insanının gözünde “risk”tir; biz o riski iyi tasarlanmış bir “rota”ya dönüştürebildiğimizde kendimi başarılı sayıyorum. Kişisel stratejim üç kelimeye indirgenebilir: Planla, Uygula, Büyüt. Önce fotoğrafı net çizerim, sonra sahada bizzat uygulamaya girerim, ardından sistemi ölçekleyip ekiplerime devrederim. Kısa vadeli fırsatların değil, uzun vadeli ilişkilerin peşinden gitmeyi tercih ediyorum. Başarıya giden yolda karşılaştığınız en büyük zorluk neydi ve bunu nasıl aştınız? En büyük zorluk, farklı ülkelerde iş yaparken mevzuat, kültür ve güven üçgenini aynı anda yönetmekti. Her ülkede yeniden “sıfırdan tanınmak” ve doğru insanlarla çalışmak zaman alıyor. Bunu, rastlantıya bırakmak yerine sistemle aşmaya çalıştım: Her yeni pazarda önce güçlü yerel ortaklar ve kurumlarla (ticaret odaları, dernekler, kamu temsilcileri) sağlam ilişkiler kurdum, sonra müşteri projelerini bu ağın üzerine inşa ettim. Bugün YeYe’nin lojistikte güçlü olmasının sebebi, bu uzun vadeli ağ inşasıdır. Bugün, sizin konumunuza ulaşmak isteyen birisi için en kritik öneriniz ne olurdu? Öncelikle “her şeyi yapan” biri olmaya çalışmak yerine, belirli bir alanda derinleşmelerini öneririm. Ben kendi odağımı “Türkiye–Avrupa hattında iş kurma ve büyütme” üzerine kurdum; bu netlik, zamanla güven ve talep yarattı. İkinci önerim; ilişkilere, kartvizit olarak değil, ekosistem olarak bakmaları. Bugün lojistikte bir firmaya destek verirken, arkasında banka, factoring, üretici, kamusal otorite gibi birçok aktörü aynı masada toplayabiliyorsak, bu yılların ilişkisine dayanıyor. Üçüncüsü de: Rakamlarla konuşmayı öğrenmek. Hedefi, maliyeti ve getiriyi net hesaplayamayan kimse sürdürülebilir başarıyı yönetemez. Liderlik anlayışınızı nasıl tanımlarsınız? Ekibinizi motive etmek ve yönlendirmek için hangi stratejileri benimsiyorsunuz? Ben kendimi “sahada olan lider” olarak tanımlıyorum. Masada strateji kurup, sahada müşterinin yanında durmayı önemsiyorum. Ekiplerimi üç şeyle motive etmeye çalışırım: Net hedef, net sorumluluk, net geri bildirim. Hangi projede, hangi müşteriye, hangi değeri sunduğumuzu herkesin açıkça bilmesini isterim. Ayrıca YeYe’de liderlik, sadece benim etrafımda kurulu bir yapı değil; her proje sorumlusunun kendi alanında inisiyatif almasını teşvik eden yatay bir model. Bu da özellikle lojistik gibi hızlı değişen bir sektörde çevikliğimizi artırıyor. Şirketinizin vizyonu ve misyonu doğrultusunda önümüzdeki yıllara dair büyük hedefleriniz nelerdir? YeYe Agency’nin vizyonu; Türk girişimciler için Avrupa’da “ilk aranan stratejik partner” olmak. Misyonumuz ise, yeni pazarlara açılmak isteyen şirketlerin üzerindeki belirsizliği azaltmak ve onlara uçtan uca destek sunmak. Önümüzdeki dönemde lojistik sektörü bizim için lokomotif olacak; Çekya modeli üzerinden, Türk taşımacılık şirketleri için Avrupa’ya girişte standart bir başarı reçetesi oluşturmak istiyoruz. Hedefimiz; 2030’a kadar, Türkiye’den Avrupa’ya açılan her 10 lojistik firmasından en az birkaçının yolculuğunda YeYe’nin imzasının olması. "Küresel ekonomik belirsizlikler ve rekabet ortamında şirketinizi nasıl konumlandırıyorsunuz? Yerel ve uluslararası pazarda fark yaratmak için ne yapıyorsunuz?" Belirsizlik arttıkça, şirketlerin güvenilir ve öngörülebilir iş ortaklarına ihtiyacı büyüyor. Biz YeYe’yi tam bu noktada, “riski azaltan, yolu sadeleştiren stratejik partner” olarak konumlandırıyoruz. Prag merkezli olmamız, Çekya’yı Avrupa lojistik haritasının kalbinde stratejik bir üs olarak kullanmamıza imkân veriyor. Türk lojistik şirketleri için sadece şirket kuran bir yapı değil; lisans, mevzuat, insan kaynağı, finansman ve iş geliştirmeyi tek elde toplayan bir “one-stop-shop” sunuyoruz. Sürdürülebilirlik ve toplumsal fayda konusunda nasıl bir yaklaşım benimsiyorsunuz? İş dünyasının bu konudaki sorumluluğunu nasıl görüyorsunuz? Sürdürülebilirliği sadece çevresel değil, ekonomik ve sosyal bir bütün olarak görüyorum. Avrupa’ya açılan her Türk şirketi, doğru kurgu yapıldığında hem kendi ayakları üzerinde duran bir yapı kuruyor hem de iki ülke arasında kalıcı bir değer zinciri oluşturuyor. Lojistikte daha verimli güzergâhlar, doğru planlama ve finansal disiplin hem karbon ayak izini hem de “boşa giden emek”i azaltıyor. Çek-Türk Ortak Ticaret Odası başkanlığımda da, şirketleri sadece kâr eden değil, bulunduğu ekosisteme istihdam, vergi ve uzun vadeli iş birliği getiren oyuncular olmaya teşvik ediyorum. Dijitalleşme ve yapay zekâ gibi teknolojiler, iş modellerinizi nasıl dönüştürüyor? Bu değişime adapte olmak için nasıl bir yol izliyorsunuz? Bugün YeYe’de yaptığımız işin önemli bir kısmı bilgi, süreç ve ilişki yönetimi. Dijitalleşme ve yapay zekâ sayesinde, bu bilgiyi sistematik hale getirip, müşterilerimize daha hızlı ve kişiselleştirilmiş hizmet sunabiliyoruz. Örneğin, lojistik kampanyalarımızda başvuru formlarından WhatsApp süreçlerine kadar birçok adımı otomatikleştiriyoruz; böylece ekibimiz rutin işler yerine stratejik konulara odaklanabiliyor. Hedefimiz, danışmanlığın insan dokunuşunu korurken; arka plandaki operasyonu mümkün olduğu kadar veri ve otomasyonla desteklemek. Bugünün iş dünyasında başarılı olmak isteyen gençlere, kariyerlerini sağlam temeller üzerine inşa etmeleri için hangi kritik tavsiyeleri verirsiniz? Öncelikle kendilerine bir “oyun alanı” seçmelerini öneririm: Lojistik, yazılım, finans… Hangi alanda olursa olsun, o alanın dili, dinamikleri ve oyuncularını derinlemesine öğrenmek çok değerli. İkinci olarak, mutlaka uluslararası bir perspektif geliştirsinler; dünya artık tek bir pazar ve dil bilmek, kültür anlamak en büyük sermaye. Üçüncüsü; sabır ve istikrar. Başarı çoğu zaman bir “patlama anı” değil, yıllarca üst üste konan küçük ama doğru adımların sonucu. Ve son olarak: Kimseye “mükemmel olma” sözü vermek zorunda değiller; ama “öğrenmeye ve gelişmeye açık olma” sözünü kendilerine vermeliler.

Risk Değil, Rota: Yalın Yüregil ile Türkiye'den Avrupa'ya Güvenle Açılmanın Formülü Haber

Risk Değil, Rota: Yalın Yüregil ile Türkiye'den Avrupa'ya Güvenle Açılmanın Formülü

Prag merkezli YeYe Agency'nin Kurucusu ve CEO'su Yalın Yüregil, "Türk şirketlerini Avrupa pazarına güvenle taşımak" misyonuyla çıktığı yolda, özellikle lojistik sektöründe nasıl vazgeçilmez bir stratejik partner haline geldiğini anlattı. İşte o keyifli röportajla sizleri baş başa bırakıyoruz... Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Ben Yalın Yüregil. Prag merkezli YeYe Agency’nin kurucusu ve CEO’suyum; işim, Türk şirketlerini Avrupa pazarına güvenle ve sistemli şekilde taşımak. Özellikle lojistik, üretim ve hizmet sektörlerinde; şirket kuruluşu, lisanslar, back-office yönetimi ve iş geliştirme tarafında çalışıyorum. Çek-Türk Ortak Ticaret Odası Başkanı ve DTİK / DEİK ekosisteminde aktif bir temsilci olarak Türkiye–Çekya hattında köprü kuruyorum. Bir de hayatımda çok önemli başka bir rolüm var: Efe’nin babasıyım. Kariyerinizde bugünlere gelene kadar hangi önemli dönüm noktalarını yaşadınız? Kariyerimin ilk yıllarında POS Media’da çalışırken Kiev, İstanbul, Münih ve Moskova’da ofis açmaktan sorumluydum; bu dönem bana “yeni bir ülkede sıfırdan iş kurma” disiplinini öğretti. 2014’te YeYe Agency’yi kurmam ise ikinci büyük kırılma noktasıydı; odak noktamı tamamen “şirketleri yeni pazarlara taşımaya” çevirdim. Son yıllarda lojistik sektörünü stratejik öncelik haline getirmemiz ve Çekya’yı bir merkez ülke olarak konumlandırmamız hem YeYe’nin hem de benim hikâyemde yeni bir faz başlattı. Sizin için 'başarı'yı tanımlar mısınız? Sizi diğerlerinden farklı kılan ve başarınızı sağlayan kişisel stratejiler neler? Benim için başarı; karmaşık görünen bir süreci, müşterim için öngörülebilir ve tekrarlanabilir hale getirebilmektir. Türkiye’den Avrupa’ya açılmak birçok iş insanının gözünde “risk”tir; biz o riski iyi tasarlanmış bir “rota”ya dönüştürebildiğimizde kendimi başarılı sayıyorum. Kişisel stratejim üç kelimeye indirgenebilir: Planla, Uygula, Büyüt. Önce fotoğrafı net çizerim, sonra sahada bizzat uygulamaya girerim, ardından sistemi ölçekleyip ekiplerime devrederim. Kısa vadeli fırsatların değil, uzun vadeli ilişkilerin peşinden gitmeyi tercih ediyorum. Başarıya giden yolda karşılaştığınız en büyük zorluk neydi ve bunu nasıl aştınız? En büyük zorluk, farklı ülkelerde iş yaparken mevzuat, kültür ve güven üçgenini aynı anda yönetmekti. Her ülkede yeniden “sıfırdan tanınmak” ve doğru insanlarla çalışmak zaman alıyor. Bunu, rastlantıya bırakmak yerine sistemle aşmaya çalıştım: Her yeni pazarda önce güçlü yerel ortaklar ve kurumlarla (ticaret odaları, dernekler, kamu temsilcileri) sağlam ilişkiler kurdum, sonra müşteri projelerini bu ağın üzerine inşa ettim. Bugün YeYe’nin lojistikte güçlü olmasının sebebi, bu uzun vadeli ağ inşasıdır. Bugün, sizin konumunuza ulaşmak isteyen birisi için en kritik öneriniz ne olurdu? Öncelikle “her şeyi yapan” biri olmaya çalışmak yerine, belirli bir alanda derinleşmelerini öneririm. Ben kendi odağımı “Türkiye–Avrupa hattında iş kurma ve büyütme” üzerine kurdum; bu netlik, zamanla güven ve talep yarattı. İkinci önerim; ilişkilere, kartvizit olarak değil, ekosistem olarak bakmaları. Bugün lojistikte bir firmaya destek verirken, arkasında banka, factoring, üretici, kamusal otorite gibi birçok aktörü aynı masada toplayabiliyorsak, bu yılların ilişkisine dayanıyor. Üçüncüsü de: Rakamlarla konuşmayı öğrenmek. Hedefi, maliyeti ve getiriyi net hesaplayamayan kimse sürdürülebilir başarıyı yönetemez. Liderlik anlayışınızı nasıl tanımlarsınız? Ekibinizi motive etmek ve yönlendirmek için hangi stratejileri benimsiyorsunuz? Ben kendimi “sahada olan lider” olarak tanımlıyorum. Masada strateji kurup, sahada müşterinin yanında durmayı önemsiyorum. Ekiplerimi üç şeyle motive etmeye çalışırım: Net hedef, net sorumluluk, net geri bildirim. Hangi projede, hangi müşteriye, hangi değeri sunduğumuzu herkesin açıkça bilmesini isterim. Ayrıca YeYe’de liderlik, sadece benim etrafımda kurulu bir yapı değil; her proje sorumlusunun kendi alanında inisiyatif almasını teşvik eden yatay bir model. Bu da özellikle lojistik gibi hızlı değişen bir sektörde çevikliğimizi artırıyor. Şirketinizin vizyonu ve misyonu doğrultusunda önümüzdeki yıllara dair büyük hedefleriniz nelerdir? YeYe Agency’nin vizyonu; Türk girişimciler için Avrupa’da “ilk aranan stratejik partner” olmak. Misyonumuz ise, yeni pazarlara açılmak isteyen şirketlerin üzerindeki belirsizliği azaltmak ve onlara uçtan uca destek sunmak. Önümüzdeki dönemde lojistik sektörü bizim için lokomotif olacak; Çekya modeli üzerinden, Türk taşımacılık şirketleri için Avrupa’ya girişte standart bir başarı reçetesi oluşturmak istiyoruz. Hedefimiz; 2030’a kadar, Türkiye’den Avrupa’ya açılan her 10 lojistik firmasından en az birkaçının yolculuğunda YeYe’nin imzasının olması. "Küresel ekonomik belirsizlikler ve rekabet ortamında şirketinizi nasıl konumlandırıyorsunuz? Yerel ve uluslararası pazarda fark yaratmak için ne yapıyorsunuz?" Belirsizlik arttıkça, şirketlerin güvenilir ve öngörülebilir iş ortaklarına ihtiyacı büyüyor. Biz YeYe’yi tam bu noktada, “riski azaltan, yolu sadeleştiren stratejik partner” olarak konumlandırıyoruz. Prag merkezli olmamız, Çekya’yı Avrupa lojistik haritasının kalbinde stratejik bir üs olarak kullanmamıza imkân veriyor. Türk lojistik şirketleri için sadece şirket kuran bir yapı değil; lisans, mevzuat, insan kaynağı, finansman ve iş geliştirmeyi tek elde toplayan bir “one-stop-shop” sunuyoruz. Sürdürülebilirlik ve toplumsal fayda konusunda nasıl bir yaklaşım benimsiyorsunuz? İş dünyasının bu konudaki sorumluluğunu nasıl görüyorsunuz? Sürdürülebilirliği sadece çevresel değil, ekonomik ve sosyal bir bütün olarak görüyorum. Avrupa’ya açılan her Türk şirketi, doğru kurgu yapıldığında hem kendi ayakları üzerinde duran bir yapı kuruyor hem de iki ülke arasında kalıcı bir değer zinciri oluşturuyor. Lojistikte daha verimli güzergâhlar, doğru planlama ve finansal disiplin hem karbon ayak izini hem de “boşa giden emek”i azaltıyor. Çek-Türk Ortak Ticaret Odası başkanlığımda da, şirketleri sadece kâr eden değil, bulunduğu ekosisteme istihdam, vergi ve uzun vadeli iş birliği getiren oyuncular olmaya teşvik ediyorum. Dijitalleşme ve yapay zekâ gibi teknolojiler, iş modellerinizi nasıl dönüştürüyor? Bu değişime adapte olmak için nasıl bir yol izliyorsunuz? Bugün YeYe’de yaptığımız işin önemli bir kısmı bilgi, süreç ve ilişki yönetimi. Dijitalleşme ve yapay zekâ sayesinde, bu bilgiyi sistematik hale getirip, müşterilerimize daha hızlı ve kişiselleştirilmiş hizmet sunabiliyoruz. Örneğin, lojistik kampanyalarımızda başvuru formlarından WhatsApp süreçlerine kadar birçok adımı otomatikleştiriyoruz; böylece ekibimiz rutin işler yerine stratejik konulara odaklanabiliyor. Hedefimiz, danışmanlığın insan dokunuşunu korurken; arka plandaki operasyonu mümkün olduğu kadar veri ve otomasyonla desteklemek. Bugünün iş dünyasında başarılı olmak isteyen gençlere, kariyerlerini sağlam temeller üzerine inşa etmeleri için hangi kritik tavsiyeleri verirsiniz? Öncelikle kendilerine bir “oyun alanı” seçmelerini öneririm: Lojistik, yazılım, finans… Hangi alanda olursa olsun, o alanın dili, dinamikleri ve oyuncularını derinlemesine öğrenmek çok değerli. İkinci olarak, mutlaka uluslararası bir perspektif geliştirsinler; dünya artık tek bir pazar ve dil bilmek, kültür anlamak en büyük sermaye. Üçüncüsü; sabır ve istikrar. Başarı çoğu zaman bir “patlama anı” değil, yıllarca üst üste konan küçük ama doğru adımların sonucu. Ve son olarak: Kimseye “mükemmel olma” sözü vermek zorunda değiller; ama “öğrenmeye ve gelişmeye açık olma” sözünü kendilerine vermeliler.

Akbank Düşünce Kulübü ile Gençler, Harvard Yaz Okulu Yolunda Haber

Akbank Düşünce Kulübü ile Gençler, Harvard Yaz Okulu Yolunda

Gençler, finansal ekosistemi herkes için erişilebilir ve adil hale getirecek yenilikçi fikirler geliştirerek geleceğin kapsayıcı bankacılık vizyonuna katkı sağladı. Jüri değerlendirmesinin ardından en iyi projenin sahibi seçilen Büşra Zeynep Bahar Harvard Yaz Okulu’na gitmeye hak kazandı. Akbank’ın gençlerin yenilikçi fikirlerini desteklemek amacıyla Akbank Gençlik Akademisi çatısı altında hayata geçirdiği Düşünce Kulübü, 16’ncı döneminde de gençlerin fikir üretme ve geliştirme potansiyelini desteklemeye devam ediyor. Her yıl farklı bir tema etrafında yürütülen program, bu yıl “Kapsayıcı Bankacılık” odağında gerçekleşti. 9 hafta süren programa katılan gençler, girişimcilik, strateji, karar mekanizmaları, prototipleme, test çalışmaları, inovasyon odaklı içerik çalışmaları gibi konularda eğitim alarak, mentörlerin desteğiyle finansal kapsayıcılığı artıracak fikirler geliştirdi. Katılımcılar, girişimci kadınlar, gençler, engelli bireyler ve dezavantajlı grupların finansal hayata daha güçlü katılımını sağlayacak yenilikçi çözümler üretti. Ardından projeler, Akbanklı liderler, Endeavor Genel Müdürü Aslı Kurul Türkmen ve GenWise Kurucu Ortağı Tuğrul Ağırbaş gibi alanında uzman isimlerden oluşan jüri üyeleri tarafından değerlendirildi ve finalistler belirlendi. Finalde, Boğaziçi Üniversitesi’nden Büşra Zeynep Bahar, davranışsal ekonomi ve psikometrik araçları entegre ederek gençlerin geçmiş finansal alışkanlıklarını bugünkü karar dinamiklerini ve geleceğe yönelik finansal yönelimlerini analiz eden bütüncül bir finansal benlik uygulaması sunduğu DearMoney projesi ile Harvard Yaz Okulu’na gitme hakkı kazandı. 16. Dönem Akbank Düşünce Kulübü kazananı ile birlikte bugüne kadar Düşünce Kulübü aracılığıyla Harvard Yaz Okulu’nda öğrenim fırsatı kazanan öğrenci sayısı 36’ya ulaşmış oldu.

Şirketlerin Üçte Biri Yapay Zeka Stratejisini Tanımladı Haber

Şirketlerin Üçte Biri Yapay Zeka Stratejisini Tanımladı

Stratejisini yönetim kurulu düzeyinde tanımlayan şirketlerin oranı yüzde 37,6 olurken, kurumların en çok zorlandığı alanlar yetenek (yüzde 58), bütçe (yüzde 57) ve kurum kültürü (yüzde 55) olarak öne çıktı. Üretken yapay zekada en çok kullanılan modeller ise OpenAI (yüzde 80), Microsoft Copilot (yüzde 44) ve Google Gemini (yüzde 42) oldu. Türkiye Yapay Zeka İnisiyatifi’nin (TRAI), Türkiye’deki kurumların yapay zeka yolculuğunu ortaya koyan Yapay Zeka Araştırması 126 kurumun katılımıyla gerçekleştirildi. Türkiye’de şirketlerin yapay zeka stratejilerini, uygulama alanlarını ve karşılaştıkları zorluklara ışık tutan araştırma, Türkiye’de her 6 şirketten birinin yapay zekayı aktif olarak kullandığını beş ve üzeri proje yürüten kurum oranının ise yüzde 32,8 olduğunu ortaya koydu. Araştırmaya göre, Türkiye’deki şirketlerin yüzde 37,6’sı yapay zekayı yönetim kurulu düzeyinde onaylanmış bir stratejiyle ele alıyor. Ancak kurumların önemli bir kısmı hâlâ “hazırlık” veya “taslak” aşamasında. Raporda, yapay zekanın stratejik olarak en çok “operasyonel verimliliği artırma”, “maliyet düşürme” ve “karar destek sistemlerini güçlendirme” amacıyla konumlandırıldığı vurgulanıyor. Yapay zekayı organizasyonel yapısına entegre eden şirket sayısı artarken, dedike yapay zeka ekibine sahip kurum oranı yüzde 15,2’ye yükseldi. Bu ekiplerin yüzde 42’si 4 ila 10 kişiden oluşuyor ve çoğu veri analitiği birimleriyle entegre biçimde çalışıyor. Bu tablo, şirketlerin yapay zekayı bireysel inisiyatiflerden çıkararak kurumsal bir uzmanlık alanı haline getirmeye başladığını gösteriyor. Üretken yapay zekada farkındalık yükseliyor TRAI raporu, Türkiye’de üretken yapay zeka (GenAI) alanında önemli bir hareketlilik yaşandığını ortaya koyuyor. Şirketlerin büyük bölümü, içerik üretimi, kurumsal eğitim, müşteri iletişimi, kodlama ve raporlama gibi alanlarda üretken yapay zekayı test ediyor. Kurumların yüzde 80’i OpenAI, yüzde 44’ü Microsoft Copilot, yüzde 42’si ise Google Gemini modellerini tercih ediyor. Bununla birlikte, Anthropic Claude, Meta Llama ve Mistral gibi alternatif modellerin de giderek yaygınlaştığı görülüyor. Bu tablo, Türkiye’de kurumların artık “tek kaynaklı” model anlayışından uzaklaştığını, farklı modellerle hibrit yaklaşımlara yöneldiğini gösteriyor. Rapora göre, üretken yapay zekanın en çok kullanıldığı alanlar arasında chatbotlar ve kurumsal asistanlar, copilotlar ve kodlama destekleri, içerik üretimi ve özetleme araçları, RAG tabanlı çözümler ve kurumsal bilgi yönetimi sistemleri yer alıyor. Ajan tabanlı yapay zeka uygulamaları yükseliyor Araştırmada “bir sonraki dalga” olarak nitelendirilen ajan tabanlı yapay zeka sistemleri, Türkiye’de yeni bir dönemin habercisi olarak öne çıkıyor. Henüz erken aşamada olan bu alanda, şirketlerin yarısından fazlası pilot projeler yürütüyor veya kavramsal kanıt (PoC) çalışmaları gerçekleştiriyor. Kurumların en çok tercih ettiği platformlar arasında Microsoft Copilot Studio, LangChain ve Google AI Agent Builder öne çıkıyor. Uygulama alanlarında ise HR Agent, Finance Agent, CRM Agent ve Doküman Asistanı gibi örnekler dikkat çekiyor. Bu bulgular, Türkiye’de şirketlerin üretken yapay zekadan “düşünen ve aksiyon alan sistemler”e geçiş sürecinde olduğunu, ajan mimarilerin giderek stratejik bir dönüşüm aracı haline geldiğini gösteriyor. Yapay zeka yolculuğunda üç temel engel: yetenek, bütçe ve kültür Araştırma, kurumların yapay zeka dönüşümünde en çok zorlandığı üç alanı yetenek (yüzde 58), bütçe (yüzde 57) ve kurum kültürü (yüzde 55) olarak sıralıyor. Katılımcıların en çok desteğe ihtiyaç duyduğu konular ise “doğru kullanım alanlarını belirleme”, “uygulama ve geliştirme süreçlerini yönetme” ve “organizasyonel adaptasyon” oldu. Ayrıca, kurumların önemli bir bölümü hâlâ veri güvenliği, yönetişim ve etik çerçeveler konusunda gelişim ihtiyacı duyduğunu belirtti. Rapora göre, kurumların büyük çoğunluğu yapay zeka projelerinde Microsoft Azure altyapısını kullanıyor; bunu Google Cloud ve AWS izliyor. Hibrit modellerin artması, bulut tabanlı çözümlerle birlikte yerel altyapıların da etkin biçimde değerlendirildiğini ortaya koyuyor. “Türkiye’nin potansiyeli büyük, ama vizyoner liderliğe ihtiyaç var” Araştırma sonuçlarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan TRAI Kurucusu Halil Aksu, şunları söyledi: “Yapay zeka artık yalnızca bir teknoloji değil, geleceğin dili, ekonomilerin motoru, rekabetin yeni ölçüsü. Türkiye’de kurumlar bu dönüşümün farkında; ancak strateji, yetkinlik ve kültür dönüşümü alanlarında hâlâ gelişim alanlarımız var. Bu rapor, Türkiye’nin yapay zeka yolculuğuna ayna tutarken, aynı zamanda bir çağrı niteliğinde. Potansiyelimiz büyük ama bu potansiyeli gerçeğe dönüştürmek için vizyoner liderliğe, güçlü iş birliklerine ve kararlı adımlara ihtiyaç var.

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.