Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Su Döngüsü

Kapsül Haber Ajansı - Su Döngüsü haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Su Döngüsü haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Türkiye Meralarının Yarısından Fazlasını Kaybetti Haber

Türkiye Meralarının Yarısından Fazlasını Kaybetti

Kuraklık, çölleşme ve arazi tahribatının hızla arttığı bir dönemde 17 Haziran Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü, doğal varlıkların korunmasının kritik önemini yeniden gündeme taşıyor. Birleşmiş Milletler’in 2026 yılını "Uluslararası Meralar ve Çobanlık Yılı" ilan etmesiyle birlikte, bu yılın odağı kurak ve yarı kurak ekosistemlerin korunmasında kritik rol oynayan meralar oldu. "Fark Et, Koru, İyileştir!" çağrısı, mera alanlarının ekolojik, ekonomik ve sosyal değerine dikkat çekerken; gıda güvenliği, su döngüsü ve kırsal yaşam için yaşamsal rolünü de ortaya koyuyor. TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, meraların yalnızca hayvancılıkla sınırlı görülmemesi gerektiğini belirterek, "Doğal meralar; toprağı koruyan, suyun toprağa süzülmesini sağlayan, karbon depolayan ve çok sayıda canlıya yaşam alanı sunan ekosistemlerdir. İklim krizinin etkilerinin arttığı günümüzde meralar, çölleşme ve kuraklığa karşı en güçlü doğal kalkanlarımızdan biridir." dedi. Türkiye'nin kaybettiği mera alanı, Marmara’nın iki katı büyüklüğünde Doğal meraların çölleşme ve erozyonla mücadelede kritik rol oynadığını vurgulayan Ataç, "Toprağı örterek yağışın yüzeyde oluşturduğu tahribatı azaltır, suyun toprağa sızmasını sağlar ve su döngüsüne katkı sunar. Meraların tahrip edilmesi ise erozyonu artırır, toprak kaybını hızlandırır ve kuraklığın etkilerini derinleştirir." dedi. Türkiye’nin mera varlığının son 65 yılda yüzde 54 azaldığını vurgulayan Deniz Ataç, 1960’ta yaklaşık 29 milyon hektar olan çayır ve mera alanlarının bugün 13 milyon hektar seviyesine gerilediğini hatırlattı. Kaybedilen mera alanı, Marmara Bölgesi’nin iki katını aşan büyüklükte. "Doğal meralar azalırken, mevcut alanlar üzerinde baskı da artıyor. Bu durum hem ekosistem bütünlüğü hem de gıda güvenliği açısından ciddi riskler oluşturuyor." şeklinde konuşan Ataç, tarım arazisine dönüştürme, kentleşme, madencilik faaliyetleri ve arazi kullanım değişikliklerinin bu kaybın temel nedenleri olduğunu ifade etti. Gıda üretiminin ve kırsal yaşamın güvencesi Meralar ekonomik açıdan da önemli işlevler üstleniyor; küçükbaş ve büyükbaş hayvancılık önemli ölçüde mera alanlarına bağlı olarak sürdürülüyor. Hayvancılıkta en büyük maliyet kalemlerinden birinin yem giderleri olduğuna işaret eden Ataç, “Ülkemizde meraların yüzde 70’i düşük verimli, yeterli bitki örtüsünden yoksun ve bozulmuş halde. Bu durum verim düşüklüğüne, hayvanlarda beslenme yetersizliklerine ve kaba yem açığının büyümesine yol açıyor. Oysa meraların iyileştirilmesi, kaba yem açığının azaltılmasına katkı sağlayarak üreticileri destekler. Ayrıca kırsal yaşamın sürdürülmesi ve dünya genelinde hayvancılıkla geçimini sağlayan 500 milyon insanın ekonomik olarak güçlenmesi açısından da önemli bir fırsat sunar." dedi. Biyolojik çeşitliliğin göz ardı edilen yaşam alanları Meraların aynı zamanda biyolojik çeşitlilik açısından zengin doğal ekosistemler olduğuna da dikkat çeken TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı, birkaç metrekarelik bir mera alanında onlarca farklı bitki türünün bir arada bulunabildiğini belirtti. Meraların yalnızca bitkiler için değil, böcek, kuş ve memeli türleri için de yaşam alanı sağladığının altını çizerek "Dünya üzerindeki biyolojik çeşitlilik açısından önemli bölgelerin büyük bölümü doğal mera ekosistemleriyle ilişkilidir. Buna rağmen meralar, çoğu zaman ormanlar kadar dikkat çekmemekte ve yeterince korunmamaktadır. Oysa biyolojik çeşitliliğin korunması için meraların da güçlü koruma politikalarıyla desteklenmesi gerekiyor." uyarısında bulundu. Meraları korumak geleceği korumaktır Türkiye’de 4342 Sayılı Mera Kanunu’nun mera alanlarının korunması açısından önemli bir yasal çerçeve sunduğunu belirten Ataç, buna rağmen enerji, madencilik, turizm ve çeşitli arazi kullanım taleplerinin mera alanlarını tehdit ettiğini ifade etti. Deniz Ataç, özellikle Temmuz 2025’te kabul edilen Torba Yasa gibi son yıllarda yapılan yasal düzenlemelerin de doğal alanlar üzerindeki baskıyı artırdığına dikkat çekerek, "Zeytinliklerden ormanlara, tarım alanlarından mera ekosistemlerine kadar birçok doğal varlık kısa vadeli kullanım baskılarıyla karşı karşıya bırakılıyor. Oysa çölleşme ve kuraklık riskinin giderek arttığı bir dönemde doğal alanları korumak, ülkemizin geleceğini korumaktır." dedi. TEMA Vakfı'nın Kurucu Onursal Başkanları merhum Hayrettin Karaca ve merhum A. Nihat Gökyiğit’in Mera Kanunu’nun yasalaşması için büyük emek verdiğini hatırlatan Ataç, sözlerini şöyle tamamladı: "Vakfımızın ilk projelerinden biri mera ıslah çalışmalarıydı. Bugün çölleşme ve kuraklıkla mücadelede başarının yolu; mera alanlarının korunmasından, tahrip olmuş alanların iyileştirilmesinden ve sürdürülebilir mera yönetiminin yaygınlaştırılmasından geçiyor. Meraları korumak yalnızca bugünün üretimini değil; su varlığımızı, gıda güvenliğimizi ve biyolojik çeşitliliğimizi de korumaktır. Bu nedenle tüm karar vericileri, yerel yönetimleri ve toplumun tüm kesimlerini doğal meraların korunması ve iyileştirilmesi için birlikte hareket etmeye davet ediyoruz." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Miniklerden İklim Seferberliği Haber

Miniklerden İklim Seferberliği

İzmir Büyükşehir Belediyesi, Çocuk Meclisi Doğa ve Ekoloji Komisyonu üyesi çocukların kararı doğrultusunda, kent genelinde çocuklara ve gençlere yönelik iklim eylemi odaklı eğitim ve farkındalık çalışmalarını güçlendirmek amacıyla hayata geçirilen “Yerelde İklim Eylemi ve Çocuk Sempozyumu” serisini tamamladı. Sürdürülebilirlik Eğitimleri Planlama Komisyonu tarafından, Sürdürülebilirlik ve Kent Stratejileri Müdürlüğü koordinasyonunda yürütülen çalışma kapsamında, sekiz pilot okulda eğitim gören çocuklara iklim krizi ve çoklu krizler konusunda farkındalık kazandırmaya yönelik eğitimler verildi. Sempozyumlar kapsamında 549 öğrenciyle tam zamanlı eğitim çalışmaları gerçekleştirildi. Eğitimlerin ardından okullar, belirlenen temalar doğrultusunda komisyonun rehberliğinde iklim odaklı kampanyalar yürüttü. Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde düzenlenen kapanış toplantısında ise projeye katılan okullar, yıl boyunca gerçekleştirdikleri iklim odaklı çalışmaları birbirleriyle paylaştı. Önemli bir farkındalık sürecine katkı sunan çocuklara program sonunda sertifikaları takdim edildi. İklim dostu etkinlikler Sempozyum programında; tohum, toprak, tarımsal faaliyetler ve su döngüsü ekseninde iklim değişikliği eğitimlerinin yanı sıra iklim krizi ile çocuk hakları arasındaki ilişkiyi ele alan farkındalık ve savunuculuk çalışmaları gerçekleştirildi. Eğitimlerin ardından okullar, “Su Kahramanları”, “Enerji Dedektifleri”, “Atıksız Okul”, “İklim Elçileri”, “Geri Dönüşüm Savaşçıları” ve “Hayvan Dostu Okul” başlıkları arasından seçim yaparak yıl boyunca belirledikleri alanda çalışmalar yürüttü. Bu kapsamda boş sınıflarda ışıkların kapatılması, gün ışığından daha fazla yararlanılması, su tasarrufu için muslukların kontrol edilmesi ve sızıntıların tespit edilmesi, tek kullanımlık plastiklerin azaltılması, atık pillerin toplanması, beslenme çantalarında sürdürülebilir tüketim farkındalığının artırılması, geri dönüşüm kutularının doğru kullanılması, geri dönüştürülmüş malzemelerle sanat çalışmaları yapılması ve okul bahçelerinde hayvanlar için su ve mama kapları hazırlanması gibi çok sayıda etkinlik hayata geçirildi. Öte yandan, Birleşmiş Milletler (BM) Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları doğrultusunda çalışmalar yürüten AIESEC’in Dünya'nın En Büyük Dersi (World’s Largest Lesson-WLL) projesi kapsamında, Sürdürülebilirlik Eğitimleri Planlama Komisyonu tarafından 30 gence yönelik eğitici eğitimi düzenlendi. AIESEC İzmir iş birliğiyle yürütülen proje sayesinde bin 500 çocuğa ulaşıldı. Çalışmalar kapsamında toplam 2 bini aşkın öğrenciyle birebir temas kurulurken, veliler ve öğretmenlerin de sürece dahil olmasıyla yaklaşık 10 bin kişiye erişim sağlandı. “İklim için birlikte hareket etmeliyiz” Sempozyum serisinin kapanış toplantısında konuşan İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Prof. Dr. Pınar Okyay, çocukların yalnızca geleceğin değil, bugünün de önemli aktörleri olduğunu vurgulayarak, “Çocuklar genellikle gelecekle ilişkilendirilir. Oysa onlar tam da bugün şekilleniyor ve değişimin bir parçası oluyor. Sizler, yaşadığınız dünyaya bugün sahip çıkmanız açısından da çok değerlisiniz. Atılan küçük adımlar süreklilik kazandığında büyük değişimlere dönüşebilir. Bu farkındalığı ailelerinize, arkadaşlarınıza ve çevrenize taşıyacaksınız. Etki dalga dalga büyür ve bunu kalıcı hale getirebilirsek, iklim krizi gibi küresel sorunlarla hep birlikte mücadele edebiliriz” dedi. “Farkındayız ve çaba harcıyoruz” Sürdürülebilirlik ve Kent Stratejileri Şube Müdürü Emre Uysal ise, “Yerel yönetimler olarak iklim krizi ve onun yarattığı çoklu krizlere karşı gerekli dönüşümleri gerçekleştirmek zorundayız. Bu noktada en önemli hedef kitlemiz çocuklar. Çünkü kullandığımız kaynaklar aslında siz çocukların geleceğine ait. Biz büyükler olarak bunun farkındayız ve daha yaşanabilir bir dünya için çözüm üretmeye çalışıyoruz. İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak okullarda yürütülen bu eğitimleri çok değerli buluyoruz” dedi. “Biz değişirsek toplum değişir” İzmir Kent Konseyi Başkanı Özgür Topaç da sürdürülebilirliğin yalnızca çevreyle sınırlı olmadığını vurgulayarak, “Genellikle sürdürülebilirlik denildiğinde akla ilk olarak çevre geliyor. Oysa sürdürülebilirliğin çevresel, ekonomik ve toplumsal olmak üzere üç temel boyutu bulunuyor. Bunlar arasında en önemlilerinden biri de toplumsal sürdürülebilirlik. Çocuklar; yönetime katılmanız, fikirlerinizi dile getirmeniz ve bizlere yol göstermeniz çok kıymetli. Siz değişirseniz bizi değiştirirsiniz, biz değişirsek toplum değişir” ifadelerini kullandı. İklim kahramanları sahnedeydi Toplantıda, Çocuk Meclisi Doğa ve Ekoloji Komisyonu üyeleri Poyraz Karagöz ve Lidya Mina Alpargu da söz alarak görüşlerini paylaştı. Projeye katılan öğrenciler ise sahneye çıkarak dönem boyunca yürüttükleri iklim dostu çalışmaları ve elde ettikleri kazanımları anlattı. Farkındalığın ve paylaşımın öne çıktığı etkinlikte, canlı müzik performansı da katılımcılara keyifli anlar yaşattı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Milleyha Doğa Gözlem Merkezi Üç Gün Sürecek "Doğa Buluşması" ile Kapılarını Açıyor Haber

Milleyha Doğa Gözlem Merkezi Üç Gün Sürecek "Doğa Buluşması" ile Kapılarını Açıyor

Türkiye’nin en çok kuş türü kaydedilmiş sulak alanlarından biri olan Milleyha Sulak Alanı’nda, 13–14–15 Şubat tarihlerinde Milleyha Doğa Gözlem Evi’nin açılışı ile birlikte üç gün sürecek bir buluşma düzenlenecek. Milleyha Doğa Buluşması kuş gözlemi, bitki gözlemi, kelebek ve güve gözlemi, ekoloji, su döngüsü, eko-turizm, doğa okuryazarlığı ve yerel kültür başlıklarında saha çalışmaları, yürüyüşler, forumlar ve atölyelerden oluşuyor.Hatay Samandağ Kıyıları Önemli Doğa Alanı içinde yer alan Milleyha Sulak Alanı; kuşlar başta olmak üzere çok sayıda tür için üreme, beslenme ve göç dönemlerinde kritik bir durak. Her yıl yüz binlerce kuşun kullandığı bu alan, aynı zamanda zengin bir yaban hayatına ev sahipliği yapıyor. Uluslararası öneme sahip bu alan; kontrolsüz moloz dökümü, kaçak yapılaşma ve yasa dışı avcılık gibi ciddi tehditlerle kuşatılmış durumda.317 Kuş Türünün Görüldüğü Bir Sulak Alan Ekosistemi Milleyha, bugüne kadar 317 kuş türünün kaydedildiği bir sulak alan. Aynı zamanda alan Akdeniz Havzası’ndaki önemli yeşil deniz kaplumbağası (Chelonia mydas) yuvalama alanlarından biri ve her yıl yaklaşık 2.000 yavrunun denize ulaştığı kayıt altına alınıyor. Kumul, lagün ve tatlı su habitatlarının bir arada bulunması, alanda endemik bitkiler, nadir kelebek türleri, sürüngenler ve sulak alan omurgasızları açısından habitat ve tür çeşitliliğini sağlıyor. Milleyha Doğa Buluşması Doğa Koruma ve Bilim Dünyasından Birçok Uzman ve Kurumun Desteğiyle gerçekleşiyor. Bridge to Türkiye Fund desteğiyle kurulan merkez; Samandağ Çevre Koruma ve Turizm Derneği koordinasyonunda, doğa koruma ve bilim dünyasından birçok uzman ve kurumun desteğiyle açılıyor. Doğa Derneği, Doğa Oyunları Evi, Roots & Shoots Türkiye, Sivil Alan Hareket Ağı Derneği ve Yuva Project gibi sivil toplum kuruluşları ile Emin Yoğurtcuoğlu, Hüseyin Çağlar İnce, Kadir Sancar ve Sera Tolgay & Asi Çevre Vizyon Planı ekibi gibi uzmanların bilimsel ve saha birikimleriyle hazırlanan program katılımcılarını bekliyor. Ücretsiz gerçekleştirilecek olan bu etkinlik, çocuklara ve yetişkinlere yönelik paralel programlar içeriyor ve Milleyha’nın korunması, tanınması ve sürdürülebilir geleceğine odaklanıyor. Buluşma, bütün doğa severlere, doğa ve kuş gözlemcilerinin katılımına açık . Afrika’dan Avrasya’ya göç eden göçmen kuşlar için önemli bir beslenme ve dinlenme noktası. Samandağ Çevre Koruma ve Turizm Derneği Başkan Yardımcısı Gizem Cabaroğulları yaptığı açıklamada; ‘’Milleyha, sadece Hatay için Türkiye için değil dünya için önemli bir sulak alan, burası Afrika’dan Avrasya’ya göç eden göçmen kuşlar için önemli bir beslenme ve dinlenme noktası. Ancak bu sulak alan yaşadığımız deprem sonrası molozlarla tanınmış bir noktaya geldi. Bizler binlerce yıldır olduğu gibi göç eden, burada beslenen kuşların ve diğer birçok türün burada yaşamlarını sürdürmesini istiyoruz. Milleyha molozların, avcıların yeri değil endemik bitkilerin, yeşil deniz kaplumbağalarının, kelebeklerin, kuşların yuvası. Milleyha Doğa Buluşması, bölgemizdeki doğa severler ve uzmanlar ile Türkiye’nin farklı bölgelerinden gelecek olan uzmanları buluşturacak.’’ dedi. Doğa Buluşması Programı (13-15 Şubat) Milleyha Doğa Gözlem Merkezi Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bursa'daki dev şirketten 'yıkama-eleme' hamlesi! Başvuru yapıldı, süreç başladı... Haber

Bursa'daki dev şirketten 'yıkama-eleme' hamlesi! Başvuru yapıldı, süreç başladı...

Bursa'nın Karacabey ilçesinde faaliyet gösteren Oral Hafriyat, Akçakoyun Mahallesi sınırları içerisinde işlettiği granit ocağı ve kırma-eleme tesisine yeni bir ünite eklemek için düğmeye bastı. Mevcut çalışma alanı içerisinde halihazırda kırma-eleme işlemi için ayrılan 3.400,718 metrekarelik bölgede inşa edilecek proje için başvuru yapıldı. Yapılan başvurunun ardından proje için Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreci resmen başlatıldı. Dev projenin toplam bedeli 6 milyon 600 bin TL olarak belirlendi. Yatırım bütçesinin büyük bir kısmının 5 milyon 600 milyon TL ile makine ve ekipman giderlerinin oluşturduğu açıklandı. KAPASİTE AYNI, İŞLEM DEĞİŞECEK Proje kapsamında tesisin genel üretim kapasitesinde bir artışa gidilmeyecek. Mevcut durumda yılda üretilen 839 bin 160 ton granitin, kırma işleminden geçen kısmının 395 bin tonu yeni kurulacak olan yıkama-eleme ünitesine alınacak. İNŞAAT DEĞİL, MONTAJ YAPILACAK Yeni tesisin kurulum süreciyle ilgili dosyada yer alan bilgilere göre, ekipmanlar sahaya demonte olarak getirilecek ve montajı yapılacak. Büyük bir inşaat faaliyetinin olmayacağı projede, sadece su döngüsü için gerekli olan çöktürme havuzlarının betonarme inşası gerçekleştirilecek. YERLEŞİM YERLERİNE MESAFESİ Çevresel etkilerin titizlikle incelendiği dosyada, tesisin konumuyla ilgili detaylar da paylaşıldı. En yakın yapı tesisin 180 metre doğusunda bulunuyor. Akçakoyun Mahallesi'ne 1.200 metre, Taşlık Mahallesi'ne 1.500 metre mesafede yer alıyor. Tesis, Karacabey ilçe merkezine ise yaklaşık 5,5 kilometre uzaklıkta bulunuyor. ÇALIŞMA DÜZENİ Granit ocağı ve bağlı tesislerde üretim yılda 12 ay, ayda 26 gün ve günde 8 saatlik tek vardiya üzerinden devam edecek. Mevcut durumda sahada çalışan 20 kişilik personel sayısı, ilave tesisin devreye alınmasıyla birlikte değişmeyecek. Mevcut ekip yeni üniteyi de sevk ve idare edecek.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.