Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Su Güvenliği

Kapsül Haber Ajansı - Su Güvenliği haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Su Güvenliği haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Sapanca Gölü’nün Korunması İçin 25,5 Milyar Liralık Eylem Planı Haber

Sapanca Gölü’nün Korunması İçin 25,5 Milyar Liralık Eylem Planı

Adapazarı Kültür Merkezi'nde düzenlenen Sapanca Gölü Eylem Planı Tanıtım Toplantısı'nda konuşan Yumaklı, dünyanın sadece yüzde 2,5'inin tatlı su kaynaklarına sahip olduğunu, bunun da sadece yüzde 1'inin kullanılabildiğini dile getirerek, sonsuz bir kaynak bulunmadığını söyledi. Dünya nüfusunun yarısından fazlasının kentlerde yaşadığını, dünyada 2 milyar 200 milyon insanın temiz suya ulaşım sorunu bulunduğunu belirten Yumaklı, Türkiye'de kişi başına düşen kullanılabilir su miktarının 1313 metreküpten 1297 metreküpe gerilediğini ifade etti. Yumaklı, Türkiye'nin artık su stresi altında bir ülke olduğuna işaret ederek sözlerini şöyle sürdürdü: "Değişen iklim şartlarının bizlere getirmiş olduğu birçok etki var. Bunların hepsini yakinen yaşıyoruz, artık hayatımızda yağış rejimlerindeki düzensizliklerden, kuraklıklardan, sellerden, taşkınlardan o kadar çok şeyi tecrübe etmeye başladık ki bunların hepsinin de merkezinde su var. Artık asıl konumuz su azalacak mı değil, suyu nerede, ne kadar ve hangi temizlik, saflıkta bulabileceğiz, asıl mesele bu olmaya başladı. Suyu, yönetilecek bir kaynak olarak görmüyoruz. Su, bizim için bütün sektörleri yönlendiren stratejik eksendir. Evsel kullanımdan endüstri, sanayi, tarımsal kullanımına kadar her şeyimizi baştan sona, yani hayatımızı etkileyecek stratejik bir eksen." Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "Temiz su kaynaklarına erişim bir beka meselesidir." dediğini hatırlatan Yumaklı, bu sebeple 10 yıllık Ulusal Su Planı'nı uygulamaya aldıklarını belirtti. Yumaklı, su verimliliğini, çalışmalarının merkezine yerleştirdiklerini belirterek, 2023'ten itibaren Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ın teşvik ve destekleriyle su verimliliği seferberliğini Sıfır Atık'la kardeş şekilde bütün dünyanın gündemine sokmak üzere hareket ettiklerini dile getirdi. Bu çalışmaları sadece şehirler için değil, kurumlar için de mavi, yeşil ve turkuaz olmak üzere 3 kademeli su verimliliği belgesiyle ortak yapıya büründürdüklerini anlatan Yumaklı, böylece su verimliliği seferberliğini ölçülebilir hale soktuklarını ifade etti. Yumaklı özellikle şehirlerde kurakçıl peyzaj uygulamasını hayata geçirmek için yoğun çaba sarf ettiklerini, bunun su verimliliği anlamında önemli olduğunu dile getirerek, "Suyun 77'sini tarımsal üretimde kullanıyoruz. Dolayısıyla bunu verimli şekilde kullanmanın yollarını aramamız gerekiyordu ki bunun için en önemli başlık üretim planlamasıydı. Ziraat odalarımız başta olmak üzere bütün çiftçilerimiz, üreticilerimiz üretim planlamasına o kadar sahip çıktılar ki bu memleketin bir evladı olarak gurur duyduğumu ifade etmek istiyorum." diye konuştu. Yumaklı, basınçlı sulama sistemlerinin kullanımına da yüzde 70 hibeyle devlet desteği ve teşviki vermeye devam ettiklerini söyledi. Afetler gelmeden hazırlık yapılması gerektiğini, taşkın yönetim planlarının önemli olduğunu, 25 havzada taşkın yönetim planlarını bitirdiklerini ve uygulamaya aldıklarını anlatan Yumaklı, "Bu bölge taşkın anlamında çok açık ve riski son derece yüksek bölge. Dolayısıyla Sapanca Gölü'nü besleyen bütün derelerde risk analizi yaptık, yapılması gerekenleri ortaya koyduk. Bunları da uygulamaya başladık ancak bir taraftan yapıp bir taraftan da bozmak olmaz. Dolayısıyla hep beraber el birliğiyle Allah'ın bize vermiş olduğu bu nimetleri koruma kullanma dengesi içinde kullanmayı başarabiliyor olmamız gerekir." ifadesini kullandı. Uygulanan tedbirlere değinen Yumaklı, ekim başından itibaren 15 ilde yaşanan su taşkınlarına, 485 iş makinesi ve ağır ekipman ile 772 personelle müdahil olduklarını kaydetti. "HAVZAMIZA YILDA YAKLAŞIK 114 MİLYON METREKÜPLÜK SU KAZANDIRMAYI PLANLIYORUZ" Bakan Yumaklı, hükümet programındaki göl ekosisteminin korunması, sürdürülebilir yönetiminin sağlanması konusunu Ulusal Su Kurulunun gündemine aldıklarını, Eğirdir, Beyşehir, Akşehir, Eber, Bafa, Burdur, İznik, Seyfe ve Sapanca gölleri için eylem planları hazırladıklarını belirterek, paydaşların katkılarıyla çalışmaları güçlendirdiklerini kaydetti. Sapanca Gölü Eylem Planı'nı hazırladıklarını, kısmen uygulamaya başladıklarını dile getiren Yumaklı, "Hem içme hem kullanma suyu için Sapanca Gölü son derece önemli hem de sit alanı statüsü var. Açık ve net konuşmak zorundayız. Sapanca Gölü hâlihazırda mevcut durumundan daha kötüye giderse Kocaeli, Sakarya susar. Sanayi bölgesi artık vazifesini icra edemez, Türkiye ekonomisine gerekli katkıyı sunamaz olur." dedi. Son yağışlarla Sapanca Gölü'nün seviyesinin yükselmesinin kimseyi yanıltmaması gerektiğini belirten Yumaklı, şunları kaydetti: "Önümüzdeki dönemde, bu bölgenin, havzanın sıcaklığındaki artış 4 derece olarak öngörülüyor. Bu korkunç bir şey. Yıllık toplam yağışlarının ise yüzde 5 düşeceği öngörülüyor, bunlar iyi tahminler. Yani elimizdeki değerin kıymetini anlamamız için de bu verilerin büyük önemi var. Kullanımlarla iklim değişikliğinin etkisi birleştiğinde 2025'te Sapanca Gölü'nde yaklaşık 72 milyon metreküplük su azalımı söz konusu oldu. Bu miktarın yüzde 22'si buharlaşmadan meydana geldi. Gölün iklimsel verileri, ekolojik, hidrolojik özellikleriyle su kullanımlarını esas alan eylem planı da işte bu sebeple hazırlandı. Bu planda ne var? Su, gıda, ekosistem bağlantısallığında göl yönetimi, su güvenliği ve verimliliğinin sağlanması, veri temelli yapay zeka destekli karar mekanizmasının oluşturulması. Bu stratejilere dayalı 6 ana eylem ve 12 tedbir var. Bu tedbirlere ilişkin yatırım planlaması yaptık, 5 yıl içinde yaklaşık 25,5 milyar liralık yatırım sadece bu eylemin içindeki hususları hayata geçirmek için yapılmış olacak. Havzamıza yılda yaklaşık 114 milyon metreküplük su kazandırmayı planlıyoruz. Dolayısıyla su güvenliği planımız da aynı şekilde devam ediyor." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Barajlarda Rekor Doluluk Riskine Dijital İkiz Ve Yapay Zeka Freni Haber

Barajlarda Rekor Doluluk Riskine Dijital İkiz Ve Yapay Zeka Freni

Ülke genelinde etkili olan aşırı yağışlar ve ani sel baskınları hayatı olumsuz etkilerken, su kaynaklarındaki ani ve büyük artışlar barajları dolup taşırma noktasına getirdi. Özellikle son dönemdeki yağış dalgalarıyla birlikte İstanbul başta olmak üzere birçok bölgede baraj doluluk oranları son 10 yılın rekor seviyelerine tırmandı. Su seviyelerinin kısa süre içinde bu denli yüksek oranlara ulaşması, milyonların hayatını emanet ettiği su yapılarının güvenli, esnek ve akıllı bir şekilde yönetilmesi gerektiği gerçeğini bir kez daha gözler önüne seriyor. Barajlar Yapay Zeka ve Dijital İkiz Sayesinde Kendi Güvenliğini Sağlıyor İklim krizinin ve ani hava olaylarının su yapıları üzerindeki riskleri artırdığına dikkat çeken SU-YAPI Mühendislik Genel Müdürü Ayşegül Gültekin Durgut, hayata geçirilen yenilikçi dijital izleme yaklaşımının kritik önemine vurgu yaptı. Dar Group ile birlikte Türkiye ve dünyada hayata geçirdikleri büyük projelerle su mühendisliğine yön verdiklerini belirtirken, klasik denetim yöntemleri ile akıllı dijital sistemler arasındaki farkı vurgulayan Durgut, süreci şu sözlerle anlattı: "Son 10 yılın rekor seviyelerine ulaşan baraj doluluk oranları geleceğin barajlarının, kendi durumları hakkında sürekli veri sağlayan akıllı altyapılar olması gerektiğini gözler önüne seriyor. Yusufeli Barajı, Çetin Barajı veya Aşağı Kaleköy Barajı gibi devasa su yapılarında mühendisliğin sınırlarını zorluyoruz. Geçmişte bu devasa su depolarının güvenliği ve doluluk yönetimi, dönemsel fiziki gözlemlere ve sınırlı manuel ölçümlere dayanıyordu. Bugün ise barajların farklı noktalarındaki sensörlerden elde edilen su sızıntısı, basınç, titreşim ve yapısal değişim verilerini merkezi bir dijital platformda bir araya getiriyoruz. Yapay zeka ve gelişmiş analiz yöntemleriyle farklı ölçümler birlikte değerlendirilerek olağan dışı değişimler anında belirleniyor ve olası riskler çok daha güvenilir biçimde analiz ediliyor. Sensör verilerinin geçmiş denetim sonuçları, bakım kayıtları ve mühendislik modelleriyle birlikte incelenmesi ise öngörücü bakım anlayışını öne çıkarıyor. Böylece bakım ve müdahale ihtiyaçlarının altyapının gerçek durumuna göre önceliklendirilmesi, olası sorunların büyümeden ele alınması ve beklenmedik işletme kesintilerinin azaltılması hedefleniyor." Dijital Su Yönetimi Vizyonu COP31 Sinerjisiyle Buluşuyor Baraj güvenliğinde dijital teknolojilerin kullanımına ve su altyapılarının iklim direncine odaklanan SU-YAPI, bu alandaki öncü yaklaşımını 11 Kasım’da Antalya’da düzenlenecek zirveye taşıyor. Dünya çapında 70'ten fazla ülkede 55.000’i aşkın çalışanıyla faaliyet gösteren, mühendislik, mimarlık ve danışmanlık alanında dünyanın önde gelen şirketlerini bünyesinde bulunduran Sidara tarafından Miracle Resort Otel'de gerçekleştirilecek “Kritik Altyapıların Geliştirilmesinde Zamanla Yarış” başlıklı zirvede; Dar, Perkins&Will, TYLin, Currie & Brown, Wood ve SU-YAPI gibi uluslararası mühendislik, mimarlık ve danışmanlık devleri bir araya gelecek. Zirve kapsamında düzenlenecek “Su Güvenliği Konusu Neden Daha Fazla Bekleyemez?” oturumunda, suyun ve altyapıların geleceği masaya yatırılacak. Etkinliğe ilişkin değerlendirmede bulunan Ayşegül Gültekin Durgut, "Su güvenliği, iklim değişikliği karşısında ertelenemeyecek kadar önemli bir konu. Bu alanda geliştirilen dijital çözümlerin ve mühendislik yaklaşımlarının paylaşılmasını, geleceğe yönelik ortak adımlar atılması açısından değerli buluyoruz. COP31’in sinerjisiyle 11 Kasım'da düzenlenecek zirvemizde bu konuları daha ayrıntılı ele alacağız. İlgili tüm paydaşlarımızı su altyapılarının geleceğini birlikte değerlendirmeye davet ediyoruz" çağrısında bulundu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Su Riski Sanayi İçin Kritik Bir Tehdide Dönüşüyor Haber

Su Riski Sanayi İçin Kritik Bir Tehdide Dönüşüyor

Küresel enerji teknolojisi lideri Schneider Electric, suyun Birleşik Krallık ve Avrupa’da sanayi kuruluşlarının iş sürekliliği açısından en büyük risklerden biri haline geldiğini ortaya koyan “The Water Crunch Report” (Su Darboğazı Raporu) adlı yeni araştırmasını yayımladı. Araştırmaya göre su kaynaklı riskler, siber saldırılar ve tedarik zinciri kesintileriyle aynı düzeyde önem taşıyor. Bulgular, Schneider Electric’in geçen yıl ABD’de gerçekleştirdiği araştırmanın sonuçlarıyla da örtüşüyor. O araştırmada iş dünyası liderlerinin %56’sı, önümüzdeki yıllarda su kaynaklı risklerin diğer altyapı risklerinden daha hızlı artacağını belirtmişti. Su Darboğazı Raporu kapsamında Avrupa’daki sanayi şirketlerinin üst düzey yöneticileri ile su hizmeti sağlayan kuruluşların ve belediyelerin karar vericileriyle anket yapıldı. Sanayi liderlerinin %44’ü, son iki yılda su stresinin işletme maliyetlerini artırdığını belirtiyor. %38’i altyapı ve bakım bütçelerinin baskı altında kaldığını, %30’u ise tedarik zincirlerinde aksama yaşandığını ifade ediyor. İşletmelerin %44’ü, su tedarikinde ciddi bir kesinti yaşanması halinde faaliyetlerinin ilk 24 saat içinde etkilenmeye başlayacağını öngörüyor. Sanayi liderlerinin yarısından fazlası (%52), su kalitesinin veya suya erişimin önümüzdeki beş yıl içinde, yani 2031’e kadar, şirketlerinin büyümesinin önünde ciddi bir engel oluşturmasını bekliyor. Her yedi yöneticiden biri (%14) ise bu sorunların faaliyetlerini veya büyümelerini şimdiden engellediğini söylüyor. Araştırma, Avrupa’da son on yılların en ağır kuraklık koşullarının yaşandığı bir dönemde yayımlandı. Kuraklığın yük taşımacılığı, enerji ve tarım sektörlerine yansıyan etkileri, bu baskıların artık olası bir gelecek senaryosu olmaktan çıktığını gösteriyor. Schneider Electric Endüstriyel Otomasyondan Sorumlu Başkan Yardımcısı Gwenaelle Huet, şunları söyledi: “Avrupa’nın suyu yalnızca bir çevre meselesi olarak ele alma lüksü yok. Su artık rekabet gücünü doğrudan etkileyen bir konu. Enerji dönüşümü son on yılda sanayi stratejilerini nasıl yeniden şekillendirdiyse, su verimliliği de önümüzdeki on yıla yön verecek. Yapay zekâ destekli endüstriyel zekâ çözümleri, şirketlerin suyun nasıl kullanıldığını, nerelerde israf edildiğini ve nasıl geri kazanıldığını daha önce mümkün olmayan bir ayrıntıyla görmesini sağlıyor. Artık asıl mesele sorunu anlamak değil, Avrupa sanayisinin geleceğini güvence altına almak için gereken hızda harekete geçmek.” Schneider Electric Su ve Çevre Segmenti Başkanı Sophie Borgne ise şöyle konuştu: “Bu yaz yaşanan kuraklıkları ve sanayi üzerindeki etkilerini bir defaya özgü bir durum olarak görmek kolay. Ancak bunlar artık Avrupa’da faaliyet göstermenin kalıcı koşulları arasında yer alıyor. AB’nin Avrupa Kuraklık Gözlemevi’ne göre, şu anda Avrupa Birliği ve Birleşik Krallık’ın yaklaşık yarısı farklı düzeylerde kuraklık yaşıyor. Suyun yeniden kullanılması, zaten baskı altında olan nehirlere ve barajlara bağımlılığımızı azaltabilir. Buna rağmen bugün AB genelinde arıtılmış kentsel atık suyun yalnızca %2,4’ü yeniden kullanılıyor. Akıllı su teknolojilerine yatırım yapan kuruluşlar, su verimliliğini rekabet avantajına dönüştürüyor.” Teknolojiye güven yüksek, uygulama geriden geliyor Akıllı su teknolojilerinin su yönetiminde etkili bir çözüm sunduğu yaygın biçimde kabul ediliyor. Ancak bu farkındalık, uygulamaya aynı hızda yansımıyor. Aradaki farkın nedeni teknolojiye duyulan kuşku değil. Aksine, bu teknolojilerin faydasına duyulan güven oldukça yüksek. Sanayi liderlerinin %86’sı ve su hizmeti sağlayan kuruluşların %98’i, akıllı su teknolojilerinin işletme maliyetlerini azaltabileceğini belirtiyor. Her iki grubun da %80’den fazlası, bu teknolojilerin iş sürekliliğini koruduğunu ve sürdürülebilirlik performansını güçlendirdiğini düşünüyor. Buna rağmen sanayi liderlerinin %58’i, dijital ikiz veya şebeke modelleme araçlarını bildikleri halde henüz devreye almadıklarını ifade ediyor. Su hizmeti sağlayan kuruluşların %57’si de tahmine dayalı analitik veya yapay zekâ destekli su yönetimi için aynı yanıtı veriyor. Olumlu gelişme ise kuruluşların harekete geçmek için sorunun daha da ağırlaşmasını beklememesi. Ankete katılan su hizmeti sağlayan kuruluşların tamamı ve sanayi liderlerinin %98’i, suya erişimin veya su kalitesinin önemli kararlarını şimdiden etkilediğini belirtiyor. Bu kararlar arasında su verimliliğine yönelik yatırımların artırılması (%47) ve su kaynaklı risklerin yönetim kurulu düzeyinde resmi olarak değerlendirilmesi (%43) yer alıyor. Ankete katılan sanayi liderlerinin yarısından fazlası otomatik kontrol sistemlerini (%56) ve akıllı sayaçları (%55) devreye almış durumda. Su hizmeti sağlayan kuruluşlarda akıllı sayaç kullanım oranı %76’ya ulaşıyor. Su sistemleri daha bağlantılı ve dijital hale geldikçe siber güvenlik de gündemde daha fazla yer tutuyor. Hem sanayi liderlerinin hem de su hizmeti sağlayan kuruluşların yarısından fazlası, siber güvenliği yönetilmesi gereken başlıca riskler arasında sayıyor. Bununla birlikte, akıllı su teknolojilerinin daha yaygın kullanılmasıyla elde edilebilecek önemli kazanımlar bulunuyor. Birçok yönetici, operasyonları daha verimli hale getirmek üzere geliştirilen teknolojileri bildiği halde henüz kullanmaya başlamamış durumda. Bu da en büyük kazanımların henüz elde edilmemiş olabileceğine işaret ediyor. Avrupa’daki iş dünyası liderleri için araştırmanın mesajı açık: Su kaynaklı riskler, enerji ve siber güvenlik kadar etkin biçimde yönetilmeli. Teknolojiyi bilmekle uygulamak arasındaki farkın kapatılması, özellikle su stresinin maliyetini şimdiden hisseden sektörler açısından belirleyici olacak. Bağımsız su ve çevre uzmanı Tom Freyberg, şu değerlendirmeyi yaptı: “Yaklaşık yirmi yıldır su, iklim tartışmalarında geri planda kaldı ve enerjiye veya karbona yönelik yatırımların çok küçük bir bölümünü alabildi. Avrupa, dünyanın geri kalanına göre iki kattan daha hızlı ısınırken su tedariki üzerindeki baskı da artıyor. Su Darboğazı Raporu, yaklaşımın değiştiğini doğruluyor. Sanayi liderlerinin %47’si su verimliliğine yönelik yatırımlarını artırmış, %43’ü ise su kaynaklı riskleri yönetim kurulu gündemine taşımış durumda. Su güvenliği sonunda ikinci plana atılan bir detay olmaktan çıkıp iş dünyasının öncelikleri arasına giriyor.” Geleceğe yönelik adımlar atan su hizmeti sağlayıcıları, müşterilerinin bu risklerden mümkün olduğunca az etkilenmesi için mevcut teknolojilerden yararlanıyor. Danimarka’daki su hizmeti sağlayıcısı Aarhus Vand, su şebekesinin tedarik güvenliğini sağlamak için dijital ikizin öngörü yeteneklerini kullanıyor. Kuruluş, su tedarik şebekesini uzaktan izlemek, olası kaçakları ve tedarikteki dalgalanmaları kolayca ve hassas biçimde belirlemek amacıyla Schneider Electric’in EcoStruxure™ Water Advisor – Water Simulation çözümünü devreye aldı. Water Simulation, şebekenin farklı noktalarından alınan verilerle planlı ve beklenmedik olayların etkilerini önceden öngörüyor. Böylece Aarhus Vand, sorunlara hızla ve en uygun yöntemle müdahale edebiliyor, su kayıplarını en aza indiriyor ve müşterilerine güvenilir biçimde yüksek kaliteli su sağlıyor. Artan verimlilik sayesinde kuruluşun enerji tüketimi ve maliyetleri de azalıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İzmir’den Akdeniz Kentlerine İklim İş Birliği Çağrısı Haber

İzmir’den Akdeniz Kentlerine İklim İş Birliği Çağrısı

İzmir Büyükşehir Belediyesi, iklim kriziyle mücadelede uluslararası iş birliklerini güçlendirmek ve yerel çözümlerin yaygınlaştırılmasına katkı sunmak amacıyla çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda Muğla’da düzenlenen Akdeniz İklim Zirvesi’ne katılan İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Prof. Dr. Pınar Okyay, kentler arasındaki deneyim paylaşımının somut uygulamalara dönüştürülmesinin önemine dikkat çekti. Muğla Büyükşehir Belediyesi ve ICLEI Europe iş birliğiyle 28-29 Eylül tarihlerinde düzenlenen zirvede; iklim dirençli kentler, kuraklık, su stresi, aşırı sıcaklar, orman yangınları, seller ve iklim finansmanı gibi başlıklar ele alındı. Akdeniz kentleri, yerel yönetimler, uluslararası kuruluşlar ve akademi dünyasını bir araya getiren zirvede, COP31 öncesinde bölgesel iş birliğinin güçlendirilmesi de gündeme geldi. “Akdeniz’i yaşayan bir iklim laboratuvarına dönüştürebiliriz” İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Prof. Dr. Pınar Okyay, “Ortak Sorunlardan Bölgesel Eyleme: Akdeniz İş Birliğinin Güçlendirilmesi” başlıklı panelde yaptığı konuşmada, uluslararası kent ağlarının yalnızca deneyim paylaşımına değil, ortak çözümlerin geliştirilmesine ve uygulanmasına katkı sunması gerektiğini belirtti. İzmir’in ICLEI, UCLG, U20, WHO Sağlıklı Kentler Ağı ve NetZeroCities gibi uluslararası ağlardaki çalışmalarına değinen Okyay, Akdeniz kentlerinin aşırı sıcaklar, kuraklık, su stresi, yangınlar ve seller gibi ortak risklerle karşı karşıya olduğunu ifade etti. Prof. Dr. Okyay, “Akdeniz’i iklim ve sağlık uyumu açısından yaşayan bir laboratuvara dönüştürebiliriz. Bir kentte geliştirilen çözüm başka bir kentte uyarlanabilir, geliştirilebilir, etkisi ölçülebilir ve ölçeklendirilebilir. İklim risklerimiz sınır tanımıyor; çözümlerimiz ve bilgimiz de sınır tanımamalı” diye konuştu. Kent ağları finansmana erişimi kolaylaştırmalı Uluslararası iş birliğinin, teknik kapasitesi ve kaynakları sınırlı belediyeler için önem taşıdığını belirten Prof. Dr. Okyay, kent ağlarının iyi uygulama paylaşımının ötesine geçmesi gerektiğini söyledi. Belediyelerin proje geliştirme, uluslararası ortaklık kurma ve finansmana erişim süreçlerinde desteklenmesi gerektiğini vurgulayan Okyay, özellikle küçük ve orta ölçekli belediyelerin iklim yatırımlarını hayata geçirmesini kolaylaştıracak mekanizmalara ihtiyaç olduğunu ifade etti. COP31 için uygulama vurgusu Türkiye’nin ev sahipliğinde Antalya’da düzenlenecek COP31’in, iklim taahhütlerini somut ve izlenebilir adımlara dönüştüren bir süreç olması gerektiğini belirten Prof. Dr. Okyay, iklim eyleminin önemli bir bölümünün kentlerde hayata geçirileceğine dikkat çekti. İzmir’in COP31 hazırlıklarına yerel düzeyde de katkı sunduğunu ifade eden Okyay, İzmir Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde ve Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği iş birliğiyle gerçekleştirilen Yerel COP, COP Gençlik ve COP Kadın buluşmalarının önemini vurguladı. Bu çalışmalarla küresel iklim gündeminin yerel yönetimlerin, gençlerin ve kadınların deneyimleriyle buluşturulmasının amaçlandığını belirten Okyay, şöyle konuştu: “Bir Uygulama COP’undan söz ediyorsak, uygulamanın nerede gerçekleşeceğini de konuşmalıyız. İklim eyleminin önemli bir bölümü kentlerde hayata geçecek. Bu nedenle belediyelerin yanı sıra gençlerin, kadınların ve yerel toplulukların COP sürecinin aktif aktörleri olması gerekiyor. İzmir’de Yerel COP, COP Gençlik ve COP Kadın çalışmalarıyla tam da bu yaklaşımı güçlendirmeye çalışıyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı İklim yatırımları aynı zamanda sağlık yatırımı İklim politikalarının yerelden küresele, küreselden yeniden yerele uzanan bir iş birliği ve öğrenme süreciyle güçlenebileceğini belirten Prof. Dr. Okyay, kentlerde geliştirilen çözümlerin uluslararası ağlar aracılığıyla paylaşılmasının önemine değindi. İklim yatırımlarının halk sağlığına katkılarının da görünür kılınması gerektiğini vurgulayan Okyay, yeşil alanların artırılması, gölgeleme uygulamaları, temiz ulaşım, su güvenliği ve dirençli gıda sistemlerinin aynı zamanda sağlık ve sağlıkta eşitlik yatırımları olduğunu ifade etti.

Mavi FTSE4Good Sürdürülebilirlik Endeksi’ne Girmeye Hak Kazandı Haber

Mavi FTSE4Good Sürdürülebilirlik Endeksi’ne Girmeye Hak Kazandı

London Stock Exchange Group’a (LSEG) bağlı olan ve toplam 47 gelişmiş ve gelişmekte olan piyasada 8.500’den fazla şirketi değerlendiren FTSE Russell’ın, 2001 yılında oluşturduğu FTSE4Good, dünyanın en eski ve en yerleşik çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) odaklı hisse senedi endeks ailelerinden biri olarak kabul ediliyor. Endekse dahil olabilen şirketlerin, yalnızca kamuya açık kaynaklardan elde edilen veriler üzerinden 14 tema ve ortalama 125 gösterge doğrultusunda yapılan bağımsız değerlendirmede, belirlenen standartları karşılayabilmesi gerekiyor. FTSE4Good Emerging Index listesinde 23 farklı pazardan 1.023 şirket bulunuyor. “Sürdürülebilirlik yolculuğumuza kararlılıkla ve emin adımlarla devam ediyoruz” Mavi CEO’su Cüneyt Yavuz, konuyla ilgili şu değerlendirmelerde bulundu: “Sürdürülebilirlik, özellikle son 6 yıldır şirket stratejimizin temel yapıtaşı konumunda. Kaliteyle sürdürülebilir büyüme üzerine kurduğumuz; İnsan, Çevre, Toplum ve Denim’i odağına alan All Blue stratejimiz kapsamında sürdürülebilirliği şirket kültürüne, vizyonumuza, iş yapış şekillerine, ürünlere ve büyüme hedeflerimize entegre etmek üzere önemli yol aldık. Yolculuğumuzda en başından beri, dünyanın öncü jean ve lifestyle markalarından biri olmanın verdiği sorumlulukla, uzun vadeli değer yaratma hedefiyle hareket ediyoruz. İnovasyon, tasarım, dijitalleşme ve müşteri odaklı yaklaşımımızla desteklediğimiz sürdürülebilirlik çalışmalarımızın, FTSE4Good Sürdürülebilirlik Endeksi ile birlikte global arenada bir kez daha başarıyla taçlandırılmış olmasından mutluluk duyuyoruz. Bu yıl FTSE4Good Emerging Index’e girmeye hak kazanmamız, sürdürülebilirlik performansımızın uluslararası ölçekte bağımsız ve güvenilir bir metodoloji ile bir kez daha onaylanması anlamına geliyor. Sektörümüzdeki öncü rolümüze işaret eden bu güzel gelişme; TIME Sürdürülebilir Büyüme araştırmasında dünyanın en iyi ikinci şirketi ve moda sektörünün lideri olmak ya da CDP’den son üç yıldır üst üste double A notu alarak global iklim liderleri arasında yer almak gibi; bizi hem gururlandırıyor hem de bu alandaki kararlılığımızı ortaya koyuyor. FTSE4Good endeksleri, ESG uygulamaları ortaya koyan şirketlerin performansının ölçülmesi, sorumlu yatırım fonları başta olmak üzere çeşitli yatırım ürünlerinin oluşturulması ve değerlendirilmesi amacıyla geniş bir yatırımcı kitlesi tarafından referans olarak kullanılıyor. Mavi’nin de bu endekste yer almasının da, uluslararası yatırımcılar nezdindeki güvenilirliğimizi daha da pekiştireceğine inanıyorum. Bu başarıda emeği bulunan tüm çalışma arkadaşlarıma; bize güvenen yatırımcılarımıza, iş ortaklarımıza ve müşterilerimize teşekkür ediyorum.” Global sürdürülebilirlik liderleri arasındaki yerini güçlendiriyor Mavi, bu yılın başında, iklim değişikliğinin etkilerini azaltmak amacıyla iş dünyasının işleyişini değiştirmeyi hedefleyen dünyanın en büyük çevre raporlama platformu CDP’nin (Carbon Disclosure Project) İklim Değişikliği ve Su Güvenliği programlarının her birinden A notu alarak, üçüncü kez üst üste çift A notuyla CDP’nin global iklim liderleri arasına girmeye hak kazandı. TIME Dergisi ve küresel veri analizi platformu Statista tarafından hazırlanan “World’s Best Companies - Sustainable Growth” isimli araştırmada, önceki yıla göre altı basamak yükselerek, sürdürülebilir büyümede dünyanın en iyi 2’nci şirketi seçildi ve global hazır giyim sektöründeki liderliğini sürdürdü. S&P Global tarafından 9.200 şirketin değerlendirildiği Kurumsal Sürdürülebilirlik Değerlendirmesi (Corporate Sustainability Assessment – CSA) kapsamında gösterdiği güçlü performans ile “The Sustainability Yearbook 2026”ya girmeye hak kazandı. Paris İklim Anlaşması’yla uyumlu şekilde belirlediği kısa dönem emisyon azaltım hedeflerinin ardından, 2025’te net zero emisyon azaltım hedefleri de, Science Based Targets initiative (SBTi) tarafından onaylandı. Bu gelişme, markanın sürdürülebilirlik çalışmalarının bilim temelli ve titizlikle yürütüldüğünün önemli bir göstergesi oldu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Prometeon, 2025 Sürdürülebilirlik Raporu’nu Yayımladı Haber

Prometeon, 2025 Sürdürülebilirlik Raporu’nu Yayımladı

Geri dönüştürülmüş çelik ve kullanım ömrünü tamamlamış lastiklerden elde edilen karbon siyahının kullanımındaki artış sayesinde, üretimde kullanılan geri dönüştürülmüş malzemelerin oranı yüzde 7’ye yükseldi. Türkiye’deki üretim tesisi de Prometeon’un sürdürülebilir üretim yaklaşımında önemli bir rol üstlendi. Tüm dünyanın endüstriyel ve ticari lastik odaklı tek global şirketi Prometeon Tyre Group, sürdürülebilirlik stratejisini güçlendiren ve sürdürülebilirliğin tüm faaliyetlerindeki merkezi rolünü ortaya koyan 2025 Sürdürülebilirlik Raporu’nu yayımladı. Çevresel, sosyal, yönetişim ve ekonomik olmak üzere dört odak alanı üzerine yapılandırılan rapor, sürdürülebilirlik hedeflerinin şirket operasyonlarının ve stratejik karar alma süreçlerinin ayrılmaz bir parçası haline geldiğini ortaya koyuyor. Yenilenebilir ve yüksek verimli enerji kaynakları toplam kullanımın yüzde 51,5’ini oluşturdu 2025 yılında yenilenebilir ve yüksek verimli enerji kaynakları Prometeon’un toplam enerji kullanımının yüzde 51,5’ini oluşturdu. Bu oranın yüzde 31,3’ünü sertifikalı yeşil elektrik ve biyokütle gibi yenilenebilir kaynaklar oluştururken, yüzde 20,2’si kojenerasyon tesisleri gibi yüksek verimli enerji sistemlerinden elde edildi. Yalnızca elektrik kullanımı dikkate alındığında ise yenilenebilir enerjinin payı yüzde 47,5’e ulaştı. Prometeon, Bilimsel Tabanlı Hedefler (Science Based Targets Initiative) - SBTi tarafından belirlenen 1,5°C hedefiyle uyumlu bir yol haritası izleyerek 2040 yılına kadar iklim nötrlüğüne ulaşma hedefi doğrultusunda çalışmalarını kararlılıkla sürdürüyor. Şirketin 2025 yılında bitmiş ürün bazında ölçülen ton başına özgül enerji kullanımı, baz yıl olan 2016’ya kıyasla yüzde 14,7 azalarak üretim süreçlerindeki verimlilik artışını ortaya koydu. Geri dönüştürülmüş malzeme kullanımı yüzde 7’ye ulaştı Prometeon, döngüsel ekonomi yaklaşımı doğrultusunda malzeme kullanımında da önemli ilerlemeler kaydetti. 2025 yılında üretimde kullanılan geri dönüştürülmüş malzemelerin oranı yaklaşık yüzde 7’ye yükseldi. Bu artış; geri dönüştürülmüş çeliğin daha yaygın kullanımı, pirinç kabuğu külünden elde edilen silikanın devreye alınması ve kullanım ömrünü tamamlamış lastiklerden elde edilen piroliz yağından üretilen karbon siyahının kullanımına bağlı olarak gerçekleşti. Türkiye’deki üretim tesisi de Prometeon’un sürdürülebilir üretim yaklaşımında önemli bir rol üstlendi. 1 Ocak 2025 itibarıyla Kocaeli fabrikasında üretilen tüm Coach CO2 (295/80R22.5) lastikleri, kütle dengesi yaklaşımına göre hesaplanan yüzde 23 oranında ISCC+ sertifikalı malzeme içeriyor. Biyoekonomi ve döngüsel ekonomi uygulamalarına yönelik gönüllü sertifikasyon sistemi ISCC Plus, kullanılan hammaddelerin izlenebilirliğini ve sürdürülebilirliğini doğruluyor. Prometeon, 2025 yılında dünyanın önde gelen bağımsız çevresel raporlama platformu olan CDP’nin değerlendirmesine katılarak İklim Değişikliği kategorisinde B, Su Güvenliği kategorisinde ise B- notu aldı. Bu sonuç, Grubu çevresel riskleri sistematik ve ölçülebilir şekilde yöneten kuruluşların yer aldığı CDP’nin “Yönetim” seviyesine taşıdı. “2040 net sıfır hedefimize kararlılıkla ilerlemeyi sürdüreceğiz” Prometeon İç Denetim, Uyum, Sürdürülebilirlik ve Kurumsal İlişkiler Direktörü Nicolas Marchi, şunları söyledi: “2025 Sürdürülebilirlik Raporu, Prometeon’un sürdürülebilirlik hedeflerini somut ve ölçülebilir sonuçlara dönüştürme başarısını bir kez daha ortaya koyuyor. Yenilenebilir ve yüksek verimli enerji kaynaklarının kullanımındaki artış, geri dönüştürülmüş malzeme kullanımı oranındaki yükseliş ve CDP değerlendirmesinde elde ettiğimiz sonuçlar, uyguladığımız stratejinin sağlamlığını teyit ediyor. Hızla değişen küresel ortamda sürdürülebilirliği rekabet gücümüzü, inovasyon kapasitemizi ve tercih edilirliğimizi artıran temel unsurlardan biri olarak görmeye devam ediyoruz. Bu doğrultuda, tüm değer zincirimizi sürece dahil ederek ve çalışanlarımıza, müşterilerimize, iş ortaklarımıza ve faaliyet gösterdiğimiz topluluklara yönelik taahhütlerimizi daha da güçlendirerek 2040 net sıfır hedefimize kararlılıkla ilerlemeyi sürdüreceğiz.” Prometeon, 2025 Sürdürülebilirlik Raporu’nu hazırlarken Global Reporting Initiative (GRI) standartlarını uyguladı. GRI çerçevesi, kuruluşların ekonomik, çevresel ve sosyal etkilerini şeffaf biçimde raporlamalarına rehberlik ederken, etki değerlendirmesi de faaliyetlerin toplum ve çevre üzerindeki etkilerinin anlaşılması ve paylaşılmasında kritik rol oynuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ambalajlı Su Üreticileri Derneği'nden 2030 Uyarısı Haber

Ambalajlı Su Üreticileri Derneği'nden 2030 Uyarısı

SUDER, ambalajlı su sektörünün sürdürülebilir kaynak yönetimi ve yenilikçi teknolojilerle suyun korunmasına katkısını ve israfın önlenmesinin önemini vurguluyor. 2030’a yaklaşırken dünya, iklim krizinin su döngüsü üzerindeki etkilerini daha görünür ve daha sert biçimde yakından deneyimliyor. Yayımlanan Avrupa İklim Durumu değerlendirmeleri, kıtanın büyük bölümünde sıcaklıkların uzun dönem ortalamalarının üzerinde seyrettiğini ve Avrupa’nın yaklaşık yüzde 95’inde ortalamanın üzerinde sıcaklık kaydedildiğini ortaya koyuyor. Aynı değerlendirmeler, kuraklık koşullarının yaygınlaştığını ve Avrupa’nın önemli bir bölümünde toprak nemi ve hidrolojik stresin belirgin şekilde arttığını gösteriyor. Özellikle 2025 yılı içinde Avrupa’nın yaklaşık yüzde 50’den fazlasının kuraklık koşullarından etkilendiği raporlanıyor. Küresel ısınmanın en sıcak etkilerini hisseden Akdeniz Havzası'ndaki Türkiye de bu dönüşümün merkezinde yer alıyor. Türkiye, kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı göz önüne alındığında artık 'su stresi yaşayan' ülkeler arasında yer alıyor. Uzmanlar, acil önlem alınmazsa su fakiri olma riskiyle karşı karşıya kalacağı konusunda uyarıyor. Bu gelişmeler, ülkemizin de dahil olduğu şehirlerin suya erişim güvenliğini ve altyapı dayanıklılığını doğrudan etkileyen yeni bir “su stresi çağına” işaret ediyor. “Su kaynaklarının korunması ve sağlıklı su tüketimi geniş bir çerçeveden, stratejik olarak ele alınmalı” Ambalajlı Su Üreticileri Derneği (SUDER) Yönetim Kurulu Başkanı Yaşabey Kalebaşı konuyla ilgili açıklamasında suyun sadece bir içecek olarak değil, stratejik bir yaşam kaynağı olarak ele alınması gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi: “İklim krizi artık bugünün meselesi. Su kaynaklarımız üzerindeki baskı her geçen yıl artıyor ve şehirlerimizin dayanıklılığı suyu nasıl yönettiğimize doğrudan bağlı hale geliyor. Ambalajlı su sektörü, kaynakların korunması, verimli kullanımın teşvik edilmesi ve suyun güvenli şekilde tüketiciye ulaştırılması açısından önemli bir sorumluluk üstleniyor. Su kaybının artmasına sebep olan tüketim yöntemleri, bu küresel stres döneminde yeniden düşünülmelidir. Türkiye ambalajlı su sektöründe faaliyet gösteren üreticiler, dünyada ve ülkemizde bulunan suyun miktarının ve kalitesinin korunmasının öneminin farkında olarak, sahip olduğumuz su varlığının gelecek nesillere aktarılması için kaynaklarını heba etmeden, en verimli şekilde kullanmaya özen göstermektedir.” “Üretim süreçlerimizde sıfır su kaybı prensibiyle çalışıyoruz” Kalebaşı açıklamasında “Derneğimize üye ambalajlı su üreticileri, yeraltı su kaynaklarını çevreleyen alanları da hassasiyetle korumakta, böylece suyun kaynağa ulaşmak için geçtiği doğal ekosistemlerin korunmasına yardımcı olmaktadırlar. Doğal su kaynaklarının kullanımında sürdürülebilir üretim adına kamu otoriteleri, üniversiteler ve yerel topluluklar ile kurulan işbirlikleri sadece kaynakların, biyoçeşitliliğin ve doğal yaşam ortamlarının korunmasını değil, aynı zamanda bölgenin sosyal ve ekonomik açıdan gelişimini de desteklemektedir. Üretim süreçlerimizde sıfır su kaybı prensibiyle çalışarak kaynaklarımızı koruyor, döngüsel ekonomiye katkı sunmak adına ambalajlarımızın yüzde 100 geri dönüştürülebilir malzemelerden üretilmesini sağlayarak, çevresel ayak izimizi sistematik olarak azaltıyoruz.” dedi. Ev tipi arıtma cihazlarında görünmeyen büyük su israfı Su kaynaklarının korunması ve israfın önlenmesi için tüketim teknolojilerinin bütüncül ve verimlilik odaklı değerlendirilmesi gerekiyor. İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi’nden Prof. Dr. Meriç Albay’in yaptığı “Ev Tipi Su Arıtma Sistemlerinin Su Kalitesinin Değerlendirilmesi Araştırması” ev tipi arıtma cihazlarında, 1 litre arıtılmış içme suyu elde edebilmek için yaklaşık 5 litre ve üzeri su atık olarak israf ediliyor. Su stresinin giderek büyüdüğü ve şehirlerin su kaynakları üzerindeki baskının arttığı bu dönemde, bu düzeyde bir su kaybı, önemli bir verimlilik sorunu olarak öne çıkıyor. 2040’ da 5,7 milyar insan su sıkıntısı yaşayacak Kuraklık artık yalnızca tarımsal üretimi etkileyen dönemsel bir risk değil, su güvenliğini doğrudan tehdit eden küresel bir kriz olarak öne çıkıyor. Dünyada ve ülkemizde son 20 yılda kuraklığın giderek artması, su kaynaklarının korunmasının ertelenemez bir öncelik olduğunu ortaya koyuyor. 2040 yılına gelindiğinde dünyada 5,7 milyar insanın su sıkıntısı yaşayabileceğinin tahmin edilmesi de suyun verimli kullanımının toplumsal ve ekonomik bir zorunluluk olduğunu gösteriyor. Ambalajlı Su Üreticileri Derneği (SUDER) Yönetim Kurulu Başkanı Yaşabey Kalebaşı’na göre bu tablo, yer altı ve yer üstü su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimini, su kayıplarının azaltılmasını ve suyun verimli kullanımını koruyan uygulamaların yaygınlaştırılmasını her zamankinden daha kritik hale getiriyor. Yer altı su rezervlerinin azalması kentlerin dayanıklılığını zorluyor Şehirlerin su güvenliği suyun nasıl korunduğu, nasıl yönetildiği ve ne kadar verimli kullanıldığıyla tanımlanıyor. Yer altı su rezervlerinin azalması ve yüzey sularındaki dalgalanmalar, kentlerin uzun vadeli dayanıklılığını zorlarken; suyun her damlasının korunmasını stratejik bir zorunluluk haline getiriyor. Araştırmalar, Avrupa’nın 2025 yılında en kurak üç yıldan birini yaşadığını ve bazı dönemlerde kıtanın yaklaşık üçte birinde “şiddetli kuraklık” koşulları gözlendiğini ortaya koyuyor. Bu bulgular, su döngüsündeki bozulmanın geçici değil yapısal bir eğilim haline geldiğini gösteriyor. Kalebaşı, “Su stresi giderek derinleşirken, yer altı ve yer üstü su kaynaklarımızı korumak hepimizin ortak sorumluluğudur. Bugün atılacak her adım, gelecekte su güvenliğimizin en önemli güvencesi olacaktır. Bu nedenle tarım sanayi ve diğer tüketim alanlarında verimli su yönetimi uygulamalarının yaygınlaştırılması, su kayıplarının azaltılması ve doğal kaynakların sürdürülebilir şekilde yönetilmesi büyük önem taşıyor” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

SUDER'den Su Kaynaklarının Korunması İçin Sürdürülebilirlik Çağrısı Haber

SUDER'den Su Kaynaklarının Korunması İçin Sürdürülebilirlik Çağrısı

2030’a yaklaşırken dünya, iklim krizinin su döngüsü üzerindeki etkilerini daha görünür ve daha sert biçimde yakından deneyimliyor. Yayımlanan Avrupa İklim Durumu değerlendirmeleri, kıtanın büyük bölümünde sıcaklıkların uzun dönem ortalamalarının üzerinde seyrettiğini ve Avrupa’nın yaklaşık yüzde 95’inde ortalamanın üzerinde sıcaklık kaydedildiğini ortaya koyuyor. Aynı değerlendirmeler, kuraklık koşullarının yaygınlaştığını ve Avrupa’nın önemli bir bölümünde toprak nemi ve hidrolojik stresin belirgin şekilde arttığını gösteriyor. Özellikle 2025 yılı içinde Avrupa’nın yaklaşık yüzde 50’den fazlasının kuraklık koşullarından etkilendiği raporlanıyor. Küresel ısınmanın en sıcak etkilerini hisseden Akdeniz Havzası'ndaki Türkiye de bu dönüşümün merkezinde yer alıyor. Türkiye, kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı göz önüne alındığında artık 'su stresi yaşayan' ülkeler arasında yer alıyor. Uzmanlar, acil önlem alınmazsa su fakiri olma riskiyle karşı karşıya kalacağı konusunda uyarıyor. Bu gelişmeler, ülkemizin de dahil olduğu şehirlerin suya erişim güvenliğini ve altyapı dayanıklılığını doğrudan etkileyen yeni bir “su stresi çağına” işaret ediyor. “Su kaynaklarının korunması ve sağlıklı su tüketimi geniş bir çerçeveden, stratejik olarak ele alınmalı” Ambalajlı Su Üreticileri Derneği (SUDER) Yönetim Kurulu Başkanı Yaşabey Kalebaşı konuyla ilgili açıklamasında suyun sadece bir içecek olarak değil, stratejik bir yaşam kaynağı olarak ele alınması gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi: “İklim krizi artık bugünün meselesi. Su kaynaklarımız üzerindeki baskı her geçen yıl artıyor ve şehirlerimizin dayanıklılığı suyu nasıl yönettiğimize doğrudan bağlı hale geliyor. Ambalajlı su sektörü, kaynakların korunması, verimli kullanımın teşvik edilmesi ve suyun güvenli şekilde tüketiciye ulaştırılması açısından önemli bir sorumluluk üstleniyor. Su kaybının artmasına sebep olan tüketim yöntemleri, bu küresel stres döneminde yeniden düşünülmelidir. Türkiye ambalajlı su sektöründe faaliyet gösteren üreticiler, dünyada ve ülkemizde bulunan suyun miktarının ve kalitesinin korunmasının öneminin farkında olarak, sahip olduğumuz su varlığının gelecek nesillere aktarılması için kaynaklarını heba etmeden, en verimli şekilde kullanmaya özen göstermektedir.” “Üretim süreçlerimizde sıfır su kaybı prensibiyle çalışıyoruz” Kalebaşı açıklamasında “Derneğimize üye ambalajlı su üreticileri, yeraltı su kaynaklarını çevreleyen alanları da hassasiyetle korumakta, böylece suyun kaynağa ulaşmak için geçtiği doğal ekosistemlerin korunmasına yardımcı olmaktadırlar. Doğal su kaynaklarının kullanımında sürdürülebilir üretim adına kamu otoriteleri, üniversiteler ve yerel topluluklar ile kurulan işbirlikleri sadece kaynakların, biyoçeşitliliğin ve doğal yaşam ortamlarının korunmasını değil, aynı zamanda bölgenin sosyal ve ekonomik açıdan gelişimini de desteklemektedir. Üretim süreçlerimizde sıfır su kaybı prensibiyle çalışarak kaynaklarımızı koruyor, döngüsel ekonomiye katkı sunmak adına ambalajlarımızın yüzde 100 geri dönüştürülebilir malzemelerden üretilmesini sağlayarak, çevresel ayak izimizi sistematik olarak azaltıyoruz.” dedi. Ev tipi arıtma cihazlarında görünmeyen büyük su israfı Su kaynaklarının korunması ve israfın önlenmesi için tüketim teknolojilerinin bütüncül ve verimlilik odaklı değerlendirilmesi gerekiyor. İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi’nden Prof. Dr. Meriç Albay’in yaptığı “Ev Tipi Su Arıtma Sistemlerinin Su Kalitesinin Değerlendirilmesi Araştırması” ev tipi arıtma cihazlarında, 1 litre arıtılmış içme suyu elde edebilmek için yaklaşık 5 litre ve üzeri su atık olarak israf ediliyor. Su stresinin giderek büyüdüğü ve şehirlerin su kaynakları üzerindeki baskının arttığı bu dönemde, bu düzeyde bir su kaybı, önemli bir verimlilik sorunu olarak öne çıkıyor. 2040’ da 5,7 milyar insan su sıkıntısı yaşayacak Kuraklık artık yalnızca tarımsal üretimi etkileyen dönemsel bir risk değil, su güvenliğini doğrudan tehdit eden küresel bir kriz olarak öne çıkıyor. Dünyada ve ülkemizde son 20 yılda kuraklığın giderek artması, su kaynaklarının korunmasının ertelenemez bir öncelik olduğunu ortaya koyuyor. 2040 yılına gelindiğinde dünyada 5,7 milyar insanın su sıkıntısı yaşayabileceğinin tahmin edilmesi de suyun verimli kullanımının toplumsal ve ekonomik bir zorunluluk olduğunu gösteriyor. Ambalajlı Su Üreticileri Derneği (SUDER) Yönetim Kurulu Başkanı Yaşabey Kalebaşı’na göre bu tablo, yer altı ve yer üstü su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimini, su kayıplarının azaltılmasını ve suyun verimli kullanımını koruyan uygulamaların yaygınlaştırılmasını her zamankinden daha kritik hale getiriyor. Yer altı su rezervlerinin azalması kentlerin dayanıklılığını zorluyor Şehirlerin su güvenliği suyun nasıl korunduğu, nasıl yönetildiği ve ne kadar verimli kullanıldığıyla tanımlanıyor. Yer altı su rezervlerinin azalması ve yüzey sularındaki dalgalanmalar, kentlerin uzun vadeli dayanıklılığını zorlarken; suyun her damlasının korunmasını stratejik bir zorunluluk haline getiriyor. Araştırmalar, Avrupa’nın 2025 yılında en kurak üç yıldan birini yaşadığını ve bazı dönemlerde kıtanın yaklaşık üçte birinde “şiddetli kuraklık” koşulları gözlendiğini ortaya koyuyor. Bu bulgular, su döngüsündeki bozulmanın geçici değil yapısal bir eğilim haline geldiğini gösteriyor. Kalebaşı, “Su stresi giderek derinleşirken, yer altı ve yer üstü su kaynaklarımızı korumak hepimizin ortak sorumluluğudur. Bugün atılacak her adım, gelecekte su güvenliğimizin en önemli güvencesi olacaktır. Bu nedenle tarım sanayi ve diğer tüketim alanlarında verimli su yönetimi uygulamalarının yaygınlaştırılması, su kayıplarının azaltılması ve doğal kaynakların sürdürülebilir şekilde yönetilmesi büyük önem taşıyor” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.