Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Su Kaynakları

Kapsül Haber Ajansı - Su Kaynakları haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Su Kaynakları haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Su Tasarrufu Bireysel Kullanım Alışkanlıklarına İndirgenmemeli! Haber

Su Tasarrufu Bireysel Kullanım Alışkanlıklarına İndirgenmemeli!

Dolayısıyla geleceğin su krizi yalnızca bir ‘su miktarı’ problemi değil; aynı zamanda gıda, ekonomi, ekosistem ve bunlarla birlikte ortaya çıkacak halk sağlığı problemi olacaktır.” dedi. Su tasarrufunun yalnızca bireysel kullanım alışkanlıklarına indirgenmemesi gerektiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Adiller, özellikle tarımsal sulama ve şebeke kayıplarında büyük ölçekli dönüşüm gerektiğini vurguladı. Üsküdar Üniversitesi SHMYO Çevre Sağlığı Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, 18 Eylül Dünya Su İzleme Günü kapsamında, iklim değişikliği, bilinçsiz su kullanımı ve su kaynakları üzerindeki artan baskının özellikle Türkiye’de su krizine etkisi hakkında açıklamalarda bulundu. Su krizi; gıda, ekonomi, ekosistem ve halk sağlığını da tehdit ediyor! Su krizi denildiğinde genellikle aklımıza şehirlerde gerçekleşen su kesintileri geldiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Ancak durum o kadar basit değil. Su kaynaklarının miktar ve kalite açısından azalması; içme ve kullanma suyuna erişimden tarımsal üretime, gıda fiyatlarından sanayiye ve enerji üretimine kadar hayatın hemen her alanını etkileyebilir.” dedi. Ülkemizin de su stresi yaşayan ülkeler arasında yer aldığını hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Adiller, “Nüfus artışı ve iklim değişikliğinin etkileri düşünüldüğünde mevcut kaynaklar üzerindeki baskının gelecekte daha da artması bekleniyor. Asıl risk, belirli dönemlerde yaşanan kuraklığın kalıcı bir su güvensizliğine dönüşmesidir. Barajların doluluk oranlarının düşmesinin yanında yeraltı su seviyelerinin azalması, tarımsal üretimin zorlaşması, sulak alanların kaybedilmesi ve suyun kalitesinin bozulması söz konusu olabilir. Dolayısıyla geleceğin su krizi yalnızca bir ‘su miktarı’ problemi değil; aynı zamanda gıda, ekonomi, ekosistem ve bunlarla birlikte ortaya çıkacak halk sağlığı problemi olacaktır.” şeklinde konuştu. İklim değişikliği, Türkiye’nin su kaynaklarını daha hassas hale getiriyor! Türkiye’nin, iklim değişikliğinin etkilerine karşı oldukça hassas olan Akdeniz Havzası içerisinde bulunduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Adiller, “İklim değişikliğiyle birlikte sıcaklıkların yükselmesi, buharlaşmanın artması, yağış rejiminin değişmesi ve kurak dönemlerin daha uzun ve şiddetli hale gelmesi su kaynaklarımız üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Bilimsel değerlendirmeler içinde bulunduğumuz coğrafyada kuraklığın şiddeti ve su kıtlığı riskinin artacağını, yıllık yağışlarla oluşan akarsuların ve yeraltı suyunun beslenmesinin azalacağını gösteriyor.” dedi. Toplam yağış miktarı kadar yağışın ne zaman ve nasıl gerçekleştiğinin de önemli bir nokta olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Adiller, sözlerini şöyle sürdürdü: “Uzun süre yağış almayan bir bölgeye kısa sürede çok şiddetli yağmur yağması, su kaynaklarının sağlıklı şekilde beslenmesi anlamına gelmez. Böyle yağışlar daha fazla yüzeysel akışa, erozyona ve taşkına dönüşebilir. Buna karşılık düzenli yağışın azalması, toprağın ve yeraltı suyu rezervlerinin beslenmesini güçleştirir. Bu nedenle iklim değişikliğinin Türkiye açısından ortaya çıkardığı tabloyu ‘daha az yağış’ ifadesiyle sınırlamamak gerekir. Daha doğru ifade; daha sıcak bir iklim, artan buharlaşma, daha düzensiz yağışlar, daha sık ve şiddetli kuraklıklar ve buna bağlı olarak daha hassas hale gelen su kaynaklarıdır. Türkiye’nin 2026–2035 Ulusal Su Planı'nda da değişen iklim koşullarına uyum ve su kaynaklarının verimli kullanılması temel öncelikler arasında yer alıyor.” Türkiye’nin su sorunu yalnızca bireysel tasarrufla çözülemez! Günlük hayatta su tasarrufu yaparken en sık yapılan hatalara değinen Dr. Öğr. Üyesi Adiller, “En yaygın hata, su tasarrufunu yalnızca ‘musluğu biraz daha az açmak’ olarak görmek. Elbette diş fırçalarken musluğu açık bırakmak, gereğinden uzun duş almak, az miktarda ve sık sık çamaşır veya bulaşık için makine çalıştırmak, araç ve balkonları hortumla yıkamak ciddi bir gereksiz tüketim oluşturuyor. Ancak fark edilmeyen küçük kaçaklar da uzun süre devam ettiğinde önemli miktarda su kaybına yol açabiliyor.” dedi. Bahçe sulamasının sıcak saatlerde yapılmasının da sık karşılaşılan yanlışlardan biri olduğuna işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Adiller, “Buharlaşmanın yüksek olduğu saatlerde yapılan sulamada verilen suyun önemli bir bölümü bitkiye ulaşmadan kaybedilebilir. Sabah erken veya akşam saatlerinde yapılan, bitkinin ihtiyacına göre kontrollü sulama çok daha verimlidir. Bir diğer önemli hata ise her kullanım için içilebilir kalitede şebeke suyu kullanılması gerektiğini düşünmek. Uygun sistemlerin bulunduğu yapılarda yağmur suyu veya arıtılmış gri su; peyzaj sulama ve rezervuar gibi içme suyu kalitesi gerektirmeyen alanlarda değerlendirilebilir. Türkiye'nin Su Verimliliği Stratejisi de yağmur suyu hasadı, gri su ve kullanılmış suların yeniden kullanımını yaygınlaştırmayı hedeflemektedir.” açıklamasını yaptı. Türkiye’nin su sorununun yalnızca vatandaşın duş süresini kısaltmasına indirgemenin doğru olmadığının altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Adiller, DSİ verilerine göre ülkemizde kullanılan suyun büyük bir bölümünün sulamada kullanıldığını, bu nedenle bireysel tasarruf kültürünün mutlaka geliştirilirken tarımsal sulama, şebeke kayıpları ve sanayide su verimliliği gibi alanlarda da büyük ölçekli dönüşüm sağlanması gerektiğini vurguladı. Yeraltı suyu bir ‘yedek depo’ olarak değil, sınırlı stratejik bir doğal kaynak olarak görülmeli! Yeraltı sularının çoğu zaman görünmediği için tükenmeyecek bir kaynak gibi algılanabildiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Adiller, “Oysa yeraltı suları da yağışlar sonucunda topraktan sızan sularla doğal olarak yeniden beslendiğinden daha fazla su çekildiğinde yeraltı su seviyesi sürekli olarak düşer. Bunun ilk sonucu kuyuların su seviyesinin daha derine inmesi, bazı kuyuların kullanılamaz hale gelmesi ve suyun çıkarılması için daha fazla enerji harcanmasıdır.” dedi. Fakat detaylı değerlendirmelerde çevresel sonuçların çok daha ciddi olabildiğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Adiller, “Bazı jeolojik koşullarda zeminde oturma ve çökmeler meydana gelebilir. Kıyı bölgelerinde ise aşırı yeraltı suyu çekimi deniz suyunun tatlı su kaynaklarına doğru ilerlemesine, yani tuzlu su girişimine neden olabilir. Bu senaryo bazı durumlarda geri döndürülmesi son derece güç bir su kalitesi ve ekosistem problemine sebep olabilir. Dolayısıyla yeraltı suyunu bir ‘yedek depo’ olarak değil, miktarı sınırlı stratejik bir doğal kaynak olarak görmek gerekiyor. Çekimin ölçülmesi, kuyuların denetlenmesi ve her havzada çekilen miktarın doğal beslenme kapasitesiyle uyumlu tutulması büyük önem taşıyor.” diye konuştu. Bugün vereceğimiz kararlar, 20–30 yıl sonra yaşayacağımız su krizinin boyutunu belirleyecek! Su krizini önleyebilmek için tek bir önlemin yeterli olmadığını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Suyu havza ölçeğinde ve bütüncül olarak yönetmek gerekir. Öncelikle suyun ne kadar bulunduğunu, nerede kullanıldığını ve kalitesinin nasıl değiştiğini sürekli izleyen güçlü bir veri ve izleme sistemi oluşturulmalı. Ölçemediğimiz bir kaynağı doğru yönetmemiz mümkün olmaz.” dedi. Dr. Öğr. Üyesi Adiller, sözlerini şöyle tamamladı: “Tarımda su ihtiyacına uygun ürün seçilmesi, açık sulama sistemlerinin modernize edilmesi, basınçlı ve kontrollü sulama yöntemlerinin yaygınlaştırılması ve çiftçinin gerçek bitki su ihtiyacına göre sulama yapması kritik öneme sahiptir. Kentsel alanlarda ise şebeke kayıp ve kaçaklarının daha da azaltılması gerekir. Bunun yanında arıtılmış atık suların yeniden kullanılması, yağmur suyu hasadı ve gri su arıtım ve yeniden kullanım uygulamalarının yaygınlaştırılması gerekiyor. Yeraltı sularında ruhsatsız ve kontrolsüz çekimlerin önlenmesi; sulak alanların, su havzalarının ve yeraltı suyu beslenme alanlarının yapılaşma ve kirlilik baskısından korunması da en az suyun tasarruf edilmesi kadar önemlidir. Bugün vereceğimiz kararlar, 20–30 yıl sonra yaşayacağımız su krizinin boyutunu belirleyecek. Bu nedenle suyu korumak yalnızca bireysel bir tasarruf meselesi değil, gıda güvenliği, ekonomik kalkınma, ekosistemlerin devamlılığı ve gelecek nesillerin yaşam hakkı açısından stratejik bir zorunluluktur.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kuantum Teknolojileri Yarışmasında Final Heyecanı Başlıyor Haber

Kuantum Teknolojileri Yarışmasında Final Heyecanı Başlıyor

TÜBİTAK, Bilişim Vadisi ve ComPro yürütücülüğünde TEKNOFEST kapsamında düzenlenen Kuantum Teknolojileri Yarışması 2026’da final heyecanı başlıyor. Türkiye’den ve yurt dışından üniversite öğrencileri, mezunlar ve genç araştırmacıları kuantum teknolojileri alanında özgün çözümler geliştirmeye teşvik eden yarışma iki kategoriden oluşuyor. 142 takım ve 535 katılımcının başvuru yaptığı yarışmanın finalinde yazılım kategorisinde 10, donanım kategorisinde ise 8 takım toplamda 77 katılımcı yarışacak. Kuantum teknolojilerinin sağlık, enerji, üretim, malzeme bilimi, biyokimya, finans, lojistik ve siber güvenlik başta olmak üzere stratejik alanlarda yaratabileceği dönüşüme dikkat çekmeyi amaçlayan yarışma, genç yeteneklere yalnızca teorik bilgi değil, doğrudan uygulama ve deneyim kazanma imkânı da sunuyor. İki kategoride iki farklı kuantum mücadelesi Yarışmanın Yazılım Kategorisi – Kuantum Hackathon etabında katılımcılar, kentlerin geleceği açısından kritik öneme sahip “Su Kaynakları ve Dağıtım Ağında Dinamik Tahsis Optimizasyonu” problemini ele alacak. Finalist ekiplerden; enerji maliyetlerini, şebeke kayıplarını ve rezervuar dengesini gözetirken kesintisiz su temininin sağlanmasına yönelik karar destek çözümleri geliştirmeleri bekleniyor. Ekipler bu kapsamda kuantum annealing ile klasik-kuantum hibrit çözücü ve yöntemlerden yararlanarak karmaşık bir şehir altyapısı problemini optimize etmeye çalışacak. Yazılım kategorisi final etabı 28-30 Ağustos’ta Bilişim Vadisi Gebze Yerleşkesi’nde Yazılım kategorisine 97 takım ve 356 üye başvururken, bu ekiplerden 10 takım ve 40 üye finale yükseldi. Final etabı 28-30 Ağustos 2026 tarihleri arasında Bilişim Vadisi Gebze Yerleşkesi’nde düzenlenecek. Finalde ekipler, 24 saatlik büyük sınamada kod, nihai rapor ve sunumlarıyla değerlendirilecek. Kuantum Çipi Üzerinde Gerçek Zamanlı Uygulama Yarışmanın Donanım Kategorisi ise genç mühendis ve araştırmacıları kuantum donanımının en ileri uygulama alanlarından biriyle doğrudan buluşturacak. Finale kalan ekipler; transmon kübit tasarımı, simülasyonu, mikrodalga kontrol ve okuma altyapısı konularındaki yetkinliklerini, seyreltili soğutucu sistemlerinde gerçek zamanlı uygulamalarla gösterecek. Kuantum Metroloji Laboratuvarında gerçekleştirilecek final etabında ekipler, doğrudan bir kuantum işlemci çipi üzerinde genişbant ve güç spektroskopisi, Rabi, Ramsey ve tek - atış okuması gibi kalibrasyon çalışmalarını gerçekleştirecek. Bunun yanında kübitlerin T1 ve T2 süreleri ile kapı verimlilikleri (fidelity) ölçülerek kuantum işlemcinin performansı değerlendirilecek. Donanım kategorisi final etabı 26-28 Ağustos’ta TÜBİTAK Gebze Yerleşkesi’nde Donanım kategorisine 45 takım ve 179 üye başvururken, 8 takım ve 37 üye finale kalmaya hak kazandı. Donanım kategorisinin final etabı 26-28 Ağustos 2026 tarihlerinde TÜBİTAK Gebze Yerleşkesinde gerçekleştirilecek. Finalist ekipler uygulamalarını tamamladıktan sonra sunum ve final raporlarını jüriye sunacak. Gençlerin kuantum teknolojileriyle gerçek problemlere çözüm üretmesi hedefleniyor Kuantum Teknolojileri Yarışması, kuantum alanında insan kaynağının gelişimini desteklemeyi ve gençlerin bu alandaki motivasyonunu artırmayı hedefliyor. 1980’li ve 1990’lı yıllarda ağırlıklı olarak teorik ve deneysel çalışmalarla ilerleyen kuantum teknolojileri, 2000’li yıllardan itibaren somut uygulamalarla birlikte hız kazandı. Günümüzde kuantum bilgi-işlem, kuantum algılama ve kuantum haberleşmesi başlıkları, geleceğin kritik teknoloji alanları arasında değerlendiriliyor. Özellikle kuantum bilgi-işlem; optimizasyon, karmaşık sistemlerin simülasyonu, makine öğrenmesi ve büyük veri analizi gibi yüksek hesaplama gücü gerektiren problemlerde yeni çözüm olanakları sunuyor. Klasik yarı iletken mimarilerin fiziksel ve mühendislik sınırlarına yaklaşmasıyla birlikte kuantum teknolojileri; sürdürülebilir, enerji etkin ve yüksek performanslı hesaplama çözümleri açısından stratejik önem taşıyor. Finalistler ödül için yarışacak Yarışmada her iki kategorinin dereceye giren ekiplerini önemli ödüller bekliyor. Yazılım Kategorisi: Birinci: 200.000 TLİkinci: 175.000 TLÜçüncü: 150.000 TL Donanım Kategorisi: Birinci: 200.000 TL ( 15.000 TL danışman ödülü )İkinci: 175.000 TL ( 12.000 TL danışman ödülü )Üçüncü: 150.000 TL ( 10.000 TL danışman ödülü ) Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ambalajlı Su Üreticileri Derneği'nden 2030 Uyarısı Haber

Ambalajlı Su Üreticileri Derneği'nden 2030 Uyarısı

SUDER, ambalajlı su sektörünün sürdürülebilir kaynak yönetimi ve yenilikçi teknolojilerle suyun korunmasına katkısını ve israfın önlenmesinin önemini vurguluyor. 2030’a yaklaşırken dünya, iklim krizinin su döngüsü üzerindeki etkilerini daha görünür ve daha sert biçimde yakından deneyimliyor. Yayımlanan Avrupa İklim Durumu değerlendirmeleri, kıtanın büyük bölümünde sıcaklıkların uzun dönem ortalamalarının üzerinde seyrettiğini ve Avrupa’nın yaklaşık yüzde 95’inde ortalamanın üzerinde sıcaklık kaydedildiğini ortaya koyuyor. Aynı değerlendirmeler, kuraklık koşullarının yaygınlaştığını ve Avrupa’nın önemli bir bölümünde toprak nemi ve hidrolojik stresin belirgin şekilde arttığını gösteriyor. Özellikle 2025 yılı içinde Avrupa’nın yaklaşık yüzde 50’den fazlasının kuraklık koşullarından etkilendiği raporlanıyor. Küresel ısınmanın en sıcak etkilerini hisseden Akdeniz Havzası'ndaki Türkiye de bu dönüşümün merkezinde yer alıyor. Türkiye, kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı göz önüne alındığında artık 'su stresi yaşayan' ülkeler arasında yer alıyor. Uzmanlar, acil önlem alınmazsa su fakiri olma riskiyle karşı karşıya kalacağı konusunda uyarıyor. Bu gelişmeler, ülkemizin de dahil olduğu şehirlerin suya erişim güvenliğini ve altyapı dayanıklılığını doğrudan etkileyen yeni bir “su stresi çağına” işaret ediyor. “Su kaynaklarının korunması ve sağlıklı su tüketimi geniş bir çerçeveden, stratejik olarak ele alınmalı” Ambalajlı Su Üreticileri Derneği (SUDER) Yönetim Kurulu Başkanı Yaşabey Kalebaşı konuyla ilgili açıklamasında suyun sadece bir içecek olarak değil, stratejik bir yaşam kaynağı olarak ele alınması gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi: “İklim krizi artık bugünün meselesi. Su kaynaklarımız üzerindeki baskı her geçen yıl artıyor ve şehirlerimizin dayanıklılığı suyu nasıl yönettiğimize doğrudan bağlı hale geliyor. Ambalajlı su sektörü, kaynakların korunması, verimli kullanımın teşvik edilmesi ve suyun güvenli şekilde tüketiciye ulaştırılması açısından önemli bir sorumluluk üstleniyor. Su kaybının artmasına sebep olan tüketim yöntemleri, bu küresel stres döneminde yeniden düşünülmelidir. Türkiye ambalajlı su sektöründe faaliyet gösteren üreticiler, dünyada ve ülkemizde bulunan suyun miktarının ve kalitesinin korunmasının öneminin farkında olarak, sahip olduğumuz su varlığının gelecek nesillere aktarılması için kaynaklarını heba etmeden, en verimli şekilde kullanmaya özen göstermektedir.” “Üretim süreçlerimizde sıfır su kaybı prensibiyle çalışıyoruz” Kalebaşı açıklamasında “Derneğimize üye ambalajlı su üreticileri, yeraltı su kaynaklarını çevreleyen alanları da hassasiyetle korumakta, böylece suyun kaynağa ulaşmak için geçtiği doğal ekosistemlerin korunmasına yardımcı olmaktadırlar. Doğal su kaynaklarının kullanımında sürdürülebilir üretim adına kamu otoriteleri, üniversiteler ve yerel topluluklar ile kurulan işbirlikleri sadece kaynakların, biyoçeşitliliğin ve doğal yaşam ortamlarının korunmasını değil, aynı zamanda bölgenin sosyal ve ekonomik açıdan gelişimini de desteklemektedir. Üretim süreçlerimizde sıfır su kaybı prensibiyle çalışarak kaynaklarımızı koruyor, döngüsel ekonomiye katkı sunmak adına ambalajlarımızın yüzde 100 geri dönüştürülebilir malzemelerden üretilmesini sağlayarak, çevresel ayak izimizi sistematik olarak azaltıyoruz.” dedi. Ev tipi arıtma cihazlarında görünmeyen büyük su israfı Su kaynaklarının korunması ve israfın önlenmesi için tüketim teknolojilerinin bütüncül ve verimlilik odaklı değerlendirilmesi gerekiyor. İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi’nden Prof. Dr. Meriç Albay’in yaptığı “Ev Tipi Su Arıtma Sistemlerinin Su Kalitesinin Değerlendirilmesi Araştırması” ev tipi arıtma cihazlarında, 1 litre arıtılmış içme suyu elde edebilmek için yaklaşık 5 litre ve üzeri su atık olarak israf ediliyor. Su stresinin giderek büyüdüğü ve şehirlerin su kaynakları üzerindeki baskının arttığı bu dönemde, bu düzeyde bir su kaybı, önemli bir verimlilik sorunu olarak öne çıkıyor. 2040’ da 5,7 milyar insan su sıkıntısı yaşayacak Kuraklık artık yalnızca tarımsal üretimi etkileyen dönemsel bir risk değil, su güvenliğini doğrudan tehdit eden küresel bir kriz olarak öne çıkıyor. Dünyada ve ülkemizde son 20 yılda kuraklığın giderek artması, su kaynaklarının korunmasının ertelenemez bir öncelik olduğunu ortaya koyuyor. 2040 yılına gelindiğinde dünyada 5,7 milyar insanın su sıkıntısı yaşayabileceğinin tahmin edilmesi de suyun verimli kullanımının toplumsal ve ekonomik bir zorunluluk olduğunu gösteriyor. Ambalajlı Su Üreticileri Derneği (SUDER) Yönetim Kurulu Başkanı Yaşabey Kalebaşı’na göre bu tablo, yer altı ve yer üstü su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimini, su kayıplarının azaltılmasını ve suyun verimli kullanımını koruyan uygulamaların yaygınlaştırılmasını her zamankinden daha kritik hale getiriyor. Yer altı su rezervlerinin azalması kentlerin dayanıklılığını zorluyor Şehirlerin su güvenliği suyun nasıl korunduğu, nasıl yönetildiği ve ne kadar verimli kullanıldığıyla tanımlanıyor. Yer altı su rezervlerinin azalması ve yüzey sularındaki dalgalanmalar, kentlerin uzun vadeli dayanıklılığını zorlarken; suyun her damlasının korunmasını stratejik bir zorunluluk haline getiriyor. Araştırmalar, Avrupa’nın 2025 yılında en kurak üç yıldan birini yaşadığını ve bazı dönemlerde kıtanın yaklaşık üçte birinde “şiddetli kuraklık” koşulları gözlendiğini ortaya koyuyor. Bu bulgular, su döngüsündeki bozulmanın geçici değil yapısal bir eğilim haline geldiğini gösteriyor. Kalebaşı, “Su stresi giderek derinleşirken, yer altı ve yer üstü su kaynaklarımızı korumak hepimizin ortak sorumluluğudur. Bugün atılacak her adım, gelecekte su güvenliğimizin en önemli güvencesi olacaktır. Bu nedenle tarım sanayi ve diğer tüketim alanlarında verimli su yönetimi uygulamalarının yaygınlaştırılması, su kayıplarının azaltılması ve doğal kaynakların sürdürülebilir şekilde yönetilmesi büyük önem taşıyor” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

SUDER'den Su Kaynaklarının Korunması İçin Sürdürülebilirlik Çağrısı Haber

SUDER'den Su Kaynaklarının Korunması İçin Sürdürülebilirlik Çağrısı

2030’a yaklaşırken dünya, iklim krizinin su döngüsü üzerindeki etkilerini daha görünür ve daha sert biçimde yakından deneyimliyor. Yayımlanan Avrupa İklim Durumu değerlendirmeleri, kıtanın büyük bölümünde sıcaklıkların uzun dönem ortalamalarının üzerinde seyrettiğini ve Avrupa’nın yaklaşık yüzde 95’inde ortalamanın üzerinde sıcaklık kaydedildiğini ortaya koyuyor. Aynı değerlendirmeler, kuraklık koşullarının yaygınlaştığını ve Avrupa’nın önemli bir bölümünde toprak nemi ve hidrolojik stresin belirgin şekilde arttığını gösteriyor. Özellikle 2025 yılı içinde Avrupa’nın yaklaşık yüzde 50’den fazlasının kuraklık koşullarından etkilendiği raporlanıyor. Küresel ısınmanın en sıcak etkilerini hisseden Akdeniz Havzası'ndaki Türkiye de bu dönüşümün merkezinde yer alıyor. Türkiye, kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı göz önüne alındığında artık 'su stresi yaşayan' ülkeler arasında yer alıyor. Uzmanlar, acil önlem alınmazsa su fakiri olma riskiyle karşı karşıya kalacağı konusunda uyarıyor. Bu gelişmeler, ülkemizin de dahil olduğu şehirlerin suya erişim güvenliğini ve altyapı dayanıklılığını doğrudan etkileyen yeni bir “su stresi çağına” işaret ediyor. “Su kaynaklarının korunması ve sağlıklı su tüketimi geniş bir çerçeveden, stratejik olarak ele alınmalı” Ambalajlı Su Üreticileri Derneği (SUDER) Yönetim Kurulu Başkanı Yaşabey Kalebaşı konuyla ilgili açıklamasında suyun sadece bir içecek olarak değil, stratejik bir yaşam kaynağı olarak ele alınması gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi: “İklim krizi artık bugünün meselesi. Su kaynaklarımız üzerindeki baskı her geçen yıl artıyor ve şehirlerimizin dayanıklılığı suyu nasıl yönettiğimize doğrudan bağlı hale geliyor. Ambalajlı su sektörü, kaynakların korunması, verimli kullanımın teşvik edilmesi ve suyun güvenli şekilde tüketiciye ulaştırılması açısından önemli bir sorumluluk üstleniyor. Su kaybının artmasına sebep olan tüketim yöntemleri, bu küresel stres döneminde yeniden düşünülmelidir. Türkiye ambalajlı su sektöründe faaliyet gösteren üreticiler, dünyada ve ülkemizde bulunan suyun miktarının ve kalitesinin korunmasının öneminin farkında olarak, sahip olduğumuz su varlığının gelecek nesillere aktarılması için kaynaklarını heba etmeden, en verimli şekilde kullanmaya özen göstermektedir.” “Üretim süreçlerimizde sıfır su kaybı prensibiyle çalışıyoruz” Kalebaşı açıklamasında “Derneğimize üye ambalajlı su üreticileri, yeraltı su kaynaklarını çevreleyen alanları da hassasiyetle korumakta, böylece suyun kaynağa ulaşmak için geçtiği doğal ekosistemlerin korunmasına yardımcı olmaktadırlar. Doğal su kaynaklarının kullanımında sürdürülebilir üretim adına kamu otoriteleri, üniversiteler ve yerel topluluklar ile kurulan işbirlikleri sadece kaynakların, biyoçeşitliliğin ve doğal yaşam ortamlarının korunmasını değil, aynı zamanda bölgenin sosyal ve ekonomik açıdan gelişimini de desteklemektedir. Üretim süreçlerimizde sıfır su kaybı prensibiyle çalışarak kaynaklarımızı koruyor, döngüsel ekonomiye katkı sunmak adına ambalajlarımızın yüzde 100 geri dönüştürülebilir malzemelerden üretilmesini sağlayarak, çevresel ayak izimizi sistematik olarak azaltıyoruz.” dedi. Ev tipi arıtma cihazlarında görünmeyen büyük su israfı Su kaynaklarının korunması ve israfın önlenmesi için tüketim teknolojilerinin bütüncül ve verimlilik odaklı değerlendirilmesi gerekiyor. İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi’nden Prof. Dr. Meriç Albay’in yaptığı “Ev Tipi Su Arıtma Sistemlerinin Su Kalitesinin Değerlendirilmesi Araştırması” ev tipi arıtma cihazlarında, 1 litre arıtılmış içme suyu elde edebilmek için yaklaşık 5 litre ve üzeri su atık olarak israf ediliyor. Su stresinin giderek büyüdüğü ve şehirlerin su kaynakları üzerindeki baskının arttığı bu dönemde, bu düzeyde bir su kaybı, önemli bir verimlilik sorunu olarak öne çıkıyor. 2040’ da 5,7 milyar insan su sıkıntısı yaşayacak Kuraklık artık yalnızca tarımsal üretimi etkileyen dönemsel bir risk değil, su güvenliğini doğrudan tehdit eden küresel bir kriz olarak öne çıkıyor. Dünyada ve ülkemizde son 20 yılda kuraklığın giderek artması, su kaynaklarının korunmasının ertelenemez bir öncelik olduğunu ortaya koyuyor. 2040 yılına gelindiğinde dünyada 5,7 milyar insanın su sıkıntısı yaşayabileceğinin tahmin edilmesi de suyun verimli kullanımının toplumsal ve ekonomik bir zorunluluk olduğunu gösteriyor. Ambalajlı Su Üreticileri Derneği (SUDER) Yönetim Kurulu Başkanı Yaşabey Kalebaşı’na göre bu tablo, yer altı ve yer üstü su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimini, su kayıplarının azaltılmasını ve suyun verimli kullanımını koruyan uygulamaların yaygınlaştırılmasını her zamankinden daha kritik hale getiriyor. Yer altı su rezervlerinin azalması kentlerin dayanıklılığını zorluyor Şehirlerin su güvenliği suyun nasıl korunduğu, nasıl yönetildiği ve ne kadar verimli kullanıldığıyla tanımlanıyor. Yer altı su rezervlerinin azalması ve yüzey sularındaki dalgalanmalar, kentlerin uzun vadeli dayanıklılığını zorlarken; suyun her damlasının korunmasını stratejik bir zorunluluk haline getiriyor. Araştırmalar, Avrupa’nın 2025 yılında en kurak üç yıldan birini yaşadığını ve bazı dönemlerde kıtanın yaklaşık üçte birinde “şiddetli kuraklık” koşulları gözlendiğini ortaya koyuyor. Bu bulgular, su döngüsündeki bozulmanın geçici değil yapısal bir eğilim haline geldiğini gösteriyor. Kalebaşı, “Su stresi giderek derinleşirken, yer altı ve yer üstü su kaynaklarımızı korumak hepimizin ortak sorumluluğudur. Bugün atılacak her adım, gelecekte su güvenliğimizin en önemli güvencesi olacaktır. Bu nedenle tarım sanayi ve diğer tüketim alanlarında verimli su yönetimi uygulamalarının yaygınlaştırılması, su kayıplarının azaltılması ve doğal kaynakların sürdürülebilir şekilde yönetilmesi büyük önem taşıyor” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Özyeğin Üniversitesi Mavi Su Verimliliği Belgesi Alan İlk Üniversite Oldu Haber

Özyeğin Üniversitesi Mavi Su Verimliliği Belgesi Alan İlk Üniversite Oldu

İklim değişikliğinin etkileri ve su kaynakları üzerindeki artan baskı, kurumların su tüketimini ölçülebilir hedefler doğrultusunda yönetmesini önemli hale getiriyor. Geniş kullanım alanları ve farklı kullanıcı gruplarıyla üniversite kampüsleri de suyun verimli kullanımına yönelik uygulamaların geliştirildiği önemli yaşam alanları arasında bulunuyor. Özyeğin Üniversitesi’nin Mavi Su Verimliliği Belgesi’ni alan ilk üniversite olması, yükseköğretim kurumlarının sürdürülebilir su yönetimindeki rolünü ortaya koyan örnek bir başarı niteliği taşıyor. Su verimliliğinde yükseköğretim için önemli bir eşik T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdürlüğü tarafından Özyeğin Üniversitesi Çekmeköy Kampüsü adına düzenlenen Mavi Su Verimliliği Belgesi, Su Verimliliği Yönetmeliği kapsamında veriliyor. Belge, su verimliliği yönetim sisteminin kurulması, su tüketiminin düzenli olarak ölçülmesi, izlenmesi ve raporlanması ile su tasarrufuna yönelik uygulamaların hayata geçirilmesi sonucunda kurumlara sunuluyor. Mavi Su Verimliliği Belgesi’nin ilk kez bir üniversiteye verilmesi, su kaynaklarının korunmasına yönelik çalışmaların yükseköğretim alanındaki gelişimi açısından da önemli bir eşik oluşturuyor. 1 Temmuz 2026 tarihinde düzenlenen belgenin geçerliliği 1 Temmuz 2031 tarihine kadar devam ediyor. 2025–2026 akademik yılı “Su Yılı” ilan edildi Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından başlatılan Su Verimliliği Seferberliği ve Su Verimliliği Yönetmeliği doğrultusunda 2025–2026 akademik yılını “Su Yılı” ilan eden Özyeğin Üniversitesi, bu dönemde su tüketiminin izlenmesi ve verimlilik performansının değerlendirilmesine yönelik çalışmalarına odaklandı. Kampüs genelindeki su kullanım verilerinin düzenli olarak takip edilmesi, iyileştirme alanlarının belirlenmesi ve su tasarrufuna yönelik uygulamaların kurumsal bir sistem içinde yürütülmesi, belgelendirme sürecinin temelini oluşturdu. Su yönetiminde iki ayrı ilk Özyeğin Üniversitesi, bu sürecin öncesinde ISO 46001 Su Verimliliği Yönetim Sistemi’ni kurarak Türk Standardları Enstitüsü tarafından belgelendirilen ilk yükseköğretim kurumu olmuştu. Su tüketiminin ölçülmesi, izlenmesi ve iyileştirilmesine yönelik uluslararası bir yönetim çerçevesi sunan ISO 46001 kapsamında oluşturulan sistem, Mavi Su Verimliliği Belgesi sürecine de güçlü bir altyapı sağladı. Belgelendirme çalışmaları, Sürdürülebilirlik, Güvenli Yaşam ve Kalite Departmanı koordinasyonunda, Teknik Hizmetler Departmanı ile ilgili akademik ve idari birimlerin iş birliğiyle yürütüldü. Kampüs genelindeki su kullanımının düzenli olarak değerlendirilmesini sağlayan çalışmalar, ulusal su verimliliği hedeflerine ve iklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik kurumsal performansın izlenmesine katkı sunuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kuşadası ve Söke’ye İçme Suyu Yatırımı Haber

Kuşadası ve Söke’ye İçme Suyu Yatırımı

Bakan Yumaklı, yaptığı açıklamada, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü'nün (DSİ) dev su ve sulama yatırımlarına devam ettiğini bildirdi. İklim değişikliği ve küresel ısınmanın getirdiği kuraklık riskine karşı yatırımların zamanında yapılmasının hayati önem taşıdığını vurgulayan Yumaklı, ülkenin önemli tarım ve turizm merkezlerinden olan bölgenin içme suyu teminine yönelik Aydın Kuşadası Söke İçmesuyu İsale Hattı Projesi'nde ihale sürecinin tamamlandığını belirtti. Yumaklı, Sarıçay Barajı'ndan yıllık 20,75 milyon metreküp su aktarılacak olan "Aydın Kuşadası Söke İçmesuyu İsale Hattı" projesinin ihale sözleşme bedelinin 2 milyar 715 milyon TL olduğunu aktararak projenin bölgede 300 binden fazla vatandaşa hizmet vereceğinin altını çizdi. Projeyle Söke, Kuşadası, Davutlar ve Güzelçamlı yerleşim yerlerinin 2050 yılına kadar olan içme, kullanma ve endüstri suyu ihtiyacının garanti altına alındığını bildiren Yumaklı, “Tesis tamamlandığında bölgede toplam 303.160 kişiye kesintisiz ve kaliteli içme suyu ulaştırılacak. Projenin ana su kaynağı olan Sarıçay Barajı gövde inşaatında %88 fiziki gerçekleşme seviyesine ulaşıldı. Proje kapsamında; 67 kilometre uzunluğunda çelik boru isale hattı, 1 adet terfi merkezi ve her biri 1.000 m³ kapasiteli 4 adet yeni su deposu inşa edilecek. İsale hattı inşaatının ilerleme durumuna göre 100.000 m³/gün kapasiteli arıtma tesisinin ihalesi de ayrıca gerçekleştirilecek" vurgusu yaptı. "SU YÖNETİMİ BİR TERCİH DEĞİL, YAŞAMSAL BİR ZORUNLULUKTUR" Bakan Yumaklı, sürdürülebilir kalkınma ve kaliteli yaşam için suyun "olmazsa olmaz" niteliğinde temel bir ihtiyaç olduğuna işaret ederek, şu değerlendirmelerde bulundu: "Sürekli gelişen bir kalkınma için en önemli yaşamsal kaynaklardan birisi hiç şüphesiz sudur. Yeterli miktarda ve iyi kalitede içme suyuna erişim yaşamsal bir gerekliliktir. Sosyal ve ekonomik gelişme ile birlikte yükselen hayat standartları, kişi başına düşen su ihtiyacını da artırmaktadır. Bu sebeple yeni su kaynaklarının geliştirilmesi ve vatandaşlarımızın hizmetine sunulması bir tercih değil, zorunluluktur. Dünyada ve ülkemizde su kaynakları kısıtlı olsa da doğru ve etkin su yönetimi anlayışıyla su kıtlığının önüne geçmek mümkündür." "81 İL İÇME SUYU EYLEM PLANI" İLE GELECEK NESİLLER GÜVENCEDE Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü'nün 1968 yılından bu yana hizmete aldığı 436 içme suyu projesiyle yıllık 5,4 milyar metreküp su temin ettiğini belirten Bakan Yumaklı, Türkiye genelinde yürütülen stratejik planlamaya ilişkin şunları kaydetti: "Mardin'den Edirne'ye, Trabzon'dan Afyonkarahisar'a kadar ülkemizin dört bir yanında içme suyu yatırımlarımızı aralıksız sürdürüyoruz. Bakanlık olarak şehirlerimizde içme suyu sıkıntısı yaşanmaması adına hazırladığımız '81 İl İçmesuyu Eylem Planı' ile illerimizin 2040, 2055 ve hatta 2071 yıllarına kadar olan su ihtiyacını detaylıca planladık. Bu eylem planı sayesinde, yaşanan kurak dönemlerde dahi vatandaşlarımıza su sıkıntısını hissettirmeden süreci yönetiyoruz." Tarım ve Orman Bakanı Yumaklı, yeni yapılacak Kuşadası Söke İsale Hattı'nın hayırlı, uğurlu ve bereketli olmasını temenni etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.