Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Su Tasarrufu

Kapsül Haber Ajansı - Su Tasarrufu haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Su Tasarrufu haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Optimum Yenişehir,  Suyun Her Damlasını Önemsiyor Haber

Optimum Yenişehir, Suyun Her Damlasını Önemsiyor

25 bin metrekare alanda 669 daire ve 36 mağaza içeren proje, Rielli MBR Gri Su Geri Kazanım Sistemleri sayesinde yüzde 40’a varan oranda su tasarrufu sağlıyor. Günde yaklaşık 75 ton su israfının önüne geçiliyor. Pendik - Kurtköy'de 25 bin metrekare alanda, 669 daire ve 36 mağaza ile sakinlerine, yüksek standartlarda geniş ve konforlu bir yaşam alanı sunmayı hedefleyen Optimum Yenişehir Projesi, su sürdürülebilirliği alanında da öncü ve sorumlu bir yaklaşım benimsiyor. Toplamda 2 etaptan oluşacak olan Optimum Yenişehir Projesi’nde, T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın öncülüğünde hazırlanan “Su Verimliliği Strateji Belgesi ve Eylem Planı” ve ilgili mevzuatla da uyumlu şekilde oluşturulan gri su arıtma sistemleri, yüzde 40’a varan oranda su tasarrufu sağlıyor. Projenin ilk ve ikinci etabında kurulup, devreye alınan Rielli MBR Gri su Geri Kazanım Sistemleri, toplamda günlük 75 metreküp gri su arıtımı sağlıyor. Geri kazanılabilen su, özellikle sifon rezervuarları ve peyzaj sulama gibi birçok amaç için kullanılabiliyor. Yılda 100.000 metreküp gri su geri kazanılarak hem kaynak kullanımı azaltılıp çevresel değer sağlanıyor hem de su faturalarında önemli düşüşlerle ekonomik kazanım elde ediliyor. Hem Çevresel ve Ekonomik Kazanım Hem de Mevzuat Gerekliliği Genel olarak gri su olarak adlandırılan lavabo ve duşlardan gelen suların, binalardaki insani amaçlı tüketimin yüzde 40’ını oluşturduğunu belirten Kazancı Çevre Tekniği Kurucu Genel Müdürü Artun Kazancı, konutlarda ve yaşam alanlarında gri su kazanımının önemine dikkat çekerek, “Geri kazanılabilen gri sular, birçok amaç için kullanıma uygundur; ancak gri suların arıtımında doğru teknolojiyi seçmek önemlidir. Rielli MBR teknolojisi ile yıllardır etkin ve verimli şekilde gri suların geri kazanımını sağlıyoruz. Türkiye’deki gri su geri kazanım tesislerinin büyük bir kısmı, Rielli imzası taşıyor” dedi. Artun Kazancı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Gri suyu arıtıp tuvalet rezervuarları ve bazı peyzaj uygulamaları gibi alanlarda kullanmak, yüzde 40’a varan oranda su tasarrufu sağlar. Çevresel değerin yanı sıra, bu kullanım, yatırım bedeli dahil olmak üzere şebekeden su almaktan daha düşük maliyetlidir. Bu yatırımlar, 8-16 ay kendine geri öder niteliktedir. Diğer taraftan, belirli bir boyutta inşaatlarda, gri su arıtma tesisleri mevzuat gereklilikleri kapsamında yer almaktadır.” Türkiye’nin Global Su Arıtma Markası Rielli Gri suların geri kazanımını, etkin ve verimli şekilde sağlayan Rielli MBR gri su geri kazanım çözümleriyle, kokusuz ve leke bırakmayan geri kazanılmış su elde ediliyor. Rielli teknolojisi bu alanda farklı avantajlar sunuyor. Kazancı Çevre Tekniği bünyesinde geliştirilen ve üretilen Rielli markası, turizm sektörüne yönelik yenilikçi çözümleriyle su maliyetlerinde önemli düşüşler sağlayan bütünsel sistemler sunuyor. Rielli, 30 yılı aşkın köklü geçmişiyle Türkiye’nin 6 kıtada ve 80’i aşkın ülkede tercih edilen global su arıtma markası kimliğini taşıyor. 1.000 Metrekare Üzeri Projelerde Gri Su Arıtma Zorunluluğu Getirildi Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı “Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği”, 2025 yılında yürürlüğe giren son değişiklik çerçevesinde, 1.000 metrekarenin üzerinde tüm yeni inşaatlarda gri su tesisatı zorunluluğu getiriyor. Örnek olarak, 120 m2 brüt alana sahip 8 daireden oluşan bir apartman inşaatında dahi, gri su arıtma tesisi zorunlu hale getirildi. Yönetmelik kapsamındaki zorunluluk, yapı inşaat alanı 10 bin metrekareden büyük alışveriş merkezlerini, 10 bin metrekareden büyük kamu yapılarını (sağlık ve eğitim yapıları istisnası ile) kapsıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Tarımda Verimlilik Teknolojileri Neyi Değiştiriyor? Haber

Tarımda Verimlilik Teknolojileri Neyi Değiştiriyor?

Bir tarlada alınan yanlış sulama kararı artık sadece su kaybı anlamına gelmiyor. Gübre maliyetinin yükseldiği, iklim dalgalanmalarının sıklaştığı ve iş gücü planlamasının zorlaştığı bir dönemde, tek bir hatalı uygulama sezon karlılığını doğrudan etkileyebiliyor. Bu nedenle tarımda verimlilik teknolojileri artık yenilik merakının değil, operasyonel zorunluluğun konusu haline gelmiş durumda. Tarım sektörü uzun yıllar deneyim, gözlem ve yerel bilgiyle ilerledi. Bu yapı bugün hâlâ değerini koruyor. Ancak sahadaki kararların yalnızca tecrübeye bırakılması, özellikle ölçek büyüdükçe yetersiz kalabiliyor. Sensörlerden uydu görüntülerine, otomatik sulama altyapılarından yapay zeka destekli tahmin sistemlerine kadar uzanan yeni araçlar, üreticinin sezgisel bilgisini veriyle destekleyerek daha ölçülebilir bir işletme modeli kuruyor. Tarımda verimlilik teknolojileri neden gündemin merkezinde? Konu yalnızca daha fazla ürün almak değil. Asıl mesele, birim su, birim enerji, birim gübre ve birim iş gücü başına daha yüksek çıktı üretebilmek. Tarımsal işletmeler için verimlilik, artık doğrudan finansal dayanıklılık anlamına geliyor. Girdi fiyatları yükselirken satış fiyatlarının aynı hızda öngörülebilir olmaması, çiftçiyi ve tarım şirketlerini daha hassas planlama yapmaya zorluyor. Buna iklim baskısı da ekleniyor. Aynı bölgede bir yıl kuraklık, bir sonraki yıl ani yağış görülebiliyor. Hastalık ve zararlı riski de buna paralel değişiyor. Bu oynaklık içinde veriye dayalı üretim, belirsizliği tamamen ortadan kaldırmasa da yönetilebilir hale getiriyor. Özellikle büyük ölçekli işletmeler, kooperatifler, sözleşmeli üretim yapan firmalar ve tarım teknolojisi yatırımcıları için bu dönüşüm artık stratejik bir başlık. Verimliliği artıran ana teknoloji katmanları Sahada en görünür dönüşüm, hassas tarım uygulamalarında yaşanıyor. Toprak nem sensörleri, hava istasyonları, yaprak ıslaklığı ölçümleri ve uzaktan izleme sistemleri sayesinde üretici, tüm araziyi tek tip kabul etmek yerine farklı bölgeleri ayrı ayrı yönetebiliyor. Bunun pratik sonucu, gereğinden fazla sulama veya gübreleme yapılmaması oluyor. Uydu görüntüleri ve drone tabanlı analizler de benzer şekilde önemli. Bitki gelişimindeki stres, insan gözüyle fark edilmeden önce görüntü işleme araçlarıyla tespit edilebiliyor. Bu sayede sorun tüm tarlaya yayılmadan müdahale imkanı doğuyor. Özellikle yüksek değerli ürünlerde bu erken uyarı sistemi ciddi ekonomik karşılık üretiyor. Otomasyon tarafında ise sulama sistemleri öne çıkıyor. Belirli eşik değerlere göre çalışan akıllı sulama altyapıları, suyun zamanlamasını ve miktarını optimize ediyor. Seracılıkta iklim kontrolü, açık alanda değişken oranlı uygulama makineleri ve süt hayvancılığında otomatik sağım sistemleri de aynı mantıkla çalışıyor. Amaç, insan emeğini tamamen devre dışı bırakmak değil; karar ve uygulama kalitesini standardize etmek. Yapay zeka destekli tarımsal yazılımlar ise verinin üst katmanını oluşturuyor. Bu sistemler hava durumu, geçmiş verim kayıtları, toprak analizleri ve sahadan gelen anlık verileri bir araya getirerek öneri sunabiliyor. Hangi parsele ne zaman müdahale edileceği, hangi ürün deseninin daha rasyonel olduğu ya da hastalık riskinin ne zaman yükseldiği daha net görülebiliyor. Her teknoloji aynı etkiyi yaratmıyor Burada kritik nokta, teknoloji alımının tek başına verimlilik getirmemesi. Sahada sık görülen hata, çözümden önce ekipman satın alınması. Örneğin sensör kurmak, veri üretir; fakat o veriyi okuyacak ekip, karar mekanizması ve uygulama disiplini yoksa yatırım atıl kalabilir. Benzer biçimde drone görüntüsü almak ile o görüntüye dayalı agronomik karar üretmek aynı şey değil. Bu yüzden tarımda verimlilik teknolojileri değerlendirilirken üç soru öne çıkıyor: Sorun gerçekten ne, bu teknoloji o sorunu ölçülebilir şekilde çözüyor mu, yatırımın geri dönüşü hangi zaman aralığında alınacak? İşletme büyüklüğü, ürün tipi, su erişimi, mekanizasyon seviyesi ve teknik kadro kapasitesi bu yanıtları doğrudan değiştiriyor. Küçük aile işletmeleri için bazen en yüksek verim artışı ileri seviye yazılımlardan değil, basit sulama otomasyonu ve doğru gübre planlamasından gelebiliyor. Büyük entegre işletmelerde ise fayda, veri entegrasyonu ve çoklu saha yönetiminden doğuyor. Yani teknoloji seçimi, modaya değil iş modeline göre yapılmalı. Maliyet baskısı altında yatırım kararı nasıl şekilleniyor? Tarım teknolojilerinde yatırım iştahı artıyor, ancak finansman gerçekliği hâlâ belirleyici. Donanım maliyetleri, bakım giderleri, yazılım abonelikleri ve eğitim ihtiyaçları birlikte düşünüldüğünde birçok üretici için ilk adım temkinli atılıyor. Özellikle döviz bazlı ekipmanlarda geri dönüş hesabı daha hassas yapılıyor. Buna rağmen tablo tamamen ihtiyat yönünde değil. Çünkü teknoloji yatırımı çoğu zaman yalnızca verim artışıyla değil, kayıp azaltımıyla değer yaratıyor. Bir üretici için yüzde 10 daha fazla verim almak kadar, yüzde 15 su tasarrufu sağlamak veya hastalık nedeniyle oluşacak kaybı erkenden önlemek de kritik olabilir. İşletmeler tam da bu nedenle yatırım kararını sezonluk değil, birkaç yıllık performans perspektifiyle ele alıyor. Kamu destekleri, kalkınma programları ve özel sektör iş birlikleri de bu alanda belirleyici olabilir. Ancak teşvikle alınan her ekipmanın etkin kullanıldığı varsayımı doğru değil. Eğitim, servis altyapısı ve veri okuryazarlığı eksikse, destekli yatırımın etkisi sınırlı kalabiliyor. Verinin değeri arttıkça yeni rekabet alanları doğuyor Tarım artık yalnızca tohum, gübre ve makine rekabetiyle tanımlanmıyor. Veri yönetimi de yeni rekabet eksenlerinden biri haline geliyor. Hangi işletmenin üretim geçmişini daha iyi kaydettiği, hangi kurumun saha verisini daha iyi analiz ettiği ve hangi tedarikçinin karar destek sistemini daha güvenilir sunduğu önem kazanıyor. Bu durum, tarım şirketleri kadar medya ve içerik ekosistemi için de dikkat çekici. Çünkü sektördeki dönüşüm sadece sahada değil, bilgi dolaşımında da yaşanıyor. Karar vericiler artık ürün tanıtımı değil, ölçülebilir sonuç ve uygulanabilir vaka arıyor. Bu nedenle sektör haberciliğinde teknoloji başlığının daha analitik, daha karşılaştırmalı ve daha iş odaklı ele alınması gerekiyor. Tarımda verimlilik teknolojileri için Türkiye’nin fırsat alanı Türkiye açısından en büyük avantaj, farklı iklim ve ürün desenlerine sahip geniş bir uygulama sahasının bulunması. Bu çeşitlilik, yerli tarım teknolojileri geliştiren girişimler için ciddi bir test ortamı yaratıyor. Sulama, sera otomasyonu, görüntü analizi, tarımsal ERP çözümleri ve makine entegrasyonu gibi alanlarda oluşan yerel kapasite, önümüzdeki dönemde daha görünür hale gelebilir. Ancak fırsat kadar yapısal sınırlar da var. Parçalı arazi yapısı, dijital altyapı eşitsizliği, eğitim ihtiyacı ve teknolojinin farklı ölçeklerde farklı sonuç üretmesi, yaygınlaşmanın önündeki temel başlıklar arasında. Ayrıca teknoloji tedarikçilerinin sahaya ürün satmakla yetinmeyip danışmanlık ve ölçümleme kapasitesi de sunması gerekiyor. Aksi halde beklenti ile sonuç arasındaki fark büyüyor. Kurumsal alıcılar açısından burada yeni bir iş alanı da oluşuyor. Gıda sanayi şirketleri, ihracatçılar, perakende zincirleri ve finans kuruluşları, tedarik ağındaki üreticilerin verimlilik düzeyini yakından izlemek istiyor. Çünkü tarımsal verimlilik artık sadece çiftçinin meselesi değil; tedarik güvenliği, kalite standardı ve maliyet istikrarı açısından tüm değer zincirini etkileyen bir değişken. Önümüzdeki dönem neye işaret ediyor? Gelecek birkaç yılda en hızlı büyümenin, tekil cihaz satışından çok entegre çözümlerde görülmesi beklenebilir. Sensör, yazılım, uzaktan izleme ve saha danışmanlığını birlikte sunan modeller daha fazla karşılık bulacak. Çünkü üretici giderek daha net bir soru soruyor: Bu teknoloji bana hangi kararı daha doğru aldıracak? Aynı şekilde yapay zeka uygulamalarının etkisi de, gösterişli demolarla değil, sahadaki isabet oranıyla ölçülecek. Hastalık tahmini, sulama optimizasyonu, verim projeksiyonu ve girdi planlamasında somut fayda üreten sistemler öne çıkacak. Diğerleri ise kısa süreli ilginin ötesine geçemeyecek. Tarımda teknoloji konuşurken en sağlıklı yaklaşım, ne aşırı iyimserlik ne de refleks halinde kuşkuculuk. Her işletme için tek reçete yok. Ama açık olan şu: Veriye dayalı üretim yapısı kurmayan tarımsal işletmeler, önümüzdeki dönemde maliyet, kalite ve rekabet baskısını daha sert hissedecek. Sektörün asıl meselesi teknolojiye sahip olmak değil, teknolojiyi sahada sonuç üreten bir yönetişim modeline dönüştürmek. Bu dönüşümü erken okuyanlar, yalnızca daha çok üretmeyecek; daha öngörülebilir, daha dayanıklı ve daha sürdürülebilir bir iş yapısı kuracak.

Vestel'den Son Bir Yılda 44 Milyon Litre Su Tasarrufu Haber

Vestel'den Son Bir Yılda 44 Milyon Litre Su Tasarrufu

Birleşmiş Milletler verilerine göre dünya genelinde milyarlarca insan güvenli suya erişimde zorluk yaşıyor. Bu nedenle su verimliliği sağlayan teknolojiler, sürdürülebilir geleceğin en kritik araçlarından biri olarak görülüyor. Vestel, bu yaklaşımla ürün ve teknolojileriyle su kaynaklarının korunmasına katkı sağlamaya devam ediyor. Dünya Su Günü vesilesiyle paylaştığı veriler, Vestel’in akıllı teknolojilerinin su verimliliği konusunda önemli kazanımlar sunduğunu ortaya koyuyor. Vestel Global Pazarlama & Yurt İçi Satış Genel Müdürü Duygu Badem Uylukçuoğlu 22 Mart Dünya Su Günü kapsamında yaptığı açıklamada, “Su kaynaklarının korunmasını, sadece çevresel bir gereklilik değil; gelecek nesillere olan borcumuz ve ertelenemez bir ortak sorumluluk olarak görüyoruz. Çatısı altında faaliyet gösterdiğimiz Zorlu Grubu’nun Akıllı Hayat 2030 vizyonuyla uyumlu şekilde; çevresel ve sosyal etkiyi işimizin doğal bir bileşeni olarak ele alıyoruz. Sürdürülebilirliği tüm operasyonlarımızın merkezine alırken, sadece üretim süreçlerimizde değil, ürünlerimizin kullanım aşamasında da su ve enerji verimliliğini en üst seviyeye taşımak için çalışıyoruz. Teknolojinin dönüştürücü gücüyle tüketicilerimizi de sürdürülebilirlik yolculuğuna aktif birer paydaş olarak dahil edip; kaynak kullanımını optimize eden akıllı çözümlerimizle, doğayla uyumlu bir yaşam kültürünü hep birlikte inşa etmeyi amaçlıyoruz. Teknolojiye dayalı bu vizyonumuzun somut etkilerini, paylaştığımız veriler net bir şekilde ortaya koyuyor. Akıllı cihazlarımızın sağladığı yüksek verimlilik sayesinde, sadece son bir yılda yaklaşık 44 milyon litre su tasarrufu elde ettik. Bu rakam, 17,5 olimpik yüzme havuzunun doluluğuna denk geliyor. Yeni nesil çamaşır ve bulaşık makinelerinde su tüketimi, önceki nesil Vestel modellerinin ortalama tüketimi ile karşılaştırıldığında yüzde 27,7 azalırken, ‘Eco’ program ve ‘otomatik yük algılama’ gibi inovasyonlarımızla suyun daha verimli kullanılmasına katkı sağlayan teknolojiler geliştiriyoruz. Özellikle kullanıcılarımızın bilinçli tercihleriyle sadece ‘Eco’ program kullanımı üzerinden 2,5 milyon litrelik su tüketiminin önüne geçilmesi, teknoloji ile tüketicinin farkındalık davranışı birleştiğinde dünyamız için ne kadar önemli bir etki yaratabileceğini ortaya koyuyor” dedi. 17,5 olimpik yüzme havuzuna denk su tasarrufu Vestel’in paylaştığı verilere göre akıllı cihazların sağladığı verimlilik sayesinde son bir yılda bulaşık makinelerinde yaklaşık 24 milyon litre, çamaşır makinelerinde ise yaklaşık 20 milyon litre olmak üzere, yaklaşık 44 milyon litre su tasarrufu sağlandı. Bu miktar 17,5 olimpik yüzme havuzuna denk gelen bir su hacmine karşılık geliyor. Vestel, geliştirdiği enerji ve su verimliliği yüksek ürünler, akıllı program seçenekleri ve kullanıcı farkındalığını artıran teknolojileriyle sürdürülebilir kaynak kullanımına katkı sağlıyor. Dünya Su Günü kapsamında paylaşılan veriler, teknolojinin doğru kullanıldığında doğal kaynakların korunmasında ne kadar önemli rol oynayabileceğini gösteriyor. Yeni nesil dönüşüm sürüyor Eski nesil bulaşık ve çamaşır makineleri yerine Vestel’in son teknoloji bulaşık ve çamaşır makineleri ile kullanıcıların ortalama su tüketimi yüzde 27,7 oranında azalmış ve yıkayıcı ürünlerinin daha verimli hale geldiğini gösteriyor. Vestel akıllı ürünlerindeki ‘Eco’ program ile standart program arasındaki su tüketimi farkı da dikkat çekici boyutlara ulaşıyor. Bulaşık makinelerinde ‘Eco’ program tercih edildiğinde standart programlara kıyasla yüzde 20 daha az su kullanılıyor. Çamaşır makinelerinde bu oran yüzde 39’a çıkıyor. ‘Eco’ programla 2,5 milyon litre su tüketimi önlendi Kullanıcı tercihlerine uygun şekilde Vestel’in akıllı cihazlarından elde edilen verilere göre kullanıcılar son bir yılda bulaşık makinelerinde 478 bin 658 kez, çamaşır makinelerinde ise 96 bin 895 kez ‘Eco’ programını tercih etti. Daha yoğun programlar yerine ‘Eco’ programını tercih eden kullanıcılar, yaklaşık 2,5 milyon litre su tüketiminin önüne geçti. Ortaya çıkan veriler, Vestel kullanıcıların bilinçli tercihlerinin somut etkisini ortaya koyuyor. Otomatik yük algılama ile gereksiz tüketime son Vestel çamaşır makinelerinde bulunan ‘otomatik yük algılama’ teknolojisi gereksiz su tüketimini azaltmaya yardımcı olan önemli bir özellik. ‘Eco’ programında tam yük yerine yarım yük algılandığında yüzde 43, çeyrek yük algılandığında ise yüzde 55 su tasarrufu sağlanıyor. ‘Pamuklu’ programında yarım yük algılanması halinde, tam yük tüketimine kıyasla yüzde 41 su tasarrufu sağlanıyor. Bu teknoloji sayesinde makineler, yıkama sırasında çamaşır miktarını analiz ederek su tüketimini otomatik olarak optimize ediyor. Vestel, geliştirdiği yeni nesil ürünlerle su ve enerji verimliliğini artırmaya yönelik çalışmalar yürüterek sürdürülebilir yaşam kültürünün yaygınlaşmasına katkı sağlamayı hedefliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Continental Küresel Geri Dönüşüm Günü'nde “Sürdürülebilirliğe Yol Açıyor” Haber

Continental Küresel Geri Dönüşüm Günü'nde “Sürdürülebilirliğe Yol Açıyor”

Sürdürülebilir mobiliteye öncülük eden şirket, PET şişelerden yemeklik atık yağa, pirinç kabuğu külünden geri dönüştürülmüş çeliğe kadar pek çok farklı kaynağı yüksek performanslı lastik bileşenlerine dönüştürüyor. Her yıl 18 Mart’ta kutlanan Küresel Geri Dönüşüm Günü, gezegenimizin sınırlı kaynaklarını korumanın ve atıkları yeniden üretim süreçlerine kazandırmanın önemini hatırlatıyor. Geri dönüşümü üretim sürecinin merkezine alan Continental, bu özel günde sürdürülebilir mobiliteye yön veren yenilikçi uygulamalarını ve hammadde teknolojilerini paylaşıyor. Pet Şişeden Lastik, Pirinç Kabuğu Külünden Silika Sürdürülebilirlik yolculuğunda inovasyon portföyünü her geçen gün genişleten Continental, PET şişelerden elde edilen polyester iplikleri yüksek performanslı lastik bileşenlerine dönüştürüyor. Kullanım ömrünü tamamlamış lastiklerden elde edilen piroliz yağını ve yemeklik yağ atıklarından üretilen sentetik kauçuğu ise üretim süreçlerine entegre ediyor. Bitkisel yağ kaynaklı reçineler, lastiklerin dayanıklılık ve performans dengesini güçlendiriyor ve ıslak zeminde yol tutuşunu artırarak aynı zamanda enerji verimliliğine de katkı sağlıyor. Pirinç kabuğu küllerinden elde edilen silika ve biyobazlı karbon siyahı gibi yenilikçi hammaddelerle doğanın dengesini gözeten marka, geri dönüştürülmüş çelik telleri de üretime dahil ederek kaynak verimliliğini destekliyor. Continental’in sürdürülebilirlik yaklaşımı yalnızca hammadde tarafında değil, ürün performansında da kendini gösteriyor. Düşük yuvarlanma direnci sunan lastikler, yakıt tüketimini ve karbon emisyonunu azaltmaya katkı sağlarken, uzun ömürlü tasarım ise daha az atık oluşmasını destekliyor. 5 Yılda 197 Milyon Litre Su Tasarrufu Continental geri dönüşümün yanı sıra kaynakların verimli kullanımını da ön planda tutuyor. Lastik üretiminde kritik öneme sahip olan suyun verimli kullanımı, markanın çevresel hedeflerinin merkezinde yer alıyor. Şirket, 2020–2025 yılları arasında tüm üretim tesislerinde ürün başına su çekimini yüzde 10’dan fazla azaltarak toplam 197 milyon litre su tasarrufu sağladı. 79 olimpik yüzme havuzunu doldurmaya yetecek bu hacme ise suyun daha verimli kullanımı, arıtılması ve geri kazanımı sayesinde ulaştı. Maksimum Güvenlik, Minimum Çevre Etkisi: UltraContact NXT Continental’in sürdürülebilirlik vizyonunun somut örneklerinden biri, yüzde 65’e varan yenilenebilir, geri dönüştürülmüş ve ISCC PLUS sertifikalı malzeme içeren UltraContact NXT modeli. NXT'nin hamuru ve yapısı, doğal kauçuk, pirinç kabuğu külünden üretilen silika, geri dönüştürülmüş PET, geri dönüştürülmüş çelik ve daha fazlasının optimum karışımını içeriyor. Bağımsız kuruluşlar tarafından hem sürdürülebilirlik hem de performans kriterlerinde ödüllendirilen UltraContact NXT lastik, çevresel sorumluluk ile yüksek sürüş güvenliğini bir arada sunuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

ÇEBİD Başkanı Atabey: “Su Tasarrufu Öncelikle İletim Hatlarında Başlamalı” Haber

ÇEBİD Başkanı Atabey: “Su Tasarrufu Öncelikle İletim Hatlarında Başlamalı”

Suyumuzun yüzde 20 ile 60 arasında bir kısmının kayıp kaçağa gittiğini belirten ÇEBİD Başkanı Zafer Atabey, su krizinin ön plana çıktığı bu dönemde suyun, verimli ve sürdürülebilir bir şekilde iletilmesinin kritik önemine dikkat çekti. Birleşmiş Milletlerin ilkini 1993’te duyurduğu Dünya Su Gününün amacı; su krizine ve suya güvenli erişime dikkat çekmek, tasarruf bilincini vurgulamak, sosyal ve ekonomik kalkınmanın sürdürülebilirliğinin tehdit altında olduğunu hatırlatmak. Aradan geçen 30 yılı aşkın sürede, suyun yaşamsal önemi ve tatlı su kaynaklarının değeri vurgulandı, suyun sürdürülebilir yönetimi teşvik edildi. Ancak yine de bugün dünyadaki yaklaşık 2.1 milyar insanın güvenli suya erişimi yok! Bu gerçeklik tüm ağırlığıyla karşımızdayken Türkiye, kişi başına düşen 1.519 metreküp su miktarı ile su stresi yaşayan ülkeler arasında. Nüfus artışı ve iklim değişikliğine bağlı kuraklık nedeniyle gelecekte Türkiye’nin su kıtlığı riskiyle karşı karşıya kalabileceği öngörülüyor. ARTIK HER DAMLASI ÇOK DEĞERLİ! Su kaynakları her geçen gün biraz daha azalırken, elimizdeki su için; diş fırçalarken veya tıraş olurken musluğu kapatmak, duş süresini kısaltmak, düşük akımlı duş başlıkları kullanmak, bozuk muslukları tamir etmek ve sızıntıları önlemek, meyve/sebzeleri bir kapta yıkamak gibi tasarruf önlemleri tavsiye ediliyor. “Su tasarrufu iletim hatlarında başlamalı” açıklaması, Çelik Boru ve Profil İmalatçıları Derneği Başkanı Zafer Atabey’den geldi. “Suyumuzun yüzde 20-60 arasında bir kısmı kayıp kaçağa gidiyor” diyen Atabey, kuraklık ve su sıkıntısının yaşandığı bir dönemde, suyun kayıp-kaçak olmadan iletilmesinin, dolayısıyla suyun verimli kullanılmasının çok önemli olduğunu söyledi. “Çelik boru ile yapılan iletim hatlarıyla suyumuzu daha çok koruyabiliriz” Afyon, Ankara, Bodrum, Bolu, Gebze, Mardin ve Karaman gibi şehirlerdeki içme suyu ve sulama hatlarında meydana gelen sızıntı ve patlamaları hatırlatan Atabey, “Bu hatlar daha sonra çelik boru ile yenilendi ve kayıp-kaçakların önüne geçildi. Çelik boruda bağlantıların manşon ve conta yerine kaynakla yapılıyor olmasından dolayı çelik boru hatlarında kayıp ve kaçak söz konusu değil. Risk almak istemeyen, hesap verebilirliği ve standartlara uygunluğu önceleyen tüm paydaşlarla birlikte suyumuzu korumak ve verimli kullanmak için çalışmaya hazırız” dedi ve şunları söyledi: “Türkiye olarak, 4,7 milyon ton çelik boru üretimi ile Avrupa’da 1., dünyada 3. sıradayız. Üretimimizin yüzde 45’ini de 140’ dan fazla ülkeye ihraç ederek ülkemize yaklaşık 2 milyar dolar döviz kazandırıyoruz. Güçlü ve kalitesini tüm dünyaya kanıtlamış bir sektör olarak biz, kayıp kaçağın sıfıra indiği bir ülke hayal ediyoruz. Yukarıda belirtilen şehirler de dahil olmak üzere, birçok yerel yönetim ve kurum iletim hatlarını çelik boru ile yeniledi ve suyumuza güvenli bir yol açtı. Yağışların azaldığı, nüfusla birlikte kuraklığın arttığı bir dünyada, alt yapı nedeniyle yaşanan su kayıplarının artık kabul edilemez olduğunu düşünüyoruz. Elimizdeki suyun kıymetini bilmemiz, kaybolup gitmesine engel olmamız ve onu yönetebilmemiz, çocuklarımıza borcumuz. Biz sektör olarak bu borcu; sızıntı yapmayan, minimum 50 yıl kullanım ömrü olan, dayanıklı ve güvenli çelik boru ürünlerimiz ile yerine getirmek için çalışıyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

ASAŞ “Sen de Bir Tohum At” Projesiyle Doğayı Yeniden Yeşertmeye Devam Ediyor Haber

ASAŞ “Sen de Bir Tohum At” Projesiyle Doğayı Yeniden Yeşertmeye Devam Ediyor

Türkiye’nin lider sanayi kuruluşlarından ASAŞ, çevresel sürdürülebilirlik alanındaki çalışmalarına kararlılıkla devam ediyor. Birleşmiş Milletler Ekosistem Restorasyonu partneri olan Ecording iş birliğiyle yürütülen proje kapsamında, Marmaris Hisarönü bölgesinde yangından etkilenen alanların yeniden ağaçlandırılmasına katkı sağlanıyor. ASAŞ, bu süreçte projeyi daha geniş kitlelerle buluşturmayı ve toplumsal farkındalığı artırmayı hedefliyor. Yenilikçi Teknolojiyle Doğaya Dönüş Projede EcoDrone teknolojisi kullanılarak bölgeye uygun ağaç türlerinin tohumları doğayla buluşturuluyor. Kuşların uçuş hareketlerini taklit eden drone’lar sayesinde insan erişiminin zor olduğu alanlara ulaşılabiliyor ve tohumlar güvenli şekilde toprağa bırakılabiliyor. Hayvanlar tarafından yenmemesi ve rüzgârla savrulmaması için özel kil kaplama ile korunan tohumlar, küresel iklim krizinden etkilenen bölgelerde yaşayan dezavantajlı kadınlar tarafından hazırlanıyor. Böylece proje hem çevresel hem de toplumsal fayda üretmeye devam ediyor. Doğaya Umut, Geleceğe Nefes Ekim yapılacak alanlar, Orman Genel Müdürlüğü (OGM) tarafından belirlenirken, uygun ağaç türleri ekosistem uzmanlarının katkısıyla seçiliyor. Marmaris Hisarönü için belirlenen türler arasında Kızılçam, Karaçam, Keçiboynuzu ve Defne bulunuyor. Atılan tohumlar ağaca dönüştüğünde; 31.250 m² tahrip olmuş alanın yeniden yeşermesi, her yıl 8.813 ton CO₂ emisyonunun azaltılmasına katkı sağlanması ve her yıl 450 milyon litre su tasarrufu hedefleniyor. Bu etkiler, projenin yalnızca bir çevre yatırımı değil, aynı zamanda gelecek nesillere bırakılacak güçlü bir miras olduğunu ortaya koyuyor. Toplumu Sürece Dahil Eden Kampanya: “Sen de Bir Tohum At” ASAŞ, bu projeyle yalnızca doğaya katkı sunmakla kalmıyor; toplumu da bu sürecin aktif bir parçası olmaya davet ediyor. “Sen de Bir Tohum At” kampanyası kapsamında kullanıcılar, ASAŞ’ın projeye özel hayata geçirdiği www.asaslagelecek.com web sitesi üzerinden bir tıklamayla doğaya tohum armağan edebiliyor. Kampanya ile hem bireylerin ekosistemin yeniden canlanma sürecine katkı sağlaması teşvik ediliyor hem de çevresel konularda toplumsal farkındalığın artırılması hedefleniyor. Böylece doğaya katkı sunmanın herkes için erişilebilir bir adım olduğu gösteriliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Öğrenciler Maruldan Şampuan Ürettiler Haber

Öğrenciler Maruldan Şampuan Ürettiler

8–14 Mart Bilim ve Teknoloji Haftası, gençlerin bilime olan merakını ve üretim gücünü görünür kılan örneklerle anlam kazanıyor. FMV Florya Işık İlköğretim fen bilimleri laboratuvarında üç yıldır sürdürülen proje kapsamında ortaokul öğrencileri, bitkileri toprak kullanmadan yetiştiriyor; ardından bu bitkilerden kozmetik ve gıda ürünleri geliştiriyor. Tohumdan çimlenmeye, hasattan bitki özütü elde etmeye kadar uzanan süreçte öğrenciler, bir fikrin bilimsel araştırmadan ürün geliştirmeye kadar tüm aşamalarını uygulamalı olarak deneyimliyor. Toprak yok, üretim var Okulun fen bilimleri laboratuvarında kurulan hidroponik sistem, klasik tarım yöntemlerinden farklı olarak bitkilerin toprak yerine besin açısından zengin su içinde yetişmesini sağlıyor. Katlı ve dikey olarak tasarlanan sistem sayesinde sınırlı bir alanda çok sayıda bitki yetiştirilebiliyor. Sistemin merkezinde bulunan besin tankındaki çözeltinin motor yardımıyla dikey borulara pompalanmasıyla çalışan kapalı devre yapı, hem su tasarrufu sağlıyor hem de kontrollü üretim imkânı sunuyor. Öğrenciler her gün düzenli olarak suyun pH ve besin değerlerini ölçerek bitkilerin gelişimini takip ediyor. Böylece bilimsel ölçüm, veri toplama ve analiz süreçleri doğrudan uygulama içinde öğreniliyor. Maruldan sabun ve krem üretildi Projenin ilk yılında öğrenciler hidroponik sistemde yetiştirilen marulları kullanarak dikkat çekici bir çalışma gerçekleştirdi. Hasat edilen ürünlerin bir kısmı okul yemekhanesinde değerlendirilirken, bir kısmı laboratuvarda bitki özütü çalışmalarında kullanıldı. Elde edilen marul özütlerinden doğal içerikli sabun ve nemlendirici krem üretildi. “Hidroponik Sistemle Yetiştirilen Marullardan Sabun ve Krem Yapımı” adlı proje, Eyüboğlu Fen Bilimleri Proje Yarışması’nda birincilik elde ederek önemli bir başarıya imza attı. Maruldan geliştirilen şampuan TÜBİTAK’ta derece aldı İkinci yıl proje daha ileri bir aşamaya taşındı. Bu kez marullar tohumdan yetiştirildi ve bitkilerden elde edilen özütler kozmetik ürün geliştirme çalışmalarında kullanıldı. Yapılan araştırmalar ve laboratuvar çalışmaları sonucunda öğrenciler, formülasyonu tamamen kendilerine ait olan bitkisel içerikli bir şampuan geliştirdi. “Işık Marul Özlü Şampuan” adı verilen proje, TÜBİTAK Avrupa Bölge Sergisi’nde 2 bin 198 proje arasından seçilerek Avrupa Bölgesi’nde ilk 13 proje arasına girdi ve bölge finalinde ikincilik derecesi elde etti. Aynı proje ALKEV Fen Bilimleri Proje Yarışması’nda “Genç Bilim İnsanı” ödülüne layık görülürken, Başakşehir İnovasyon Proje Yarışması’nda da yüzlerce proje arasından derece elde etti. Reyhandan doğal sıvı baharat geliştirildi Projenin üçüncü yılında çalışmalar gıda güvenliği ve sürdürülebilir üretim teması üzerine yoğunlaştı. Hidroponik sistemde yetiştirilen reyhan bitkilerinden doğal sıvı baharat üretme çalışmaları başlatıldı. Açıkta satılan toz baharatların nem ve hijyen kaynaklı riskleri göz önünde bulundurularak geliştirilen bu model kapsamında reyhan bitkileri kurutulup özütlenerek zeytinyağı, ceviz yağı ve keten tohumu yağı gibi taşıyıcı yağlarla formüle edildi. Ortaya çıkan ürün cam şişelerde saklanabilen, küflenme riski taşımayan ve yemeklere doğal aroma kazandıran yenilikçi bir baharat alternatifi sunuyor. Öğrenciler tarafından geliştirilen bu proje için TÜBİTAK ve TEKNOFEST yarışmalarına başvurular gerçekleştirildi. Yüzde 90 su tasarrufu sağlıyor Hidroponik sistem yalnızca eğitim açısından değil, sürdürülebilir üretim açısından da dikkat çekiyor. Geleneksel tarım yöntemlerine kıyasla yüzde 90’a varan su tasarrufu sağlayan bu sistemde toprak kullanılmadığı için yabani ot ve zararlı böcek sorunu da ortadan kalkıyor. Kapalı ortamda yürütülen üretim sayesinde bitkiler mevsimden bağımsız olarak yıl boyunca yetiştirilebiliyor. Bu yönüyle hidroponik sistem, geleceğin tarım teknolojileri arasında g Yeni hedef okul serası FMV Florya Işık İlköğretim’de yürütülen çalışmaların önümüzdeki dönemde daha da genişletilmesi planlanıyor. Okul bahçesinde kurulması planlanan sera ile çiçekli bitkilerin yetiştirilmesi, tıbbi ve aromatik değeri yüksek bitkilerin üretimi ve bu bitkilerden yeni katma değerli ürünlerin geliştirilmesi hedefleniyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Shell, Temiz Tuvalet Deneyimini Bir “Büyüme” Hikayesiyle Ekranlara Taşıyor Haber

Shell, Temiz Tuvalet Deneyimini Bir “Büyüme” Hikayesiyle Ekranlara Taşıyor

“İnsanların Shell’i” çatısı altında gerçekleştirdiği iletişim çalışmalarıyla misafirlerinin hayatındaki özel anlara eşlik eden Shell&Turcas, temiz tuvalet konusundaki öncülüğünü yeni reklam filmiyle taçlandırıyor. Yolculukların en güvenilir mola noktası olma hedefiyle hareket ederek geçtiğimiz yıl büyük ilgi gören temiz tuvalet kampanyasını, bu kez bir çocuğun hayatındaki anlamlı bir eşik anı üzerinden sürdürüyor. Yeni film, Shell’in uzun yıllardır istikrarlı biçimde uyguladığı yüksek hijyen standartlarının, her yaştan misafir için nasıl güven yarattığını güçlü bir içgörüyle ortaya koyuyor. Shell & Turcas Pazarlama Direktörü Özkan Özyavuz, kampanyayı şu sözlerle özetliyor; “Geçtiğimiz yıl istasyonlarımızdaki hizmet kalitemizi ve temiz tuvalet konusundaki iddiamızı cesur ve özgüvenli bir şekilde ortaya koyduğumuz "İçi Rahat Eden İnsanların Shell'i" iletişimimizin ardından, Türkiye'nin en sevilen akaryakıt markası olarak, bu yıl da aynı iddiamızı yepyeni bir hikâyeyle anlatıyoruz. Bir istasyonun gerçek bir yaşam alanı olabilmesi için temizlik anlayışımız ve hijyen standartlarımızın anne ve babaların bile içini rahat ettirecek seviyede olması gerektiğine inanıyoruz. Tam olarak bu sebepten dolayı yeni reklam filmimiz gücünü, kusursuz operasyon anlayışımızın misafirlerimizde bulduğu karşılıktan alıyor. Her yaştan misafirimizin içininin rahat etmesi için var gücümüzle çalışırken, iletişimlerimizde de bu güçlü içgörüden yola çıkmaya devam ediyoruz. Son 3 yıldır hikaye anlatıcılığında kullandığımız sıcak ve samimi dil tüketicilerimizle olan sevgi bağımızı derinleştiriyor.” Evdeki kadar temiz, Shell kadar güvenli Shell&Turcas, Türkiye genelindeki istasyon ağında hayata geçirdiği 1000’e yakın yeni nesil tuvalet yatırımıyla, temizlik ve hijyeni müşteri deneyiminin ayrılmaz bir parçası haline getiriyor. Çocuklar için özel tuvaletleri ilk uygulamaya alan ve bugün 1000’i aşkın çocuk tuvaletiyle ailelerin içini rahatlatan bir deneyim sunan Shell&Turcas’ın; 1.000’den fazla istasyonda yer alan engelli tuvaletleri ve temassız kullanım özellikleriyle desteklenen altyapısı, kapsayıcı ve erişilebilir bir hizmet anlayışını yansıtıyor. İstasyonlarda görev yapan 1000’i aşkın kişi sadece bu alanların gün boyu hijyen standartlarını sağlamak üzere dedike bir şekilde çalışıyor. Bu yatırımlar yalnızca nicelikle sınırlı kalmıyor. Tuvaletlerde kullanılan enerji verimli aydınlatma sistemleri, gereksiz elektrik tüketimini önlüyor. Su tasarrufu odağında ise rezervuarlarda yer alan akıllı sistemler devreye girerek hijyen standartlarından ödün vermeden su tüketimini optimize ediyor. Ozon teknolojisiyle desteklenen dezenfeksiyon sistemleri, temassız vitrifiye ve musluklar, hijyen odaklı el kurutma çözümleri, akıllı havalandırma sistemleri ve kullanıcı deneyimini önceleyen tasarım detayları, Shell&Turcas’ın hijyeni operasyonel bir süreçten çok bütüncül bir deneyim alanı olarak ele aldığını ortaya koyuyor. Shell&Turcas’ın bu yaklaşımı, markanın bu yıl Türkiye’de LoveMark seçilmesiyle de anlamlı bir karşılık buluyor. Tüketicilerin yalnızca ürünleriyle değil, günlük hayatta sunduğu deneyimlerle bağ kurduğu markalar arasında yer alan Shell, istasyonlarında sunduğu yüksek hijyen standartlarıyla bu sevginin en somut karşılıklarından birini sunuyor. Temiz, erişilebilir ve güven veren tuvalet deneyimi; özellikle aileler için Shell’i yolculuklarda ilk tercih edilen mola noktası haline getiriyor. Bir Çocuğun Gözünden Güven Duygusu Reklam filminde, annesiyle birlikte Shell istasyonuna gelen 6–7 yaşlarındaki bir çocuğun, çocuk tuvaletinden yetişkin tuvaletine geçiş anına tanıklık ediliyor. Renkli ve eğlenceli çocuk tuvaletlerine veda eden küçük kahraman, “Ben artık büyüdüm” diyerek yeni bir adıma yöneliyor. Bu geçiş anı, Shell’in sunduğu temiz, düzenli ve güven veren tuvalet deneyimi sayesinde kaygıdan uzak ve doğal bir şekilde yaşanıyor. Marka yüzü Engin Akyürek’in bakışlarıyla pekişen sahne, Shell&Turcas’ın hijyen konusundaki iddiasını kendinden emin bir şekilde temizliğin bir vaat değil, istikrarlı biçimde uygulanan bir standart olduğunu net biçimde hissettiriyor. “İnsanların Shell’i” vurgusuyla sonlanan film, markanın hijyen ve konfor alanında da “Hep İleride” olma iddiasını bir kez daha ortaya koyuyor. Shell & Turcas, Türkiye genelindeki istasyonlarında yüksek hijyen standartlarını müşteri deneyiminin merkezinde tutmaya, çevre dostu teknolojilerle desteklenen tuvalet yatırımlarını geliştirmeye ve yolculukların en güvenilir mola noktası olma konumunu güçlendirmeye devam edecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Vestel’in İklim Performansı CDP’den A Notu Aldı Haber

Vestel’in İklim Performansı CDP’den A Notu Aldı

Zorlu Grubu’nun Akıllı Hayat 2030 vizyonu doğrultusunda sürdürülebilirliği iş yapış biçiminin merkezine alan Vestel, iklim değişikliğiyle mücadele, emisyon yönetimi ve çevresel risklerin şeffaf şekilde raporlanması alanlarında yürüttüğü çalışmalarıyla 2025'te uluslararası ölçekte güçlü bir performans ortaya koydu. Vestel Elektronik ve Vestel Beyaz Eşya, şirketlerin karbon ayak izlerini, sera gazı emisyonlarını ve iklim değişikliği risklerini ölçerek raporlamalarını sağlayan uluslararası CDP platformunda 2025'te İklim Değişikliği kategorisindeki skorlarını A seviyesine yükseltti. Böylece Vestel, ilk kez CDP Küresel A Listesi’nde yer almaya hak kazandı. Şirketlerin Su Güvenliği skorları ise B seviyesinde gerçekleşti. İklim değişikliği kategorisinde A seviyesine ulaşılması, Vestel’in uzun vadeli çevresel stratejisi kapsamında belirlediği bilim temelli hedeflerin ve karbonsuzlaşma yol haritasının küresel ölçekte karşılık bulduğunu gösteriyor. Su Güvenliği alanındaki B seviyesi ise suyun verimli kullanımına yönelik belirlenen hedefler doğrultusunda su tasarrufu projelerinin istikrarlı şekilde yürütüldüğünü ortaya koyuyor. Kâr amacı gütmeyen uluslararası bir kuruluş olan CDP, şirketler ve şehirler için dünyanın tek küresel çevre ve doğa raporlama sistemini sunuyor. 2000 yılında Londra’da kurulan CDP, sermaye piyasalarının ve kurumsal tedarik zincirlerinin gücünü kullanarak, şirketlerin çevresel etkilerini şeffaf biçimde raporlamaları konusunda öncü rol üstleniyor. Binlerce şirketi geride bıraktı Vestel Elektronik ve Vestel Beyaz Eşya, sürdürülebilirlik faaliyetleri ve süreçlerdeki şeffaflıkları nedeniyle S&P Global’in 2026 Sürdürülebilirlik Yıllığı’na dahil edildi. Vestel Elektronik ve Vestel Beyaz Eşya, Sürdürülebilirlik Yıllığı için dünya çapında 59 sektörden 9 bin 200’ü aşkın şirket arasından seçilen 848 Yıllık Üyesi arasında yer aldı. Vestel Elektronik buna ilave olarak S&P Global CSA skoruna göre ilk yüzde 10’luk dilimde yer almaya hak kazandı. Bu sonuçlar, Vestel’de sürdürülebilirliğin operasyonel uygulamaların ötesine geçerek stratejik karar mekanizmalarına entegre edildiğini ve uzun vadeli değer yaratma kapasitesinin temel unsuru olarak konumlandırıldığını ortaya koyuyor. S&P Global sürdürülebilirlik alanında kurumların, çevresel, sosyal ve kurumsal yönetim (ÇSY) performanslarını ölçmeleri, raporlamaları ve stratejik sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmaları için kapsamlı veri, analiz ve araçlar sunuyor. S&P Global, şirketlerin sürdürülebilirlik stratejilerini bilimsel veri ile desteklerken küresel ölçekte sürdürülebilir dönüşüm süreçlerini hızlandırıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.