Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Su Tasarrufu

Kapsül Haber Ajansı - Su Tasarrufu haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Su Tasarrufu haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Arçelik'ten 200 Milyon Euroluk Dev Yatırım Haber

Arçelik'ten 200 Milyon Euroluk Dev Yatırım

Açılış töreninde konuşan Koç Holding Dayanıklı Tüketim Grubu Başkanı Polat Şen, “Koç Topluluğu olarak 100 yıldır yatırımlarımız, üretimimiz, istihdamımız ve ihracatımızla ülkemizin kalkınmasına katkı sağlıyoruz. Ülkemizin geleceğine duyduğumuz güven ve uzun vadeli bakış açımızla teknolojiye ve insana yatırım yapmaya devam ediyoruz. Arçelik’in son beş yılda Türkiye’de gerçekleştirdiği yaklaşık 458 milyon euroluk yatırım ve bugün açılışını yaptığımız Manisa Çamaşır Makinesi İşletmemiz de bu anlayışımızın somut birer göstergesi” dedi. Arçelik CEO’su Can Dinçer ise tesisin üretim ve ihracat gücüne dikkat çekerek, “Manisa’da Türkiye’nin mühendislik birikimini küresel üretim deneyimimiz ve ileri teknolojilerle bir araya getiriyoruz. Yıllık 4 milyona yakın üretim kapasitesine sahip işletmemizde her 6 saniyede bir çamaşır makinesi üretiyor, üretimimizin %44’ünü 106 ülkeye ihraç ediyoruz. Yeni işletmemizle ülkemizin üretim ve ihracat gücüne katkı sağlamaktan gurur duyuyoruz” diye konuştu. Ev teknolojilerinin lider şirketi Arçelik, Koç Topluluğu’nun 100. yılında Manisa’daki yeni Çamaşır Makinesi İşletmesi’nin resmî açılışını gerçekleştirdi. Şirketin 2021 yılında devraldığı üretim kampüsünde yaklaşık 200 milyon euro yatırımla hayata geçirilen işletme, küresel üretim ağının önemli merkezlerinden biri olarak konumlanıyor. 92 bin metrekarelik alana kurulu yeni tesis, Arçelik’in 13 ülkede 38 tesise yayılan küresel üretim deneyimini ileri otomasyon, dijitalleşme ve ar-ge yetkinlikleriyle bir araya getiriyor. Manisa Çamaşır Makinesi İşletmesi, Ankara, Bolu, Eskişehir, Kocaeli ve Tekirdağ’daki tesislerle birlikte şirketin Türkiye’deki üretim altyapısını güçlendirirken hem Türkiye’ye hem de dünyanın farklı coğrafyalarına yönelik üretim gerçekleştiriyor. İşletmenin açılış törenine Manisa Valisi Vahdettin Özkan, Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu, Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi M. Koç, Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Y. Koç, Koç Holding CEO’su Levent Çakıroğlu, Koç Holding Dayanıklı Tüketim Grubu Başkanı Polat Şen, Arçelik CEO’su Can Dinçer ile kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcileri, Koç Holding ve Arçelik yöneticileri ve çalışanları katıldı. Polat Şen: “Arçelik ile son beş yılda ülkemizdeki üretim altyapısına yaklaşık 458 milyon euro yatırım yaptık” Arçelik’in yeni işletmesinin açılış töreninde konuşan Koç Holding Dayanıklı Tüketim Grubu Başkanı Polat Şen, “Kurucumuz merhum Vehbi Koç’un Ankara’da attığı temeller üzerinde gelişen Topluluğumuzun yolculuğu, Cumhuriyetimizin ekonomik ve toplumsal gelişimiyle birlikte şekillendi. Koç Topluluğu olarak 100 yıldır yatırımlarımız, üretimimiz, istihdamımızla ve ihracatımızla ülkemizin kalkınmasına katkı sağlıyoruz. Ülkemizin geleceğine duyduğumuz güven ve uzun vadeli bakış açımızla teknolojiye ve insana yatırım yapmaya devam ediyoruz. Arçelik’in son beş yılda Türkiye’de gerçekleştirdiği yaklaşık 458 milyon euroluk yatırım ve bugün açılışını yaptığımız, yaklaşık 200 milyon euro yatırımla hayata geçirilen Manisa Çamaşır Makinesi İşletmemiz bu yaklaşımımızın somut göstergeleri. Topluluğumuzun 100. yılında işletmemizin açılışını gerçekleştirirken, Cumhuriyetimizin bize kazandırdığı üretim kültürünü ve sanayi birikimini ileri teknolojilerle buluşturuyoruz” diye konuştu. Dijital dönüşüm ve sürdürülebilirliğin önemine vurgu yapan Polat Şen, sözlerini şöyle sürdürdü: “Topluluk olarak 2016 yılında başlattığımız Dijital Dönüşüm Programı ile üretim altyapımızı, teknolojik yetkinliklerimizi ve çalışma arkadaşlarımızın becerilerini geliştirmeye devam ediyoruz. Koç Topluluğu bünyesindeki altı üretim tesisi, Dünya Ekonomik Forumu’nun Global Lighthouse Network’ünde yer alıyor. Bu tesislerdeki başarılı uygulamalarımızı diğer işletmelerimize de yaygınlaştırıyoruz. Manisa’da ileri üretim teknolojilerini enerji ve su verimliliğiyle buluşturan uygulamalarımız, dijital dönüşüm ve sürdürülebilirlik anlayışımızın somut karşılığını oluşturuyor. Bu dönüşümün temelinde, çalışma arkadaşlarımızın bilgi birikimi ve gelişime açık yaklaşımı bulunuyor. Teknolojiye ve insana birlikte yatırım yaparak ülkemiz için kalıcı değer yaratma anlayışımız, ikinci yüzyılımıza yön veren vizyonumuzun da temelini oluşturuyor.” Can Dinçer: “Manisa’da ürettiğimiz makineler ülkemizin mühendisliğini 106 ülkeye taşıyor” Arçelik’in çamaşır makinesi üretimindeki yolculuğuna dikkat çeken Arçelik CEO’su Can Dinçer, “Arçelik olarak 71 yıldır ülkemize değer katmak için çalışıyoruz. 1959 yılında Türkiye’nin ilk yerli çamaşır makinesini ürettiğimizde, üretim bandından günde 15 makine çıkıyordu. Bugün Manisa’da her 6 saniyede bir çamaşır makinesi üretiyoruz. 10 ülkeye yayılan bir üretim ağına sahibiz. Küresel çamaşır makinesi pazarının 2026 yıl sonunda yaklaşık 144 milyon adetlik satış hacmine ve 67,5 milyar dolarlık perakende satış değerine ulaşması bekleniyor. Bu pazara hizmet veren önemli üretim merkezlerimizden biri olan Manisa’da, Türkiye’nin mühendislik birikimini küresel üretim deneyimimiz ve ileri teknolojilerle bir araya getiriyoruz. Yıllık 4 milyona yakın üretim kapasitesine sahip işletmemizde üretimimizin %44’ünü 106 ülkeye ihraç ediyoruz. Yeni işletmemizle ülkemizin üretim ve ihracat gücüne katkı sağlamaktan gurur duyuyoruz” dedi. Üretimde dijital dönüşüm ve sürdürülebilirlik uygulamalarına değinen Can Dinçer sözlerini şöyle sürdürdü: “‘Dünyaya Saygılı, Dünyada Saygın’ vizyonumuzla Manisa’da da enerji ve su verimliliğine odaklanıyoruz. Kampüsümüzdeki 10,2 MWp gücündeki güneş enerjisi santralimiz, Çamaşır Makinesi İşletmemizin yıllık elektrik ihtiyacının yaklaşık %46’sına eşdeğer elektrik üretiyor. Yağmur suyu depolama sistemimizle de su tüketimini azaltıyoruz. İşletmede üretim süreçleri ve altyapıda hayata geçirdiğimiz iyileştirmelerle 2023 baz yılına göre 2025’te doğrudan sera gazı emisyonlarını %95 oranında düşürdük. Genel otomasyon seviyesinin %75’e ulaştığı işletmemizde, malzeme taşımada kullandığımız otomatik yönlendirmeli araçlar (AGV) ve üretimde yararlandığımız robotik sistemlerle verimliliği artırırken, çalışma arkadaşlarımızın fiziksel yükünü de azaltıyoruz. İşletmemizin gelişimine katkı sağlayan tüm çalışma arkadaşlarımıza, tedarikçilerimize ve iş ortaklarımıza teşekkür ediyorum. Manisa’da hayata geçirdiğimiz bu uygulamalar, mühendislik ve teknolojiyi kaynakların verimli kullanımı ve insan emeğiyle buluşturan üretim anlayışımızı yansıtıyor.” Üretim ve istihdamla gelişen sanayi ekosistemi Arçelik, Türkiye’deki Manisa Çamaşır Makinesi İşletmesi’nin yanı sıra Bangladeş, Çin, İtalya, Pakistan, Güney Afrika, Polonya, Romanya, Rusya ve Slovakya’daki tesisleriyle toplam 10 ülkede çamaşır makinesi üretiyor. Şirket, Manisa’daki çamaşır makinesi ve buzdolabı işletmelerinde toplam yaklaşık 1800 kişiye istihdam sağlıyor. Çamaşır Makinesi İşletmesi’nde 134 tedarikçiyle doğrudan, 83 tedarikçiyle dolaylı olarak yürütülen iş birlikleri de üretimin çevresinde gelişen sanayi ekosistemini destekliyor. Üretimden malzeme dağıtımına ileri otomasyon Manisa Çamaşır Makinesi İşletmesi’nde üretim süreçleri, yapay zekâ tabanlı sistemler ve veri odaklı yönetim uygulamalarıyla destekleniyor. Üretim, depolama ve malzeme dağıtımının yüksek otomasyonla yürütüldüğü toplam 44.700 metrekarelik “karanlık fabrika” alanlarında otomasyon seviyesi %100’e varıyor. Malzeme dağıtımında raylı güdümlü araçlar ve otomatik yönlendirmeli araçlar (AGV) kullanılıyor. Robotik uygulamalar, tekrarlayan ve fiziksel güç gerektiren işlerde çalışanların yükünü azaltırken, ekiplerin uzmanlık gerektiren görevlere odaklanmasını destekliyor. Kaynak verimliliğine uluslararası sertifika Manisa Çamaşır Makinesi İşletmesi’nin genişleme projesi, enerji, su ve malzeme kullanımında kaynak verimliliğini değerlendiren EDGE Advanced sertifikasını aldı. Uluslararası Finans Kurumu (IFC) tarafından geliştirilen sertifikasyon sistemi kapsamında projede, referans binaya kıyasla %73 enerji ve %23 su tasarrufu ile yapı malzemelerinin gömülü karbon etkisinde %20 azalma sağlandı. EDGE Advanced sertifikası, standart referans binaya kıyasla enerjide en az %40, suda en az %20 tasarruf ve yapı malzemelerinin gömülü karbon etkisinde en az %20 azalma kriterlerini karşılayan projelere veriliyor. Farklı coğrafyaların ihtiyaçlarına yönelik ar-ge çalışmaları Manisa’daki ar-ge merkezinde, Türkiye’den Avrupa’ya, Asya’dan Amerika ve Avustralya’ya uzanan farklı coğrafyalardaki tüketicilerin yıkama alışkanlıkları ve beklentileri dikkate alınarak ürün ve teknolojiler geliştiriliyor. Farklı kumaş, leke, deterjan ve su koşullarının simüle edildiği test süreçleri, bağlantılı çamaşır makinelerinden gelen anonim kullanım verileri ve saha denemeleriyle destekleniyor. İşletmedeki ürünlerin dayanıklılığı ve uzun ömürlülüğü ise ar-ge laboratuvarlarındaki çalışmaların yanı sıra TÜV Rheinland ve VDE gibi bağımsız uluslararası kuruluşların test ve sertifikalarıyla doğrulanıyor. Tüketicilerin kısa programlarda da temizlik performansından ödün vermeme beklentisine yanıt veren SuperWash teknolojisi, bu ürün geliştirme yaklaşımının somut örneklerinden biri. Özel tambur kanatları ve geliştirilmiş algoritmasıyla deterjanın daha hızlı çözünmesini ve suyun tambur içinde daha eşit dağılmasını sağlayan teknoloji, hız ve temizlik performansını bir araya getiriyor. SuperWash teknolojili çamaşır makineleri, Super 40°C 40 dk programında tam doluyken bile 40°C’de yalnızca 40 dakikada kanıtlanmış temizlik performansı sunuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

IC Holding, COP31 İklim Destekçisi Oldu Haber

IC Holding, COP31 İklim Destekçisi Oldu

Türkiye’nin ev sahipliğinde 9–20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek COP31 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’nın İklim Destekçileri arasında yer alan IC Holding, farklı sektörlerdeki deneyimini küresel iklim gündemine taşıyacak. Enerji, inşaat, altyapı, turizm, gayrimenkul ve sanayi alanlarında faaliyet gösteren Holding, grup şirketlerinin ve İbrahim Çeçen Vakfı’nın çalışmalarını paylaşarak, yeni iş birliği olanaklarını değerlendirecek. COP31 Başkanlığı'nın Eylem Gündemi kapsamında ortaya koyduğu “35by35” küresel hedefi, elektriğin nihai enerji tüketimindeki payının 2035 yılına kadar yüzde 35'e çıkarılmasını öngörüyor. Elektrifikasyonun hızlanması, artan elektrik ihtiyacının düşük karbonlu ve güvenilir kaynaklardan karşılanmasını daha da önemli hale getiriyor. IC Holding, bu dönüşümde yenilenebilir enerji yatırımlarını, uzun vadede tamamlayıcı bir rol üstlenebilecek küçük modüler reaktörler (SMR) ve ileri nükleer teknolojilere yönelik çalışmalarıyla birlikte değerlendiriyor. Can Çaka: “Enerji dönüşümünün geleceğinde teknoloji geliştirme kapasitesi belirleyici olacak” IC Holding CEO'su Can Çaka, enerji dönüşümünde güvenilir ve düşük karbonlu üretim kadar teknoloji geliştirmenin de önem kazandığını belirterek şunları söyledi: “IC Holding olarak mühendislik birikimimizi yenilenebilir enerji yatırımları ve ileri nükleer teknoloji çalışmalarımızla bir araya getiriyoruz. Özellikle küçük modüler reaktörler ve dördüncü nesil nükleer teknolojilerde uluslararası iş birliklerimizi Türkiye'nin akademik ve sanayi kapasitesiyle buluşturarak kalıcı bir ekosistem oluşturmayı hedefliyoruz. COP31'i bu vizyonumuzu küresel paydaşlarla paylaşmak ve yeni iş birlikleri geliştirmek ve bu alanda nitelikli insan kaynağı yetiştirmeye yönelik girişimlerimizi uluslararası düzeyde görünür kılmak açısından önemli bir fırsat olarak görüyoruz.” Enerji dönüşümünde geleceğin teknolojilerinin tohumları bugünün yatırımlarıyla atılıyor IC Holding, enerji dönüşümünün uzun vadeli ihtiyaçlarına yönelik ileri nükleer teknoloji çalışmalarını IC Nükleer Teknoloji liderliğinde sürdürüyor. ARC Clean Technology ile yürütülen stratejik iş birliği kapsamında, sodyum soğutmalı dördüncü nesil reaktör teknolojisinin Türkiye’de ve bölgede uygulanabilirliğine yönelik araştırma ve geliştirme çalışmaları yürütülüyor; uzun vadeli sanayileşme yol haritası üzerinde çalışılıyor. İstanbul Teknik Üniversitesi ile yürütülen çalışmalar ise yerli reaktör geliştirme kapasitesini güçlendirmeyi ve nitelikli insan kaynağının yetiştirilmesini hedefliyor. Holding, geleceğin enerji teknolojilerine yönelik çalışmalarını mevcut yenilenebilir enerji yatırımlarıyla da tamamlıyor. Grubun yenilenebilir enerji şirketi IC Enterra, 2025 yılında 1,25 milyar kWh elektrik üretti. Sürdürülebilirlik yaklaşımını altyapı operasyonlarına da taşıyan IC Holding, Yavuz Sultan Selim Köprüsü'nün elektrik tüketimini I-REC sertifikalarıyla yenilenebilir enerji üretimiyle eşleştirirken, köprü, otoyol ve tünel hidrant hatlarını yenileme çalışmalarıyla yılda yaklaşık 8.500 metreküp su tasarrufu sağladı. İbrahim Çeçen Vakfı, sürdürülebilir dönüşümün insan odaklı boyutunu COP31'e taşıyor IC Holding, enerji ve teknoloji dönüşümünü nitelikli insan kaynağının geliştirilmesi ve kapsayıcı kalkınmayla birlikte ele alıyor. Bu doğrultuda İbrahim Çeçen Vakfı, eğitimde fırsat eşitliği ve gençlerin geleceğin yetkinlikleriyle buluşturulması odağındaki 22 yıllık sosyal etki deneyimini COP31'in Gençlik ve Eğitim gündemine taşıyacak. Bugüne kadar 20 binin üzerinde burs sağlayan Vakıf; Kariyer Köprüsü, Zirvenin Şefleri, Yaşam Atölyeleri ve Yaşama İlk Adım gibi programlarıyla gençlerin, kadınların ve çocukların gelişimini destekliyor. Vakıf, COP31 kapsamında eğitimden iş hayatına geçişi destekleyen çalışmalarını ve kapsayıcı kalkınmaya ilişkin deneyimlerini uluslararası paydaşlarla paylaşacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

EÜAŞ’tan Su Verimliliği Hamlesi Haber

EÜAŞ’tan Su Verimliliği Hamlesi

Türkiye’nin en büyük elektrik üreticisi olan EÜAŞ, çevresel sürdürülebilirlik ve doğal kaynakların verimli kullanılması amacıyla yürüttüğü çalışmalarına bir yenisini daha ekledi. Su Verimliliği Yönetmeliği kapsamında gerekli su yönetimi altyapısını oluşturan EÜAŞ Genel Müdürlüğü Merkez Kampüsü, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından verilen Mavi Su Verimliliği Belgesi’ni almaya hak kazanan ilk kamu kurumlarından biri oldu. “Su Tasarrufu ve Sürdürülebilirlik Önceliğimiz” EÜAŞ Genel Müdürü Zafer Benli, alınan belgeye ilişkin yaptığı değerlendirmede şu ifadelere yer verdi: “Ülkemizin enerji ihtiyacını karşılarken su kaynaklarımızı korumayı temel bir sorumluluk olarak görüyoruz. Tarım ve Orman Bakanlığımızın öncülüğünde yürütülen Su Verimliliği Seferberliği kapsamında, Genel Müdürlüğümüz Merkez Kampüsü bünyesinde kurduğumuz Su Verimliliği Sistemi sayesinde su kaynaklarımızı daha etkin ve verimli bir şekilde yönetme kabiliyetine sahip olduk. Aldığımız ‘Mavi Su Verimliliği Belgesi’, sürdürülebilir çevre vizyonumuzun ve su kaynaklarımıza gösterdiğimiz hassasiyetin somut bir göstergesidir. Hedefimiz, bu anlayışı Şirketimiz bünyesinde faaliyet gösteren tüm santral ve tesislerimizde yaygınlaştırarak enerji üretiminde yeşil dönüşüm adımlarımızı daha da güçlendirmektir.” Mavi Su Verimliliği Belgesi Nedir ? Mavi Su Verimliliği Belgesi, Su Verimliliği Yönetmeliği kapsamında; kamu ve özel sektörde faaliyet gösteren kurum, kuruluş ve şirketlerin su kaynaklarını verimli kullanmaya yönelik gerekli uygulamaları hayata geçirmeleri sonucunda verilen bir belgedir. Bu kapsamda; suyun verimli kullanılması, su tasarrufu sağlayan teknoloji ve ekipmanların tercih edilmesi, su envanterinin oluşturulması ve su kullanımının izlenmesine yönelik sistemlerin kurulması gibi çalışmalar değerlendirilmektedir. Belge ile binalarda ve tesislerde su kayıplarının en aza indirilmesi, suyun etkin ve verimli kullanılması ve su kaynaklarının sürdürülebilir şekilde yönetilmesine katkı sağlanması amaçlanmaktadır. EÜAŞ’ın Merkez Kampüsü’nde Mavi Su Verimliliği Belgesi almaya hak kazanması, kurumun kaynakların verimli kullanılması, çevresel sürdürülebilirlik ve yeşil dönüşüm hedefleri doğrultusunda yürüttüğü çalışmalar açısından önemli bir adım niteliği taşımaktadır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’de Tüketicilerin %96’sı Beyaz Eşya Tercihinde Enerji Verimliliğini Önemsiyor Haber

Türkiye’de Tüketicilerin %96’sı Beyaz Eşya Tercihinde Enerji Verimliliğini Önemsiyor

Daha akıllı özelliklere sahip cihazlara yönelik beklenti de Türkiye’de yüksek seyrediyor. Bu oran buzdolabı, dondurucu ve fırında %74, bulaşık makinesinde ise %72 olarak ölçülüyor. Arçelik, tüketicilerin bu beklentilerine yapay zekâ desteği, yüksek performans, enerji verimliliği ve kullanım kolaylığını bir araya getiren çözümleriyle yanıt veriyor. Araştırma sonuçlarını değerlendiren Arçelik Türkiye Genel Müdürü Cem Kural, “Global ölçekte gerçekleştirdiğimiz Akıllı Yaşam Endeksi Araştırması, tüketicilerimizin ev teknolojilerinden beklentileri ve tasarruf alışkanlıkları hakkında değerli içgörüler sunuyor. Araştırmamız, Türkiye’de tüketicilerin %96’sının beyaz eşya seçiminde kullanım maliyetleri ve enerji verimliliğini önemsediğini ortaya koyuyor. %62’si enerji ve su tüketim takibini, %42’si ise kullanım alışkanlıklarına göre kendini ayarlayan programları en faydalı akıllı özellikler arasında gösteriyor. Arçelik olarak 35 yılı aşkın köklü ar-ge birikimimiz sayesinde yapay zekâ ve ileri teknolojilerden de yararlanarak tüketicilerimize yüksek performans, dayanıklılık ve enerji tasarrufunu bir araya getiren ürünler sunuyoruz. Önümüzdeki dönemde de yapay zekâ destekli teknolojilerle enerji ve su verimliliğini daha da ileri taşıyan, her evde sürdürülebilir yaşamı destekleyen ürünler geliştirmeye devam edeceğiz” dedi. Ev teknolojileri sektörünün öncü şirketi Arçelik, Akıllı Yaşam Endeksi (Smart Living Index – SLI) Araştırması’nın mutfak alışkanlıklarına ilişkin sonuçlarını açıkladı. J.L. Partners iş birliğinde 12 ülkede 6 bin kişinin katılımıyla gerçekleştirilen araştırma, tüketicilerin akıllı ev teknolojileri ve sürdürülebilir yaşam alışkanlıklarına dair bakışını inceliyor. Araştırmanın mutfağa ilişkin sonuçları ise tüketicilerin enerji tasarrufu sağlayan özellikleri kullanımında dikkat çekici bulgular ortaya koyuyor. Araştırma sonuçlarına göre; Türkiye’de bulaşık makinesi, buzdolabı ve fırında enerji tasarrufu ayarlarının kullanım oranları 12 ülke ortalamasının üzerinde seyrediyor. Bu üç ürün grubu birlikte değerlendirildiğinde, enerji tasarrufu ayarlarını çoğunlukla veya her zaman kullananların oranı 12 ülke genelinde yaklaşık %50 iken, Türkiye’de bu oran %60’a ulaşıyor. Bulaşık makinesinde bu ayarları kullananların 12 ülke ortalamasında oranı yaklaşık %62 iken Türkiye’de %66’ya çıkıyor. Buzdolabı ve dondurucuda %49 olan ortalama Türkiye’de 65’e, fırında ise %38’den %50’ye yükseliyor. Araştırma, Türkiye’de tüketicilerin mutfak cihazlarının daha akıllı hale gelmesine yönelik beklentilerini de ortaya koyuyor. Katılımcıların %74’ü buzdolabı ve dondurucuların, yine %74’ü fırınların, %72’si ise bulaşık makinelerinin daha akıllı olmasını istediğini ifade ediyor. Öte yandan Türkiye’deki katılımcıların %21’i enerji tasarrufu sağladığını düşünerek bulaşıkları elde yıkadığını, %23’ü ise enerji tasarrufu amacıyla fırını kullanmadan önce ısıtmadığını belirtiyor. Arçelik Türkiye Genel Müdürü Cem Kural: “Türkiye’de tüketicilerin %62’si enerji ve su tüketimi takibini en faydalı akıllı özellikler arasında gösteriyor” Akıllı Yaşam Endeksi Araştırması’nın sonuçlarını değerlendiren Arçelik Türkiye Genel Müdürü Cem Kural, “Mutfaklar, tüketicilerimizin gün içinde pek çok işi bir arada yürüttüğü, zamanı ve kaynakları verimli kullanmaya özen gösterdiği alanların başında geliyor. Mutfakta kullanılan teknolojilerin günlük hayatı kolaylaştırması ve tasarrufa katkı sağlaması bu nedenle büyük önem taşıyor. Araştırmamıza göre; Türkiye’de tüketicilerin %96’sı beyaz eşya seçiminde kullanım maliyetlerini ve enerji verimliliğini önemsiyor. Tüketicilerin %62’si enerji ve su tüketim takibini, %42’si ise kullanıma göre kendini ayarlayan programları en faydalı akıllı özellikler arasında gösteriyor. Bu sonuçlar, tüketicilerin hayatı kolaylaştıran ve tasarrufa katkı sağlayan akıllı çözümlere yönelik beklentisinin giderek arttığını gösteriyor. Arçelik olarak 71 yıllık deneyimimizle teknolojiyi evlerde somut fayda sağlayan çözümlere dönüştürüyoruz. 35 yılı aşkın köklü ar-ge birikimimiz sayesinde yapay zekâ ve ileri teknolojilerden de yararlanarak tüketicilerimize yüksek performans, dayanıklılık ve enerji tasarrufunu bir araya getiren ürünler sunuyoruz. Bizim için enerji ve suyun verimli kullanılması, ev bütçesine sağladığı katkının yanı sıra doğal kaynakların korunması açısından da önem taşıyor. Önümüzdeki dönemde de yapay zekâ destekli teknolojilerle enerji ve su verimliliğini daha da ileriye taşıyan ve her evde sürdürülebilir yaşamı destekleyen ürünler geliştirmeye devam edeceğiz” diye konuştu. Arçelik, tüketicilerin enerji verimliliği ve kullanım kolaylığı beklentilerine, bulaşık yıkamadan soğutma ve pişirmeye kadar mutfağın farklı ihtiyaçlarına yönelik sunduğu yapay zekâ destekli çözümlerle yanıt veriyor. Yapay zekâ destekli yıkamayla enerji ve su tasarrufu Arçelik’in yapay zekâ destekli bulaşık makineleri, bulaşıkların miktarını ve kirlilik düzeyini algılayarak en uygun yıkama koşullarını otomatik olarak belirliyor. Kullanıcıların program seçimini kolaylaştıran bu teknoloji, enerji ve su tüketiminde %50’ye varan tasarruf sağlarken yıkama süresini de %50’ye kadar kısaltıyor.[1] Otomatik kapı açma özelliği ise program sonunda makinenin kapağını otomatik açarak ortamdaki doğal hava akışından yararlanıyor ve ekstra enerji tüketmeden 5 kata kadar daha yüksek kurutma performansı sağlıyor.[2] HomeWhiz uygulamasındaki Enerji Yönetimi ve Takip Paneli ise kullanıcıların enerji ve su tüketimlerini farklı zaman dilimlerinde takip etmesine ve tasarruf önerilerinden yararlanmasına olanak tanıyor. Buzdolabında kullanım alışkanlıklarına göre enerji tasarrufu Arçelik’in OptiCool yapay zekâ teknolojisine sahip buzdolapları kullanım alışkanlıklarını ve çevresel koşulları analiz ederek soğutma sistemini ihtiyaca göre düzenliyor. HomeWhiz uygulaması üzerinden fanların ve kompresörün çalışmasını optimize eden teknoloji, %20’ye varan ek enerji tasarrufu sağlıyor.[3] Kullanıcılar uygulama aracılığıyla enerji tüketimlerini takip edebiliyor. ProSmart Inverter teknolojisi ise soğutma performansını düşük enerji tüketimiyle destekliyor. Böylece gün boyunca çalışan buzdolabı, evdeki günlük rutinlere uyum sağlayarak enerjinin daha verimli kullanılmasına yardımcı oluyor. Gıdaları tanıyan yapay zekâ ile otomatik pişirme Arçelik’in yapay zekâ destekli kameralı ankastre fırını, 45 farklı gıdayı tanıyarak uygun pişirme sıcaklığını ve süresini otomatik olarak belirliyor. İstenen kızarıklık ve pişme seviyesine ulaşıldığında işlemi otomatik olarak sonlandırıyor. HomeWhiz uygulaması üzerinden fırının içini canlı izleme imkânı sunan cihaz, kullanıcıların fırının kapağını açmadan pişirme sürecini takip etmesini sağlayarak ısı kaybını azaltmaya yardımcı oluyor. HomeWhiz Tarif Dünyası ile 1.500’den fazla tarife erişim sunan fırın ile tüketiciler seçilen tarifleri tek dokunuşla fırına aktarılabiliyor ve pişirme sürecinin uzaktan kontrol edebiliyor; böylece yemek hazırlama deneyimi daha kolay, daha akıllı ve daha keyifli hale geliyor. A+ enerji sınıfı ise yüksek pişirme performansını enerji verimliliğiyle buluşturarak daha sürdürülebilir bir kullanım deneyimi sunuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sıfır Atık’ta 9 Yıllık Dönüşüm COP31’e Taşınıyor Haber

Sıfır Atık’ta 9 Yıllık Dönüşüm COP31’e Taşınıyor

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan Hanımefendi’nin himayelerinde, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı koordinesinde 27 Eylül 2017’de başlatılan Sıfır Atık Hareketi, 9. yılını kutluyor. Bu yıl Türkiye’nin iklim değişikliği ile mücadelede BM’nin en önemli organizasyonu olan BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (UNFCCC) 31. Taraflar Konferansı’na (COP31) ev sahipliği yapması nedeniyle Sıfır Atık Hareketi’nin 9. yıl teması ‘0'dan COP31'e Dünya için Hep Birlikte’ olarak belirlendi. COP31’İN EYLEM GÜNDEMİ ARASINDAKİ 10 BAŞLIKTAN BİRİ Antalya’da düzenlenecek COP31’in Eylem Gündemi’nin 10 öncelikli teması arasında ve “2035 Küresel Uygulama Hedefleri” arasında yer alan Sıfır Atık geri dönüşüm ve döngüsel ekonomi uygulama projesi olarak dünyaya örnek olacak. COP31’in 6 hedefinden biri olan ‘Sıfır Atık ve metan azaltımı’ dünya genelinde atık üretimindeki artışın 2035’e kadar yarı yarıya azaltılmasını amaçlıyor. “DÜNYA İÇİN 0’DAN COP31’E” Sıfır Atık projenin 9’uncu yılı ile ilgili sosyal medya hesabından paylaşım yapan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, “9 yıl önce atılan adım bugün dünyaya yön veriyor! 27 Eylül 2017’de Saygıdeğer Emine Erdoğan Hanımefendi’nin himayelerinde başlayan Sıfır Atık Hareketi, ‘atma, dönüştür’ çağrısıyla kaynaklara bakışımızı değiştiren büyük bir dönüşüm başlattı. Şimdi bu anlayış, Türkiye’nin COP31 Başkanlığı ile küresel iklim mücadelesine taşınıyor. Ortak evimiz için, ortak geleceğimiz için, dünya için 0’dan COP31’e” mesajını verdi. ADIM ADIM SIFIR ATIK SÜRECİ Emine Erdoğan Hanımefendi’nin himayesinde 27 Eylül 2017’de başlatılan Sıfır Atık Hareketi her geçen yıl daha da büyüyen bir farkındalık projesine dönüştü. BM Genel Kurulu’nda, 14 Aralık 2022'de Türkiye'nin ana sunuculuğunda, 105 ülkenin de ortak sunucu olduğu oylamada 30 Mart, ‘Uluslararası Sıfır Atık Günü’ ilan olarak kabul edildi. Emine Erdoğan Hanımefendi, BM 77. Genel Kurul’u marjında düzenlenen Sıfır Atık konulu, özel oturumda konuşma yaparak kurula hitap eden ilk Türk lider eşi oldu. Aynı toplantıda BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, "BM Sıfır Atık Yüksek Düzeyli Şahsiyetler Danışma Kurulu" kurulacağını duyurdu. 12 Nisan 2023’te ise “BM Sıfır Atık Yüksek Düzeyli Şahsiyetler Danışma Kurulu" kuruldu. Başkanlığını Emine Erdoğan’ın yaptığı danışma kurulunda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreter Yardımcısı Guy Bernard Ryder’in yanı sıra ABD, Sierra Leone, Şili, Bangladeş, Brezilya, Kolombiya, Hollanda, Fas, Belçika ve Hindistan’dan 13 üye yer aldı. “KÜRESEL SIFIR ATIK İYİ NİYET BEYANI” BM 78. Genel Kurul toplantıları kapsamında Emine Erdoğan Hanımefendi’nin öncülüğünde, Türkevi'nde düzenlenen "Küresel Sıfır Atık Hareketine Doğru" etkinliğinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Küresel Sıfır Atık İyi Niyet Beyanı”na ilk imzayı attı. Online olarak imzaya sunulan web sitesi 25 Eylül itibarıyla 136 ülkeden 459 binden fazla Sıfır Atık gönüllüsünün de imzaladığı bir mecra haline geldi. 50'den fazla lider eşi, uluslararası kuruluşların üst düzey temsilcileri ve yabancı bakanlar da Küresel Sıfır Atık İyi Niyet Beyanı'nı imzaladı. GERİ KAZANIM ORANI YÜZDE 37,53’E YÜKSELTİLDİ Türkiye, Sıfır Atık Hareketi ile 2017 yılından bu yana çevreden enerjiye, sera gazı salımından atık depolama alanına kadar pek çok alanda tasarruf sağlayıp hem ekonomiye hem de geleceğe yatırım yaptı. Bugüne kadar; 220 bin bina ve yerleşkede Sıfır Atık Yönetim Sistemi’ne geçildi. 28 milyon kişiye eğitim verildi. 2017'de yüzde 13 olan geri kazanım oranı her yıl arttırılarak 2024 yılında yüzde 36,08'e; 2025 yılında ise yüzde 37,53’e yükseltildi. Türkiye 2035 yılında geri kazanım oranı yüzde 60'a, 2053 yılında da yüzde 70’e çıkarmayı hedefliyor. 90 MİLYON TON ATIK DÖNÜŞTÜRÜLDÜ, EKONOMİYE 365 MİLYAR TL KATKI SAĞLANDI 36,1 milyon ton kağıt-karton, 10,2 milyon ton plastik, 3,5 milyon ton cam, 9,6 milyon ton metal ve 30,6 milyon ton organik ve diğer geri kazanılabilir atıklar olmak üzere Proje başlangıcından 2025 yılı sonuna kadar geçen süreçte toplam 90 milyon ton geri kazanılabilir atık işlenerek ekonomiye kazandırıldı. Bu sayede ülke ekonomisine 365 milyar TL katkı sağlandı. 613 MİLYON AĞACIN KESİLMESİ ÖNLENDİ Toplanan atıklardan 54 milyon hanenin 1 yıllık elektrik ihtiyacına eşdeğer 270 milyar kWh enerji tasarrufu, İstanbul’un 2 yıllık su tüketimine eşdeğer 2 trilyon litre su tasarrufu, Türkiye’deki tüm araçların 1 yıllık yakıt tüketiminden daha fazlasına eşdeğer 60 milyar litre petrol tasarrufu, yaklaşık 55.000 futbol sahası büyüklüğünde (390 milyon m³) atık depolama yeri tasarrufu sağlandı. Türkiye’deki ormanların % 7’sine denk gelen 613 milyon ağacın kesilmesi önlenmiş ve yaklaşık 36 milyon aracın yıllık karbon salımına eşdeğer 180 milyon ton sera gazı salımının önüne geçildi. SIFIR ATIK FARKINDALIK PROJELERİ HER ALANDA ARTIYOR Deniz temizliği için hayata geçirilen Sıfır Atık Mavi, içecek ambalajlarının toplanıp yeniden kullanımını sağlayan Depozitosu Olan Ambalajlar Sistemi (DOA) ile güçlenen Sıfır Atık Hareketi, 2023 yılında kurulan ve Onursal Başkanlığı’nın Emine Erdoğan’ın yaptığı Sıfır Atık Vakfı ile ulusal ve uluslararası bir çok projeyi hayata geçiriyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın koordinesinde Milli Eğitim Bakanlığı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı başta olmak üzere bakanlıklar ve belediyelerle 81 ilde yeni projeler uygulamaya alınıyor. Bugüne kadar Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), TRT, Türk Kızılay, Tema Vakfı, Türkiye Basketbol Federasyonu, Türkiye Futbol Federasyonu iş birliği ile çocuklar ve gençler başta olmak üzere toplumsal farkındalığı artırmaya yönelik birçok proje hayata geçirildi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Karbon Ayak İzini Ulaşım Tercihi Belirliyor Haber

Karbon Ayak İzini Ulaşım Tercihi Belirliyor

Toplu taşıma, bisiklet ve yürüyüş gibi günlük ulaşım tercihleri ise İzmir'in 2050 iklim nötr hedefine ulaşmasında önemli rol oynuyor. İzmir'in iklim hedeflerine ulaşmasında ulaşım faaliyetleri önemli rol oynuyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Dairesi Başkanlığı tarafından hazırlanan 2025-2050 Sürdürülebilir Enerji ve İklim Eylem Planı (SECAP), ulaşım tercihlerinin kentin karbon ayak izini doğrudan etkilediğini ortaya koyuyor. SECAP'ın 2024 sera gazı envanterine göre ulaşım sektörü, yaklaşık 6,17 milyon ton karbondioksit eşdeğeri (CO₂e) emisyon ve yüzde 39,1'lik payla İzmir'in en büyük ikinci sera gazı emisyon kaynağı konumunda bulunuyor. Veriler, ulaşım alışkanlıklarında yapılacak değişikliklerin yalnızca bireysel karbon ayak izini değil, kentin toplam sera gazı emisyonlarını azaltmada da belirleyici olduğunu gösteriyor. Otomobil yerine toplu taşıma Günlük yaşamda yapılabilecek en basit değişikliklerden biri ulaşım tercihini değiştirmek. SECAP kapsamında yapılan değerlendirmelere göre aynı güzergahta elektrikli otobüsler, otomobillere göre yaklaşık yüzde 80 daha az karbon salımı oluşturuyor. Bu nedenle özel araç yerine toplu taşımanın tercih edilmesi, kısa mesafelerde yürünmesi veya bisiklete binilmesi, araç paylaşımının yaygınlaştırılması ve elektrikli araç kullanımının artırılması öneriliyor. Haftada yalnızca bir gün toplu taşımaya yönelmek bile bireysel karbon salımının azaltılmasına katkı sağlıyor. Kısa mesafelerde otomobil yerine bisiklet ya da yürüyüşün tercih edilmesi ise ulaşım kaynaklı emisyonları azaltmanın en doğrudan yollarından biri olarak öne çıkıyor. Bisiklet: Sıfır karbonlu ulaşım Kent içi ulaşımda bisiklet kullanımı da karbon ayak izinin azaltılmasında önemli bir seçenek olarak gösteriliyor. Bisiklet, doğrudan karbon salımı üretmeden ulaşım imkânı sunarken, özellikle kısa mesafelerde otomobil kullanımının yerine geçmesiyle emisyonların azaltılmasına katkı sağlıyor. Araç kullanımının zorunlu olduğu durumlarda ise araçların lastik basıncını doğru seviyede tutmak gibi basit bakım uygulamaları yakıt tüketimini azaltarak hem ekonomik tasarruf sağlıyor hem de atmosfere salınan karbondioksit miktarını düşürüyor. Karbon azaltımı evden de başlıyor SECAP, iklim mücadelesinin yalnızca ulaşım politikalarıyla sınırlı olmadığını, günlük yaşamın tamamına yayılan küçük tercihlerin de önemli olduğunu ortaya koyuyor. Evlerde gereksiz yanan lambaların kapatılması, LED ampullerin kullanılması, enerji verimli beyaz eşyaların tercih edilmesi, elektronik cihazların bekleme modunda bırakılmaması ve binalarda ısı yalıtımının güçlendirilmesi öneriliyor. SECAP’taki değerlendirmelere göre enerji verimliliği uygulamalarıyla hanelerde elektrik tüketimi yaklaşık yüzde 20 azaltılabiliyor. Su tasarrufu, gıda israfının önlenmesi, geri dönüşüm, tek kullanımlık plastiklerden kaçınma, yerel ve mevsimsel ürünlerin tercih edilmesi gibi alışkanlıklar da karbon ayak izinin azaltılmasına katkı sağlıyor. Hedef 2050’de iklim nötr İzmir İzmir Büyükşehir Belediyesi, SECAP doğrultusunda 2030 yılına kadar sera gazı emisyonlarını en az yüzde 40 azaltmayı, 2050’de ise kalan emisyonları dengeleyerek iklim nötr kent olmayı hedefliyor. Elektrikli otobüs ve raylı sistem yatırımları, güneş enerji santralleri, enerji verimliliği uygulamaları, atık yönetimi, akıllı aydınlatma ve yeşil altyapı çalışmaları bu dönüşümün kurumsal ayağını oluştururken, vatandaşların günlük tercihleri de hedefin önemli bir parçasını oluşturuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Su Tasarrufu Bireysel Kullanım Alışkanlıklarına İndirgenmemeli! Haber

Su Tasarrufu Bireysel Kullanım Alışkanlıklarına İndirgenmemeli!

Dolayısıyla geleceğin su krizi yalnızca bir ‘su miktarı’ problemi değil; aynı zamanda gıda, ekonomi, ekosistem ve bunlarla birlikte ortaya çıkacak halk sağlığı problemi olacaktır.” dedi. Su tasarrufunun yalnızca bireysel kullanım alışkanlıklarına indirgenmemesi gerektiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Adiller, özellikle tarımsal sulama ve şebeke kayıplarında büyük ölçekli dönüşüm gerektiğini vurguladı. Üsküdar Üniversitesi SHMYO Çevre Sağlığı Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, 18 Eylül Dünya Su İzleme Günü kapsamında, iklim değişikliği, bilinçsiz su kullanımı ve su kaynakları üzerindeki artan baskının özellikle Türkiye’de su krizine etkisi hakkında açıklamalarda bulundu. Su krizi; gıda, ekonomi, ekosistem ve halk sağlığını da tehdit ediyor! Su krizi denildiğinde genellikle aklımıza şehirlerde gerçekleşen su kesintileri geldiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Ancak durum o kadar basit değil. Su kaynaklarının miktar ve kalite açısından azalması; içme ve kullanma suyuna erişimden tarımsal üretime, gıda fiyatlarından sanayiye ve enerji üretimine kadar hayatın hemen her alanını etkileyebilir.” dedi. Ülkemizin de su stresi yaşayan ülkeler arasında yer aldığını hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Adiller, “Nüfus artışı ve iklim değişikliğinin etkileri düşünüldüğünde mevcut kaynaklar üzerindeki baskının gelecekte daha da artması bekleniyor. Asıl risk, belirli dönemlerde yaşanan kuraklığın kalıcı bir su güvensizliğine dönüşmesidir. Barajların doluluk oranlarının düşmesinin yanında yeraltı su seviyelerinin azalması, tarımsal üretimin zorlaşması, sulak alanların kaybedilmesi ve suyun kalitesinin bozulması söz konusu olabilir. Dolayısıyla geleceğin su krizi yalnızca bir ‘su miktarı’ problemi değil; aynı zamanda gıda, ekonomi, ekosistem ve bunlarla birlikte ortaya çıkacak halk sağlığı problemi olacaktır.” şeklinde konuştu. İklim değişikliği, Türkiye’nin su kaynaklarını daha hassas hale getiriyor! Türkiye’nin, iklim değişikliğinin etkilerine karşı oldukça hassas olan Akdeniz Havzası içerisinde bulunduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Adiller, “İklim değişikliğiyle birlikte sıcaklıkların yükselmesi, buharlaşmanın artması, yağış rejiminin değişmesi ve kurak dönemlerin daha uzun ve şiddetli hale gelmesi su kaynaklarımız üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Bilimsel değerlendirmeler içinde bulunduğumuz coğrafyada kuraklığın şiddeti ve su kıtlığı riskinin artacağını, yıllık yağışlarla oluşan akarsuların ve yeraltı suyunun beslenmesinin azalacağını gösteriyor.” dedi. Toplam yağış miktarı kadar yağışın ne zaman ve nasıl gerçekleştiğinin de önemli bir nokta olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Adiller, sözlerini şöyle sürdürdü: “Uzun süre yağış almayan bir bölgeye kısa sürede çok şiddetli yağmur yağması, su kaynaklarının sağlıklı şekilde beslenmesi anlamına gelmez. Böyle yağışlar daha fazla yüzeysel akışa, erozyona ve taşkına dönüşebilir. Buna karşılık düzenli yağışın azalması, toprağın ve yeraltı suyu rezervlerinin beslenmesini güçleştirir. Bu nedenle iklim değişikliğinin Türkiye açısından ortaya çıkardığı tabloyu ‘daha az yağış’ ifadesiyle sınırlamamak gerekir. Daha doğru ifade; daha sıcak bir iklim, artan buharlaşma, daha düzensiz yağışlar, daha sık ve şiddetli kuraklıklar ve buna bağlı olarak daha hassas hale gelen su kaynaklarıdır. Türkiye’nin 2026–2035 Ulusal Su Planı'nda da değişen iklim koşullarına uyum ve su kaynaklarının verimli kullanılması temel öncelikler arasında yer alıyor.” Türkiye’nin su sorunu yalnızca bireysel tasarrufla çözülemez! Günlük hayatta su tasarrufu yaparken en sık yapılan hatalara değinen Dr. Öğr. Üyesi Adiller, “En yaygın hata, su tasarrufunu yalnızca ‘musluğu biraz daha az açmak’ olarak görmek. Elbette diş fırçalarken musluğu açık bırakmak, gereğinden uzun duş almak, az miktarda ve sık sık çamaşır veya bulaşık için makine çalıştırmak, araç ve balkonları hortumla yıkamak ciddi bir gereksiz tüketim oluşturuyor. Ancak fark edilmeyen küçük kaçaklar da uzun süre devam ettiğinde önemli miktarda su kaybına yol açabiliyor.” dedi. Bahçe sulamasının sıcak saatlerde yapılmasının da sık karşılaşılan yanlışlardan biri olduğuna işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Adiller, “Buharlaşmanın yüksek olduğu saatlerde yapılan sulamada verilen suyun önemli bir bölümü bitkiye ulaşmadan kaybedilebilir. Sabah erken veya akşam saatlerinde yapılan, bitkinin ihtiyacına göre kontrollü sulama çok daha verimlidir. Bir diğer önemli hata ise her kullanım için içilebilir kalitede şebeke suyu kullanılması gerektiğini düşünmek. Uygun sistemlerin bulunduğu yapılarda yağmur suyu veya arıtılmış gri su; peyzaj sulama ve rezervuar gibi içme suyu kalitesi gerektirmeyen alanlarda değerlendirilebilir. Türkiye'nin Su Verimliliği Stratejisi de yağmur suyu hasadı, gri su ve kullanılmış suların yeniden kullanımını yaygınlaştırmayı hedeflemektedir.” açıklamasını yaptı. Türkiye’nin su sorununun yalnızca vatandaşın duş süresini kısaltmasına indirgemenin doğru olmadığının altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Adiller, DSİ verilerine göre ülkemizde kullanılan suyun büyük bir bölümünün sulamada kullanıldığını, bu nedenle bireysel tasarruf kültürünün mutlaka geliştirilirken tarımsal sulama, şebeke kayıpları ve sanayide su verimliliği gibi alanlarda da büyük ölçekli dönüşüm sağlanması gerektiğini vurguladı. Yeraltı suyu bir ‘yedek depo’ olarak değil, sınırlı stratejik bir doğal kaynak olarak görülmeli! Yeraltı sularının çoğu zaman görünmediği için tükenmeyecek bir kaynak gibi algılanabildiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Adiller, “Oysa yeraltı suları da yağışlar sonucunda topraktan sızan sularla doğal olarak yeniden beslendiğinden daha fazla su çekildiğinde yeraltı su seviyesi sürekli olarak düşer. Bunun ilk sonucu kuyuların su seviyesinin daha derine inmesi, bazı kuyuların kullanılamaz hale gelmesi ve suyun çıkarılması için daha fazla enerji harcanmasıdır.” dedi. Fakat detaylı değerlendirmelerde çevresel sonuçların çok daha ciddi olabildiğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Adiller, “Bazı jeolojik koşullarda zeminde oturma ve çökmeler meydana gelebilir. Kıyı bölgelerinde ise aşırı yeraltı suyu çekimi deniz suyunun tatlı su kaynaklarına doğru ilerlemesine, yani tuzlu su girişimine neden olabilir. Bu senaryo bazı durumlarda geri döndürülmesi son derece güç bir su kalitesi ve ekosistem problemine sebep olabilir. Dolayısıyla yeraltı suyunu bir ‘yedek depo’ olarak değil, miktarı sınırlı stratejik bir doğal kaynak olarak görmek gerekiyor. Çekimin ölçülmesi, kuyuların denetlenmesi ve her havzada çekilen miktarın doğal beslenme kapasitesiyle uyumlu tutulması büyük önem taşıyor.” diye konuştu. Bugün vereceğimiz kararlar, 20–30 yıl sonra yaşayacağımız su krizinin boyutunu belirleyecek! Su krizini önleyebilmek için tek bir önlemin yeterli olmadığını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Suyu havza ölçeğinde ve bütüncül olarak yönetmek gerekir. Öncelikle suyun ne kadar bulunduğunu, nerede kullanıldığını ve kalitesinin nasıl değiştiğini sürekli izleyen güçlü bir veri ve izleme sistemi oluşturulmalı. Ölçemediğimiz bir kaynağı doğru yönetmemiz mümkün olmaz.” dedi. Dr. Öğr. Üyesi Adiller, sözlerini şöyle tamamladı: “Tarımda su ihtiyacına uygun ürün seçilmesi, açık sulama sistemlerinin modernize edilmesi, basınçlı ve kontrollü sulama yöntemlerinin yaygınlaştırılması ve çiftçinin gerçek bitki su ihtiyacına göre sulama yapması kritik öneme sahiptir. Kentsel alanlarda ise şebeke kayıp ve kaçaklarının daha da azaltılması gerekir. Bunun yanında arıtılmış atık suların yeniden kullanılması, yağmur suyu hasadı ve gri su arıtım ve yeniden kullanım uygulamalarının yaygınlaştırılması gerekiyor. Yeraltı sularında ruhsatsız ve kontrolsüz çekimlerin önlenmesi; sulak alanların, su havzalarının ve yeraltı suyu beslenme alanlarının yapılaşma ve kirlilik baskısından korunması da en az suyun tasarruf edilmesi kadar önemlidir. Bugün vereceğimiz kararlar, 20–30 yıl sonra yaşayacağımız su krizinin boyutunu belirleyecek. Bu nedenle suyu korumak yalnızca bireysel bir tasarruf meselesi değil, gıda güvenliği, ekonomik kalkınma, ekosistemlerin devamlılığı ve gelecek nesillerin yaşam hakkı açısından stratejik bir zorunluluktur.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türk Böbrek Vakfı’ndan Bir İlk Haber

Türk Böbrek Vakfı’ndan Bir İlk

Yılda yaklaşık 10 milyon diyaliz seansı yapıldığı düşünüldüğünde, yıllık su kullanımı 2 milyar litreye ulaşıyor. Bu tablo, su kaynaklarının giderek daha fazla önem kazandığı bir dönemde sağlık hizmetlerinde sürdürülebilir su yönetimini de gündeme getiriyor. Türk Böbrek Vakfı (TBV), bu soruna sağlık hizmetlerinin güvenliğinden ödün vermeden çözüm üreterek, “Diyalizde Sürdürülebilir Su Yönetimi Modeli” ile Türkiye’de sistemi kullanan ilk diyaliz merkezi oldu. Türk Böbrek Vakfı’nın Ahmet Ermiş Diyaliz Merkezi’nde hayata geçirdiği “Diyalizde Sürdürülebilir Su Yönetimi Modeli” ile hemodiyaliz öncesi ters ozmoz sisteminden drenaja giden su yeniden kullanılmaya başladı. Uygulamanın ilk ayında 46 bin Litre (46 metreküp) su tasarrufu sağlandı. Böbrek sağlığının korunması, toplumda böbrek hastalıklarına karşı farkındalık oluşturulması ve kronik böbrek hastalarının yaşam kalitesinin artırılması amacıyla çalışmalarını sürdüren Türk Böbrek Vakfı (TBV), diyaliz süreçlerinde yüksek su kullanımının önüne geçmek adına somut bir adım attı. Vakıf, tedavi süreçlerinde çevreye duyarlı ve kaynakları koruyan bir dönüşüm projesi başlattı. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin 31. Taraflar Konferansı’nın (COP31) bu yıl Türkiye’de gerçekleştirilecek olması sebebiyle proje daha da fazla önem kazandı. Ağustos ortası itibarıyla TBV Ahmet Ermiş Diyaliz Merkezi’nde uygulamaya alınan Diyalizde Sürdürülebilir Su Yönetimi Modeli ile hemodiyaliz tedavisinde kullanılan Ters Ozmoz (R.O.) su arıtma sisteminde drenaja giden su, kurulan geri kazanım altyapısıyla yeniden tesis kullanımına kazandırıldı. Bu çalışma, Türkiye’deki diyaliz merkezlerinde arıtma atık suyunun sistemli biçimde yeniden değerlendirilmesine yönelik ilk örnek olma özelliğini de taşıyor. Klinik tedavi alanına girmeyen, hastayla temas etmemiş ve yalnızca hemodiyaliz öncesi arıtma aşamasında mineral/iletkenlik dengesi sebebiyle ayrıştırılan ve kanalizasyona gönderilen bu su, şimdi temizlik ve çamaşırhane alanlarında değerlendiriliyor. İlk Ayın Sonuçları ve Elde Edilen Kazanımlar Proje Temmuz 2026’da başlatıldı ve ilk ayda 46 bin litre şebeke suyunun boşa akması önlendi. Şebeke suyu kullanımı ve atık su miktarındaki düşüş, ekolojik faydanın yanında kurumsal maliyetlerin azaltılmasına da katkı sundu. Sağlık Bakanlığı laboratuvar testleriyle hijyen standartlarına uygunluğu tescillenen su, merkez genelinde güvenle kullanılmaya başladı. "Suyu İsraf Etme, Hem Böbreğini Hem Doğayı Koru" Ahmet Ermiş Diyaliz Merkezi’nde elde edilen verilerin ardından projenin, Türk Böbrek Vakfı’nın diğer merkezlerinde de uygulanması hedefleniyor. Diyaliz tedavisinin su kaynaklarına bağımlı yapısına dikkat çeken Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk, çalışmanın önemine ilişkin şu değerlendirmede bulundu: "Vakıf olarak yıllardır 'Suyu israf etme, hem böbreğini hem doğayı koru' diyerek suyun bedenimiz ve dünya için hayati değerini anlatıyoruz. Hemodiyaliz tedavisi, doğası gereği saf su kullanımını gerektiriyor, ancak arıtma esnasında dışarı atılan suyun boşa gitmemesi için Ahmet Ermiş Diyaliz Merkezimizde kurduğumuz bu etkili geri kazanım sistemiyle ilk ayda 46 bin litre suyu tasarruf ettik. Sağlık hizmeti sunarken çevreye ve doğal kaynaklara yük olmamak temel sorumluluğumuzdur. Amacımız bu uygulamayı Türk Böbrek Vakfı’nın diğer diyaliz merkezlerine de taşıyarak böbrek sağlığı alanında sürdürülebilir ve uygulanabilir bir örnek model yaratabilmek... Bu yıl COP31’in ülkemizde gerçekleştirilecek olması, iklim değişikliği ve çevresel sürdürülebilirlik konularını ülkemizin gündeminde daha da önemli hale getiriyor. Türk Böbrek Vakfı olarak biz de sağlık hizmetlerinin çevresel etkilerini azaltmaya yönelik çalışmalarımızla bu sürece katkı sunmayı, su başta olmak üzere doğal kaynakların verimli kullanılması konusunda sağlık sektörüne örnek olacak uygulamaları yaygınlaştırmayı hedefliyoruz.” Her Yıl Diyalizde 400-500 Milyon Litre Su Tasarruf Edilebilir Diyaliz tedavisinde kullanılan suyun tamamının geri kazanılması mümkün değil. Ancak uygun nitelikteki suyun yaklaşık yüzde 18-20’sinin geri kazanılabileceği varsayıldığında, Türkiye genelinde yılda yaklaşık 400-500 milyon litre suyun yeniden kullanılma potansiyeli bulunuyor. Başka bir ifadeyle, doğru sistemler yaygınlaştırıldığında her yıl yüz milyonlarca litre suyun boşa gitmesi önlenebilir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İzmir Büyükşehir’in Su Yatırımı Çorak Toprakları Bereketlendirdi Haber

İzmir Büyükşehir’in Su Yatırımı Çorak Toprakları Bereketlendirdi

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin sürdürülebilir tarımı desteklemek ve su kaynaklarını verimli kullanmak amacıyla hayata geçirdiği proje, Selçuk’ta tarımsal üretimin yapısını değiştirdi. Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı tarafından 15,5 milyon liralık yatırımla kurulan tesis sayesinde, geçmişte tuzluluk oranı yüksek yeraltı suyunu kullanmak zorunda kalan üreticiler daha kaliteli suya erişti. Selçuk Merkez Sulama Kooperatifi ile ortak yürütülen çalışma kapsamında üreticiler, damla sulama sistemlerini kurarak ön ödemeli sayaçlar üzerinden tesisten yararlanmaya başladı. Sulama imkânının genişlemesiyle bölgede özellikle nar, ayva ve narenciye üretimi artarken, ürün kalitesinde de belirgin iyileşme görüldü. Yeni bahçeler kuruldu Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı Sulama ve Tarımsal Üst Yapılar Şube Müdürlüğü’nde görevli ziraat mühendisi Buket Kuyumcu Yücel, tesisin bölgedeki üretim alanlarını genişlettiğini belirterek, “İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak bu tesisi 2024 yılında tamamladık. Tesis devreye girmeden önce bölgede suyun ulaşmadığı tarım alanları bulunuyordu. Şimdi bu alanlar sulanabiliyor ve yeni dikim sahaları oluştu. Özellikle nar üretimi yapan çiftçilerimizin sayısı arttı” dedi. Üreticilerin geçmişte sulama ihtiyaçlarını kendi açtıkları sondaj kuyularından karşıladığını belirten Yücel, bu kuyulardaki yüksek tuzluluk oranının tarımsal üretimi olumsuz etkilediğini söyledi. Yücel, tesisle birlikte üreticilerin daha kaliteli su kullanmaya başladığını ve kendi kuyularına duydukları ihtiyacın önemli ölçüde azaldığını belirterek, “Topraktaki tuzluluk oranında da düşüş gözlemledik. Bu sonuçlar bizi son derece mutlu ediyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak çiftçilerimizin suya daha kolay ve verimli ulaşabilmesi için çalışmalarımızı sürdüreceğiz” diye konuştu. “2 bin dönüm atıl arazi üretime açıldı” Selçuk Sulama Kooperatifi Başkanı Mehmet Bayraktar da sulama tesisinin bölgedeki üretimi canlandırdığını söyledi. Daha önce mera olarak kullanılan alanlarınyeniden değerlendirildiğini belirten Bayraktar, “O arazilere suyun gitmesi, ayva, nar ve narenciye gibi ürünlerin yetişmesine vesile oldu. Başkanımız Cemil Tugay bu konuda hassas davrandı. Daha önce suyun ulaşmadığı yaklaşık 2 bin dönümlük atıl arazi bugün tarıma ve ekonomiye kazandırıldı” dedi. Artezyen sularındaki yüksek tuzluluğun üretim açısından önemli bir sorun olduğunu ifade eden Bayraktar, “Verimli topraklara sahip olmamıza rağmen bu alanlarda üretim yapmak oldukça zordu. Tesis sayesinde kaliteli suya kavuştuk ve bu sorunu büyük ölçüde aştık. Üretimin artması, tarımın güçlenmesi ve ekonomiye katkı sağlaması hepimiz için büyük bir mutluluk” diye konuştu. “Meyve kalitesinde farkı görüyoruz” Kadın üretici Emel Karahan Erten, yeni su kaynağının bahçesindeki ağaçların gelişimine olumlu yansıdığını belirtti. Önceki yıllarda yüksek tuzluluk nedeniyle ağaçların gelişimi ve meyve veriminde sorun yaşadıklarını anlatan Erten, “Bu sene yeni gelen su hattına dâhil oldum. İlk gözlemlediğim, ağaçların sürgünlerindeki değişim oldu. Meyve kalitesinde geçen seneye kıyasla gözle görülür bir farklılık hissediyoruz. Üretmek çok güzel bir duygu. Çok mutluyum” dedi. “Önce su güzel olacak” Yarım asrı aşkın süredir Selçuk’ta tarımla uğraşan İlyas Gökçe ise sulama suyunun ürün kalitesi üzerindeki etkisine dikkat çekti. Tesisin ardından ağaçların görünümünde ve meyvelerin kalitesinde belirgin değişiklik olduğunu söyleyen Gökçe, “Toprak sağlam da olsa su kötü olduktan sonra tarlayı bozuyor. Tatlı su toprağı değiştiriyor. Meyvelerin kalitesi çok değişti, ağaçların rengi yemyeşil oldu. İlaççılar şunu at, bunu at diyor ama suyu sormuyor. Önce su güzel olacak ki bahçe güzel olsun. Ne kadar ilaç atarsan at, suyun güzel olacak” diye konuştu. “Su gelince dikime başladık” Daha önce mera olarak kullanılan arazide iki yıl önce bahçe kuran Ebru Taşpınar, suyun gelmesiyle üretime başladıklarını söyledi. Taşpınar, “Su geldikten sonra hem üretimi artırmak hem de gelecek nesillere daha yaşanabilir bir çevre bırakmak amacıyla dikimlerimizi gerçekleştirdik. Daha iki senelik bir bahçemiz var. Normalde çorak topraktı. Üretime ve çiftçiye destek verilmesi bizi çok mutlu etti” dedi. Üretici Mehmet Taş da sulama imkânıyla boş arazilerin değerlendirildiğini belirterek, “Arazilerimiz daha verimli hale geldi. Boş arazilerimize tatlı su ulaştı. Artık daha sağlıklı meyve yetiştirebiliyoruz. Meyve bahçeleri oluşturduk, sebze ve meyve ekebiliyoruz. Vatandaşa çok büyük hizmet oldu” ifadelerini kullandı. Her damla su kontrollü kullanılıyor Proje kapsamında toplam 5 bin 757 metre uzunluğunda, farklı çaplarda boru hattı döşendi. S.S. Selçuk Merkez Sulama Kooperatifi’ne ait sondaj kuyusundan saniyede 60 litre debiyle alınan suyun tarım alanlarına ulaştırılması için damla sulama tesisi kuruldu. Üreticilerin sistemden etkin yararlanabilmesi amacıyla 33 hidrant tesis edildi ve bu noktalara ön ödemeli sayaçlar yerleştirildi. Böylece su tüketiminin kontrol altına alınması, gereksiz kullanım ve israfın önlenmesi hedeflendi. Basınçlı damla sulama sistemiyle geleneksel yöntemlere göre yaklaşık yüzde 50 su tasarrufu sağlanırken, buharlaşma ve sızıntı kaynaklı kayıplar da önemli ölçüde azaltıldı. Aynı miktarda suyla daha geniş alanların sulanmasına ve üretimde verimliliğin artırılmasına imkân sağlandı. Büyükşehir’in su yatırımı çorak toprakları bereketlendirdi İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin hizmete aldığı Selçuk Merkez Yüzey Altı Sulama Damla Sulama Tesisi, daha önce susuzluk nedeniyle atıl kalan 2 bin dönüm araziyi yeniden üretime açtı. Yaklaşık 280 futbol sahası büyüklüğündeki alanda ayva, nar, şeftali, narenciye ve sebze üretimi yaygınlaşırken, damla sulama ve ön ödemeli sayaç sistemiyle suyun daha verimli kullanılması sağlandı. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin sürdürülebilir tarımı desteklemek ve su kaynaklarını verimli kullanmak amacıyla hayata geçirdiği proje, Selçuk’ta tarımsal üretimin yapısını değiştirdi. Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı tarafından 15,5 milyon liralık yatırımla kurulan tesis sayesinde, geçmişte tuzluluk oranı yüksek yeraltı suyunu kullanmak zorunda kalan üreticiler daha kaliteli suya erişti. Selçuk Merkez Sulama Kooperatifi ile ortak yürütülen çalışma kapsamında üreticiler, damla sulama sistemlerini kurarak ön ödemeli sayaçlar üzerinden tesisten yararlanmaya başladı. Sulama imkânının genişlemesiyle bölgede özellikle nar, ayva ve narenciye üretimi artarken, ürün kalitesinde de belirgin iyileşme görüldü. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.