Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Su Verimliliği

Kapsül Haber Ajansı - Su Verimliliği haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Su Verimliliği haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Kimya Sanayisi Kaynak Verimliliğine Odaklandı Haber

Kimya Sanayisi Kaynak Verimliliğine Odaklandı

Özellikle kimya sanayisinde bu yaklaşım, kaynak tedarikinden üretim tesislerine ve sanayi bölgelerinin altyapısına kadar uzanan kapsamlı bir kaynak yönetimini beraberinde getiriyor. Sanayide yeşil dönüşümün odağı karbon emisyonlarının ötesine geçerek su, enerji, hammadde ve atık yönetimine genişliyor. Kaynakların daha verimli kullanılması, üretim maliyetlerinin azaltılmasının yanı sıra sanayinin çevresel performansında da belirleyici hale geliyor. Kimya sanayi yaptığı çalışmalarla yeşil dönüşüme öncülük ediyor. Türkiye’nin ilk Kimya İhtisas Organize Sanayi Bölgesi olan GEBKİM OSB, 2025 yılında aldığı Yeşil OSB Sertifikasıyla sürdürülebilirlik çalışmalarını belgelendirirken, su ve enerji verimliliği, atık yönetimi, sera gazı emisyonlarının takibi ve yenilenebilir enerji kullanımı alanlarında çalışmalarını hız kesmeden sürdürüyor. Kimya Sanayinde Suyun Tekrar Kullanılması Öne Çıkıyor İklim değişikliği ile beraber su kaynakları üzerindeki baskı, sanayide suyun verimli kullanılmasından geri kazanımına kadar tüm sürecin yeniden ele alınmasını beraberinde getiriyor. Kimya sanayisinde proseslerde kullanılan suyun verimli yönetilmesi ve atıksuyun geri kazanımı, kaynak verimliliğinin önemli başlıkları arasında yer alıyor. GEBKİM OSB bu alanda 100 bin metreküp hacme sahip GEBKİM Gölet Projesini hayata geçirmek üzere çalışılıyor. Gölet Projesiyle, bölgede yağmur suyu hasadı gerçekleştirilerek bölge katılımcıların alternatif su kaynağı oluşturulacaktır. Su tasarrufuna yönelik uygulamalar da mevcut tesislerde devam ediyor. Atıksu arıtma tesisinde yapılan hat revizyonlarıyla kimyasal hazırlama, çamur susuzlaştırma ünitesi ve insani kullanım gerektirmeyen temizlik işlemlerinde arıtılmış atıksu kullanılmaya başlandı. Bu uygulamayla aylık 1.000 metreküp şebeke suyu kullanımının önüne geçilirken, atıksu ve kuyu suyu arıtma tesislerinde yapılan revizyonlarla yıllık 20 bin metreküp su geri kazanılmaya devam ediyor. “Mavi Damla Projesi” İle Su Verimliliği Analiz Edilmekte Sanayide su verimliliğinin bir diğer boyutunu tüketimin ölçülmesi ve verimli kullanım için üretim süreçlerinin analiz edilmesi oluşturuyor. GEBKİM OSB tarafından Doğu Marmara Kalkınma Ajansı (MARKA) desteğiyle yürütülen Mavi Damla Su Verimliliği Projesi kapsamında, su kullanımının yüksek olduğu iki pilot tesisin tüketim profilleri analiz edildi. Yapılan ölçüm ve değerlendirmeler doğrultusunda firmaların uygulayabileceği su verimliliği çalışmaları belirlendi. Proje kapsamında GEBKİM OSB Yönetim Merkezi'nde de Tarım ve Orman Bakanlığı'nın Su Verimliliği Yönetmeliği doğrultusunda su verimliliği sistemi oluşturularak dokümante edildi. OSB’ye ait bina ve tesislerde gerekli verimlilik önlemleri alındı. OSB katılımcılarına yönelik su verimliliği eğitimleri de gerçekleştirildi. Yeşil alanlarda ise su tüketimini azaltmaya yönelik damlama sulama sistemleri kullanılıyor. GEBKİM OSB'nin 246 hektarlık alanındaki yeşil alanların 10 bin 880 metrekarelik bölümünde yağmurlama, 176 bin 64 metrekarelik bölümünde ise damlama sulama sistemi uygulanıyor. Enerji Tüketimi De Ölçülüyor, Yenilenebilir Kaynaklar Artırıyor Kaynak verimliliğinin diğer önemli ayağını enerji yönetimi oluşturuyor. Sanayide enerji tüketiminin ölçülmesi, yüksek tüketim noktalarının belirlenmesi ve verimlilik sağlayan teknolojilerin kullanılması, yeşil dönüşüm yatırımlarının temel başlıkları arasında yer alıyor. GEBKİM OSB, TS EN ISO 50001 Enerji Yönetim Sistemi kapsamında enerji tüketimlerini takip etnekte ve kayıt altına almaktadır. Atıksu arıtma tesisi ve çevre aydınlatması gibi önemli enerji kullanım noktaları analizlerle izlenirken, OSB Yönetim binalarında elektrik tüketimini azaltmak amacıyla LED aydınlatma ve enerji verimli ekipman kullanımına geçildi. OSB içerisindeki belirli alanlarda bulunan Güneş Enerjisi Santrali (GES) panelleri de yenilenebilir enerji üretimine katkı sağlıyor. Sera Gazı Emisyonları İzleniyor Yeşil dönüşümde üretimin çevresel etkisinin ölçülmesi, yatırım kadar önemli hale geliyor. Bu kapsamda GEBKİM OSB'de sera gazı emisyonlarının hesabı ve takibi OSB Yönetim Merkezi tarafından gerçekleştiriliyor. Doğrudan ve dolaylı emisyonlar izlenirken, sürdürülebilirlik raporlaması yapan ve sera gazı emisyon hesabı gerçekleştiren katılımcı firmaların oranı da takip ediliyor. Mevcut verilere göre, GEBKİM OSB katılımcılarının yüzde 31'i sera gazı hesaplarını tamamlamış durumda. Bu verilerin düzenli olarak takip edilmesi, OSB ölçeğinde çevresel performansın ölçülebilir hale getirilmesine ve gelecekteki iyileştirme çalışmalarının somut göstergeler üzerinden yürütülmesine imkan sağlıyor. Atık Yönetiminden Dijital Dönüşüme Kimya sanayisinde çevresel performansın önemli başlıklarından biri de atıkların kaynağında azaltılması ve uygun şekilde yönetilmesi. GEBKİM OSB, TS EN ISO 14001 Çevre Yönetim Sistemi kapsamında atıkların uygun bertaraf firmalarına yönlendirilmesini, çalışanların çevre konusunda bilinçlendirilmesini ve su tüketimi, enerji kullanımı ile mevzuata uyum süreçlerinin kayıt altında tutulmasını sağlıyor. Kaynak kullanımının azaltılmasına yönelik uygulamalar yalnızca üretim süreçleriyle sınırlı kalmıyor. GEBKİM OSB'nin fiziksel arşivinin dijital ortama taşınmasıyla kağıt tüketiminin azaltılması ve buna bağlı atık oluşumunun önlenmesi sağlanmakta. GEBKİM OSB Yönetim Kurulu Başkanı V. İbrahim Aracı, sanayide sürdürülebilirliğin artık üretim süreçlerinin temel unsurlarından biri olduğunu belirterek, “Kaynakların verimli kullanılması, çevresel etkilerin azaltılması ve üretim altyapısının geleceğin ihtiyaçlarına göre geliştirilmesi sanayinin öncelikli sorumlulukları arasında yer alıyor. GEBKİM olarak su ve enerji verimliliğinden atık yönetimine, sera gazı emisyonlarının azaltılmasından, yenilenebilir enerji kullanımına kadar farklı alanlarda ölçülebilir çalışmalar yürütüyoruz. Yeşil OSB Sertifikamızla da bu çalışmalarımızı belirli kriterler çerçevesinde belgeledik. Önümüzdeki dönemde özellikle suyun geri kazanımı ve kaynak verimliliği alanındaki uygulamalarımızı geliştirmeye devam edeceğiz.” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Su Tasarrufu Bireysel Kullanım Alışkanlıklarına İndirgenmemeli! Haber

Su Tasarrufu Bireysel Kullanım Alışkanlıklarına İndirgenmemeli!

Dolayısıyla geleceğin su krizi yalnızca bir ‘su miktarı’ problemi değil; aynı zamanda gıda, ekonomi, ekosistem ve bunlarla birlikte ortaya çıkacak halk sağlığı problemi olacaktır.” dedi. Su tasarrufunun yalnızca bireysel kullanım alışkanlıklarına indirgenmemesi gerektiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Adiller, özellikle tarımsal sulama ve şebeke kayıplarında büyük ölçekli dönüşüm gerektiğini vurguladı. Üsküdar Üniversitesi SHMYO Çevre Sağlığı Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, 18 Eylül Dünya Su İzleme Günü kapsamında, iklim değişikliği, bilinçsiz su kullanımı ve su kaynakları üzerindeki artan baskının özellikle Türkiye’de su krizine etkisi hakkında açıklamalarda bulundu. Su krizi; gıda, ekonomi, ekosistem ve halk sağlığını da tehdit ediyor! Su krizi denildiğinde genellikle aklımıza şehirlerde gerçekleşen su kesintileri geldiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Ancak durum o kadar basit değil. Su kaynaklarının miktar ve kalite açısından azalması; içme ve kullanma suyuna erişimden tarımsal üretime, gıda fiyatlarından sanayiye ve enerji üretimine kadar hayatın hemen her alanını etkileyebilir.” dedi. Ülkemizin de su stresi yaşayan ülkeler arasında yer aldığını hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Adiller, “Nüfus artışı ve iklim değişikliğinin etkileri düşünüldüğünde mevcut kaynaklar üzerindeki baskının gelecekte daha da artması bekleniyor. Asıl risk, belirli dönemlerde yaşanan kuraklığın kalıcı bir su güvensizliğine dönüşmesidir. Barajların doluluk oranlarının düşmesinin yanında yeraltı su seviyelerinin azalması, tarımsal üretimin zorlaşması, sulak alanların kaybedilmesi ve suyun kalitesinin bozulması söz konusu olabilir. Dolayısıyla geleceğin su krizi yalnızca bir ‘su miktarı’ problemi değil; aynı zamanda gıda, ekonomi, ekosistem ve bunlarla birlikte ortaya çıkacak halk sağlığı problemi olacaktır.” şeklinde konuştu. İklim değişikliği, Türkiye’nin su kaynaklarını daha hassas hale getiriyor! Türkiye’nin, iklim değişikliğinin etkilerine karşı oldukça hassas olan Akdeniz Havzası içerisinde bulunduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Adiller, “İklim değişikliğiyle birlikte sıcaklıkların yükselmesi, buharlaşmanın artması, yağış rejiminin değişmesi ve kurak dönemlerin daha uzun ve şiddetli hale gelmesi su kaynaklarımız üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Bilimsel değerlendirmeler içinde bulunduğumuz coğrafyada kuraklığın şiddeti ve su kıtlığı riskinin artacağını, yıllık yağışlarla oluşan akarsuların ve yeraltı suyunun beslenmesinin azalacağını gösteriyor.” dedi. Toplam yağış miktarı kadar yağışın ne zaman ve nasıl gerçekleştiğinin de önemli bir nokta olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Adiller, sözlerini şöyle sürdürdü: “Uzun süre yağış almayan bir bölgeye kısa sürede çok şiddetli yağmur yağması, su kaynaklarının sağlıklı şekilde beslenmesi anlamına gelmez. Böyle yağışlar daha fazla yüzeysel akışa, erozyona ve taşkına dönüşebilir. Buna karşılık düzenli yağışın azalması, toprağın ve yeraltı suyu rezervlerinin beslenmesini güçleştirir. Bu nedenle iklim değişikliğinin Türkiye açısından ortaya çıkardığı tabloyu ‘daha az yağış’ ifadesiyle sınırlamamak gerekir. Daha doğru ifade; daha sıcak bir iklim, artan buharlaşma, daha düzensiz yağışlar, daha sık ve şiddetli kuraklıklar ve buna bağlı olarak daha hassas hale gelen su kaynaklarıdır. Türkiye’nin 2026–2035 Ulusal Su Planı'nda da değişen iklim koşullarına uyum ve su kaynaklarının verimli kullanılması temel öncelikler arasında yer alıyor.” Türkiye’nin su sorunu yalnızca bireysel tasarrufla çözülemez! Günlük hayatta su tasarrufu yaparken en sık yapılan hatalara değinen Dr. Öğr. Üyesi Adiller, “En yaygın hata, su tasarrufunu yalnızca ‘musluğu biraz daha az açmak’ olarak görmek. Elbette diş fırçalarken musluğu açık bırakmak, gereğinden uzun duş almak, az miktarda ve sık sık çamaşır veya bulaşık için makine çalıştırmak, araç ve balkonları hortumla yıkamak ciddi bir gereksiz tüketim oluşturuyor. Ancak fark edilmeyen küçük kaçaklar da uzun süre devam ettiğinde önemli miktarda su kaybına yol açabiliyor.” dedi. Bahçe sulamasının sıcak saatlerde yapılmasının da sık karşılaşılan yanlışlardan biri olduğuna işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Adiller, “Buharlaşmanın yüksek olduğu saatlerde yapılan sulamada verilen suyun önemli bir bölümü bitkiye ulaşmadan kaybedilebilir. Sabah erken veya akşam saatlerinde yapılan, bitkinin ihtiyacına göre kontrollü sulama çok daha verimlidir. Bir diğer önemli hata ise her kullanım için içilebilir kalitede şebeke suyu kullanılması gerektiğini düşünmek. Uygun sistemlerin bulunduğu yapılarda yağmur suyu veya arıtılmış gri su; peyzaj sulama ve rezervuar gibi içme suyu kalitesi gerektirmeyen alanlarda değerlendirilebilir. Türkiye'nin Su Verimliliği Stratejisi de yağmur suyu hasadı, gri su ve kullanılmış suların yeniden kullanımını yaygınlaştırmayı hedeflemektedir.” açıklamasını yaptı. Türkiye’nin su sorununun yalnızca vatandaşın duş süresini kısaltmasına indirgemenin doğru olmadığının altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Adiller, DSİ verilerine göre ülkemizde kullanılan suyun büyük bir bölümünün sulamada kullanıldığını, bu nedenle bireysel tasarruf kültürünün mutlaka geliştirilirken tarımsal sulama, şebeke kayıpları ve sanayide su verimliliği gibi alanlarda da büyük ölçekli dönüşüm sağlanması gerektiğini vurguladı. Yeraltı suyu bir ‘yedek depo’ olarak değil, sınırlı stratejik bir doğal kaynak olarak görülmeli! Yeraltı sularının çoğu zaman görünmediği için tükenmeyecek bir kaynak gibi algılanabildiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Adiller, “Oysa yeraltı suları da yağışlar sonucunda topraktan sızan sularla doğal olarak yeniden beslendiğinden daha fazla su çekildiğinde yeraltı su seviyesi sürekli olarak düşer. Bunun ilk sonucu kuyuların su seviyesinin daha derine inmesi, bazı kuyuların kullanılamaz hale gelmesi ve suyun çıkarılması için daha fazla enerji harcanmasıdır.” dedi. Fakat detaylı değerlendirmelerde çevresel sonuçların çok daha ciddi olabildiğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Adiller, “Bazı jeolojik koşullarda zeminde oturma ve çökmeler meydana gelebilir. Kıyı bölgelerinde ise aşırı yeraltı suyu çekimi deniz suyunun tatlı su kaynaklarına doğru ilerlemesine, yani tuzlu su girişimine neden olabilir. Bu senaryo bazı durumlarda geri döndürülmesi son derece güç bir su kalitesi ve ekosistem problemine sebep olabilir. Dolayısıyla yeraltı suyunu bir ‘yedek depo’ olarak değil, miktarı sınırlı stratejik bir doğal kaynak olarak görmek gerekiyor. Çekimin ölçülmesi, kuyuların denetlenmesi ve her havzada çekilen miktarın doğal beslenme kapasitesiyle uyumlu tutulması büyük önem taşıyor.” diye konuştu. Bugün vereceğimiz kararlar, 20–30 yıl sonra yaşayacağımız su krizinin boyutunu belirleyecek! Su krizini önleyebilmek için tek bir önlemin yeterli olmadığını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Suyu havza ölçeğinde ve bütüncül olarak yönetmek gerekir. Öncelikle suyun ne kadar bulunduğunu, nerede kullanıldığını ve kalitesinin nasıl değiştiğini sürekli izleyen güçlü bir veri ve izleme sistemi oluşturulmalı. Ölçemediğimiz bir kaynağı doğru yönetmemiz mümkün olmaz.” dedi. Dr. Öğr. Üyesi Adiller, sözlerini şöyle tamamladı: “Tarımda su ihtiyacına uygun ürün seçilmesi, açık sulama sistemlerinin modernize edilmesi, basınçlı ve kontrollü sulama yöntemlerinin yaygınlaştırılması ve çiftçinin gerçek bitki su ihtiyacına göre sulama yapması kritik öneme sahiptir. Kentsel alanlarda ise şebeke kayıp ve kaçaklarının daha da azaltılması gerekir. Bunun yanında arıtılmış atık suların yeniden kullanılması, yağmur suyu hasadı ve gri su arıtım ve yeniden kullanım uygulamalarının yaygınlaştırılması gerekiyor. Yeraltı sularında ruhsatsız ve kontrolsüz çekimlerin önlenmesi; sulak alanların, su havzalarının ve yeraltı suyu beslenme alanlarının yapılaşma ve kirlilik baskısından korunması da en az suyun tasarruf edilmesi kadar önemlidir. Bugün vereceğimiz kararlar, 20–30 yıl sonra yaşayacağımız su krizinin boyutunu belirleyecek. Bu nedenle suyu korumak yalnızca bireysel bir tasarruf meselesi değil, gıda güvenliği, ekonomik kalkınma, ekosistemlerin devamlılığı ve gelecek nesillerin yaşam hakkı açısından stratejik bir zorunluluktur.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Özyeğin Üniversitesi Mavi Su Verimliliği Belgesi Alan İlk Üniversite Oldu Haber

Özyeğin Üniversitesi Mavi Su Verimliliği Belgesi Alan İlk Üniversite Oldu

İklim değişikliğinin etkileri ve su kaynakları üzerindeki artan baskı, kurumların su tüketimini ölçülebilir hedefler doğrultusunda yönetmesini önemli hale getiriyor. Geniş kullanım alanları ve farklı kullanıcı gruplarıyla üniversite kampüsleri de suyun verimli kullanımına yönelik uygulamaların geliştirildiği önemli yaşam alanları arasında bulunuyor. Özyeğin Üniversitesi’nin Mavi Su Verimliliği Belgesi’ni alan ilk üniversite olması, yükseköğretim kurumlarının sürdürülebilir su yönetimindeki rolünü ortaya koyan örnek bir başarı niteliği taşıyor. Su verimliliğinde yükseköğretim için önemli bir eşik T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdürlüğü tarafından Özyeğin Üniversitesi Çekmeköy Kampüsü adına düzenlenen Mavi Su Verimliliği Belgesi, Su Verimliliği Yönetmeliği kapsamında veriliyor. Belge, su verimliliği yönetim sisteminin kurulması, su tüketiminin düzenli olarak ölçülmesi, izlenmesi ve raporlanması ile su tasarrufuna yönelik uygulamaların hayata geçirilmesi sonucunda kurumlara sunuluyor. Mavi Su Verimliliği Belgesi’nin ilk kez bir üniversiteye verilmesi, su kaynaklarının korunmasına yönelik çalışmaların yükseköğretim alanındaki gelişimi açısından da önemli bir eşik oluşturuyor. 1 Temmuz 2026 tarihinde düzenlenen belgenin geçerliliği 1 Temmuz 2031 tarihine kadar devam ediyor. 2025–2026 akademik yılı “Su Yılı” ilan edildi Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından başlatılan Su Verimliliği Seferberliği ve Su Verimliliği Yönetmeliği doğrultusunda 2025–2026 akademik yılını “Su Yılı” ilan eden Özyeğin Üniversitesi, bu dönemde su tüketiminin izlenmesi ve verimlilik performansının değerlendirilmesine yönelik çalışmalarına odaklandı. Kampüs genelindeki su kullanım verilerinin düzenli olarak takip edilmesi, iyileştirme alanlarının belirlenmesi ve su tasarrufuna yönelik uygulamaların kurumsal bir sistem içinde yürütülmesi, belgelendirme sürecinin temelini oluşturdu. Su yönetiminde iki ayrı ilk Özyeğin Üniversitesi, bu sürecin öncesinde ISO 46001 Su Verimliliği Yönetim Sistemi’ni kurarak Türk Standardları Enstitüsü tarafından belgelendirilen ilk yükseköğretim kurumu olmuştu. Su tüketiminin ölçülmesi, izlenmesi ve iyileştirilmesine yönelik uluslararası bir yönetim çerçevesi sunan ISO 46001 kapsamında oluşturulan sistem, Mavi Su Verimliliği Belgesi sürecine de güçlü bir altyapı sağladı. Belgelendirme çalışmaları, Sürdürülebilirlik, Güvenli Yaşam ve Kalite Departmanı koordinasyonunda, Teknik Hizmetler Departmanı ile ilgili akademik ve idari birimlerin iş birliğiyle yürütüldü. Kampüs genelindeki su kullanımının düzenli olarak değerlendirilmesini sağlayan çalışmalar, ulusal su verimliliği hedeflerine ve iklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik kurumsal performansın izlenmesine katkı sunuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Geleceğin Hasadı Programı Türkiye'de Başlıyor Haber

Geleceğin Hasadı Programı Türkiye'de Başlıyor

Dünyanın en büyük yiyecek ve içecek şirketlerinden biri olan PepsiCo, sürdürülebilir tarımı destekleyen ve tarımın geleceğini güçlendirmeyi hedefleyen çalışmalarına bir yenisini daha ekledi. PepsiCo Vakfı ile Avrupa İnovasyon ve Teknoloji Enstitüsü'nün (EIT) desteklediği EIT Food iş birliğiyle geliştirilen Geleceğin Hasadı Programı, Türkiye'de de hayata geçiriliyor. Çiftçilerin sürdürülebilir, dayanıklı ve geleceğe hazır tarım işletmeleri kurmalarını desteklemeyi amaçlayan program, Türkiye'nin yanı sıra Avrupa'nın önemli tarım pazarlarında uygulanacak. Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) verilerine göre Türkiye'de çiftçilerin ortalama yaşı yaklaşık 59'a ulaşmış durumda. Üretici profiline; iklim değişikliği, artan üretim maliyetleri ve piyasa dalgalanmaları gibi giderek büyüyen baskılar da eklendiğinde, özellikle küçük ve orta ölçekli tarım işletmeleri önemli zorluklarla karşı karşıya kalıyor. Bu durum, kırsal yaşamın sürdürülebilirliğini ve uzun vadeli gıda güvenliğini tehdit ederken, tarım sektöründe yeni nesil üreticilerin desteklenmesini her zamankinden daha kritik hale getiriyor. 2026 Sonuna Kadar Avrupa Genelinde 900 Çiftçinin Programa Dahil Edilmesi Hedefleniyor Tarım sektörünün karşı karşıya olduğu bu ihtiyaçtan hareketle hayata geçirilen Geleceğin Hasadı Programı, Fransa, İspanya, Hollanda, Polonya ve Türkiye'de uygulanacak. Program kapsamında, 2026 yılı sonuna kadar Avrupa genelinde yaklaşık 900 çiftçinin desteklenmesi, bunların yaklaşık 200'ünün ise Türkiye'de programa dahil edilmesi hedefleniyor. Program, çiftçileri ve tarım alanında değer yaratmak isteyen katılımcıları hızla dönüşen gıda sistemine uyum sağlayabilmeleri için uygulamalı bilgi, yenilikçi çözümler ve güçlü iş birlikleriyle desteklemeyi amaçlıyor. Tarımda kuşak değişiminin yeterince desteklenmemesi, Avrupa'nın gıda sisteminin iklim değişikliği ve ekonomik belirsizlikler karşısındaki dayanıklılığını zayıflatma riski taşıyor. Geleceğin Hasadı, aile çiftliklerini devralan veya yönetmeye başlayan çiftçileri ve geleceğin tarım profesyonellerini; tarımsal faaliyetlerinin sürdürülebilirliğini ve dayanıklılığını güçlendirecek bilgi, araç ve ağlarla desteklemeyi hedefliyor. Doktar İş Birliğiyle Yapay Zekâ ve Akıllı Tarım Teknolojileri Eğitimi PepsiCo Vakfı tarafından finanse edilen ve EIT Food koordinasyonunda yerel iş ortaklarıyla yürütülen Geleceğin Hasadı programı, Türkiye'de yapay zekâ ve akıllı tarım teknolojileri geliştiren Doktar iş birliğiyle uygulanacak. Program, çevrim içi eğitimleri uygulamalı saha deneyimleriyle bir araya getirirken; yenileyici tarım, iklim dayanıklı tarım uygulamaları, dijital tarım teknolojileri ile işletme ve finans yönetimi gibi başlıklarda kapsamlı bir eğitim sunacak. Böylece katılımcıların edindikleri bilgileri kendi işletmelerine aktarmaları desteklenecek. Program kapsamında katılımcılar; sürdürülebilir tarım uygulamaları, tarım işletmesi yönetimi, girişimcilik ve liderlik gibi başlıklarda, ihtiyaçlarına göre şekillendirilmiş kapsamlı bir eğitim sürecine dahil olacak. Bununla birlikte, katılımcılar Geleceğin Hasadı Farm Hub çatısı altında sunulan tarla klinikleri, saha ziyaretleri, öğrenme oturumları ve mentorluk programları aracılığıyla uygulamalı deneyim kazanırken; sektör uzmanları, girişimciler ve yenilikçi tarım ekosisteminin farklı paydaşlarıyla doğrudan bir araya gelme fırsatı bulacak. Geleceğin Hasadı, yarının çiftçilerinin yeni uygulamaları sahada deneyimlemelerine, işletmelerinin dayanıklılığını artırmalarına ve yenilikçi çözümleri üretim süreçlerine entegre etmelerine destek olmayı amaçlıyor. Program aynı zamanda daha dayanıklı, sürdürülebilir ve ekonomik açıdan güçlü bir gıda sisteminin oluşmasına katkı sunarken, EIT Food'un Avrupa genelindeki yenilik ekosistemi ile PepsiCo Vakfı'nın sürdürülebilir gıda sistemlerini güçlendirme vizyonunu bir araya getiriyor. PepsiCo Global Sosyal Etki Kıdemli Başkan Yardımcısı ve PepsiCo Vakfı Başkanı Monica Bauer, programla ilgili değerlendirmesinde şunları söyledi: "Bir gıda ve içecek şirketi olarak tarımla güçlü bir bağa sahibiz. Ürünlerimizin temelini oluşturan hammaddeler, artan maliyetler ve iklim değişikliği gibi önemli zorluklarla mücadele eden çiftçiler tarafından üretiliyor. PepsiCo Vakfı olarak, Geleceğin Hasadı gibi yerel ihtiyaçlardan hareketle geliştirilen ve güvenilir iş ortaklarımızla hayata geçirilen programları destekleyerek tarım topluluklarının uzun vadede daha dirençli, sürdürülebilir ve daha dirençli ve sürdürülebilir hale gelmesine katkı sağlamayı hedefliyoruz." Program Avrupa genelinde ortak bir çerçevede uygulanırken, Türkiye'deki uygulamalar Doktar ve ilgili ekosistem paydaşlarıyla yakın iş birliği içinde yürütülecek. Böylece programın, Türkiye'nin tarımsal öncelikleri ve üreticilerin ihtiyaçları doğrultusunda uygulanması sağlanacak. EIT Food CEO'su Richard Zaltzman ise şunları söyledi: "Avrupa tarımının geleceği, tarımla ilgilenen bireylerin ve geleceğin üreticilerinin üretmek, yenilik geliştirmek ve liderlik etmek için cazip bir alan olarak görmesine bağlı. Bu nedenle PepsiCo Vakfı ile güçlerimizi birleştiriyoruz. Amacımız çiftçilere ve tarımın geleceğine katkı sunacak katılımcılara toprağı yeniden canlandıracak, işletmelerini güçlendirecek ve daha dirençli bir gıda sisteminin oluşmasına katkı sağlayacak bilgi, özgüven ve bağlantıları kazandırmak. Geleceğin Hasadı, EIT Food'un Avrupa genelinde daha dayanıklı bir tarım sektörü oluşturma hedefinin önemli bir parçasıdır." Türkiye tarım sektörü; özellikle kuşak yenilenmesi, su verimliliği ve iklim değişikliğine dayanıklı sürdürülebilir üretim modellerine geçiş alanlarında önemli bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Geleceğin Hasadı, çiftçilerin ve geleceğin tarım profesyonellerinin daha dayanıklı ve geleceğe hazır tarım işletmeleri kurabilmeleri için gerekli bilgi, araç ve yetkinlikleri kazandırarak bu dönüşümü desteklemeyi amaçlıyor. PepsiCo Türkiye Genel Müdürü Ergün Günay: "Bu programın tarımı anlamlı ve sürdürülebilir bir kariyer alanı olarak daha fazla kişiye göstereceğini düşünüyoruz” PepsiCo Türkiye Genel Müdürü Ergün Günay konuya ilişkin şunları söyledi: "PepsiCo Türkiye olarak tarımın sürdürülebilir dönüşümünü desteklemeyi gıda değer zincirimiz boyunca önemli bir odak alanı olarak görüyoruz. Geleceğin Hasadı aracılığıyla PepsiCo Vakfı’nın geleceğin çiftçilerinin ve tarım profesyonellerinin güçlenmesine ve daha dayanıklı, geleceğe hazır üretim modellerine geçişlerine katkı sağlamasından büyük memnuniyet duyuyoruz. Doktar ile gerçekleştirilen iş birliğinin çiftçilerin yenilikçi çözümlere erişimini artırarak daha verimli ve sürdürülebilir üretim modellerini benimsemelerine önemli katkı sağlayacağına inanıyoruz. Aynı zamanda bu programın tarımı anlamlı ve sürdürülebilir bir kariyer alanı olarak daha fazla kişiye tanıtacağına inanıyoruz." Türkiye'de Programın İlk Etabı Başladı Türkiye'de programın ilk etabı; Tekirdağ, Edirne, İstanbul, Kırklareli ve Adana'da mısır ve kanola üretimi yapan 86 çiftçiyle başladı. İkinci etapta ise başta Tekirdağ, Mersin, Manisa ve Kocaeli olmak üzere patates üreticilerine öncelik verilerek 114 çiftçinin daha programa dahil edilmesi planlanıyor. Program kapsamında katılımcılar, Türkiye'nin tarımsal ihtiyaçlarına göre hazırlanan yerel vaka çalışmalarını içeren üç çevrim içi eğitim modülünün yanı sıra Adana'da düzenlenecek yüz yüze eğitimlere katılacak. Programın uygulamalı öğrenme ayağında ise seçilen 40 çiftçi; saha ziyaretleri, akran öğrenme programları ve işletmelerine özel hazırlanacak gelişim yol haritalarıyla desteklenecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

SKD Türkiye ve İş Bankası’ndan Tarımda Su Verimliliği ve Finansmanı Çalıştayı Haber

SKD Türkiye ve İş Bankası’ndan Tarımda Su Verimliliği ve Finansmanı Çalıştayı

İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği ile İş Bankası’nın düzenlediği Tarımda Su Verimliliği ve Finansmanı Çalıştayı, bankalar ve kalkınma finansmanı kurumları, gıda ve tarım şirketleri, tarım ve sulama teknolojileri firmaları, kamu kurumları, akademi, düşünce kuruluşları ve sivil toplum kuruluşlarından temsilcileri bir araya getirdi. Çalıştayda Türkiye’nin de içinde bulunduğu Akdeniz Havzası’nda artan kuraklık riski ve su stresi nedeniyle tarımsal üretimde suyun daha verimli kullanılması ihtiyacı ile bu dönüşümü destekleyecek finansman modelleri ve iş birlikleri ele alındı. “Su verimliliği finansman ve iş birliğiyle güçlenebilir” Çalıştayın açılışında konuşan SKD Türkiye Genel Sekreteri Konca Çalkıvik, "İklim değişikliğiyle birlikte su, tarımsal üretimden gıda güvenliğine, ekonomik kalkınmadan finansal istikrara kadar birçok alanı doğrudan etkileyen stratejik bir kaynak haline geldi. Tarımda su verimliliğini artıracak dönüşümü yalnızca teknolojiyle değil, doğru finansman mekanizmaları ve güçlü iş birlikleriyle de desteklemek gerekiyor. SKD Türkiye olarak uzun yıllardır iş dünyasının sürdürülebilirlik dönüşümünü hızlandıracak ortak platformlar oluşturuyor, kamu, özel sektör, finans dünyası ve akademiyi aynı masa etrafında buluşturuyoruz. İş Bankası ile gerçekleştirdiğimiz bu çalıştay da önemli bir proje oldu. Tarımda su verimliliğine yönelik yatırımların önündeki engellerin aşılmasına, yenilikçi finansman modellerinin geliştirilmesine katkı sağlayacağına inanıyoruz” diye konuştu. “Su verimliliğinin merkezinde tarım, yani gelecek var” İş Bankası Tarım Bankacılığı Pazarlama Müdürü Umut Yiğit ise, iklim değişikliği ve su güvenliği arasındaki güçlü bağlantıya dikkat çektiği konuşmasında, OECD ve Birleşmiş Milletler’in, mevcut üretim ve tüketim alışkanlıklarının sürmesi halinde 2030 yılında dünya genelinde sürdürülebilir tatlı su arzı ile talep arasında yaklaşık yüzde 40’lık bir açığın oluşabileceğine işaret ettiğini hatırlattı. Türkiye’de suyun yaklaşık yüzde 75’inin tarımsal üretimde kullanıldığını, tarımın geleceğinin su üretkenliği üzerine kurulacağını, bu noktada su ayak izi kavramının giderek daha kritik hale geldiğini söyleyen Yiğit, finans sektöründeki dönüşüme de dikkat çekerek, meselenin artık “su ve iklim finansmanı” olarak ele alınması gerektiğinin altını çizdi. Umut Yiğit, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Su yönetimi artık tek bir kurumun çözebileceği bir mesele değil, kamu, özel sektör, finans sektörü, akademi ve sivil toplumun ortak hareket ettiği bir ekosistem ve uzun soluklu çalışmalar gerektiriyor. SKD Türkiye ile birlikte bugün gerçekleştirdiğimiz çalıştay bu nedenle çok değerli. Su çalıştaylarının ilkini 2022 yılında İzmir’de gerçekleştirmiştik. Bunun yanı sıra; kuraklık ve dolayısıyla su yönetimi konusunda BASUSAD (Basınçlı Sulama Sanayicileri Derneği) iş birliği ile 2025 yılında 22 Tarım İhtisas Şubemizde 500’den fazla üreticimize “Doğru Sulama Teknikleri” başlıklı eğitimler düzenledik. Sürdürülebilir tarım, enerji dönüşümü, doğal mirasın korunması ve kaynak verimliliği alanlarında yürüttüğümüz çalışmaları önümüzdeki dönemde daha da genişletmeyi hedefliyoruz.” Çalıştay raporu; kamu, finans sektörü ve iş dünyası için yol gösterici olacak Açılışın ardından Ziraat Mühendisi Raşit Yılmaz ile Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yusuf Ersoy Yıldırım’ın değerlendirmeleriyle başlayan programda üç oturum düzenlendi. İlk oturumda tarımda su risklerinin finans sektörü açısından değerlendirilmesi ve doğa temelli çözümlerin finansmanındaki mevcut boşluklar, ikinci oturumda su verimliliği yatırımlarını hızlandıracak finansman araçları, yatırım öncelikleri ve kamu, özel sektör ile finans kuruluşları arasında geliştirilebilecek iş birliği modelleri değerlendirildi. Günün son oturumunda ise Türkiye'nin tarımda su verimliliği alanındaki öncelikli politika başlıkları, kısa ve orta vadede devreye alınabilecek finansal mekanizmalar ile ortak pilot uygulama önerileri paylaşıldı. Önümüzdeki günlerde yayımlanacak çalıştay sonuç raporunun, kamu, finans sektörü ile iş dünyası için yol gösterici bir kaynak oluşturması hedefleniyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

SKD Türkiye ve İş Bankası’ndan Tarımda Su Verimliliği ve Finansmanı Çalıştayı Haber

SKD Türkiye ve İş Bankası’ndan Tarımda Su Verimliliği ve Finansmanı Çalıştayı

İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği ile İş Bankası’nın düzenlediği Tarımda Su Verimliliği ve Finansmanı Çalıştayı, bankalar ve kalkınma finansmanı kurumları, gıda ve tarım şirketleri, tarım ve sulama teknolojileri firmaları, kamu kurumları, akademi, düşünce kuruluşları ve sivil toplum kuruluşlarından temsilcileri bir araya getirdi. Çalıştayda Türkiye’nin de içinde bulunduğu Akdeniz Havzası’nda artan kuraklık riski ve su stresi nedeniyle tarımsal üretimde suyun daha verimli kullanılması ihtiyacı ile bu dönüşümü destekleyecek finansman modelleri ve iş birlikleri ele alındı. “Su verimliliği finansman ve iş birliğiyle güçlenebilir” Çalıştayın açılışında konuşan SKD Türkiye Genel Sekreteri Konca Çalkıvik, "İklim değişikliğiyle birlikte su, tarımsal üretimden gıda güvenliğine, ekonomik kalkınmadan finansal istikrara kadar birçok alanı doğrudan etkileyen stratejik bir kaynak haline geldi. Tarımda su verimliliğini artıracak dönüşümü yalnızca teknolojiyle değil, doğru finansman mekanizmaları ve güçlü iş birlikleriyle de desteklemek gerekiyor. SKD Türkiye olarak uzun yıllardır iş dünyasının sürdürülebilirlik dönüşümünü hızlandıracak ortak platformlar oluşturuyor, kamu, özel sektör, finans dünyası ve akademiyi aynı masa etrafında buluşturuyoruz. İş Bankası ile gerçekleştirdiğimiz bu çalıştay da önemli bir proje oldu. Tarımda su verimliliğine yönelik yatırımların önündeki engellerin aşılmasına, yenilikçi finansman modellerinin geliştirilmesine katkı sağlayacağına inanıyoruz” diye konuştu. “Su verimliliğinin merkezinde tarım, yani gelecek var” İş Bankası Tarım Bankacılığı Pazarlama Müdürü Umut Yiğit ise, iklim değişikliği ve su güvenliği arasındaki güçlü bağlantıya dikkat çektiği konuşmasında, OECD ve Birleşmiş Milletler’in, mevcut üretim ve tüketim alışkanlıklarının sürmesi halinde 2030 yılında dünya genelinde sürdürülebilir tatlı su arzı ile talep arasında yaklaşık yüzde 40’lık bir açığın oluşabileceğine işaret ettiğini hatırlattı. Türkiye’de suyun yaklaşık yüzde 75’inin tarımsal üretimde kullanıldığını, tarımın geleceğinin su üretkenliği üzerine kurulacağını, bu noktada su ayak izi kavramının giderek daha kritik hale geldiğini söyleyen Yiğit, finans sektöründeki dönüşüme de dikkat çekerek, meselenin artık “su ve iklim finansmanı” olarak ele alınması gerektiğinin altını çizdi. Umut Yiğit, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Su yönetimi artık tek bir kurumun çözebileceği bir mesele değil, kamu, özel sektör, finans sektörü, akademi ve sivil toplumun ortak hareket ettiği bir ekosistem ve uzun soluklu çalışmalar gerektiriyor. SKD Türkiye ile birlikte bugün gerçekleştirdiğimiz çalıştay bu nedenle çok değerli. Su çalıştaylarının ilkini 2022 yılında İzmir’de gerçekleştirmiştik. Bunun yanı sıra; kuraklık ve dolayısıyla su yönetimi konusunda BASUSAD (Basınçlı Sulama Sanayicileri Derneği) iş birliği ile 2025 yılında 22 Tarım İhtisas Şubemizde 500’den fazla üreticimize “Doğru Sulama Teknikleri” başlıklı eğitimler düzenledik. Sürdürülebilir tarım, enerji dönüşümü, doğal mirasın korunması ve kaynak verimliliği alanlarında yürüttüğümüz çalışmaları önümüzdeki dönemde daha da genişletmeyi hedefliyoruz.” Çalıştay raporu; kamu, finans sektörü ve iş dünyası için yol gösterici olacak Açılışın ardından Ziraat Mühendisi Raşit Yılmaz ile Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yusuf Ersoy Yıldırım’ın değerlendirmeleriyle başlayan programda üç oturum düzenlendi. İlk oturumda tarımda su risklerinin finans sektörü açısından değerlendirilmesi ve doğa temelli çözümlerin finansmanındaki mevcut boşluklar, ikinci oturumda su verimliliği yatırımlarını hızlandıracak finansman araçları, yatırım öncelikleri ve kamu, özel sektör ile finans kuruluşları arasında geliştirilebilecek iş birliği modelleri değerlendirildi. Günün son oturumunda ise Türkiye'nin tarımda su verimliliği alanındaki öncelikli politika başlıkları, kısa ve orta vadede devreye alınabilecek finansal mekanizmalar ile ortak pilot uygulama önerileri paylaşıldı. Önümüzdeki günlerde yayımlanacak çalıştay sonuç raporunun, kamu, finans sektörü ile iş dünyası için yol gösterici bir kaynak oluşturması hedefleniyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye Yaş Meyve Sebze İhracatını 22 Yılda Üçe Katladı    Haber

Türkiye Yaş Meyve Sebze İhracatını 22 Yılda Üçe Katladı  

Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği AR-GE biriminin TÜİK verilerinden yaptığı derlemeye göre, Patates, Kuru Soğan, Domates, Hıyar, Biber, Karpuz, Elma, Şeftali-Nektarin, Kayısı, Kiraz, Portakal, Mandalina, Limon, İncir, Kivi, Muz, Üzüm, Çilek ve Nar üretimi ve ihracatı mercek altına alındı. Türkiye’nin yaş meyve sebze üretiminin ana omurgasını oluşturan 20 üründe 2002 yılında 34 milyon 292 bin ton seviyesinde olan üretim, 2024 yılında yüzde 50’lik artışla 51 milyon 560 bin ton seviyesine ulaştı. 2025 yılında yaşanan iklim krizi nedeniyle bu ürünlerin üretiminde yüzde 14’lük kayıp yaşandı ve üretim 44 milyon 350 bin tona geriledi. Türk yaş meyve sebze sektörü 2002 yılında 1 milyon 337 bin tonluk ihracat performansı ortaya koyarken, 2024 yılı sonunda yüzde 175’lik rekor artışla 3 milyon 669 bin tona ulaştı. 2002 yılında üretimin yüzde 3,8’i ihraç edilirken, 2024 yılında yüzde 7,1’e yükseldi Yaş meyve sebze sektörü, 2002 yılında ürettiği ürünlerin yüzde 3,8’ini ihraç edebiliyorken, 2024 yılında toplam üretimin yüzde 7,1’ini ihraç etme başarısı gösterdi. Balık: “İhracat üretimden daha hızlı büyüdü” Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Cengiz Balık, sektörün son 22 yılda üretimden ihracata uzanan zincirde önemli bir dönüşüm yaşadığını belirterek, Türkiye'nin yaş meyve ve sebze üretimindeki gücünü uluslararası pazarlara daha etkin şekilde taşımayı başardığını söyledi. Yaş meyve ve sebze sektörünün üretim artışından çok daha yüksek bir ihracat performansı ortaya koyduğunu vurgulayan Cengiz Balık, şunları söyledi: "2002-2024 dönemine baktığımızda üretimimiz yaklaşık yüzde 50 artarken ihracatımız yüzde 175'in üzerinde büyüdü. Bu tablo, Türk yaş meyve sebze sektörünün sadece üretim yapan değil, aynı zamanda dünya pazarlarında güçlü bir şekilde rekabet eden bir yapıya kavuştuğunu gösteriyor. Üretimde elde ettiğimiz başarıyı ihracata dönüştürme kabiliyetimiz her geçen yıl güçleniyor. 2025 yılında yaş meyve sebze ihracatımız 3 milyar 704 milyon dolara ulaştı. 2026 yılında ihracatımızın 4,5 milyar doları aşmasını hedefliyoruz.” Mandalina yaş meyve sebze ihracatının lokomotifi oldu Yaş meyve sebze sektöründe ihracatta öne çıkan ürünler hakkında da bilgi veren Başkan Balık, özellikle mandalinanın son yılların ihracat yıldızı olduğunu söyledi. Balık; “Mandalina ihracatımız 2002 yılında 247 bin ton seviyesindeyken 2024 yılında 702 bin tona, 2025 yılında 1 milyon ton sınırına yaklaştı. Yaklaşık dört katlık bu artış, sektörümüzün uluslararası pazarlardaki başarısının en somut göstergelerinden biridir. Ürettiğimiz mandalinanın yüzde 45’ini ihraç ettik. 913 milyon dolarlık döviz geliri elde ettik.” Elma ihracatı yüzde 2110 arttı 2002 yılında 2 milyon 200 bin ton olan elma üretiminin 2024 yılında yüzde 101’lik artışla 4 milyon 420 bin tona çıktığının altını çizen Balık, elma ihracatının 2002 yılında 14 bin ton seviyesinde olan elma ihracatının 2024 yılında 315 bin tona fırladığını, elma ihracatının miktar bazında yüzde 2100 artış kaydettiğini, ortalama ihraç fiyatının da yüzde 43 arttığını ve 190 milyon dolar dövizi elma ihracatından kazandığımızı vurguladı. 2002 yılında incir, kivi, çilek ve muz ihracatı yokken günümüzde önemli ihraç kalemleri haline geldiğine dikkati çeken EYMSİB Başkanı Cengiz Balık, “İncirde 23 bin ton, çilekte 20 bin 854 ton, kivide 7 bin 230 ton ve muzda 4 bin 679 ton ihracat yapar konuma geldik. Bunun yanında limon, domates, kiraz, şeftali ve nektarin gibi ürünlerde de önemli ihracat başarıları elde ettik” ifadelerini kullandı. Katma değerli ihracatta önemli mesafe alındı Son 22 yılda yalnızca ihracat miktarlarının değil, ihracat birim fiyatlarının da önemli ölçüde yükseldiğine dikkat çeken Balık, Türk ürünlerinin dünya pazarlarında daha yüksek katma değer oluşturduğunu ifade etti. Balık sözlerini şöyle sürdürdü; “"Birçok üründe kilogram başına ihracat değerlerimiz birkaç kat arttı. 2002 yılında 0.58 USD/Kg olan ortalama ihraç fiyatımız 2024 yılı sonunda 1,28 USD/Kg’a yükseldi. Bu değişim, ürünlerimizin kalite, gıda güvenliği, sürdürülebilirlik ve uluslararası standartlara uyum açısından önemli bir seviyeye ulaştığını gösteriyor. Artık sadece daha fazla ürün satan değil, ürününü daha değerli satan bir sektör konumundayız." İklim değişikliğine karşı ortak mücadele çağrısı İklim değişikliğinin tarımsal üretim üzerindeki etkilerinin son yıllarda daha belirgin hale geldiğini ifade eden Cengiz Balık, sektörün sürdürülebilir büyümesi için üretim altyapısının güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Balık; “Don, kuraklık, aşırı sıcaklıklar ve düzensiz yağışlar üretim süreçlerini doğrudan etkiliyor. Buna rağmen sektörümüz üretmeye, ihraç etmeye ve ülkemize döviz kazandırmaya devam ediyor. Önümüzdeki dönemde su verimliliği, modern sulama sistemleri, tarımsal teknoloji yatırımları ve iklim dirençli üretim modelleri daha da önem kazanacak” ifadelerini kullandı. Hedef: Dünya pazarlarında daha güçlü bir Türkiye Türk yaş meyve ve sebze sektörünün güçlü üretim altyapısı, deneyimli üreticileri ve ihracatçılarıyla küresel pazarlardaki büyümesini sürdüreceğini vurgulayan Balık, sözlerini şöyle tamamladı: “Türkiye, sahip olduğu iklim çeşitliliği, üretim kapasitesi ve lojistik avantajlarıyla dünyanın en önemli yaş meyve sebze tedarikçilerinden birisi konumunda. Önümüzdeki dönemde ürün çeşitliliğimizi artırarak, yeni pazarlara açılarak ve katma değerli ihracata odaklanarak ülkemizin yaş meyve sebze ihracatını daha da yukarı taşıyacağız.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.