Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Su Verimliliği

Kapsül Haber Ajansı - Su Verimliliği haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Su Verimliliği haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Akbank’tan Sürdürülebilir Finansmanda  Yeni Hedef: 2,5 Trilyon TL Haber

Akbank’tan Sürdürülebilir Finansmanda Yeni Hedef: 2,5 Trilyon TL

Türkiye’nin ev sahipliğinde, 9-20 Kasım 2026’da Antalya’da düzenlenecek BM İklim Değişikliği Konferansı (COP31) öncesinde, yeni dönem önceliklerini açıklayan Akbank, iklim hedeflerinin somut yatırımlara dönüşmesinde finans sektörünün üstlenmesi gereken role dikkat çekti. Bu doğrultuda sürdürülebilir finansman hedefini revize eden Banka, etkili, ölçülebilir ve ölçeklenebilir uygulamalarla Türkiye’deki dönüşüm yatırımlarında çözüm ortağı olmaya odaklandığını vurguladı. Konuya ilişkin yaptığı açıklamada Akbank Genel Müdürü Kaan Gür, “2030 yılı için belirlediğimiz 800 milyar TL sürdürülebilir finansman hedefimizi, 2026’nın üçüncü çeyreği itibarıyla 905 milyar TL’ye ulaşarak aştık. Türkiye’nin dönüşüm ihtiyacını ve önümüzdeki dönemin yatırım gereksinimlerini dikkate alarak, 2030 sürdürülebilir finansman hedefimizi 2,5 trilyon TL’ye yükseltiyoruz. Bizim için sürdürülebilir finansmanda önemli olan, finansmanın büyüklüğünün yanı sıra reel ekonomide yarattığı somut etkidir. Bu anlayışla, yeni yeşil kredi kullandırımlarımızın %50’sini sanayinin yeşil dönüşümüne yönlendirmeyi amaçlıyoruz. Sanayimizin enerji verimliliğini artıran, emisyonlarını azaltan ve uluslararası rekabet gücünü destekleyen yatırımların finansmanına öncelik veriyoruz” dedi. COP31’de dört temel alanda dönüşüme öncülük edecek Akbank, COP31’de sanayi şirketlerini, KOBİ’leri, teknoloji sağlayıcılarını, kamu kurumlarını ve uluslararası finans kuruluşlarını bir araya getirmeyi, yürüttüğü programları yeni yatırımlara ve kalıcı finansman modellerine dönüştürmeyi hedefliyor. Gür açıklamalarını şöyle sürdürdü: “COP31 kapsamındaki çalışmalarımızda dört ana başlığa odaklanıyoruz: ‘Sanayinin yeşil dönüşümü’, ‘sürdürülebilir tedarik zincirleri’, ‘elektrifikasyon & sürdürülebilir iklimlendirme’ ve ‘mavi finansman’. Bu alanların her biri, Türk ekonomisinin farklı dönüşüm ihtiyaçlarına karşılık geliyor. Dönüşüm yatırımlarının hayata geçmesi için finansman sağlamak kadar işletmelerin ihtiyaçlarını anlamak, doğru teknolojilere yönelmelerine yardımcı olmak ve teknik uzmanlığı iş birlikleriyle bir araya getirmek de gerekiyor. Akbank olarak biz de müşterilerimizin farklı ihtiyaçlarına uygun çözümler geliştiriyor, tüm paydaşlarımızla iş birliğimizi güçlendiriyoruz. Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapmasını, iklim gündemini ülkemizin üretim gücü, teknoloji kapasitesi ve finansman imkânlarıyla buluşturmak açısından önemli bir fırsat olarak görüyoruz. Sürdürülebilirliği, büyük hedefler belirlemek kadar bu hedeflerin ekonomide, iş hayatında ve günlük yaşamda somut karşılık bulmasıyla anlamlı buluyoruz. Akbank olarak finansmandan üretime, teknolojiden eğitime uzanan çalışmalarımızla Türkiye’nin dönüşümüne katkı sağlamayı sürdüreceğiz.” Sanayinin yeşil dönüşümü hızlandırılacak Avrupa Birliği’nin karbon düzenlemeleri, Türkiye’de gelişen emisyon ticareti altyapısı, yüksek enerji maliyetleri ve ihracat pazarlarının değişen beklentileri, özellikle sanayi şirketlerini üretim biçimlerini yeniden değerlendirmeye yönlendiriyor. Dönüşümün maliyeti ise yüksek. Türkiye’nin net sıfır hedefine ulaşabilmesi için yalnızca çelik, çimento, alüminyum ve gübre sektörlerinde 70 milyar doların üzerinde yatırım yapılması gerektiği hesaplanıyor. Her tesisin ihtiyacı ise birbirinden farklı. Akbank bu nedenle standart kredi paketleri yerine, yatırımın teknik ihtiyacına odaklanan finansman modelleri geliştiriyor ve sunuyor. Bankanın 2025 yılında uygulamaya aldığı Yeşil Dönüşüm Skoru bu yaklaşımın önemli örneklerinden biri. Şirketlerin dönüşüm kapasitesini ve ihtiyaçlarını değerlendiren skor, kredi süreçlerine ve Yönetim Kurulu seviyesindeki karar mekanizmalarına dahil edildi. Bugüne kadar 500’ü aşkın şirket bu sistemle değerlendirildi. Akbank’ın 2050 yılına kadar net sıfır emisyonlu banka olma hedefi de bu uygulamayla destekleniyor. Banka daha önce öncelikli sektörlerini belirlemiş ve bu sektörler için 2030 karbon azaltım hedefleri oluşturmuştu. Büyük şirketler dönüşürken tedarikçisi geride kalmayacak Akbank’ın COP31 gündemindeki ikinci önemli alan tedarik zincirleri olacak. Bir ürünün karbon ayak izini yalnızca ana üretici değil, ham maddeden lojistiğe kadar tüm tedarik ağı birlikte belirliyor. Teknolojiye, uzmanlığa ve uzun vadeli finansmana erişimi daha sınırlı olan tedarikçi şirketlerin geride kalması, büyük şirketlerin de iklim hedeflerine ulaşmasını zorlaştırıyor. Bu bilinçle Akbank, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) ile yürüttüğü risk paylaşımlı program kapsamında müşterilerinin tedarikçilerine finansman sağlarken, çevresel, sosyal ve yönetişim (ÇSY) hedeflerine ulaşmaları için de destek sunuyor. Banka, COP31’de bu iş birliğini daha geniş bir işletme ağına taşıyacak yenilikçi bir model açıklamaya hazırlanıyor. Elektrifikasyon ve verimli iklimlendirme yatırımları yaygınlaştırılacak Akbank’ın COP31’deki bir diğer odağı elektrifikasyon ve sürdürülebilir iklimlendirme olacak. Binalar küresel enerji talebinin yaklaşık %30’unu oluştururken, soğutma için kullanılan elektrik 2015’ten bu yana %50 arttı. Bu nedenle verimli iklimlendirme ve soğuk zincir sistemleri; enerji tüketimini ve emisyonları azaltmanın yanı sıra gıda, ilaç, turizm, perakende ve lojistik sektörlerinin dayanıklılığı açısından da kritik önem taşıyor. Akbank, 2026 yılı başında UNDP Cool-Up Programı’nın Türkiye’deki ilk finansal partneri oldu ve Sürdürülebilir İklimlendirme Finansman Programı’nı başlattı. Program, finansmanı teknik danışmanlık ve teknoloji sağlayıcılarıyla bir araya getiriyor. Amaç, daha verimli sistemlere geçişi kolaylaştırarak hem enerji maliyetlerini hem de emisyonları azaltmak. Elektrifikasyonun iklim açısından değer yaratabilmesi için kullanılan elektriğin kaynağı da önem taşıyor. Bu nedenle Akbank yenilenebilir enerji, enerji depolama, büyük ölçekli YEKA yatırımları ve şirketlerin kendi elektriğini üretmesini sağlayan öz tüketim projelerini de finansman gündeminin merkezinde tutuyor. Bankanın proje finansmanı portföyünde yeşil kredilerin payı bir yılda %38’den %42’ye yükseldi. 2025 yıl sonunda proje finansmanı enerji portföyünde yenilenebilir enerjinin payı %77 oldu. Banka yeni iş birlikleri ve finansman modelleriyle bu alandaki gelişime ivme kazandıracak. Turizmden sanayiye su verimliliği desteklenecek Akbank’ın COP31 gündeminin dördüncü ayağını mavi finansman oluşturuyor. Akbank bu başlık altında denizlerin ve kıyıların korunmasının yanı sıra su verimliliği, suyun geri kazanılması, atıkların yeniden değerlendirilmesi ve sürdürülebilir turizm yatırımlarına odaklanıyor. Suya erişimde yaşanacak bir sorun tarımdan sanayiye, turizmden gıda üretimine kadar çok sayıda sektörü doğrudan etkileyebiliyor. Bu nedenle Banka, 360 derece düşünülmüş modellerle yüksek bir etki yaratmayı hedefliyor. Akbank’ın 2025’te proje finansmanıyla desteklediği otel portföyünün %99’u, bankanın mavi finansman kapsamında takip ettiği projelerden oluştu. Sürdürülebilir turizm kredilerinin yeşil finansman portföyündeki payı ise %14’e ulaştı. Bu alanda rol-model olacak programlar ise COP31 gündemine alındı. İleri dönüşüm Türkiye genelinde meslek liselerinde yaygınlaştırılacak Akbank’ın taahhütlerini somut değere dönüştürme yaklaşımı toplumsal yatırımlarına da yansıyor. Banka “Dönüşümde Gelecek Var” projesi ile ileri dönüşümü sosyal etkiyle buluşturan bir model oluşturdu. Akbank’ın kullanım ömrünü tamamlayan ofis mobilyalarının Hatay’da, meslek liseli öğrenciler tarafından yeni okul eşyalarına dönüştürülmesini sağlayan projeyle bugüne kadar Milli Eğitim Bakanlığı iş birliği ile 19 bin 200 okul mobilyası üretildi, 1.311 okulun eğitim ortamı iyileştirildi ve 400 bini aşkın öğrenciye ulaşıldı. Millî Eğitim Bakanlığı ile imzalanan protokol kapsamında yeni dönem çalışmalarıyla ileri dönüşüm eğitim modülünün Türkiye genelindeki meslek liselerinde yaygınlaştırılması hedefleniyor. Akbank iklim finansmanında yeni modelleri ve iş birliklerini COP31’de açıklayacak Akbank, COP31’de açıklayacağı yeni iş birlikleri ve finansman programları ile sanayiden KOBİ’lere, enerjiden su kaynaklarına kadar geniş bir alanda değer yaratmaya odaklanacak. Banka, COP31’de Yeşil Alan’daki İklim Finansman Hub’ındaki standında yatırım yapılabilir projeler, uluslararası kaynaklara erişim ve dönüşüm finansmanı modelleri için paydaşlarını bir araya getirecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sapanca Gölü’nün Korunması İçin 25,5 Milyar Liralık Eylem Planı Haber

Sapanca Gölü’nün Korunması İçin 25,5 Milyar Liralık Eylem Planı

Adapazarı Kültür Merkezi'nde düzenlenen Sapanca Gölü Eylem Planı Tanıtım Toplantısı'nda konuşan Yumaklı, dünyanın sadece yüzde 2,5'inin tatlı su kaynaklarına sahip olduğunu, bunun da sadece yüzde 1'inin kullanılabildiğini dile getirerek, sonsuz bir kaynak bulunmadığını söyledi. Dünya nüfusunun yarısından fazlasının kentlerde yaşadığını, dünyada 2 milyar 200 milyon insanın temiz suya ulaşım sorunu bulunduğunu belirten Yumaklı, Türkiye'de kişi başına düşen kullanılabilir su miktarının 1313 metreküpten 1297 metreküpe gerilediğini ifade etti. Yumaklı, Türkiye'nin artık su stresi altında bir ülke olduğuna işaret ederek sözlerini şöyle sürdürdü: "Değişen iklim şartlarının bizlere getirmiş olduğu birçok etki var. Bunların hepsini yakinen yaşıyoruz, artık hayatımızda yağış rejimlerindeki düzensizliklerden, kuraklıklardan, sellerden, taşkınlardan o kadar çok şeyi tecrübe etmeye başladık ki bunların hepsinin de merkezinde su var. Artık asıl konumuz su azalacak mı değil, suyu nerede, ne kadar ve hangi temizlik, saflıkta bulabileceğiz, asıl mesele bu olmaya başladı. Suyu, yönetilecek bir kaynak olarak görmüyoruz. Su, bizim için bütün sektörleri yönlendiren stratejik eksendir. Evsel kullanımdan endüstri, sanayi, tarımsal kullanımına kadar her şeyimizi baştan sona, yani hayatımızı etkileyecek stratejik bir eksen." Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "Temiz su kaynaklarına erişim bir beka meselesidir." dediğini hatırlatan Yumaklı, bu sebeple 10 yıllık Ulusal Su Planı'nı uygulamaya aldıklarını belirtti. Yumaklı, su verimliliğini, çalışmalarının merkezine yerleştirdiklerini belirterek, 2023'ten itibaren Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ın teşvik ve destekleriyle su verimliliği seferberliğini Sıfır Atık'la kardeş şekilde bütün dünyanın gündemine sokmak üzere hareket ettiklerini dile getirdi. Bu çalışmaları sadece şehirler için değil, kurumlar için de mavi, yeşil ve turkuaz olmak üzere 3 kademeli su verimliliği belgesiyle ortak yapıya büründürdüklerini anlatan Yumaklı, böylece su verimliliği seferberliğini ölçülebilir hale soktuklarını ifade etti. Yumaklı özellikle şehirlerde kurakçıl peyzaj uygulamasını hayata geçirmek için yoğun çaba sarf ettiklerini, bunun su verimliliği anlamında önemli olduğunu dile getirerek, "Suyun 77'sini tarımsal üretimde kullanıyoruz. Dolayısıyla bunu verimli şekilde kullanmanın yollarını aramamız gerekiyordu ki bunun için en önemli başlık üretim planlamasıydı. Ziraat odalarımız başta olmak üzere bütün çiftçilerimiz, üreticilerimiz üretim planlamasına o kadar sahip çıktılar ki bu memleketin bir evladı olarak gurur duyduğumu ifade etmek istiyorum." diye konuştu. Yumaklı, basınçlı sulama sistemlerinin kullanımına da yüzde 70 hibeyle devlet desteği ve teşviki vermeye devam ettiklerini söyledi. Afetler gelmeden hazırlık yapılması gerektiğini, taşkın yönetim planlarının önemli olduğunu, 25 havzada taşkın yönetim planlarını bitirdiklerini ve uygulamaya aldıklarını anlatan Yumaklı, "Bu bölge taşkın anlamında çok açık ve riski son derece yüksek bölge. Dolayısıyla Sapanca Gölü'nü besleyen bütün derelerde risk analizi yaptık, yapılması gerekenleri ortaya koyduk. Bunları da uygulamaya başladık ancak bir taraftan yapıp bir taraftan da bozmak olmaz. Dolayısıyla hep beraber el birliğiyle Allah'ın bize vermiş olduğu bu nimetleri koruma kullanma dengesi içinde kullanmayı başarabiliyor olmamız gerekir." ifadesini kullandı. Uygulanan tedbirlere değinen Yumaklı, ekim başından itibaren 15 ilde yaşanan su taşkınlarına, 485 iş makinesi ve ağır ekipman ile 772 personelle müdahil olduklarını kaydetti. "HAVZAMIZA YILDA YAKLAŞIK 114 MİLYON METREKÜPLÜK SU KAZANDIRMAYI PLANLIYORUZ" Bakan Yumaklı, hükümet programındaki göl ekosisteminin korunması, sürdürülebilir yönetiminin sağlanması konusunu Ulusal Su Kurulunun gündemine aldıklarını, Eğirdir, Beyşehir, Akşehir, Eber, Bafa, Burdur, İznik, Seyfe ve Sapanca gölleri için eylem planları hazırladıklarını belirterek, paydaşların katkılarıyla çalışmaları güçlendirdiklerini kaydetti. Sapanca Gölü Eylem Planı'nı hazırladıklarını, kısmen uygulamaya başladıklarını dile getiren Yumaklı, "Hem içme hem kullanma suyu için Sapanca Gölü son derece önemli hem de sit alanı statüsü var. Açık ve net konuşmak zorundayız. Sapanca Gölü hâlihazırda mevcut durumundan daha kötüye giderse Kocaeli, Sakarya susar. Sanayi bölgesi artık vazifesini icra edemez, Türkiye ekonomisine gerekli katkıyı sunamaz olur." dedi. Son yağışlarla Sapanca Gölü'nün seviyesinin yükselmesinin kimseyi yanıltmaması gerektiğini belirten Yumaklı, şunları kaydetti: "Önümüzdeki dönemde, bu bölgenin, havzanın sıcaklığındaki artış 4 derece olarak öngörülüyor. Bu korkunç bir şey. Yıllık toplam yağışlarının ise yüzde 5 düşeceği öngörülüyor, bunlar iyi tahminler. Yani elimizdeki değerin kıymetini anlamamız için de bu verilerin büyük önemi var. Kullanımlarla iklim değişikliğinin etkisi birleştiğinde 2025'te Sapanca Gölü'nde yaklaşık 72 milyon metreküplük su azalımı söz konusu oldu. Bu miktarın yüzde 22'si buharlaşmadan meydana geldi. Gölün iklimsel verileri, ekolojik, hidrolojik özellikleriyle su kullanımlarını esas alan eylem planı da işte bu sebeple hazırlandı. Bu planda ne var? Su, gıda, ekosistem bağlantısallığında göl yönetimi, su güvenliği ve verimliliğinin sağlanması, veri temelli yapay zeka destekli karar mekanizmasının oluşturulması. Bu stratejilere dayalı 6 ana eylem ve 12 tedbir var. Bu tedbirlere ilişkin yatırım planlaması yaptık, 5 yıl içinde yaklaşık 25,5 milyar liralık yatırım sadece bu eylemin içindeki hususları hayata geçirmek için yapılmış olacak. Havzamıza yılda yaklaşık 114 milyon metreküplük su kazandırmayı planlıyoruz. Dolayısıyla su güvenliği planımız da aynı şekilde devam ediyor." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

ÇEVKO Vakfı’ndan 35. Yıla Özel Sürdürülebilirlik Mesajı Haber

ÇEVKO Vakfı’ndan 35. Yıla Özel Sürdürülebilirlik Mesajı

Ülkemizin önde gelen sanayi kuruluşlarının Genişletilmiş Üretici Sorumluluğu (GÜS) yaklaşımını benimseyerek başlattıkları gönüllü girişimle, 1 Kasım 1991 tarihinde hayata geçirdikleri ÇEVKO Vakfı, 35. yılını kutluyor. ÇEVKO Vakfı’nın 35 yıllık yolculuğunda yalnızca geri dönüşüm sistemlerinin gelişimine değil, kaynakların korunmasına, çevre bilincinin yaygınlaşmasına ve sürdürülebilir bir gelecek için ortak sorumluluk anlayışının güçlenmesine de katkı sağladığı vurgulanan mesajda, şu ifadeler yer alıyor: “35 yıldır ambalaj atıklarının kaynağında ayrı toplanması, geri dönüştürülmesi ve ekonomiye yeniden kazandırılması için çalışıyoruz. Genişletilmiş Üretici Sorumluluğu (GÜS) yaklaşımını temel alan bu gönüllü girişimimiz, yıllar içinde sanayi, kamu, yerel yönetimler, akademi ve sivil toplum arasında iş birliği geliştiren öncü bir sivil toplum kuruluşuna dönüştü. Sürdürülebilir Bir Geri Dönüşüm Sisteminin Gelişimine Katkı ÇEVKO Vakfı olarak kuruluşumuzdan itibaren ambalaj atıklarının etkin yönetimini temel çalışma alanımız olarak benimsedik ve GÜS yaklaşımının Türkiye’de gelişmesinde önemli rol üstlendik. 2005–2020 yılları arasında Türkiye’nin ambalaj atıkları alanındaki ilk yetkili geri kazanım kuruluşu olarak sanayinin geri kazanım yükümlülüklerinin yerine getirilmesine katkıda bulunduk. Bu dönemde yerel yönetimler ve lisanslı firmalarla geliştirdiğimiz iş birlikleri sayesinde 7 milyon 608 bin 700 ton ambalaj atığının kaynağında ayrı toplanmasını sağladık. Bu birikimimizle, ambalaj atıklarının yönetiminde sorumluluk paylaşımına dayalı, çevresel ve ekonomik faydayı birlikte gözeten bir sistemin gelişmesine katkı sunduk. Bugün de ulusal ve uluslararası gelişmeleri izleyerek, yasal düzenlemelerin uygulanmasını destekleyerek ve iyi uygulama örneklerinin yaygınlaşmasına katkıda bulunarak çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bilgiyle Güçlenen Çevre Bilinci Geri dönüşüm sistemlerinin başarısının, altyapı ve uygulamaların yanı sıra toplumun katılımına bağlı olduğunun bilinciyle eğitim ve bilinçlendirme çalışmalarını 35 yıllık faaliyetlerimizin ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. İlköğretim öğrencilerinden üniversite öğrencilerine, yetişkinlerden kurum çalışanlarına kadar farklı hedef gruplarına yönelik eğitimler, yayınlar, dijital içerikler ve farkındalık çalışmalarıyla geri dönüşüm kültürünün yaygınlaşmasına katkı sağlıyoruz. Dünyada ve ülkemizde değişen koşullar doğrultusunda çalışmalarımızı sürdürülebilirlik, kaynak verimliliği, döngüsel ekonomi ve iklim değişikliği gibi başlıklarla genişleterek bilgi ve deneyimimizi farklı kesimlerle paylaşmaya devam ediyoruz. Yeşil Nokta İle Sanayinin Sorumluluğunu ve Çevresel Katkıyı Desteklemek Uluslararası Yeşil Nokta işaretinin 2003 yılından beri Türkiye’deki temsilcisi olarak, ambalajlı ürün piyasaya süren ekonomik işletmelerin geri dönüşüm sistemine sağladıkları mali katkıyı ifade eden bu işaretin ülkemizde kullanımını, ekonomik işletmelerle yaptığımız alt lisans sözleşmeleri aracılığıyla yaygınlaştırıyoruz. Yeşil Nokta’nın dijital dönüşümü ile, tüketicilere satın aldıkları ürünlerin ambalajları üzerinden, bulundukları ülkenin geri kazanım örgütü, ambalaj atığı ayırma ilkeleri ve geri dönüşüm kumbaralarını içeren atık biriktirme altyapısı hakkındaki bilgilere ulaşımının artık mümkün olacağını duyuruyoruz. Yeşil Nokta kapsamındaki çalışmalarımızı, sanayinin sorumluluklarını desteklemenin yanı sıra çevre ve sürdürülebilirlik alanlarında bilgi paylaşımını ve toplumsal farkındalığı güçlendirecek şekilde sürdürüyoruz. Bu kapsamda düzenlediğimiz eğitimlerle sürdürülebilirlik, raporlama, su verimliliği ve sürdürülebilir tedarik zinciri gibi konularda güncel bilgi ve deneyim paylaşımı sağlıyoruz. Yeşil Nokta Sanayi Ödülleri ile çevresel fayda sağlayan örnek uygulamaları görünür kılıyor, Yeşil Nokta Basın Ödülleri ile çevre ve geri dönüşüm bilincinin gelişmesine katkıda bulunan medya kuruluşlarını ve habercileri destekliyoruz. Yeşil Nokta Öğrenci Ödülleri aracılığıyla üniversite öğrencilerini ambalaj tasarımı, atık yönetimi ve çevre alanlarında yenilikçi projeler geliştirmeye teşvik ediyoruz. Döngüsel Ekonomi ve İklim Hedefleri Doğrultusunda Yeni Adımlar Son yıllarda çalışma alanımızı, ambalaj atıklarının geri kazanımının ötesine taşıyarak döngüsel ekonomi, sürdürülebilir üretim ve tüketim, kaynak verimliliği ve iklim değişikliğiyle mücadele başlıklarını da kapsayacak biçimde genişlettik. ÇEVKO Vakfı olarak, iklim değişikliği ve sürdürülebilirlik konularında bilgi paylaşımını güçlendirmek ve farklı paydaşları ortak bir diyalog platformunda buluşturmak amacıyla altı yıldır ÇEVKO Vakfı Söyleşileri düzenliyoruz. Söyleşilerde kamu, özel sektör, akademi, sivil toplum ve gençliğin temsilcilerini bir araya getiriyor; güncel gelişmelerin değerlendirilmesine ve çözüm odaklı iş birliklerinin geliştirilmesine öncülük ediyoruz. Döngüsel ekonomiyi doğal kaynakların korunması, ikincil hammaddelerin üretime yeniden kazandırılması ve kaynakların ekonomik değerinin mümkün olduğunca uzun süre korunması açısından ele alıyor, sürdürülebilirlik alanındaki gelişmelerin farklı paydaşlar tarafından izlenmesine katkıda bulunuyoruz. Bu yaklaşımımızı sahadaki uygulamalarla da güçlendiriyoruz. 35 Yıllık Birikimle Geleceğe 35 yıllık deneyimimiz, ulusal ve uluslararası paydaş ağımız ve iş birliğine dayalı çalışma anlayışımızla Türkiye’nin döngüsel ekonomi dönüşümüne katkı sunmayı sürdürüyoruz. Önümüzdeki dönemde de üreticilerden tüketicilere, kamudan yerel yönetimlere ve akademiye uzanan iş birliklerimizi güçlendirmeyi; çevresel sorumluluğu yaygınlaştıran, kaynakları koruyan ve sürdürülebilir bir geleceği destekleyen uygulamaların gelişmesine katkıda bulunmayı hedefliyoruz. 35 yıldır bu yolculuğa katkı veren üyelerimize, paydaşlarımıza ve birlikte değer ürettiklerimize sonsuz teşekkürler. Geçmişten aldığımız güç ve ortak geleceğimize duyduğumuz sorumlulukla, daha sürdürülebilir bir yaşamı ülkemizde birlikte gerçekleştirelim.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Anadolu Efes’te Sürdürülebilirlik Ortak Akılla Somut Çözümlere Dönüşüyor Haber

Anadolu Efes’te Sürdürülebilirlik Ortak Akılla Somut Çözümlere Dönüşüyor

Şirket, sürdürülebilirlik bilgi ve yetkinliğini organizasyon genelinde yaygınlaştırmak amacıyla kurduğu Sürdürülebilirlik Akademisi çatısı altında, geçtiğimiz yıl Sustainable Actions in Motion (SAIM) programını başlattı. Farklı departmanlardan çalışanların oluşturduğu 11 ekibin geliştirdiği projelerden 6’sı 2026’da uygulama aşamasına geçerken, 5’i 2027 planlarına dahil edildi. Bu yıl ikincisi düzenlenen programda ise ekipler, sürdürülebilirliği iş süreçlerine taşıyacak yeni fikirler geliştirdi. Anadolu Efes, sürdürülebilirliğin organizasyon genelinde sahiplenilmesi ve çalışanların kendi iş alanlarına taşıyabilecekleri bir yetkinliğe dönüşmesi amacıyla 2023 yılında Sürdürülebilirlik Akademisi’ni kurdu. Türkiye, Kazakistan, Gürcistan ve Moldova’da gerçekleştirilen 21 departman bazlı sürdürülebilirlik derinleşen etki eğitimi ile 1.300’den fazla beyaz ve mavi yaka çalışana ulaşıldı. Akademi’de oluşan bilgi ve deneyimi uygulamaya taşımak amacıyla 2025 yılında ise “Sustainable Actions in Motion” programı hayata geçirildi. Üretimden Tedarik Zinciri’ne, İnsan Kaynaklarından Finans’a kadar farklı fonksiyonlardan çalışanların oluşturduğu ekipler, “Su Verimliliği”, “Kapsayıcılık” ve “Sürdürülebilir Markalar” alanlarında projeler geliştirdi. İlk dönemde geliştirilen 11 proje, uygulanabilirlikleri ve iş planlarına sağlayacakları katkılar doğrultusunda değerlendirilerek, 6’sı 2026’da uygulama aşamasına geçerken, 5’i 2027 uygulama planlarına taşındı. Programın yeni döneminde ise ekipler bu kez “Atık Yönetimi ve Döngüsel Ekonomi”, “İş Sağlığı ve Güvenliği” ile “Sürdürülebilir Marka Deneyimi” başlıklarında, bulundukları ülkelerin kendi pazarlarından ve günlük iş deneyimlerinden yola çıkarak ortak iş problemlerine yönelik çözümler geliştirdi. Farklı coğrafyalardaki deneyim ve uygulamalar birbirini besleyen yeni fikirlere dönüştü.Anadolu Efes Grup Kurumsal İletişim ve İlişkiler Direktörü Selda Susal Saatçi, programla ilgili şunları söyledi: “Anadolu Efes olarak sürdürülebilirliği iş yapış biçimimizin ve uzun vadeli değer yaratma anlayışımızın ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. Faaliyet gösterdiğimiz her ülkenin farklı dinamikleri ve ihtiyaçları var. Bu çeşitliliği önemli bir güç olarak görüyor, farklı coğrafyalardaki bilgi ve deneyimimizi ortak çözümlere dönüştürmeyi önemsiyoruz. SAIM ile farklı ülkelerden ve fonksiyonlardan çalışma arkadaşlarımızı bir araya getirerek sürdürülebilirliği kendi iş alanlarındaki ihtiyaçlar üzerinden ele almalarını sağlıyoruz. Böylece farklı uzmanlıklar birbirini beslerken, bir ülkede geliştirilen fikirler başka ülkelerdeki çalışmalara da katkı sunabiliyor. Programın en önemli kazanımı, ortaya çıkan projelerin ötesinde, sürdürülebilirliğin tüm operasyonlarımızda çalışanlarımızın katkısıyla günlük iş kararlarına ve uygulamalara yansıması. Kalıcı dönüşümün de bu ortak sahiplenmeyle mümkün olduğuna inanıyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Su Riski Sanayi İçin Kritik Bir Tehdide Dönüşüyor Haber

Su Riski Sanayi İçin Kritik Bir Tehdide Dönüşüyor

Küresel enerji teknolojisi lideri Schneider Electric, suyun Birleşik Krallık ve Avrupa’da sanayi kuruluşlarının iş sürekliliği açısından en büyük risklerden biri haline geldiğini ortaya koyan “The Water Crunch Report” (Su Darboğazı Raporu) adlı yeni araştırmasını yayımladı. Araştırmaya göre su kaynaklı riskler, siber saldırılar ve tedarik zinciri kesintileriyle aynı düzeyde önem taşıyor. Bulgular, Schneider Electric’in geçen yıl ABD’de gerçekleştirdiği araştırmanın sonuçlarıyla da örtüşüyor. O araştırmada iş dünyası liderlerinin %56’sı, önümüzdeki yıllarda su kaynaklı risklerin diğer altyapı risklerinden daha hızlı artacağını belirtmişti. Su Darboğazı Raporu kapsamında Avrupa’daki sanayi şirketlerinin üst düzey yöneticileri ile su hizmeti sağlayan kuruluşların ve belediyelerin karar vericileriyle anket yapıldı. Sanayi liderlerinin %44’ü, son iki yılda su stresinin işletme maliyetlerini artırdığını belirtiyor. %38’i altyapı ve bakım bütçelerinin baskı altında kaldığını, %30’u ise tedarik zincirlerinde aksama yaşandığını ifade ediyor. İşletmelerin %44’ü, su tedarikinde ciddi bir kesinti yaşanması halinde faaliyetlerinin ilk 24 saat içinde etkilenmeye başlayacağını öngörüyor. Sanayi liderlerinin yarısından fazlası (%52), su kalitesinin veya suya erişimin önümüzdeki beş yıl içinde, yani 2031’e kadar, şirketlerinin büyümesinin önünde ciddi bir engel oluşturmasını bekliyor. Her yedi yöneticiden biri (%14) ise bu sorunların faaliyetlerini veya büyümelerini şimdiden engellediğini söylüyor. Araştırma, Avrupa’da son on yılların en ağır kuraklık koşullarının yaşandığı bir dönemde yayımlandı. Kuraklığın yük taşımacılığı, enerji ve tarım sektörlerine yansıyan etkileri, bu baskıların artık olası bir gelecek senaryosu olmaktan çıktığını gösteriyor. Schneider Electric Endüstriyel Otomasyondan Sorumlu Başkan Yardımcısı Gwenaelle Huet, şunları söyledi: “Avrupa’nın suyu yalnızca bir çevre meselesi olarak ele alma lüksü yok. Su artık rekabet gücünü doğrudan etkileyen bir konu. Enerji dönüşümü son on yılda sanayi stratejilerini nasıl yeniden şekillendirdiyse, su verimliliği de önümüzdeki on yıla yön verecek. Yapay zekâ destekli endüstriyel zekâ çözümleri, şirketlerin suyun nasıl kullanıldığını, nerelerde israf edildiğini ve nasıl geri kazanıldığını daha önce mümkün olmayan bir ayrıntıyla görmesini sağlıyor. Artık asıl mesele sorunu anlamak değil, Avrupa sanayisinin geleceğini güvence altına almak için gereken hızda harekete geçmek.” Schneider Electric Su ve Çevre Segmenti Başkanı Sophie Borgne ise şöyle konuştu: “Bu yaz yaşanan kuraklıkları ve sanayi üzerindeki etkilerini bir defaya özgü bir durum olarak görmek kolay. Ancak bunlar artık Avrupa’da faaliyet göstermenin kalıcı koşulları arasında yer alıyor. AB’nin Avrupa Kuraklık Gözlemevi’ne göre, şu anda Avrupa Birliği ve Birleşik Krallık’ın yaklaşık yarısı farklı düzeylerde kuraklık yaşıyor. Suyun yeniden kullanılması, zaten baskı altında olan nehirlere ve barajlara bağımlılığımızı azaltabilir. Buna rağmen bugün AB genelinde arıtılmış kentsel atık suyun yalnızca %2,4’ü yeniden kullanılıyor. Akıllı su teknolojilerine yatırım yapan kuruluşlar, su verimliliğini rekabet avantajına dönüştürüyor.” Teknolojiye güven yüksek, uygulama geriden geliyor Akıllı su teknolojilerinin su yönetiminde etkili bir çözüm sunduğu yaygın biçimde kabul ediliyor. Ancak bu farkındalık, uygulamaya aynı hızda yansımıyor. Aradaki farkın nedeni teknolojiye duyulan kuşku değil. Aksine, bu teknolojilerin faydasına duyulan güven oldukça yüksek. Sanayi liderlerinin %86’sı ve su hizmeti sağlayan kuruluşların %98’i, akıllı su teknolojilerinin işletme maliyetlerini azaltabileceğini belirtiyor. Her iki grubun da %80’den fazlası, bu teknolojilerin iş sürekliliğini koruduğunu ve sürdürülebilirlik performansını güçlendirdiğini düşünüyor. Buna rağmen sanayi liderlerinin %58’i, dijital ikiz veya şebeke modelleme araçlarını bildikleri halde henüz devreye almadıklarını ifade ediyor. Su hizmeti sağlayan kuruluşların %57’si de tahmine dayalı analitik veya yapay zekâ destekli su yönetimi için aynı yanıtı veriyor. Olumlu gelişme ise kuruluşların harekete geçmek için sorunun daha da ağırlaşmasını beklememesi. Ankete katılan su hizmeti sağlayan kuruluşların tamamı ve sanayi liderlerinin %98’i, suya erişimin veya su kalitesinin önemli kararlarını şimdiden etkilediğini belirtiyor. Bu kararlar arasında su verimliliğine yönelik yatırımların artırılması (%47) ve su kaynaklı risklerin yönetim kurulu düzeyinde resmi olarak değerlendirilmesi (%43) yer alıyor. Ankete katılan sanayi liderlerinin yarısından fazlası otomatik kontrol sistemlerini (%56) ve akıllı sayaçları (%55) devreye almış durumda. Su hizmeti sağlayan kuruluşlarda akıllı sayaç kullanım oranı %76’ya ulaşıyor. Su sistemleri daha bağlantılı ve dijital hale geldikçe siber güvenlik de gündemde daha fazla yer tutuyor. Hem sanayi liderlerinin hem de su hizmeti sağlayan kuruluşların yarısından fazlası, siber güvenliği yönetilmesi gereken başlıca riskler arasında sayıyor. Bununla birlikte, akıllı su teknolojilerinin daha yaygın kullanılmasıyla elde edilebilecek önemli kazanımlar bulunuyor. Birçok yönetici, operasyonları daha verimli hale getirmek üzere geliştirilen teknolojileri bildiği halde henüz kullanmaya başlamamış durumda. Bu da en büyük kazanımların henüz elde edilmemiş olabileceğine işaret ediyor. Avrupa’daki iş dünyası liderleri için araştırmanın mesajı açık: Su kaynaklı riskler, enerji ve siber güvenlik kadar etkin biçimde yönetilmeli. Teknolojiyi bilmekle uygulamak arasındaki farkın kapatılması, özellikle su stresinin maliyetini şimdiden hisseden sektörler açısından belirleyici olacak. Bağımsız su ve çevre uzmanı Tom Freyberg, şu değerlendirmeyi yaptı: “Yaklaşık yirmi yıldır su, iklim tartışmalarında geri planda kaldı ve enerjiye veya karbona yönelik yatırımların çok küçük bir bölümünü alabildi. Avrupa, dünyanın geri kalanına göre iki kattan daha hızlı ısınırken su tedariki üzerindeki baskı da artıyor. Su Darboğazı Raporu, yaklaşımın değiştiğini doğruluyor. Sanayi liderlerinin %47’si su verimliliğine yönelik yatırımlarını artırmış, %43’ü ise su kaynaklı riskleri yönetim kurulu gündemine taşımış durumda. Su güvenliği sonunda ikinci plana atılan bir detay olmaktan çıkıp iş dünyasının öncelikleri arasına giriyor.” Geleceğe yönelik adımlar atan su hizmeti sağlayıcıları, müşterilerinin bu risklerden mümkün olduğunca az etkilenmesi için mevcut teknolojilerden yararlanıyor. Danimarka’daki su hizmeti sağlayıcısı Aarhus Vand, su şebekesinin tedarik güvenliğini sağlamak için dijital ikizin öngörü yeteneklerini kullanıyor. Kuruluş, su tedarik şebekesini uzaktan izlemek, olası kaçakları ve tedarikteki dalgalanmaları kolayca ve hassas biçimde belirlemek amacıyla Schneider Electric’in EcoStruxure™ Water Advisor – Water Simulation çözümünü devreye aldı. Water Simulation, şebekenin farklı noktalarından alınan verilerle planlı ve beklenmedik olayların etkilerini önceden öngörüyor. Böylece Aarhus Vand, sorunlara hızla ve en uygun yöntemle müdahale edebiliyor, su kayıplarını en aza indiriyor ve müşterilerine güvenilir biçimde yüksek kaliteli su sağlıyor. Artan verimlilik sayesinde kuruluşun enerji tüketimi ve maliyetleri de azalıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

EÜAŞ’tan Su Verimliliği Hamlesi Haber

EÜAŞ’tan Su Verimliliği Hamlesi

Türkiye’nin en büyük elektrik üreticisi olan EÜAŞ, çevresel sürdürülebilirlik ve doğal kaynakların verimli kullanılması amacıyla yürüttüğü çalışmalarına bir yenisini daha ekledi. Su Verimliliği Yönetmeliği kapsamında gerekli su yönetimi altyapısını oluşturan EÜAŞ Genel Müdürlüğü Merkez Kampüsü, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından verilen Mavi Su Verimliliği Belgesi’ni almaya hak kazanan ilk kamu kurumlarından biri oldu. “Su Tasarrufu ve Sürdürülebilirlik Önceliğimiz” EÜAŞ Genel Müdürü Zafer Benli, alınan belgeye ilişkin yaptığı değerlendirmede şu ifadelere yer verdi: “Ülkemizin enerji ihtiyacını karşılarken su kaynaklarımızı korumayı temel bir sorumluluk olarak görüyoruz. Tarım ve Orman Bakanlığımızın öncülüğünde yürütülen Su Verimliliği Seferberliği kapsamında, Genel Müdürlüğümüz Merkez Kampüsü bünyesinde kurduğumuz Su Verimliliği Sistemi sayesinde su kaynaklarımızı daha etkin ve verimli bir şekilde yönetme kabiliyetine sahip olduk. Aldığımız ‘Mavi Su Verimliliği Belgesi’, sürdürülebilir çevre vizyonumuzun ve su kaynaklarımıza gösterdiğimiz hassasiyetin somut bir göstergesidir. Hedefimiz, bu anlayışı Şirketimiz bünyesinde faaliyet gösteren tüm santral ve tesislerimizde yaygınlaştırarak enerji üretiminde yeşil dönüşüm adımlarımızı daha da güçlendirmektir.” Mavi Su Verimliliği Belgesi Nedir ? Mavi Su Verimliliği Belgesi, Su Verimliliği Yönetmeliği kapsamında; kamu ve özel sektörde faaliyet gösteren kurum, kuruluş ve şirketlerin su kaynaklarını verimli kullanmaya yönelik gerekli uygulamaları hayata geçirmeleri sonucunda verilen bir belgedir. Bu kapsamda; suyun verimli kullanılması, su tasarrufu sağlayan teknoloji ve ekipmanların tercih edilmesi, su envanterinin oluşturulması ve su kullanımının izlenmesine yönelik sistemlerin kurulması gibi çalışmalar değerlendirilmektedir. Belge ile binalarda ve tesislerde su kayıplarının en aza indirilmesi, suyun etkin ve verimli kullanılması ve su kaynaklarının sürdürülebilir şekilde yönetilmesine katkı sağlanması amaçlanmaktadır. EÜAŞ’ın Merkez Kampüsü’nde Mavi Su Verimliliği Belgesi almaya hak kazanması, kurumun kaynakların verimli kullanılması, çevresel sürdürülebilirlik ve yeşil dönüşüm hedefleri doğrultusunda yürüttüğü çalışmalar açısından önemli bir adım niteliği taşımaktadır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kimya Sanayisi Kaynak Verimliliğine Odaklandı Haber

Kimya Sanayisi Kaynak Verimliliğine Odaklandı

Özellikle kimya sanayisinde bu yaklaşım, kaynak tedarikinden üretim tesislerine ve sanayi bölgelerinin altyapısına kadar uzanan kapsamlı bir kaynak yönetimini beraberinde getiriyor. Sanayide yeşil dönüşümün odağı karbon emisyonlarının ötesine geçerek su, enerji, hammadde ve atık yönetimine genişliyor. Kaynakların daha verimli kullanılması, üretim maliyetlerinin azaltılmasının yanı sıra sanayinin çevresel performansında da belirleyici hale geliyor. Kimya sanayi yaptığı çalışmalarla yeşil dönüşüme öncülük ediyor. Türkiye’nin ilk Kimya İhtisas Organize Sanayi Bölgesi olan GEBKİM OSB, 2025 yılında aldığı Yeşil OSB Sertifikasıyla sürdürülebilirlik çalışmalarını belgelendirirken, su ve enerji verimliliği, atık yönetimi, sera gazı emisyonlarının takibi ve yenilenebilir enerji kullanımı alanlarında çalışmalarını hız kesmeden sürdürüyor. Kimya Sanayinde Suyun Tekrar Kullanılması Öne Çıkıyor İklim değişikliği ile beraber su kaynakları üzerindeki baskı, sanayide suyun verimli kullanılmasından geri kazanımına kadar tüm sürecin yeniden ele alınmasını beraberinde getiriyor. Kimya sanayisinde proseslerde kullanılan suyun verimli yönetilmesi ve atıksuyun geri kazanımı, kaynak verimliliğinin önemli başlıkları arasında yer alıyor. GEBKİM OSB bu alanda 100 bin metreküp hacme sahip GEBKİM Gölet Projesini hayata geçirmek üzere çalışılıyor. Gölet Projesiyle, bölgede yağmur suyu hasadı gerçekleştirilerek bölge katılımcıların alternatif su kaynağı oluşturulacaktır. Su tasarrufuna yönelik uygulamalar da mevcut tesislerde devam ediyor. Atıksu arıtma tesisinde yapılan hat revizyonlarıyla kimyasal hazırlama, çamur susuzlaştırma ünitesi ve insani kullanım gerektirmeyen temizlik işlemlerinde arıtılmış atıksu kullanılmaya başlandı. Bu uygulamayla aylık 1.000 metreküp şebeke suyu kullanımının önüne geçilirken, atıksu ve kuyu suyu arıtma tesislerinde yapılan revizyonlarla yıllık 20 bin metreküp su geri kazanılmaya devam ediyor. “Mavi Damla Projesi” İle Su Verimliliği Analiz Edilmekte Sanayide su verimliliğinin bir diğer boyutunu tüketimin ölçülmesi ve verimli kullanım için üretim süreçlerinin analiz edilmesi oluşturuyor. GEBKİM OSB tarafından Doğu Marmara Kalkınma Ajansı (MARKA) desteğiyle yürütülen Mavi Damla Su Verimliliği Projesi kapsamında, su kullanımının yüksek olduğu iki pilot tesisin tüketim profilleri analiz edildi. Yapılan ölçüm ve değerlendirmeler doğrultusunda firmaların uygulayabileceği su verimliliği çalışmaları belirlendi. Proje kapsamında GEBKİM OSB Yönetim Merkezi'nde de Tarım ve Orman Bakanlığı'nın Su Verimliliği Yönetmeliği doğrultusunda su verimliliği sistemi oluşturularak dokümante edildi. OSB’ye ait bina ve tesislerde gerekli verimlilik önlemleri alındı. OSB katılımcılarına yönelik su verimliliği eğitimleri de gerçekleştirildi. Yeşil alanlarda ise su tüketimini azaltmaya yönelik damlama sulama sistemleri kullanılıyor. GEBKİM OSB'nin 246 hektarlık alanındaki yeşil alanların 10 bin 880 metrekarelik bölümünde yağmurlama, 176 bin 64 metrekarelik bölümünde ise damlama sulama sistemi uygulanıyor. Enerji Tüketimi De Ölçülüyor, Yenilenebilir Kaynaklar Artırıyor Kaynak verimliliğinin diğer önemli ayağını enerji yönetimi oluşturuyor. Sanayide enerji tüketiminin ölçülmesi, yüksek tüketim noktalarının belirlenmesi ve verimlilik sağlayan teknolojilerin kullanılması, yeşil dönüşüm yatırımlarının temel başlıkları arasında yer alıyor. GEBKİM OSB, TS EN ISO 50001 Enerji Yönetim Sistemi kapsamında enerji tüketimlerini takip etnekte ve kayıt altına almaktadır. Atıksu arıtma tesisi ve çevre aydınlatması gibi önemli enerji kullanım noktaları analizlerle izlenirken, OSB Yönetim binalarında elektrik tüketimini azaltmak amacıyla LED aydınlatma ve enerji verimli ekipman kullanımına geçildi. OSB içerisindeki belirli alanlarda bulunan Güneş Enerjisi Santrali (GES) panelleri de yenilenebilir enerji üretimine katkı sağlıyor. Sera Gazı Emisyonları İzleniyor Yeşil dönüşümde üretimin çevresel etkisinin ölçülmesi, yatırım kadar önemli hale geliyor. Bu kapsamda GEBKİM OSB'de sera gazı emisyonlarının hesabı ve takibi OSB Yönetim Merkezi tarafından gerçekleştiriliyor. Doğrudan ve dolaylı emisyonlar izlenirken, sürdürülebilirlik raporlaması yapan ve sera gazı emisyon hesabı gerçekleştiren katılımcı firmaların oranı da takip ediliyor. Mevcut verilere göre, GEBKİM OSB katılımcılarının yüzde 31'i sera gazı hesaplarını tamamlamış durumda. Bu verilerin düzenli olarak takip edilmesi, OSB ölçeğinde çevresel performansın ölçülebilir hale getirilmesine ve gelecekteki iyileştirme çalışmalarının somut göstergeler üzerinden yürütülmesine imkan sağlıyor. Atık Yönetiminden Dijital Dönüşüme Kimya sanayisinde çevresel performansın önemli başlıklarından biri de atıkların kaynağında azaltılması ve uygun şekilde yönetilmesi. GEBKİM OSB, TS EN ISO 14001 Çevre Yönetim Sistemi kapsamında atıkların uygun bertaraf firmalarına yönlendirilmesini, çalışanların çevre konusunda bilinçlendirilmesini ve su tüketimi, enerji kullanımı ile mevzuata uyum süreçlerinin kayıt altında tutulmasını sağlıyor. Kaynak kullanımının azaltılmasına yönelik uygulamalar yalnızca üretim süreçleriyle sınırlı kalmıyor. GEBKİM OSB'nin fiziksel arşivinin dijital ortama taşınmasıyla kağıt tüketiminin azaltılması ve buna bağlı atık oluşumunun önlenmesi sağlanmakta. GEBKİM OSB Yönetim Kurulu Başkanı V. İbrahim Aracı, sanayide sürdürülebilirliğin artık üretim süreçlerinin temel unsurlarından biri olduğunu belirterek, “Kaynakların verimli kullanılması, çevresel etkilerin azaltılması ve üretim altyapısının geleceğin ihtiyaçlarına göre geliştirilmesi sanayinin öncelikli sorumlulukları arasında yer alıyor. GEBKİM olarak su ve enerji verimliliğinden atık yönetimine, sera gazı emisyonlarının azaltılmasından, yenilenebilir enerji kullanımına kadar farklı alanlarda ölçülebilir çalışmalar yürütüyoruz. Yeşil OSB Sertifikamızla da bu çalışmalarımızı belirli kriterler çerçevesinde belgeledik. Önümüzdeki dönemde özellikle suyun geri kazanımı ve kaynak verimliliği alanındaki uygulamalarımızı geliştirmeye devam edeceğiz.” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Su Tasarrufu Bireysel Kullanım Alışkanlıklarına İndirgenmemeli! Haber

Su Tasarrufu Bireysel Kullanım Alışkanlıklarına İndirgenmemeli!

Dolayısıyla geleceğin su krizi yalnızca bir ‘su miktarı’ problemi değil; aynı zamanda gıda, ekonomi, ekosistem ve bunlarla birlikte ortaya çıkacak halk sağlığı problemi olacaktır.” dedi. Su tasarrufunun yalnızca bireysel kullanım alışkanlıklarına indirgenmemesi gerektiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Adiller, özellikle tarımsal sulama ve şebeke kayıplarında büyük ölçekli dönüşüm gerektiğini vurguladı. Üsküdar Üniversitesi SHMYO Çevre Sağlığı Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, 18 Eylül Dünya Su İzleme Günü kapsamında, iklim değişikliği, bilinçsiz su kullanımı ve su kaynakları üzerindeki artan baskının özellikle Türkiye’de su krizine etkisi hakkında açıklamalarda bulundu. Su krizi; gıda, ekonomi, ekosistem ve halk sağlığını da tehdit ediyor! Su krizi denildiğinde genellikle aklımıza şehirlerde gerçekleşen su kesintileri geldiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Ancak durum o kadar basit değil. Su kaynaklarının miktar ve kalite açısından azalması; içme ve kullanma suyuna erişimden tarımsal üretime, gıda fiyatlarından sanayiye ve enerji üretimine kadar hayatın hemen her alanını etkileyebilir.” dedi. Ülkemizin de su stresi yaşayan ülkeler arasında yer aldığını hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Adiller, “Nüfus artışı ve iklim değişikliğinin etkileri düşünüldüğünde mevcut kaynaklar üzerindeki baskının gelecekte daha da artması bekleniyor. Asıl risk, belirli dönemlerde yaşanan kuraklığın kalıcı bir su güvensizliğine dönüşmesidir. Barajların doluluk oranlarının düşmesinin yanında yeraltı su seviyelerinin azalması, tarımsal üretimin zorlaşması, sulak alanların kaybedilmesi ve suyun kalitesinin bozulması söz konusu olabilir. Dolayısıyla geleceğin su krizi yalnızca bir ‘su miktarı’ problemi değil; aynı zamanda gıda, ekonomi, ekosistem ve bunlarla birlikte ortaya çıkacak halk sağlığı problemi olacaktır.” şeklinde konuştu. İklim değişikliği, Türkiye’nin su kaynaklarını daha hassas hale getiriyor! Türkiye’nin, iklim değişikliğinin etkilerine karşı oldukça hassas olan Akdeniz Havzası içerisinde bulunduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Adiller, “İklim değişikliğiyle birlikte sıcaklıkların yükselmesi, buharlaşmanın artması, yağış rejiminin değişmesi ve kurak dönemlerin daha uzun ve şiddetli hale gelmesi su kaynaklarımız üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Bilimsel değerlendirmeler içinde bulunduğumuz coğrafyada kuraklığın şiddeti ve su kıtlığı riskinin artacağını, yıllık yağışlarla oluşan akarsuların ve yeraltı suyunun beslenmesinin azalacağını gösteriyor.” dedi. Toplam yağış miktarı kadar yağışın ne zaman ve nasıl gerçekleştiğinin de önemli bir nokta olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Adiller, sözlerini şöyle sürdürdü: “Uzun süre yağış almayan bir bölgeye kısa sürede çok şiddetli yağmur yağması, su kaynaklarının sağlıklı şekilde beslenmesi anlamına gelmez. Böyle yağışlar daha fazla yüzeysel akışa, erozyona ve taşkına dönüşebilir. Buna karşılık düzenli yağışın azalması, toprağın ve yeraltı suyu rezervlerinin beslenmesini güçleştirir. Bu nedenle iklim değişikliğinin Türkiye açısından ortaya çıkardığı tabloyu ‘daha az yağış’ ifadesiyle sınırlamamak gerekir. Daha doğru ifade; daha sıcak bir iklim, artan buharlaşma, daha düzensiz yağışlar, daha sık ve şiddetli kuraklıklar ve buna bağlı olarak daha hassas hale gelen su kaynaklarıdır. Türkiye’nin 2026–2035 Ulusal Su Planı'nda da değişen iklim koşullarına uyum ve su kaynaklarının verimli kullanılması temel öncelikler arasında yer alıyor.” Türkiye’nin su sorunu yalnızca bireysel tasarrufla çözülemez! Günlük hayatta su tasarrufu yaparken en sık yapılan hatalara değinen Dr. Öğr. Üyesi Adiller, “En yaygın hata, su tasarrufunu yalnızca ‘musluğu biraz daha az açmak’ olarak görmek. Elbette diş fırçalarken musluğu açık bırakmak, gereğinden uzun duş almak, az miktarda ve sık sık çamaşır veya bulaşık için makine çalıştırmak, araç ve balkonları hortumla yıkamak ciddi bir gereksiz tüketim oluşturuyor. Ancak fark edilmeyen küçük kaçaklar da uzun süre devam ettiğinde önemli miktarda su kaybına yol açabiliyor.” dedi. Bahçe sulamasının sıcak saatlerde yapılmasının da sık karşılaşılan yanlışlardan biri olduğuna işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Adiller, “Buharlaşmanın yüksek olduğu saatlerde yapılan sulamada verilen suyun önemli bir bölümü bitkiye ulaşmadan kaybedilebilir. Sabah erken veya akşam saatlerinde yapılan, bitkinin ihtiyacına göre kontrollü sulama çok daha verimlidir. Bir diğer önemli hata ise her kullanım için içilebilir kalitede şebeke suyu kullanılması gerektiğini düşünmek. Uygun sistemlerin bulunduğu yapılarda yağmur suyu veya arıtılmış gri su; peyzaj sulama ve rezervuar gibi içme suyu kalitesi gerektirmeyen alanlarda değerlendirilebilir. Türkiye'nin Su Verimliliği Stratejisi de yağmur suyu hasadı, gri su ve kullanılmış suların yeniden kullanımını yaygınlaştırmayı hedeflemektedir.” açıklamasını yaptı. Türkiye’nin su sorununun yalnızca vatandaşın duş süresini kısaltmasına indirgemenin doğru olmadığının altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Adiller, DSİ verilerine göre ülkemizde kullanılan suyun büyük bir bölümünün sulamada kullanıldığını, bu nedenle bireysel tasarruf kültürünün mutlaka geliştirilirken tarımsal sulama, şebeke kayıpları ve sanayide su verimliliği gibi alanlarda da büyük ölçekli dönüşüm sağlanması gerektiğini vurguladı. Yeraltı suyu bir ‘yedek depo’ olarak değil, sınırlı stratejik bir doğal kaynak olarak görülmeli! Yeraltı sularının çoğu zaman görünmediği için tükenmeyecek bir kaynak gibi algılanabildiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Adiller, “Oysa yeraltı suları da yağışlar sonucunda topraktan sızan sularla doğal olarak yeniden beslendiğinden daha fazla su çekildiğinde yeraltı su seviyesi sürekli olarak düşer. Bunun ilk sonucu kuyuların su seviyesinin daha derine inmesi, bazı kuyuların kullanılamaz hale gelmesi ve suyun çıkarılması için daha fazla enerji harcanmasıdır.” dedi. Fakat detaylı değerlendirmelerde çevresel sonuçların çok daha ciddi olabildiğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Adiller, “Bazı jeolojik koşullarda zeminde oturma ve çökmeler meydana gelebilir. Kıyı bölgelerinde ise aşırı yeraltı suyu çekimi deniz suyunun tatlı su kaynaklarına doğru ilerlemesine, yani tuzlu su girişimine neden olabilir. Bu senaryo bazı durumlarda geri döndürülmesi son derece güç bir su kalitesi ve ekosistem problemine sebep olabilir. Dolayısıyla yeraltı suyunu bir ‘yedek depo’ olarak değil, miktarı sınırlı stratejik bir doğal kaynak olarak görmek gerekiyor. Çekimin ölçülmesi, kuyuların denetlenmesi ve her havzada çekilen miktarın doğal beslenme kapasitesiyle uyumlu tutulması büyük önem taşıyor.” diye konuştu. Bugün vereceğimiz kararlar, 20–30 yıl sonra yaşayacağımız su krizinin boyutunu belirleyecek! Su krizini önleyebilmek için tek bir önlemin yeterli olmadığını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Suyu havza ölçeğinde ve bütüncül olarak yönetmek gerekir. Öncelikle suyun ne kadar bulunduğunu, nerede kullanıldığını ve kalitesinin nasıl değiştiğini sürekli izleyen güçlü bir veri ve izleme sistemi oluşturulmalı. Ölçemediğimiz bir kaynağı doğru yönetmemiz mümkün olmaz.” dedi. Dr. Öğr. Üyesi Adiller, sözlerini şöyle tamamladı: “Tarımda su ihtiyacına uygun ürün seçilmesi, açık sulama sistemlerinin modernize edilmesi, basınçlı ve kontrollü sulama yöntemlerinin yaygınlaştırılması ve çiftçinin gerçek bitki su ihtiyacına göre sulama yapması kritik öneme sahiptir. Kentsel alanlarda ise şebeke kayıp ve kaçaklarının daha da azaltılması gerekir. Bunun yanında arıtılmış atık suların yeniden kullanılması, yağmur suyu hasadı ve gri su arıtım ve yeniden kullanım uygulamalarının yaygınlaştırılması gerekiyor. Yeraltı sularında ruhsatsız ve kontrolsüz çekimlerin önlenmesi; sulak alanların, su havzalarının ve yeraltı suyu beslenme alanlarının yapılaşma ve kirlilik baskısından korunması da en az suyun tasarruf edilmesi kadar önemlidir. Bugün vereceğimiz kararlar, 20–30 yıl sonra yaşayacağımız su krizinin boyutunu belirleyecek. Bu nedenle suyu korumak yalnızca bireysel bir tasarruf meselesi değil, gıda güvenliği, ekonomik kalkınma, ekosistemlerin devamlılığı ve gelecek nesillerin yaşam hakkı açısından stratejik bir zorunluluktur.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Özyeğin Üniversitesi Mavi Su Verimliliği Belgesi Alan İlk Üniversite Oldu Haber

Özyeğin Üniversitesi Mavi Su Verimliliği Belgesi Alan İlk Üniversite Oldu

İklim değişikliğinin etkileri ve su kaynakları üzerindeki artan baskı, kurumların su tüketimini ölçülebilir hedefler doğrultusunda yönetmesini önemli hale getiriyor. Geniş kullanım alanları ve farklı kullanıcı gruplarıyla üniversite kampüsleri de suyun verimli kullanımına yönelik uygulamaların geliştirildiği önemli yaşam alanları arasında bulunuyor. Özyeğin Üniversitesi’nin Mavi Su Verimliliği Belgesi’ni alan ilk üniversite olması, yükseköğretim kurumlarının sürdürülebilir su yönetimindeki rolünü ortaya koyan örnek bir başarı niteliği taşıyor. Su verimliliğinde yükseköğretim için önemli bir eşik T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdürlüğü tarafından Özyeğin Üniversitesi Çekmeköy Kampüsü adına düzenlenen Mavi Su Verimliliği Belgesi, Su Verimliliği Yönetmeliği kapsamında veriliyor. Belge, su verimliliği yönetim sisteminin kurulması, su tüketiminin düzenli olarak ölçülmesi, izlenmesi ve raporlanması ile su tasarrufuna yönelik uygulamaların hayata geçirilmesi sonucunda kurumlara sunuluyor. Mavi Su Verimliliği Belgesi’nin ilk kez bir üniversiteye verilmesi, su kaynaklarının korunmasına yönelik çalışmaların yükseköğretim alanındaki gelişimi açısından da önemli bir eşik oluşturuyor. 1 Temmuz 2026 tarihinde düzenlenen belgenin geçerliliği 1 Temmuz 2031 tarihine kadar devam ediyor. 2025–2026 akademik yılı “Su Yılı” ilan edildi Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından başlatılan Su Verimliliği Seferberliği ve Su Verimliliği Yönetmeliği doğrultusunda 2025–2026 akademik yılını “Su Yılı” ilan eden Özyeğin Üniversitesi, bu dönemde su tüketiminin izlenmesi ve verimlilik performansının değerlendirilmesine yönelik çalışmalarına odaklandı. Kampüs genelindeki su kullanım verilerinin düzenli olarak takip edilmesi, iyileştirme alanlarının belirlenmesi ve su tasarrufuna yönelik uygulamaların kurumsal bir sistem içinde yürütülmesi, belgelendirme sürecinin temelini oluşturdu. Su yönetiminde iki ayrı ilk Özyeğin Üniversitesi, bu sürecin öncesinde ISO 46001 Su Verimliliği Yönetim Sistemi’ni kurarak Türk Standardları Enstitüsü tarafından belgelendirilen ilk yükseköğretim kurumu olmuştu. Su tüketiminin ölçülmesi, izlenmesi ve iyileştirilmesine yönelik uluslararası bir yönetim çerçevesi sunan ISO 46001 kapsamında oluşturulan sistem, Mavi Su Verimliliği Belgesi sürecine de güçlü bir altyapı sağladı. Belgelendirme çalışmaları, Sürdürülebilirlik, Güvenli Yaşam ve Kalite Departmanı koordinasyonunda, Teknik Hizmetler Departmanı ile ilgili akademik ve idari birimlerin iş birliğiyle yürütüldü. Kampüs genelindeki su kullanımının düzenli olarak değerlendirilmesini sağlayan çalışmalar, ulusal su verimliliği hedeflerine ve iklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik kurumsal performansın izlenmesine katkı sunuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.