Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Tarım

Kapsül Haber Ajansı - Tarım haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Tarım haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Sektörel haber arşivi nasıl oluşturulur? Haber

Sektörel haber arşivi nasıl oluşturulur?

Bir sektörü düzenli takip eden herkes aynı sorunla karşılaşır: Haber akışı hızlandıkça bilgi çoğalır, fakat kurumsal hafıza zayıflar. Tam bu noktada sektörel haber arşivi nasıl oluşturulur sorusu, yalnızca editoryal bir ihtiyaç değil; karar alma, itibar yönetimi ve pazar takibi açısından da stratejik bir mesele haline gelir. Özellikle ekonomi, savunma, enerji, lojistik, tarım, teknoloji ve yapay zeka gibi yüksek tempolu alanlarda iyi kurulmuş bir arşiv, geçmişi saklayan pasif bir depo değil, aktif bir bilgi altyapısıdır. Sektörel haber arşivi neden operasyonel değer üretir? Bir haber arşivi kurmanın ilk amacı sadece eski içerikleri bulmak olmamalıdır. Asıl değer, tekrar eden gündemleri ayırt etmekte, sektör oyuncularının pozisyon değişimlerini izlemekte ve kurumlara zaman içinde bir referans zemini sunmakta ortaya çıkar. Örneğin bir yatırım duyurusunu tek başına haber olarak okumak başka, aynı şirketin son iki yıldaki kapasite artışı, ihracat hedefleri, yönetici değişiklikleri ve kamu açıklamalarıyla birlikte değerlendirmek başka bir şeydir. Dijital yayıncılar için bu yapı, içerik üretim hızını da doğrudan etkiler. Editör aynı konuda daha önce yayınlanan haberleri saniyeler içinde bulabiliyorsa güncel gelişmeyi daha isabetli bağlama oturtur. Kurumsal iletişim ekipleri açısından ise arşiv, sadece medyada görünürlüğü ölçmek için değil, anlatı bütünlüğünü korumak için de gereklidir. Yatırımcı ilişkileri, kamu politikası takibi ve rekabet analizi yapan profesyoneller için de durum benzerdir. Sektörel haber arşivi nasıl oluşturulur: Önce kapsamı tanımlayın En sık yapılan hata, arşiv kurmaya içerik toplamaya başlayarak girişmektir. Oysa önce arşivin sınırı netleşmelidir. Hangi sektörler kapsanacak, hangi kaynaklar dahil edilecek, hangi içerik türleri arşive girecek ve kullanım amacı ne olacak soruları başta yanıtlanmalıdır. Burada tek doğru model yoktur. Sadece savunma sanayii odaklı çalışan bir yayıncının arşiv mantığı ile enerji, sürdürülebilirlik ve teknoloji başlıklarını birlikte izleyen bir kurumun ihtiyacı aynı olmaz. Dar kapsam yönetimi kolaylaştırır ama kör noktalar oluşturabilir. Geniş kapsam ise daha fazla bağlam sağlar, ancak sınıflandırma disiplinini zorunlu kılar. İyi bir başlangıç için arşivin çekirdek kapsamı üç eksende tanımlanabilir: sektör, kurum ve konu. Sektör ekseni enerji, lojistik veya tarım gibi dikeyleri; kurum ekseni şirketler, bakanlıklar, birlikler, girişimler ve yatırım fonlarını; konu ekseni ise yatırım, regülasyon, ihracat, teknoloji dönüşümü, sürdürülebilirlik, üretim, satın alma ve yönetici atamaları gibi temaları içerir. Kaynak seçimi nicelik değil güvenilirlik işi Arşivin kalitesi, içine ne koyduğunuz kadar neyi dışarıda bıraktığınızla da ilgilidir. Bu nedenle kaynak politikası açık olmalıdır. Resmi kurum açıklamaları, şirket duyuruları, ajans servisleri, sektör yayınları, uzman röportajları ve etkinlik haberleri aynı havuzda toplanabilir; ancak her birinin güvenilirlik seviyesi ve kullanım amacı farklı etiketlenmelidir. Örneğin bir şirketin kendi açıklaması, birincil kaynak olarak değerlidir ama tek başına yeterli olmayabilir. Özellikle yatırım, ortaklık, kapasite artışı veya regülasyon etkisi gibi başlıklarda ikinci bir doğrulama katmanı gereklidir. Buna karşılık kamu ihale duyuruları, mevzuat metinleri veya resmi istatistikler daha yüksek referans gücüne sahiptir. Arşiv sisteminiz bu farkı görünür kılmıyorsa, zamanla içerik yığını üretir ama karar desteği sunmaz. Dosya mantığı yerine veri mantığı kurun Birçok kurum haber arşivini klasörler içinde PDF veya ekran görüntüsü saklayarak yönetmeye çalışır. Bu yöntem kısa vadede pratik görünür, fakat içerik sayısı arttığında arama, filtreleme ve yeniden kullanım neredeyse imkansız hale gelir. Sektörel haber arşivi kurarken temel yaklaşım dosya saklamak değil, yapılandırılmış veri üretmek olmalıdır. Her haber kaydı için standart alanlar belirlemek gerekir. Başlık, yayın tarihi, kaynak, sektör, alt sektör, ilgili kurumlar, kişi adları, coğrafi alan, içerik tipi ve kısa özet en temel alanlardır. Bunlara ek olarak haberin tonu, doğrulama seviyesi, stratejik önem derecesi ve anahtar kelimeler de eklenebilir. Bu alanlar başta fazla detaylı görünebilir, ancak arşiv birkaç bin kayda ulaştığında fark yaratır. Buradaki kritik nokta tutarlılıktır. Aynı şirket bir yerde tam unvanıyla, başka yerde kısaltmasıyla, üçüncü yerde farklı yazımla giriliyorsa sistem hızla bozulur. Kontrollü bir etiket sözlüğü oluşturmak bu yüzden önemlidir. Etiketleme sistemi arşivin omurgasıdır Başarılı bir arşivin merkezinde güçlü bir taksonomi bulunur. Taksonomi, içeriklerin nasıl sınıflandırılacağını belirleyen mantıktır. Sektörel yayıncılıkta bu yapı genellikle çok katmanlı olmalıdır. Yalnızca “enerji” etiketi atamak çoğu zaman yeterli değildir; elektrik üretimi, yenilenebilir enerji, depolama, dağıtım, petrol ve doğal gaz gibi alt kırılımlar gerekir. Aynı durum teknoloji ve savunma gibi alanlarda daha da belirgindir. Yapay zeka, siber güvenlik, veri merkezi, yarı iletken, insansız sistemler, platform modernizasyonu veya tedarik zinciri güvenliği gibi alt başlıklar olmadan arşiv stratejik ayrım gücünü kaybeder. Etiketleme aşırıya kaçarsa da sorun çıkar. Editörün her habere 25 etiket girmesi istenirse süreç yavaşlar ve kalite düşer. Bu nedenle zorunlu alanlarla isteğe bağlı alanlar ayrılmalıdır. Operasyonel hız ile sınıflandırma derinliği arasında denge kurmak gerekir. Editoryal iş akışı olmadan arşiv sürdürülemez Arşiv bir kez kurulup kendi kendine işlemez. Düzenli içerik girişi, kalite kontrolü, güncelleme ve hata düzeltme için iş akışı tasarlanmalıdır. İdeal modelde içerik sisteme alındığında önce temel metadata girilir, ardından editoryal kontrol yapılır, sonra etiketleme tamamlanır ve gerekiyorsa kısa analitik not eklenir. Burada insan müdahalesi hâlâ kritik önemdedir. Otomatik toplama araçları başlıkları çekebilir, anahtar kelime çıkarabilir ve ilk sınıflandırmayı önerebilir. Ancak kurum isimlerindeki karışıklık, benzer konuların yanlış eşleştirilmesi veya bağlam hataları ancak deneyimli bir editör tarafından ayıklanır. Özellikle B2B medya ve kurumsal kullanım senaryolarında doğruluk, hızdan daha değerlidir. Arama deneyimi iyi değilse arşiv kullanılmaz Bir arşivin başarısı, ne kadar içerik sakladığıyla değil ne kadar hızlı kullanılabildiğiyle ölçülür. Kullanıcı aradığı haberi tarih, sektör, kurum, konu ve coğrafya filtresiyle birkaç adımda bulabilmelidir. Sadece serbest metin araması sunan sistemler belirli bir hacimden sonra yetersiz kalır. Farklı kullanıcı tiplerini de düşünmek gerekir. Editör geçmiş haberleri zincir halinde görmek ister. Kurumsal iletişim yöneticisi belirli bir şirketin medya görünürlüğünü taramak ister. Yatırım profesyoneli ise regülasyon ve kapasite yatırımı gibi iki farklı etiketi birlikte sorgulamak isteyebilir. Arayüz ve filtreleme mantığı bu senaryolara göre şekillenmelidir. Hangi içerikler arşive girmeli, hangileri dışarıda kalmalı? Her haberi arşive almak akıllıca değildir. Tek seferlik, düşük etkili, tekrar eden veya kaynak değeri zayıf içerikler sistemi şişirir. Buna karşılık regülasyon değişiklikleri, yatırım kararları, birleşme ve satın almalar, yönetici atamaları, üretim kapasitesi, ihracat verileri, teknoloji iş birlikleri, savunma tedarik projeleri ve sektörel kırılma anları yüksek arşiv değerine sahiptir. Fotoğraf, video, röportaj, analiz ve köşe yazıları da dahil edilebilir. Hatta iyi kurgulanmış bir modelde bunlar aynı haberin etrafında ilişkilendirilir. Böylece kullanıcı sadece tekil içeriğe değil, olay dosyasına erişir. Kapsül Haber Ajansı gibi çok formatlı yayın yaklaşımı benimseyen yapılar için bu yöntem özellikle verimlidir. Ölçümleme ve bakım kısmı en az kurulum kadar önemli Arşiv kurulduktan sonra iş bitmez. Hangi etiketler sık kullanılıyor, hangi filtreler çalışmıyor, hangi içerikler en çok aranıyor, hangi başlıklarda veri boşluğu oluşuyor gibi sorular düzenli takip edilmelidir. Aksi halde sistem birkaç ay sonra düzensizleşir. Ayrıca belirli aralıklarla temizlik yapılmalıdır. Mükerrer kayıtlar silinmeli, kurum birleşmeleri veya isim değişiklikleri sisteme işlenmeli, eski etiketler yeni taksonomiye uyarlanmalıdır. Özellikle hızlı dönüşen sektörlerde terminoloji de değişir. Beş yıl önce farklı adlandırılan bir teknoloji, bugün başka bir kategori altında izleniyor olabilir. Küçük başlayıp ölçeklenebilir kurmak daha doğru Bir anda kusursuz bir arşiv kurmaya çalışmak çoğu kurumda projeyi geciktirir. Daha gerçekçi yaklaşım, öncelikli sektörlerle başlamak ve modeli kullanım verisine göre genişletmektir. İlk aşamada üç sektör, sınırlı kaynak seti ve net metadata alanlarıyla başlamak; hiç başlamamaktan çok daha değerlidir. Özellikle yayıncılar ve kurumsal ekipler için en sağlıklı yöntem, editoryal ihtiyacı merkeze alan yalın bir yapı kurmaktır. Önce aranan bilgiye hızlı erişim çözülmeli, sonra ileri analiz katmanları eklenmelidir. Çünkü kullanılmayan mükemmel sistem, kullanılan orta ölçekli sistemden daha az fayda üretir. Güçlü bir sektörel haber arşivi, yalnızca geçmişe bakan bir kayıt sistemi değildir. Doğru kurulduğunda haber akışını anlamlandırır, kurum hafızasını güçlendirir ve geleceğe daha hazırlıklı bakmayı sağlar. Bugün küçük görünen sınıflandırma kararları, yarın editoryal hızın, stratejik içgörünün ve kurumsal güvenilirliğin temelini oluşturur.

ANTGİAD ve DEGİAD'dan İş Dünyasına Örnek İş Birliği  Haber

ANTGİAD ve DEGİAD'dan İş Dünyasına Örnek İş Birliği 

Denizli’de gerçekleştirilen organizasyonda, Türkiye’nin ilk genç iş insanları dernekleri arasında yer alan ANTGİAD ( 1990 ) ve DEGİAD’ın ( 1991 ) üyeleri birebir görüşmeler yaparak faaliyet alanlarını, yatırım planlarını ve iş birliği fırsatlarını değerlendirdi. Etkinlikte, klasik tanışma toplantılarının ötesine geçilerek doğrudan iletişim, güven temelli ilişki geliştirme ve somut ticari fırsatlar oluşturma hedefi ön plana çıktı. YÜZ YÜZE İLETİŞİMİN GÜCÜ TİCARETİN EN ÖNEMLİ KALDIRAÇLARINDAN BİRİ Etkinliğin ardından değerlendirmelerde bulunan ANTGİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ercan Yavaş, dijitalleşmenin hızla arttığı bir dönemde insan ilişkilerinin ve yüz yüze iletişimin değerinin daha da yükseldiğini vurguladı. Yavaş şunları söyledi: “Bugün teknolojinin sunduğu tüm olanaklara rağmen ticaretin temelinde hala güven vardır. Güven ise insanların birbirini tanımasıyla, aynı masada oturmasıyla ve birbirinin gözünün içine bakarak konuşmasıyla oluşur. Networking yalnızca kartvizit değişiminin ötesinde; uzun yıllar sürecek iş birliklerinin, ortaklıkların ve dostlukların temelinin atılmasıdır.” EGE VE AKDENİZ ARASINDA GÜÇLÜ EKONOMİK BAĞ Türkiye’nin en köklü genç iş insanları dernekleri arasında yer alan ANTGİAD ve DEGİAD’ın ortak organizasyonunun önemini vurgulayan Yavaş, iki bölgenin ekonomik potansiyelinin birbirini tamamladığını ifade etti. “Ege ve Akdeniz, Türkiye ekonomisinin en dinamik üretim ve ticaret havzaları arasında yer alıyor. Denizli’nin üretim gücü, sanayi kültürü ve ihracat deneyimi ile Antalya’nın turizm, tarım, hizmet sektörü ve uluslararası ticaret potansiyeli bir araya geldiğinde çok değerli sinerjiler ortaya çıkıyor. Biz bu buluşmayı iki güçlü ekonomik ekosistemin birbirine kenetlenmesi olarak görüyoruz.” İŞ DÜNYASINDA YENİ DÖNEM: REKABET KADAR İŞ BİRLİĞİ DE ÖNEMLİ Küresel ekonomide yaşanan dönüşümün iş dünyasını yeni iş yapma modellerine yönlendirdiğini belirten Yavaş, gelecekte şirketlerin yalnızca kendi güçleriyle değil, kurdukları iş birlikleriyle de büyüyeceğini söyledi. “Yeni dönemde başarı; iyi üretmekten ve doğru insanlarla doğru ağları kurabilmekten geçiyor. Şirketler kadar şehirlerin, şehirler kadar kurumların da birbirleriyle bağlantı kurduğu bir çağdayız. Bu nedenle GİAD’lar arasında oluşturduğumuz bu ticari köprüyü çok değerli buluyoruz.” ORTAK HEDEF: DAHA GÜÇLÜ BİR İŞ DÜNYASI EKOSİSTEMİ Etkinlik kapsamında gerçekleştirilen birebir görüşmelerin ardından katılımcılar kokteyl ve serbest networking bölümünde temaslarını daha da güçlendirdi. ANTGİAD ve DEGİAD yöneticileri, bu tür organizasyonların önümüzdeki dönemde artarak devam etmesi konusunda görüş birliğine varırken, genç iş insanları arasında kurulacak yeni ticari ilişkilerin bölgesel kalkınmaya ve ekonomik hareketliliğe önemli katkılar sağlayacağı ifade edildi. Türkiye’nin ilk genç iş insanları dernekleri arasında yer alan ANTGİAD ve DEGİAD’ın gerçekleştirdiği bu örnek iş birliği, genç iş dünyası kuruluşlarının üyeleri için somut ticari fırsatlar oluşturan güçlü platformlar olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Anavarza Bal, Dünyanın En Büyük Arı Oteli ile Guinness Dünya Rekoru’nun Sahibi Oldu Haber

Anavarza Bal, Dünyanın En Büyük Arı Oteli ile Guinness Dünya Rekoru’nun Sahibi Oldu

Guinness Dünya Rekorları hakeminin sertifikasını teslim ettiği, 15 metreyi aşan dünyanın en büyük ekolojik arı oteli arı ekosistemi için güvenli bir habitat oluştururken, biyolojik çeşitliliğin sürdürülebilirliği ve arı ölümlerine karşı küresel farkındalık yaratılması amacıyla hayata geçirilen örnek doğa koruma projesi olarak öne çıkıyor. Türkiye’nin köklü ve yenilikçi bal markalarından Anavarza Bal, arıların ve polinatörlerin korunmasına yönelik örnek projeyi hayata geçirerek küresel çapta ses getiren bir başarıya imza attı. Marka bünyesinde kurulan “Yaşasın Arılar” departmanının öncülüğünde Adana’nın Kozan ilçesindeki çevreci üretim tesisinde kurulan Dünyanın En Büyük Arı Oteli, Guinness Dünya Rekorları tarafından resmi olarak tescil edilerek dünya rekoru ünvanını kazandı. Guinness Dünya Rekorları Hakemi ve Türkiye Temsilcisi Şeyda Subaşı Gemici tarafından gerçekleştirilen ölçüm ve incelemelerin ardından rekor sertifikası, düzenlenen törenle Anavarza Bal Genel Müdürü Can Sezen’e teslim edildi. 15 metreyi aşan uzunluğu ve 3 metreye ulaşan yüksekliğiyle (15,11 x 3,2 x 0,50 m) dikkat çeken yapı, dünya genelinde giderek artan arı ölümlerine ve habitat kaybına karşı oluşturulmuş kalıcı bir ekolojik farkındalık anıtı olarak konumlanıyor. Arı otelleri, özellikle ekosistem için hayati öneme sahip olan ancak koloni halinde yaşamayan yalnız arı türleri için gece sığınağı, yuvalama alanı ve kış koruması sağlıyor. Yapının inşasında sedir, meşe, ceviz, dut ve kızılçam gibi doğal ve dayanıklı ağaçlar kullanılırken, kamış ve doğal odunsu materyallerle de farklı arı türlerine hitap eden çok katmanlı yaşam alanları oluşturuldu. Can Sezen: “Bu Rekorun Gerçek Sahipleri Arılar” Guinness Dünya Rekoru sertifikasını teslim alan Anavarza Bal Genel Müdürü Can Sezen, konuyla ilgili olarak “Guinness Dünya Rekoru’nu almamız için bize ilham veren, doğanın en çalışkan canlılarından biri olan arıların yaşam hakkına dikkat çekiyoruz. Çeşitli ülkelerde arı hakları için oluşturulan protokollerin bir adımı olarak, Türkiye için uyguladığımız bu projeyle, ‘arılar varsa yaşam var, tarım var, gıda var’ mottosunu hayata geçirmiş olduk. Bu nedenle dünyanın en büyük arı otelini kurarken amacımız bir rekor kırmaktan çok daha fazlasıydı. Bu yapıyı, arıların ve polinatörlerin karşı karşıya olduğu tehditlere karşı güçlü bir farkındalık çağrısı olarak tasarladık. Yabani türdeki arılar, gıda üretimi ve ekosistemin en önemli kahramanlarından biri. Özellikle yabani arıların yaşam alanları giderek azalıyor. Dünya Arı Günü kapsamında hem farkındalık yaratacak hem de arılara gerçek bir yaşam alanı sağlayacak kalıcı bir proje hayal ettik. Bu fikir zamanla dünyanın en büyük arı oteline dönüştü. Guinness Dünya Rekoru bize uluslararası görünürlük kazandırdı, ancak bu rekorun gerçek sahipleri burada yaşam alanı bulacak binlerce arı olacak” dedi. Guinness Dünya Rekorları Hakemi ve Türkiye Temsilcisi Şeyda Subaşı Gemici de: “Anavarza Bal’ın hayata geçirdiği arı oteli, Guinness Dünya Rekorları kriterlerini başarıyla karşılayarak resmi olarak dünyanın en büyüğü ünvanını kazandı. Rekorun arkasında etkileyici bir yapı ve arıların korunmasına, biyolojik çeşitliliğe dikkat çeken güçlü bir farkındalık vizyonu bulunuyor. Bu yönüyle proje, küresel çapta örnek gösterilebilecek çevresel girişimler arasında yer alıyor. 2011 yılında rekorun sahibi İngiltere idi, Adana Kozan’da yapılan Anavarza Bal’ın arı oteli 2026 yılında Türkiye’ye bu rekoru getirmiş oldu” açıklamasında bulundu. Bir Rekordan Daha Fazlası Arılar İçin Yaşam Alanı Son yıllarda kentleşme, yoğun tarım uygulamaları, pestisit kullanımı ve doğal yaşam alanlarının azalması nedeniyle birçok yalnız arı türü uygun yuvalama alanı bulmakta zorlanıyor. Anavarza Bal tarafından hayata geçirilen dünyanın en büyük arı oteli, özellikle doğadaki tozlaşma döngüsünün görünmez kahramanları olan yalnız yaşayan arılar için güvenli bir habitat sunuyor. Arı otelleri koloni oluşturmayan, bal depolamayan ve her dişisi kendi yuvasını kuran yabani arılar için gece sığınağı, yuvalama alanı ve kış koruması sağlıyor. Bu yönüyle proje, biyolojik çeşitliliğin korunmasına somut katkı sunmayı hedefliyor. Tarım İçin de Kritik Öneme Sahip Bilim insanlarına göre dünya üzerindeki çiçekli bitkilerin yaklaşık yüzde 75’i ve tarımsal ürünlerin önemli bir bölümü polinatörlere ihtiyaç duyuyor. Bu nedenle yabani arıların korunması yalnızca doğa için değil, gıda güvenliği açısından da büyük önem taşıyor. Anavarza Bal’ın hayata geçirdiği dünyanın en büyük arı otelinin, bölgedeki doğal tozlaşmayı destekleyerek tarımsal verimliliğe de katkı sağlaması bekleniyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yem Maliyetlerine Karşı Güçlü Hamle Haber

Yem Maliyetlerine Karşı Güçlü Hamle

“Üretime Destek, Çiftçimize Güç” ilkesiyle yola çıkan Denizli Büyükşehir Belediyesi, macar fiğ, yem bezelyesi, tritikale, kılçıksız buğday ve kışlık yulaftan oluşan yüksek besin değerine sahip 5’li karışım yem bitkisi tohumu ile kentteki yüzlerce üreticiye can suyu olacak. Proje kapsamında, 1 Eylül 2026 itibarıyla başlayacak 2027 yılı ÇKS kayıtlarında; fiğ, macar fiğ, adi fiğ, yem bezelyesi, tritikale, yulaf veya çavdar ürünlerinden herhangi birini ana ürün olarak beyan eden üreticilerin başvuruları kabul edilecek. Başvuru sahibinin Denizli’de ikamet etmesi ve ekim yapacağı arazinin Denizli il sınırları içerisinde yer alması gerekiyor. Desteklemeden aynı hanede yaşayan vatandaşlarımızdan sadece bir kişi yararlanabilecek. Başvurular online ve ilçe merkezlerinden yapılabilecek Çiftçiler başvurularını, 08-30 Haziran 2026 tarihleri arasında belediyenin resmi web sitesi www.denizli.bel.tr adresindeki “Başvurular” sekmesinden online olarak veya apps.denizli.bel.tr/5likarisimyemtohumudestegibasvuru/ adresi üzerinden yapabilecek. Ayrıca ilçe merkezlerinde bulunan DESKİ İlçe Hizmet Birimlerine başvuruda bulunarak yüz yüze müracaat edilebilecek. Destekten yararlanmak isteyenler, mesai saatleri içerisinde 0258 280 20 20 numaralı telefondan proje hakkında detaylı bilgi alabilecek. Hak sahibi olan üreticilere, başvuruların onaylanmasının ardından dağıtım gün ve saatleri SMS ve iletişim kanalları aracılığıyla bildirilecek. “Bereketli bir sezon için çiftçimizin yanındayız” Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu, tarım ve hayvancılığın can damarı olan küçük ve orta ölçekli üreticileri her koşulda desteklemeye kararlı olduklarını belirterek, “Denizli’mizin bereketli topraklarında alın teri döken, gecesini gündüzüne katarak üretime katkı sunan çiftçilerimizin yükünü hafifletmek bizim en önemli görevlerimizden biridir. Ekonomik şartların üreticimizi zorladığı bu dönemde, hayvancılığımızın en büyük gider kalemi olan yem maliyetlerini düşürmek amacıyla 5’li karışım yem bitkisi tohumu desteğimizi başlatıyoruz. Amacımız, topraklarımızın verimini artırırken, hayvancılıkla uğraşan hemşehrilerimizin de bütçesine doğrudan katkı sağlamaktır. Toprağına sahip çıkan, emeğini esirgemeyen tüm çiftçilerimizin her adımda yanındayız. Yeni üretim sezonunun tüm üreticilerimize hayırlı ve bereketli olmasını diliyorum; üreticimiz kazanacak, Denizli'miz büyüyecek” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bursa'nın Tescilli Lezzetinde Hasat Zamanı Haber

Bursa'nın Tescilli Lezzetinde Hasat Zamanı

Şehrin önemli tarımsal değerlerinden biri olan coğrafi işaret tescilli Hasanağa Enginarı'nın üretimine dikkat çekmek, yerel üreticiyi desteklemek ve Bursa’nın gastronomi vizyonuna katkı sağlamak amacıyla düzenlenen programa Büyükşehir yöneticileri, Bursa Tarım ve Orman İl Müdür Yardımcısı Erdoğan Ceylan, AK Parti İlçe Başkanı Mutlu Turgut, Karaoğlan Mahallesi Muhtarı Ergün Kısa ve üreticiler katıldı. Programda konuşan İl Müdür Yardımcısı Erdoğan Ceylan, Hasanağa Enginarı’nın Bursa’nın marka ürünlerinden biri olduğunu söyledi. Hedeflerinin Bursa’nın İzmir’i geçerek enginar üretiminde ülkenin ilk sırasına yerleşmesi olduğunu belirten Ceylan, “Bursa’da 8 bin dekarlık alanda enginar üretiyoruz. Üretimi yapan cefakar ve fedakar çiftçilerimize teşekkür ediyorum. Birçok enginarlı yemeğimiz mutfağımıza lezzet katıyor. Ayrıca enginar sağlık demektir. Hasat etkinliğimizde bizleri buluşturan kurumlarımıza teşekkür ediyorum. Bereketli bir sezon olmasını temenni ediyorum” dedi. Karaoğlan Mahallesi Muhtarı Ergün Kısa da enginarın sofraların şifası olduğunun altını çizerek programın hazırlanmasında emeği geçenlere teşekkür etti. Konuşmaların ardından katılımcılara enginarlı pilav, enginar dolması, enginar köftesi, kuzu etli enginar ve enginar tatlısı ikramında bulunuldu. Ardından Karaoğlan ve Doğancı mahallelerinde bulunan enginar tarlaları ziyaret edilerek hasat etkinliği gerçekleştirildi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Keneye Karşı Basit Önlemler Hayat Kurtarıyor Haber

Keneye Karşı Basit Önlemler Hayat Kurtarıyor

Yaz aylarının gelmesiyle birlikte kene vakalarında artış yaşanırken, Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığı da yeniden gündeme geldi. Nev Sağlık Grubu Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Mustafa Fevzi Özsoy, özellikle tarım ve hayvancılıkla uğraşan vatandaşların dikkatli olması gerektiğini belirterek, hastalıktan korunmada kişisel önlemlerin büyük önem taşıdığını vurguladı. KKKA Nedir? Uzm. Dr. Mustafa Fevzi Özsoy, Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi’nin kenelerin insanları ısırmasıyla bulaşan bir virüs tarafından oluşturulan ve ateş, halsizlik, iştahsızlık, kas ağrısı, baş ağrısı, bulantı, kusma, ishal ve daha ciddi olgularda kanama gibi bulgu ve belirtiler oluşturarak ölümlere neden olabilen zoonotik, yani hayvanlardan insanlara bulaşan bir hastalık olduğunu söyledi. Hastalığın ilk olarak Kırım bölgesinde, sonraki yıllarda ise Kongo’da tespit edildiğini belirten Özsoy, 1969 yılında bu iki bölgede görülen virüslerin aynı olduğunun anlaşılması üzerine hastalığın “Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi” olarak isimlendirildiğini ifade etti. “Vakalar Bahar ve Yaz Aylarında Artıyor” KKKA vakalarının, hastalığın başlıca bulaştırıcısı olan kenelerin aktifleştiği bahar ve yaz aylarında görüldüğünü belirten Özsoy, hastalığın Türkiye’de ilk kez 2002 yılında Tokat’ta tespit edildiğini söyledi. Hastalığın çoğunlukla İç Anadolu’nun kuzeyi, Orta Karadeniz ve Doğu Anadolu’nun kuzeyinde yoğunlaştığını kaydeden Özsoy, Erzurum, Erzincan, Gümüşhane, Bayburt, Tokat, Yozgat, Sivas, Amasya, Çorum, Çankırı, Bolu, Kastamonu ve Karabük’ün hastalığın yoğun görüldüğü iller arasında yer aldığını dile getirdi. “Bulaşma Yollarına Dikkat” Hastalığın ülkemizde başlıca hastalık etkenini taşıyan kenenin tutunması veya bununla temas sonucunda bulaştığını belirten Özsoy, Türkiye’de hastalığın bulaştırıcısı olan asıl kene türünün Hyalomma marginatum olduğunu söyledi. Özsoy, bunun yanı sıra hastalığın viremik dönemdeki hayvanların veya hasta kişilerin kan, doku ve vücut çıkartılarına korunmasız temas sonucunda da bulaşabildiğine dikkat çekti. “Belirtiler ve Kuluçka Süreci” Kuluçka döneminin genellikle 1 ila 3 gün arasında değiştiğini, en fazla ise 9 güne kadar uzayabildiğini belirten Özsoy, enfekte kan, vücut sıvısı ve diğer dokularla temas sonrasında bu sürenin 5 ila 6 gün, en fazla ise 13 gün olabileceğini ifade etti. “Hastalığın Özel Bir Tedavisi Bulunmuyor” KKKA’nın özel bir tedavisinin bulunmadığını vurgulayan Özsoy, tedavinin esasını destek tedavisinin oluşturduğunu söyledi. Günümüzde hastalıktan korunmaya yönelik etkinliği kanıtlanmış bir aşı veya etkene spesifik bir ilaç bulunmadığını belirten Özsoy, Türkiye’de hastalığa karşı aşı geliştirme çalışmalarının sürdüğünü kaydetti. “Her Yıl Nisan-Ekim Arasında Görülüyor” Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi hastalığının kontrolüne yönelik çalışmaların Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü tarafından yürütüldüğünü ifade eden Özsoy, kişisel korunma önlemlerinin alınmasının hastalığın kontrolünde ön planda olduğunu söyledi. Türkiye’de KKKA’nın her yıl nisan-ekim ayları arasında görüldüğünü, haziran ve temmuz aylarında ise vaka sayılarının zirveye ulaştığını belirten Özsoy, hastalığın yaklaşık yüzde 4-5 oranında ölümcül seyredebildiğini dile getirdi. Özsoy, 2002-2024 yılları arasında Türkiye’de 17 bin 132 vaka görüldüğünü ve 819 ölüm kaydedildiğini belirterek, en yüksek vaka sayısının 2009 yılında 1.318 vaka olarak gerçekleştiğini, 2017 yılında ise 343 vakanın tespit edildiğini söyledi. Hastalığın halen ülkemiz açısından önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ettiğini ifade etti. “Risk Altındaki Meslek Grupları” Hastalığın özellikle endemik bölgelerde yaşayan tarım ve hayvancılıkla uğraşan çiftçiler, çobanlar, kasaplar, mezbaha çalışanları, veteriner hekimler, veteriner sağlık teknisyenleri, enfekte hastalarla temas eden sağlık personeli, laboratuvar çalışanları, hasta yakınları, askerler ve kamp yapan kişiler açısından risk oluşturduğunu belirten Özsoy, bu grupların daha dikkatli olması gerektiğini söyledi. “Basit Tedbirlerle Korunmak Mümkün” Kene yönünden riskli alanlara gidilirken vücudu örten kıyafetlerin tercih edilmesi gerektiğini belirten Özsoy, pantolon paçalarının çorap içine sokulmasının ve açık renkli kıyafetlerin kullanılmasının kenelerin fark edilmesini kolaylaştırdığını ifade etti. Riskli alanlardan dönüldüğünde vücudun dikkatlice kontrol edilmesi gerektiğini vurgulayan Özsoy, kene tutunması halinde çıplak elle temas edilmeden uygun bir malzeme yardımıyla çıkarılması gerektiğini söyledi. Kenenin erken çıkarılmasının hastalığın bulaşma riskini azalttığını belirten Özsoy, kişinin keneyi çıkaramadığı durumlarda en yakın sağlık kuruluşuna başvurması gerektiğini ifade etti. Hayvanların sağlıklı görünse bile hastalığı taşıyabileceğine dikkat çeken Özsoy, hayvanların kanı, vücut sıvıları ve dokularına çıplak elle temas edilmemesi gerektiğini söyledi. “Kene Çıplak Elle Ezilmemeli” Kenelerin uçan ya da zıplayan canlılar olmadığını, yerden yürüyerek insan vücuduna tırmandığını belirten Özsoy, vücuda tutunan veya hayvanlar üzerinde bulunan kenelerin kesinlikle çıplak elle öldürülmemesi ve patlatılmaması gerektiğini vurguladı. Kenelerin üzerine sigara basılması ya da kolonya ve gaz yağı gibi maddeler dökülmesinin yanlış bir uygulama olduğunu ifade eden Özsoy, bunun kenenin kasılmasına neden olarak virüsü kişiye bulaştırma riskini artırabileceğini söyledi. “Temas Sonrası Takip Önemli” Kene tutunan kişilerin 10 gün boyunca halsizlik, iştahsızlık, ateş, kas ağrısı, baş ağrısı, bulantı, kusma ve ishal gibi belirtiler açısından kendilerini izlemeleri gerektiğini belirten Özsoy, bu belirtilerden herhangi birinin ortaya çıkması durumunda vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini ifade etti. Maruz kalan kişilerin günlük vücut ısısı ölçümü ve haftalık tam kan sayımı da dahil olmak üzere iki haftalık bir izlem sürecinden geçirilmesi gerektiğini kaydeden Özsoy, karantina uygulanmasına gerek olmadığını söyledi. İzlem döneminde ateşli bir hastalık gelişmesi durumunda tanısal testlerin yapılması gerektiğini belirten Özsoy, Ribavirinin koruyucu amaçla kullanımının rolünün ise halen netlik kazanmadığını ve daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulduğunu ifade etti. “Çevre Temizliğinde Çamaşır Suyu Etkili” Çevre temizliği konusunda da bilgi veren Özsoy, sodyum hipokloritin, yani çamaşır suyunun virüse karşı oldukça etkili olduğunu söyledi. Kan ve vücut sıvılarıyla kirlenmiş yüzeylerde 1’e 10’luk solüsyonların kullanıldığını belirten Özsoy, organik materyaller uzaklaştırıldıktan sonra uygulanmasının etkinliği artırdığını ifade etti. Hazırlanan solüsyonların 24 saat sonra etkinliğinin azaldığını kaydeden Özsoy, bu nedenle günlük hazırlanması gerektiğini ve hazırlanan ortamın iyi havalandırılmasının önem taşıdığını sözlerine ekledi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye Şeftali ve Nektarinde 250 Milyon Dolar İhracat Hedefi Koydu Haber

Türkiye Şeftali ve Nektarinde 250 Milyon Dolar İhracat Hedefi Koydu

“Şeftali Hasat Töreni”ne İzmir İl Tarım ve Orman Müdürü Kahraman Akdoğan, Selçuk Kaymakamı Oğuz Alp Çağlar, Selçuk Tarım ve Orman İlçe Müdürü Mustafa Acargil, Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Cengiz Balık, Türkiye Meyve Sebze Mamulleri İhracatçı Birlikleri Sektör Kurulu Başkanı Hayrettin Uçak, İzmir Ziraat Odası Başkanı İbrahim Erdallı, Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Üyeleri Sadık Demircan, Tolga Selim Kağan, Muhammet Elçiboğa, Denetim Kurulu Üyesi Recep Çöpten katıldı. Türkiye’nin şeftali ve nektarin üretiminde dünya üçüncüsü olduğunu ifade eden Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Cengiz Balık, 2002 yılında 455 bin ton olan şeftali ve nektarin üretiminin 22 yılda yüzde 159’luk artışla 1 milyon 180 bin tona ulaştığını vurguladı. Şeftali ve nektarin ihracatında dünyanın zirvesini hedefliyoruz Şeftali ve nektarin üretiminin 2025 yılında iklim krizi nedeniyle 642 bin tona gerilediğini paylaşan Balık, “2026 yılında şeftali ve nektarin rekoltesinin 1 milyon tonun üzerine çıkmasını bekliyoruz. 2024 yılında 255 milyon dolar olan şeftali ve nektarin ihracatıyla dünya ikincisi olmuştuk. 2024 yılında rekoltedeki düşüşle uyumlu olarak 160 milyon dolara gerilemiştik. 2026 yılında rekoltedeki artışla birlikte ihracatta tekrar 250 milyon dolar bandına çıkmayı hedefliyoruz” şeklinde konuştu. Şeftali ve nektarin 2025’te yaş meyveler arasında en çok ihraç edilen ikinci ürün oldu İzmir’in, Türkiye’nin şeftali ve nektarin üretiminde önde olan illerinden biri olduğunun altını çizen Türkiye Meyve Sebze ve Mamulleri İhracatçı Birlikleri Sektör Kurulu Başkanı Hayrettin Uçak, şeftali ve nektarinin yaş meyve ürünleri arasında nardan sonra en çok ihraç edilen ikinci ürün olduğu bilgisini verdi. Türkiye’de üretilen şeftali ve nektarinin yüzde 25’inin ihraç edildiğini belirten Uçak, “2025 yılında en çok şeftali ve nektarin ihraç ettiğimiz ülkeler 100 milyon dolarla Rusya Federasyonu, 24 milyon dolarla Irak, 19 milyon dolarla Romanya, 7 milyon dolarla Ukrayna ve 1,5 milyon dolarla Almanya şeklinde sıralandı. 51 ülkeye şeftali ve nektarin ihraç ettik” ifadelerini kullandı. Akdoğan: “Türkiye’nin şeftali üretiminin yüzde 13’ünü İzmir yapıyor” Türkiye’nin şeftali üretiminin yüzde 13’ünün İzmir’de yapıldığı bilgisini veren İzmir İl Tarım ve Orman Müdürü Kahraman Akdoğan, Selçuk’ta 16 bin dekar alanda 38 bin ton şeftali üretildiğini, İzmir’in şeftali üretiminin yüzde 67’sinin Selçuk’ta üretildiğini ifade etti. Bu yıl iklim koşullarından dolayı şeftali hasatının 2 hafta geç başladığını vurgulayan Akdoğan; “Şeftali hasadı her sene Mayıs’ın ilk haftasında başlıyordu. Bu sene mevsimsel şartlardan dolayı hasat biraz gecikti. Selçuk’tan ilk üç TIR ihracata gitti, Kurban Bayramı sonrasında ihracat artacak. Selçuk’ta üretilen şeftali türü ihracata uygun, raf ömrü uzun bir şeftali türü. Şeftali hasadı temmuz sonuna kadar sürecek. Üreticilerimiz ve ihracatçılarımız için verimli ve bereketli bir sezon olmasını diliyorum” ifadelerini kullandı. Kaymakam Çağlar; “Selçuk ekonomisini Turizmle birlikte tarım sırtlıyor” Selçuk Kaymakamı Oğuz Alp Çağlar, Selçuk’un turizm bölgesi kimliğiyle öne çıkmasına karşın ekonomisinde yaş meyve üretiminin ve ticaretinin daha büyük bir oranı temsil ettiğini, Selçuklu üreticiler için bereketli bir sezon dilediğini kaydetti. Erdallı: “Adana’dan sonra ilk şeftali Selçuk’ta hasat ediliyor” İzmir Ziraat Odası Başkanı İbrahim Erdallı, Selçuk’un şeftali yanında mandalina, nar, ayva, üzüm üretimiyle İzmir’de yaş meyve üretiminde en güçlü ilçelerinden biri olduğunu, şeftali ve mandalinada Adana’dan sonra en erkenci ikinci bölge olduklarını, bu sezon rekoltenin yüksekliğinden dolayı fiyatların henüz şekillenmediğini, fiyatın üreticiyi memnun edeceği bir seviyede oluşmasını dilediklerini vurguladı. Şeftali ve nektarin ihracatı 2026 yılına rekorla girdi İklim krizinin etkisiyle 2025 yılında şeftali ve nektarin ihracatında yaşanan düşüşlere karşın, Türkiye şeftali ve nektarin ihracatında 2026 yılına rekor artışla girdi. Türkiye, 1 Ocak – 21 Mayıs 2025 tarihleri arasında 19 milyon dolarlık şeftali ve nektarin ihraç etmişken, 2026 yılının aynı zaman aralığında 86 milyon dolarlık şeftali ve nektarin ihraç etme başarısı gösterdi. Şeftali ve nektarin ihracatında yüzde 347’lik rekor artış kayda alındı. Irak, 44 milyon dolarlık şeftali ve nektarin talebiyle zirvede yer alırken, Rusya Federasyonu 31 milyon dolarla listede ikinci sıraya yerleşti. Romanya 4 milyon dolarlık şeftali ve nektarin talebiyle zirvenin üçüncü basamağına tutundu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Hititlerin Başkenti Çorum, Gastronomiyle UNESCO Yolunda Haber

Hititlerin Başkenti Çorum, Gastronomiyle UNESCO Yolunda

Bu yolculuğun ilk güçlü uluslararası adımı ise 4–7 Haziran’da Çorum’da gerçekleşecek Açık Ateş gastronomi etkinliği olacak. Farklı ülkelerden şefleri, gastronomi profesyonellerini ve fikir insanlarını ağırlayacak etkinlik, Çorum’u dünya gastronomi çevrelerinin dikkatle izleyeceği önemli bir buluşma noktasına dönüştürmeye hazırlanıyor. Çorum, bugün tarihsel mirasını, üretim gücünü, tarımsal zenginliğini ve mutfak hafızasını yeniden yorumlayarak güçlü bir şehir markası oluşturma yolunda ilerliyor. Bu yeni vizyon, Çorum Belediye Başkanı Dr. Halil İbrahim Aşgın’ın ev sahipliğinde, Anadolu mutfağının İstanbul’daki önemli temsilcilerinden Sade Beş Denizler’de gerçekleşen özel buluşmada paylaşıldı. Zeynep Aktaş, Hatice Ünal Bilen, Dinçer Karacalar, Fatoş Karahasan, Yücel Koç, Zühre Kurt, Lale Elmacıoğlu, Aliye Gümüş, Medine İşbilir, Vahap Munyar, Adnan Şahin, Faruk Şüyün, Mehmet Tel, Reha Tartıcı, Zeynep Kakınç ve Gökhan Yılmaz’ın da aralarında bulunduğu medya, ekonomi, gastronomi ve turizm dünyasının önde gelen isimlerinin katıldığı toplantıda; Çorum’un gastronomi ekseninde şekillenen gelecek vizyonu, UNESCO Gastronomi Şehri hedefi ve uluslararası açılım planları değerlendirildi. Toplantıda konuşan Başkan Aşgın, şehrin yalnızca geçmişiyle değil geleceğiyle de güçlü bir potansiyele sahip olduğunu vurgulayarak şunları söyledi: “Çorum’u tek bir ürünle anlatmak mümkün değil. Bu şehir tarih, üretim, tarım, kültür ve güçlü bir mutfak hafızasını aynı anda taşıyor. Biz mutfağa yalnızca lezzet olarak değil; kültürel miras, turizm ve ekonomik kalkınmanın önemli bir bileşeni olarak bakıyoruz.” HİTİTLERDEN BUGÜNE UZANAN SOFRA HAFIZASI Bir dönem Hitit İmparatorluğu’na başkentlik yapan Çorum, Anadolu’nun en köklü medeniyet hafızalarından birini taşıyor. Bu miras yalnızca arkeolojik alanlarda değil; tahıl kültüründe, kolektif sofra geleneğinde, pişirme tekniklerinde, üretim alışkanlıklarında ve kuşaktan kuşağa aktarılan mutfak bilgisinde yaşamaya devam ediyor. İnsanlık tarihinin ilk yazılı barış antlaşması olan Kadeş’in mirasını taşıyan şehir, bugün geçmişini yalnızca tarihsel bir referans olarak değil; yaşayan bir kültürel değer olarak yeniden okuyor. Tahıl ve bakliyat temelli beslenme alışkanlıkları, uzun pişirme teknikleri, saklama yöntemleri, imece kültürü, toplu sofra geleneği ve kadın emeğiyle şekillenen mutfak yapısı; Çorum’u Anadolu’daki birçok şehirden ayrıştıran temel unsurlar arasında yer alıyor. Bugün çoğu zaman Çorum, Leblebisi ile anılsa da şehir; İskilip dolması, Kargı tulumu, Osmancık pirinci, Çorum mantısı, tandır kebabı, has baklava, Alaca boranası, hingal, yarma aşı ve geleneksel hamur işleriyle çok daha katmanlı bir gastronomik hafızaya sahip. Türk Patent ve Marka Kurumu verilerine göre Çorum’un coğrafi işaretli ürün sayısı bugün 36’ya ulaşmış durumda. Hitit Üniversitesi iş birliğiyle yürütülen akademik çalışmalarda; Hitit tabletlerinde yer alan üretim ve pişirme izleri incelenirken, yerel üreticiler, ustalar ve mutfak hafızasını taşıyan isimlerle sözlü tarih çalışmaları gerçekleştiriliyor. Amaç, bu birikimi yalnızca anlatmak değil; kayıt altına alarak geleceğe taşımak. UNESCO GASTRONOMİ ŞEHRİ HEDEFİ Çorum Belediyesi öncülüğünde yürütülen UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı Gastronomi Şehri hazırlıkları kapsamında geniş katılımlı bir çalışma modeli oluşturuldu. Çorum Valiliği, Hitit Üniversitesi, Ticaret ve Sanayi Odası, Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği, kamu kurumları, turizm temsilcileri ve ilgili paydaşların dahil olduğu süreçte hedef; Çorum’un gastronomik potansiyelini kalıcı ve sürdürülebilir bir şehir modeline dönüştürmek. Başkan Aşgın bu süreci şöyle değerlendirdi: “Bizim meselemiz yalnızca bir listeye girmek değil. Yerel üreticiyi destekleyen, mutfak hafızasını koruyan, genç kuşaklara aktaran ve ekonomik dönüşüm yaratan kalıcı bir gastronomi ekosistemi oluşturmak istiyoruz.” GASTRO ÇORUM: YENİ NESİL ŞEHİR ANLATISI Çorum Belediyesi’nin geliştirdiği Gastro Çorum yaklaşımı; mutfak kültürünü restoran deneyiminin ötesine taşıyarak üretim, turizm, kültürel sürdürülebilirlik ve şehir ekonomisiyle bütünleştiriyor. Hazırlanan yol haritasında; gastronomi rotaları köy sofraları yerel üretim deneyimleri usta-çırak eğitim programları dijital gastronomi arşivi üretici odaklı projeler mutfak hafızasının belgelenmesi gibi başlıklar yer alıyor. Restore edilerek yeniden işlevlendirilen tarihi yapılar da bu yaklaşımın somut örnekleri arasında bulunuyor. Bu kapsamda yeniden hayat bulan Veli Paşa Hanı, geleneksel Çorum mutfağının yaşatıldığı önemli gastronomi duraklarından biri haline geldi. GÜÇLÜ TARIM, GÜÇLÜ ÜRETİM Çorum’un bu yaklaşımının arkasında güçlü bir üretim altyapısı bulunuyor. Türkiye’nin önemli tarım merkezlerinden biri olan şehir; tahıl, bakliyat ve farklı üretim kalemlerindeki kapasitesiyle gastronomiyi yalnızca kültürel değil, ekonomik kalkınma açısından da stratejik bir alan olarak konumluyor. ULUSLARARASI GASTRONOMİ GÜNDEMİNDE ÇORUM Çorum, gastronomi eksenli şehir vizyonunu uluslararası platformlara da taşımaya başladı. EMITT, Travel Turkey ve ITB Berlin gibi önemli organizasyonlarda yer alan şehir, önümüzdeki dönemde İspanya’daki önemli gastronomi platformlarında da görünürlüğünü artırmayı hedefliyor. Bu çerçevede Açık Ateş, Çorum’un uluslararası gastronomi sahnesine güçlü çıkışlarından biri olarak öne çıkıyor. 4–7 Haziran 2026 tarihlerinde gerçekleşecek etkinlikte İspanya, Fransa, İtalya, Brezilya ve farklı ülkelerden şefler ile gastronomi profesyonelleri Çorum’da buluşacak. Açık ateş pişirme kültürü, kadim üretim teknikleri, sürdürülebilirlik, yerel ürünler ve gastronomik hafıza; paneller, deneyim alanları ve şef buluşmalarıyla farklı perspektiflerden ele alınacak. Açık Ateş, yalnızca bir etkinlik değil; Çorum’un gastronomi üzerinden dünyaya açılan yeni hikâyesinin güçlü başlangıçlarından biri olarak görülüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İş Bankası ve Sabancı Üniversitesi “Geleceğin Önder Çiftçileri”ni Yetiştiriyor Haber

İş Bankası ve Sabancı Üniversitesi “Geleceğin Önder Çiftçileri”ni Yetiştiriyor

Gıda güvenliği ve sürdürülebilir kalkınmanın temel unsurlarından olan tarım sektörünün önemi her geçen gün artıyor. Küresel iklim değişikliği, yüksek girdi maliyetleri, kırsal nüfusun yaşlanması ve gençlerin tarımdan uzaklaşması önemli gibi gelişmelere rağmen sektör, akıllı tarım uygulamaları, veri odaklı üretim modelleri ve sürdürülebilir yaklaşımlar ile yenilikçi bir yapıya kavuşma potansiyeli taşıyor. “Geleceğin Önder Çiftçileri Eğitim Programı”, bu dönüşümün gelecekteki öncüleri olacak genç üreticileri desteklemek amacıyla İş Bankası ve Sabancı Üniversitesi iş birliğiyle hayata geçirildi. 31 Mayıs’a kadar başvuruların devam edeceği program kapsamında; bitkisel ve/veya hayvansal üretimle ilgilenen, teknolojiye ve yeni nesil tarım uygulamalarına ilgi duyan ziraat fakültelerinin ikinci sınıf öğrencileri arasından 20 genç çiftçi seçilecek. Türkiye’nin farklı bölgelerinden katılması beklenen öğrenciler, bir hafta boyunca eğitimler alacak. Teori ve pratik bir arada İki aşamalı bir yapı üzerine kurgulanan programın ilk aşamasında genç çiftçilere finansal okuryazarlık, tarım politikaları, katma değerli üretim ve ürün hikâyesi, döngüsel ekonomi ve sürdürülebilirlik, tarımsal finans, kooperatifçilik, üretim ve pazarlamada dijital uygulamalar, iş modeli geliştirme başlıklarında disiplinler arası içerikler sunulacak. Programın devamında öne çıkan katılımcılar, ikinci yıl planlanan uygulama aşamasına dahil edilecek. İkinci aşama, teorik kazanımların toprakla buluştuğu bir basamak olarak kurgulanıyor. Bu süreçte genç çiftçilerin örnek çiftlikler, tarımsal işletmeler, girişimler ve kooperatiflerle bir araya gelerek ekosistem deneyimi kazanması hedefleniyor. Ayrıca, yeni nesil tarım teknolojileri ve çözümleri, verimlilik artırıcı uygulamalar konusunda saha deneyimi edinmeleri planlanıyor. Böylece katılımcılar yalnızca teorik bilgiyle değil, uygulama deneyimiyle de desteklenecek. Uzun vadeli ve çok boyutlu bir gelişim modeli olarak tasarlanan programın; tarım sektöründe insan kaynağının güçlendirilmesine, teknolojik dönüşümün desteklenmesine ve sürdürülebilir üretim anlayışının yaygınlaşmasına katkı sunması amaçlanıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.