Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Tedarik Zinciri

Kapsül Haber Ajansı - Tedarik Zinciri haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Tedarik Zinciri haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Mavi, S&P Global Sustainability Yearbook 2026’ya Girmeye Hak Kazandı Haber

Mavi, S&P Global Sustainability Yearbook 2026’ya Girmeye Hak Kazandı

CSA kapsamında bu yıl Mavi’nin de yer aldığı “Textiles, Apparel & Luxury Goods” sektöründe globalde 117 şirket değerlendirildi ve sadece en yüksek performansı gösteren 13 tanesi listelere girebildi. Mavi, kendi sektöründe en yüksek puan alan ilk %15’lik dilimdeki şirketlerden biri ve kategoride Türkiye’yi temsil eden ilk ve tek hazır giyim markası oldu. “Sürdürülebilirlik yolculuğumuza kararlılıkla ve emin adımlarla devam ediyoruz” Konuyla ilgili açıklama yapan Mavi CEO’su Cüneyt Yavuz şöyle konuştu: “Sürdürülebilirlik, özellikle son 6 yıldır şirket stratejimizin temel yapıtaşı konumunda. Kaliteyle sürdürülebilir büyüme üzerine kurduğumuz; İnsan, Çevre, Toplum ve Denim’i odağına alan All Blue stratejimizkapsamında sürdürülebilirliği şirket kültürüne, vizyonumuza, iş yapış şekillerine, ürünlere ve büyüme hedeflerimize entegre etmek üzere önemli yol aldık. Yolculuğumuz en başından beri, dünyanın öncü jean ve lifestyle markalarından biri olmanın verdiği sorumlulukla, uzun vadeli değer yaratma hedefiyle hareket ediyoruz. İnovasyon, tasarım, dijitalleşme ve müşteri odaklı yaklaşımımızla desteklediğimiz sürdürülebilirlik çalışmalarımızın, S&P Yearbook ile birlikte global arenada bir kez daha başarıyla taçlandırılmış olmasından mutluluk duyuyoruz. Bu yıl dünya hazır giyim sektöründen sadece 13 şirketin girmeye hak kazandığı S&P’nin Sürdürülebilirlik Yıllığı’nda yer almak, sürdürülebilirlik performansımızın uluslararası ölçekte bağımsız ve güvenilir bir metodoloji ile onaylanması anlamına geliyor. Sektörümüzdeki öncü rolümüze işaret eden bu güzel gelişme; TIME Sürdürülebilir Büyüme araştırmasında dünyanın en iyi ikinci şirketi ve moda sektörünün lideri olmak ya da CDP’den son üç yıldır üst üste double A notu alarak global iklim liderleri arasında yer almak gibi; bizi hem gururlandırıyor hem de bu alandaki kararlılığımızı ortaya koyuyor.” CSA, sürdürülebilirlik performansını bütüncül olarak ölçüyor Sürdürülebilirlik odaklı yatırımcılar için önem taşıyan CSA değerlendirmesinde şirketler, çevresel, sosyal, yönetişim ve ekonomik boyutlarıyla, sektöre özgü kriterler üzerinden puanlanıyor. İklim stratejisi, sürdürülebilir ham madde kullanımı ve ürün sorumluluğundan insan hakları, çalışan sağlığı ve güvenliği ile müşteri ilişkileri ve tedarik zinciri yönetimine kadar uzanan bu kapsamlı değerlendirme, şirketlerin sürdürülebilirlik performansını bütüncül bir yaklaşımla ortaya koyuyor. Sürdürülebilirlik Yıllığı’nda yer alabilmek için bir şirketin, kendi sektöründeki en yüksek puan alan %15'lik dilime girebilmesi ve yine kendi sektöründeki en yüksek puan alan şirketle olan farkının en fazla %30 olması gerekiyor. Globalde sürdürülebilirlik liderleri arasında kalıcı bir yer edindi Mavi, bu yılın başında, iklim değişikliğinin etkilerini azaltmak amacıyla iş dünyasının işleyişini değiştirmeyi hedefleyen dünyanın en büyük çevre raporlama platformu CDP’nin (Carbon Disclosure Project) İklim Değişikliği ve Su Güvenliği programlarının her birinden A notu alarak, üçüncü kez üst üste çift A notuyla CDP’nin global iklim liderleri arasına girmeye hak kazandı. TIME Dergisi ve küresel veri analizi platformu Statista tarafından hazırlanan “World’s Best Companies - Sustainable Growth” isimli araştırmada, önceki yıla göre altı basamak yükselerek, sürdürülebilir büyümede dünyanın en iyi 2’nci şirketi seçildi ve global hazır giyim sektöründeki liderliğini sürdürdü. Paris İklim Anlaşması’yla uyumlu şekilde belirlediği kısa dönem emisyon azaltım hedeflerinin ardından, 2025’te net zero emisyon azaltım hedefleri de, Science Based Targets initiative (SBTi) tarafından onaylandı. Bu gelişme, markanın sürdürülebilirlik çalışmalarının bilim temelli ve titizlikle yürütüldüğünün önemli bir göstergesi oldu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye Ambalajlı Su Pazarı Büyüklüğü 11 Milyar Litreyi Aştı  Haber

Türkiye Ambalajlı Su Pazarı Büyüklüğü 11 Milyar Litreyi Aştı 

Bu kapsamda sektörün önemli oyuncuları arasında yer alan Badem Pınarı Doğal Kaynak Suyu 2026-2027 stratejisi kapsamında yaklaşık 50 milyon euro yatırım yapmayı planlıyor. Yıllık yaklaşık 30 milyon kolilik üretim kapasitesi ve 300’ü aşkın çalışanı ile faaliyetlerini sürdüren Badem Pınarı Doğal Kaynak Suyu, büyüme stratejisini kısa vadeli satış artışlarından ziyade üretim altyapısının güçlendirilmesi, operasyonel verimlilik ve bölgesel erişimin artırılması üzerine kurguluyor. Türkiye genelinde tamamı şirkete ait lojistik altyapısıyla dağıtım gerçekleştiren marka, tedarik zincirinin tüm aşamalarını doğrudan yöneterek sahadaki operasyonel hâkimiyetini artırıyor. Bu yapı sayesinde maliyet yönetiminde esneklik sağlanırken, özellikle İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde erişim kapasitesini güçlendiren bölgesel yatırımlar öne çıkıyor. 16 yıldır doğal kaynak suyu üretimi gerçekleştiren Badem Pınarı, büyüme yaklaşımını hacim odaklı değil; verimlilik artışı, kapasite kullanımının optimize edilmesi ve uzun vadeli iş birliklerinin geliştirilmesi odağında şekillendiriyor. Bu doğrultuda şirket, önümüzdeki dönemde devreye almayı planladığı yeni üretim hattı ve tesis yatırımlarıyla üretim süreçlerini daha verimli bir yapıya taşımayı hedefliyor. Uluslararası pazarlarda ise agresif hacim artışı yerine kontrollü ve sürdürülebilir bir büyüme modeli benimseyen Badem Pınarı, sınırlı ancak stratejik ihracat yapılanmasıyla döviz bazlı gelir dengesini istikrarlı biçimde güçlendirmeyi amaçlıyor. YILLIK ORTALAMA 30 MİLYON KOLİ ÜRETİM KAPASİTESİNE SAHİBİZ Badem Pınarı Su Yönetim Kurulu Üyesi ve Satış Direktörü Kaan Badem, şirketin büyüme yaklaşımına ilişkin değerlendirmesinde: “Doğal kaynak suyu sektöründe sürdürülebilir büyümenin temelinde üretim gücü, tedarik sürekliliği ve sahadaki operasyonel hâkimiyet yer alıyor. Yıllık ortalama 30 milyon kolilik üretim kapasitemiz ve 300’ü aşkın çalışanımızla faaliyetlerimizi yalnızca hacim artışı perspektifiyle değil, verimlilik ve maliyet optimizasyonu odağında yürütüyoruz. Tamamı şirketimize ait lojistik altyapımız sayesinde dağıtım süreçlerini doğrudan yönetiyor, tedarik zinciri kontrolünü kendi bünyemizde tutuyoruz. Bu yapı, hem maliyet yönetiminde esneklik sağlıyor hem de özellikle İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu gibi stratejik bölgelerde daha hızlı ve etkin hareket etmemize imkân tanıyor. Önümüzdeki dönemde devreye almayı planladığımız yeni üretim hattı ve tesis yatırımlarıyla kapasite kullanım oranımızı daha verimli bir noktaya taşımayı, üretim çeşitliliğini artırırken birim maliyetleri optimize etmeyi hedefliyoruz. Uluslararası pazarlarda ise agresif büyüme yerine kontrollü ilerlemeyi tercih ediyoruz. Bizim için asıl büyüme; finansal istikrarı, üretim gücünü ve operasyonel sürekliliği aynı anda koruyabildiğimiz noktada anlam kazanıyor.” açıklamalarında bulundu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Continental’in Sürdürülebilirlik Vizyonuna   CDP’den Küresel Onay Haber

Continental’in Sürdürülebilirlik Vizyonuna CDP’den Küresel Onay

Günümüzde küresel ısınmayla mücadele, şirketler için artık yalnızca bir sorumluluk değil, stratejik bir öncelik. Continental, sürdürülebilirliği operasyonel uygulamaların ötesinde, tüm değer zincirine entegre edilen uzun vadeli bir strateji olarak konumlandırıyor. Yenilenebilir enerji kullanımı, kaynak verimliliği ve sürdürülebilir ham madde uygulamalarıyla çevresel etkinin sistematik biçimde azaltmayı hedefleniyor. Bu kapsamda 15 yıldır düzenli olarak CDP (Karbon Saydamlık Projesi) değerlendirmelerine katılan Continental, iklim değişikliğini hafifletme yaklaşımı, CO₂ emisyonlarını azaltma konusundaki ilerlemesi ve tedarik zinciri şeffaflığıyla "Liderlik" seviyesini temsil eden “A-” derecesiyle ödüllendirildi. Şirketin sürdürülebilirlik vizyonunun altını çizen Continental Lastikleri Sürdürülebilirlik Başkanı Jorge Almeida, süreci şu sözlerle özetliyor: “Bir lastiğin yaşam döngüsünün tüm aşamalarında, hammadde tedarikinden üretime, kullanım sürecinden ömür sonu yönetimine kadar tüm süreçlerimizi sürekli olarak optimize ediyoruz. Hem kendi operasyonlarımızda hem de tedarikçilerimizle kurduğumuz iş birlikleriyle iklim eylemine kararlılıkla devam ediyoruz.” Yeşil Enerji Yatırımlarıyla Düşük Karbon Hedefliyor Continental, operasyonel süreçlerindeki karbon ayak izini düşürmek amacıyla 2020 yılından bu yana RE100 girişimi kapsamında yeşil enerji tedarik ediyor. Şirket tesislerindeki fotovoltaik sistemlerin yanı sıra uzun vadeli enerji satın alma anlaşmaları (PPA) aracılığıyla yenilenebilir enerji kullanımını artırarak özellikle Scope 2 emisyonlarını azaltıyor. Ayrıca yalıtım uygulamaları ve LED dönüşümü gibi enerji verimliliği çalışmalarıyla CO₂ emisyonlarını minimize etmeyi sürdürüyor. 5 Yılda 79 Olimpik Havuz Dolusu Su Tasarrufu Lastik üretiminde kritik öneme sahip olan suyun verimli kullanımı, Continental’in çevresel hedeflerinin merkezinde yer alıyor. Şirket, 2020–2025 yılları arasında tüm üretim tesislerinde ürün başına su çekimini yüzde 10’dan fazla azaltarak toplam 197 milyon litre su tasarrufu sağladı. 79 olimpik yüzme havuzunu doldurmaya yetecek bu hacme ise suyun daha verimli kullanımı, arıtılması ve geri kazanımı sayesinde ulaştı. Pirinç Kabuğundan Teknolojiye: Sürdürülebilir Ham madde Farkı İklim değişikliğiyle mücadelede şeffaf ve izlenebilir tedarik zincirlerini önceliklendiren Continental, sorumlu doğal kauçuk üretimi için küçük ölçekli çiftçilere yönelik eğitimlerden dijital izleme sistemlerine kadar geniş bir yelpazede faaliyet yürütüyor. Çevresel ayak izini azaltmak için alternatif hammadde araştırmalarına da hız veren şirket, pirinç kabuğu külünden elde edilen silika, kağıt endüstrisinin yan ürünü olan tall oil ve geri dönüştürülmüş PET şişelerden üretilen polyester elyaflar gibi inovatif çözümlerle sektörde fark yaratıyor CDP Değerlendirmesi Ne Anlama Geliyor? CDP, şirketleri “emisyon azaltım girişimleri”, “düşük karbonlu ürünler” ve “çevre politikaları” gibi başlıklarda A’dan D’ye uzanan bir ölçekte değerlendiriyor. Değerlendirme süreci yalnızca şirketlerin kendi operasyonlarını değil, tedarik zincirlerine olan etkilerini de kapsıyor. Continental’in aldığı “A-” notu, iklim değişikliğiyle mücadelede liderlik seviyesine yakın bir performansa işaret ediyor. Su yönetiminde üst üste ikinci kez alınan “B” notu ise kaynak verimliliği alanındaki istikrarlı ilerlemeyi ortaya koyuyor. Continental, 15 yıldır CDP değerlendirmelerine katılarak sürdürülebilirlik performansını şeffaf biçimde raporlamayı sürdürüyor. Continental lider lastik üreticisi ve sektör uzmanıdır. 1871 yılında kurulan şirket, 2024 yılında 39,7 milyar Euro satış gerçekleştirmiş ve günümüzde 54 ülke ve pazarda yaklaşık 95.000 kişiyi istihdam etmektedir. Lastik Grubunun çözümleri, mobiliteyi daha güvenli, daha akıllı ve daha sürdürülebilir hale getirmektedir. Premium portföyünde otomobil, kamyon, tır, otobüs, bisiklet, motosiklet lastikleri ve özel lastiklerin yanı sıra filolar ve lastik perakendecileri için akıllı çözümler ve hizmetler yer almaktadır. 150 yılı aşkın süredir yenilikçi üstün performans sunan Continental, dünyanın en büyük lastik üreticilerinden biridir. 2024 mali yılında Lastik Grubu 13,9 milyar Euro satış gerçekleştirmiştir. Continental’in lastik bölümü dünya genelinde 19 üretim ve 16 geliştirme tesisinde 57.000’den fazla kişiyi istihdam etmektedir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Endüstriyel üretim yatırımlarında yapay zekâ en önemli öncelik Haber

Endüstriyel üretim yatırımlarında yapay zekâ en önemli öncelik

Küresel endüstriyel üretim sektörü, son yıllarda önemli bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Jeopolitik gerilimler, ticaret politikalarındaki belirsizlikler, enerji ve hammadde maliyetlerindeki oynaklık ile birlikte tedarik zincirlerinde yaşanan kırılganlıklar; üretim modellerini, yatırım kararlarını ve liderlik önceliklerini köklü biçimde yeniden şekillendiriyor. KPMG de bu dönüşüm ortamında endüstriyel üretim sektörünün karşı karşıya olduğu yapısal değişimleri, liderlerin gündemlerini ve stratejik önceliklerini ortaya koymak amacıyla “2025 Endüstriyel Üretim ve Otomotiv CEO Bakışı" raporunu hazırlandı. Sektör genelinde iyimserliğin hâkim olduğunu ortaya koyan rapora göre, endüstriyel üretim CEO'larının yüzde 81'i sektörün büyüme potansiyeline güven duyuyor. Bu güvene paralel olarak liderlerin yüzde 77'si de kendi şirketlerinin büyüme potansiyeli konusunda pozitif bir tablo çiziyor ki bu oran, 2024 yılındaki yüzde 73'lük güven seviyesine göre dikkate değer bir artışa işaret ediyor. Ayrıca, önümüzdeki üç yıl için yüzde 2,5'in üzerinde kazanç artışı öngören liderlerin oranı, 2024'te yüzde 52 iken 2025'te yüzde 61'e çıkarak dikkat çekici bir artış gösterdi. “Üretim ekosistemi ve süreçler yeni teknolojilerle entegre olacak şekilde yapılandırılıyor” Rapor hakkında değerlendirmede bulunan KPMG Türkiye Danışmanlık Hizmetleri Bölüm Başkanı ve Endüstriyel Üretim Sektör Lideri Hande Şenova, “Endüstriyel üretim artık yalnızca verimlilik ve ölçek kavramlarıyla tanımlanmıyor. Günümüzde üretim ortamları; ürünler, makineler ve hatta hizmetler; gelişmiş robotik sistemler, dijital ikizler ve yapay zekâ destekli öngörücü sistemlerle entegre olacak şekilde yeniden yapılandırılıyor. Bu değişimler daha fazla esneklik ve dayanıklılık sağlarken, aynı zamanda yeni yetkinlikler ve iş ortaklıklarını da gerektiriyor. Geleneksel sektörlerin ötesinde imalat sanayi; savunma, havacılık ve uzay teknolojileri gibi stratejik alanlara doğru genişliyor. Bu alanlar, ileri düzey inovasyonun yanı sıra güçlü düzenleyici uyum ve sağlam mevzuat altyapısını zorunlu kılıyor. CEO'ların, sektörler arasındaki sınırların giderek belirsizleştiği bu dünyada rekabetçiliği koruyabilmek için teknolojik mükemmeliyeti çeviklikle birleştiren ekosistemler geliştirmesi gerekiyor. Bu raporumuzda da bu konularda CEO'lara yol gösterecek çok önemli içgörüler sunuyoruz.” dedi. Operasyonel öncelikler ve yatırımlar Araştırmada görüşleri alınan CEO'ların yüzde 63'ü için tedarik zinciri dayanıklılığı en önemli operasyonel öncelik konumunda bulunuyor. Hatta CEO'larının yüzde 51'i tedarik zinciri dayanıklılığı ve operasyonel sürekliliğe yönelik yatırımlarını da artırıyor. CEO'ların yüzde 49'u da önümüzdeki 3 yıl içinde M&A (şirket alım satım) işlemlerinin sektöre etkisinin daha yüksek olacağını bekliyor; bu oran 2024 yılında yüzde 45 seviyesindeydi. Şirketler özellikle savunma ve enerji gibi hızlı büyüme potansiyeline sahip alanlara yönelerek faaliyetlerini çeşitlendirmeyi ve yeni dijital yetkinlikler edinmeyi amaçlıyor. Maliyetler açısından sektördeki en büyük zorluklar arasında ise yüzde 83 ile enflasyon baskısı yer alıyor. Ayrıca teknoloji altyapısına ilişkin maliyetlerin (yüzde 79) ve yapay zekâ için iş gücü hazırlığının (yüzde 74) sektöre önemli etkileri olacağı öngörülüyor. Teknoloji ve yapay zekâ Rapora göre endüstriyel üretim sektöründeki CEO'larının yüzde 68'i yapay zekâyı en önemli yatırım önceliği olarak görüyor; bu oran geçen yıl yüzde 57'ydi. Liderlerin yüzde 70'i de önümüzdeki bir yıl içinde bütçelerinin yüzde 10 ila yüzde 20'sini yapay zekâya ayırmayı planlıyor. Sektör liderlerinin yüzde 63'ü ise yapay zekâ yatırımlarının karşılığını 1 ila 3 yıl içinde almayı bekliyor. Katılımcıların yüzde 22'si, yapay zekâ uygulamalarının hayata geçirilmesinden elde edilecek en önemli faydanın verimlilik ve üretkenlik artışı olacağını düşünüyor. Sektördeki liderlerin yüzde 33'ü yapay zekâ yeteneklerini çekme ve elde tutmadaki en büyük zorluğun, mevcut beceriler ile ihtiyaç duyulan yetkinlikler arasındaki farkın kapatılması olduğunu belirtiyor. Liderlik ve gelecek vizyonu Günümüz iş dünyasının artan karmaşıklığı ve belirsizliği, yönetim fonksiyonlarının özellikle de CEO rolünün köklü bir dönüşüm geçirmesini kaçınılmaz kılıyor. CEO'luk artık sadece operasyonel ve finansal süreçleri yönetmekle sınırlı bir görev olmaktan çıkıyor; stratejik çeviklik, kurumsal dayanıklılık ve büyük ölçekli dönüşümlere liderlik etme yetkinliği gerektiren bir rol haline geliyor. Nitekim endüstriyel üretim sektöründeki CEO'ların yüzde 48'i de rollerinin son 5 yılda artan karmaşıklıkla birlikte önemli ölçüde değiştiğini ifade ediyor. Günümüzün öngörülemez ortamında en temel liderlik yetkinlikleri ise riskleri belirleme ve yönetme (yüzde 29), çeviklik ve hızlı karar verme (yüzde 24) ile stratejik öngörü (yüzde 23) olarak belirtiliyor. Endüstriyel üretimde sürdürülebilirlik ve döngüsel ekonomi stratejik öncelik haline geliyor Araştırmaya göre endüstriyel üretim sektöründe sürdürülebilirlik artık yalnızca bir regülasyon gerekliliği değil, uzun vadeli değer yaratımının temel unsurlarından biri olarak görülüyor. Endüstriyel üretim CEO'larının yüzde 74'ü sürdürülebilirliğin iş stratejilerinin merkezine yerleştiğini ifade ederken, yüzde 36'sı sürdürülebilirlik maliyetlerini ve yatırım geri dönüşünü tüm büyük sermaye kararlarına entegre ettiklerini belirtiyor. Döngüsel ekonomi yaklaşımı; atık ve emisyonların azaltılması, ürün ve malzemelerin kullanım süresinin uzatılması ve kritik tedarik bağımlılıklarının azaltılması açısından sektör için önemli fırsatlar sunuyor. CEO'lar, enerji dönüşümü ve sürdürülebilir üretim modellerine geçiş sürecinde inovasyon ve iş birliklerini hızlandırırken, yapay zekânın da bu dönüşümde önemli bir rol üstleneceğini vurguluyor. Nitekim endüstriyel üretim CEO'larının yüzde 81'i yapay zekânın emisyonların azaltılması ve enerji verimliliğinin artırılmasına katkı sağlayacağını düşünüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Şişecam'da Önemli Atama Haber

Şişecam'da Önemli Atama

Kökeş, sektörlerinde dünyanın en büyük beş üreticisinden biri olan Şişecam’ın satın alma faaliyetlerini strateji, performans ve risk yönetimi boyutlarını kapsayan bütünsel ve entegre bir yaklaşımla yönetecek. Profesyonel kariyerine 1997 yılında Maersk’te müşteri koordinasyon ve satış rollerinde başlayan Enis Kökeş, yüksek lisans eğitimini takiben, 2004 yılında Arçelik’te satın alma fonksiyonunda göreve geldi. Kökeş, 2011 yılı itibarıyla farklı malzeme kategorilerinde satın alma liderliği sorumluluğu aldı. 2015 yılında Ham Madde Satınalma Direktörü pozisyonuna atandı. 2021 yılında Arçelik-Hitachi’de Satınalma Direktörü rolüne getirildi ve Bangkok’ta görev yaptı. Nisan 2024 itibarıyla Milano merkezli Beko Europe B.V.’de Satınalma Başkan Yardımcısı olarak görev aldı. Enis Kökeş 16 Şubat 2026 itibarıyla Şişecam’da Satınalma Genel Müdür Yardımcısı olarak görevine başladı. Enis Kökeş 1997 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi Endüstri Mühendisliği bölümünde lisans, 2003 yılında Almanya Otto-von-Guericke Üniversitesi Uluslararası İşletme Yönetimi bölümünde yüksek lisans eğitimlerini tamamladı. Satın alma ve tedarik zinciri yönetimi alanlarında 20 yılı aşkın tecrübeye, tedarikçi ağı ve operasyonlarının uluslararası ölçekte yönetimi konusunda üst düzey liderlik deneyimine sahip olan Kökeş, şirketin sürdürülebilir büyüme hedefleri doğrultusunda satın alma fonksiyonuna liderlik ederek değer yaratan ve çevik bir ekosistem oluşturulmasına katkı sağlayacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sungrow Avrupa’daki İlk Fabrikasını Açıyor Haber

Sungrow Avrupa’daki İlk Fabrikasını Açıyor

Dünyanın lider güneş enerjisi dönüştürücüsü (PV Invertör) ve enerji depolama çözümleri (ESS) üreticisi Sungrow, Avrupa pazarındaki varlığını güçlendiren önemli bir adımı daha hayata geçirdi. Şirket, Polonya’nın Aşağı Silezya bölgesinde yer alan Wałbrzych kentinde Avrupa’daki ilk üretim tesisini kuracağını duyurdu. Toplam 65.400 m² alana sahip olacak tesis, 230 milyon avroluk yatırım büyüklüğüyle Avrupa’da güçlü bir temiz enerji üretim ekosisteminin gelişimine katkı sunmayı hedefliyor. Önümüzdeki 12 ay içerisinde faaliyete geçmesi planlanan fabrikanın, bölgede 400 yeni istihdam yaratması ve yenilenebilir enerji alanında yerel uzmanlığın gelişmesini desteklemesi bekleniyor. Sungrow Avrupa Başkanı Shawn Shi, konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Bu yeni tesis, Sungrow’un Avrupa’daki yolculuğunda önemli bir kilometre taşı niteliğinde. Müşterilerimize daha yakın olmamızı, pazar ihtiyaçlarına daha hızlı yanıt vermemizi sağlayacak. Aynı zamanda Avrupa’daki tedarik zinciri dayanıklılığını güçlendirirken, nitelikli istihdam yaratılmasına da katkı sunacak.” Avrupa’da Daha Güçlü Bir Temiz Enerji Değer Zinciri Yeni tesis, yıllık 20 GW PV Invertör ve 12,5 GWh enerji depolama sistemi (ESS) üretim kapasitesine sahip olacak şekilde tasarlandı. Gelişmiş üretim ve kalite güvence süreçlerini bünyesinde barındıracak tesis, ürün performansı, güvenilirlik ve güvenlik alanlarında yüksek standartları garanti edecek. Yerel üretimin güçlendirilmesinin yanı sıra tesis, Sungrow’un Avrupa genelindeki lojistik kabiliyetlerini de artıracak. Üretim faaliyetlerinin müşterilere daha yakın bir noktada konumlandırılması sayesinde teslim süreleri kısalacak, dağıtım süreçleri daha verimli hale gelecek ve Avrupa temiz enerji değer zincirinin dayanıklılığı desteklenecek. Küresel Deneyim, Yerel Güç Sungrow, Avrupa’da 2005 yılından bu yana faaliyet gösteriyor ve 2011 yılından itibaren kendi tüzel kişiliğiyle bölgedeki operasyonlarını sürdürüyor. Avrupa merkezi Münih’te konumlanan şirket; aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 25 yerel temsilcilik, 2 Ar-Ge merkezi, 26 depo ile birlikte 3 Eğitim ve Teknoloji Yetkinlik Merkezi ve Servis Merkezi aracılığıyla Avrupa’daki varlığını sürekli genişletiyor. Şirketin Avrupa bölgesindeki 3 Eğitim ve Teknoloji Yetkinlik Merkezi’nden biri Türkiye’de bulunuyor. Ayrıca Türkiye’de bir Sungrow Servis Merkezi ve deposu bulunuyor. Avrupa’daki öne çıkan projeler arasında; Belçika’da kıta Avrupası’nın en büyük enerji depolama sistemi (800 MWh), Birleşik Krallık’taki Bramley ESS projesi (330 MWh), şirketin Finlandiya’daki Avrupa’nın en kuzeyde yar alan PV projesi (70 MW), İsveç’te Nordik ülkelerin en büyük güneş çatı uygulaması (14 MW) ve Türkiye’de hayata geçirilen 70 MW’lık hibrit proje yer alıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Küresel İflaslar Yüzde 6 Artacak Haber

Küresel İflaslar Yüzde 6 Artacak

Dünyada ticari alacak sigortası devi Allianz Trade her yıl hazırladığı iflas raporunu 2026 yılının ilk aylarında güncelledi. Rapora göre zaten yüksek seviyelerde olan ticari iflaslar, 2025 yılını çoğu ülkede artış eğilimiyle tamamladı. Ticari iflaslar 2025 yılında küresel olarak yüzde 6 arttı Allianz Trade İflas Raporuna göre küresel olarak, ticari iflaslardaki artış eğilimi, halihazırda yüksek seviyelere ulaşmış olmasına rağmen çoğu ülkede devam ediyor. 2025 yılına ait resmi rakamlar henüz tüm ülkeler için açıklanmamış olsa da şu ana kadar elde edilen veriler, Allianz Trade tarafından yayınlanan önceki Küresel İflas Raporu'nda vurgulanan eğilimleri doğruluyor ve bazı istisnalar dışında, ticari iflaslarda küresel artış eğilimi devam ediyor. Aralık ayı için en son 33 ülkedeki resmi iflas kayıtları ve önceki aylardakilerin, 25 ülkede iflaslarda hala yıl başından bu yana artış kaydedildiği ve bunların 14’ü gibi önemli bir kısmında çift haneli artışlar yaşadığı bilgisi raporda veriliyor. Rapora göre; 2025 yılının dördüncü çeyreği için geçici rakamlar, Batı Avrupa'nın yıllık yüzde 9 artışla üst üste on dokuzuncu çeyrekte de küresel iflas artışlarına en çok katkı sağlayan bölge olmaya devam ettiğini gösteriyor. Orta ve Doğu Avrupa’nın yüzde 15, Latin Amerika’nın yüzde 4 ve Asya-Pasifik’in ise yüzde 7 ile iflaslarda hala belirgin bir ivme kaydettiği de raporda verilen bilgiler arasında. Küresel iflaslardaki artış sürecek Allianz Trade’in uzman ekonomistleri 2026-2027 yıllarında da yüksek iflas seviyelerinin sürmesini bekliyor. Küresel iflasların 2026 yılında da artmaya devam ederek üst üste beşinci yıl artmış olacağını belirten uzmanlar; artış hızı küresel ortalama olarak yüzde 3’e gerilese dahi iflasların azaldığı çoğu ülkeye göre bu oranın yüksek kalacağı görüşüne raporda yer veriyor. Raporda, 2027 yılında ise iflasların daha yaygın hâle geleceği ancak sınırlı da olsa yüzde 1 gibi bir düşüş eğiliminin başlayacağı belirtiliyor. Ödeme alamama riski nedeniyle alıcı iflaslarından ve tedarik zinciri kesintilerinden kaynaklanabilecek tedarikçi iflaslarından dolayı, kritik müşteri ve tedarikçilerin yakından takip edilmesi gerektiği raporda vurgulanıyor. Büyük firmaların da iflaslara karşı bağışıklığı yok Allianz Trade Küresel İflas Raporu’na göre büyük firmaların da iflaslara karşı bağışıklığı yok. 2025'in son çeyreğinde 147 vaka ve tüm yıl boyunca 475 vaka, yani her 18 saatte bir vaka gerçekleşerek rekor sayıda büyük çaplı iflas vakası kaydedildiği de raporda yer alıyor. Batı Avrupa bölgesindeki cirosu 50 milyon euroyu aşan büyük şirketlerin iflaslarının uzmanların iç raporlamalarındaki yerini aldığı belirtilirken hem iflas sayılarındaki artış hem de 311 vaka ile vaka sayısı bakımından küresel sıralamada Batı Avrupa’nın başı çektiğine raporda değiniliyor. Bununla birlikte, ölçek bakımından en büyük vakaların çoğunun Amerika ve Çin’de gerçekleştiği ve yılın en büyük 20 iflas vakasından 17'sinin bu ülkelerde görüldüğü vurgulanıyor. Raporda, büyük şirketlerin genellikle, küresel parçalanma ve değişen ticaret modelleri, jeopolitik gerilimler, dijital dönüşüm ve çeşitli sektörlerde yapısal dönüşümler gibi küresel sorunlara daha fazla maruz kaldığı belirtiliyor. Bu nedenle bu durumun tedarikçiler ve alt yükleniciler üzerinde yaratacağı domino etkisi riskinin dikkate alınması gerektiği tavsiyesinde bulunuluyor. Hizmet, inşaat ve perakende sektörleri iflaslarda ipi göğüsledi Allianz Trade Küresel İflas Raporuna göre hizmet, inşaat ve perakende sektörleri iflas sayıları bakımından küresel olarak ipi göğüsleyenler arasında yer aldı. Bununla birlikte toplam iflasların yüzde 44’ünün makine ve ekipman, otomotiv ve kimya gibi özellikle Avrupa'daki endüstriyel sektörlerin kırılganlıklarını maskelediğine raporda yer veriliyor. Sayı olarak, özellikle Batı Avrupa ve Kuzey Amerika'da 83 vaka ile hizmetler ve 64 vaka ile perakende, özellikle Batı Avrupa ve Asya'da ise 62 vaka ile inşaatın en çok etkilenen sektörler arasında olduğu raporda belirtiliyor. Ancak bu durumun kısmen, bu sektörlerde büyük ölçekli şirketlerin bulunması gibi demografik faktörlerden de kaynaklandığına dikkat çekiliyor. Rapora göre; göreceli olarak, perakende sektörü toplam büyük iflaslar içinde aşırı temsil edilirken, hizmetler sektörü yetersiz temsil ediliyor ve diğer bazı sektörler, tarihsel ortalamalara göre daha büyük artışlar sergiliyor ve mevcut büyük şirketler içindeki payları daha da artıyor. Avrupa'da bu tip şirket listesine artık kimya, metal, makine ve ekipman, otomotiv, bilgisayar ve telekomünikasyon ve elektronik ile tekstil sektörlerinin de giriş yaptığı da raporda yer verilen bilgiler arasında bulunuyor. İflaslar, pandemi öncesi yıllık seviyeleri belirgin bir şekilde aştı Allianz Trade Küresel İflas Raporu’na göre; genel olarak, 2025 yılının tamamında, şirket iflaslarının küresel olarak yüzde 6 artmış olduğu tahmin ediliyor. Ekonomistler, dört ülkeden birinde, özellikle ABD, Brezilya ve Almanya'da verilerin gecikmesi nedeniyle manşet göstergelerinde potansiyel bir revizyon olabileceğini belirtiyor. Raporda 2025’e ilişkin göreli olarak en büyük artışların, yıllık olarak yüzde 45 ile Hong Kong, yüzde 40 ile Yunanistan, yüzde 40 ile İsviçre ve yüzde 27 ile Singapur'da görüleceği ve mutlak olarak; 3.400 vaka ile İsviçre, 2.500 vaka ile Almanya, 2.480 vaka ile İtalya, 2.330 vaka ile Fransa ve 1.800 vaka ile ABD'de kaydedileceği tahminine yer veriliyor. İflaslarda en büyük düşüşlerin ise muhtemelen; yüzde 24 ile Hindistan, yüzde 24 ile Rusya, yüzde 23 ile Kanada ve yüzde 16 ile Hollanda’da görüleceği tahmini de raporda bulunuyor. Çoğu gelişmiş ekonomide iflasların, pandemi öncesi yıllık seviyeleri belirgin bir şekilde aştığı, bu ülkeler arasında İsviçre başta olmak üzere çoğunlukla Batı Avrupa'nın gelişmiş ekonomilerinin yer aldığı da raporda belirtiliyor. Rapora göre; İsviçre’yi özellikle Finlandiya, İsveç ve İspanya izliyor ve Asya-Pasifik bölgesindeki çoğu gelişmiş ekonomi de aynı durumda. Bunlar arasında ise özellikle; Güney Kore, Hong Kong, Singapur ve Avustralya ile Amerika kıtasında Kanada ve ABD’nin olduğu rapordaki bilgiler arasında. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

INTERSPORT’tan Stratejik Hamle: İsveç’te Yeni Nesil Merkez Depo Faaliyete Geçiyor Haber

INTERSPORT’tan Stratejik Hamle: İsveç’te Yeni Nesil Merkez Depo Faaliyete Geçiyor

Spor perakendeciliğinin önde gelen markalarından INTERSPORT, lojistik operasyonlarında önemli bir dönüşüme imza atıyor. Şirket, Logistea ortaklığıyla İsveç’in Forserum (Nässjö) bölgesinde inşa edilen yeni ve ileri teknoloji merkez deposunun taşınma sürecini başlattı. Toplamda 31.100 metrekareden fazla alana sahip tesis, daha akıllı lojistik akışlar, yüksek verimlilik ve sürdürülebilir işletme modeliyle öne çıkıyor. INTERSPORT CEO’su Pontus Petersson, yeni merkezin şirket için stratejik önem taşıdığını belirterek, “Yeni merkez depomuzun hayata geçmesini görmek bizim için son derece heyecan verici. Bu yatırım, lojistik gücümüzü artırırken sürdürülebilirlik çalışmalarımızı da ileriye taşıyor ve müşterilerimizin beklentilerine daha hızlı yanıt vermemizi sağlıyor,” dedi. Yüksek Teknoloji ve Sürdürülebilirlik Bir Arada INTERSPORT’un yeni merkez deposu, en yüksek çevresel sertifikasyon standartlarına göre inşa edildi. Tesiste güneş panelleri, modern sosyal alanlar, çalışanlar için spor ve antrenman alanları, bir spor salonu ve ilerleyen dönemde açılması planlanan bir Outlet mağazası da yer alacak. Ayrıca INTERSPORT, lojistik süreçlerini optimize etmek ve geleceğin hızlı tedarik zinciri ihtiyaçlarına cevap verebilmek için ileri düzey otomasyon sistemlerine yatırım yaptı. Bu sistemlerin, operasyonel verimliliği artırırken kaynak kullanımını da azaltması hedefleniyor. Logistea Gayrimenkul Direktörü Jonas Kennerhed ise projeye ilişkin yaptığı açıklamada, “Zaman ve bütçe hedeflerini korurken aynı zamanda BREEAM ‘Outstanding’ seviyesinde bir tesis inşa etmek, hem teknik yeterliliğimizin hem de sürdürülebilirliğe olan bağlılığımızın bir göstergesi,” ifadelerini kullandı. Karbon Ayak İzi Azalacak INTERSPORT, yeni merkez depo yatırımını aynı zamanda iklim etkisini azaltmaya yönelik önemli bir adım olarak değerlendiriyor. Şirket yetkililerine göre modern otomasyon, daha verimli sevkiyat planlaması ve sürdürülebilir enerji kullanımı sayesinde, yalnızca şirket içi operasyonlarda değil, tüm tedarik zinciri boyunca emisyonların düşürülmesi hedefleniyor. INTERSPORT Tedarik Zinciri Direktörü Johan Cedergren, “Bu tesis, çalışanlarımız için daha iyi koşullar sunarken, değer zincirimiz genelinde daha düşük karbon salımı sağlıyor. Logistea ile yüksek sürdürülebilirlik hedefleri doğrultusunda gerçekleştirdiğimiz iş birliğinden memnuniyet duyuyoruz,” değerlendirmesinde bulundu. Yeni merkez depo ile birlikte INTERSPORT’un, hem müşteri deneyimini iyileştirmesi hem de uzun vadeli büyüme stratejisini daha güçlü bir lojistik altyapı ile desteklemesi bekleniyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Modern Siber Saldırılar İş Sürekliliğini Tehdit Ediyor Haber

Modern Siber Saldırılar İş Sürekliliğini Tehdit Ediyor

Günümüzde siber saldırıların büyük bölümü, doğrudan kurum ağlarını hedef almak yerine tedarikçiler, hizmet sağlayıcılar veya güvenilir erişime sahip iş ortakları üzerinden gerçekleşiyor. Bu yöntem, saldırganların haftalar boyunca fark edilmeden ağ içinde hareket etmesine ve kritik sistemlere erişmesine olanak tanıyor. Uzaktan ve hibrit çalışma modelleri, çalışan cihazlarının ofis dışındaki ağlardan sisteme bağlanmasıyla saldırı yüzeyini daha da genişletiyor. Almanya’da son yıllarda yüzlerce orta ölçekli işletmenin fidye yazılımı saldırıları nedeniyle faaliyetlerini geçici olarak durdurmak zorunda kalması, bu tehdidin somut boyutunu ortaya koyuyor. Bu gelişmeler, siber güvenliğin yalnızca ağın çevresini korumaya odaklanan yaklaşımlarla ele alınmasının yeterli olmadığını gösteriyor. Özellikle tedarik zinciri risklerinin ve uzaktan erişimin yaygınlaştığı bir ortamda, güvenin konuma ya da ağa değil kimliğe ve bağlama dayanması kritik önem taşıyor. Bu nedenle kurumların, saldırıların tamamen engellenemeyebileceğini kabul eden ve olası ihlallerin etkisini sınırlamayı hedefleyen güvenlik modellerine yönelmesi gerekiyor. Zero Trust yaklaşımı, her kullanıcıyı, her cihazı ve her erişimi sürekli olarak doğrulayarak, saldırganların ağ içinde serbestçe hareket etmesini engelleyen bir çerçeve sunuyor. WatchGuard Türkiye, Yunanistan ve MEA Bölge Müdürü Yusuf Evmez, Zero Trust yaklaşımının siber tehditler karşısında kurumlara daha yüksek görünürlük, daha güçlü kontrol ve operasyonel süreklilik kazandırdığını belirterek, işletmelere sağladığı faydaları paylaşıyor. 1. Ağ segmentasyonu ile tehditlerin yayılması sınırlandırılıyor. Zero Trust mimarisi, ağları küçük ve izole bölümlere ayırarak saldırganların bir sisteme sızması durumunda yatay olarak ilerlemesini engelliyor. Bu sayede olası bir ihlal, tüm altyapıyı etkilemeden sınırlı bir alan içinde kontrol altına alınabiliyor ve kritik sistemlerin güvenliği korunuyor. 2. Her noktada uç nokta koruması sağlanıyor. Ofis içi, uzaktan veya hibrit çalışma fark etmeksizin tüm cihazların sürekli olarak doğrulanması ve izlenmesi, saldırı yüzeyini önemli ölçüde daraltıyor. Uç nokta güvenliği, sadece kurumsal ağ içindeki cihazları değil, sisteme bağlanan tüm kullanıcı uçlarını kapsayarak güvenliği ağın dışına taşıyor. 3. Kişisel ve bağlamsal erişim kontrolleri uygulanıyor. Zero Trust yaklaşımı, kullanıcılara yalnızca ihtiyaç duydukları kaynaklara, ihtiyaç duydukları süre boyunca erişim verilmesini esas alıyor. Kullanıcı kimliği, cihaz durumu, konum ve davranış gibi faktörler birlikte değerlendirilerek yetkilendirme yapılıyor; bu da yetkisiz erişim risklerini ciddi ölçüde azaltıyor. 4. 7/24 izleme ile tehditler erken aşamada tespit ediliyor. Sürekli izleme ve anomali tespiti sayesinde şüpheli hareketler gerçek zamanlı olarak analiz ediliyor. Bu görünürlük, saldırıların henüz operasyonları aksatmadan önce fark edilmesini ve hızlı müdahale edilmesini mümkün kılarak kriz yönetiminin operasyonel bir kesintiye dönüşmeden yürütülmesine ve iş sürekliliğinin korunmasına katkı sağlıyor. ‘’Zero Trust, Operasyonların Kesintisiz Devam Etmesine Katkı Sunan Bir Güvenlik Çerçevesi Oluşturuyor’’ Günümüz tehdit ortamlarında siber güvenliği sadece saldırıları tamamen engellemeye odaklanan bir yapı olarak ele almanın yeterli olmadığını ifade eden WatchGuard Türkiye, Yunanistan ve MEA Bölge Müdürü Yusuf Evmez ‘’Kurumların, ihlallerin gerçekleşebileceği gerçeğini kabul eden ve bu ihlallerin iş sürekliliğine etkisini en aza indirmeyi hedefleyen yaklaşımlara yönelmesi gerekiyor. Zero Trust yaklaşımı, kimlik, cihaz ve erişimleri sürekli doğrulayarak kurumlara daha yüksek görünürlük ve daha güçlü kontrol sağlarken, saldırıların ağ içinde yayılmasını sınırlandıran ve operasyonların kesintisiz devam etmesine katkı sunan bir güvenlik çerçevesi oluşturuyor.” açıklamasında bulundu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.