Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Tedarik Zinciri

Kapsül Haber Ajansı - Tedarik Zinciri haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Tedarik Zinciri haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

DHL Küresel Bağlantılılık Raporu 2026 Yayımlandı Haber

DHL Küresel Bağlantılılık Raporu 2026 Yayımlandı

Küreselleşme, yükselen jeopolitik gerginliklere, artan ABD gümrük vergilerine ve gelecekteki ticaret politikalarına ilişkin benzeri görülmemiş belirsizliğe rağmen, tarihsel olarak yüksek bir seviyede seyretmeye devam ediyor. Bu durum, DHL ve New York Üniversitesi Stern School of Business tarafından açıklanan DHL Küresel Bağlantılılık Raporu 2026'nın temel bulgularından biri. Uluslararası ticaret, sermaye, bilgi ve insan akışlarını takip eden 9 milyondan fazla veri noktasına dayanan rapor, küreselleşmenin mevcut en kapsamlı görünümünü sunuyor. Avrupa en küresel bağlantılı bölge oldu Raporun bölgesel sıralamasında Avrupa, Kuzey Amerika ile Orta Doğu ve Kuzey Afrika’nın üstünde yer alarak bir kez daha dünyanın en küresel bağlantılı bölgesi oldu. Avrupa’nın lider konumu, bölge içindeki güçlü ekonomik bağlarla ve dünya genelinde son derece geniş bir küresel erişimin birleşimiyle destekleniyor. Bu durum, birçok Avrupa ekonomisinin hem bağlantı derinliği hem de coğrafi yaygınlık göstergelerinde sergilediği güçlü performansta da görülüyor. Avrupa’nın önde gelen ekonomilerinin birlikte hareket etmesi, bölgenin dünyanın en küresel bağlantılı bölgesi konumunu pekiştiriyor. Hollanda, küresel sıralamada 3’üncü sırada yer alıyor ve yalnızca dünyanın 19’uncu büyük ekonomisi olmasına rağmen küresel akışların 6’ncı en büyük hacmini oluşturuyor. Bu, ülkenin önemli bir lojistik geçit olduğunu vurguluyor. Birleşik Krallık, 9’uncu sırada yer alıyor ve son derece çeşitlendirilmiş uluslararası ilişkileri sayesinde akışların coğrafi kapsamı açısından dünyada ilk sırada yer alıyor. 14’üncü sırada bulunan Almanya, Avrupa’nın en büyük ekonomisi ve güçlü biçimde entegre olmuş bir merkez olmayı sürdürüyor. Almanya’nın akışlarının üçte ikisi Avrupa içinde gerçekleşirken, küresel ölçekte de güçlü bir çeşitliliğe sahip. Fransa, 22’nci sırada yer alıyor ve hem ülkeye gelen hem de ülkeden çıkan greenfield doğrudan yatırımların coğrafi çeşitliliğinde dünya lideri konumunda öne çıkıyor. İtalya ise 28’inci sırada yer alarak güçlü Avrupa içi bağlantıları, dünyadaki en geniş küresel etki alanlarından biriyle birleştiriyor. Bunun yanı sıra İspanya, Polonya, Çekya, Macaristan ve Romanya gibi Güney ve Doğu Avrupa pazarları, Avrupa içindeki güçlü ekonomik bağlantılar sayesinde bölgenin konumunu daha da güçlendiriyor. Türkiye ise Asya ve Orta Doğu’ya açılan bir köprü rolü üstlenerek Avrupa’nın küresel bağlantılılık konumuna katkı sağlıyor. Küreselleşme 2022'den bu yana sağlamlığını koruyor Rapor, küreselleşmeyi yüzde 0'dan (sınır ötesi akış yok) yüzde 100'e (sınırların ve mesafenin hiçbir etkisi yok) kadar bir ölçekte takip ediyor. Bu doğrultuda global küreselleşme seviyesi 2025 yılında, 2022'deki rekor seviyeye paralel olarak yüzde 25 oldu. DHL Express CEO'su John Pearson, "Küreselleşme, direnmeye devam ediyor ve sadece bu bile ne kadar değerli olduğunun göstergesi. Yoksulluktan iklim değişikliğine kadar dünyanın en büyük sorunları ancak küresel düşünme yoluyla çözülebilir. DHL Küresel Bağlantılılık Raporu, ülkelerin ve şirketlerin ulusal sınırların arkasına çekilmediğini gösteriyor, bu iyi bir haber. DHL, pazarları, işletmeleri ve insanları birbirine bağlayarak belirsiz zamanlarda bile uyum sağlayabilmeleri, çeşitlenebilmeleri ve yeni fırsatlar yakalayabilmeleri için küresel bağları güçlendiriyor" dedi. DHL Express Avrupa CEO’su Mike Parra, " Avrupa, bu küresel ağda kilit bir rol oynuyor. Bölge, dünyanın herhangi bir bölgesine kıyasla en geniş küresel etki alanlarından birini derin ekonomik entegrasyonla birleştiriyor. Bu benzersiz konum, Avrupalı şirketlerin rekabetçi kalmasını, dayanıklılığını korumasını ve dünyanın her bölgesindeki büyüme fırsatlarıyla bağlantıda kalmasını sağlıyor. DHL olarak biz de bu bağlantıyı, sektördeki en güvenilir ve en esnek uluslararası ekspres ağıyla desteklemeye kararlıyız” dedi. 2025’teki yüzde 25'lik küreselleşme seviyesi, dünyanın tam anlamıyla küreselleşmekten ne kadar uzak olduğunun da altını çiziyor. Birçok alanda, politika kısıtlamaları olmasa uluslararası akışların daha da artabileceği belirtiliyor. Yapay zekânın yükselişi ve gümrük vergisi artışlarını aşma yarışı 2025'te ticareti artırdı Küresel ticaret 2025 yılında, dalgalı Covid-19 dönemi hariç, 2017'den bu yana herhangi bir yıldan daha hızlı büyüdü. ABD'li ithalatçılar tarife artışları öncesinde yılın başlarında sevkiyatları hızlandırdı. ABD'nin ithalatı önceki yıl seviyelerinin altına düştü, ancak Çin'in ABD dışındaki pazarlara ihracatındaki artış küresel ticaret hacimlerinin korunmasına yardımcı oldu. Ülkeler ve şirketler yapay zekâ altyapısı kurmak için yarışırken, yapay zekâ ile ilgili malların ticareti de arttı. Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) rakamlarına göre, yapay zekâ ile ilgili ürünler 2025'in ilk üç çeyreğinde mal ticaretindeki büyümenin yüzde 42'sini oluşturdu. Ticarette son durum: yüksek gümrük vergilerine rağmen büyüme devam ediyor İleriye bakıldığında, ABD'nin son gümrük vergisi artışlarının 2026'da ticaret büyümesini mütevazı bir şekilde yavaşlatması, ancak durdurmaması bekleniyor. Küresel mal ticaretinin 2029 yılına kadar, geçtiğimiz on yıla paralel olarak yılda ortalama yüzde 2,6 oranında genişleyeceği öngörülüyor. ABD'nin tarife artışlarına rağmen ticaretin büyümeye devam etmesinin bir nedeni, ABD’nin ticaretin büyük bir kısmına dahil edilmemesi. 2025 yılında ithalatın yüzde 13'ü ABD'ye yapılırken, ihracatın yüzde 9'u ABD'den yapıldı. Ayrıca birçok ülke alternatif pazarlara erişim sağlamak için yeni ticaret anlaşmaları gerçekleştirmeye çalışıyor. Bilgi akışları engellerle karşılaşıyor, insan akışları yeni zirvelere ulaşıyor Rapor, ticaretin ötesinde diğer uluslararası akışlarda da farklılaşan eğilimler tespit ediyor: Sermaye: Yatırımların yabancı piyasalardan iç piyasalara doğru geniş çaplı bir kayma göstermediği görülüyor. Çok uluslu şirketler, yurt dışı satışlarında hala rekorlara yakın paylar elde ediyor. Açıklanan sıfırdan yabancı doğrudan yatırımlar (YDY) 2025 yılında düşerken, toplam YDY akışları arttı ve sınır ötesi birleşme ve satın alma faaliyetleri güçlü kalmayı sürdürdü.Bilgi: Geçtiğimiz yirmi yıl boyunca, en büyük küreselleşme kazanımları bilgi akışları sayesinde elde edildi. 2021'den bu yana büyüme yavaşladı ve daha değişken hale geldi. Jeopolitik gerilimler ve veri akışına getirilen kısıtlamalar artık bilginin küreselleşmesini önemli ölçüde sınırlıyor olabilir.İnsanlar: Covid-19 döneminde sert şekilde düşen insan hareketliliği tamamen iyileşti. Son veriler uluslararası seyahat, öğrenci hareketliliği ve göçün rekor seviyelere ulaştığını gösteriyor. Singapur ülke sıralamasında lider, bölgeler arasında Avrupa ise birinci sırada Raporun ülke sıralamasında Singapur yine dünyanın en küreselleşmiş ülkesi olarak yer alırken, onu Lüksemburg ve Hollanda takip ediyor. Bölgesel sıralamada Avrupa en küreselleşmiş bölge olurken, onu Kuzey Amerika ve Orta Doğu ve Kuzey Afrika takip ediyor. Birleşik Krallık, küresel akışların en geniş coğrafyaya yayıldığı ülke olarak öne çıkarken, Birleşik Arap Emirlikleri 2001 yılından bu yana küreselleşmede en büyük artışı kaydeden ülke oldu. ABD-Çin gerilimi küresel akışların sadece küçük bir kısmını etkiliyor Rapor ayrıca dünyanın en büyük iki ekonomisi olan ABD ve Çin arasındaki bağların zayıflamaya devam ettiğini ortaya koyuyor. Ancak bu bağlar küresel perspektifte şaşırtıcı derecede küçük. Örneğin, ABD ile Çin arasındaki ticaret 2015'te zirve yaptığında dünya ticaretinin yüzde 3,6'sını oluştururken, 2024'te yüzde 2,7'ye ve 2025'in ilk üç çeyreğinde sadece yüzde 2,0'a geriledi. Uluslararası ticari yatırımlardaki ABD-Çin payı 2025'te yüzde 1'den az olmasıyla daha da düştü. Rakip ülkelere bölünme yok ABD ve Çin ayrışırken bile, çoğu ülke uzun süreli ortaklarıyla ilişki kurmaya devam ediyor. Son on yılda küresel mal ticaretinin, sıfırdan doğrudan yatırımların ve sınır ötesi birleşme ve satın almaların sadece yüzde 4-6'sı jeopolitik rakiplerden uzaklaştı. Bu akışların çoğu yakın müttefiklere değil, Hindistan ve Vietnam gibi esnek jeopolitik konumlara sahip ülkelere yöneldi. Genel olarak, dünya ekonomisi rakipler arasında geniş bir bölünmeden uzak. NYU Stern Yönetimin Geleceği Merkezi DHL Küreselleşme Girişimi Direktörü Prof. Steven A. Altman, "Küreselleşmeyi çevreleyen siyaset ve politika, ülkeler arasındaki gerçek akışlardan çok daha değişken. Küresel ticaret kalıpları 2025 yılında normal bir yılda olduğundan daha fazla ancak; Ukrayna'daki savaşın ilk aşamaları gibi yakın zamandaki diğer aksaklıklar sırasında olduğundan daha az değişti. Sağlıklı karar vermek için küresel iş ilişkilerinin gerçekten ne kadar değiştiğini göz önünde bulunduran bir bakış açısı gerekiyor. Küreselleşmeye yönelik riskler gerçek, ancak küresel akışların dayanıklılığı da öyle" dedi. Ticarete konu mallar ve sıfırdan doğrudan yabancı yatırımlar rekor mesafelere ulaştı Jeopolitik gerilimler ve tedarik zinciri endişeleri, küreselleşmeden bölgeselleşmeye doğru bir kayma beklementisine yol açtı. Ancak 2025 yılında, ticareti yapılan mallar kayıtlardaki en uzun ortalama mesafeyi kat etti (5.010 kilometre). Sıfırdan DYY projeleri için ortalama mesafe de yeni bir zirveye (6.250 kilometre) yükseldi. Diğer uluslararası akışların çoğu daha uzun mesafelere yayılıyor ve daha uzun mesafeler daha az bölgeselleşmeye işaret ediyor. Küresel ticaretten bölgesel ticarete doğru geniş çaplı bir geçiş olacağı yönündeki tahminler henüz gerçekleşmiş değil. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Krone İş Birliğiyle 40 Treylerlik Yatırım Hamlesi Haber

Krone İş Birliğiyle 40 Treylerlik Yatırım Hamlesi

Üretimden lojistiğe kadar tüm operasyonel süreci kendi bünyesinde yöneten, yüksek kapasite ve yaygın dağıtım altyapısıyla faaliyet gösteren Badem Pınarı; sektörde entegre modelin finansal sürdürülebilirlik üzerindeki etkisini somut verilerle ortaya koyan örneklerden biri olarak öne çıkıyor. Bu kapsamda treyler kapasitesini 40 araca çıkararak yatırımlarını genişleten Badem Pınarı, dünyaca bilinen 120 yıllık Alman treyler üreticisi Krone’den özel plaket aldı. Krone Türkiye Satış ve Pazarlama Müdürü Ömürden Özacar ve Krone Türkiye Satış Bölge Yöneticisi Kerim Ocik tarafından takdim edilen plaket, Badem Pınarı’nın lojistik kapasitesindeki istikrarlı büyümenin somut bir göstergesi olarak ortaya çıkıyor… 2026-2027 yatırım stratejileri kapsamında çalışmalarını sürdüren Badem Pınarı, bünyesine kattığı 40 treyler ile lojistik kapasitesini ve buna bağlı olarak üretim ve dağıtım gücünü de arttırmaya devam ediyor. Genişleyen filo ile ürünlerin Türkiye genelinde daha hızlı ve düzenli sevk edilmesi mümkün hale geliyor. Bu yapı sayesinde maliyet yönetiminde esneklik sağlanarak, özellikle İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde erişim kapasitesini güçlendiren bölgesel yatırımlar öne çıkıyor. TÜRK MARKASI BADEM PINARI İLE İŞ BİRLİĞİMİZ KATLANARAK DEVAM EDECEK Krone Türkiye Satış ve Pazarlama Müdürü Ömürden Özacar, iş ortaklarının sahadaki büyümesine ilişkin açıklamalarda bulunarak; “İş ortaklarımızın sahadaki büyümesi ve operasyonel güçlerini artırmaları bizim için en önemli başarı göstergelerinden biri. Badem Pınarı’nın treyler filosunu 40 araca ulaştırması, doğru yatırım ve güçlü iş birliğinin somut bir örneğini oluşturuyor. Lojistik altyapının güçlenmesiyle birlikte operasyonel verimlilik ve sürdürülebilirlik açısından önemli kazanımlar sağlanırken, tedarik zinciri süreçlerinin daha etkin yönetilmesine de katkı sunuluyor. Krone olarak müşterilerimizin büyümesini destekleyen çözümler geliştirmeye ve iş birliklerimizi güçlendirmeye devam edeceğiz. Badem Pınarı ile iş birliğimiz katlanarak devam edecek” dedi. LOJİSTİK YATIRIMLAR BÜYÜMEYİ DESTEKLİYOR Lojistik kapasitesindeki artışa ilişkin değerlendirmelerde bulunan Badem Pınarı Su Yönetim Kurulu Üyesi Kaan Badem; “Badem Pınarı olarak üretimde yakaladığımız kalite standardını, tüketiciye en hızlı ve en doğru şekilde ulaştırmak adına lojistik altyapımızı sürekli olarak geliştiriyoruz. Lojistik yatırımlarımızı yalnızca operasyonel bir ihtiyaç olarak değil, uzun vadeli büyüme stratejimizin ayrılmaz bir parçası olarak değerlendiriyoruz. Filomuzdaki treyler sayısının 40’a ulaşması, sahadaki dağıtım gücümüzü önemli ölçüde artırırken, operasyonel verimliliğimize ve hizmet kalitemize de doğrudan katkı sağlıyor. Türkiye genelinde daha geniş bir erişim ağı oluşturma hedefimiz doğrultusunda, önümüzdeki dönemde de hem üretim hem lojistik alanındaki yatırımlarımızı kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz. Güçlü bir lojistik altyapının, sürdürülebilir büyümenin en kritik unsurlarından biri olduğuna inanıyoruz. Bu doğrultuda attığımız her adım, tüketicilerimize kesintisiz, güvenilir ve yüksek standartta hizmet sunma hedefimizi destekliyor” ifadelerinde bulundu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İlaç Sanayisinde Yerli Tedarik Zinciri İçin Kritik Buluşma Haber

İlaç Sanayisinde Yerli Tedarik Zinciri İçin Kritik Buluşma

Sadece TİYSAT üyelerine özel masa katılımıyla gerçekleştirilecek etkinlikte; makine, ham madde, yazılım ve sarf malzeme üreticileri, ilaç sektörünün karar vericileriyle birebir görüşmeler yapma imkânı bulacak. Organizasyonun, yerli tedarik zincirinin güçlendirilmesi ve sürdürülebilir iş birliklerinin geliştirilmesine katkı sağlaması hedefleniyor. Etkinlik, ilaç üretim sürecinin farklı aşamalarında faaliyet gösteren yerli firmalar ile üreticileri doğrudan buluşturarak sektördeki önemli bir ihtiyaca yanıt veriyor. Katılımcılar, üretim süreçlerini iyileştirecek çözümleri yerinde değerlendirme ve yeni iş bağlantıları kurma fırsatı elde edecek. YERLİ ÜRETİMLE GÜÇLENEN SEKTÖR TİYSAT’ın, Türkiye’de ilaç sanayisinin tüm bileşenlerini yerli üretim odağında bir araya getiren ve sektörler arası iş birliğini güçlendiren bir kümelenme olduğunu belirten TİYSAT Yönetim Kurulu Başkanı Erdinç Yaşrin; “İlaç üreticilerinden ham madde ve ekipman tedarikçilerine, yazılım ve otomasyon çözümlerinden lojistik ve sarf malzemeye kadar sektörün tüm halkalarını kapsayan bu yapıyla, yerli üretim kapasitesini artırmayı ve Türk ilaç sanayisinin küresel rekabet gücünü yükseltmeyi hedefliyoruz. 14 Mayıs’ta Rumeli Han’da gerçekleştireceğimiz etkinliğimiz, Osmanlı döneminde eczacılık faaliyetlerine ev sahipliği yapmış bu tarihi mekânın mirasını modern inovasyon ve stratejik iş birliği vizyonumuzla buluşturacak. Bu özel buluşma ile Türk ilaç sanayisinin geleceğini yerli üretim ekseninde şekillendirecek, sektörde kalıcı ve yüksek katma değerli iş birliklerinin önünü açacak stratejik bir platform oluşturmayı amaçlıyoruz” ifadelerinde bulundu. “KÜRESEL REKABETTE YENİ DENKLEM” Artkim Group Kurucusu ve CEO’su Ahmet Güler, etkinliğe ilişkin değerlendirmesinde: “İlaç sanayisi, yalnızca ekonomik büyüklüğüyle değil, aynı zamanda stratejik önemiyle de ülkelerin kalkınmasında belirleyici rol oynayan sektörlerin başında geliyor. Bu ölçekte bir sektörde sürdürülebilir başarı elde edebilmenin temel koşulu ise güçlü, entegre ve yerli bir tedarik zinciri yapısına sahip olmaktan geçiyor. Bu etkinlik ile amacımız; yerli üreticilerimizi yalnızca görünür kılmak değil, onları doğrudan karar vericilerle buluşturarak kalıcı ve yüksek katma değerli iş birliklerinin önünü açmak. Bugün küresel rekabet, yalnızca üretim kapasitesiyle değil; tedarik zinciri yönetimi, teknoloji geliştirme ve iş birliği kabiliyetiyle şekilleniyor. TİYSAT B2B Etkinliği’ni de bu bakış açısıyla, sektörün tüm paydaşlarını aynı zeminde buluşturan stratejik bir platform olarak konumlandırıyoruz. Bu organizasyonun, Türk ilaç sanayisinin yerli üretim ekseninde güçlenmesine ve uluslararası rekabetçiliğinin artmasına önemli katkılar sağlayacağına inanıyoruz.” ifadelerini kullandı YERLİ TEKNOLOJİYLE KÜRESEL REKABETTE DAHA GÜÇLÜ BİR TÜRKİYE TİYSAT B2B İş Olanakları Etkinliği, yerli teknoloji ve üretim gücünü merkeze alan yaklaşımıyla, Türk ilaç sanayisinin küresel pazarlarda daha güçlü bir konuma ulaşmasına katkı sunmayı hedefliyor. 14 Mayıs Bilimsel Eczacılık Günü’nde gerçekleşecek bu özel buluşma, sektörün tüm paydaşlarını ortak bir vizyon etrafında bir araya getirecek. Yerli üretim temelli yeni iş birliklerinin doğmasının hedeflendiği buluşma; stratejik kararların şekillendiği ve geleceğin üretim modelinin inşa edildiği güçlü bir platform olarak öne çıkıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

CDA Lojistik Çatalca’da İhracat Deposu Açtı Haber

CDA Lojistik Çatalca’da İhracat Deposu Açtı

CDA Lojistik Yönetim Kurulu Başkanı Cem Sular, ihracat deposu olarak faaliyete geçen tesislerinin, antrepo statüsü kazanması için gerekli lisans süreçlerini de başlattıklarını açıkladı. Türkiye ile Avrupa ve Asya arasında sunduğu uçtan uca tedarik zinciri çözümleriyle lojistik sektörünün öncü oyuncularından olan CDA Lojistik, büyüme stratejisi doğrultusunda İstanbul Avrupa Yakası’ndaki yatırımlarına hız verdi. Şirket, stratejik konumuyla öne çıkan Muratbey/Çatalca’da yeni ihracat deposu yatırımı yaptı. "Gümrüklü Antrepo Lisans Sürecinde Sona Yaklaşıyoruz" CDA Lojistik Yönetim Kurulu Başkanı Cem Sular, yaklaşık 15.000 metrekare büyüklüğündeki yeni depolarını yalnızca bir aktarma noktası değil, aynı zamanda çok yönlü bir lojistik üssü olarak planladıklarını açıkladı. Çatalca tesisinde ikinci faz hazırlıklarını da eş zamanlı olarak yürüttüklerini söyleyen Sular, “Hâlihazırda hizmet veren yeni ihracat depomuzun operasyonel yetkinliğini artırmak amacıyla merkezin gümrüklü antrepo statüsü kazanması için gerekli resmi lisans başvuru süreçlerini başlattık. Bu sürecin tamamlanmasıyla birlikte ihracatçılarımız gümrüklü depolama süreçlerini de Avrupa Yakası'ndaki tesisimizde yürütebilecek.” diye konuştu. Yeni tesisin devreye alınmasının, şirketin kapasite artırma vizyonunun doğal bir sonucu olduğunu belirten Sular, şunları da kaydetti: “Şirket olarak altyapı adımlarımızı, ülkemizin artan ihracat potansiyeliyle eş güdümlü olarak şekillendiriyoruz. Batıya açılan ticaretimizin en yoğun güzergâhı olan Avrupa Yakası’nda güçlü bir fiziksel varlığa sahip olmak, bizim için stratejik bir öncelikti. Gümrük sahalarına, otoyol bağlantı noktalarına ve Avrupa sınır kapılarına yakınlığıyla lojistik operasyonların kalbi konumunda olan tesisimizde operasyonlar başarıyla ilerliyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ecolab İstanbul Fabrikası, Türkiye’nin İlk 5 AWS Sertifikalı Tesisinden Biri Oldu Haber

Ecolab İstanbul Fabrikası, Türkiye’nin İlk 5 AWS Sertifikalı Tesisinden Biri Oldu

Sertifika, Ecolab’ın sorumlu su yönetimine ve yerel su kaynaklarının korunmasına yönelik uzun vadeli taahhüdünün altını çiziyor. Toplam 12 aya yayılan titiz seçim süreci, kapsamlı denetimleri, saha değerlendirmelerini ve paydaş katılımını içeriyor. Sertifika sürecini değerlendiren Ecolab I+MEA (Hindistan, Orta Doğu ve Afrika) Tedarik Zinciri Başkan Yardımcısı Lütfi Doğan, konuyla ilgili şunları söyledi: “Bu sertifika, resmi bir tescilden çok daha fazlasını ifade ediyor, su kaynaklarını korumaya yönelik mevcut taahhüdümüzde stratejik bir dönüm noktasını temsil ediyor.” Doğan, küresel belirsizliklerin yaşandığı bir dönemde bu önemli aşamaya gelmiş olmaktan gurur duyduğunu belirterek, şöyle devam etti: “İstanbul fabrikamızı pazarımızdaki ilk AWS sertifikalı tesis ve ülke genelindeki ilk 5 sertifikalı tesisten biri olarak konumlandırmayı başardık, bu da kolektif çabanın ve uzun vadeli kararlılığın nasıl ölçülebilir ve olumlu bir etkiye dönüşebileceğini kanıtlıyor. Başarımız, Ecolab’ın temel amacı olan topluluklarımız için hayati olanı korurken ticari büyümeyi sürdürme hedefinin doğrudan bir yansımasıdır. Uluslararası düzeydeki bu standart, sadece İstanbul fabrikamız için değil, tüm bölgemiz için önemli bir referans noktası olacak. Her yıl yenilenen sertifika süreciyle, su yönetimindeki liderliğimizi gelecek yıllarda da sürdürmeyi ve güçlendirmeyi hedefliyoruz.” Ecolab’ın AWS yolculuğunda önemli kilometre taşları Ecolab’ın Türkiye’deki AWS yolculuğu, endüstriyel süreçlerle sınırlı kalmadı ve su yönetimi ilkelerini toplumsal katılım ve ekosistem koruma girişimlerine entegre etti: Ecolab İstanbul Fabrikası / Nalco Water: Tesisin kapsamlı su sürdürülebilirliği yolculuğu, Türkiye AWS web sayfası üzerinden entegre edilerek paylaşıldı. Ömerli Barajı Çevre Faaliyetleri: Gönüllü ekipler, İstanbul’un en kritik içme suyu kaynaklarından biri olan Ömerli Barajı’nda temizlik faaliyetleri yürüttü.Akademi ve Kamu Sektörüyle İş Birliği: Sabancı Üniversitesi ile stratejik akademik iş birlikleri kuruldu ve İSKİ, yerel yönetimler ve komşu sanayi tesislerinin katılımıyla bölgesel bir farkındalık platformu olan "İstanbul Su Paneli" oluşturuldu.

Ford Otosan’ın Güçlü Ekosistemi Sayesinde Türkiye Ekonomisi Kazanıyor Haber

Ford Otosan’ın Güçlü Ekosistemi Sayesinde Türkiye Ekonomisi Kazanıyor

Üretimden mühendisliğe, tedarik zincirinden bayilerine uzanan bu geniş etki alanı, Ford Otosan’ın sadece bir otomotiv şirketi değil, Türkiye ekonomisinin yaklaşık %1’ini temsil eden dev bir sanayi merkezi olduğunu ortaya koyuyor. Ford Otosan’ın yarattığı güçlü ekosistem sayesinde; üretimden istihdama, katma değerden makroekonomik ölçeğe kadar her alanda Türkiye ekonomisine rasyonel ve çok katmanlı bir katkı sağlanıyor. Türkiye’nin lider otomotiv şirketi Ford Otosan, üretimden ihracata, mühendislikten yan sanayiye uzanan kapsamlı ekosistemiyle Türkiye ekonomisinin en güçlü sanayi oyuncuları arasında yer alıyor. Türkiye otomotiv üretiminin yaklaşık 1/3’ünü gerçekleştiren Ford Otosan’ın yarattığı katma değer, yalnızca kendi faaliyetleriyle sınırlı kalmayarak tedarik zinciri, hizmet aldığı sektörler, çalışanları ve bayi ağı ve daha niceleri aracılığıyla ekonominin geneline yayılan çok boyutlu bir etki yaratıyor. Ford Otosan Ürettikçe Türkiye Üretiyor: 1 TL → 2,94 TL Sanayideki üretim çarklarını hareketlendiren Ford Otosan, tedarik zinciri ve yan sanayi üzerindeki etkisiyle toplam üretimi katlayarak büyütüyor. Şirketin gerçekleştirdiği her 1 TL’lik üretim, ekonominin genelinde toplam 2,94 TL’lik bir üretim hacmini tetikliyor. Bu veri, Ford Otosan’ın üretim gücünün sadece kendi fabrikalarıyla sınırlı kalmadığını, lojistikten metale, yazılımdan enerjiye kadar onlarca farklı sektörde üretimi büyüten bir "motor" vazifesi gördüğünü kanıtlıyor. Ekonomide Güçlü Kaldıraç Etkisi: 6,65 Katlık Katma Değer Ford Otosan’ın ekonomiye sağladığı en büyük katkılardan biri de yüksek katma değer yaratma kapasitesi. Şirketin GSYH’ye yaptığı her 1 TL’lik doğrudan katkı, ekosistemindeki çarpan etkisiyle Türkiye ekonomisine 6,65 TL olarak geri dönüyor. Bu kaldıraç etkisi, Ford Otosan’ın sanayide verimliliği artıran ve milli geliri besleyen stratejik bir güç olduğunu gösteriyor. İstihdamda 14 Katlık Dev Ekosistem İstihdam tarafındaki veriler, Ford Otosan’ın istihdam üzerindeki etkisini de net bir şekilde ortaya koyuyor. Ford Otosan bünyesinde yaratılan her 1 kişilik istihdam, Türkiye genelinde 14,47 kişilik bir iş gücü talebine karşılık geliyor. Tedarik zinciri ve hizmet sektörleri dahil edildiğinde toplamda 277 bin kişilik bir istihdam ağına dokunan şirket, Türkiye’nin en büyük istihdam platformlarından biri konumunda bulunuyor. Türkiye Ekonomisinin %1’i Ford Otosan Ekosistemiyle Şekilleniyor Ford Otosan, üretimden tedarik zincirine, istihdamdan yan sanayiye uzanan geniş faaliyet alanıyla Türkiye ekonomisi için önemli bir değer yaratıyor. Şirket, doğrudan ve dolaylı etkileriyle Türkiye’nin Gayrisafi Yurtiçi Hasılası’nın (GSYH) yaklaşık %1’ine karşılık gelen bir ekonomik büyüklüğü temsil ediyor. Ford Otosan’ın faaliyetleri; yalnızca kendi üretim hacmiyle sınırlı kalmayıp, birlikte çalıştığı tedarikçiler, iş ortakları ve desteklediği sektörler aracılığıyla ekonomide çarpan etkisi yaratan bir yapı ortaya koyuyor. Bu kapsamlı katkı, Ford Otosan’ın Türkiye’de sanayinin gelişimine, sürdürülebilir büyümeye ve istihdamın güçlenmesine olan uzun vadeli katkısını bir kez daha ortaya koyuyor. Güven Özyurt: “Sanayi, doğru kurgulandığında ekonominin tamamını büyüten bir güç haline gelir” Ford Otosan Genel Müdürü Güven Özyurt, Ford Otosan’ın ekonomik etkilerine ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “Ford Otosan yalnızca bir otomotiv üreticisi değil; Türkiye’de değeri büyüten, üretimi çoğaltan ve dönüşümü hızlandıran rasyonel bir güçtür. Biz büyüdükçe sadece kendi ölçeğimiz genişlemiyor; Türkiye otomotiv sektörü derinleşiyor, tedarik sanayi güçleniyor, hizmet sektörü gelişiyor, ihracat artıyor, istihdam yayılıyor ve ekonomide çok katmanlı bir etki oluşuyor. Bu bize aynı zamanda sanayinin doğru kurgulandığında yalnızca üretim yapmadığını; kalkınma, rekabetçilik ve toplumsal fayda da ürettiğini gösteriyor. Biz bu ülkenin ve insanlarının potansiyeline güveniyoruz. Önümüzdeki dönemde de vites küçültmeden teknoloji geliştirmeye, üretmeye ve değer yaratmaya devam edeceğiz.” Çok Sektörlü Yayılım: Sanayiden Hizmetlere Ford Otosan’ın ekonomik etkisi, yalnızca kendi üretim hacmiyle sınırlı kalmıyor; etrafında oluşan geniş sanayi ve hizmet ekosistemi üzerinden ekonomide zincirleme bir büyüme yaratıyor. Ford Otosan kauçuk-plastik, metal, enerji, inşaat, tarım ve madencilik gibi birçok sektörde ekonomik aktiviteyi tetikliyor. Şirketin tedarik zinciri, hizmet aldığı sektörler ve yan sanayisinin kendi içinde büyümesiyle ve diğer sektörler ile ekonomik aktiviteleri zincirleme olarak dolaylı etki yaratıyor. Bu büyüklük, şirketi yalnızca üretim yapan bir sanayi kuruluşu değil; ekonomide geniş tabanlı büyüme yaratan bir “çarpan mekanizması” haline getiriyor. Bu çarpan mekanizması milli gelire katkı, istihdam, üretim ve ekonomik katma değer olarak karşımıza çıkıyor. Ford Otosan’ın Türkiye’ye Olan Katkıları Ekonomik Etki Analizi Araştırması ile de Doğrulandı Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Orhan Erem Ateşağaoğlu ve Özyeğin Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gökhan Özertan tarafından hazırlanan ekonomik etki analizi araştırması, Ford Otosan’ın Türkiye ekonomisinde yalnızca bir üretici olmadığını; sektörler arası etkileşimi güçlendiren ve ekonomik aktiviteyi zincirleme şekilde büyüten bir “ekosistem merkezi” olduğunu gösterdi. Onaylı 2024 finansal verileri ile yapılan araştırmada Ford Otosan’ın kauçuk-plastik sektöründen, elektrik- su- inşaat sektörüne, tarım madencilikten, fabrikasyon metal ürünlere kadar 12 farklı sektör ile girdi çıktı ilişkisi temel alınarak, şirketin Türkiye ekonomisine katkısı ve varlığı sebebi ile yarattığı katma değer doğrulandı. Çalışma, şirketin doğrudan üretim faaliyetlerinin ötesine geçen etkisini; yan sanayi, hizmetler ve tüketim üzerinden tetiklenen zincirleme ve dolaylı etkileri de merceğe aldı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Enerji Dönüşümünde Depolama Ve Toplayıcılık Kritik Rol Üstleniyor Haber

Enerji Dönüşümünde Depolama Ve Toplayıcılık Kritik Rol Üstleniyor

Zirvenin açılış konuşmasını gerçekleştiren ATO Başkanı Gürsel Baran, “Küresel ölçekte yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelim hız kazanırken, Türkiye de bu dönüşümün önemli aktörlerinden biri olarak öne çıkıyor. 2025 yılı itibarıyla yenilenebilir enerji kaynaklarının kurulu güç içindeki payının yüzde 60’ı aşması, bu dönüşümün en somut göstergelerinden biri. Bu süreç yalnızca üretim artışıyla sınırlı değil; dijitalleşme, akıllı şebekeler ve yeni piyasa mekanizmalarıyla birlikte elektrik piyasaları köklü bir değişimden geçiyor” dedi. 2026, DEPOLAMA YATIRIMLARINDA HIZLANMA YILI OLACAK Enerji depolama, piyasa entegrasyonu, finansman ve esneklik mekanizmalarına ilişkin güncel gelişmeler konuları kapsamında “Liderler Oturumu: Regülasyon, Yatırım ve Esneklik” oturumunda değerlendirmelerde bulunan INAVITAS Yönetim Kurulu Başkanı ve EDSİS Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Dr. Alper Terciyanlı, “Depolama projelerinde izin süreçleri artık son aşamaya gelmiş durumda. 2026’nın ikinci yarısıyla birlikte sektörde belirgin bir hızlanma bekliyoruz ve yıl sonuna doğru toplam kapasitenin 1,5 GW seviyesine yaklaşacağını öngörüyoruz. Ancak bu süreç yalnızca büyüme değil, aynı zamanda ciddi zorlukları da beraberinde getiriyor. Yılın başında değerli metallerde yaşanan artış, maliyetleri önemli ölçüde yukarı çekti. Tedarik zinciri ve lojistik tarafında yaşanan aksaklıklar da sektör üzerinde baskı oluşturmaya devam ediyor. Finansmana erişim ise yatırımların sürdürülebilirliği açısından kritik önemini koruyor. Buna rağmen sektörün değişken koşullara hızlı adapte olabilen bir yapıya sahip olduğunu görüyoruz. Türkiye’nin mevcut konumuyla bu dönüşüm sürecinde önemli fırsatlar yakalayabileceğine inanıyoruz” ifadelerinde bulundu. INAVITAS Yönetim Kurulu Üyesi Murat Kirazlı ise “Enerji Depolama Tesislerinin Piyasa Katılımı: Piyasa Entegrasyonu, Dengeleme ve Yan Hizmetler” oturumunda, “Enerji sektöründe orta ve uzun vadede tartıştığımız birçok başlığın artık kısa vadeli gerçekliğe dönüştüğünü görüyoruz. Bugün geldiğimiz noktada, gündemi çok daha somut, ayağı yere basan ve sahadaki karşılıklarıyla konuşabiliyoruz. Türkiye’nin yenilenebilir enerji dönüşümü önemli fırsatlar barındırmakla birlikte, iş yönetimi, ticari yapı ve yatırım süreçleri açısından çeşitli zorlukları da beraberinde getiriyor. Depolama ve batarya teknolojileri ise artık yalnızca destekleyici unsurlar değil, sektör tartışmalarının merkezinde konumlanan temel başlıklar haline gelmiş durumda. Artan yenilenebilir enerji kapasitesi, sistem üzerindeki yeni ihtiyaçlar ve talep tarafındaki dönüşüm, bu alanları her geçen gün daha kritik hale getiriyor. Önümüzdeki dönemde konunun teknik ve operasyonel boyutlarının çok daha görünür hale geleceğini, tartışmaların da daha veriye dayalı ve uygulama odaklı bir zeminde ilerleyeceğini düşünüyoruz” açıklamalarında bulundu. ENERJİ PİYASALARINDA DÖNÜŞÜM ARTIK BÜTÜNCÜL BİR YAKLAŞIM GEREKTİRİYOR “Regülasyon ve Dijitalleşme Perspektifinden Toplayıcılık ve Esneklik Piyasalarının Gelişimi” başlıklı oturumun moderatörlüğünü üstlenen INAVITAS Enerji CEO’su Erman Terciyanlı; “Enerji sistemleri bugün köklü bir dönüşümden geçiyor. Yenilenebilir enerji kaynaklarının hızla artması, dağıtık üretimin yaygınlaşması ve tüketim tarafının daha aktif hale gelmesi, sistem işletmesini her zamankinden daha dinamik ve karmaşık bir yapıya dönüştürüyor. Bu dönüşümün merkezinde ise toplayıcılık ve esneklik piyasaları yer alıyor. Ancak bu alanların gelişimi yalnızca teknolojik ilerlemelerle sınırlı değil; regülasyonların nasıl şekillendiği, piyasa tasarımının nasıl kurgulandığı ve dijital altyapıların ne kadar etkin kullanıldığı da belirleyici rol oynuyor. Bu çerçevede, toplayıcılık modelinin Türkiye’de ve dünyadaki gelişimini, esneklik piyasalarının mevcut durumunu ve önümüzdeki dönemde bizi bekleyen fırsat ve zorlukları birlikte değerlendireceğiz” ifadelerinde bulundu. SEKTÖR, İŞ BİRLİKLERİ VE YENİ YATIRIM MODELLERİNE ODAKLANIYOR Zirvede öne çıkan bir diğer başlık ise enerji sektöründe artan iş birliği ihtiyacı ve yeni yatırım modelleri oldu. Değişen piyasa dinamikleri, finansmana erişim, regülasyonların evrimi ve teknolojik dönüşüm; sektör oyuncularını daha entegre ve esnek iş modelleri geliştirmeye yönlendiriyor. Katılımcılar, enerji depolama ve toplayıcılık mekanizmalarının yalnızca teknik bir dönüşüm değil, aynı zamanda yeni iş birliklerini ve gelir modellerini tetikleyen stratejik bir alan haline geldiğine dikkat çekti. Bu kapsamda kamu, özel sektör ve teknoloji geliştiriciler arasında kurulacak güçlü iş birliklerinin, Türkiye’nin enerji dönüşüm sürecini hızlandıracağı vurgulandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.