Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Tedavi

Kapsül Haber Ajansı - Tedavi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Tedavi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Kocaeli'de Anonim ve Ücretsiz HIV Testi Hizmeti Başladı! Haber

Kocaeli'de Anonim ve Ücretsiz HIV Testi Hizmeti Başladı!

Uzmanlar, HIV'in uzun yıllar belirti vermeden ilerleyebileceğini, bu nedenle belirti beklenmeden test yaptırmanın büyük önem taşıdığını vurguluyor. Kocaeli Üniversitesi Araştırma Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Sıla Akhan ile Pozitif-iz Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Çiğdem Şimşek, erken tanı ve test hizmetlerine erişimin hem bireysel hem de toplumsal sağlık açısından kritik rol oynadığını belirtiyor. “HIV Enfeksiyonu ve AIDS Aynı Şey Değil” HIV'in bağışıklık sistemini hedef alan bir virüs olduğunu belirten Prof. Dr. Sıla Akhan, HIV ile AIDS'in aynı şey olmadığının bilinmesi gerektiğini ifade etti: "HIV; korunmasız cinsel temas, kan yoluyla ve gerekli önlemler alınmadığında anneden bebeğe gebelik, doğum veya emzirme sırasında bulaşabilir. Tokalaşmak, aynı ortamı paylaşmak, sarılmak, aynı tuvaleti kullanmak veya aynı tabaktan yemek yemekle bulaşmaz. AIDS ise HIV enfeksiyonunun tedavi edilemediği ileri evresidir. Günümüzde erken tanı ve düzenli tedavi sayesinde birçok kişi AIDS evresine ilerlemeden sağlıklı bir yaşam sürdürebilir." “HIV Uzun Yıllar Belirti Vermeyebilir” HIV enfeksiyonunun uzun süre belirti vermeden seyredebildiğini hatırlatan Prof. Dr. Akhan, korunmasız (kondom/prezervatif kullanılmadan) temas yaşayan bireylerin zaman kaybetmeden test yaptırması gerektiğini vurguladı: "Korunmasız temas yaşayan herkesin en kısa sürede test yaptırması önemlidir. Erken tanı hem kişinin kendi sağlığı hem de toplum sağlığı açısından en önemli adımdır." Kocaeli'de Anonim ve Ücretsiz HIV Testi Prof. Dr. Akhan, HIV testinin üniversite hastaneleri, eğitim araştırma hastaneleri ve çeşitli sağlık kuruluşlarında yapılabildiğini, ancak Gönüllü Danışmanlık ve Test Merkezleri'nin önemli bir avantaj sunduğunu belirterek şu bilgileri paylaştı: "Anonim Test Merkezi'ne başvuran kişiler kimlik bilgilerini paylaşmadan, anonim olarak HIV testi yaptırabilir ve danışmanlık hizmeti alabilir. Gerekli durumda uygun sağlık hizmetlerine yönlendirilirler." Uzmanlar, HIV statüsünü öğrenmek isteyen herkesi ücretsiz ve anonim hizmet sunan merkeze başvurmaya davet ediyor. “HIV Testi Yaptırmak Normalleşmeli” Pozitif-iz Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Çiğdem Şimşek ise HIV testinin herkes için olağan bir sağlık uygulaması olarak görülmesi gerektiğini vurguladı. Şimşek, sözlerine şöyle devam etti: "Anonim HIV testi, kişinin kimlik bilgileri paylaşılmadan test yaptırabilmesini sağlayan güvenli bir hizmettir. Bu merkezlerde gizlilik esastır. HIV testi yaptırmak, kişinin kendi sağlığı için atabileceği en önemli adımlardan biridir. Günümüzde etkili tedavi seçenekleri sayesinde HIV ile yaşayan bireyler uzun, sağlıklı ve üretken bir yaşam sürebiliyor. Tedavi ile HIV baskılandığında kişinin sağlığı korunurken HIV'in cinsel yolla başkalarına bulaşması da önlenebiliyor. Bu nedenle erken tanı ve tedavi birbirinden ayrılmaz iki adımdır. Biz de Pozitif-iz Derneği olarak, toplumun HIV ile ilgili doğru bilgiye erişiminin sağlanması, bireylerin HIV testi yaptırmaya yönlendirilmesi, destek hizmetleri ve akran danışmanlığı gibi alanlarda çalışmalar yürütüyoruz." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Mersin Büyükşehir Silifke Rehabilitasyon ve Yaşam Alanı Can Dostların Güvenli Limanı Haber

Mersin Büyükşehir Silifke Rehabilitasyon ve Yaşam Alanı Can Dostların Güvenli Limanı

Mersin Büyükşehir Belediyesi⁠ Veteriner İşleri Dairesi Başkanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Silifke Cemil Sungur Hayvan Rehabilitasyon Bakımevi ve Yaşam Alanı, sahipsiz ve yardıma ihtiyaç duyan hayvanlar için güvenli bir yaşam alanı olmaya devam ediyor. Bugün itibarıyla yaşam alanında 400 köpek ile 105 kedi misafir edilirken, burada bulunan can dostların yalnızca temel ihtiyaçları karşılanmıyor; aynı zamanda sevgi, ilgi ve şefkatle yeni yaşamlarına hazırlanıyorlar. Veteriner hekimler ve personelin titiz çalışmaları sayesinde yaralı, hasta veya bakıma muhtaç hayvanlar sağlıklarına kavuşurken, sosyalizasyon süreçleri de destekleniyor. Burada her can dosta bir yaşam hakkı ve yeni bir başlangıç fırsatı sunuluyor Merkezde 2022 yılından bu yana yürütülen çalışmalar kapsamında 4 bin 656 köpek ve 1961 kedi kısırlaştırıldı. Kontrolsüz popülasyon artışının önüne geçilmesi ve sokak hayvanlarının yaşam koşullarının iyileştirilmesi amacıyla sürdürülen bu çalışmalar, kent genelindeki hayvan refahına da önemli katkı sağlıyor. Tedavi hizmetleri kapsamında ise 7 bin 473 yaralı ve hasta köpek ile 3 bin 677 kedi sağlığına kavuşturularak yeniden yaşamla buluşturuldu. Uzman ekiplerin özverili çalışmaları sayesinde birçok hayvan ikinci bir şans elde etti. Yaşam Alanı’nın en sevindirici başarılarından biri ise sahiplendirme çalışmaları oldu. Bugüne kadar bakımevinden toplam 429 köpek ve 96 kedi sıcak yuvalarına kavuştu. Yeni aileleriyle buluşan can dostlar, yaşam alanında gördükleri ilgi ve sevginin ardından, kalıcı yuvalarında yeni bir hayata adım attı. Sadece bir rehabilitasyon merkezi olmanın ötesinde, sevgi ve merhametin hissedildiği bir yuva niteliği taşıyan merkez, sahipsiz hayvanların güven içinde yaşamlarını sürdürebilmeleri için çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. Burada her can dosta bir yaşam hakkı ve yeni bir başlangıç fırsatı sunuluyor. Akpınar: “Şu an mevcutta 400 köpeğimiz, 105 de kedimiz var” Mersin Büyükşehir Belediyesi Silifke Cemil Sungur Hayvan Rehabilitasyon Bakımevi ve Yaşam Alanı ile ilgili bilgi veren Sorumlu Veteriner Hekim Muhammed Akpınar, Yaşam Alanı’nın 500 köpek ve 250 kedi kapasitesi olduğunu söyleyerek, “Şu an mevcutta 400 köpeğimiz, 105 de kedimiz var. Bunların birçoğu tedavi görüyor” dedi. Mut, Gülnar ve Silifke ilçe belediyeleri tarafından da kedi ve köpeklerin getirildiğini kaydeden Akpınar, “Biz 3 ilçenin sokak hayvanlarının tedavi, rehabilite ve kısırlaştırma işlemini yapıyoruz. Hayvanların tedavisi tamamlanınca da ilçe belediyelerine geri veriyoruz. Onlar da doğal yaşam alanlarına bırakıyorlar. Burada 7/24 esasıyla çalışıyoruz. Bakımevimize gelen hayvanlar, personelimizin ilgisi ve şefkatiyle kısa sürede iyileşiyorlar” ifadelerini kullandı. Akpınar, son olarak Yaşam Alanı’nın hafta içi 13.00-15.00 saatleri arasında ziyaretçi kabul ettiğini sözlerine ekledi. Akın: “Hepsinin aşılarını, tedavilerini ve diğer bakımlarını yapıyoruz” Silifke Cemil Sungur Hayvan Rehabilitasyon Bakımevi ve Yaşam Alanı’nda kedi padokları bölümünden sorumlu Veteriner Teknikeri Seda Akın, “Sabah gelir gelmez önce genel durumlarını kontrol ediyoruz. Gerekirse ilaç ve tedavilerine başlıyoruz. Ameliyat olması gerekenlerin ameliyatlarını yapıyoruz. Kısırlaştırma işlemlerini gerçekleştiriyoruz. Kısırlaştırmayı yaptıktan sonra rehabilite ediyoruz. Sağlıklarına kavuşturuyor ve sahiplendirilene kadar misafirimiz oluyorlar” dedi. Tüm kediler ile tek tek ilgilendiklerini kaydeden Akın, “Hepsinin aşılarını, tedavilerini, bakımlarını yapıyoruz. Yemek ve temizlik konusunda, yardımcı personel arkadaşlarımız devreye giriyor. Hepsiyle tek tek ilgileniyor, hepsini çocuğumuz gibi görüyoruz” ifadelerine yer verdi. “Sıcak yaz günlerinde can dostlarımızı susuz bırakmayalım” Yaz aylarının gelmesi dolayısıyla vatandaşlara da bir çağrıda bulunan Akın, “Konuşamadıkları için bizlerden bir şey isteyemiyorlar. Yaz ayları geldi. Avlanma içgüdüleri var ve açlığa dayanabilirler belki ama susuzluğa dayanamazlar. Her vatandaşımızın mutlaka evlerinin veya iş yerlerinin önüne bir kap su, az da olsa bir mama koymalarını tavsiye ediyoruz” diye konuştu. Vatandaşlara hayvan sahiplenmeleri konusunda da önerilerde bulunan Akın, “Vatandaşlarımız buraya gelip istedikleri kedi ve köpeği sahiplenebilirler. Sahiplenilen hayvanın kısırlaştırma işlemini de ücretsiz yapıyoruz. 2 sene boyunca mama, aşı ve tedavi desteği de sunuyoruz” dedi. Yılmaz: “Onların bizim bakımımıza ihtiyaçları var” Hasta köpek padokları bölümünden sorumlu Veteriner Hekim Abdulkadir Yılmaz, sabah ilk iş olarak padokları gezip hayvanların genel durumunu kontrol ettiklerini söyledi. Yılmaz, hepsiyle tek tek ilgilendiklerini kaydederek, “Onların bizim bakımımıza ihtiyaçları var. Biz de bu bilinçle hareket ederek, hepsine tek tek sevgiyle ve ilgiyle yaklaşıyoruz” diye konuştu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

ABB’den Bağımlılıkla Mücadelede Örnek Model Haber

ABB’den Bağımlılıkla Mücadelede Örnek Model

Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin (ABB) bağımlılıkla mücadele kapsamında Temelli’de hayata geçirdiği “Özgür Köy Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi”, kapsamlı tedavi ve rehabilitasyon hizmetleriyle çalışmalarını sürdürüyor. Büyükşehir Belediyesi tarafından atıl durumdaki alanın yenilenmesiyle hizmete açılan merkezde, bağımlılıkla mücadele eden bireylere hem tıbbi hem de sosyal destek sağlanıyor. HEM TEDAVİ HEM SOSYAL REHABİLİTASYON ABB ile Lokman Hekim Üniversitesi iş birliğiyle faaliyetine devam eden merkezde; madde kullanımı, depresyon, bipolar bozukluk ve şizofreni gibi rahatsızlıkları bulunan bireyler için entegre servis hizmeti veriliyor. Ayrıca 18 yaş altı çocuklara yönelik ÇEMATEM servisi de merkez bünyesinde faaliyet gösteriyor. Toplam 39 yatak kapasitesine sahip merkezde kadın, erkek ve çocuk danışanlar için ayrı servisler bulunuyor. Özgür Köy’de danışanlar, uzman psikiyatristler eşliğinde yatılı tedavi görürken aynı zamanda sosyal ve kültürel faaliyetlere de katılıyor. Kütüphane, spor aktiviteleri, grup terapileri ve atölye çalışmalarıyla bireylerin yeniden sosyal hayata kazandırılması hedefleniyor. YILLIK ORTALAMA 450 HASTA Özgür Köy Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi Sorumlusu ve Lokman Hekim Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Zehra Arıkan, merkezde yürütülen çalışmalara ilişkin şu bilgileri verdi: “Burada, 39 yatağımız, 4 tane de servisimiz var; kadın, erkek ve çocuk hastalarımız için. Yıllık ortalama 450 civarı hastamız oluyor. ‘Minnesota Modeli’ dediğimiz bir program uyguluyoruz. Daha çok grup terapileriyle giden bir program ve bağımlılıkta oldukça da iyi sonuç aldığımızı düşünüyoruz. Tabii ki bağımlılıkta en önemli şey bağımlı olmamak. Olduktan sonra, bir duyarlılık kazanıyorsunuz ve yaşam boyu devam ediyor.” Tedavi süreçlerinin kişiye özel planlandığını belirten Arıkan, danışanların ihtiyaçlarına göre terapi, ilaç desteği ve sosyal rehabilitasyon çalışmalarının birlikte yürütüldüğünü ifade etti. TÜRKİYE’YE ÖRNEK OLUYOR Yerel yönetim ve üniversite iş birliğiyle hayata geçirilen merkezin Türkiye’de örnek bir model olduğunu vurgulayan Arıkan, “Zaman zaman çevre illerden de geliyorlar, izliyorlar ya da ben gidip anlatıyorum oralarda nasıl yürüdüğünü, nasıl işlediğini. Böylelikle burayı, ‘Bir Türkiye modeli olur mu?’ diye düşünüyoruz gerçekten ve ben olacağına da inanıyorum. Çünkü bu model; hastaları etiketlemeyen, yargılamayan, ihtiyaçları olduğu an buraya gelmelerine yardımcı olan bir model” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bahar Aylarında Astım Şikayetleri Artabiliyor Haber

Bahar Aylarında Astım Şikayetleri Artabiliyor

Nev Sağlık Grubu Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Seher Göktaş, astım hastalığı hakkında önemli bilgiler verdi. Astımın, hava yollarının daralmasıyla oluşan alevlenmelerle seyreden kronik bir hastalık olduğunu belirten Uzm. Dr. Göktaş, hastalığın çoğunlukla alerjik nedenlerle ortaya çıktığını ancak alerjik olmayan astım türlerinin de bulunduğunu söyledi. “Astımın Belirtilerine Dikkat” Astımın en sık belirtilerinin nefes darlığı, öksürük, hırıltılı nefes alma ve göğüste sıkışma hissi olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Seher Göktaş, “Bazen hastalık sadece öksürük ile ortaya çıkabilir. Kriz şeklinde seyredebilir. Öksürük genellikle kurudur yani balgamsızdır. Şikayetler gün içinde olabildiği gibi özellikle gece artar. Sabaha karşı olan öksürük ve/veya nefes darlığı tipiktir. Bu belirtiler tekrarlayıcıdır” dedi. “Sigara ve Alerjenler Riski Artırıyor” Astımda risk faktörlerine değinen Uzm. Dr. Göktaş, anne karnında bebeğin yetersiz beslenmesi ve düşük doğum ağırlığının risk oluşturduğunu belirtti. Anne ve babanın sigara içmesinin, özellikle gebelik döneminde annenin sigara kullanmasının astım gelişiminde önemli rol oynadığını vurgulayan Göktaş, ailede astım öyküsü bulunmasının da riski artırdığını söyledi. Bazı meslek gruplarında astımın daha sık görülebildiğini ifade eden Uzm. Dr. Seher Göktaş, fırıncılık, marangozluk, mobilyacılık, dökümcülük, kaynakçılık, plastik ve kimya sanayi, ilaç endüstrisi, demiryolu işçiliği, çay ve tütün üretimi, itfaiyecilik, kuru temizleme, temizlik ve tekstil işçiliği gibi alanlarda çalışan kişilerin daha dikkatli olması gerektiğini dile getirdi. “Polen, Parfüm ve Sigara Dumanı Astımı Tetikleyebiliyor” Astımı tetikleyen en önemli faktörlerin başında alerjen maddelere maruz kalmanın geldiğini belirten Uzm. Dr. Göktaş, “Polen, ev tozu, evcil hayvanlar, küf mantarı, gribal enfeksiyonlar, stres, sigara dumanı, egzersiz, temizlik malzemeleri ve parfüm gibi yoğun kokular astımı tetikleyebilir. Ayrıca astım hastalarında reflü sıklığı da yüksektir” ifadelerinde bulundu. Mevsim geçişlerinin de astım hastaları için risk oluşturduğunu belirten Göktaş, özellikle bahar aylarında polen ve çimenlerin hastalığı alevlendirebildiğini söyledi. Hava kirliliği, soğuk hava ve mevsimsel gribal enfeksiyonların da astım şikayetlerini artırabileceğini kaydetti. “Astım Krizinde Erken Müdahale Önemli” Astım krizinin ani gelişen öksürük nöbetleri, nefes darlığı ve hırıltı ile kendini gösterdiğini belirten Uzm. Dr. Seher Göktaş, daha önce astım tanısı alan hastaların öncelikle nefes açıcı ilaçlarını kullanmaları gerektiğini söyledi. Göktaş, “Düzelme olmazsa şiddetine göre Göğüs Hastalıkları Polikliniği’ne veya acil servise başvurulmalıdır” dedi. “Astım Tamamen Geçmez Ancak Kontrol Altına Alınabilir” Astım tanısının; hasta öyküsü, fizik muayene, akciğer grafisi, kan tahlilleri, solunum fonksiyon testi ve alerji testleri ile konulduğunu ifade eden Uzm. Dr. Göktaş, hastalığın diyabet ve hipertansiyon gibi kronik bir hastalık olduğunu ancak ilaçlarla kontrol altına alınabildiğini söyledi. Astım ilaçlarının bağımlılık yaptığı yönündeki yanlış inanışlara da değinen Göktaş, “Bu ilaçlar ağızdan kullanılan ilaçlara göre daha güvenlidir. Direkt akciğerlere etki eder. Dolaşıma katılımı çok azdır. Bağımlılık yapmaz. Hasta ihtiyacı olduğu için kullanılır” diye konuştu. “Ev Ortamı ve Günlük Yaşam Düzenlenmeli” Astım hastalarının yaşam alanlarına dikkat etmesi gerektiğini belirten Uzm. Dr. Seher Göktaş, evde kedi, köpek ve kuş gibi evcil hayvanların beslenmesinin önerilmediğini söyledi. Halı, kitap ve toz tutabilecek eşyaların azaltılması gerektiğini ifade eden Göktaş, evin düzenli havalandırılmasının önemine dikkat çekti. Ayrıca parfümlü ve yoğun kokulu temizlik malzemelerinden uzak durulması gerektiğini vurguladı. Spor yapan astım hastalarının egzersiz öncesinde doktor önerisiyle nefes açıcı sprey kullanabileceğini belirten Göktaş, gerektiğinde egzersiz sonrasında da bu ilaçların kullanılabileceğini ifade etti. “Astım Hastanın Ömrünü Azaltmaz” Astım hastalarının ilaçlarını düzenli kullanmasının büyük önem taşıdığını belirten Uzm. Dr. Seher Göktaş, fiziksel yaşam alanlarının kişiye göre düzenlenmesi gerektiğini söyledi. Hastalığın şiddetine göre tedavi planının değişebileceğini kaydeden Göktaş, bazı hastaların sürekli ilaç kullanması gerektiğini ifade etti. İlaçların bırakılmasının ciddi sonuçlara yol açabileceğine dikkat çeken Uzm. Dr. Göktaş, “Ara verdiklerinde bazen hafif astımı olan hastalar bile acile astım kriziyle gelebilmektedir. Bu durum ölümcül sonuçlar doğurabilir. Astım kontrol altına alınabilecek bir hastalıktır, hastanın ömrünü azaltmaz. Genel olarak ilerlemez ancak hasta kendine dikkat etmez ve sigara içerse ilerleyebilir” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Hantavirüs Bir Salgına Dönüşür mü? Haber

Hantavirüs Bir Salgına Dönüşür mü?

Özellikle uzun süre kapalı kalmış, yetersiz havalandırılan alanlarda yapılan temizlik sırasında virüs içeren partiküllerin havaya karışması enfeksiyon riskini artırabiliyor. Depolar, ahırlar, kilerler, bağ evleri ve kullanılmayan yazlıklar riskli alanlar arasında yer alıyor. Sadece Bir Türü İnsandan İnsana Geçiyor Dünya Sağlık Örgütü’nün de açıkladığı gibi Andes virüsü, insandan insana bulaşabilen tek hantavirüs türü etkeni olarak biliniyor. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Kliniği’nden Dr. Öğr. Üyesi Saliha Ayan, hantavirüsün toplum içinde kolay yayılan bir enfeksiyon olmadığını söylüyor ve ekliyor: “Bugüne kadar insandan insana bulaş esas olarak Güney Amerika’da görülen Andes virüsü ile ilişkilendirilmiştir. Özellikle Arjantin ve Şili’de bildirilen Andes virüsü vakalarında, yakın ve uzun süreli temas sonrası sınırlı bulaş gösterilmiştir. Avrupa ve Asya’da görülen hantavirüs türlerinde ise insandan insana bulaş kanıtlanmamıştır.” Belirtileri Grip Benzeri Şikayetlerle Karışabilir Hantavirüs belirtileri genellikle virüsle temastan 1 ilâ 8 hafta sonra ortaya çıkabiliyor. İlk belirtiler çoğu zaman grip benzeri şikâyetlerle karışabiliyor. Erken dönemde; ateş, baş ağrısı, yaygın kas ağrısı, halsizlik, karın ağrısı, bulantı ve kusma gibi belirtiler gözleniyor. Bazı hastalarda hastalık ilerleyerek öksürük, nefes darlığı, akciğerlerde sıvı birikimi, tansiyon düşüklüğü, kanama bozuklukları, böbrek yetmezliği gibi ağır klinik tablolara da sebep olabiliyor. Özellikle kemirgen teması öyküsü olan kişilerde açıklanamayan ateş, kas ağrısı veya nefes darlığı gelişmesi durumunda hantavirüs akla gelmelidir. Hantavirüs Enfeksiyonunda Tedavi Süreci Hantavirüs enfeksiyonu olan her hastada kullanılan ve etkinliği kesin kanıtlanmış antiviral ilaç bulunmuyor. Asıl yapılması gereken, yakın takip ve destekleyici tedavilerdir. Ağır seyreden hastalarda yoğun bakım takibi gerekebiliyor. Günümüzde hantavirüslere karşı kullanılan bir aşı da henüz yok. Hantavirüsten Nasıl Korunabiliriz? Hantavirüsten korunmada çevre temizliği büyük önem taşıyor. Ev ve depolara kemirgenlerin girmesini engelleyecek önlemler alınmalı, riskli alanlar havalandırılmalı, kemirgen dışkısı bulunan alanlar süpürülmemeli, nemlendirilerek temizlenmelidir. Kemirgenlerle temas ihtimali bulunan kişiler yüksek risk taşır. Özellikle tarım ve hayvancılıkla uğraşanlar, depo çalışanları, ahır ve kiler temizliği yapanlar daha dikkatli olmalıdır. Riskli alanları süpürme virüs partiküllerinin havaya yayılmasına neden olabileceğinden önerilmez. Temizlik sırasında maske ve eldiven kullanılmalı, sonrasında eller hemen yıkanmalıdır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’de Nadir Hastalıklara Yönelik Farkındalık Dayanışmayla Güçleniyor Haber

Türkiye’de Nadir Hastalıklara Yönelik Farkındalık Dayanışmayla Güçleniyor

Türkiye, nadir hastalıklara yönelik farkındalığı artırmak amacıyla düzenlenen önemli bir dayanışma haftasına tanıklık etti. Plazma kaynaklı tedavilerde global liderlerden biri olan Kedrion Biopharma ve Pharminal İlaç 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ruhunu Dünya Primer İmmün Yetmezlik (PIY) Haftası (22-29 Nisan) ile birleştirerek kapsamlı bir sosyal sorumluluk projesini tamamladı. Ankara’nın maraton parkurlarından büyükşehirlerdeki hastanelerin infüzyon odalarına kadar uzanan kampanya, güçlü bir mesaj verdi: "Yalnız Değilsiniz." Ankara’da Umuda Koşma Farkındalık zinciri, 19 Nisan’da Ankara’da düzenlenen Bilkent RunRoll ile başladı. Kedrion Türkiye ekibi gönüllüleri, "Birlikte Daha Cesur" pankartı altında parkura çıktı. Her adım, nadir hastalıklarla yaşayan çocukların görünürlüğünü artırmaya adandı; fiziksel bir yarış, toplumsal kabul ve dayanışma için ülke çapında bir çağrıya dönüştü. “PIY’i Fark Et”: Klinik Deneyimi Dönüştürmek Ankara’daki koşu parkurlarından alınan enerji, PIY Haftası boyunca doğrudan klinik ortamlara taşındı. Kedrion Türkiye ve Pharminal İlaç iş birliğiyle İstanbul, İzmir ve Ankara’daki hastanelerde "İnfüzyon Odası Şenlikleri" başlatıldı. Bu etkinlikler Primer İmmün Yetmezlik farkındalığını artırmak ve 23 Nisan bayram sevincini tedavi gören çocuklara ulaştırarak onların kendilerini hasta değil, "ilk önce çocuk" gibi hissetmelerini sağlamak, klinik deneyimlerini dönüştürmek amacıyla tasarlandı. Erken Tanının Gücü: “Birlikte Daha Cesur” Ankara, İstanbul ve İzmir'deki hastanelerde tıp camiasının önde gelen uzmanları girişime katılarak erken teşhisin, bütüncül bakım ve "Birlikte Daha Cesur" olma ruhuyla birleştiğinde nadir hastalığı olan çocukların hayat yolculuğunu nasıl değiştirdiğini vurguladılar: Prof. Dr. Ayşe Metin - Ankara: "Bugün burada hem 23 Nisan haftasını hem de PIY haftasını bir arada kutluyoruz. Doğuştan bağışıklık yetmezliği olan primer immün yetmezlik, nadir hastalıklar kategorisindedir. Aileler bu hastalığın en temel özelliği olan sık ve hafif seyirli enfeksiyonları gözden kaçırabilirler. 22-29 Nisan haftası bu alanda farkındalığın artırılmasının hedeflendiği önemli bir hafta. Hastalarımız bizim için çok kıymetli; bir an önce teşhis alıp tedavilerine kavuşmalarını istiyoruz. Bu hastalıkta kullanılan immünoglobulin tedavisi sayesinde çocuklarımız dünyadaki hastalıklara karşı korunuyor veya hastalıkları hafif atlatıyorlar. Bu vesileyle aramızda bulunan Kedrion Biopharma ve Pharminal İlaç yetkililerine destekleri için teşekkür ediyoruz." Prof. Dr. Ferah Genel - İzmir: "Biz bu duruma 'nadir' diyoruz ama misyonumuz onu 'bilinir' kılmak. Bugün buradaki çocuklarımıza sesleniyorum: Sizler şanslı olanlarsınız çünkü tanı aldınız ve doğru tedaviye ulaştınız. Hekimleriniz yanınızda; biz birlikte daha cesur ve daha güçlüyüz." Prof. Dr. Güzide Aksu - İzmir: "Erken teşhis sadece tıbbi bir dönüm noktası değil; bir çocuğun yaşam kalitesini tamamen yeniden yazan bir güçtür. Doğru tedavi standartlarıyla, çocuklarımızın hayata inanılmaz bir dirençle tutunmalarına tanık oluyoruz." Prof. Dr. Neslihan Karaca - İzmir (Nadir hastalıkların küresel sembolü olan ‘zebra’ metaforuna atıfta bulunarak): "Bu özel çocuklar doğru tanıya ve tedaviye ulaştıklarında artık bir kenarda beklemiyorlar. Hayatın içinde dörtnala koşuyor ve 'Birlikte Daha Cesur' olduğumuzu kanıtlıyorlar." dedi. Görünmeyeni Görünür Kılmak: “Nadir Ama Gerçek” Kedrion’un küresel “Rare But Real” (Nadir Ama Gerçek) platformuna dayanan bu girişim, gerçek hikayelerin ve toplumsal kapsayıcılığın iyileştirici gücüne odaklanıyor. Yetkililer misyonu şu sözlerle özetledi: “PIY’i fark etmek hayat kurtarır. Bizim için her çocuk bir kahramandır ve her kahraman görülmeyi hak eder.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Humanis’ten Dünya Pah Günü’nde Farkındalık Işığı Haber

Humanis’ten Dünya Pah Günü’nde Farkındalık Işığı

Akciğer yüksek tansiyonu olarak da bilinen PAH, belirtilerinin başka hastalıklarla karıştırılabilmesi nedeniyle çoğu zaman geç teşhis edilebilen ciddi bir sağlık sorunu olarak dikkat çekiyor. Kalp ve akciğerleri etkileyen, ilerleyici ve yaşamı tehdit edebilen Pulmoner Arteriyel Hipertansiyon (PAH), erken tanı konulmadığında hastaların yaşam kalitesini önemli ölçüde düşürebiliyor ve ağır sonuçlara yol açabiliyor. Her yıl 5 Mayıs’ta dünya genelinde çeşitli etkinliklerle anılan Dünya Pulmoner Hipertansiyon Günü kapsamında Humanis de bu önemli konuya dikkat çekmek için harekete geçti. Folkart Towers’ın dış cephesine yansıtılan özel ışıklandırma ile gerçekleştirilen etkinlikte, toplumda PAH konusunda bilinç oluşturulması ve erken teşhisin önemine vurgu yapılması hedeflendi. Humanis, bu tür çalışmalarla hastalığın daha geniş kitleler tarafından tanınmasına katkı sağlamaya devam edecek. Sessiz ilerleyen tehlike: Pulmoner Arteriyel Hipertansiyon Nadir görülmesine rağmen ciddi etkiler yaratan Pulmoner Arteriyel Hipertansiyon, kalp ve akciğer damarlarında yüksek basınçla karakterize bir hastalık olup, tedavi edilmediğinde kalp yetmezliği gibi ağır komplikasyonlara neden olabiliyor. Bu nedenle hastalığın belirtilerinin doğru değerlendirilmesi ve zamanında tanı konulması büyük önem taşıyor. Humanis’in gerçekleştirdiği bu aydınlatma çalışması, PAH konusunda farkındalığı artırmaya yönelik önemli bir adım olarak öne çıkarken, toplumda sağlık bilincinin geliştirilmesine yönelik benzer girişimlerin sürdürülmesi gerektiği de bir kez daha ortaya konmuş oldu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Diş Eti Kanaması Sessiz Tehlike Haber

Diş Eti Kanaması Sessiz Tehlike

Eyrice Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi (Eyrice ADSM) Periodontoloji Uzmanı Dt. Nihal Salı, diş eti kanamasının ihmal edilmemesi gerektiğini belirterek önemli uyarılarda bulundu. Diş eti kanamasının genellikle diş fırçalarken ya da sert gıdalar tüketirken fark edildiğini ifade eden Diş Hekimi Nihal Salı, bu durumun sağlıklı diş etlerinde görülmemesi gerektiğini belirterek, "Diş eti kanaması, çoğu zaman diş eti iltihabının ilk belirtisidir. Hastalar bunu geçici bir durum olarak değerlendirip önemsemeyebiliyor. Oysa bu kanamalar, tedavi edilmediğinde daha ciddi diş eti hastalıklarına ve hatta diş kaybına kadar ilerleyebilir" dedi. Diş eti hastalıklarının erken evrede fark edilmesinin büyük önem taşıdığını dile getiren Diş Hekimi Nihal Salı, "Diş eti kanaması, vücudun verdiği bir uyarı sinyalidir. Bu sinyali doğru okumak gerekir. Erken dönemde yapılacak basit tedavilerle hastalığın ilerlemesi durdurulabilir. Ancak ihmal edildiğinde kemik kaybı ve dişlerin sallanması gibi geri dönüşü zor sonuçlarla karşılaşılabilir" şeklinde konuştu. Diş eti sağlığını korumak mümkün Diş eti sağlığını korumanın sanıldığı kadar zor olmadığını söyleyen Eyrice ADSM Periodontoloji Uzmanı Dt. Nihal Salı, düzenli ve doğru ağız bakım alışkanlıklarının bu süreçte belirleyici olduğunu ifade etti. Periodontoloji Uzmanı Dt. Nihal Salı, günde en az iki kez doğru teknikle diş fırçalamanın, diş ipi ve ara yüz temizleyicilerinin düzenli kullanımının ve belirli aralıklarla diş hekimi kontrolüne gidilmesinin diş eti kanamasını önlemede önemli rol oynadığını vurguladı. Ayrıca aşırı sert fırçalamadan ve yanlış diş fırçası seçiminden kaçınılması gerektiğini belirten Dt. Nihal Salı, sigara kullanımının azaltılmasının ya da tamamen bırakılmasının ve dengeli, vitamin açısından zengin bir beslenme düzeninin de diş eti sağlığını korumada etkili olduğunu dile getirdi. Diş eti kanamasının kendi kendine geçmesini beklemenin yanlış bir yaklaşım olduğunu belirten Dt. Nihal Salı, "Kanama birkaç gün içinde düzelmiyorsa mutlaka bir diş hekimine başvurulmalı. Erken müdahale ile hem diş eti sağlığı korunur hem de daha kapsamlı tedavilere ihtiyaç duyulmaz" ifadelerini kullandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Hamilelikte Ağrı Kesici Kullanımı Otizme Neden Olur Mu? Haber

Hamilelikte Ağrı Kesici Kullanımı Otizme Neden Olur Mu?

Özellikle sosyal medya ve çeşitli açıklamalar, bilimsel gerçeklikten uzak yorumlarla kafa karışıklığına neden olabiliyor. Uzmanlar, doğru bilgiye ulaşmanın ve tedavi kararlarını hekimle birlikte vermenin önemine dikkat çekiyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Bölümü’nden Uzm. Dr. Burcu Ece Kök Özyürek, gebelikte ağrı kesici kullanımı ve otizmle ilişkisine dair bilgiler verdi. Tedaviden kaçınmak daha büyük risk oluşturabilir Gebelikte kullanılan ağrı kesicilerin otizme yol açabileceğine dair iddialar her zaman gündeme gelmektedir. Bu tür söylemler, özellikle anne adaylarında her zaman ciddi bir kaygı oluşturur. Gebelik zaten başlı başına hassas bir süreçtir ve yanlış ya da eksik bilgiler bu dönemi gereksiz yere daha zor hale getirebilir. Burada önemli bir denge var. Sadece endişe nedeniyle tedaviden kaçınmak, bazen ilacın kendisinden daha fazla risk yaratabilir. Gebelikte ateşin kontrol altına alınmaması ya da şiddetli ağrının tedavi edilmemesi hem anne hem de bebek açısından olumsuz sonuçlara yol açabilir. Bu nedenle “hiç kullanmamak daha güvenlidir” yaklaşımı her zaman doğru değildir. Bilimsel veriler endişeyi desteklemiyor Burada en önemli soru şu: Bilimsel veriler bu iddiaları destekliyor mu? The Lancet Obstetrics, Gynaecology & Women’s Health dergisinde yayımlanan geniş kapsamlı bir analiz, bu konuyu detaylı şekilde ele aldı. Çok sayıda çalışmanın birlikte değerlendirildiği bu araştırmada, gebelikte parasetamol kullanımının çocuklarda otizm, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) veya zihinsel gelişim sorunlarıyla anlamlı bir ilişkisi gösterilmedi. Bu sonuçlar, mevcut tıbbi kılavuzlarla da uyumlu. Parasetamol, gebelikte ateş ve ağrı tedavisinde güvenli kabul edilen ve sıklıkla ilk tercih edilen ilaçlardan biri olmaya devam etmektedir. Her gebelik özeldir kararı doktorunuzla verin Her anne adayının sağlık durumu farklıdır. Bu yüzden ilaç kullanımıyla ilgili kararlar genel bilgilerle değil, kişiye özel değerlendirmelerle verilmelidir. Bir ilacı kullanıp kullanmama kararını sosyal medyaya göre değil, sizi takip eden hekiminizle birlikte verin. Çünkü doğru karar, risk ve faydanın birlikte değerlendirilmesiyle ortaya çıkar. Stres ve kaygı da sağlığı etkiler Gebelik yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda duygusal olarak da hassas bir dönemdir. Artan stres ve kaygının, hem anne hem de bebek üzerinde olumsuz etkileri olduğu bilimsel olarak biliniyor. Yanlış bilgilerle oluşan gereksiz korkular, anne adaylarının ihtiyaç duydukları tedaviden uzaklaşmasına neden olabilir. Otizmin tek bir nedeni yok Otizm spektrum bozukluğu, tek bir nedene bağlı gelişen bir durum değildir. Genetik ve çevresel birçok faktörün birlikte rol oynadığı karmaşık bir süreçtir ve hala araştırılmaktadır. Bu nedenle tek bir ilacı sorumlu göstermek bilimsel gerçeklerle örtüşmez. Gebelikte karşılaştığınız her sağlık durumunda en doğru yaklaşım; güvenilir bilgiye dayanmak ve hekiminizle birlikte hareket etmektir. Doğru bilgi sizi gereksiz kaygıdan korur; doğru tedavi ise hem sizi hem bebeğinizi korur. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.