Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Tedavi Süreci

Kapsül Haber Ajansı - Tedavi Süreci haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Tedavi Süreci haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Meme Kanserinde Erken Tanının Önüne Korku Geçmesin Haber

Meme Kanserinde Erken Tanının Önüne Korku Geçmesin

Bu durumun yalnızca ihmal ya da bilgi eksikliğiyle açıklanamayacağını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Uzman Klinik Psikolog Jülide Unutmaz, “Bazen kişi riskin ve erken tanının öneminin son derece farkında olduğu için de yoğun bir kaygı yaşayabiliyor. ‘Ya kötü bir sonuç çıkarsa?’, ‘Ya hayatım bir anda değişirse?’, ‘Bununla nasıl baş ederim?’ gibi düşünceler, kontrolün kendisini psikolojik açıdan tehdit edici hale getirebiliyor” açıklamasında bulundu. Sağlık kontrollerini ertelemenin günlük hayatın yoğunluğu veya sorumluluklar gibi farklı nedenleri olabileceğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Uzman Klinik Psikolog Jülide Unutmaz, psikolojik faktörlerin de bu süreçte önemli bir rol oynadığını vurguladı. Unutmaz, “Özellikle herhangi bir şikâyeti olmayan kişi, kontrolü acil bir ihtiyaç olarak görmeyebiliyor. Buna olumsuz sonuç alma korkusu da eklendiğinde ‘Biraz daha bekleyeyim’ düşüncesi devreye girebiliyor. Ertelemek, çoğu zaman kişiyi kısa vadede rahatlatıyor. Randevu almadığında, tetkik yaptırmadığında veya sonucu öğrenmediğinde kişinin o anki kaygısı azalabiliyor. Ancak bu rahatlama, sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmiyor yalnızca yüzleşme anını ileriye taşıyor” dedi. Kötü bir sonuç alma korkusu kaçınmaya yol açabiliyor Korkunun her zaman kişiyi harekete geçirmediğini, belli bir düzeyi aştığında kaçınma davranışına da neden olabildiğini belirten Unutmaz, “Kişi ‘Ya kanser olduğumu öğrenirsem?’ diye düşündüğünde aslında yalnızca bir tanıdan korkmuyor. Zihninden aynı anda tedavi süreci, ameliyat, ailesi, çocukları, işi, bedeni ve geleceğiyle ilgili pek çok düşünce geçebiliyor. Dolayısıyla bazen kaçınılan şey, kontrolün kendisinden çok, sonucunda ortaya çıkabileceği düşünülen bütün bu senaryolar oluyor” dedi. Kaçınmanın korkuyu azaltmak yerine erteleme davranışını pekiştirebildiğine dikkat çeken Unutmaz, “Zihin, ‘Kontrole gitmedim ve rahatladım’ bağlantısını öğrenebiliyor. Böylece bir sonraki kontrolü ertelemek daha kolay hale geliyor” ifadelerini kullandı. “Bilmeyince sorun yok” düşüncesi yüzleşmeyi geciktirebiliyor “Bilmeyince sorun yok” düşüncesinin altında çoğu zaman “Bilmiyorsam şu anda bununla yüzleşmek zorunda değilim” duygusunun yattığını belirten Unutmaz, “Sonucu öğrenmek, gerektiğinde bir sonraki adımı atmayı, tedaviye başlamayı ve hayatın bazı alanlarında değişiklik yapmayı gerektirebilir. Kişi kendisini bütün bunlara hazır hissetmediğinde, bilgiden uzak durarak kaygısını kontrol etmeye çalışabilir” açıklamasında bulundu. Kaygının kaynağını anlamak süreci kolaylaştırabiliyor Belli bir düzeyde kaygının kişiyi koruyucu davranışlara yöneltebildiğini belirten Uzman Psikolog Jülide Unutmaz, “Kaygı, ‘Kontrol zamanım geldi, randevumu almalıyım’ düşüncesiyle harekete geçmemizi sağlayabilir. Ancak çok yükseldiğinde kişi tehditle baş etmek yerine ondan uzaklaşmayı seçebilir. Randevuyu ertelemek, belirtileri önemsememek, sağlıkla ilgili mesajları görmezden gelmek veya sürekli ‘Önümüzdeki ay giderim’ demek bunun örnekleridir” dedi. Bu noktada kişinin kendisine “Ben aslında neden korkuyorum?” sorusunu sormasının önemine dikkat çeken Unutmaz, “Mamografiden mi, ağrıdan mı, kötü bir sonuç almaktan mı, tedaviden mi, yoksa hayatın değişmesi ihtimalinden mi korktuğumuzu anlamaya çalışmalıyız. Çünkü korkuyu somutlaştırdığımızda onunla baş etmek de kolaylaşıyor” ifadelerini kullandı. Harekete geçmek için korkunun tamamen geçmesini beklemeyin Korkunun tamamen geçmesini beklemenin gerçekçi olmayabileceğini belirten Unutmaz, “‘Korkum geçince kontrolümü yaptıracağım’ yerine ‘Korkuyor olabilirim ama sağlığım için bu adımı yine de atabilirim’ yaklaşımını benimsemek önemli. Süreci küçük ve yönetilebilir adımlara bölmek faydalı olabilir. Önce doktor randevusunu almak, hangi kontrollerin gerektiğini öğrenmek ve ardından taramayı planlamak gibi. Kişi çok kaygılıysa güvendiği bir yakınının kendisine eşlik etmesini de isteyebilir” dedi. Güvenilir bilgi belirsizliği azaltmaya yardımcı olabilir Belirsizliğin kaygıyı besleyebildiğini, bu nedenle işlemin nasıl yapılacağını güvenilir kaynaklardan öğrenmenin rahatlatıcı olabileceğini söyleyen Unutmaz, “Buna karşılık internette saatlerce hastalık belirtileri veya kötü senaryolar araştırmak kaygıyı daha da büyütebilir. Kontrole gitmeyi ‘Acaba bende kanser var mı diye öğrenmeye gidiyorum’ şeklinde düşünmek yerine ‘Sağlığımı korumak için üzerime düşen kontrolü yaptırıyorum’ şeklinde değerlendirmek de odağı korkulan sonuçtan kişinin kontrol edebildiği davranışa taşıyabilir” ifadelerini kullandı. Psikolojik destek ihtiyacı ortaya çıkabilir Kaygı yaşayan kişiye “Korkacak bir şey yok” demek yerine duygusunu anlamanın ve kabul etmenin önemine dikkat çeken Unutmaz, “‘Korkmanız anlaşılabilir ama korkunuz sağlığınız için gerekli adımları atmanıza engel olmak zorunda değil’ diyebilmeliyiz. Sağlıkla ilgili kaygılar kişinin kontrollerini sürekli ertelemesine, randevu alamamasına veya aldığı randevuya gidememesine neden oluyorsa psikolojik destek almak da düşünülebilir. Çünkü bazen mesele erken tanının önemini bilmemek değil, bildiği halde korkuyu yönetememektir. Bu nedenle ‘Korkmayın’ demekten çok ‘Korksanız da ertelemeyin’ mesajını önemsiyorum” açıklamasında bulundu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Göz Muayenesi İhmal Edilmemeli Haber

Göz Muayenesi İhmal Edilmemeli

Prof. Dr. Şener, “Göz hastalıklarında erken tanı, görmeyi korumanın en önemli adımlarından biridir. Glokom, sarı nokta hastalığı, diyabete bağlı retina hasarı ve katarakt gibi birçok hastalık, erken dönemde fark edildiğinde tedavi süreci daha etkili yönetilebilir. Bu nedenle göz muayenesi yalnızca görme bulanıklığı başladığında değil, düzenli aralıklarla yapılmalıdır” dedi. Göz hastalıkları sinsi ilerleyebilir Görme sağlığı, günlük yaşam kalitesini doğrudan etkileyen en önemli unsurlar arasında yer alıyor. Ancak birçok kişi göz muayenesini yalnızca gözlük ihtiyacı ya da belirgin görme kaybı ortaya çıktığında gündemine alıyor. Oysa bazı göz hastalıkları uzun süre belirti vermeden ilerleyebiliyor ve fark edildiğinde kalıcı hasara yol açabiliyor. Özellikle glokom, diyabete bağlı retina hastalıkları ve yaşa bağlı makula dejenerasyonu gibi rahatsızlıklar erken dönemde sessiz seyredebiliyor. Ani görme azalması, bulanık görme, ışık çakmaları, göz önünde uçuşmalar, gece görüşünde bozulma, gözde ağrı, kızarıklık veya ışık hassasiyeti gibi belirtiler ise ihmal edilmemesi gereken uyarılar arasında yer alıyor. Prof. Dr. Şener, “Göz hastalıklarının bir kısmı hastanın günlük yaşamında belirgin bir şikâyet oluşturmadan ilerleyebilir. Bu nedenle düzenli muayene, hastalığı henüz tehlikeli evreye gelmeden yakalamak açısından kritik önem taşır. Görme kaybı geliştikten sonra değil, görmeyi koruyacak aşamada harekete geçmek gerekir” diye konuştu. Yapay zekâ destekli muayene erken tanıyı güçlendiriyor Göz sağlığında teknolojik gelişmeler, tanı ve tedavi süreçlerinde önemli bir dönüşüm yaratıyor. Yapay zekâ destekli görüntüleme ve analiz sistemleri; hastanın göz yapısını, retina ve sarı nokta durumunu, kornea özelliklerini ve biyometrik parametrelerini kısa sürede değerlendirerek hekimlere tanı sürecinde önemli veriler sunabiliyor. Prof. Dr. Şener, yapay zekâ destekli teknolojilerin özellikle erken teşhis açısından önemli bir yardımcı rol üstlendiğini belirterek, “Geleneksel muayene yöntemlerinin ötesine geçen yeni nesil teknolojiler, hastanın göz yapısını çok sayıda parametre üzerinden analiz edebiliyor. Retina, sarı nokta, kornea ve glokom açısından risk oluşturan bulgular, ileri evreye gelmeden değerlendirilebiliyor. Tıbbın geleceği veriye dayalı öngörü; ancak bu verilerin doğru yorumlanması hekim tecrübesiyle mümkündür” dedi. Yapay zekâ destekli analizlerin, yalnızca hastalıkların tespitinde değil, aynı zamanda lazer ve premium lens gibi cerrahi uygulamalara uygunluğun değerlendirilmesinde de yol gösterici olabildiğini belirten Prof. Dr. Şener, hastaya en uygun tedavi planının belirlenmesinde teknolojik veriler ile hekim deneyiminin birlikte ele alınması gerektiğini vurguladı. Düzenli muayene, görme kaybına karşı en güçlü adım Dünya Görme Günü kapsamında toplumun göz sağlığı konusunda daha bilinçli hareket etmesi gerektiğini belirten uzmanlar, çocuklardan yetişkinlere kadar her yaş grubunda düzenli göz muayenesinin önemine dikkat çekiyor. Gerekli durumlarda ileri görüntüleme yöntemleri ve yapay zekâ destekli analizlerden de yararlanılarak hastalıklara erken dönemde müdahale edilebiliyor. Prof. Dr. Şener, Dünya Görme Günü vesilesiyle yaptığı çağrıda, “Göz sağlığı ertelendiğinde sonuçları yaşam kalitesini doğrudan etkileyebilir. Bugün, düzenli göz muayenesini hatırlamak ve görme sağlığını korumak için önemli bir fırsat. Görmeyi korumanın yolu, şikâyet beklemeden muayene olmak ve erken tanının gücünden yararlanmaktır” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Online Psikolojik Testler Tanı Koymak için Yeterli mi? Haber

Online Psikolojik Testler Tanı Koymak için Yeterli mi?

Bir testin bilimsel kabul edilebilmesi için geçerlik, güvenirlik ve standardizasyon çalışmalarından geçmiş olması gerektiğine dikkat çeken Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, “Geçerlik ve güvenirliği kanıtlanmış testler dahi tek başına tanı koyma aracı değildir. Buna karşın doğru kullanıldığında psikolojik test ve ölçekler tanı ve tedavi sürecinde önemli bir yere sahip.” dedi. Online test sonuçlarına bakarak depresyon, anksiyete, bipolar bozukluk, narsisizm veya DEHB gibi tanılar koymanın doğru olmadığına vurgulayan Klinik Psikolog Yasemin Yalçın ise, “Tanı klinik görüşme, kişinin belirtilerinin süresi ve yaşamına etkisi, kişisel ve aile öyküsü ile gerektiğinde farklı değerlendirme araçlarının birlikte ele alınmasıyla konulur.” açıklamasını yaptı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikoloji Hizmetleri Genel Koordinatörü ve Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy ile Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, internette ve sosyal medyada yer alan psikolojik testlerin ne kadar güvenilir olduğu ve bu testlerin kişiye tanı koydurup koyduramayacağı hakkında açıklamalarda bulundu. Bir testin çok paylaşılması onun bilimsel olduğu anlamına gelmez! İnternette ve sosyal medyada karşılaşılan psikolojik testlerin önemli bir bölümünün bilimsel açıdan güvenilir olmadığını dile getiren Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, “Bilimsel bir psikolojik ölçek ile sosyal medyada eğlence veya merak amacıyla hazırlanan popüler testlerin birbirinden ayrılması gerekir.” dedi. Psikolojik değerlendirmede kullanılan test ve ölçeklerin bilimsel kabul edilebilmesi için psikoloji kuramlarına dayanması ve üzerinde geçerlik, güvenirlik ve standardizasyon gibi istatistiksel çalışmalar yapılmış olması gerektiğini vurgulayan Demirsoy, “Bir testin çok paylaşılması ya da profesyonel görünümde olması onun bilimsel olduğu anlamına gelmez. Güvenirlik ölçme aracının tutarlı sonuçlar vermesi, geçerlilik testin ölçtüğünü iddia ettiği özelliği gerçekten ölçmesi, standardizasyon ise soruların, uygulama koşullarının, puanlama ve yorumlama süreçlerinin önceden belirlenmiş kurallara bağlı olması demektir.” diye konuştu. Online test sonucu kişiye tanı koydurmaz! İnternetten yapılan bir test ile uzman tarafından gerçekleştirilen detaylı psikolojik değerlendirmenin aynı şey olmadığının altını çizen Demirsoy, “Psikolojik testler tanı koydurucu araçlar değil, uzmanın değerlendirmesine ışık tutan tarama araçları olarak çalışır.” dedi. Tanı sürecinde yalnızca test sonucunun değerlendirilmediğine işaret eden Demirsoy, şunları söyledi: “Kişinin belirtilerinin çeşidi, süresi ve sıklığı, yaşam koşulları, belirtilerin günlük işlevselliğe etkisi ve uzman görüşmesi sırasında gözlenen diğer kriterler de değerlendirilmeli. İnternetten yapılan test sonuçlarına bakarak kişinin kendisine depresyon, anksiyete, bipolar bozukluk, borderline, narsisizm veya DEHB gibi tanılar koyması doğru değil. İnternet testlerinden yola çıkarak kişinin kendisine etiket yapıştırması kaygıyı artırabilir. Bunun tersi de mümkün olabilir. Testte düşük puan alan bir kişi ‘bende bir şey yok’ düşüncesiyle gerçekten ihtiyaç duyduğu profesyonel yardımı erteleyebilir.” Bilimsel testler tanı sürecine önemli katkı sağlar! Geçerlik ve güvenirliği kanıtlanmış testlerin dahi tek başına tanı koyma aracı olmadığının altını çizen Demirsoy, “Buna karşın doğru kullanıldığında psikolojik test ve ölçekler tanı ve tedavi sürecinde önemli bir yere sahip.” dedi. Bu araçların kişinin belirtilerinin sıklığı ve şiddeti, günlük işlevselliğe etkisi ve normatif değerlerden ne ölçüde uzaklaştığı konusunda bilgi sağladığını aktaran Demirsoy, “Testler yalnızca tedavinin başlangıcında değil, tedavi süreci boyunca da kullanılabilir. Periyodik ölçümler tedavinin işe yarayıp yaramadığını ve iyileşmenin devam edip etmediğini takip etmeye yardımcı olabilir.” şeklinde konuştu. Online testler farkındalık için başlangıç noktası olabilir! Bilimsel temeli bulunan online psikolojik ölçeklerin doğru kullanıldığında yararlı olabileceğini ifade eden Demirsoy, “Bu testler tanı aracı değil, tarama ve farkındalık aracı olarak değerlendirilmeli.” dedi. Kişinin kendisini daha yakından gözlemlemesinin, yaşadığı sorunlar üzerine düşünmesinin ve gerektiğinde profesyonel yardım almak için ilk adımı atmasının online testler açısından faydalı olabileceğini belirten Demirsoy, ancak test sonuçlarından yola çıkarak kendine teşhis koymaktan veya kişilik etiketleri oluşturmaktan kaçınılması gerektiğini vurguladı. Test sonucu değil, kişinin yaşamındaki etkisi önemli! Bir tarama ölçeğinin belirgin düzeyde bir soruna işaret etmesinin ‘kesin tanı’ anlamına gelmediğine dikkat çeken Demirsoy, bunun ‘bir uzmanla görüşmeye değer’ şeklinde değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Kişinin günlük yaşamında belirgin sıkıntı yaşaması, belirtilerin süreklilik göstermesi veya giderek artması ve işlevselliğinin etkilenmesi durumunda uzman görüşüne başvurulması gerektiğini yineleyen Demirsoy, “Öz bildirim ölçekleri uzman değerlendirmesi olmadan eksik veya yanıltıcı olabilir. Aynı konuda tekrar tekrar internette araştırma yapma ihtiyacı hisseden kişilerin de kendi kendine tanı koymaya çalışmak yerine profesyonel görüş alması daha doğru bir yaklaşım olur.” ifadelerini kullandı. Yasemin Yalçın: “Online testler bazı ipuçları verebilir ama tanımızı söylemez!” Uzman Klinik Psikolog Yasemin Yalçın da internette ve sosyal medyada karşılaşılan her psikolojik testin bilimsel olmadığına işaret ederek, bilimsel psikolojik ölçeklerin geçerlilik, güvenilirlik ve standardizasyon çalışmalarından geçmiş olması gerektiğini vurguladı. Yalçın, özellikle ‘Narsist misin?’, ‘DEHB olabilir misin?’ veya ‘10 soruda kişilik tipini öğren’ gibi içeriklerin önemli bir bölümünün bilimsel kriterleri taşımayabileceğine dikkat çekti ve sözlerini şöyle tamamladı: “Tanı klinik görüşme, kişinin belirtilerinin süresi ve yaşamına etkisi, kişisel ve aile öyküsü ile gerektiğinde farklı değerlendirme araçlarının birlikte ele alınmasıyla konulur. Kişi yalnızca test puanına değil, günlük yaşamındaki işlevselliğine de dikkat etmeli. Uzun süren yoğun mutsuzluk veya kaygı, uyku ve iştah değişiklikleri, belirgin dikkat ve konsantrasyon güçlüğü, ilişkilerde veya iş/okul yaşamında ciddi bozulma ya da kontrol edilmekte zorlanılan düşünce ve davranışların bulunması halinde test sonucundan bağımsız olarak bir uzmana başvurmak önemli. Online psikolojik testler bize bazı ipuçları verebilir ancak tanımızı söylemez. Test sonucunu bir başlangıç noktası olarak görmek ve klinik değerlendirmenin yerine koymamak gerekir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Dünya MS Günü’nde Hareketin Gücüne Dikkat Çekildi Haber

Dünya MS Günü’nde Hareketin Gücüne Dikkat Çekildi

Dünya MS Günü kapsamında Türkiye MS Derneği ve Merck'in iş birliğiyle İstanbul Ataşehir Let’s Club Spor Kulübü’nün ev sahipliğinde gerçekleştirilen farkındalık etkinliğinde, Multipl Skleroz (MS) ile yaşayan bireyler için hareketin ve fiziksel aktivitenin yaşam kalitesine katkısı uzman hekimlerin katılımıyla değerlendirildi. Merkezi sinir sistemini etkileyen kronik bir hastalık olan Multipl Skleroz (MS), dünya genelinde yaklaşık 3,5 milyon, Türkiye’de ise 70 binin üzerinde bireyi etkiliyor. Genellikle 20-40 yaş arası genç yetişkinlerde görülen ve hastaların günlük yaşamlarını fiziksel, duygusal ve sosyal açıdan etkileyen bu hastalığa dikkat çekmek için düzenlenen etkinlikte, fiziksel aktivitenin MS hastalarının yaşam kalitesi üzerindeki etkileri ele alındı. Toplantıda, hareketin yalnızca fiziksel değil psikolojik açıdan da destekleyici rolü vurgulandı. Etkinliğin moderatörlüğünü İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden Prof. Dr. Yeşim Beckmann üstlenirken; Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Doç. Dr. Sedat Şen, Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Haluk Gümüş ve İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden Doç. Dr. Cihat Uzunköprü konuşmacı olarak programa katıldı. Program kapsamında gerçekleştirilen oturumlarda; MS belirtileri, tanı süreci, günlük yaşam yönetimi ve güncel tedavi yaklaşımlarına dair önemli bilgiler paylaşıldı. Soru-cevap bölümünün ardından katılımcılar, düzenlenen spinning aktivitesiyle hareketin gücünü deneyimleme fırsatı buldular. Etkinliğin açılış ve moderasyonunu üstlenen Prof. Dr. Yeşim Beckmann, “MS, her bireyde farklı belirtilerle seyredebildiği için yalnızca tedavi süreci değil, günlük yaşam yönetimi de büyük önem taşıyor. Hareket etmek, düzenli fiziksel aktiviteyi yaşamın bir parçası haline getirmek ve sosyal hayattan kopmamak; MS ile yaşayan bireylerin yaşam kalitesini destekleyen en önemli unsurlar arasında yer alıyor.” dedi. “MS’de İlk Pedal: Hastalar Hangi Semptomlarla Yola Çıkıyor?” başlıklı konuşmasında erken tanının önemine değinen Doç. Dr. Sedat Şen, “MS’in erken dönem belirtileri kişiden kişiye değişiklik gösterebiliyor ve zaman zaman uyuşma, halsizlik veya görme bozuklukları gibi semptomlar başka sağlık sorunlarıyla karıştırılabiliyor. Bu nedenle hem toplumdaki farkındalığın artması hem de bireylerin belirtileri doğru şekilde değerlendirmesi erken tanı açısından kritik önem taşıyor.” açıklamasında bulundu. “MS ile Günlük Hayat: Rutinler Nasıl Vites Değiştiriyor?” oturumunda hastalığın sosyal boyutuna dikkat çeken Prof. Dr. Haluk Gümüş, “MS ile yaşamak yalnızca fiziksel belirtileri yönetmek anlamına gelmiyor. Günlük rutinlerin sürdürülebilmesi, sosyal yaşamın devam etmesi ve bireyin aktif kalabilmesi de hastalık yönetiminin ayrılmaz bir parçası. Düzenli egzersiz ve hareket, bu noktada hastalarımız için destekleyici bir rol üstleniyor.” şeklinde konuştu. “MS Tedavisinde İleri Vites: Bugün Neredeyiz?” başlığı altında güncel tıbbi yaklaşımları aktaran Doç. Dr. Cihat Uzunköprü ise, “MS tedavisinde son yıllarda çok önemli gelişmeler yaşanıyor. Günümüzde hastaların yaşam kalitesini korumaya ve hastalığın ilerlemesini kontrol altına almaya yönelik daha kapsamlı yaklaşımlar uygulanabiliyor. Ancak tıbbi tedaviler kadar toplumsal farkındalık, doğru yaşam alışkanlıkları ve multidisipliner yaklaşım da büyük önem taşıyor.” ifadelerini kullandı. Dünya MS Günü kapsamında gerçekleştirilen ve büyük ilgi gören etkinlikte verilen ortak mesaj; MS ile yaşayan bireylerin sosyal yaşamdan kopmadan, aktif, hareketli bir yaşam sürmelerinin önemine dikkat çekmek ve hastalığa yönelik toplumsal bilinci daha da güçlendirmek oldu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Baharda Alerji Alarmı: Çocuklarda Şikayetler Artıyor Haber

Baharda Alerji Alarmı: Çocuklarda Şikayetler Artıyor

Bahar aylarının gelmesiyle birlikte doğada polen yoğunluğunun arttığını belirten Nev Sağlık Grubu Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Cemalettin Güneş, bu durumun çocuklarda alerjik hastalıkların daha sık görülmesine neden olduğunu söyledi. Son haftalarda polen alerjisine bağlı başvurularda belirgin artış yaşandığını ifade eden Güneş, ailelerin belirtileri doğru tanımasının ve gerekli önlemleri almasının büyük önem taşıdığını vurguladı. “Baharda en sık görülen alerjik hastalıklar” Bahar aylarında en sık karşılaşılan alerjik hastalıklarla ilgili bilgi veren Uzm. Dr. Cemalettin Güneş, şunları söyledi: “Alerjik rinit (saman nezlesi) burun akıntısı, tıkanıklık, sık hapşırma ve burun kaşıntısı ile kendini gösterir. Çocuklar genellikle burunlarını yukarı doğru silme hareketi yapar (alerjik selam). Alerjik konjonktivit (göz alerjisi) gözlerde kızarıklık, kaşıntı, yanma ve sulanma ile ortaya çıkar. Çocuklar gözlerini sürekli ovalama eğilimindedir. Alerjik astım ise özellikle gece artan öksürük, eforla ortaya çıkan nefes darlığı ve hırıltı ile kendini gösterir. Bahar aylarında ataklar belirgin şekilde artabilir. Bu hastalıklar çoğu zaman birlikte de görülebilir ve çocuğun uyku kalitesini, okul başarısını ve günlük yaşamını olumsuz etkileyebilir.” “Ailelerin en sık yaptığı hata” Alerjik belirtilerin çoğu zaman soğuk algınlığı ile karıştırıldığına dikkat çeken Uzm. Dr. Cemalettin Güneş, şu ifadeleri kullandı: “En sık karşılaştığım durumlardan biri, alerjik belirtilerin uzun süre ‘soğuk algınlığı’ zannedilmesidir. Soğuk algınlığı genellikle 5–7 gün içinde düzelir. Alerjik şikayetler ise haftalarca hatta aylarca sürebilir. Eğer çocukta 1 haftadan uzun süren burun akıntısı, tekrarlayan hapşırık krizleri, göz kaşıntısı ve gece artan öksürük varsa mutlaka alerji açısından değerlendirilmesini öneriyorum.” “Polen alerjisinden korunma yolları” Polen maruziyetini azaltmanın şikayetleri önemli ölçüde hafiflettiğini belirten Uzm. Dr. Cemalettin Güneş, ailelere şu önerilerde bulundu: “Sabah erken saatlerde ve rüzgârlı havalarda dışarı çıkışı sınırlandırın. Dış ortamdan eve gelince mutlaka el, yüz yıkama ve kıyafet değiştirme alışkanlığı kazandırın. Çocuğun saçlarında biriken polenler için akşam duşu faydalı olabilir. Evde pencereleri özellikle polenin yoğun olduğu saatlerde kapalı tutun. Araç içinde camları açmamaya özen gösterin. Ev temizliğini düzenli yaparak toz ve alerjen yükünü azaltın.” “Tedavi süreci nasıl ilerliyor?” Alerjik hastalıkların doğru tanı ve uygun tedavi ile kontrol altına alınabileceğini ifade eden Uzm. Dr. Cemalettin Güneş, süreci şöyle anlattı: “Gerekli durumlarda alerji testleri yapılarak tetikleyici faktörler belirleniyor. Her çocuğun ihtiyacına göre kişiselleştirilmiş tedavi planı oluşturuluyor. Uygun ilaç tedavileri (şurup, burun spreyi, inhaler tedaviler) ile şikayetler etkin şekilde kontrol altına alınıyor. Erken dönemde başlanan tedavi sayesinde hem şikayetleri azaltmak hem de hastalığın ilerlemesini önlemek mümkün oluyor.” “Hangi çocuklar risk altında?” Bazı çocuklarda alerjik hastalıkların daha sık görüldüğünü belirten Uzm. Dr. Cemalettin Güneş, şu bilgileri paylaştı: “Ailesinde alerji veya astım öyküsü olanlar, Daha önce egzama (atopik dermatit) geçirmiş olanlar, Sigara dumanına maruz kalanlar bu açıdan daha risk altındadır. Bu çocukların bahar aylarında daha dikkatli takip edilmesini öneriyoruz.” “Erken tanı yaşam kalitesini artırıyor” Bahar aylarında uzayan burun akıntısı, geçmeyen öksürük ve göz şikayetlerinin çoğu zaman enfeksiyon değil alerjiye bağlı olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Cemalettin Güneş, sözlerini şöyle tamamladı: “Erken fark etmek, doğru yönetmek ve uygun tedaviye başlamak çocuğun yaşam kalitesini belirgin şekilde artırır. Şikayetler uzuyorsa mutlaka bir çocuk hekimi tarafından değerlendirilmesini öneriyorum.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Çocuğunuz Oyun Oynarken Öfkeleniyorsa Dikkat! Haber

Çocuğunuz Oyun Oynarken Öfkeleniyorsa Dikkat!

Oyun bağımlılığının yalnızca ekran süresinin artmasıyla sınırlı olmadığına dikkat çeken Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Çocuğun duygusal, sosyal ve akademik yaşamını etkileyen ciddi bir sorun olarak ele alınması gerekir.” dedi. Oyun oynarken öfke kontrolünde zorlanma, uyku düzeninin bozulması ve sorumlulukların ihmal edilmesi gibi belirtilerin önemli uyarı işaretleri arasında yer aldığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Çetin, ebeveynlerin bu süreçte rehberlik edici ve denetleyici bir rol üstlenmesinin, koruyucu bir yaklaşım sunduğunu vurguladı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, çocuklarda oyun bağımlılığının belirtileri, ailelerin dikkat etmesi gerekenleri, korunma yolları ve tedavi süreci hakkında bilgi verdi. Oyun bağımlılığı, çocuğun yaşamını çok yönlü etkileyen ciddi bir sorun! Dijital teknolojilerin günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası hâline gelmesiyle birlikte, çocuklar ve gençlerin oyunlarla çok daha erken yaşlarda ve yoğun biçimde karşılaştığına dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Bu durum, ebeveynlerde ‘Çocuğum oyun bağımlısı mı?’ sorusunu da beraberinde getiriyor.” dedi. Dr. Öğr. Üyesi Çetin, oyun bağımlılığının, yalnızca oyun oynama süresinin artmasıyla sınırlı olmayan; çocuğun duygusal, sosyal ve akademik yaşamını etkileyen ciddi bir sorun olarak ele alınması gerektiği uyarısında bulundu. Bu belirtiler oyun bağımlılığına işaret ediyor! Oyun bağımlılığına işaret edebilecek pek çok önemli belirteç bulunduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Çocuğun ekran karşısında geçirdiği sürenin giderek artması; bu sürenin cep telefonu, tablet, bilgisayar ya da oyun konsolu aracılığıyla gerçekleşmesi fark etmeksizin dikkatle değerlendirilmeli.” dedi. Özellikle çocuğun, planladığından ya da ebeveynleri tarafından uygun görülen süreden daha fazla oyun oynamaya başlamasının önemli bir uyarı işareti olduğuna vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Çetin sözlerini şöyle sürdürdü: “Bunun yanı sıra, oyun oynadığı zamanlarda öfke kontrolünde zorlanması, oyunu bırakması istendiğinde yoğun tepkiler vermesi ve gündelik yaşam düzeninin oyun nedeniyle bozulması da dikkat edilmesi gereken belirtiler arasındadır. Uyku düzeninin bozulması, sosyal ilişkilerden uzaklaşma ve sorumluluklarını ihmal etme gibi durumlar, oyunla kurulan ilişkinin sağlıklı sınırların dışına çıktığını gösterebilir.” Ebeveynler rehberlik edici ve denetleyici bir rol üstlenmeli! Elektronik cihazların yaygınlaşmasının yanında, çocukların bu araçlarla temasının belirli bir kontrol ve sınır çerçevesinde olmasının büyük önem taşıdığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Çocuğun cep telefonu ve diğer dijital cihazları kullanımı, yaşamının merkezine yerleşmemeli; kullanım süreleri ve zamanları ebeveynler tarafından belirlenmeli.” dedi. Bilgisayar ya da oyun konsolu ile vakit geçirmek isteyen çocukların, ebeveynlerin uygun gördüğü saat ve sürelerde oyun oynamasına izin verilmesi gerektiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Çetin, “Kuralların net, tutarlı ve takip edilebilir olması koruyucu bir yaklaşım sunar. Ebeveynlerin rehberlik edici ve denetleyici rolü, çocuğun sağlıklı bir dijital denge kurmasına yardımcı olur.” açıklamasını yaptı. Tedavide psikoterapi süreci önemli! Oyun bağımlılığı tedavisinde ilk adımın, bireyin kendisi ve yakınlarıyla yapılan ayrıntılı değerlendirme süreci olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Bu süreçte, oyun davranışının günlük yaşamın ne kadarını kapladığı, hangi alanlarda işlev kaybına yol açtığı ve kişinin nerede durmakta zorlandığı ayrıntılı biçimde ele alınır.” dedi. Gerekli görüldüğünde beyin tetkikleri ve psikolojik değerlendirme testleri uygulandığına işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Çetin, sözlerini şöyle tamamladı: “Tedavi sürecinde, bazı durumlarda oyun oynama isteğini azaltmaya yönelik ilaç tedavileri ya da eşlik eden ruhsal sorunlara yönelik farmakolojik destekler kullanılabilir. Ancak oyun bağımlılığında tek başına ilaç tedavisi yeterli değildir. Mutlaka psikoterapi sürecinin tedaviye eşlik etmesi gerekir. Psikoterapi sürecinde, oyunu kontrol edebilme becerilerinin geliştirilmesi ve bağımlılığı besleyen faktörlerin ele alınması hedeflenir. Uygun görülen vakalarda, beyin uyarım tedavileri de tedavi seçenekleri arasında yer alabilir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Serviks Kanserinde Erken Tanı Hayat Kurtarıyor Haber

Serviks Kanserinde Erken Tanı Hayat Kurtarıyor

Serviks kanseriyle mücadelede en etkili yaklaşımın düzenli jinekolojik kontroller olduğuna dikkat çekiliyor. Belirlenen aralıklarla yapılan taramalar sayesinde hastalık gelişmeden önce riskli hücresel değişiklikler saptanabiliyor ve süreç çok daha kontrollü şekilde yönetilebiliyor. Düzenli Tarama Neden Önemli? Serviks kanserinin büyük ölçüde tarama testleriyle saptanabildiğini belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Parısa Ebrahımzadeh Khıavı, bu testlerin yalnızca tanı koymak için değil, hastalık gelişimini önlemek açısından da kritik rol oynadığını vurguluyor. Op. Dr. Khıavı, “Pap smear ve HPV testleri, serviks kanserine yol açabilecek hücresel değişiklikleri henüz kansere dönüşmeden yakalamamızı sağlıyor. Bu nedenle düzenli tarama, serviks kanseriyle mücadelede en etkili basamaklardan biridir” diyor. HPV Türkiye’de Sanılandan Çok Daha Yaygın Serviks kanserinin en önemli nedenlerinden birinin HPV enfeksiyonu olduğunu belirten Op. Dr. Parısa Ebrahımzadeh Khıavı, toplumda sık görülen bir virüs olduğuna dikkat çekiyor. “Türkiye’de özellikle genç kadınlar, evlilik sonrası kontroller sırasında HPV pozitifliği ile karşılaşabiliyor. Ancak bu durum her zaman kansere işaret etmez” diyen Op. Dr. Khıavı, düzenli takip ve taramanın belirleyici rol oynadığını vurguluyor. HPV’den Korunmak Mümkün HPV enfeksiyonundan korunmada bazı temel adımlar önemli rol oynuyor. HPV aşısının virüse karşı en etkili koruyucu yöntemlerden biri olduğunu ifade eden Op. Dr. Khıavı, düzenli jinekolojik muayene, tarama testlerinin aksatılmaması ve cinsel sağlık konusunda bilinçli davranmanın riski azalttığını vurguluyor. “HPV çok yaygın olduğu için ‘bana olmaz’ düşüncesi en büyük yanılgılardan biridir” diyen Op. Dr. Khıavı, korunmada sürekliliğin önemine işaret ediyor. HPV Bulaştığında Ne Yapılmalı? HPV pozitifliği saptandığında panik yapılmaması gerektiğini söyleyen Op. Dr. Parısa Ebrahımzadeh Khıavı, izlenecek yolun kişiye özel olarak planlandığını belirtiyor. “HPV saptandığında ilk yapılması gereken doğru değerlendirme ve düzenli takip. Pek çok HPV tipi bağışıklık sistemi tarafından zamanla temizlenebiliyor” diyen Op. Dr. Khıavı, bu süreçte Smear ve HPV testleriyle düzenli izlem yapılmasının büyük önem taşıdığını belirtiyor. Geç Tanı Tedavi Sürecini Zorlaştırıyor Serviks kanserinin geç evrede tanı alması, tedavi sürecini daha uzun ve zor hale getirebiliyor. Op. Dr. Khıavı, “Erken evrede tanı alan hastalarda tedavi süreci çok daha kontrollü ilerliyor. Bu nedenle düzenli tarama bir tercih değil, kadın sağlığının temel bir parçası olarak görülmeli” diyor. Çakmak Erdem Hastanesi’nde görev yapan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Parısa Ebrahımzadeh Khıavı, düzenli taramanın hastalıkla mücadelede belirleyici rol oynadığını ve kontrollerin aksatılmaması gerektiğini vurguluyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.