Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Teknik Destek

Kapsül Haber Ajansı - Teknik Destek haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Teknik Destek haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Beyaz Eşya Sektöründe İhracat ve Üretimde Daralma Sürüyor Haber

Beyaz Eşya Sektöründe İhracat ve Üretimde Daralma Sürüyor

Türkiye Beyaz Eşya Sanayicileri Derneği (TÜRKBESD), sektörün 2026 yılı Ocak-Eylül göstergelerine dair değerlendirmelerini paylaştı. Arçelik, BSH, Dyson, Electrolux, Haier Europe, Midea Grup Türkiye, Miele, Samsung, Versuni (Philips) ve Vestel‘den oluşan, üye yapısıyla Türkiye’de üretim veya ithalat faaliyetinde bulunan yerli ve uluslararası firmaları temsil eden TÜRKBESD’in verilerine göre, 2026 yılının ilk dokuz ayında 6 ana ürün grubunda iç satışlar, geçen yılın aynı dönemine kıyasla %2 geriledi. Dış pazarlarda son yıllarda gözlemlenen gerileme trendi devam ederken, ihracat bir önceki yılın aynı dönemine göre %17 azalarak 12.637.299 adet olarak gerçekleşti. Bu düşüş üretim adetlerine de yansırken, üretim miktarı %11 gerileyerek 19.773.167 adet oldu. Toplam satışlar ise %12 azalışla 20.016.756 adet olarak kaydedildi. Eylül ayı özelinde ise geçen yılın aynı ayına göre iç satışlar %16 artarak 973.363 adede ulaşırken ihracat %13 azalarak 1.593.029 adet oldu. Üretim %1 artışla 2.614.418 adet olarak gerçekleşirken toplam satışlar %4 gerileyerek 2.566.392 adet seviyesinde kaydedildi. Küresel beyaz eşya üretiminin yaklaşık %7'sini gerçekleştiren Türkiye, Avrupa’nın en büyük, dünyanın ise en büyük ikinci beyaz eşya üretim merkezi konumunda yer alıyor. 2025 yılı itibarıyla yıllık 29 milyon adetlik üretim hacmine sahip olan beyaz eşya sektörü, 60 bin kişiye doğrudan, 600 bin kişiye ise dolaylı istihdam sağlıyor. 2025 yılında 20,2 milyon adet ihracat gerçekleştiren sektör, küresel piyasalardaki rekabetçiliğini artırmak amacıyla Ar-Ge, dijital dönüşüm ve yeşil dönüşüm yatırımlarını sürdürüyor. İç pazar, sanayi için hayati bir "kaldıraç" görevi görüyor Sonuçları değerlendiren TÜRKBESD Başkanı Alper Şengül, “2026 yılının üçüncü çeyreğinde iç pazar satışlarında hafif bir toparlanma eğilimi gözlemledik. Bu durum pazarda kısa vadede pozitif bir etki yaratsa da piyasanın uzun süredir devam eden durgunluğunu ve ihracat pazarlarındaki derin kayıpları telafi etmeye maalesef yetmemektedir” dedi. Küresel pazarlardaki daralma döneminde iç pazarın, sanayinin ayakta kalabilmesi ve üretim gücünü koruyabilmesi için hayati bir "kaldıraç" görevi gördüğünü belirten Şengül, “İç pazardaki toparlanmanın sürdürülebilir kılınması ve sektöre can suyu olması için, kredi kartı taksit imkânlarının genişletilmesi ve aynı zamanda yüksek faiz ve komisyon oranlarının makul seviyelere çekilmesi önem taşıyor” diye konuştu. Destekleyici tedbirlerin hızla devreye alınmasına ihtiyaç var Şengül, sektörün öncelikli gündeminin ana ihracat pazarlarında kaybedilen rekabet gücünün yeniden kazanılması olduğunu belirterek şöyle devam etti: “Türkiye beyaz eşya sektörü, yapısal olarak üretiminin yaklaşık %70'ini ihraç eden küresel bir oyuncudur; dolayısıyla dış pazarlarda yaşanan kayıplar doğrudan toplam üretimi baskılamaktadır.” Üretim hacmindeki daralmanın sektörün ölçek ekonomisinden kaynaklanan avantajını zayıflattığını ve uluslararası rekabet gücü açısından risk oluşturduğunu ifade eden Şengül, şunları söyledi: “Özellikle Çin’in düşük maliyet avantajıyla Avrupa pazarında hâkimiyetini artırması, sürekli yükselen girdi maliyetleri ve finansman zorluklarıyla mücadele eden üreticilerimizin uluslararası pazarlardaki rekabet gücünü baskılıyor. Bu koşullarda, çelik gibi temel girdilerde ilave maliyet yaratabilecek ticaret önlemlerinden kaçınılması, sektörümüzün rekabetçiliği açısından büyük önem taşıyor. Türk beyaz eşyasının dünyadaki öncü konumunu ve istihdam gücünü koruyabilmesi adına, maliyet yüklerini hafifletecek destekleyici tedbirlerin hızla devreye alınmasına ihtiyaç duyulmaktadır.” Enerji verimli ürünlere teşvik sürdürülebilir büyümenin anahtarı İç pazarı sürdürülebilir biçimde destekleyecek yapısal adımlara dikkat çeken Şengül, enerji verimli ürünlerin yaygınlaşmasını merkeze alan bütüncül bir yaklaşımın, iç talebi canlandırmak ve sürdürülebilir büyümeyi desteklemek açısından en etkili ve kalıcı çözümlerden biri olduğuna işaret etti. “Sektör olarak, her geçen gün daha yüksek enerji verimliliği sağlayan, daha az enerji ve su tüketen ürünler geliştiriyor ve piyasaya sunuyoruz; bu sayede hem doğal kaynakların korunmasına ve karbon emisyonlarının azaltılmasına katkı sunuyor hem de tüketicilerimizin bütçesini destekliyoruz” diyen Şengül, tüketicilerin enerji verimli ürünlere erişimini kolaylaştıracak vergi indirimi, finansman desteği ve benzeri teşviklerin, ülke ekonomisine sağlayacağı uzun vadeli faydalar ve ulusal enerji verimliliği hedeflerine katkısı bakımından kritik önem taşıdığına değindi. Şengül şöyle devam etti: “Bu yıl Türkiye’nin ev sahipliğinde Antalya’da düzenlenecek COP31 İklim Zirvesi, enerji verimliliğinin iklim hedeflerine ulaşmadaki rolünü vurgulamak açısından önemli bir fırsat sunuyor. Beyaz eşya sektörü olarak, enerji ve su tasarrufu sağlayan ürünlerimizin yaygınlaşmasıyla yeşil dönüşüme katkı sunmaya ve Türkiye’nin sürdürülebilir sanayi hedeflerini uluslararası platformda güçlü şekilde desteklemeye hazırız.” Anti-damping uygulamaları ihracat rekabetçiliği üzerindeki baskıyı artırıyor TÜRKBESD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Mehmet Yavuz, yassı çelik ürünlerine yönelik yüksek vergiler ile artan girdi maliyetlerinin üreticilerin rekabet gücünü zorladığına dikkat çekti. Yassı çeliğin beyaz eşya üretiminde önemli bir girdi kalemi olduğunu belirten Yavuz, “Bu ürünlere yönelik anti-damping uygulamalarının getirdiği vergiler, üretim maliyetlerimizi doğrudan artırırken ihracat pazarlarındaki rekabet gücümüzü de olumsuz etkiliyor” dedi. Üretim ve ihracatta yaşanan daralmanın tek bir nedene bağlı olmadığını vurgulayan Yavuz, “Küresel talebin zayıf seyri ve ihracat pazarlarındaki belirsizlikler sektörümüz açısından önemli zorluklar oluşturuyor. Bununla birlikte, temel girdiler üzerindeki ilave maliyet yükleri mevcut koşulları daha da zorlaştırıyor. Türkiye’nin katma değerli üretim ve ihracat hedeflerini destekleyebilmesi için sanayinin maliyet yapısının öngörülebilir ve sürdürülebilir olması, uluslararası pazarlardaki konumumuzu korumanın ön koşuludur” ifadelerini kullandı. GEKAP yükü sektörün uluslararası rekabet gücünü zorluyor Beyaz eşya sektörünün küresel pazarlardaki rekabet koşullarına dikkat çeken TÜRKBESD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Fatih Özkadı, Geri Kazanım Katılım Payı’nın (GEKAP) üreticiler açısından önemli bir maliyet unsuruna dönüştüğünü belirtti. Özkadı, sektörün başlıca uluslararası rakiplerinde benzer nitelikte bir maliyet kalemi bulunmamasının Türk üreticiler açısından rekabet dezavantajı yarattığını ifade etti. 2020–2025 döneminde sektörden tahsil edilen toplam GEKAP tutarının yaklaşık 250 milyon dolar seviyesinde gerçekleştiğini belirten Özkadı, üretim ve ihracatta yaşanan kayıplar dikkate alındığında mevcut uygulamanın yeniden değerlendirilmesinin önem taşıdığını vurguladı. Özkadı, GEKAP yükümlülüğünün geçici olarak kaldırılmasının veya birim tutarların en az %50 azaltılmasının sektörün rekabet gücünün desteklenmesine önemli katkı sağlayacağını ifade etti. GEKAP hesaplama modelinin beyaz eşya ürünlerinin özgün yapısını daha fazla dikkate alması gerektiğini de belirten Özkadı, “Beyaz eşya ürünleri, kapsam dahilindeki pek çok üründen hem ağırlıkları hem de uzun kullanım ömürleri açısından ayrışıyor. Bu nedenle yalnızca ürün ağırlığını esas alan bir hesaplama yöntemi, gerçek çevresel etkiyi ve geri kazanım maliyetlerini yeterince yansıtmıyor. Ürünlerin yapısal özelliklerinin dikkate alındığı, ürün bazında farklılaştırılmış, daha dengeli bir sisteme geçilmesini önemli görüyoruz” dedi. Güvenli servis hizmeti için tüketicilere resmi kanalları kullanma çağrısı Beyaz eşya sektörünün üretimden satış sonrası hizmetlere uzanan geniş bir değer zinciri oluşturduğunu belirten TÜRKBESD Yönetim Kurulu Üyesi Semir Kuseyri, Türkiye genelinde hizmet veren 3.500’ün üzerindeki yetkili servisin bu yapının temel unsurlarından biri olduğunu söyledi. Yetkili servis kimliğinin kötüye kullanılmasının tüketici mağduriyetlerine yol açabildiğine dikkat çeken Kuseyri, “Yetkili servislerimiz, tüketicilerimizin satış sonrası ihtiyaçlarına destek olmak üzere her gün binlerce haneye ulaşıyor. Ancak yetkili olmadığı halde kendisini bu şekilde tanıtan kişi ve işletmeler nedeniyle tüketicilerimizin mağduriyet yaşadığı örneklerle karşılaşıyoruz. Bu nedenle teknik destek veya onarım hizmetine ihtiyaç duyan tüketicilerimizin arama motorlarındaki sonuçlar yerine markaların resmi internet siteleri ya da Ticaret Bakanlığımızın servis.gov.tr adresi üzerinden yetkili servislere ulaşmalarını özellikle tavsiye ediyoruz. Doğru kanalların kullanılması, güvenilir hizmete erişim ve mağduriyetlerin önüne geçilmesi açısından büyük önem taşıyor” diye konuştu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Borsan Kablo Ticari Fizibilite Yetkinliklerini OKA Desteğinde Güçlendiriyor  Haber

Borsan Kablo Ticari Fizibilite Yetkinliklerini OKA Desteğinde Güçlendiriyor 

40 yılı aşkın köklü geçmişiyle Türkiye’nin en büyük 400 sanayi kuruluşu ve dünya genelinde 100’e yaklaşan ülkeyi kapsayan geniş bir coğrafyaya gerçekleştirdiği ihracatla ülkemizin ilk 300 ihracatçısı arasında yer alan Borsan Kablo, Orta Karadeniz Kalkınma Ajansı (OKA) ile destek sözleşmesi imzaladı. "Ar-Ge ve Yatırım Süreçlerinde Ticari Fizibilite Analizi Yetkinliklerinin Güçlendirilmesi" başlıklı proje kapsamında Borsan Kablo, Ar-Ge ve yatırım fikirlerinin pazar potansiyeli, müşteri ihtiyaçları, rekabet koşulları, ekonomik yapılabilirlik, ihracat kapasitesi ve ticarileştirme fırsatları açısından değerlendirilmesine yönelik kurumsal yetkinliklerini geliştirecek. Adnan Ölmez: “Hedefimiz, Geliştirdiğimiz Teknolojileri Küresel Pazarlarda Rekabet Edebilen Ürünlere Dönüştürmek” Destek sözleşmesini Borsan Kablo adına imzalayan Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Ölmez, Ar-Ge ve yatırım süreçlerinde ticari fizibilite yetkinliklerini geliştirmenin önemine dikkat çekerek şunları söyledi: “Sanayide rekabet gücümüzü korumak ve büyütmek için üretim kapasitemizi artırırken, hangi teknolojilere yatırım yaptığımız ve bu yatırımlardan nasıl değer yarattığımız da büyük önem taşıyor. Ar-Ge ve teknoloji yatırımlarımızı, değişen küresel pazar koşullarını ve müşteri ihtiyaçlarını gözeten uzun vadeli bir stratejiyle yönetiyoruz. Hedefimiz, geliştirdiğimiz teknolojileri yüksek katma değerli ve uluslararası pazarlarda rekabet edebilen ürünlere dönüştürmek. Orta Karadeniz Kalkınma Ajansı ile gerçekleştirdiğimiz bu çalışma da yatırım kararlarımızda pazar verilerini, ticari potansiyeli ve sürdürülebilirlik kriterlerini daha etkin değerlendirmemize katkı sağlayacak.” Orta Karadeniz Kalkınma Ajansı (OKA) Genel Sekreteri Mehlika DİCLE de, "Borsan Kablo'nun sanayide değer yaratma ve küresel rekabet vizyonu çerçevesinde, geliştirilen teknolojilerin uluslararası pazarlarda yüksek katma değerli ürünlere dönüşmesi ancak veriye dayalı pazar stratejileriyle mümkün. Hayata geçirdiğimiz bu iş birliği; Ar-Ge yatırımlarının pazar dinamikleriyle uyumlandırılması ve projelerin sürdürülebilir rekabet avantajına dönüştürülmesi adına atılmış önemli bir adımdır. Bu yaklaşımın, yatırım kararlarının daha sağlıklı verilmesine, kaynakların etkin kullanılmasına ve geliştirilen projelerin ticarileşme potansiyelinin güçlendirilmesine katkı sağlayacağına inanıyoruz." şeklinde konuştu Borsan Kablo’nun kurum içinde yürüttüğü Ar-Ge çalışmalarının yanı sıra üniversite-sanayi iş birlikleri, ulusal ve uluslararası destek programları kapsamında geliştirdiği projelerin sayısı ve teknoloji çeşitliliği artıyor. OKA desteğiyle gerçekleştirilecek eğitim, bu projelerin başlangıç aşamasından itibaren daha kapsamlı pazar analizleri ve ticari fizibilite çalışmalarıyla değerlendirilmesine odaklanacak. Böylece proje ve yatırım önceliklerinin nesnel kriterlerle belirlenmesi, kaynakların verimli kullanılması ve yatırım risklerinin azaltılması hedefleniyor. Yeşil Dönüşüm ve Yeni Teknolojilerin Ticarileştirilmesi Ön Planda Eğitim kapsamında, Ar-Ge ve yatırım projelerinin ticari fizibilite analizlerinde yeşil dönüşüm ve sürdürülebilir üretim kriterleri de ele alınacak. Enerji ve kaynak verimliliği, çevresel etkiler ve döngüsel ekonomi ilkeleriyle birlikte yeşil dönüşümün oluşturduğu yeni pazar fırsatlarının değerlendirilmesine yönelik yetkinlikler geliştirilecek. OKA’nın teknik desteği kapsamında gerçekleştirilecek eğitimle Borsan Kablo, Ar-Ge ve yatırım projelerinde pazar odaklı, veri temelli ve sistematik fizibilite analizi yetkinliklerini daha da geliştirmeyi hedefliyor. Çalışmanın bir diğer odağını ise yeni teknolojilerin fikri ve sınai mülkiyet hakları kapsamında korunması ve ticarileştirilmesi oluşturuyor. Bu doğrultuda, patent araştırmaları, teknoloji eğilimlerinin analizi, rakip ürün ve teknolojilerin incelenmesi gibi çalışmaların fizibilite süreçleriyle birlikte değerlendirilmesi amaçlanıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Market Dolaplarını Isıtan Siber Saldırı Uzaktan  Erişim Riskini Ortaya Koydu Haber

Market Dolaplarını Isıtan Siber Saldırı Uzaktan  Erişim Riskini Ortaya Koydu

ESET Türkiye Ürün ve Pazarlama Müdürü Can Erginkurban uzaktan erişim güvenliği ile ilgili dikkat edilmesi gereken konuları değerlendirdi; yaşanabilecek riskleri göz önüne alarak dikkat edilmesi gereken noktaları paylaştı. Bir marketteki soğutma sistemleri, kimi zaman tek bir kontrol paneli üzerinden yönetiliyor. Bu panel, dolapların ne zaman soğutacağını, ne zaman buz çözeceğini ve sıcaklık sınırı aşıldığında kime alarm göndereceğini belirliyor. Bakım hizmeti veren ekipler de arızalara müdahale edebilmek için bu sistemlere uzaktan bağlanabiliyor. Ancak güvenli yapılandırılmayan bu bağlantılar, siber saldırganlara fiziksel sistemler üzerinde kontrol imkânı verebiliyor. 11 Ekim’i 12 Ekim’e bağlayan gece Fransa’da yüzlerce marketin soğutma sistemleri siber saldırının hedefi oldu. Kontrol ayarlarının değiştirilmesiyle buz çözme işlemi zorlandı ve bazı dolaplarda sıcaklıklar 50 dereceye kadar yükseldi. Bazı mağazalarda yangın çıkarken taze ve dondurulmuş ürünler kullanılamaz hâle geldi. Olay, siber saldırıların yalnızca veri kaybına değil, işletmelerin günlük faaliyetlerini doğrudan etkileyen fiziksel zararlara da yol açabileceğini gösterdi. Saldırganlar dolabı değil, ayarını değiştirdi Fransa’nın siber olaylara müdahale merkezi CERT-FR’nin yayımladığı uyarıya göre olayda, soğutma tesisatlarını uzaktan yönetmek için kullanılan kontrol cihazları hedef alındı. Saldırganlar, cihazların ayarlarını değiştirerek buz çözme döngüsünü zorladı. Böylece soğutma sistemleri işlevini yerine getiremez hâle geldi ve sıcaklıklar yükseldi. Haber ajanslarının aktardığı bilgilere göre olaydan farklı market zincirlerine bağlı yüzlerce mağaza etkilendi. Bazı mağazalarda ürün kayıpları yaşandı ve yangın çıktı. Saldırının arkasında kimin bulunduğu ise henüz açıklığa kavuşmadı. Olayda dikkat çeken unsurlardan biri, etkilenen cihazların bir bölümünün eski yazılımlar kullanması ve artık güncelleme almamasıydı. Bu durum, internete bağlı fiziksel sistemlerin de düzenli güvenlik kontrollerine ihtiyaç duyduğunu ortaya koydu. İşletmeler açısından risk, yalnızca bilgisayarlara veya kurumsal ağlara yönelik saldırılarla sınırlı değil. Soğutma, iklimlendirme ve üretim gibi kritik işlevleri yöneten sistemler de siber güvenliğin bir parçası. KOBİ’ler tedarik zinciri kaynaklı riskleri gözden kaçırabiliyor ESET’in 4 bin 400 küçük ve orta ölçekli işletmeyle gerçekleştirdiği KOBİ Siber Hazırlık Endeksi 2026 araştırması, tedarik zinciri kaynaklı saldırıların işletmelerin öncelikli endişeleri arasında yeterince yer bulmadığına işaret ediyor. Araştırmaya göre bu riski öne çıkaran işletmelerin oranı yalnızca yüzde 14. Fransa’daki olay, işletmelerin kendi sistemlerinin yanı sıra hizmet aldıkları şirketlerin uzaktan erişim bağlantılarını da değerlendirmesi gerektiğini gösteriyor. Bakım ve teknik destek amacıyla kurulan bağlantılar, gerekli güvenlik önlemleri alınmadığında işletmeler için bir risk oluşturabiliyor. ESET Türkiye Ürün ve Pazarlama Müdürü Can Erginkurban, siber güvenlik yaklaşımının fiziksel sistemleri de kapsaması gerektiğini belirterek şunları söyledi: “Fransa’da yaşanan olay, siber saldırıların yalnızca bilgisayarları ve verileri değil, işletmelerin günlük faaliyetlerini sürdürmek için kullandığı fiziksel sistemleri de hedef alabileceğini gösteriyor. Bir soğutma sisteminin kontrol paneline uzaktan erişilebilmesi, bakım ve işletme süreçleri açısından kolaylık sağlıyor. Ancak bu erişimin kimler tarafından, hangi yöntemle ve hangi güvenlik koşulları altında kullanıldığı mutlaka kontrol edilmeli. Yaptığımız incelemede, Türkiye’de uzaktan soğutma kontrol sistemleriyle ilişkili olabilecek toplam 136 internet erişimli kayıt olabileceğini tespit ettik. Ancak bu kayıtların tamamının marketlerde kullanıldığını, aynı güvenlik açıklarına sahip olduğunu veya doğrudan saldırıya açık bulunduğunu söylemek mümkün değil. Bazıları soğuk hava depoları ya da üretim tesisleri gibi farklı alanlarda kullanılan sistemlere ait olabilir. Aynı cihazın birden fazla servis üzerinden görünmesi de mümkün. Bu veriler, işletmelerin uzaktan erişim yapılandırmalarını, cihazlarının güncelleme durumunu ve alarm sistemlerini gözden geçirmeleri gerektiğini hatırlatıyor. Siber güvenlik yatırımlarını yalnızca verileri korumakla sınırlamamak, iş sürekliliğini sağlayan fiziksel sistemleri de bu kapsamda değerlendirmek gerekiyor.” Uzaktan erişim güvenliği üç soruyla başlıyor Fransa’daki olay, internete açık kontrol panellerinin, güncel olmayan yazılımların ve bağımsız sıcaklık uyarılarının bulunmamasının bir araya geldiğinde ciddi sonuçlar doğurabileceğini gösteriyor. İşletmelerin bu riskleri azaltmak için üç temel konuya odaklanması gerekiyor. 1. Kontrol paneline kimler, nasıl erişiyor? Uzaktan bakım bağlantıları, kontrol panelini doğrudan internete açmak yerine VPN gibi yalnızca yetkili kişilerin erişebildiği güvenli kanallar üzerinden kurulmalı. İşletmeler, servis sağlayıcılarından kullanılan bağlantı yöntemini ve erişim yetkilerini öğrenmeli. Güvenlik duvarında yalnızca belirli IP adreslerine izin verilmesi ek bir önlem sağlayabilir; ancak tek başına yeterli bir güvenlik yaklaşımı olarak görülmemeli. 2. Kontrol cihazı güncel mi? Üretici desteği sona eren cihazlarda yeni ortaya çıkan güvenlik açıkları giderilemeyebilir. Bu nedenle işletmeler yalnızca soğutma sisteminin fiziksel durumunu değil, sistemi yöneten kontrol panelinin modelini, yazılım sürümünü ve güncelleme durumunu da kontrol etmeli. Gerektiğinde cihazın yenilenmesi veya güvenli bir yapılandırmaya geçirilmesi değerlendirilmeli. 3. Sıcaklık yükseldiğinde alarm çalışıyor mu? Kontrol paneli ele geçirildiğinde sıcaklık uyarıları da etkisiz kalabilir. Kritik soğutma sistemlerinde kontrol panelinden bağımsız çalışan sıcaklık sensörleri ve alarm mekanizmaları kullanılması, olası bir sorunun geç fark edilmesini önleyebilir. Böylece ürün kayıplarının ve operasyonel aksaklıkların büyümesi engellenebilir. Fransa’daki olayın gösterdiği gibi siber güvenlik, yalnızca bilgisayarlara ve veriye açılan bağlantıları korumakla sınırlı değil. İşletmelerin üretimini, depolamasını ve günlük faaliyetlerini sürdüren sistemlere uzaktan erişimin de güvenli biçimde yönetilmesi gerekiyor. Çünkü bazen bir işletmenin en önemli güvenlik riski, duvardaki kontrol paneline açılan bağlantıda saklı olabiliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Üretimde Artan Çeşitlilik Doğru Sensör Seçimini Kritik Hale Getiriyor Haber

Üretimde Artan Çeşitlilik Doğru Sensör Seçimini Kritik Hale Getiriyor

Sensör teknolojilerinde yaşanan değişime dikkat çeken Telemecanique Sensors Pazarlama Müdürü Melisa Altuntaş Karanlık, "Sensör teknolojilerinin farklı malzemelere ve uygulamalara uyum sağlaması gerekiyor. Her uygulamaya cevap veren tek bir sensör teknolojisi yok; doğru çözüm, algılanacak malzemeye ve çalışma koşullarına göre değişiyor. Biz de ürün portföyümüzü değişen ihtiyaçlara yanıt verecek şekilde geliştiriyoruz" diyor. Üretim süreçlerinde artan otomasyon, farklı ürün ve ambalaj formatlarına uyum ihtiyacı ve sürdürülebilir malzemelerin yaygınlaşması, makine üreticilerinin sensör teknolojilerinden beklentilerini değiştiriyor. PMMI'nin Mayıs 2026 tarihli araştırmasına göre ambalaj ve proses makineleri alanında araştırmaya katılan Orijinal Ekipman Üreticisi (OEM) üyelerinin yüzde 86'sı inovasyonu şirketleri için yüksek veya kritik bir öncelik olarak tanımlıyor. İnovasyonun öncelik kazanması, yalnızca daha gelişmiş teknolojilerin kullanımını değil, farklı uygulama ve malzeme özelliklerine en uygun algılama teknolojisinin doğru şekilde seçilmesini de önemli hale getiriyor. Telemecanique Sensors Pazarlama Müdürü Melisa Altuntaş Karanlık da makine üreticilerinin değişen sensör ihtiyaçlarını değerlendirerek, bu ihtiyaçlara yönelik geliştirdikleri çözümlerin altını çiziyor. Makine fonksiyonları arttıkça sensör ihtiyacı da çeşitleniyor Günümüzde daha esnek hale gelen üretim süreçlerinin sensör teknolojilerinde daha geniş bir algılama kabiliyeti gerektirdiğine değinen Melisa Altuntaş Karanlık, "Bugün birçok paketleme makinesi aynı anda birden fazla fonksiyonu yerine getirecek şekilde tasarlanıyor. Örneğin şişe dolumu ile kapak yerleştirme işlemleri aynı proseste gerçekleşebiliyor. Bu senaryoda sıvı seviyesinin ve ambalajın fiziksel varlığının doğru şekilde tespit edilmesi kritik önem taşıyor. Yeni fotoelektrik sensörlerimiz, farklı materyallerde stabil ve güvenilir algılama sunarak makinelerin üretkenliğini destekliyor. XU serimiz paketleme, etiketleme, malzeme taşıma ve montaj hatları gibi farklı uygulamalara yönelik çözümler sunuyor. Ultrasonik sensörlerimiz ise nesnenin şekli, rengi, dokusu veya şeffaflığı gibi özelliklerin algılamayı zorlaştırabildiği uygulamalarda alternatif bir teknoloji sunuyor. Böylece makine üreticileri, farklı fonksiyonların bir arada yürütüldüğü sistemlerde uygulamaya uygun algılama teknolojisini daha kolay belirleyebiliyor. Ürünlerimizin farklı format ve algılama yöntemleri sunması, OEM'lerin makine tasarımlarında esneklik kazanmasına destek oluyor" diye konuştu. Sürdürülebilir ambalajlar daha esnek algılama gerektiriyor Yeni nesil ambalaj malzemelerinin algılama teknolojilerinin uyumluluğunu daha önemli hale getirdiğine dikkat çeken Melisa Altuntaş Karanlık, "Sürdürülebilir ambalaj malzemelerinin kullanımındaki artış, sensörlerin farklı yüzey ve materyallere uyum sağlamasını gerektiriyor. Bu nedenle sensörlerin malzemenin fiziksel özelliklerinden kaynaklanan farklılıkları güvenilir şekilde algılayabilmesi önem kazanıyor. Yeni fotoelektrik sensörlerimiz bu farklı yüzey özelliklerine uyum sağlayan çözümler sunarken, ultrasonik sensörlerimiz de ışık, renk, şekil ve şeffaflık gibi değişkenlerin etkili olduğu uygulamalarda öne çıkıyor. Endüktif ve kapasitif sensörlerimiz ise metal, plastik, cam, karton ve sıvı gibi farklı malzemelerin temassız algılanmasını sağlayarak uygulama seçeneklerini genişletiyor. Böylece OEM'ler algılanacak malzemenin özelliklerini dikkate alarak uygun sensör teknolojisini seçebiliyor. Sensör seçiminin uygulamanın başında doğru yapılması, üretim sürecinin devamlılığı ve makinenin farklı malzemelere uyumu açısından önemli bir avantaj sağlıyor" ifadelerini kullandı. Sensör seçiminde uygulamanın ihtiyacı belirleyici oluyor Doğru sensör seçiminin makinenin çalışma koşulları kadar ihtiyaç duyduğu veri ve hizmet altyapısıyla da şekillendiğini söyleyen Melisa Altuntaş Karanlık, şunları söyledi: "Otomasyonda tek bir sensör teknolojisinin her uygulamaya cevap vermesi mümkün değil. Makinenin çalışma koşulları, algılanacak nesne, ortam şartları ve ihtiyaç duyulan veri seviyesi doğru teknolojinin seçiminde belirleyici oluyor. Telerason Sensors olarak mekanik algılamadan akıllı ve bağlantılı sensörlere kadar geniş bir portföy sunuyoruz. Nihayet şalterleri, endüktif ve kapasitif sensörler, fotoelektrik ve ultrasonik sensörler, basınç sensörleri, emniyet çözümleri ve RFID sistemleri farklı uygulama ihtiyaçlarına yanıt veriyor. Ürün seçicimiz, teknik destek hizmetlerimiz, çapraz referans araçlarımız ve sensör eğitimlerimizle OEM'lerin doğru ürüne ve teknik bilgiye daha hızlı ulaşmasına destek oluyoruz. Uygulamaya özel ürün ve kişiselleştirme seçeneklerimiz de makine tasarımının ihtiyaçlarına göre çözüm geliştirmemize imkân sağlıyor. Hedefimiz, uygulama bilgisine sahip uzman ekibimizle OEM'lerin ihtiyaçlarını doğru analiz ederek her uygulama için en uygun algılama teknolojisini belirlemelerine destek olmak." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Şişecam, GlassBuild America Fuarı’na Katıldı Haber

Şişecam, GlassBuild America Fuarı’na Katıldı

Camın tüm temel alanlarında faaliyet gösteren tek küresel şirket olan Şişecam, 23–25 Eylül tarihleri arasında Las Vegas’ta düzenlenen GlassBuild America Fuarı’nda, ABD’deki mimari cam faaliyetlerini ve pazara yönelik çözüm odaklı yaklaşımını sergiledi. Amerika’nın önde gelen cam, pencere ve kapı fuarında Şişecam, ABD pazarının ihtiyaç ve standartlarına uygun olarak geliştirdiği ileri teknoloji ve enerji verimliliği sağlayan mimari cam çözümlerini sektör profesyonellerine tanıttı. Şişecam, fuarda güvenilir bir küresel çözüm ortağı olarak, ABD pazarının ihtiyaçları ve sektör standartları doğrultusunda geliştirdiği yüksek performanslı cam çözümlerini tanıttı. GlassBuild America, aynı zamanda mimarlar, cephe danışmanları, cam işleyicileri, üreticiler ve diğer sektör paydaşlarıyla bir araya gelerek Kuzey Amerika’daki iş birliklerini güçlendirmesi için önemli bir platform sundu. Öne çıkan ürünler arasında, güneş kontrolü, ısı yalıtımı ve yüksek ışık geçirgenliğini bir araya getiren kaplamalı cam çözümleri yer aldı. Geniş ürün portföyüyle modern cephe ve pencere uygulamalarına değer katan Şişecam, enerji verimliliği, konfor ve sürdürülebilirlik odaklı yaklaşımını fuar ziyaretçileriyle buluşturdu. Şişecam’ın ABD pazarındaki öne çıkan çözümlerinden biri olan Şişecam Pure Clear, camın mimari tasarımda önemli bir unsur olduğu uygulamalarda yüksek şeffaflık ve doğal görünüm talebini karşılamak üzere geliştirildi. GlassBuild America’da sergilenen bir diğer ürün grubu ise kuş dostu cam çözümleri oldu. Şişecam BirdProtec çözümleri, özel olarak tasarlanmış desenleri sayesinde kuşların cam yüzeylere çarpmasını önlemeye yardımcı olurken mimari tasarım ile sürdürülebilirlik hedeflerini bir araya getiriyor. Şişecam ABD’de sadece cam değil, uzun vadeli iş ortaklığı sunuyor Şişecam’ın ABD pazarına yönelik yaklaşımı, ürün tedarikinin ötesine geçerek teknik destek, yerel pazar uzmanlığı, proje danışmanlığı ile büyük ve karmaşık projeler için güvenilir tedarik süreçlerini de kapsıyor. Kalite, maliyet ve zaman yönetimindeki uzmanlığından yararlanan Şişecam, projelerin başarıyla hayata geçirilmesine katkı sağlarken; güven, tedarik sürekliliği temelinde uzun vadeli iş ortaklıkları geliştiriyor. Şişecam Pazarlama Genel Müdür Yardımcısı Yılmaz Erceyes, şirketin ABD pazarındaki hedeflerini şöyle değerlendirdi: “ABD, Şişecam’ın küresel büyüme stratejisinde öncelikli pazarlardan biri. Küresel üretim gücümüzü, yerel pazar ihtiyaçları ve standartlarına ilişkin deneyimimizle birleştirerek müşterilerimize ürün tedarikinin ötesine geçen güvenilir bir iş ortaklığı sunuyoruz. Büyük ve karmaşık projelerdeki deneyimimiz ile kalite, maliyet verimliliği ve teknik danışmanlık alanlarındaki uzmanlığımız, projeleri güven, güvenilirlik ve titizlikle hayata geçirmemize olanak tanıyor. GlassBuild America’da enerji verimli ve sürdürülebilir mimari cam çözümlerimizi sektör profesyonelleriyle buluştururken, ABD’deki mevcut iş ortaklıklarımızı daha da güçlendirdik ve yeni fırsatları değerlendirdik. Önümüzdeki dönemde ABD’deki varlığımızı daha da genişletmeye ve iş ortaklıklarımızı derinleştirmeye devam edeceğiz.” Şişecam, küresel üretim gücünü, mimari cam uzmanlığını ve Ar-Ge yetkinliklerini ABD pazarının artan ihtiyaçlarıyla buluşturarak bölgedeki varlığını güçlendirmeye devam ediyor. Enerji verimliliğini, sürdürülebilirliği ve yüksek performanslı binaları destekleyen çözümler sunan Şişecam, ABD pazarında uzun vadeli değer yaratan ve binaların geleceğine yön veren projelere katkı sunan güçlü bir konumda bulunuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yaşlı Çiftin Yardım Çağrısı Karşılık Buldu, 7 Yıllık Emek Tarlada Kalmadı Haber

Yaşlı Çiftin Yardım Çağrısı Karşılık Buldu, 7 Yıllık Emek Tarlada Kalmadı

Yedi yıldır emek verdikleri lavanta bahçesini sökme kararı alan çiftin yardım çağrısına kayıtsız kalmayan Auran Kozmetik, lavantaların tamamını satın aldı. Marka çalışanları da Karaahmetli köyüne giderek tamamen insan gücüyle gerçekleştirilen hasatta Bozkurt çiftiyle birlikte çalıştı. Toplanan lavantalar kurutularak Auran Kozmetik’in ürün ve hediye gönderimlerinde dekoratif amaçla değerlendirilecek. Kırıkkale’nin Bahşılı ilçesine bağlı Karaahmetli köyünde yaşayan Mehmet ve Zübeyde Bozkurt çifti, yedi yıl önce lavanta yetiştiriciliğine başladı. Büyük emekle oluşturdukları bahçeyi çiçeklenme dönemlerinde ziyaretçilere açan çift, binlerce kişiyi köyde ağırlayarak bölgenin tanıtımına ve kırsal turizmine de katkı sağladı. Bozkurt çiftinin yetiştirdiği lavanta çeşidi, bölgenin toprak yapısına en uygun türlerden biri olmasına rağmen rekoltesi düşük bir çeşit. Çift, elde ettiği ürünü yedi yıl boyunca bölgede bulunan ve kendilerine oldukça yakın konumdaki distilasyon fabrikasında değerlendiriyordu. Üretim miktarı yüksek olmasa da elde edilen gelir, çiftçi ailenin üretimini devam ettirmesine katkı sağlıyordu. Ancak bölgede yaşanan ekonomik sıkıntılar, ürünlerin işlendiği distilasyon fabrikasının kapanmasına neden oldu. Fabrikanın çiftin üretim alanına yakın olması sayesinde taşıma maliyetleri geçmiş yıllarda tolere edilebilir seviyede kalırken, tesisin kapanmasının ardından lavantaların distilasyon için çok daha uzak mesafelerdeki fabrikalara götürülmesi gerekti. Düşük rekolteye bir de uzun mesafeli nakliye ve işleme giderleri eklenince, ortaya çıkan maliyet ürünün ekonomik karşılığının üzerine çıktı. Yedi yıldır sürdürdükleri lavanta üretiminin mevcut koşullarda ekonomik olarak devam ettirilemeyeceğini gören Mehmet ve Zübeyde Bozkurt çifti, bahçelerini sökme kararı aldı. Çiftin yaşadığı durumun kamuoyuna yansıması üzerine Auran Kozmetik devreye girdi. Şirket, Bozkurt çiftinin lavantalarının tamamını satın alarak yedi yıllık emeğin tarlada kalmasının önüne geçti. Auran çalışanları da hasat döneminde Karaahmetli köyüne giderek çiftle birlikte çalıştı. “ÜRÜNÜ DEĞİL, YEDİ YILLIK EMEĞİ SATIN ALDIK” Auran Kozmetik Kurucusu Abdullah Karataş, çiftin yıllardır sürdürdüğü üretimin artan maliyetler nedeniyle sona erme noktasına gelmesinin kendilerini harekete geçirdiğini belirterek şunları söyledi: “Bozkurt çiftinin yedi yıldır emek verdiği lavanta bahçesini, üretim artık ekonomik olarak sürdürülemediği için sökmek zorunda kalacağını öğrendik. Burada aslında ürünün yetişmemesi ya da yanlış bir ürün tercih edilmesi söz konusu değil. Bölgenin toprak yapısına uygun ancak rekoltesi düşük bir lavanta çeşidinden söz ediyoruz. Ürünün yıllardır değerlendirildiği yakın distilasyon tesisinin kapanmasıyla birlikte taşıma ve işleme maliyetleri çiftimizin karşılayabileceği seviyenin üzerine çıkmış. Biz burada üründen önce, o ürünün arkasındaki yedi yıllık emeği gördük. Lavantaların tamamını satın alarak gönderilerimizde dekoratif amaçla değerlendirmeye karar verdik.” Karataş, desteğin satın almayla sınırlı kalmayacağını vurgulayarak şöyle devam etti: “Çiftimizin hasatta da zorlandığını öğrendiğimizde çalışma arkadaşlarımızla birlikte tarlaya indik. Bundan sonraki süreçte de bölgede sürdürülebilir şekilde üretilebilecek, üreticinin emeğinin ekonomik karşılığını alabileceği alternatiflerin değerlendirilmesi konusunda kendilerine destek olmak istiyoruz.” ÇİFTÇİLERE DOĞRU TÜR VE DOĞRU PAZAR ÇAĞRISI Çiftçilere üretim kararı almadan önce uzmanlardan destek almaları çağrısında bulunan Auran Kozmetik Kurucusu Abdullah Karataş, “Bir ürünün yetiştirilebilmesi, o ürünün mutlaka ticari karşılık bulacağı anlamına gelmiyor. Özellikle lavanta gibi tıbbi ve aromatik bitkilerde doğru türün seçilmesi büyük önem taşıyor. Üreticilerimizin ekim öncesinde toprak ve iklim uygunluğunun yanı sıra ürünün hangi sektörde kullanılabileceğini, nerede işleneceğini ve kimlere satılabileceğini de araştırması gerekiyor. İl ve ilçe tarım müdürlüklerinden, üniversitelerden, ziraat mühendislerinden ve sektör temsilcilerinden teknik destek alınması, yıllarca verilen emeğin boşa gitmesini önleyebilir” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Üçay Mühendislik ÜÇAY 360 Franchise Sistemiyle Büyüme Modelini Yeniliyor Haber

Üçay Mühendislik ÜÇAY 360 Franchise Sistemiyle Büyüme Modelini Yeniliyor

Yılın ilk ayında halka arz sürecini başarıyla tamamlayan Üçay Mühendislik; enerji, e-mobilite ve iklimlendirme alanlarındaki faaliyetlerini ÜÇAY 360 Franchise Sistemi ile yeni bir yapıya taşıyor. Şirket, mevcut şubelerinde yürütülen faaliyetleri, franchise iş ortaklarına devretmenin yanı sıra yeni franchise noktaları oluşturarak operasyonel verimliliğini artırmayı, sürdürülebilir kârlılığını güçlendirmeyi ve iş hacmini genişletmeyi hedefliyor. Sistem kapsamında Adapazarı, Antalya, Aydın, Balıkesir, Bolu, Gaziantep, Giresun, Isparta, İstanbul, İzmir, Kocaeli, Konya, Manisa, Mersin, Muğla, Ordu, Samsun, Tekirdağ, Trabzon ve Yalova’da faaliyet gösteren toplam 11 kuruluşla franchise sözleşmesi imzalandı. Böylece ÜÇAY 360 hizmet ağının geniş bir coğrafyada hayata geçirilmesi yönünde önemli bir adım atıldı. Enerji, e-mobilite ve iklimlendirme sektörlerinde faaliyet gösteren Üçay Mühendislik, halka arzın ardından büyüme stratejisinde yeni bir adım atarak ÜÇAY 360 Franchise Sistemi’ni hayata geçirdi. Yeni modelle birlikte şirket, merkezî kurumsal altyapısını franchise iş ortaklarının yerel gücüyle birleştirerek daha ölçeklenebilir ve sürdürülebilir bir büyüme yapısı oluşturmayı hedefliyor. Franchise sisteminin şirketin mevcut operasyonel gücünü daha verimli ve ölçeklenebilir bir yapıya taşıyacağını belirten Üçay Mühendislik İcra Kurulu Başkanı ve CEO’su Turan Şakacı, şunları söyledi: “Üçay Mühendislik için yeni bir büyüme döneminin kapısını araladık” “Halka arzla birlikte Üçay Mühendislik için yeni bir büyüme döneminin kapısını araladık. Şimdi ise bu büyümeyi daha ölçeklenebilir, verimli ve sürdürülebilir bir iş modeliyle desteklemek istiyoruz. ÜÇAY 360, sahip olduğumuz marka gücünü, teknik bilgi birikimimizi, tedarik ve satın alma kabiliyetimizi ve dijital altyapımızı, girişimci iş ortaklarımızın yerel gücüyle bir araya getiren bütünleşik bir iş modelidir. Amacımız yalnızca hizmet noktalarımızın sayısını artırmak değil; ÜÇAY markasının temsil edildiği her noktada aynı kaliteyi, müşteri deneyimini ve teknik yetkinliği sürdürülebilir şekilde sunabilmek.” Mevcut şubeler yeni modelin ilk halkasını oluşturacak İlk aşamada Üçay Mühendislik’in şubeleri aracılığıyla sunduğu enerji, e-mobilite ve iklimlendirme hizmetleri, franchise modeli altında faaliyet gösterecek iş ortaklarına devredilecek. Mevcut ÜÇAY şubeleri ise franchise sisteminin denetimine odaklanacak ve franchise iş ortaklarının yürüteceği görece büyük ölçekli projelere teknik destek sunacak. Daha geniş bir coğrafyada büyüme hedefleniyor İkinci aşamada ise yeni franchise noktalarının sisteme dahil edilmesiyle birlikte ÜÇAY 360 hizmet ağının daha geniş bir coğrafyaya yayılması hedefleniyor. ÜÇAY 360 kapsamında ilk franchise yapılanmalarının hayata geçirildiğini belirten Turan Şakacı, sözlerine şöyle devam etti: 20 şehirde 11 kuruluşla franchise sözleşmesi imzaladı “ÜÇAY 360 franchise sistemi kapsamında Adapazarı, Antalya, Aydın, Balıkesir, Bolu, Gaziantep, Giresun, Isparta, İstanbul, İzmir, Kocaeli, Konya, Manisa, Mersin, Muğla, Ordu, Samsun, Tekirdağ, Trabzon ve Yalova’da faaliyet gösteren toplam 11 kuruluşla franchise sözleşmesi imzaladık. Bu anlaşmalarla birlikte ÜÇAY 360’ın sahadaki ilk yapılanmasını hayata geçirmiş olduk. Önümüzdeki dönemde yeni franchise iş ortaklarımızı sisteme dahil ederek hizmet ağımızı daha geniş bir coğrafyaya taşımayı hedefliyoruz.” Enerji, iklimlendirme ve e-mobilite tek çatı altında ÜÇAY 360’ın merkezinde, müşterilere yalnızca ürün satışı gerçekleştiren bir mağaza yapılanmasından ziyade, farklı ihtiyaçlara yönelik bütünleşik çözümler sunan hizmet noktaları oluşturma hedefi bulunuyor. Sistem kapsamında; iklimlendirme sistemleri, klima ve VRF çözümleri, ısı pompası sistemleri, ısıtma ve kombi ürünleri, yenilenebilir enerji sistemleri, enerji depolama çözümleri, küçük hacimli güneş enerjisi sistemleri, enerji verimliliği uygulamaları, elektrikli araç şarj sistemleri ve altyapısı ile küçük hacimli mekanik tesisat ve bağlantılı teknik çözümler sunulacak. Satış sonrası hizmet ve teknik destek süreçleri de ÜÇAY 360 yapısının önemli bileşenleri arasında yer alıyor. Üçay Mühendislik Hakkında Temelleri 2000 yılında atılan Üçay Mühendislik Enerji ve İklimlendirme Teknolojileri A.Ş., enerji tasarrufu ve sürdürülebilirlik hedefleri doğrultusunda iklimlendirme, elektrik, mekanik, güneş enerjisi sistemleri (GES) ve elektrikli araç (EA) şarj hizmetleri alanlarında faaliyet göstermektedir. Bağlı ortaklığı Elaris ile elektrikli araç şarj ağı işletmeciliği ve elektrikli şarj istasyonu satışı alanlarında da hizmet sunmaktadır. Merkezi İstanbul olan Üçay Mühendislik; Marmara, Ege, Akdeniz, Karadeniz ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki 23 il ve 33 şube ile faaliyetlerine devam etmektedir. Kurulduğu günden bu yana 2 milyondan fazla bireysel ve kurumsal müşteriye mühendislik hizmeti sağlayan şirket, gelişmiş ERP altyapısıyla birbirine entegre çalışan şubeleri aracılığıyla yılda ortalama 30.000 müşteriye hızlı, güvenilir ve kesintisiz hizmet sunmaya devam etmektedir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Casper 105 Servis Noktasıyla Türkiye Genelinde Hizmet Veriyor Haber

Casper 105 Servis Noktasıyla Türkiye Genelinde Hizmet Veriyor

Casper, Türkiye genelinde 105 servis noktasıyla satış sonrası teknik destek hizmeti verirken, 11 yıldır 8 ilde uyguladığı “1 Saatte Servis” modeli kapsamında belirli bakım ve onarım işlemlerini bir saatten kısa sürede tamamlıyor. Şirketin satış sonrası hizmetleri arasında Jet Servis, Turbo Servis, uzaktan destek ve yerinde servis seçenekleri de yer alıyor. Teknoloji ürünlerinde işlemci, ekran, depolama kapasitesi, tasarım ve fiyat satın alma kararının temel kriterleri arasında yer alıyor. Cihazların günlük ve profesyonel yaşamda kullanım alanının genişlemesiyle birlikte, arıza veya bakım durumunda teknik desteğe erişim ve cihazın yeniden kullanılabilir hale gelme süresi de kullanıcı deneyiminde önem kazanıyor. Satış sonrası hizmetlerin teknoloji seçiminde öne çıkan başlıklardan biri haline geldiğini aktaran Casper Pazarlama ve Operasyondan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Feray Karaman; “Bilgisayar ve tabletlerin iş, eğitim ve günlük yaşamda daha yoğun kullanılması, teknik desteğe hızlı erişimin önemini de artırıyor. Türkiye genelindeki 105 servis noktamızın yanı sıra 8 ilde 11 yıldır sürdürdüğümüz 1 Saatte Servis hizmetiyle kullanıcıların teknik desteğe erişim süresini kısaltmaya odaklanıyoruz” dedi. 7 bin 983 cihaz 60 dakikadan kısa sürede teslim edildi Casper’ın 11 yıldır 8 ilde sunduğu 1 Saatte Servis hizmeti, koşulları uygun cihazlarda arıza tespiti, onarım ve test süreçlerinin bir saat içinde tamamlanmasını hedefliyor. Servise ulaşan cihazlarda öncelikle sorunun niteliği belirleniyor; ardından ilgili uzman ve iş istasyonu atanarak teknik süreç başlatılıyor. Geçmiş servis kayıtları ve dijital teknik yönlendirmelerden yararlanan ekipler, gerekli parçanın servis noktasında hazır bulunması halinde onarım işlemine doğrudan geçebiliyor. Sürecin sonunda gerçekleştirilen testlerle cihazın yeniden kullanıma hazır hale getirilmesi amaçlanıyor. İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Adana, Antalya, Konya ve Eskişehir’de sunulan hizmet kapsamında Haziran 2025-Haziran 2026 döneminde 7.983 cihaz 60 dakika dolmadan kullanıcıya teslim edildi. Aynı dönemde zaman hedefini karşılama oranı yüzde 93 olurken, ortalama onarım süresi 35-48 dakika arasında gerçekleşti. 4.108 dizüstü bilgisayar, 1.821 tablet, 1.324 akıllı telefon, 380 masaüstü bilgisayar ve 350 monitör bir saatten kısa sürede tamamlanan işlemler arasında yer aldı. Farklı ürün gruplarında 1 Saatte Servis imkanı 1 Saatte Servis hizmetinden Casper logolu dizüstü ve masaüstü bilgisayarlar, tabletler, akıllı telefonlar, monitörler ve All-in-One bilgisayarlar yararlanabiliyor. Garanti süresi sona eren cihazlarda onarım işlemi ücretlendirilebilse de 1 Saatte Servis hizmeti için ayrıca ücret alınmıyor. Ağır fiziksel hasar veya uzun süreli teknik test gerektiren işlemlerde ise servis süresi 60 dakikayı aşabiliyor; bu durumlarda tahmini süre ve oluşabilecek maliyet işlem öncesinde kullanıcıyla paylaşılıyor. Hızlı servis süreci, onarım işleminin yanı sıra kapsamlı bir teknik ekip ve parça planlamasına dayanıyor. Servis noktalarında talep olasılığına göre oluşturulan parça stokları, ihtiyaç duyulan bileşenin hazır bulunması halinde işleme doğrudan geçilmesini sağlıyor. Onarım sonrasında gerçekleştirilen testlerle cihazların teslim öncesindeki teknik kontrolleri tamamlanıyor. Servis ağı adresten alım ve teslim seçenekleriyle genişliyor Casper’ın Türkiye genelindeki 105 servis noktasından oluşan ağı, kullanıcıların teknik desteğe farklı kanallardan ulaşabilmesini sağlıyor. En yakın servis noktasına çağrı merkezi ve Casper’ın destek sayfası üzerinden ulaşılabilirken, cihazını servis noktasına götürmek istemeyen kullanıcılar için adresten alım seçenekleri de bulunuyor. Türkiye genelinde sunulan ücretsiz JET Servis kapsamında cihaz, kargo kuryesi aracılığıyla kullanıcının evinden veya iş yerinden alınarak teknik servise ulaştırılıyor ve işlemler tamamlandıktan sonra aynı adrese teslim ediliyor. İstanbul ve Ankara’nın belirli bölgelerinde sunulan ücretli TURBO Servis ise adresten alım ve teslim sürecini moto kurye aracılığıyla gerçekleştiriyor. Böylece servis ağı, fiziksel noktalara erişimin yanında farklı teslim seçenekleriyle de tamamlanıyor. Casper servislerinde başarılı onarım oranı yüzde 98’in üzerinde Casper’ın paylaştığı verilere göre onarılan cihazların yüzde 98,5’i ilk 60 gün içerisinde aynı arıza nedeniyle yeniden servise gelmiyor. Şirketin Haziran 2026 verilerinde bilgisayar kategorisindeki başarılı onarım oranı yüzde 98,28, genel başarılı onarım oranı ise yüzde 98,33 seviyesinde bulunuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yiyecek İçecek Üretiminde Esnekliği ve Verimliliği Destekleyen Otomasyon Yaklaşımı Haber

Yiyecek İçecek Üretiminde Esnekliği ve Verimliliği Destekleyen Otomasyon Yaklaşımı

Yiyecek İçecek sektöründe tüketici beklentilerinin çeşitlenmesi, üretim hatlarında daha sık ürün ve format değişimini beraberinde getiriyor. Aynı hatta farklı ambalaj tiplerinin işlenebilmesi, hızlı reçete geçişleri, yüksek hijyen standartları ve üretim sürekliliği öncelikli ihtiyaç haline geliyor. Mitsubishi Electric, geliştirdiği otomasyon çözümleriyle Yiyecek İçecek sektörünün bu değişen ihtiyaçlarına yanıt verirken, makine üreticilerine farklı uygulamalarda aynı otomasyon mimarisiyle çalışma imkânı sunuyor. Aynı otomasyon mimarisi farklı üretim uygulamalarında kullanılabiliyor Yiyecek içecek üreticileri, aynı üretim hattında farklı ürün ve ambalaj formatlarını kısa sürelerde değiştirebilmeyi bekliyor. Ancak format değişimlerinin uzun sürmesi hem üretim planlamasını zorlaştırıyor hem de verimlilik üzerinde doğrudan etkili oluyor. Mitsubishi Electric'in reçete tabanlı kontrol yaklaşımı, farklı ürün senaryolarının tek sistem üzerinden kolaylıkla yönetilmesine olanak tanıyor. Böylece farklı gramajlar, ambalaj tipleri ve ürün çeşitleri arasında kısa sürede geçiş yapılabiliyor. Üretim hatlarının değişen taleplere hızlı uyum sağlaması destekleniyor ve duruş sürelerinin azaltılmasına da katkı sunuluyor. Mitsubishi Electric, süt ürünlerinden içecek üretimine kadar farklı yiyecek içecek uygulamalarında kendi otomasyon bileşenleriyle aynı otomasyon mimarisinin kullanılmasına imkân tanıyor. Böylece mevcut mühendislik deneyimi farklı projelerde de değerlendirilebiliyor, uygulamalar ihtiyaçlara göre ölçeklenebilir bir yapıyla geliştirilebiliyor. Tek tedarikçi yaklaşımı proje yönetimini kolaylaştırıyor Otomasyon projelerinde PLC, servo sistemleri, HMI, sürücüler ve endüstriyel robotlar gibi farklı bileşenlerin farklı üreticilerden temin edilmesi entegrasyon süreçlerini karmaşık hale getirebiliyor. Teknik destek süreçlerinde farklı tedarikçiler arasında koordinasyon sağlanması da proje sürelerini etkileyebiliyor. Mitsubishi Electric ise otomasyon bileşenlerini tek tedarikçi yaklaşımıyla sunuyor. Aynı otomasyon mimarisi üzerinde geliştirilen çözümler sayesinde sistem bileşenleri arasındaki koordinasyon desteklenirken, proje yönetimi ve teknik destek süreçlerinde tek iletişim noktasıyla etkin bir çalışma yapısı oluşturulabiliyor. Üretim tesislerinde devreye alma sürecinin uzaması, plansız duruşlar ve bakım operasyonları işletmeler açısından önemli maliyetler oluşturabiliyor. Bunun yanında gıda güvenliği ve izlenebilirlik gereklilikleri de otomasyon sistemlerinden kapsamlı yetkinlikler beklenmesine neden oluyor. Mitsubishi Electric'in otomasyon çözümleri hızlı devreye alma özellikleri, uzaktan teşhis ve destek imkânları ile kestirimci bakım yaklaşımı sayesinde üretim süreçlerinin etkin bir şekilde yönetilmesine katkı sağlıyor. Değişen sektör ihtiyaçlarına hızlı yanıt verebilmesini amaçlayan Mitsubishi Electric, yiyecek içecek sektörüne yönelik otomasyon yaklaşımıyla mühendislik süreçlerini kolaylaştırırken, esnek, ölçeklenebilir ve sürdürülebilir üretim sistemlerinin geliştirilmesine katkı sunmayı sürdürüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.